FANDOM


Hutbe Nedir?

Cuma ve Bayram günlerinde camilere gelen müminleri, dinî konularda aydınlatmak üzere hatibin yaptığı konuşmadır.

Hatibin minberdeki görevi, peygamber görevinin bir devamıdır. Peygamberimizin minberdeki sesini günümüze kadar hatipler taşıyagelmiştir. Bu cihetle hatiplerin sorumluluğu ve görevlerinin kudsiyeti tartışılamaz derecede yüksektir. Peygamber arzusuna uyulan hutbelerle peygambere itaat, peygamber arzusuna uyulmayan hutbelerle peygambere ihanet edilmiş olunur.

Hutbe; farzdır. Cuma ve bayram namazlarının şartlarından biridir. ALLAH’a hamd; Resulüne salât ve şehadet; Mü’minlere, nasihat ve duadan ibaret olan bir zikirdir.

Cuma hutbeleriEdit

Ana SayfaİçerikİletişimAra

kuran ı kerim » Kuran-ı Kerim  » Hizipler » 06. cüz 4. hizip Maide

06. cüz 4. hizip Maide

 5.   MÂİDE SÛRESİ      المائدة بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ 51-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızül yehude ven nesara evliya'* ba'duhüm evliyaü ba'd* ve men yetevellehüm minküm feinnehu minhüm* innAllahe la yehdil kavmez zalimiyn; Ey iman edenler... Yahudileri ve Hristiyanları hâmi - dostlar edinmeyin... Onlar birbirlerinin dostu - hâmisidirler... Sizden kim onları hâmi - dost edinirse, muhakkak ki o da, onlardandır... Muhakkak ki Allâh zâlimler topluluğuna hidâyet etmez (nefsine zulmedenlere hakikati yaşatmaz)! Ey iman edenler!.. Yahudileri ve Hristiyanları evliya (sohbet dostları) edinmeyin... Onlar birbirlerinin evliyasıdır... Sizden kim onları veli edinirse, muhakkak ki o onlardandır... Muhakkak ki Allah zalimler topluluğunu (Zatına) hidayet etmez. فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ 52-) Feteralleziyne fiy kulubihim meredun yüsariune fiyhim yekulune nahşa en tusıybena dairetün, feasAllahu en ye'tiye Bil fethı ev emrin min ındiHİ feyusbihu alâ ma eserru fiy enfüsihim nadimiyn; Sağlıklı düşünemeyenlerin (münafıkların), "Olayların akışının bizim aleyhimize dönmesinden korkuyoruz" diyerek, onların (Yahudi ve Nasaranın) arasına süratle daldıklarını görürsün... Umulur ki Allâh, açıklık veya (HÛ) indînden bir hüküm getirir de, (onlar) içlerinde sakladıklarından (nifaktan) pişmanlık duyarlar.

Kalblerinde hastalık olanların, “Daire’nin (zafer yerine mağlubiyetin, refah yerine sıkıntı ve darlığın) bize isabet etmesinden korkuyoruz” diyerek onların (yahudi ve nasara’nın) arasına süratle daldıklarını görürsün... Umulur ki Allah, (B sırrınca) feth olarak gelir (fethi getirir) veya (kendi, HU) indinden bir Emr getirir de (onlar) enfüslerinde/içlerinde sırladıkları (sakladıkları) üzerine nadim olurlar. وَيَقُولُ الَّذِينَ ءَامَنُوا أَهَؤُلَاءِ الَّذِينَ أَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ إِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فَأَصْبَحُوا خَاسِرِينَ 53-) Ve yekulüllezine amenu ehaülailleziyne aksemu Billahi cehde eymanihim innehüm lemeaküm* habitat a'malühüm feasbehu hasiriyn; İman edenler derler ki: "Sizinle beraber olduklarına, bütün güçleriyle Allâh adına yemin edenler bunlar mı?" Yaptıkları boşa gitmiştir; hüsrana uğrayanlar olmuşlardır. İman edenler derler ki: “Yeminlerinin cehdi ile (tam güçleriyle, yeminde mubalağa yaparak), kesin olarak sizinle beraber olduklarına, (B sırrınca) Allah’a kasem edenler bunlar mı?”... Amelleri boşa gitmiştir (onların), hüsrana uğrayanlar olmuşlardır. يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَائِ 54-) Ya eyyühelleziyne amenu men yertedde minküm an diynihı fesevfe ye'tillahu Bi kavmin yuhıbbuhüm ve yuhıbbuneHU ezilletin alel mu’miniyne e’ızzetin alel kafiriyn* yücahidune fiy sebiylillâhi ve la yehafune levmete laim* zalike fadlullahi yü’tıyhi men yeşa'* vAllahu Vasiun ‘Aliym; Ey iman edenler... Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allâh (onun yerine) öyle bir topluluk getirir ki, (O) onları sever, (onlar da) O'nu severler... İman edenlere karşı alçak gönüllü, hakikati inkâr edenlere karşı onurludurlar. (Onlar) hiçbir kınayanın kınamasından korkmaksızın, Allâh uğruna mücahede ederler... Bu Allâh'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir... Allâh Vasi'dir, Aliym'dir. Ey iman edenler!.. Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah (B sırrınca, fıtratları müsayit) öyle bir kavim getirecek ki (O) onları sever, (onlar da) O’nu (Allah’ı) severler... (O kavim) mü’minlere karşı zelil/yumuşak kafirlere (gerçeği reddedenlere) karşı izzetli/şiddetlidirler... (Onlar) hiç bir levm edenin levmetmesinden korkmaksızın Allah yolunda mücahade ederler... Bu Allah’ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir... Allah Vasi’dir, Aliym’dir. إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ 55-) İnnema Veliyyükümullahu ve RasûluHU velleziyne amenülleziyne yukıymunes Salate ve yü'tunez Zekate ve hüm rakiun; Sizin Veliyy'niz sadece Allâh'tır, "HÛ"nun Rasûlüdür ve (şu) iman edenlerdir ki, onlar salâtı ikame ederler ve rükû hâlinde zekâtı verirler. Sizin Veliy’niz ancak Allah’dır, O’nun Rasûlü’dür ve (şu) iman edenlerdir ki, onlar salat’ı ikame ederler ve rüku’ halinde zekatı verirler. وَمَنْ يَتَوَلَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا فَإِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ 56-) Ve men yetevelellahe ve RasûleHU velleziyne amenu feinne hızbAllahi hümül ğalibun; Kim Allâh'ı, "HÛ"nun Rasûlünü ve iman edenleri velî edinir ise, (bilsin ki) muhakkak Allâh taraftarları, galip gelecek olanların ta kendileridir! Kim Allah’ı, O’nun Rasûlü’nü ve iman edenleri Veliy edinir ise, (bilsin ki) muhakkak ki Hizbullah (Allah taraftarı, Allah ehli) galip geleceklerin ta kendileridir. يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاءَ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ 57-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızülleziynettehazu diyneküm hüzüven ve leıben minelleziyne utül Kitabe min kabliküm vel küffare evliya'* vettekullahe in küntüm mu’miniyn; Ey iman edenler... Sizden önce kendilerine hakikat bilgisi verilenlerin, dininizi alay, eğlence konusu edinenlerini ve hakikati inkâr edenleri velîler edinmeyin! Eğer iman ehliyseniz Allâh'tan korunun! Ey iman edenler!.. Sizden önce kendilerine Kitab verilenlerden dininizi alay/eğlence ve oyun edinenleri (dinlerini ciddiye alıp uygulayarak amacına ermeyenleri) ve küffarı (kafirleri; Sistem’den ve hakikatlerinden perdeli kalanları) evliya edinmeyin (onlardan Veliy olmaz)... Eğer mü’minler iseniz Allah’dan ittika edin. وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ 58-) Ve iza nadeytüm iles Salatittehazuha hüzüven ve leıben zâlike Bi ennehüm kavmün la ya'kılun; Salât için ezan okuduğunuzda, ezanı alay ve eğlence edindiler... Bu, onların aklını kullanamayan bir güruh olmalarından ötürüdür. Salat’a nida edip çağırdığınızda, onu alay ve eğlence edindiler... Bu (B sırrınca) onların akletmeyen bir kavim olmalarından ötürüdür. قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّا إِلَّا أَنْ ءَامَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلُ وَأَنَّ أَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ 59-) Kul ya ehlel Kitabi hel tenkımune minna illâ en amenna Billahi ve ma ünzile ileyna ve ma ünzile min kablü, ve enne eksereküm fasikun; De ki: "Ey hakikat bilgisi verilmiş olanlar, yalnızca hakikatimiz olan Allâh'a, bize inzâl olunana ve daha önce inzâl olunana iman ettiğimiz için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Sizin ekseriyetiniz, yoldan çıkmışlardır!" De ki: “Ey Ehl-i Kitab!.. Yalnızca (B sırrıyla) Allah’a, bize inzal olunana ve daha önce inzal olunana iman ettiğimiz için mi bizden hoşlanmıyorsunuz?.. Sizin ekseriyyetinizi fasıklardır”. قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللَّهِ مَنْ لَعَنَهُ اللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ أُولَئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَأَضَلُّ عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ 60-) Kul hel ünebbiüküm Bi şerrin min zâlike mesubeten indAllah* men leanehullahu ve ğadıbe aleyhi ve ceale minhümül kıradete vel hanaziyre ve abedet tağut* ülaike şerrun mekanen ve edallü an sevais sebiyl; De ki: "Allâh indînde, yapageldiklerinin karşılığı ne kadar kötüdür, bu konuda size haber vereyim mi? Allâh'ın lânetlediği ve gazap ettiğidir o kimse! (Allâh) onları maymunlar (düşünmeden taklitle yaşayanlar), domuzlar (şehevî zevkleri için yaşayanlar) ve tağuta (şeytana - vehmine - dürtülerine) tâbi olarak yaşayanlar hâline dönüştürmüştür! İşte bunlardır mekânı en kötü olanlar ve yolun ortasından sapanlar! De ki: “(Ey Ehl-i Kitab!..) Allah indinde yeri/mesabesi bundan daha şerrini/kötüsünü (B sırrınca) size haber vereyim mi?.. Allah’ın la’netlediği ve ğadap ettiğidir o kimse... (Allah) bunlardan maymunlar, domuzlar ve tağut’a (tapınılan nesne) kulluk yapanlar oluşturmuştur... İşte bunlardır yer bakımından daha şerli ve yolun denge noktasından daha sapkın olanlar”. وَإِذَا جَاءُوكُمْ قَالُوا ءَامَنَّا وَقَدْ دَخَلُوا بِالْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِهِ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ 61-) Ve iza cauküm kalu amenna ve kad dehalu Bil küfri ve hüm kad harecu Bih* vAllahu a'lemü Bi ma kânu yektümun; Size geldiklerinde "İman ettik" dediler... Gerçekte ise (yanınıza) inkârla girip, yine onunla çıkmışlardır... Allâh gizlemekte olduklarını, yaptıklarını yaratan olarak daha iyi bilir. Size geldiklerinde “iman ettik” dediler... Gerçekte ise (yanınıza B sırrınca) küfürle girip, yine onunla (küfürle) çıkmışlardır... Allah gizlemekte olduklarını (B sırrınca) daha iyi bilir. وَتَرَى كَثِيرًا مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

