FANDOM


Sonra Serdarın fermânı ile bütün çadır ve yükler, Hanya kalesinin doğu batı ve güney taraflarına top atımı uzak olarak kuruldu. Dört tarafa karakollar tayin olundu. Bütün mirimiran ve askerler, âyân, müslüman askerler yük ve çadırları ve eşyaları ile tayin olunduğu yerlerde durdular. Taraf taraf çavuşlar tenbih edüp, bütün gaaziler yıkandılr.herkes birbirile helâllaşıp evvelâyeniçeri ocağı, aydınlık günde Metrise «Sipere» girdiler. Ertesi gün sabahleyin deniz gibi askerle küme küme süslü ve silahlı müslüman askerleri ile büyük kumandan Yusuf Paşa kale altından yere batası kâfirlere karşı Düşmana rağmen bir büyük alay teşkil etmişlerdir ki, yeri cehennem olası bütün kafirler korku içinde Osman oğlundan susmuş ve şaşırmış kaldılar.Oradan büyük kumandan eski kanun üzerine otağına indiği saat bütün beldar,kırk bin kadar kazma ve kürekle gelip, yedi koldan sıçan yollarına başlandı yedi koldan Hanya kalesini kuşattılar.Evvalâ kalenin güneyinde yeniçeri kethüdâsı kolonu Yusuf Paşa girdi.Doğu tarafında gümüş tabyasına bütün Cezayirli asker metrise girdi.Batı tarafında olan tabya tarafında Halep eyâletine mutasarrıf olan paşa üç oda ve zemberekçibaşı ile metrise girdi.Sözün kısası,yedi koldan onyedi kat bütün Müslüman gâzileri metrise girip her taraftan göz açtırmayıp,günden güne metrislere yürümekte asla kusur edilmediyse de İskendervâri dört köşe duvar halinde sağlam bir kale olduğundan iş gecikiyordu Kuzey tarafı liman olduğundan o taraftan metrise girmek mümkün değildi..Bildirildiği gibi ancak karada doğu,batı,güney taraflarından metrise girildi.Melûn ve dinsiz kâfirler Kıbrıs gazasından beri Âli Osman ile cenk ve kavga eylememiş olmakla askeri dinç, cephanesi, diğer mühimmatı ve askerleri çoktu. Yedi gün yedi gece dakika kaçırmadan kırk bin top, nice kere yüzbin tüfek, nice bin kazan kumbara atardı. Kaleyi, asılı meşalelerle aydınlatırdı. Yedi gün içinde yedi bin adam şehitlik şerbetini içti. Şehitlerin eşyası beytülmâle teslim olundu.

Amma Allaha hamdolsun müslüman gaziler bundan zerre kadar korkmayıp, vakar sâhibi serdarın teşfiki ile işe ehemmiyet verip, metrisleri ilerletmekteydiler. Bu gayretle onuncu günü hendek kenarına varıldı. Yedi koldan balyemez toplar kalede delikler açardı. Amma kalenin zerre kadar haberi olmazdı. Güya bir Demâvent dağı gibi idi. Bu hâl üzere yirmi gün yirmi gece cenk olundu. Melûn kâfirler topa tutulmuş maymun gibi yeni yeni uykudan uyanıp, kudurmuş yılana dönmüştü. Hile, şeytanlık, ateş oyunları ile müslüman gazileri kebab ederdi. İslâm askeri bu hile ve melûnluklarına bakmayıp, günden güne fedakârlıklarını arttırırlardı. Şam, Maraş, Karaman, Trabzon eyaletleri kum tabya tarafından toprak sürmeye memur olup dağlar gibi toprak gelirken, kötü hareketli kafirler kale içinden el kumbarası, kazan kumbarası ile tımar erbabını yakıp yandırdı. Nihayet toprak sürmek mümkün olmayıp , taraf taraf lağımlara başlandı. Kalenin batı tarafından ,ki Nazarte tarafıdır, üç ağızlı bir lağım atılıp, kalenin yetmiş arşın kadar yeri havaya uçuruldu. Ve üzerinde olan kafirler fitneci karga gökyüzüne uçup, cehennemin Veyl deresine (1) gittiler.

