FANDOM


Kalem Hakka

2010 Kur'an Yılında Mersin Yenişehir Kaymakamlığı İlçe Müftülüğünün Dünyanın En Kapsamlı Kur'an Portali Projesidir.

Mearic
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
Fransızca [1]
İngilizce Meali Pickthall)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
Au nom d'Allah, le Tout Miséricordieux, le Très Miséricordieux.
In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful
O Hâkka
L'inévitable [l'Heure qui montre la vérité]
The Reality
Ne Hâkka?
Qu'est-ce que l'inévitable?
What is the Reality
Ve ne bildirdi sana dirayetle? Nedir o Hâkka?
Et qui te dira ce que c'est que l'inévitable?
Ah, what will convey unto thee what the reality is!
İnanmadı Semud-ü Âd o karıaya
Les Thamûd et les 'Aad avaient traité de mensonge le cataclysme.
(The tribes of) Thamud and Aad disbelieved in the judgment to come.
Amma Semud ihlâk ediliverdiler o tâgıye ile
Quant aux Thamûd, ils furent détruits par le [bruit] excessivement fort.
As for Thamud, they were destroyed by the lightning.
Ve amma Âd onlar da ihlâk ediliverdiler bir sarsar rüzgârı, azgın bir fırtına ile
Et quant aux 'Aad, ils furent détruits par un vent mugissant et furieux
And as for Aad, they were destroyed by a fierce roaring wind,
[[سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ]]
müsellat etmişti Allah onun üzerlerine yedi gece sekiz gün husûm halinde: köklerini kesmek üzere müstemirren. Bir de görürsün ki o kavmı o müddet zarfında yıkıla kalmışlar. Ve sanki içleri kof hurma kütükleri imişler
qu'[Allah] déchaîna contre eux pendant sept nuits et huit jours consécutifs; tu voyais alors les gens renversés par terre comme des souches de palmiers évidées.
Which He imposed on them for seven long nights and eight long days so that
Bak şimdi görebilirmisin onlardan bir bekıyye
En vois-tu le moindre vestige?
Canst thou (O Muhammad) see any remnant of them?
Firavin de geldi, ondan evvelkiler de, mü'tefikeler de hep o hatâ ile
Pharaon et ceux qui vécurent avant lui ainsi que les Villes renversées, commirent des fautes.
And Pharaoh and those before him, and the communities that were destroyed,
Hep rablarının Resulüne âsî oldular o da onları alıverdi mütezayid bir tutuş (kahir bir kabza) ile
Ils désobéirent au Messager de leur Seigneur. Celui-ci donc, les saisit d'une façon irrésistible.
And they disobeyed the messenger of their Lord, therefor did He grip them
Halbuki biz o su tuğyan ettiği vakıt sizi akan gemide taşıdık
C'est Nous qui, quand l'eau déborda, vous avons chargés sur l'Arche
Lo! when the waters rose, We carried you upon the ship
Onu sizlere bir anid yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye
afin d'en faire pour vous un rappel que toute oreille fidèle conserve.
That We might make it a memorial for you, and that remembering ears (that
Çünkü sur üfürülüp de bir tek nefha
Puis, quand d'un seul souffle, on soufflera dans la Trompe,
And when the trumpet shall sound one blast
O yer ve dağlar yükletilip arkasından da bir çarpılış çarpıldılar mı bir daf'a
et que la terre et les montagnes seront soulevées puis tassées d'un seul coup;
And the earth with the mountains shall be lifted up and crushed with one
İşte o gün o vâkıa vukua gelmiştir
ce jour-là alors, l'Evénement se produira,
Then, on that day will the Event befall.
Ve Semâ yarılmış o da o gün sarkmıştır,
et le ciel se fendra et sera fragile, ce jour-là.
And the heaven will split asunder, for that day it will be frail.
öyle ki melekler, kenarları üzerindedir ve üstlerinde o gün rabbının Arşını sekiz hâmil olur
Et sur ses côtés [se tiendront] les Anges, tandis que huit, ce jour-là, porteront au-dessus d'eux le Trône de ton Seigneur.
And the angels will be on the sides thereof, and eight will uphold the Th
O gün arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz
Ce jour-là vous serez exposés; et rien de vous ne sera caché.
On that day ye will be exposed; not a secret of you will be hidden.
İşte o vakıt kitabına sağıyle irdirilmiş olan kimse der ki: ha alın okuyun kitabımı
Quant à celui à qui on aura remis le Livre en sa main droite, il dira: «Tenez! lisez mon livre.
Then, as for him who is given his record in his right hand, he will say:
Çünkü ben sezmiştim ki ben kavuşacağım hisabıma
J'étais sûr d'y trouver mon compte».
Surely I knew that I should have to meet my reckoning.
Artık o, hoşnud bir hayatta
Il jouira d'une vie agréable:
Then he will be in blissful state
Yüksek bir Cennettedir
dans un Jardin haut placé