62-) Ve tera kesiyren minhüm yüsariune fiyl’ ismi vel udvani ve eklihimüssuht* le bi'se ma kânu ya'melun; Onlardan çoğunun Allâh'a karşı suça meyilli; düşmanlıkta ve haram yemekte süratli gittiklerini görürsün... Yapmakta oldukları ne kadar da kötüdür! Onlardan pek çoğunun günah’da, düşmanlıkta ve haram yemekte sür’atli gittiklerini görürsün... Yapmakta oldukları ne kadar da kötüdür!. لَوْلَا يَنْهَاهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْأَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ 63-) Levla yenhahümur rabbaniyyune vel ahbaru an kavlihimül’ isme ve eklihimüs suht* le bi'se ma kânu yasneun; Rabbanîler ve Ahbar (Mâide:44'te açıklandı) onları Allâh'a karşı suç olanları söylemekten ve haram yemekten engelleseler ya... Onların yapıp üretmekte oldukları ne kötüdür! Rabbaniyler ve Ahbar (Maide:44?) onları günah söylemekten ve haram yemekten nehyetseler ya... Onların yapıp üretmekte oldukları ne kötüdür!. وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللَّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُم 64-) Ve kaletil yahudü yedullahi mağluletün, ğullet eydiyhim ve luınu Bi ma kalu* bel yedahu mebsutatani yünfiku keyfe yeşa'* ve leyeziydenne kesiyren minhüm ma ünzile ileyke min Rabbike tuğyanen ve küfra* ve elkayna beynehümül adavete velbağdae ila yevmil kıyameti, küllema evkadu naren lil harbi atfeehAllahu ve y es'avne fiyl Ardı fesaden, vAllahu la yuhıbbul müfsidiyn; Yahudiler, "Allâh'ın eli bağlıdır" dediler... Söyledikleri kendilerinde açığa çıktı, kendi elleri bağlandı ve lânetlendiler! Bilakis, Allâh'ın iki eli de açıktır; dilediğince bağışlamaya devam ediyor! Andolsun ki, Rabbinden sana inzâl olunan, onlardan çoğunun inkâr ve tuğyanını (isyan ile haddini aşmayı) arttırır! Onların arasına kıyamet sürecine kadar düşmanlık ve nefret duygusu yerleştirdik! Her ne zaman savaş için bir ateş yaksalar, Allâh onu söndürdü... (Gene de) yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar... Allâh inançları saptırma peşinde koşanları sevmez. Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler... Söyledikleri ile (B sırrınca) kendi elleri bağlandı ve la’netlendiler... Bilakis, Allah’ın iki eli de bast olunmuştur/yayılmıştır/açıktır; dilediği gibi infak ediyor... Andolsun ki Rabbinden sana inzal olunan, onlardan çoğunun küfr (perdelilik) ve tuğyanını (taşkınlık, haddi aşmak) artırır... Onların arasına kiyamet günü’ne kadar (devam edecek) düşmanlık ve buğz ilka ettik/bıraktık... Her ne zaman harb için bir ateş yaksalar, Allah onu söndürdü... (Gene de) Arz’da fesada koşarlar... Allah müfsidleri sevmez. وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ ءَامَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَأَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ 65-) Ve lev enne ehlel Kitabi amenu vettekav lekefferna anhüm seyyiatihim ve leedhalnahüm cennatin naıym; Eğer, önceden kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olup (bunu değerlendiremeyenler), iman edip, (şirkten) korunsaydı, elbette onların kötülüklerini siler ve onları Naîm cennetlerine koyardık. Eğer Ehl-i Kitab iman edip, (şirk’ten) korunsaydı, elbette onların kötülüklerini keffaretler ve onları Naim cennetlerine dahil ederdik. وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُوا التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَأَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ مِنْهُمْ أُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ سَاءَ مَا يَعْمَلُونَ 66-) Ve lev ennehüm ekamüt Tevrate vel İnciyle ve ma ünzile ileyhim min Rabbihim leekelu min fevkıhim ve min tahti erculihim* minhüm ümmetün muktesıdeh* ve kesiyrun minhüm sae ma ya'melun; Şayet onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara inzâl olunanı değerlendirip gereğini uygulasalardı, elbette fevklerinden ve ayaklarının altından gelen (manevî ve maddi âlemlerden alacakları) nimetlerle yaşarlardı! Onlardan ümmet-i mukteside (hepsinin hakkını veren) var; ama çoğu ne kötü işler yapıyor! Şayet onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden onlara inzal olunanı ikame etselerdi, elbette fevklerinden ve ayaklarının altından yerlerdi... Onlardan ümmet-i mukteside (orta yolu tutan, hepsinin hükmünü koruyan zümre) vardır... Onların çoğunun yaptıkları ne kötüdür!. يَاأَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ 67-) Ya eyyüherRasûlü bellığ ma ünzile ileyke min Rabbike, ve in lem tef'al fema bellağte risaleteHU, vAllahu ya'sımüke minenNas* innAllahe la yehdil kavmel kafiriyn; Ey (şerefli) Rasûl... Rabbinden sana inzâl olunanı tebliğ et! Eğer yapmazsan, "HÛ"nun risâletini edâ etmemiş olursun! Allâh seni insanlardan korur... Muhakkak ki Allâh, hakikati inkâr edenler topluluğuna hidâyet etmez! Ey O Rasûl!.. Rabbinden sana inzal olunanı tebliğ et!... Eğer (bunu) yapmazsan, O’nun risaletini tebliğ etmemiş olursun... Allah seni Nas’dan (insanlardan) korur... Muhakkak ki Allah kafirler kavmini hidayet etmez. قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلَى شَيْءٍ حَتَّى تُقِيمُوا التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْ 68-) Kul ya ehlel Kitabi lestüm alâ şey'in hatta tukıymut Tevrate vel İnciyle ve ma ünzile ileyküm min Rabbiküm* ve le yeziydenne kesiyren minhüm ma ünzile ileyke min Rabbike tuğyanen ve küfra* fela te'se alel kavmil kafiriyn; De ki: "Ey önceden kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlar! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size inzâl olunanı ikame etmedikçe (bilfiil yaşamadıkça), bir şey üzere değilsiniz!" Andolsun ki, Rabbinden sana inzâl olunan, onlardan çoğunun inkârını ve taşkınlığını arttırır... O hâlde inkârcılar topluluğuna üzülme! De ki: “Ey Ehl-i Kitab!.. Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size inzal olunanı ikame etmedikçe (bilfiil ortaya koymadıkça), bir şey üzere değilsiniz”... Andolsun ki Rabbinden sana inzal olunan, onlardan çoğunun küfr (kilitlenmişlik, perdelilik) ve tuğyanını (taşkınlık, haddi aşmak) artırır... O halde kafirler kavmine üzülme. إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئُونَ وَالنَّصَارَى مَنْ ءَامَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ 69-) İnnelleziyne amenu velleziyne hadu vassabiune vennesara men amene Billahi vel yevmil ahıri ve amile salihan fela havfün aleyhim ve la hüm yahzenun; Muhakkak ki iman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Nasara'dan kim (âlemlerin ve kendisinin Rabbi olan) Allâh'a ve gelecekte yaşanacak sürece iman eder ve imanının gereğini yaparsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar! Muhakkak ki (İslam’a takliden) iman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Nasara’dan kim (B-sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman eder ve (bunun gereği) salih amel işlerse, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar. لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَأَرْسَلْنَا إِلَيْهِمْ رُسُلًا كُلَّمَا جَاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوَى أَنْفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُوا وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ 70-) Lekad ehazna miysaka beni israiyle ve erselna ileyhim rusula* küllema caehüm Rasûlün Bi ma la tehva enfüsühüm feriykan kezzebu ve feriykan yaktulun; Andolsun biz, İsrailoğullarının sözünü aldık ve onlara Rasûller irsâl ettik! Onlara ne zaman benliklerinin hoşlanmayacağı bir şey ile bir Rasûl gelse, kimini yalanladılar ve kimini de öldürdüler! Andolsun biz, İsrailOğullarının Miysakını aldık ve onlara Rasûller irsal ettik... Onlara ne zaman nefslerinin hoşlanmayacağı ile (B sırrınca) bir Rasûl gelse, (bu Rasûllerden) bir kısmını yalanladılar ve bir kısmını öldürdüler. وَحَسِبُوا أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا وَصَمُّوا ثُمَّ تَابَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا وَصَمُّوا كَثِيرٌ مِنْهُمْ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ 71-) Ve hasibu ella tekûne fitnetün feamu ve sammu sümme tabellahu aleyhim sümme amu ve sammu kesiyrun minhüm* vAllahu Basıyrun Bima ya'melun; Bir zararı olmayacak zannettiler de (hakikate) kör oldular, (hakikatin seslenişine) sağır kesildiler! Sonra Allâh onların tövbelerini kabul etti... Sonra onlardan çoğu (yine) kör (hakikati değerlendirememek) ve sağır (anlatılanı algılayamamak) kesildiler! Allâh onların yapmakta olduklarına (yaptıklarının yaratanı olarak) Basıyr'dir. Bir fitne olmayacak sandılar da kör oldular, sağır kesildiler... Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti... Sonra onlardan çoğu (yine) kör ve sağır kesildiler... Allah onların yapmakta olduklarını (B sırrınca; onların hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Basıyr’dir. لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَ 72-) Lekad keferelleziyne kalu innAllahe HUvel Mesiyhubnü Meryem* ve kalel Mesiyhu ya beni israila'büdullahe Rabbiy ve Rabbeküm* innehu men yüşrik Billahi fekad harramallahu aleyhil cennete ve me'vahün nar* ve ma lizzalimiyne min ensar; Andolsun ki: "Allâh, Meryemoğlu Mesih'tir" diyenler hakikati inkâr edenlerden oldular... (Oysa) Mesih şöyle dedi: "Ey İsrailoğulları... Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan) Allâh'a kulluk edin... Çünkü kim Allâh'a şirk koşarsa, muhakkak Allâh ona cenneti haram kılmıştır! Onun varacağı yer cehennem ateşidir! Zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur!" Andolsun ki: “Allah, MeryemOğlu Mesih’dir” diyenler kafir oldular... (Oysa) Mesih şöyle dedi: “Ey İsrailOğulları!.. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan) Allah’a kulluk/ibadet yapın... Çünkü kim Allah’a (B gerçeğince) ortak koşarsa, muhakkak Allah ona cenneti haram kılmıştır... Onun varacağı yer Nar’dır... Zalimler için ensar yoktur”. لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ ثَالِثُ ثَلَاثَةٍ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلَّا إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنْ لَمْ يَنْتَهُوا عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ 73-) Lekad keferelleziyne kalu innAllahe salisü selasetin, ve ma min ilahin illâ ilahun vahıd* ve in lem yentehu amma yekulune leyemessennelleziyne keferu minhüm azabün eliym; Andolsun ki: "Allâh, üç'ün üçüncüsüdür" diyenler de hakikati inkâr edenlerden olmuşlardır! Tanrısallık kavramı geçersizdir, Ulûhiyet sahibi TEK'tir!.. Söylemekte olduklarından vazgeçmezler ise, onlardan hakikati inkâr edenler, elbette acı veren azabı yaşayacaklardır! Andolsun ki: “Allah, üç’ün üçüncüsüdür” diyenler de kafir olmuşlardır (gerçeği reddetmiş, perdelenmişlerdir)... İlah’dan bir şey yok, ancak İlah’un Vahid... Söyleyegeldiklerinden vazgeçmezler ise, onlardan kafir olanlara elbette elim azab dokunacaktır. أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى اللَّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ 74-) Efela yetubune ilellahi ve yestağfiruneHU, vAllahu Ğafurun Rahîym; Hâlâ Allâh'a tövbe edip, bağışlanmaları için yalvarmayacaklar mı? Allâh Ğafûr'dur, Rahıym'dir. Hala Allah’a tevbe (rücu’) etmeyecek ve O’nun mağfiretini dilemeyecekler mi?... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir. مَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَأُمُّهُ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَ انْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْآيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ أَنَّى يُؤْفَكُونَ 75-) mel Mesiyhubnü Meryeme illâ Rasûl* kad halet min kablihir Rusül* ve ümmühu sıddiykah* kâna ye'külanit ta’am* ünzur keyfe nübeyyinü lehümül ayati sümmenzur enna yü'fekun; Meryemoğlu Mesih sadece bir Rasûldür... Ondan önce de Rasûller gelip geçti! Onun annesi sıddîkadır (hakikati görüp şüphesiz tasdik etmiş olan)! İkisi de yemek yerlerdi (beşerdi)!.. İşaretleri onlara nasıl açıkladığımıza bir bak! Sonra bak, nasıl gerçekten sapıyorlar! MeryemOğlu Mesih ancak bir Rasûl’dür... O’ndan önce de Rasûller gelip geçti... O’nun anası sıddıyka (?)’dır... İkisi de yemek yerlerdi... Ayetleri onlara nasıl açıkladığımıza bir bak!... Sonra bak nasıl çevriliyorlar!. قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَاللَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

