FANDOM


KUFE
Kufe - mehmet akif ersoy - safahat - yusuf ziya özkan

Kufe - mehmet akif ersoy - safahat - yusuf ziya özkan

Bakınız

Şablon:Küfe - d {{Küfe}}

Tevhid Yâhud Feryâd Safahat Bayrak
Mehmet Akif Ersoy
Durmayalım
Küfe كوفه Kufe الكوفة El-Kufe El-Kûfe Kufa
Küfe - Mehmet Akif Ersoy - Safahat
Küfe/Güncel Türkçesi Küfe/1 Küfe/2 Küfe/3 Küfe/4 Küfe/4 tablo Küfe/Azerice Küfe/İngilizce - Küfe/Osmanlıca

Kufa is a city in Iraq. Kufa may also refer to:
People * Leon Kufa, Zimbabwean development consultant
Education *Kufa University, Iraqi governmental university
Religion * Great Mosque of Kufa, one of the earliest mosques in Islam, located in Kufa, Iraq
Sport * Kufa FC, an Iraqi football team based in Kufa, Iraq
Other uses == * 2004 Kufa shelling
See also * Kufah (disambiguation) Şablon:Disambig
Kufe okulu

ABC2F71F-2EAE-45BD-971C-D1BA11BF970F

Küfelik adam

Şablon:Küfebakınız

192C4A72-3FE2-4EF7-AFDD-5B5DD6F5FA54
2BF93135-17A7-4F9F-A332-2676F593DF02
781205F5-2B08-49B9-90A4-348CE8E98419
075260EC-FAAD-46B3-BA95-038730511ACF

Küfelik olmuş adam, yani asırı sarhoş evine hammal küfede götürüyor

818B937E-BFF3-4971-8551-D4D2CECE07C9

Küfelik olmak. Yani evine gidemeyecek kadar sarhoş olmak. Hammal tarafından evine bıreakılmamak

ABC2F71F-2EAE-45BD-971C-D1BA11BF970F

Küfelik adam

Sabahleyin çıkıvermiştim evden erkenden.


Bizim mahalle de İstanbul'un kenârı demek:

Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmiyerek!


Adım başında derin bir buhayre dalgalanır,

Sular karardı mı, artık gelen gelir dayanır.


Bir elde olmalı kandil, bir elde iskandil,

Selâmetin yolu insan için bu, başka değil!


Elimde bir koca değnek, onunla yoklayarak,

Önüm adaysa basıp, yok, denizse

atlayarak,


- Ayakta durmaya elbirliğiyle gayret eden,

Lisân-ı hâl ile amma rükûa niyyet eden -


O sâlhûrde, harâb evlerin saçaklarına,

Sığınmış öyle giderken, hemen ayaklarına


Delîlimin koca bir şey takıldı... Baktım ki:

Genişçe bir küfe yatmakta, hem epey eski.


Bu bir hamal küfesiymiş... Aceb kimin?

Derken;

On üç yaşında kadar bir çocuk gelip öteden,


Gerildi, tekmeyi indirdi öyle bir küfeye:

Tekermeker küfe bîtâb düştü tâ öteye.


- Benim babam senin altında öldü, sen hâlâ

Kurumla yat sokağın ortasında böyle daha!


O anda karşıki evden bir orta yaşlı kadın

Göründü:

- Oh benim oğlum, gel etme kırma sakın!


Ne istedin küfeden yavrum? Ağzı yok,

dili yok,

Baban sekiz sene kullandı...


Hem de derdi ki:

"Çok Uğurlu bir küfedir, kalmadım

hemen yüksüz... "


Baban gidince demek kaldı âdetâ öksüz!

Onunla besliyeceksin ananla kardeşini.

Bebek misin daha öğrenmedin mi

sen işini?"


Dedim ki ben de:

- Ayol dinle annenin sözünü...

Fakat çocuk bana haykırdı ekşitip yüzünü:

- Sakallı, yok mu işin?

Git, cehennem ol şuradan!

Ne dırlanıp duruyorsun sabahleyin oradan?


Benim içim yanıyor:

Dağ kadar babam gitti...

- Baban yerinde adamdan ne istedin şimdi?


Adamcağız sana, bak hâl dilince söylerken...

- Bırak hanım, o çocuktur, kusûra bakmam

ben...


Adın nedir senin, oğlum?

- Hasan.

- Hasan, dinle.

Zararlı sen çıkacaksın bütün bu hiddetle.


Benim de yandı içim anlayınca derdinizi

Fakat, baban sana ısmarlayıp da gitti sizi.


O, bunca yıl çalışıp alnının teriyle seni

Nasıl büyüttü?

Bugün, sen de kendi kardeşini,

Yetim bırakmıyarak besleyip büyütmelisin.

- Küfeyle öyle mi?

- Hay hay! Neden bu söz lâkin?


Kuzum, ayıp mı çalışmak, günah mı yük

taşımak?

Ayıp: Dilencilik, işlerken el, yürürken ayak.


- Ne doğru söyledi! Öp oğlum amcanın

elini...

- Unuttun öyle mi? Bayramda komşunun

gelini:


"Hasan, dayım yatı mekteplerinde zâbittir;

Senin de zihnin açık..Söylemiş olaydık bir..


Koyardı mektebe..Dur söyleyim"

demişti hani?

Okutma sende hamal yap bu yaşta

şimdi beni!


Söz anladım uzun,hem de pek

uzun sürecek;

Benimse vardı o gün pekçok

işlerim görecek;


Bıraktım onları, saptım yokuşlu bir yoldan,

Ne oldu şimdi aceb, kim bilir, zavallı Hasan?


Bizim çocuk yaramaz, evde

dinlenip durmaz;

Geçende Fâtih'e çıktık ikindi üstü biraz.