Yerleri cehennem olası kafirler bu lağım fendini görüp, derhal kale içinde hendek altından geçip korkunç bir lağım, kuvvetli bir hile yapmıştır ki, sürülen topraklar ikiyüz kadar adamın gökyüzüne uçurup, bir saat toprak tozuyla islam askeri karanlık içinde kaldılar. Nice adamlar yer altında nam ve nişanı olmadan kefensiz ve mezarsız gömülü kaldılar. Müslüman gaziler bu hale dahi bakmayıp birbirlerini cenge teşvik ederek bu yolda ölmeyi şeref sayarlardı. İslam askerinin o kadar gözleri kızdı ki kalenin delinen yerlerinden içeri girip kelleler, diller esirler getirmeye başladılar.

Hemen serdar hazretleri kelle getirene elli altın, dil getirene yüz altın bağışlamaya başladı. Bunu gören müslüman gaziler can ve gönülden can baş vurup, birkaç kere ta kale içinden kelle ve dil getirdiler. Bir kere generalin oğlunu bile yakalayıp bağlayarak Serdarın huzuruna getirdiler. Ama o gün küffar kudurdular. Haylı cenk edip nihayetsiz yiğitleri şehit ettiler. Bundan başka gece gündüz görülmemiş ateş oyunları yaparlardı. Kafirlerden biri ip cambazlığı ederek inip büyük kumandanın huzuruna geldi :

Sultanım eğer kale içindeki benim evimi coluk ve çocuğumu bana ihsan edersen sana mücdem vardır.

dedi.Serdar :

Arzın her ne ise Muhammed dini hakkı için sana ihsan edip, bütün reayaya seni zabit tayin ederim. Bütün salma vergilerden seni ve evladını affederim.

diye yemin edip, kafirin gerdanına bir aman mendili bağladı.

Keferenin bütün ricası kabul olununca, Sultanım, kafirler içerde iki fırka oldular. Rumalar, kalede kırılmaktan ise, Osmanlıya teslim olup, haraç verir reaya olalım diyorlardı. Venedikliler ise Yok! elbette imdadımız gelinceye kadar cenk ederiz. Hepimiz kırılırız, yine kaleyi teslim etmeyiz! diyorlar. İmdatlarınma gelmek ihtimali de fazladır. Bir çoğu top, tüfek ve lağımdan helak oldular. Mevcutları da, liman tarafı emin olduğu için oraya toplandılar. Şimdi tedarik odur ki, liman tarafına karşı dışarıda bir tabya yapıp on parça balyamez top ile kalenin liman tarafını dövesiz ve içeri Rum mahallesine birkaç ok ile gönül alıcı kağıtları atasız. İnşallah böyle yaparsınız kalenin fethi mümkün ola... diye hak yüzünden birçok şeyler söyledi.

Birkaç ok ile Rum mahallesine Rumca yazılı kağıtlar atıldı. O gece içerden on adet Rum Bulgari çıkıp müslüman oldu. İsimlerini kendi istekleri ile Burmalı Falan, Burmalı Sinan gibi tuhaf isimlere çevirdiler. Serdar bunların yalan sözlerine asla güvenmeyip, günden güne göz açtırmayıp, kaleyi döverdi. Kalenin doğu tarafında Cezayirli kaolunda limana karşı büyük bir tabya yapmayı uygun görüp bir gecede büyük bir tabya yapıldı. On parça balyemez topla kale içindeki büyük saraylara, emindir diye liman kenarında oturan kafirlere öyle top gülleleri vuruldu ki kale içinden kopan feryat ve figanlar göklere ulaştı. O gün bütün donanmayı hümayun gemilerine, derya beylerine, Cezayirlilere Deniz yüzünde gafil bulunmayıp, muhafazaya gayret etsinler. Oniki parça mavnalar ile kalenin liman tarafını durmadan dövsünler diye büyük kumandan tarafından emirler gitti. Onlar da kale limanını dövmeye başlayınca kale içinden öyle bir feryat koptu ki evvelki ah ve inlemelerden ziyadeydi. Fakat denizden atılan topların gülleleri çok defa bizim askere isabet ettiğinden donanma topçubaşısına, atmaması için başka emirler gitti. Fakat yine bu arada inatçı ve küffar inadında ısrar edip, nice hayinlik ile ateş etmekte devam etti.Günden güne yüz ikiyüz adam şehit olurdu. Bu kuşatmada olan olayları tafsilatıyla yazsak ayrı bir kitap olur. Onun için kısaltarak bildirmekteyim. En nihayet hilekar kafirler kale bedenleri üzerine çıkıp gördüler ki, kırkbin eli kılıçlı, kalkanlı serden geçti Osmanlı bahadırı hazır... Cenk devam ettikçe usanıp aciz kalacakları, yerde, gayret ve himmetleri eskisinin beş misli, belki nisbet kabul etmez derecede artıyor, kafirler islam askerinin bu derece yiğitlik, heybet ve cesaretlerini görünce hemen kale bedenlerinin üzerine beyaz bayrakları diktiler ! Aman, aman...Ey Osmanoğullarının seçkinleri: diye feryat ettiler. Feryatları dikkate alınmadı. Kale daha ziyade topla dövüldü. Kumbara, kurşun , lağım ile sıkıştırmaya başladılar. Kalenin yıkılan bazı yerlerinden rehin olarak birkaç kumandan çıkıp on gün mühlet istediler.