76-) Kul eta'büdune min dunillahi ma la yemlikü leküm darren ve la nef'a* vAllahu HUves Semiy’ul ‘Alîym; De ki: "Allâh dûnunda, sizin için bir zarar veya faydası olmayanlara mı kulluk ediyorsunuz? Allâh 'HÛ'dur; Semi' ve Aliym." De ki: “Allah’ı bırakıp da sizin için bir zarar veya faydaya malik olmayanlara mı kulluk ediyorsunuz?.. Allah (ki) O’dur Semi’un Aliym”. قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوا أَهْوَاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَأَضَلُّوا كَثِيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ 77-) Kul ya ehlel Kitabi la tağlu fiy diyniküm ğayrel Hakkı ve la tettebiu ehvae kavmin kad dallu min kablü ve edallu kesiyren ve dallu an sevais sebiyl; De ki: "Ey Ehl-i Kitap... Dininizde, haksız olarak ölçüyü kaçırıp haddi aşmayın... Daha önce birçoğunu saptırmış ve yolun merkezinden sapmış bir kavmin boş hayallerine tâbi olmayın!" De ki: “Ey Ehl-i Kitab!.. Diyninizde, haksız yere (Hakkın ğayrı) ölçüyü kaçırıp haddi aşmayın... Daha önce sapmış, bir çoğunu saptırmış ve yolun denge noktasından (Zatına vardıran fena yolundan) sapmış bir kavmin hevalarına tabi olmayın”. لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُدَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ 78-) Luınelleziyne keferu min beni israiyle alâ lisani Davude ve Iysebni Meryem* zâlike Bima asav ve kânu ya'tedun; İsrailoğullarından Hakk'ı inkâr edenler, Davud'un ve Meryemoğlu İsa'nın lisanı üzere lânetlenmişlerdir (Allâh'tan uzak düşmüşlerdir)... Bu (sonuç), onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları yüzündendir. İsrailOğullarından kafir olanlar, Davud’un ve MeryemOğlu İsa’nın lisanı üzere la’netlenmişlerdir (ruhani kuvvelerinden, semavi yaşamdan mahrumdurlar)... Bu (sonuç, B gerçeğince), onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları yüzündendir. كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ 79-) Kânu la yetenahevne an münkerin fealuh* lebi'se ma kânu yef'alun; Yaptıkları herhangi bir çirkin davranıştan birbirlerini vazgeçirmezlerdi. Yaptıkları ne kötü idi! İşledikleri herhangi bir münkerden birbirlerini vazgeçirmezlerdi/vazgeçmezlerdi... İşledikleri ne kötü idi!. تَرَى كَثِيرًا مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنْفُسُهُمْ أَنْ سَخِطَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ 80-) Tera kesiyren minhüm yetevellevnelleziyne keferu* le bi'se ma kaddemet lehüm enfüsühüm en sehıtAllahu aleyhim ve fiyl azabi hüm halidun; Onlardan birçoğunun, hakikat bilgisini inkâr edenleri velî edindiklerini görürsün... Benliklerinin kendileri için hazırladığı gelecek ne kötüdür! Allâh onlara gazap etmiştir! Azapta ebedî kalacaklardır. Onlardan bir çoğunun kafirleri Veliy edindiklerini görürsün... Nefslerinin onlar için takdim ettiği ne kötüdür!.. Allah onlara gadap etmiştir (rızası kapalıdır)... Azab’ta onlar ebedi kalıcıdırlar. وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالنَّبِيِّ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَاءَ وَلَكِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ 81-) Ve lev kânu yu'minune Billahi ven Nebîyyi ve ma ünzile ileyhi mettehazuhüm evliyae ve lâkinne kesiyren minhüm fasikun; Eğer, varlıklarını El Esmâ'sından yaratan Allâh'a, En Nebi'ye (Hz.Muhammed'e) ve O'na inzâl olunana iman etmiş olsalardı, onları (inkârcıları) evliyâ edinmezlerdi... Fakat onlardan birçoğu fâsıklardır (inancı bozuk olanlar). Eğer (B sırrıyla) Allah’a, en-Nebî’ye (Hz.Muhammed’e) ve O’na (en-Nebî’ye) inzal olunana iman etmiş olsalardı, onları (perdelileri) evliya edinmezlerdi... Fakat onlardan bir çoğu fasıklardır. لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ ءَامَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذِينَ ءَامَنُوا الَّذِينَ قَالُوا إِنَّا نَصَارَى ذَلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لَا يَسْ 82-) Letecidenne eşedden Nasi adaveten lilleziyne amenül yahude velleziyne eşrekû* ve letecidenne akrabehüm meveddeten lilleziyne amenülleziyne kalu inna nesara* zâlike Bi enne minhüm kıssiysiyne ve ruhbanen ve ennehüm la yestekbirun; Muhakkak ki iman edenlere düşmanlık bakımından insanların en şiddetlisi olarak, Yahudileri ve şirk koşanları bulursun... Elbette iman edenlere sevgi bakımından onların en yakını olarak da, "Biz Nasarayız = Hristiyanlarız" diyenleri... Ki onlardan (Nasaradan) kıssisîn (derin ilim sahibi keşişler) ve ruhban (kendini Allâh'a adamış rahipler) vardır ki kesinlikle onlar kibre sapmazlar. Muhakkak ki (İslam’a) iman edenlere (vahdet ehline; “B”sırrıyla Allah’a iman edenlere), düşmanlık (idrak uzaklığı) bakımından, insanların en şiddetlisi (perdeleri en kalın) olarak Yahudileri ve şirk koşanları (iki zümrede de tanrı itikadı esas; Allah’ın zat ve sıfatlarından perdeliler) bulursun... Ve elbette (İslam’a) iman edenlere (Kur’an mü’minlerine) sevgi (istidat yakınlığı) bakımından onların en yakını olarak da <biz nasarayız=Hristiyanlarız> diyenleri (teşbih müşahadesi sahiplerini, tevhid-i sıfat yapanları) bulursun... Ki onlardan (nasaradan) kissisiyn (derin ilim sahibi keşişler) ve ruhban (kendini Allah’a adamış rahipler) vardır ki kesinlikle onlar kibre sapmazlar.

