FANDOM


Hidayet, İslam dini terimi. Hidayet Bakara Suresinin 120 inci ayeti kerimesine göre Allah'a ulaşmaktır.

BAKARA-120:inne hudallahi huvel huda(muhakkak ki Allah'a ulaşmak var ya,işte o hidayettir)

Hidayet Doğruluk. İslâmlık. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek. Dalâletten ve bâtıl yoldan uzaklaşmak.

HİDAYET Doğruluk. İslâmlık. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek. Dalâletten ve bâtıl yoldan uzaklaşmak.

HİDAYET-EDÂ f. Hidayete sebeb olan. Hidayet verici.

SIRAT-I MUSTAKÎM

İnişi ve yokuşu olmayan, dümdüz, işlek, açık, doğru ve büyük yola /caddeye denir. İstiâre-i temsiliye ile emir ve yasaklarında, helal ve haramlarında, hüküm, öğüt ve tavsiyelerinde en doğru olan İslâm Dinine de sırat-ı müstakîm denmiştir.

Tarîk, sebîl ve sırat kelimeleri yol demektir. Ancak genel olarak yola, tarîk; işlek yola sebîl; işlek, doğru, büyük ve açık yola ise sırat denir. Bu doğru yolun diğer isimleri rüşd, hüdâ, minhâc, şeriat, sünnet ve dindir. Sebîl, tarîk, sırat ve din kelimeleri Kur'ân'da müstakîm, rüşd, kıyem ve sevâ kelimeleriyle nitelenmiştir.

Kur'ân'da "Sırat-ı müstekîm";

"Sırâtullah", Allah'ın yolu (İbrahim,14/1),

"Sebîlüllah", Allah'ın yolu (Bakara, 2/154),

"Sırâtü'l-Hamîd", Hamîd olan Allah'ın yolu (Hac, 22/24),

"Sırâtı'l-azîzi'l-hamîd", Azîz ve Hamîd Allah'ın yolu (İbrahim, 14/1),

"Sırâtı's-Seviyyi", doğru yol, (Tâ-hâ, 20/135),

"Sebîlür-rüşd", doğru yol (A'râf, 7/46),

"Sebîlü'r-raşâd", doğru yol (Mümin, 40/29),

"Sebîlü Rabbike", Rabbinin yolu (Nahl, 16/125),

"Sevâü's-sebîl", doğru yol (Mâide 5/12),

"Sevâü's-Sırât", doğru yol (Sâd, 38/22),

"Tarîk-ı müstakîm", dosdoğru yol (Ahkâf, 46/30) ve "kendilerine nimet verilenlerin yolu" (Fâtiha, 1/7) kavramlarıyla da ifade edilmiştir.

Doğru yolun zıddı olarak Kur'ân'da;

"Sebîlü't-tâğût", tağut yolu (Nisâ, 4/76),

"Sebîli'l-mücrimîn", mücrimlerin yolu (Mâide, 5/55),

"Sebîli'l-müfsidin", bozguncuların yolu (A'râf, 7/142),

"Sebîlü'l-ğay", sapıklık yolu, eğri yol (A'râf, 7/146),

"Sırâtü'l-cahîm", cehennem yolu (Saffât, 37/23),

"Tarîk-ı cehennem", cehennem yolu (Nisâ, 4/169),

"Sebîlü'llezîne lâya'lemûn", bilmeyenlerin yolu (Yûnus, 10/87) ve

"Ğayri sebîli'l-müminîn", müminlerin yolundan başka yol (Nisâ, 4/115) tabirleri kullanılmıştır.


Sırâtı Müstakîm, bütün peygamberlerin insanlara tebliğ ettikleri Allah yolunun, bir tek Allah'ı kabul esasına dayalı tevhîd dininin en bariz niteliğidir; bütün peygamberlerin, sâlih, sâdık, muttakî ve Allah'ın hidâyete erdirdiği insanların izlediği yoldur.