Serdar Kumandan Sabahleyin çıkarsınız, yoksa hepinizi kılıçtan geçiririz. diye cevap verdi. Gelenlerin birkaçı da kaleye gidip, İş imkansızdır. Türkler yürüyüş edip, kırsalar gerek. Hemen can ve başımız, aile ve yoldaşımız sağ salim çıkalım... diye kale halkını kandırdılar. Kale bedenlerini bayraklarla süsleyip birçok güvenilir adamları rehin suretiyle dışarı çıktılar. O saat aman ile bütün yeniçeri, sipahi, cebeci ocakları pürsilah kale bedenlerine yürüyüp, bütün top ve cephaneleri ellerine geçirdiler. O gece, kuşatılmış olanlar gemilerine binip, ada ada barınacak yer aramaya koyuldular. O gün burç ve duvarlar üzerinde ezanı Muhammedi okunup bütün gaziler metrislerine çıkarak kalenin kapı ve duvarları üzerine kat kat dizildiler. Bir kere gülbanki Muhammedi, bir yaylım top, tüfek şenlikleri oldu. Üç gün üç gece donanmayı Hümayunun top ve tüfek sesinden yer ve gök, o sınırsız deniz çoşup taştı. Kuşatılmış olanlar da gemileri ile Hanya´nın doğu tarafındaki Suda kalesine, Retmo, Apokorne, Kandiye taraflarına gitmişlerdi. Hanya Generali olacak melun bu şenliği, Muhammed ezanlarını işitip, çan çalınan yerlerin üzerinde haç yerine yeşil Peygamber aleminin (sancağının) dikildiğini görünce Bu hali görmemek yeğdir. diye parmağı ile kendi gözünü çıkardı. Hemen acele donanmayı Hümayun limana girip, ısfaça oldu. Diğer şayka ve karamürsellerle cephane gemilerine destur verildi. İstanbul tarafına müjdeciler gitti. Diğer memleket beyleri yetmiş yedi parça baştarda kadırgaları ile elli parça Cezayir, Tunus, Trablus gemilerinde lenger atıp yattılar. Gemilerde olan mühimmat ve ayakları bağlı forsalar gemilerden çıkarıldı. Deniz kenarına büyük sanatkarane yapılmış toplar konup, nice büyük tabyalar yapıldı. Etraf kirpi gibi toplarla süslenip kalenin evvela hendeklerini sürülen dağlar gibi topraklarını deniz gibi islam askerini, Berdar, baltacılar, kabul, forsa, ayağıbalılar ile döküp, üç gün üç gecede hendekleri pisliklerinden, metrisleri, sıçan yollarını engellerden temizlediler. Kalenin delinen yerlerini yeniden yapıp, bütün askerler yerli yerine konuldu. Kale evvelkinden bin kat ziyade sağlamlaşıp kiliseler müslüman mabedi olarak Cenabı hakkın tecelliyatına mazhar olmaya başladı. İlk Cuma namazı Sultan İbrahim camiide kılınıp, bütün gaziler bu mubarek fetihde olduklarından dolayı Allaha hamd ettiler. Hakir, gazanın dokuzuncu gazamız olduğundan daha ziyade cenabıhakka yüzümü dönerek hamd ve sana eyledim. Birinci gazamız Azak gazasıydı, aradaki yedi gazamızda Kırım, Leh, Moskof, Kazak ve diğerleridir. Kalenin tamirine başlanarak herkes elinden geldiği kadar dükkanlarını süsledi. Karanlık gecelerde herkes ev ve dükkanlarını meşalelerle bezeyip, kalenin içi müslüman gazilerle doldu. Rum reayasına limanin sol tarafında yer verilip, tamamen rahatları temin edilerek haraç verir oldular. Beş vakit namazdan sonra yetmiş koldan cenk şarkıları çalınıp, gülbangi Muhammediler çekilir, üçer yaylım top ve tüfekler atılıp, gürültüsü göklere çıkardı.