« önceki sonraki »

Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2011, Simple Machines SimplePortal 2.3.5 RC1 © 2008-2012, SimplePortal RSS WAP2



Hutbe; o belde Müslümanlarının gelecek Cumaya kadar, yaptıklarını, yapacaklarını ve her tür ihtiyaçlarını dile getirmenin yoludur.

Hutbeler, cemaatin çoğunluğuna, toplumun kültür ve geleneklerine uygun, yapıcı ve birleştirici özellikte olmalıdır. Toplumu tefrikaya sokan, ırk, milliyetçilik ve sınıf farklılığı gibi sözleri içeren konular hutbenin sıhhatine zarar verir.

Hutbelerin bağımsız ve baskısız olması, Cumanın sıhhati açısından önemli bir konudur. Baskı altında, İslâmı ilgilendirmeyen boş sözlerden ibaret bir hutbe okumak, hutbenin sıhhatine zarar verecek ve hutbeyi geçersiz kılacaktır. Geçersiz bir hutbe, Cumayı da geçersiz kılacak ve o bölge, o hafta Cumasız kalmış olacaktır.

Fakir bir beldede haccı, aşiret kavgasının olduğu bir yerde trafik haftasını anlatmak veya anlattırmak; minber ve peygamber hukukuna tecavüz olacaktır.

Hutbe; hür iradenin, bağımsız ve baskısız ifadesidir. Tek merkezli hutbeler hiçbir zaman umumu tatmin edip yönlendiremez, aksine tepki kazandırır.

Ankara’yı ilgilendiren bir konu Van’ı, Van’ın herhangi bir bölgesindeki bir konu da koca bir ülkenin bütün camilerini bağlayamaz ve bağlamamalıdır.

Bugün, artık cemaatin dahi ezberlediği, kalıplaşmış ifadelerle okunan hutbeler verimli olmamaktadır. Hutbenin, cemaati bire bir olarak ilgilendirmesi, dikkatini çekmesi, fikir ve yol göstermesi, her alanda dinleyiciyi tatmin etmesi gerekir.

Bu sebeple, hutbe okuyan bir hatibin, üzerinde bulunduğu minberin asıl sahibi olan; peygamberin ve meleklerin, kendisini dinlediğini iyi düşünmesi ve ona göre hutbe okuması gerekir.

“Ulu’l- Emr’e itaat farzdır” fakat, “Ulu’l Emr’in”, emin bir Müslüman olması da farzdır. Bu cihetle her idareci, asla “Emir’ul Mu’minun” veya “Ulu’l Emr” değildir. Hele hele İslâmın temel realitelerine zıt bir merciinin emrine emir kulluğu yapmak, ALLAH’a olan kulluğu ortadan kaldırır. Çünkü İslâmda; “Halık’a (yaratıcıya) isyanda, mahlûka (yaratılmışa) itaat yoktur.” İlkesi vardır.

Sözlükte "bir topluluk karşısında yapılan konuşma" anlamına gelen hutbe, dinî bir kavram olarak, Cuma ve bayram namazlarında, genel olarak, Allâh'a hamd, Rasûlüne salât ve Müslümanlar'a nasihatten oluşan konuşmayı ifade eder.

Hutbe Cuma namazının sıhhat şartlarındandır. Bayram namazlarında ise sünnettir. Hutbe, Cuma namazından önce, bayram namazlarında ise, namazdan sonra okunur. İki hutbeden oluşur. Hanefîlere göre hutbenin rüknü, Allâh'ı zikirden ibarettir. Allâh'ı hamd, tesbih veya tekbir getirmekle hutbenin farzı yerine getirilmiş olur; ancak sünnet terk edildiğinden mekruhtur.

Hutbe, bir mekânda toplanmış mü'minlerin, başta dinî konular olmak üzere, onların hayatlarını kolaylaştıracak, ilişkilerini uyumlu ve düzenli bir hale getirecek her konuda aydınlatılması için bir vesiledir. Hz. Peygamber'in uygulamaları da bu yöndedir.