In a high Garden
Divşirimleri yakında
dont les fruits sont à portée de la main.
Whereof the clusters are in easy reach.
Yeyin için afiyet olsun, takdim ettiklerinize mukabil geçmiş günlerde
«Mangez et buvez agréablement pour ce que vous avez avancé dans les jours passés».
(And it will be said unto those therein): Eat and drink at ease for that
Amma kitabına soliyle irdirilmiş olan da der ki: eyvah keşke erdirilmese idim kitabıma
Quant à celui à qui on aura remis le Livre en sa main gauche, il dira: «Hélas pour moi! J'aurai souhaité qu'on ne m'ait pas remis mon livre,
But as for him who is given his record in his left hand, he will say: Oh,
Ve vâkıf olmasa idim ne imiş? Hisabıma
et ne pas avoir connu mon compte...
And knew not what my reckoning!
nolurdu iş bitiren olaydı o ölüm
Hélas, comme j'aurai souhaité que [ma première mort] fût la définitive.
Oh, would that it had been death!
Hiç bir şey'e yaramadı benden yana malım
Ma fortune ne m'a servi à rien.
My wealth hath not availed me,
Mahv oldu benden saltanat-ü sâmanım
Mon autorité est anéantie et m'a quitté!»
My power hath gone from me.
Tutun onu hemen bağlayın onu
«Saisissez-le! Puis, mettez-lui un carcan;
(It will be said): Take him and fetter him
Sonra ancak Cahîme yaslayın onu
ensuite, brûlez-le dans la Fournaise;
And then expose him to hell fire
Sonra bir zincirde, ki boyu yetmiş arşın, yollayın onu
puis, liez-le avec une chaîne de soixante-dix coudées,
And then insert him in a chain whereof the length is seventy cubits.
Çünkü o Allahu azîmüşşana inanmıyordu
car il ne croyait pas en Allah, le Très Grand.
Lo! he used not to believe in Allah the Tremendous,
Ve fukaranın yiyeceğine hiç bakmıyordu
et n'incitait pas à nourrir le pauvre.
And urged not on the feeding of the wretched,
bu gün de ona yok kanı sıcak bir hısım
Il n'a pour lui ici, aujourd'hui, point d'ami chaleureux [pour le protéger],
Therefor hath he no lover here this day,
Ne de bir taam, bir «gıslîn» den başka
ni d'autre nourriture que du pus,
Nor any food save filth
Ki onu kimse yemez hatâkâr canîlerden başka.
que seuls les fautifs mangeront».
Which none but sinners eat.
Artık yok, kasem ederimki gördüklerinize
Mais non... Je jure par ce que vous voyez,
But nay! I swear by all that ye see
Ve görmediklerinize
ainsi que par ce que vous ne voyez pas,
And all that ye see not
O hiç şübhesiz kerîm bir Resulün getirdiği sözdür
que ceci [le Coran] est la parole d'un noble Messager,
That it is indeed the speech of an illustrious messenger.
Ve o bir şâir sözü değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz
et que ce n'est pas la parole d'un poète; mais vous ne croyez que très peu,
It is not poet's speech little is it that ye believe!
bir kâhin sözü de değildir, siz pek az düşünüyorsunuz
ni la parole d'un devin, mais vous vous rappelez bien peu.
Nor diviner's speech little is it that ye remember!
O rabbül'âlemînden bir tenzildir
C'est une révélation du Seigneur de l'Univers.
It is a revelation from the Lord of the Worlds.
O bize isnaden ba'zı lâflar uydurmağa kalkışsaydı
Et s'il avait forgé quelques paroles qu'ils Nous avait attribuées,
And if he had invented false sayings concerning Us,
Elbette biz onu ondan dolayı yemîniyle yakalar (kuvvetle tutar hıncını alır) dık
Nous l'aurions saisi de la main droite,
We assuredly had taken him by the right hand
Sonra da ondan vetînini (iliğini) geser atardık
ensuite, Nous lui aurions tranché l'aorte.
And then severed his life artery,
O vakıt sizden hiç biriniz ona siper de olamazdınız
Et nul d'entre vous n'aurait pu lui servir de rempart.
And not one of you could have held Us off from him.
Ve o hiç şüphesiz unutulmıyacak bir öğüddür korunacaklar için
C'est en vérité un rappel pour les pieux.
And lo! it is a warrant unto those who ward off (evil).
Bununla beraber biz biliyoruzki sizden inanmıyanlar var
Et Nous savons qu'il y a parmi vous qui le traitent de menteur;
And lo! We know that some among you will deny (it).
Ve her halde o, kâfirler üzerinde bir hasrettir
mais en vérité, ce sera un sujet de regret pour les mécréants,
And lo! it is indeed an anguish for the disbelievers.
Ve o hiç şübhesiz hakkulyakîndir
c'est là la véritable certitude.
And lo! it is absolute truth.
haydi tesbih et rabbının azîm ismiyle
Glorifie donc le nom de ton Seigneur, le Très Grand!
So glorify the name of thy Tremendous Lord.
Hakka Suresi/NAKİLLER - Hakka Tefsiri/Hak Dini Kur'an Dili
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


Sure Formülleri