Fetih tarihi: ``Kuvvet-i Bazuyi Sultaniyle alındı Girit 1056´´


Bu mubarek fethin altınca günü kafirler Venedik donanması ile altı parça Malta, altı parça Düka, altı parça. Papa gemileri ve diğer yüz parça gemiler yedi başlı ejder gibi kaleye imdatçı geldiler. Gördüler ki kalenin limanı Osmanlı donanmasıyla doludur, liman önünde bütün derya beyleri, Cezayirliler hazır dururlar... Kalenin kapı ve duvarı islam bayraklarıyla süslenmiş, burç ve duvarları müsülaman gazilerle dolmuş, çan yerleri minare olmuş, her minare Peygamber sancağı ile süslenmiş, kapı, baca islam askerleriyle dolmuş... Bu hali görünce ödleri kopu öle yazıp Elveda ey Hanya elveda diye ah ve inlemelerle ümitsiz ve birşey elde edemeden Suda limanına gittiler. Fakat kaçarlarken Cezayirlilerden güzel bir avanta darbesi de yediler. Beride müslüman gazileri, kalenin fethinden ibaret olan arzlarına nail oldular. İbrahim Çelebi kalyonu ile giden kızlarağası, bütün mahbuplar, mahbube cariyeleri, kıymetli mücevher eşyaları ile, küheylan atları alıp, mülkü emlak sahibi oldu (1) Bu gaza doğrusu Bağdat ve Azak gazalarından üstündür. Fakat o gazalara müellifler hakkiye ehemmiyet vermişler. Ama bunu yazan hakirin o kadara iktidarı yoktur. Sonra Serdarı Muazzam Yusuf Paşa Girit adasında ve etrafta olan dokuz kadar büyük, meşhur şehirlere, Isfakya dağlarında olan reaya ve bereyaya vergi vermeyenlere her ocaktan güvenilir tama sahibi olmayan, garazsız, namuslu adamlar ile islamiyet mektupları gönderdi ki içinde şunlar yazılıydı.

Elbette gelip, haraç vermeyi kabul edip, kalelerin anahtarını islam padişahına teslim etmelisiniz. Yine evlat ve iyalizin mallarınızla yerlerinde oturup rahatça devletin devamına dua etmelisiniz ve illa buna razı olmayanın, bütün mallarını yağma, evlat ve iyallerini esir ederek kendilerini kılıçtan geçirmek kararındayız.