Hutbenin sahih olması için, Cuma vaktinde, namazdan önce okunması, hutbe niyetiyle, cemaat huzurunda okunması, hutbe ile namazın arası, yemek, içmek gibi namaz ile bağdaşmayan bir işle ayrılmaması gerekir. Hutbenin cemaat huzurunda okunması şartının gerçekleşmesi için, Hanefî mezhebine göre, kendisiyle Cuma sahih olan en az bir kişinin bulunması yeterlidir.


---

İLİ : MERSİN

AY-YIL : OCAK-2012

TARİH : 06.01.2012




HELAL KAZANCIN ÖNEMİ VE FAİZ

Muhterem Müslümanlar!

İnsanlara dünya ve ahiret saadeti vaad eden yüce dinimiz, rızık temin ederken, helal ve temiz olmasını istemektedir. Bakara suresi 168. ayetinde Yüce Rabbimiz: ‘‘Ey insanlar yeryüzündeki bütün nimetlerden helal ve temiz olmak şartıyla yeyin fakat şeytanın adımlarına (vesveselerine) uymayın muhakkak şeytan size apaçık düşmandır.’’(1) buyurmaktadır.

İslam kazanç sağlamak hususunda ‘‘helal kazanç’’ ilkesini benimsemektedir. Günlük hayatımızda iş yaparken çalıştığımız yerde işverenle anlaşma şartlarına bağlı kalmamızı, hile yapmamamızı, kazancımızı alın teriyle elde etmemizi istemektedir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) ‘‘Hiçbir kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yememiştir.’’ buyuruyor. (2)

Dinimizde helal sınırları, haram sınırlarından daha geniştir. Yani; helal rızkı elde etmek, haramdan daha kolaydır.

Değerli Kardeşlerim!

Müminlerin Allah’ın emretmiş olduğu meşru işlerde çalışması, helal yollardan rızkını temin etmesi, çoluk-çocuğunu helal şeylerle beslemesi Allah ve Resulünün emridir. Bu, sosyal ve ekonomik hayatın devamı için son derece önemlidir. Esasen kıyamet gününde hesaba çekileceğimiz şeylerden biri de malı nereden kazandığımız ve nereye harcadığımız hususudur.

Müslüman olarak bizlerin hak edilmemiş bir kazanç olan faizden uzak durmamız gerekir. Bakara suresi 276. Ayette “Allah faize karışan malın bereketini giderir, sadakası verilen malların bereketini de artırır” (3) buyurmaktadır.

Faiz gelir dağılımında yol açtığı haksızlık sebebiyle insanların iflasa sürüklenmesine ve sonuç olarak da ocakların sönmesine sebep olmaktadır.

Haramda hayır da, bereket de yoktur. Kazançlarının helal olup olmadığını düşünmeden sadece dünyalık peşinde koşanlar dünyada huzur bulamadıkları gibi manevi hayatları da felç olur. Ne ibadetlerinin ne de yaptıkları iyiliklerin zevkine varabilirler.

Aziz Müminler!

Dinimiz alın teri olmayan, insanların hak ve hukukuna riayet etmeyen, haksız kazanç peşinde koşan, hırsızlığı, gaspı, kumarı, rüşveti, şans oyunlarını, içki ticaretini, devlet malını zimmetine geçirmeyi, hileli alış verişi, fahiş fiyatla mal satmayı, kalitesiz malı kaliteli göstermeyi, malın kusurunu gizlemeyi, eksik tartıp eksik ölçmeyi, fuhuştan kazanç sağlamayı haram kabul etmiştir.

Helalinden çalışmak, kazanmak, üretmek, kazandığını israf etmemek, meşru yollarda harcamak, kazanırken ve harcarken haram-helal sınırına riayet etmek Müslüman’ın en başta gelen görevidir. Herkes bu görevini yerine getirdiğinde sosyal ve ekonomik hayatımız müreffeh, ülkemiz kalkınmış olacaktır.

Hutbemizi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz.Ali (r.a.)’a öğrettiği bir dua ile bitirmek istiyorum:

“Allah’ım! Bana helâl rızık nasip et ve haramlardan koru! Lütfunla beni senden başkasına muhtaç etme!”[4]


HAZIRLAYAN : Mehmet Emin AKYÜREK

ÜNVANI : İMAM HATİP

AKDENİZ / MERSİN

(İl Müftülüğü hutbe komisyonu tarafından düzenlenmiştir.) ________________________________________


Haftanın Ayeti:

“Ey insanlar yeryüzündeki bütün nimetlerden helal ve temiz olmak şartıyla yiyin fakat şeytanın adımlarına (vesveselerine) uymayın muhakkak şeytan size belli bir düşmandır.” (1)

Haftanın Hadisi Şerifi:

‘Hiçbir kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yememiştir’(2)

(1) Bakara 168.

(2) Buhari büyü 15

(3)Bakara, 276

(4) Tirmizî, Daavât 111



İLİ : MERSİN

AY-YIL : OCAK–2012

TARİH : 13.01.2012

UMRE İBADETİ

Muhterem Müslümanlar!

Allah-ü Teala’nın bizlere sunduğu sayısız nimetlere karşı, onun rızasını kazanabilmek amacıyla yapılan ibadetlerden birisi de umre ibadetidir. Umre; ihrama girerek, Kabe’yi tavaf edip Safa ile Merve arasında sa’y yaptıktan sonra, tıraş olup ihramdan çıkarak yapılan bir ibadettir.

Alimlerin birçoğu durumu müsait olan kişinin, ömründe bir defa umre yapmasını müekked sünnet olarak kabul etmiş ve “Küçük Hac” ismini vererek önemini dile getirmişlerdir. Ancak hükmü ne olursa olsun, Umre yapmanın sevap ve fazileti çoktur. Bir Hadis-i şeriflerinde “Hac ve umreyi beraber yapınız; çünkü hac ve umre tıpkı körüğün demir, altın ve gümüşün kir ve pasını giderdiği gibi günahları ve fakirliği giderir. Kabul edilmiş haccın karşılığı ise ancak Cennettir.” buyuran Efendimiz (sav), bizzat kendisi de umreler yapmış ve bizlere örnek olmuştur.

Muhterem Müslümanlar!

Yüce Rabbimiz bir ayette: “Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın.” buyurmaktadır. Umre ibadeti yılın her mevsiminde yapılabilir. Ancak bazı zamanlarda yapılan umrelerin değer ve fazileti daha üstündür. Ramazan ayında yapılacak umre bu zamanların başında gelir ki, Peygamber Efendimiz (sav) hacca gidemeyen bir sahabiye şöyle buyurmuştur: "Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar. Ramazan gelince umre yap. Zîra Ramazan'daki bir umre hacca muâdil olur.”

Diğer taraftan hem hac hem de umre ibadeti, İslam nurunun parlamaya, Kur’an ışığının yeryüzünü aydınlatmaya başladığı, "Hak" mücadelesinin safha safha sürdürüldüğü ve zaferlere ulaşıldığı mukaddes toprakların manevi havasının, buram buram teneffüs edilmesine vesile olması sebebiyle de, tam bir eğitim yolculuğudur.


Bilhassa genç dimağlara din, iman ve peygamber sevgisinin ve bilincinin tatbiki olarak öğretilmesi, bizzat vahyin merkezinde, Ka’be’de ve Ravza-i Mutahhara’da gerçekleşecek hac ve umre ibadetleri vesilesi ile çok daha kolay ve verimli olur.

Muhterem Müslümanlar!

Bu senenin umre mevsimi girmiş olması vesilesiyle, kutsal beldeleri ziyaret etmeye niyetlenen kardeşlerimiz şimdiden hazırlıklara başlamalıdır. Özellikle, hac ibadetine yönelik olarak uygulanan kota sebebiyle hacca gidemeyen kardeşlerimiz için umre ibadeti, kutsal beldeleri ziyaret adına önemli bir fırsattır. Her yıl olduğu gibi Diyanet İşleri Başkanlığımız, bu yolculuk esnasında Kur’an ve sünnet ışığında, bidat ve hurafelerden uzak ve deneyimli kadrosu ile rehberlik etmek için sizi beklemektedir.


Bu duygu ve düşüncelerle umreye niyetlenen kardeşlerimizin yapacakları umre ziyaretlerinin Allah katında arınmalarına vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Hutbemi bir hadisi şerifle bitirmek istiyorum : “Umre, daha sonraki umreye kadar ikisi arasında işlenen günahlar için kefarettir. Allah katında makbul bir haccın karşılığı ise şüphesiz ancak cennettir.”

HAZIRLAYAN : A.Rıza GARİP

UNVANI : İmam Hatip

TARSUS / MERSİN

(İl Müftülüğü hutbe komisyonu tarafından düzenlenmiştir.) ________________________________________

Haftanın Ayeti: Haccı da umreyi de Allah için tamamlayın.