Kur'ân'da; Allah'ın (Hûd, 11/56), Hz. Muhammed (a.s.)'in (Zuhrûf, 43/43) diğer Peygamberlerin (En'âm, 6/87), îmân edip sâlih amel işleyen (Hac, 22/23), Kur'ân'a sarılan (Âl-i İmrân, 3/101) ve adaletle emreden (Nahl, 16/76) müminlerin doğru yolda oldukları; Allah'ın (Hac, 22/54), Peygamberin (Şura, 42/52-53) ve Kur'ân'ın (Ahkâf, 46/30, İsra, 17/9). insanları doğru yola ilettikleri bildirilmiştir.

Gerçekte insanları hidâyete, doğru yola götüren Allah'tır. Ancak Allah, peygamberini insanları doğru yola çağırması için, Kur'an'ı da doğru yola iletmede rehber olması için göndermiştir.

Doğruyu bulmak isteyen kimse, kendine Kur'ân'ı rehber, Peygamberi (a.s.) önder edinerek, îmân edip sâlih ameller işlemesi gerekir. (İ.K.)

Sırat-ı Müstakim En doğru yol, İslâmiyet yolu. Hak yolu. Allah'ın râzı olduğu en doğru yol. Peygamberlerin, evliya ve sâlihlerin, sıddıkinlerin gittikleri meslek. (Sırat-ı müstakim, şecâat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ve adâlete işârettir. Şöyle ki: Tegayyür, inkılâb ve felâketlere ma'ruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdâs edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi: Menfaatleri cezb ve celb için kuvve-i şeheviye-i behimiye. İkincisi: Zararlı şeyleri def' için kuvve-i sebuiyye-i gadabiyye. Üçüncüsü: Nef' ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.Lâkin insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmiş ise de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan bu kuvvetlerin her birisi, tefrit, vasat, ifrat nâmiyle üç mertebeye ayrılırlar. Meselâ: Kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi, humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi, fücurdur ki; nâmusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki, helâline şehveti var, harama yoktur.İhtar: Kuvve-i şeheviyenin; yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.Ve keza kuvve-i gadabiyyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki, korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi, tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiç bir şeyden korkmaz. Bütün istibdatlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattır ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.Ve keza kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi, gabavettir ki, hiç bir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi, cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur. Vasat mertebesi ise; hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, ictinab eder... Hülâsa: Şu dokuz mertebenin altısı zulümdür, üçü adl ve adalettir. Sırat-ı müstakimden murad, şu üç mertebedir. İ.İ.)


Edit

Lupa Özel ad Edit

Ico libri Anlamlar

[1] [[{{{2}}}#|{{{2}}}]] Kuran'a göre Allah'a kulluğun en doğru yolu

Nuvola apps bookcase Köken

[1] Nuvola apps bookcase Köken

Books-aj.svg aj ashton 01f Kaynaklar

Hadî Birinci. Mazluma yardım eden. Deveyi şarkı söyleyerek süren. Hâdî Hidayete ermiş. Mürşid. Rehber, delil. Hidayet yolunu gösteren. Hidayete, doğruluğa eriştiren. Önde giden. Hadi' Hileci, aldatıcı. Bozuk, fena.

HÂDÎ

Doğru yolu göstermek, irşâd etmek, doğru yola gitmek anlamındaki "h-d-y" kökünden türeyen hâdî (çoğulu hüdât), yol gösteren, rehber, mürşit demektir. Allah'ın sıfatı olarak hâdî; lütfu ile kullarına hidâyet eden, kurtuluşa götüren ve doğru yolu gösteren demektir.