Yedi günde Hanya kalesinin çevresinde olan üçyüz parça köy, patrik ve keşişleri, paha biçilmez hediyeleriyle gelip, itaat edip boyun eğdiler. Geride kalan kafirler baş eğmediklerinden bütün eyalet vezirleri ve mirmiranlara takip edilmeleri ferman olundu. Allahın azameti, yetmiş koldan yetmiş seksen bin müslüman gazileri kol kol bu yediyüz yetmiş millik ada içine dağılıp, birçoğu ganimet malına, nice gülam ve cariyelere nail oldu. Bu kar ve ganimetleri, bu sevinç ve şenlikleri gören birçok garipler orada yerleşip kaldı. Velhasıl Küçük Hasan Paşa onyedi mirmiranları, yetmiş adet alay beyleri, bütün zeamet ve tımar sahipleri ile Hanya kalesinde alıkonulup, yirmi yedi oda ile yeniçeri kethüdası, on oda topçu, on oda cebeci, dört aşağı bölük, Mısır askeri, hasılı yetmiş yedibin asker muhafazacı kaldı. Kale içinde sağ, sol, batı hisar kaldı. Kırk parça yarar bey gemileri karşı Menekşeden zahire geçirmeye memur oldu. Elli parça Hanya gemileri de yüzer yiğit ile bırakıldı. Büyük kumandan, Padişah müsahibi Hırvat Yusuf Paşa, bütün kalede kalan vezirler, ayan ve büyükler ile vedalaşıp donanmayı hümayun ile İstanbul´a yöneldi. Uğurlu gün ve deniz yüzünde ikiyüz parça açılmış yelken bayı tarafındaki Çuka adaları önünden geçti. Oradan altmış altı milde Mora yarımadası burnunda Manya kafirlerinin oturdukları yere varıp, yağma olundu. Oradan yine Manya burnunda Güllü kalesine gelindi. Kaposita burnu geçildi. Menekşe kalesinden geçilerek Anapoli Limanında demir atıldı. Orada üç gün beklenip, dördüncü gün konuşularak Venediğin İstendil adasının yağma edilmesi münasip görülüp göç boruları çalındı. Anapoli limanından dışarı çıkınca İstanbul tarafından Gazan mubarek olsun diye hattı şerif, padişah hilatı ve mücevher hançer geldi. Devlet katıma gelesin, diye padişah fermanı geldi. O gün güzel bir gün olup, İstendil adası yağma olunduysa da pek az mal elde edildi. Bu adanın kalesi göklere ulaşıp, sarp, sağlam olup, iki adet sığınılacak liman vardır. O saatte göç topları atılıp, Lodos rüzgarı ile on günde nice yerlere uğrayarak Kız Kalesine varıldı. İlimni Limni kale ve adasına oradan tekrar Midilliye, oradan tekrar Bozcaadaya varıldı. Adı geçen bu kaleleri görüp, tamirleri için eyalet paşaları ile biner adam muhafazacı konup, bütün cephaneleri mükemmel bir şekilde tertip olundu. Oradan da uygun bir hava ile iki gün iki gecede İstanbul'a yakın Kızıl adalara demir atıldı. Üçüncü günde muzaffer olarak Sarayburnuna varılıp, hilatlar giydirilerek, padişahın duası ile memnun edildi ve adı Hanya Fatihi Yusuf Paşa kaldı. Kendisine hesapsız mal ihsan olundu. Allaha hamdolsun bu hakir, riyasız Evliya öyle bir büyük gazada bulunarak selametle ve ganimet olarak yurdumuza geldim. Muhterem babam ve annemle müşerref olup, mubarek ellerini öptüm.

Babam Kemali hasretle : Berhudar ol, oğul! Yerimize Girit fethinde bulundun. Bizi varmaya muhtaç etmedin. dedi.

Hakir dedim : Benim pederim. Aziz sultanım! Siz şimdiden geri ihtiyar oldunuz. Süleyman Han zamanından beri yetmiş gazada bulundunuz. Bu ciğerköşenize hemen hayır dua edin. Daha nice gazalarda bulunup, cenabı şerefinize sevap kazanırımdiyerek tekrar mubarek elini öptüm. Kendisi memnun olarak şu tuhaf hikayeyi anlatmaya başladı.