Bakara 196

Haftanın Hadisi: Bir umre diğer bir umreye kadar arada yaşanan küçük günahlara kefarettir Haccı mebrur’un karşılığı da cennetten başka bir şey olamaz.

Nesâî, Menâsik 6, (5, 115); İbnu Mâce, Menâsik 3, (2886)



İLİ : MERSİN

AY-YIL :OCAK-2012

TARİH : 20.01.2012




AİLE HUZURU


Muhterem Müslümanlar!

İlahi dinlerin sonuncusu ve en mükemmeli olan dinimiz İslam, insanın dünya ve ahiret mutluluğunu gaye edinmiştir. Bunun için de kadın ve erkeğin bir araya gelerek sevgi ve saygı temeline dayalı huzurlu, mutlu aileler kurmalarını istemiştir. Aile, evlilik bağı (yani nikah akdi) ile bir araya gelmiş ve bir çatı altında bulunan insanlar topluluğudur.

Aile, insanoğlunun dünyevi huzur ve sükun ile mutluluğu soluduğu ilk ve tek yuvadır.

Aile, iki nefsi, bağların en kuvvetlisi ile bağladığı bir beraberliktir. Evlenme yolu ile kurulan aile yuvası basit bir şey değil, bilakis toplumun özü ve temelidir.

Aile yeryüzünde Allah’ın kudretinin ve rahmetinin tecellisi, zenginliğimizin ve huzurumuzun kaynağıdır.

Kıymetli Mü’minler!

Cenab-ı Allah “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de (Varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.(1) buyurarak yeryüzüne yansıyan rahmetinin aile içinde de bulunması gerektiğini vurgulamaktadır.

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) de bu hususta “Dünyada iki sevgiliyi birbirine bağlayan evlilik gibi harika bir şey görülmemiştir.(2) buyurmaktadır.

Değerli Müminler !

Ailemizi sağlam temeller üzerine kuralım. Sevgi, saygı ve birbirine bağlılık esaslarına göre kurulan ve devam ettirilen bir aile yuvası toplumun da huzur kaynağı olacaktır.

Unutmamak gerekir ki bir milletin varlığı, huzuru, güven ve bekası, huzurlu, mutlu, birbirlerine bağlı, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan ailelerle mümkündür.

Hutbemi Furkan suresi 74. Ayeti kerimesiyle bitiriyorum. “Ey Rabbim! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle”

Hazırlayan :Ahmet YÜCEL

İmam Hatip

AKDENİZ/MERSİN


(İl Müftülüğü hutbe komisyonu tarafından düzenlenmiştir.) ________________________________________


1 Rum 21

2 (İbn-i Mace Nikah 2)



İLİ : MERSİN

AY-YIL : Ocak-2012

TARİH : 27.01.2012




ŞİRK VE ŞİRKTEN KURTULMA YOLLARI

Muhterem Müslümanlar!

Bizleri yaratan, rızık veren ve yaşatan Rabbimizin yapmamızı emrettiği istekleri olduğu gibi kesinlikle kaçınmamız gereken istekleri de vardır. Bunların başında da Allah'a şirk koşmak gelmektedir. Bu ise günahların en büyüğüdür.[1] Şirk, Allah’a ortak koşmak, Allahtan başka ilah olduğuna inanmaktır. Aynı şekilde, birden fazla ilahın varlığını kabul etmek, O'na yaklaştırır ve şefaatçi olur ümidiyle başka varlıklara tapmak, onları "Allah'ı sever gibi sevmek[2]" ve onlardan yardım dilemek de şirktir. Şirkin bir çeşidi de riyadır. Riya; yapılan ibadetlerde Allah'tan başkasının rızasını gözetmek ve gösteriş için ibadet ve hayır işlemektir.

Aziz Kardeşlerim!

Allah’a şirk koşmak günahların en büyüğüdür. Şirkin her çeşidinden ve şirke götüren davranışlardan uzak durmalıyız. Sihir yapmak ve yaptırmak, büyücülük yapmak, fal baktırmak, falcılara inanmak, türbelerden medet ummak da, kişiyi şirke götüren günahlardandır. Dinimize göre göklerde ve yerde hâkimiyetin yegâne sahibi Allah’tır. Yaratma O’na mahsustur. Her şey O’na boyun eğmiştir. Yaratma ve hükümranlıkta hiç kimse O’na ortak olamaz. Bu nedenle mü’minler, her işte Allah’a yönelmeli, O’nun razı olacağı işleri yapmalı, ibadette ve her türlü kulluk görevinde, başkasını O’na ortak kılmamalıdır. İbadet ancak Allah’a yapılır ve ancak O’nun hakkıdır. Her gün kıldığımız beş vakit namazın her rekâtında okuduğumuz Fatiha suresinde:”Ey Rabbimiz, yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” diyoruz.

Değerli Mü’minler!

Yüce Rabbimiz bize, dilediği günahı affedeceğini ancak şirki affetmeyeceğini, şirkin aslında büyük bir sapkınlık olduğunu apaçık bildirmiştir.

Allah’ü Teâlâ bir ayette şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.”[3]

Kuran'ın pek çok ayetinde Rabbimiz, müminleri şirke karşı uyarmış, onları bu büyük kötülükten şiddetle sakındırmıştır. Lokman süresinde Hz. Lokman(as)'ın oğluna: “Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.”[4] şeklindeki öğüdü de buna açık bir örnektir. Dinimizin, inananları şirke karşı ısrarla uyarmasının bir nedeni de, şirkin onların amellerinin boşa gitmesine ve hüsrana uğramalarına neden olmasıdır. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilmektedir: “Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: “Eğer Allah’a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.”[5]

Bu konuda Sevgili Peygamberimiz (sav) de bir Kudsi Hadiste bizi şöyle uyarıyor: ” Allah Teâlâ buyurdu ki: ”Ben Kendisine şirk koşulanların şirkten en çok müstağni olanıyım. Kim işlediği amelde benden başkasını bana ortak koşarsa, o kişiyi de, ortak koştuğunu da reddederim.”(6)

Değerli Mü'minler!

Şirk sadece büyük günah değil, aynı zamanda küfürdür. Bu nedenle kişinin böyle bir günaha girmekten sakınması ve kendisini bu konuda sürekli kontrol etmesi gerekir. Bunun için nefsimizin şerrinden, şeytanın şerrinden ve onun Allah'a şirk koşmaya davet etmesinden Allah'a sığınalım. Bilerek veya bilmeyerek şirke düşmüş isek Rabbimizden af dileyelim.

HAZIRLAYAN : Ahmet KURT

UNVANI : İmam Hatip

Gülnar / MERSİN

(İl Müftülüğü hutbe komisyonu tarafından düzenlenmiştir.) ________________________________________

1 Buhari "edeb"6

2 Bakara, 2/165

3 Nisa, 4/116

4 Lokman, 31/13

5 Zümer, 39/65

6 Müslim,Zühd,5



İLİ : TÜRKİYE GENELİ

AY-YIL : ŞUBAT-2012

TARİH : 03/02/2012


MEVLİD-İ NEBİ

Muhterem Kardeşlerim!

Yüce Rabbimizin bütün âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz(s.a.s.)’in bir mevlid-i şerifine daha ulaşmanın haz ve mutluluğunu yaşamaktayız.

Efendimiz’in doğumu, öteden beri mümin gönüllerde sürûr, veçhelerde beşâret, lisanda ise;

“Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır

Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır

Bu gelen aşkına devreyler felek

Yüzüne müştak durur ins ü melek.”

dizeleriyle tezahür etmiştir.

Değerli Kardeşlerim!

İnsanlığın yaratılış gayesini unuttuğu, insani erdemlerden uzaklaştığı, cehalet ve zulmün karanlığının ortalığı kapladığı bir dönemde Mekke ufkundan kâinata bir güneş olup doğmuştu Efendimiz. “Bir müjdeci, bir şahit, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil”1 olarak göndermişti Yüce Rabbimiz onu… O, bir melek olmadığı gibi, sıradan bir beşer de değildi. Yüce Mevla’dan vahyi alan, insanlara anlatıp öğretendi. O; “Ey örtüsüne bürünen kalk ve anlat.”2 emrine muhatap olmuş, bu kudsi görevi yerine getirebilmek için gecesini gündüzüne katmıştı. Efendimiz bu çileli yolda kınanma, hakaret, itham, boykot ve hicret gibi nice güçlüklere karşı büyük bir sabır göstermişti. Tıpkı Nebi kardeşleri Yunus, Hud, Salih, İbrahim ve diğerleri gibi.

Kardeşlerim!

Abdullah’ın yetimi, Amine’nin emaneti Halilürrahman İbrahim(a.s.)’ın duası ve müminlerin gözbebeği Yüce Nebi, Rabbimizin insanlığa en büyük ikramıdır. Bu hakikat; “Andolsun Allah müminlere, kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur...”3 ayetiyle duyurulmuştur.