Allah'ın insanlara hidâyeti 4 şekilde olur: a) Her mükellef insana akıl, kabiliyet, anlayış ve zarurî bilgiler vermesiyle: "(Musa), `Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren sonra ona doğru yolu gösterendir,' dedi. (hedâ)" (Tâ-hâ, 20/50) âyetinde geçen "hidâyet" bu anlamdadır. b) Gönderdiği peygamberler ve indirdiği kitaplar vasıtasıyla insanlara doğru yolu göstermesiyle: "Onları (peygamberleri) emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık..." (Enbiyâ, 21/73) âyetinde geçen "hidâyet" bu anlamdadır. c) Doğru yola gelmek isteyeni bu isteğinde muvaffak kılmasıyla: "Hidâyete erenlere gelince Allah onların hidâyetlerini arttırmış ve onlara takvalarını vermiştir." (Muhammed, 47/17), "...Kim Allah'a îman ederse, Allah onun kalbine hidâyet eder..." (Teğâbün, 64/11) âyetlerindeki "hidâyet" bu anlamdadır. d) Âhirette cennete koymasıyla: "Onlara (Allah yolunda savaşanlara) hidâyet edecek ve durumlarını düzeltecek, onları (dünyada iken) kendilerine tarif ettiği cennete sokacaktır." (Muhammed, 47/5-6), "(Cennet halkı)... lütfedip bizi buraya getiren (hedana) Allah'a hamd olsun, Allah bize hidâyet etmeseydi biz hidâyete eremezdik... (derler)" (A'râf, 7/43) âyetlerindeki "hidâyet" bu anlamdadır.

Bu dört hidâyet sırasıyla birbirine bağlıdır; birincisi olmadan ikincisi, ikincisi olmadan üçüncüsü, üçüncüsü olmadan da dördüncüsü hasıl olmaz. Dördüncü varsa ilk üçü, üçüncü varsa ilk ikisi önceden var demektir.

Gerçek anlamda hâdî Allah'tır. Mecâzî anlamda insan için de hâdî denilmiştir. Kur'ân'da "hâdî" ismi özellikle Peygamberler ve Allah için kullanılmıştır. "Her toplumun bir hâdî'si vardır." (Ra'd, 13/7)

Allah'ın sıfatı olarak hâdî iki âyette geçmiştir: "...Gerçekten Allah, îman eden kimseleri doğru yola mutlaka iletendir." (hâdî) (Hac, 22/54); "Yol gösterici (hâdî) ve yardım edici (nasîr) olarak Allah yeter." (Furkân, 25/31).

Allah'ın hidâyet etmesi Kur'ân'da daha çok "hedâ-yehdî" fiiliyle ifâde edilmiştir. "Allah kime hidâyet ederse doğru yolu bulan odur..." gerçeği birçok âyette vurgulanmıştır (bk. A'râf, 7/178; İsrâ, 17/97; Kehf, 18/17); "Allah kime doğru yolu gösterirse artık onu saptıran olmaz..." (Zümer, 39/37). Allah, kimi de saptırırsa onun için doğru yolu gösteren, (A'râf, 7/186), dost, mürşid (Kehf, 18/17) ve yardımcı (Nahl, 16/37) yoktur. "Allah, dilediğini doğru yola iletir..." (Bakara, 2/213), "dilediğini de sapıtır..." (İbrahim, 14/4).

Allah'ın hidâyeti veya saptırması keyfi değil bir bilgiye, hikmete ve insanların davranışlarına göredir. Çünkü Allah âdildir, zâlim değildir. Kur'ân'da kimlere hidâyet ettiğini, kimlere etmediğini bildirmiştir. Mesela fâsıklara, zalimlere, kâfirlere (Bakara, 2/26, 258, 264), yalancı nankörlere (Zümer, 39/3), müşriklere (Mü'min, 40/28) hidâyet etmez. Ancak "kendisine yönelenlere hidâyet eder." (Ra'd, 13/27). Allah, yolundan sapanı da hidâyete ereni de bilir (Nahl, 16/125). (İ.K.)


Edit

Lupa Özel ad Edit

Ico libri Anlamlar

[1] [[{{{2}}}#|{{{2}}}]] Kuran'a göre Allah'a kulluğun en doğru yolu

Nuvola apps bookcase Köken

[1] Nuvola apps bookcase Köken

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin düzenlenmesinde yararlanılan kaynaklar">Books-aj.svg aj ashton 01f Kaynaklar

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Doğru yol, hak olan Müslümanlık yolu

Nuvola apps bookcase Köken

[1] (Arapça)


Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] doğru yol,hak olan müslümanlık yolu

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddeyle ilgili deyimleşmiş sözler">Crystal Clear app Login Manager Deyimler

[1]hidayete ermek

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin düzenlenmesinde yararlanılan kaynaklar">Books-aj.svg aj ashton 01f Kaynaklar

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.