Garip ve Acayip Hikayesi: Ey oğul! Bu hikayeyi can kulağıyla dinle ki ilahi kubbede örtülü olan sırlardandır. Bak bu Girit adasının fethine Sultan Ahmed (1.Ahmed) asrında ne yüzle başlandı? Bütün bilginler ve eyi kişiler ne yüzden hayır dualar etti? Evvela Sultan Ahmed Han asrında senin dünyaya geldiğin sene at meydanında yedi adet vezir ve büyüklerin sarayları yıkılıp yerlerine Sultan Ahmed camiinin temeline başlandı. Kırkar ellişer zira çukurlar kazılıp ızgara temeline başlanarak, tam bir senede esas bina yeryüzü ile beraber oldu. Bütün halk, iyi kişiler, yıldız ilminden haberdar müneccimler, vakit bildiren aletler ve kıblenümarlar ile (Kıbleyi, güneye gösteren alet) gelip, evvela dua okunarak bin adet kurban kesildi ve mihrap yerine konuldu. Kalender Paşa temele mutemet ve nazir olup, Kara Sünbül Ali efendi, tamel katibi ve kadısı oldu. Üstadımız evliya efendi temel imamı olup, şeyh Üsküdarlı Kutupların kutbu Mahmut Efendi temel şeyhi, Mahmud Çelebi, Kara Mahmud ağa ve daha diğer kırk kadar güzel sesli kimseler temel müezzinleri tayin olundu. Her gün binanın tamamlanmasına gayret sarfedilmekte... bir gün merhum Sultan Ahmed han camiin bahçesi olacak yerde, Koca Mehmed Paşanın sarayı yerinde nakışlı bir köşk idi, bir çadır kurdurup bütün vezirler, vükela, bilginler ve salih kişileri toplayıp, öyle bir büyük ziyafet oldu ki bu büyük nimet Sultan Ahmed Hanın sünnet düğününde olmadı. Bütün Allah adamları yemekten sonra dua edip herkes yurduna gitti. Merhum Sultan Ahmed´in çadırı içinde Üsküdarlı Mahmud Efendi, Evliya Efendi,Kara Sünbül Ali Efendi, Cerrah Seyhi İbrahim Efendi, Hanendeler sultanı müship Derviş Ömer Gülşeni, Ben hakir Padişah huzurunda diz kurup oturduk. Sultan Ahmed Han hepimize hitaben dedi ki :

İnşallah bu cami tamamlanıp, aydınlık bir mabed olur. Hüda tamamlanmasını nasip eyleye ama bu camiye büyük evkaf lazımdır. dedi.

Hemen hazır olanlardan Evliya Efendi ve Üsküdarlı Mahmud Efendi buyurdular ki :

Padişahım gazaya niyet ettim deyip bir ülkeyi feth edin. Onun bütün imaretlerini, cizye gelirlerini, bu mübarek caminize vakfedin. Büyük atalarınızdan Süleyman Han, toprağı temiz olsun, bizzat kendileri Malta, Rodos, İstanköy, Hereke, Sömbeki adalarını fethederek hepsini camiine vakfeyledi. Hala büyük mütelliliktir. Bütün büyük atalarınızın evkafından Süleyman Han evkafı daha sağlam ve kavidir. Ne olsaydı padişahım, siz de Akdeniz´deki Girit adasını Venedik kafirleri elinden alıp, İstanbul´dan Mısır´a giden tüccar ve ziyaretçileri ve müslüman hacılarının geçidini kafir gemilerinden temizleyeydiniz! Hemen cerrah Şeyhi İbrahim Efendi, Üsküdarlı Mahmud Efendi bu temiz niyet için Alllah rızası için fatiha dediler. Hazır olanlar seb´ül mesaniyi Fatiha okuyup ellerini yüzlerine sürdüler. İnşallah duamız kabul olmuştur. Er ve geç bu ada fethedilir. Hemen adanın fetih sebeblerini iyice çalışmak gerekir dediler. Buna cevap olarak Sutan Ahmed Han, (Allah rahmet eylesin ) : Ama efendiler! Bizim Venedik kafiri ile barışıklığımız vardır. Barışa aykırı bir iş işlemek Peygamber sünnetine layık değildir. Hangi bahane ile ahtimizi bozalım. Bilhassa hala Anadolu eyaletlerinde Kara Yazıcı, Arap Said, Kelenderoğlu, Cennetoğlu gibi Celaliler kavi düşmanlarımızdır. Derdlerinden usandığımız için deniz gibi asker ile serdar-ı mükerrem Murad Paşa alalım onları ortadan kaldırmakla meşguldür. Nasıl sefer açalım da Girit adasını feth edelim? diye buyurdukda Evliya Efendi : Padişahım, üçüncü serdarın bütün celalileri fetheder. Onikinci gün padişaha müjde gelir. O celalilerin devam ve sebatları yoktur. Sel suyu gibi geçicidir. Serdar Murad Paşa, onların leşlerini kuyulara doldurup, adını tarihlere Kuyucu Murad Paşa diye yazdırır diye keşfetti.