Efendimiz cehlin yerine bilgi ve hikmeti, zulmün yerine hak ve adaleti getirmiştir. “Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben rahmet peygamberiyim”4 diyen Kutlu Nebi(s.a.s.); nefret ve kinle paslanan yürekleri, körelmiş vicdanları muhabbet ve merhametle yeniden inşa ve ihya etmiştir.

Kur’an’ın ifadesiyle O, “bizim içimizden bize gelmiş”5 bir elçidir. ‘İçimizden biri’ olması, O’nun örnekliğinin ve örnek alınmasının da bir gereğidir. O’nun gibi bir kul, O’nun gibi bir evlat, O’nun gibi bir eş, O’nun gibi bir baba, O’nun gibi bir arkadaş, O’nun gibi bir komşu, O’nun gibi bir yönetici olmanın imkânı sunulmuştur bizlere…

Kardeşlerim!

Kerim Kitabımız, Allah’ı sevmenin ve sevgisine erişmenin Resulümüze uymakla mümkün olacağını beyan etmiştir.6 Asr-ı Saadetten bugüne değin bütün müminler bu ilahi çağrıya uyarak, gönüllerini Efendimizin muhabbetine adamışlardır. İsimlerine, düşünce ve davranışlarına, şiir, musiki ve sanat eserlerine kısaca tüm hayatlarına bu sevgiyi gergef gergef nakşetmişlerdir. Efendimizin adını andıkları ya da işittiklerinde salâvat getirmeyi ona saygının bir gereği kabul etmişlerdir. Veladet bahrinde; “Doğdu ol saatte ol Sultan-ı din / Nura gark oldu semavat u zemin” kısmı okunurken oturmayı edebe aykırı görmüş, sanki Resulullah’ın manevi şahsiyetleri meclisi teşrif edercesine O’nun kudümünü ayakta karşılamışlardır. Aziz Mahmud Hüdai hazretleri bu teşrife duyduğumuz minnettarlığı ne güzel dile getirmiştir: “Kudümün rahmet u zevk u safadır Ya Resulallah / Zuhurun derd-i uşşaka devadır Ya Resulallah.”

Kardeşlerim!

Efendimize sevgimiz O’nu çok iyi anlamak, getirdiği mesajı benimsemek ve hayatımıza aktarmakla tezahür etmelidir. O’nun bizzat Rabbimiz tarafından meth u sena edilen ahlakını örnek alabildiğimiz, merhamet, şefkat, adalet, hoşgörü ve daha nice güzel vasıflarını ilke edinebildiğimiz, kısacası bizler de O’nun gibi canlı birer Kur’an haline gelebildiğimizde Resulümüze sevgi ve bağlılığımızı göstermiş olacağız.


Yüce Mevlamız, gönlümüzden Efendimizin sevgisini hiç eksik etmesin. Bugün bu kutlu mabedi dolduran siz kıymetli cemaatimizin mevlid kandilini tebrik ederken, Habib-i Kibriyanın manevi huzurunda kemal-i edeple deriz ki:

“Ey velâdeti yeryüzünün baharı, insanlığın bayramı olan, gönüller sultanı, canda canan Yüce Resul! Sizi tanımış ve size iman etmiş olmaktan dolayı biz, erişilebilecek en büyük nimete ermenin idrakiyle Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Ruhu tayyibenize gönül dolusu salât ve selam olsun. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed..”

1. Ahzab, 33/45-46

2. Müddessir, 74/1-2

3. Al-i İmran, 3/164

4. Müslim, Kitâbul-Fedâil, 126

5. Tevbe, 9/128

Al-i İmran, 3/31


Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü


İLİ : MERSİN

AY-YIL : ŞUBAT—2012

TARİH :10.02.2012





KUL VE KAMU HAKLARI

Muhterem Mü’minler!

Her insanın evrenle, Allah ve diğer insanlarla karşılıklı ilişkileri vardır. Allah ile olan ilişkilerimizde yaptığımız hatalarda, Allah dilerse affeder. Bir insana kötülük ve haksızlık yaptığımız zamanda mutlaka o kişiden helallik alınmaldırı.


Değerli Mü’minler!


Allah, zulmederek ve haksızlık yaparak kul hakkına saygısızlık edenlerle ilgili şöyle buyuruyor : “Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimse bundan dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Ceza ve kınama, ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır.”(1) Diğer bir ayette ise Yüce Allah; “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin”(2) buyurarak başkalarının haklarının haksız yere yenmesini yasaklanmıştır.


Peygamberimizin kul hakkıyla ilgili olarak buyurmuş olduğu şu uyarıları dikkate alalım: “Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde bir hak bulunursa, altın ve gümüşün geçmediği hesap günü gelmeden önce helalleşsin. Aksi takdirde, yaptığı haksızlık ölçüsünde, iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir.” (3)


Peygamberimiz (s.a.v.) vefatından birkaç gün önce ashabına; “Benim üzerimde kimin hakkı varsa gelsin, hakkını benden alsın ve helalleşelim” buyurarak kul hakkıyla ilgili sözlerinin yanında bizzat davranışlarıyla da örnek olmuştur.







Değerli Kardeşlerim!

Toplumsal görevlerimizden birisi de kamu mallarını ve kamunun hakkını korumak, kamu malına hıyanet etmemek, kamu hakkını ihmal edenlere seyirci kalmamaktır. Çünkü kamuya ait mal ve değerler, gerek bireyler gerekse yöneticiler açısından birer emanettir. Her birey, doğrudan ya da dolaylı olarak bu emanetlerin korunmasından ve yerinde kullanılmasından sorumludur.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) birçok hadislerinde, kamu malından bir şey zimmetine geçiren kimsenin kıyamet gününde o malı sırtlanmış olarak Allah’ın huzuruna çıkarılacağını haber vermiştir. Kamu malından çalmanın ya da kamu malına hıyanet etmenin vebali öylesine büyüktür ki, Hz. Peygamber bu gibi kimselerin cenaze namazlarına pek katılmamıştır.

Bireysel çıkarlar uğruna kamunun haklarını ihlal etmek, görevi kötüye kullanmak, rüşvet alıp vermek, karaborsacılık yapmak, kamu malını zimmetine geçirmek, vergi kaçırmak, su ve elektriği kaçak kullanmak gibi olumsuzlukların her biri kamu malına hıyanettir ve gerçek mü’minde asla bulunmaması gereken özelliklerdir.


Değerli Kardeşlerim!

Hutbeme Sevgili peygamberimizin şu uyarısıyla son vermek istiyorum. “Müflis kimdir biliyor musunuz? Ümmetimden müflis kişi, kıyamet günü namaz, oruç, zekât gibi ibadetlerle geldiği halde aynı zamanda birisine kötü söz söylemiş, birine iftirada bulunmuş, bir başkasının malını yemiş, başka birisini dövmüş veya kanını dökmüş olarak Allah huzuruna gelen ve yaptığı ibadetlerin sevabı bu kişilere dağıtıldıktan sonra bile hak sahiplerinin alacakları bitmediği için sevapları biten ve onların da günahlarını üzerine alarak cehenneme giren kişidir.”4


Hazırlayan : Emre SAKAL

Ünvanı : İmam-Hatip /TOROSLAR


(İl Müftülüğü hutbe komisyonu tarafından düzenlenmiştir.) ________________________________________

Haftanın Ayeti: “Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin.” Bakara:188

Haftanın Hadisi: “Kıyamet günü bütün hak sahiplerine hakları iade edilecektir. Hatta boynuzlu olan boynuzsuz olandan hakkını alacaktır.”

Müslim, Birr

1.Şura suresi- 41, 42

2.Bakara -188

3.Buhari-Mezalim-10

4.Buhari-edep -102



İLİ :MERSİN

AY-YIL :ŞUBAT

TARİH :17.02.2012


TOPLUMU SARSAN ZARARLI ALIŞKANLIKLAR


Muhterem Müslümanlar!


Allah’u Teala insan’ı en mükemmel şekilde yaratmış, yeryüzünde mutlu ve huzurlu bir hayat yaşaması için insana rehberlik edecek peygamberler ve kitaplar göndermiştir. İslam dini, insanlık için gerekli olan huzur ve mutluluğun sağlanması ve korunması için beş temel esas belirlemiştir. Bunlar, Nefsin (canın), aklın, dinin, neslin ve malın korunmasıdır. Dinimiz bu beş şeyi korumayı engelleyen her şeyi yasaklamıştır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyuruyor: ‘’ Ey iman edenler! ( Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz? ’’(1) Bir başka ayet-i kerimede de: ‘Kendinizi, kendi ellerinizle tehlikeye atmayın’’(2) buyrulmaktadır. Alkol ve uyuşturucu gibi zararlı maddeler kullanıldığında, insanın beden sağlığı ve aklı tehlikeye atılmakta, nesli de bozulmaktadır. Ayrıca alkol ve uyuşturucu kullanmak, geçici olarak insanın aklını ve bilincini kaybetmesine sebep olduğu için, her türlü kötülüğe de yol açar. Nitekim Sevgili Peygamberimiz(sav). ‘’ içkiden sakınınız; çünkü içki her türlü kötülüğün anasıdır’’(3) buyuruyor.


Dinimiz, aynı zamanda insanların beden sağlıklarını korumalarını da emreder. Bu anlamda Peygamberimiz (sav): ‘’ hastalık gelmeden önce, sağlığın kıymetini biliniz’’(4) buyuruyor. Çünkü alkol ve uyuşturucunun, insanın beden sağlığı için, sayısız zararları vardır. Bu zararların en önemlileri, sinir sistemi bozuklukları, karaciğer sirozu, damar sertliği hastalıklardır. Ayrıca, uyuşturucu kullananlarda ruhi dengesizlikler ve erken bunamaların görülmesi de söz konusudur.





Muhterem Müslümanlar!


Sigara başta olmak üzere alkol ve uyuşturucu madde alışkanlığı çoğunlukla ergenlik döneminde başlar. Genel olarak gençler, gelişme sürecinde arkadaş etkisi, güvensizlik, merak, özenti, taklit, ilgisizlik gibi nedenlerin yanında büyüklere benzemek, onlar gibi olmak düşüncesiyle, zararlı maddeleri kullanmak isterler. Bütün bu sebepleri ortadan kaldırmak için bilinçli bir eğitimin yanında sağlıklı bir ortamda, örnek davranışlar ve manevi desteklerde bulunmalıyız.


Sevgili Peygamberimiz (sav) herkesin, bir çoban gibi, kendi yetki ve etki alanındaki kimselere karşı, yapabileceği şeyleri yapması gerektiğini belirterek şöyle buyurmuştur: ‘’ Hepiniz bir yerde çobansınız yetki ve etki alanınızdaki kimselerden sorumlusunuz.’’(5) O halde kendimize, sorumluluğumuzun gereğini ne oranda yerine getirdiğimizi sormalıyız. Bunu yapmak dinimize, toplumumuza ve tüm insanlığa karşı bir görevdir.

Zararlı alışkanlıkların hepsi kişinin bedenine zarar vermekte, maddi hayatını bitirmekte ve manevi hayatında büyük yaralar açmaktadır. Ayrıca bireyin sosyal hayattan kopmasına ve sürekli problem üreten birisi olmasına sebep olmaktadır. Bundan dolayı toplumun bütün kesimleri bu zararlı alışkanlıklara karşı seferber olmalıdır. Özellikle yarınlarımızı emanet edeceğimiz gençlerimize, sevgi ve muhabbetle yaklaşıp gönüllerine girerek, onları alkol ve uyuşturucudan uzak tutmalıyız. Bu anlamda, anne-babalar ve sorumluluk sahibi herkes, sorumluluklarının bilincinde olmalıdır.


Hem kendimize hem de aile ve çocuklarımıza sahip çıkalım, geleceğimizin teminatı yavrularımıza ve gençlerimize güzel örnek olalım. Dünyada ve ahirette huzur ve mutluluğun ancak Yüce Rabbimizin emir ve tavsiyelerine uymakla mümkün olduğunu asla unutmayalım.

Haluk GÜLDOĞAN

Hastane Camii

ERDEMLİ / MERSİN

(İl Müftülüğü hutbe komisyonu tarafından düzenlenmiştir.) ________________________________________


1: Maide_5/90-91)

2: Bakara 2/195

3:Dare Kutni, Sünen, c.IV, s.247

4: Fethul Kebir,c.1, s.203

5: Buhari, Cuma, 844


1 Maide 90-91

2-Bakara 195

3- Keşfül Haya (1/382)

4- Suyuti (El-fethül-kebir 1203

5 Buhari-, Cum’a 11


İLİ : MERSİN AY-YIL : ŞUBAT-2012 TARİH : 24.02.2012





ORTAK KULLANIM ALANLARININ

TEMİZ TUTULMASI


Muhterem Müslümanlar!


Yüce Allah dünyayı en güzel bir şekilde yaratmış, canlı cansız varlıkları insanın istifadesine sunmuştur. Yüce dinimiz İslam, çevrenin korunması ve temizliğine de önem vermiştir. Ortak kullanım alanları da bu konuda önemli bir yer teşkil etmektedir.


Değerli Kardeşlerim!

Temizlik mü’min’in imanının gereğidir. Müslüman sadece kişisel temizliğiyle yetinmemeli, toplumun ortak kullanımı olan cami, okul, hastane, iş yerleri, park ve piknik yerleri, yol ve çeşme gibi kullanım alanlarına da gereken özeni göstermelidir. Peygamberimiz (sav)’de şöyle buyurmaktadır; “Allah pak ve temizdir, paklık ve temizliği sever, kerim ve cömerttir, kerem ve cömertliği sever, öyleyse avlularınızı ve boş sahalarınızı temiz tutun.” Ortak kullanım alanları denince ilk aklımıza gelen temizlik olmalıdır. Müslüman; havayı, suyu ve toprağı kirletici her türlü davranıştan sakınmalıdır. Doğal hayatın en önemli can damarlarından olan ağaçların kesilmesi, ormanların yakılması, yolların tahrip edilmesi, yere tükürülmesi, gürültü kirliliği, çöplerin gelişi güzel yerlere atılması gibi durumlar dinimizce yasaklanan davranışlardır. Müslüman her yerde ve her durumda başkalarını rahatsız edici davranışlardan kaçınmalıdır. Bir müslümanın Kamu malı nı ve toplumun ortak yaşam alanlarını, kötü kullanması, aynı zamanda kul hakkına da girmektedir. Bu yüzden görevi; ortak kullanım alanlarından herkesin faydalanacağını düşünerek hareket etmeli, temiz tutmalı ve korumalıdır.


Aziz Müslümanlar!

Hz. Peygamber (sav): “Lanete uğramış kimseler olmaktan sakının. Ashap; Bunlar kimlerdir diye sorunca “Halkın gelip geçtiği yola, gölgelendiği yerlere abdest bozup kirletenlerdir.”[2] buyurmuştur. Yüce Allah, insandan, tabîi çevrenin ve ekolojik dengenin korunmasını, onların doğal düzenini bozmamasını istemektedir Aksi takdirde, bizzat insanın kendisinin bundan zarar göreceğini Allah (c.c) şöyle ifade etmektedir:

“İnsanların kendi işledikleri kötülükler sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır Yanlıştan dönmeleri için Allah yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır”(3)




Değerli Mü’minler!


“Müslüman; herkesin güvendiği kimsedir” düsturunu benimseyen dinimiz, başkalarına rahatsızlık veren şeylerin de ortadan kaldırılmasını emretmektedir. İnsanlara eziyet verici şeyleri yoldan kaldırmayı sadaka sayan bir dinin mensubu olarak, çevremizi, ortak yaşam alanlarımızı temiz tutalım. Sağlıklı bir dünyanın oluşmasını elbirliği ile sağlayalım.

Çocuklarımıza temiz bir dünya bırakalım. Bir âyet-i kerimede: “Allah göğü yükseltti ve dengeyi koydu, sakın dengeyi bozmayın” [4] buyrulmuştur. Yaşadığımız çevre toplumun ortak malıdır. Korunması da fert ve topluma aittir. Sağlıklı yaşamanın temel şartı da maddi ve manevi temizliktir. Dinimiz temizlik dinidir.

Hutbemi Peygamberimiz (sav)’in şu hadisleriyle bitirmek istiyorum: "Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir."(5)


“temizlik imanın yarısıdır” [6]



Hazırlayan : Mustafa ŞENSOY

Unvanı  : İmam Hatip

Erdemli / Mersin



Haftanın Ayeti:

Allah göğü yükseltti ve dengeyi koydu, sakın dengeyi bozmayın.

Rahman 55/ 7-8

Haftanın Hadisi:

Allah pak ve temizdir, paklık ve temizliği sever, kerim ve cömerttir, kerem ve cömertliği sever, öyleyse avlularınızı ve boş sahalarınızı temiz tutun.

1 Kütüb-i Sitte c.10 s.391

2 Kütüb-i Sitte c.10 s.390

3 Rum 30/41

4 Rahman 55 / 7-8

5 Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8

6 Müslim, Teharet 1, Tirmizi Daavat 86

--Abdulvahap Gözcü 22:22, Ocak 29, 2012 (UTC)


Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.