Hakkikatte de Murad Paşa bütün celalileri Halep ve Kilis altında kılıçtan geçirip, leşlerini kuyuya doldurduğu mucizesi Sultan Ahmed´e gelince padişahın gönlü ferahlayı candan zevklendi. Hemen o saat Üsküdarlı Mahmud Efendi padişaha Gazan mubarek olsun :

Rakibin biri öldü, biri kaldı

Yazık ki öleceği diri kaldı.

İmdi padişahım! geçen günlerdeki konuşmamız üzere, Allaha şükür celali kırıldı. Girit adası gazasına gayret edip, evvela Venedik devleti başkanına inanılır bir elçiye mektup göndererek Girit adasını isteyelim. Görelim ne zuhur eder? Deyince Mahmud Efendinin bu çeşit nasihat kılıklı teşvikinden Sultan Ahmed Han memnun olup, derhal yazılır.Kurt Çavuş adında güzel konuşur bir kimseye mektuplarla hediyeler verilip, yedi günde Ilgar ile Bosno´ya, oradan iki günde Venedik´e elindeki Zara kalesine gönderilir. Orada gemi ile karşı Venedik´e geçer. Bir gün karantinada yatıp ertesi gün büyük alay ile Venedik kralı olan Pençprim ile buluşup, divanlarında padişah mektubu okunur. Yazılanlar anlaşılınca hep birlikte Ne ola, Girit adasını Al-i Osman istemiş... Verelim, başımız üstüne, deyip, karşılık bir mektup yazarak Elçiye hayli riayet ederler. Kurt Çavuş´u İstanbul tarafına gönderdiler. Dokuzuncu gün Kurt Çvuş kurt gibi çıkagelir. Padişah divanında nameleri (Mektupları) Sultan Ahmed Han´ın mübarek eline sunar. Yer öper. Orada mektubu tercüman okuyunca yine Üsküdarlı Mahmud Efendi, Evliya Efendi, Sünbül Ali Efendi, Şeyhülislam Efendi, müteber İbrahim Efendi, Doğan Efendi, mesnevi şarihi Mevlevi İsmail Efendi, Kasımpaşa mevlavihanesi şeyhi Apdi Efendi, Derviş Ömer Gülşeni, Güzelce Gülabi Ağa, Kuzu Ali Ağa, Abdi Ağa bu hakir hazır idik. Mektubu okudular ki şöyle yazılmıştı: Osmanoğullarının güzidesi onaltıncı şanı büyük padişah, Allah devletini kıyamete kadar devam ettirsin, Mekke, Medine, Kudüs, Arap, Irak´ı, Acem Irak´ı ve Acem Padişahı Sultan Ahmed Han padişahımız, cenabıhak mübarek vücudunuzu hatalardan muhafaza edip, devletinizin kudretini devamlı eyle. Bizcileyin aşağı Pençprimden Girit adasını istemişsiniz. Altı kere yüzbin reayası ile yetmişaltı parça kalesinle senevi yedi Mısır hazinesi hasıl olur. Yediyüzyetmiş parça köyüyle, yedi adet altın, gümüş ve diğer madenleriyle yediyüz yetmiş mil muhitindeki Girit adamız ki, hükümdarların hasret çektiğidir, onu size verelim. Üsküdarlı Mahmut Efendi Bu niyete fatiha deyip, mecliste hazır olanların hepsi ve bütün halk fatihayı şerifi okuyup, gülbangi Muhammedi çekildi. Ey oğul! Bu ilahi sırları Sultan Ahmed huzurunda Üsküdarlı Mahmut Efendi ve diğer büyük velilerle gördük. Gece gündüz beklerdik ki, acaba bu Girit Adası ne vakit zuhur edecek? Allaha hamdolsun koca Sultan İbrahim Han, çocukluğunda babası huzurunda Girit´in fethini üzerine alıp, sözünü yerine getirmek üzere adayı Yusuf Paşa eliyle fethetti. Babası yanında kardeşleriyle oynarken herbirine birer top vurup yıktığı da, onlar ölünce hilafet makamının kendine ve kendi evladına ve evladının evladına kalacağına işaret olacaktır. Allaha hamdolsun bu çok kusurlu hakir baban, Girit adası fethinde bulunmayı dua ederken sen benim diğer köşem olduğundan benim yerime gaza edip Giritte, Hanya fethinde bulundun. İnşallah ileride tamamının fethinde de bulunursun. Oğul, hateala sana sıhhat ve selamet vere... İşte Girid´in önce fetih duasını babamız dergah-ı Ali başkuyumcubaşısı padişah müsahibi Derviş Mehmed Zilli böyle hikaye etti. (Allah rahmet eyleye...) Gerçi Hanya fethinin daha nice bin tarihi vardır. Ama bilgisi az kusuru çok, hakir, anlatma hususunda marifet göstermeyi söz ebeliği yapmayı arzu etmeyip, İnsanlar aklının yettiği kadar konuşur anlamınca şöyle böyle sade bir lisanla o kadar yazarak yetindim, vesselam. Yine bu sene civan kapıcıbaşı Mehmed Paşa Sadrazamlıktan azledilerek Girit adasına başkumandan yapıldı. Defterdar Salih Paşa Sadrazam oldu. Evvela kardeşi Murtaza Paşaya vezirlik ve tuğra ile Budin eyaletini ihsan etti. Yine o hafta kendi hazinedarlığından çıkma İbrahim Çelebiye vezirlikle cennet gibi mamur olan Bağdat eyaleti ihsan olundu. Yine o senin Recep ayında Salih Paşanın Efendisi oğlu Çelebi Mehmed Paşa, ki sarhoşluğundan asılan Defterdarzade Mehmed Paşadır nice divan mansıblarını zapdedip silahtar ağası iken Salih Paşa kendisine vezirlikle yeniçeri ağalığını verdi. Kabul etmediğinden tuğra ile serdar-ı muazzamolup, Erzurum eyaletine nail oldu. Bu hakir Evliya dahi Erzurum gömrüğüne kitap, müezzinbaşı ve müsahip oldum. Adı geçen kadirbilir, tatlıdilli, ahlaklı, iyi, yiğit,her fende meharetli, şair bir değerli paşa, güzel konuşan bir insan,reyinde isabet eden bir kimseydi. Allaha hamdolsun malımızdan fazla ihsanlar ile nasiplenip muradımıza erip çadırımız ve yüklerimizle Erzurum seyahatine hazır olduk.

O gün İbrahim Han huzurunda Padişah hilatı ile şereflendirildik. Paşa yer öpünce İbrahim Han Lala! Bu mübarek yazıma göre hareket edip, Kızılbaşın isyan ve taşkınlığı olursa, tuğra çekmeye salahiyetli vezirimsin. Ta Revan altına varıncaya kadar bütün Anadolu eyaletlerinin islam askerleri senin fermanın altındadır deyip, değeri yüksek paşaya elile hattı şerif verip, beş kese altın yol parası, elli kadar katır, elli kadar deve, bir otağ çadır ile iki kat samur hilat ihsan buyurdu. İbrahim Hanın bu şekilde hayır duasını aldıkta sonra Sarayburnundan Üsküdar´a geçilip, Ağaçayırı denilen yerde çadır ve yüklerimizle beklenildi. O gün hünkar silahşörlerinden Çerkez Terzi Mustafa Ağa müsellim olup, Erzuruma ılgar ile Malatyalı Silahşör Süleyman Paşa üzerine gitti. Tedbir sahibi Paşa Üsküdar´da beklerken Padişah fermanı ile hazinedarı Ulaatlı Çelebi´yi azlederek yerine kendi akrabalarından Ali Ağayı hazinedar yaptı. Tam bir hafta Üsküdar´da bekleyerek tedarik görmeye koyulduk.


(1) Cehennem´de bir vadinin adı. (1) Kızlarağası daha evvel ölmüştü.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.