Kömürcüler kapısından girince biz, develer

Kızın merâkını celbetti, dâima da eder:


O yamrı yumru beden, upuzun boyun,

o bacak,

O arkasındaki püskül ki kuyruğu olacak!


Hakîkaten görecek şey değil mi ya?

Derken,

Dönünce arkama, baktım:

Beş on adım geriden,


Belinde enlice bir şal, başında âbâni,

Bir orta boylu, güler yüzlü pîr-i nûrânî;


Yanında koskocaman bir küfeyle bir

çocucak,

Yavaş yavaş geliyorlar. Fakat tesâdüfe bak:


Çocuk, benim o sabah gördüğüm

zavallı yetîm...

Şu var ki, yavrucağın hâli eskisinden elim:


Cılız bacaklarının dizden altı çırçıplak...

Bir ince mintanın altında titriyor, donacak!


Ayakta kundura yok, başta var mı fes?

Ne gezer!

Düğümlü alnının üstünde sâde bir çember.


Nefes değil o soluklar, kesik kesik feryad;

Nazar değil o bakışlar, dümû-i istimdad.


Bu bir ayaklı sefalet ki yalnayak, baş açık;

On üç yaşında buruşmuş cebin-i safi,

yazık!


O anda mekteb-i rüşdiyyeden taburla çıkan

Bir elliden mütecâviz çocuk ki, muntazaman


Geçerken eylediler ihtiyârı vakfe-güzin...

Hasan'la karşılaşırken bu sahne oldu hâzin;


Evet, bu yavruların hepsi, pür sürûd-i şebâb,

Eder dururdu birer âşiyân-ı nûra şitâb.


Birazdan oynıyacak hepsi bunların, ne iyi!

Fakat Hasan, babasından kalan o pis küfeyi,


-Ki ezmek istedi görmekle reh-güzârında-

İlel'ebed çekecek dûş-i ıztırârında!


O, yük değil, kaderin bir cezâsı ma'sûma...

Yazık, günâhı nedir, bilmeyen şu mahkûma!

| Beş on gün oldu ki alışkanlığıma uyarak ben,

Sabahleyin çıkıvermiştim evden erkenden.


Bizim mahalle de İstanbul'un kenarı demek:

Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmeyerek!


Adım başında derin bir deniz dalgalanır,

Sular karardı mı, artık gelen gelir dayanır!


Bir elde olmalı kandil, bir elde iskandil,

Kurtuluşun yolu insan için bu, başka değil!


Elimde bir koca değnek, onunla yoklayarak,

Önüm adaysa basıp, yok denizse

atlayarak,


-Ayakta durmaya elbirliğiyle gayret eden,

Gönül diliyle ama rükûa niyet eden


-O eski, harab evlerin saçaklarına

Sığınmış öyle giderken, hemen ayaklarına


Kılavuzumun koca bir şey takıldı...Baktım ki:

Genişçe bir küfe yatmakta,hem epey eski.


Bu bir hamal küfesiymiş, acaba kimin?

Derken;

On üç yaşında kadar bir çocuk gelip öteden,


Gerildi, tekmeyi indirdi öyle bir küfeye:

Teker meker küfe halsiz düştü ta öteye.


-Benim babam senin altında öldü, sen hâlâ

Kurumla yat sokağın ortasında böyle daha!


O anda karşıki evden bir orta yaşlı kadın

Göründü:

-Oh benim oğlum, gel etme kırma sakın!


Ne istedin küfeden yavrum?Ağzı yok,

dili yok,

Baban sekiz sene kullandı...


Hem de derki ki:

"Çok Uğurlu bir küfedir,kalmadım

hemen yüksüz..."


Baban gidince demek kaldı adetâ öksüz!

Onunla besleyeceksin ananla kardeşini.

Bebek misin daha öğrenmedin mi

sen işini?


Dedim ki ben de:

-Ayol dinle annenin sözünü...

Fakat çocuk bana haykırdı ekşitip yüzünü:

-Sakallı, yok mu işin?

Git, cehennem ol şuradan!

Ne dırlanıp duruyorsun sabahleyin oradan?


Benim içim yanıyor:

Dağ kadar babam gitti...

-Baban yerinde adamdan ne istedin şimdi?


Adamcağız sana, bak hâl dilince söylerken...

-Bırak hanım, o çocuktur, kusura bakmam

ben...


Adın nedir senin oğlum?

-Hasan.

-Hasan, dinle.

Zararlı sen çıkacaksın bütün bu hiddetle.


Benim de yandı içim anlayınca derdinizi...

Fakat, baban sana ısmarlayıp da gitti sizi.


O, bunca yıl çalışıp alnının teriyle seni

Nasıl büyüttü?

Bugün, sen de kendi kardeşini

Yetim bırakmayarak besleyip büyütmelisin.

-Küfeyle öyle mi?

-Hay hay! Neden bu söz lâkin?


Kuzum, ayıp mı çalışmak, günah mı yük

taşımak?

Ayıp: Dilencilik, işlerken el, yürürken ayak.


-Ne doğru söyledi!Öp oğlum amcanın

elini...

Unuttun öyle mi?Bayramda komşunun

gelini:


"Hasan, dayım yatı mekteplerinde zabittir;

Senin de zihnin açık..Söylemiş olaydık bir..


Koyardı mektebe... Dur söyleyim"

demişti hani?

Okutma sen de hamal yap bu yaşta

şimdi beni!


Söz anladım ki uzun, hem de pek

uzun sürecek;

Benimse vardı o gün birçok

işlerim görecek.


Bıraktım onları, saptım yokuşlu bir yoldan.

Ne oldu şimdi acep, kim bilir, zavallı Hasan?


Bizim çocuk yaramaz, evde

dinlenip durmaz;

Geçende Fatih'e çıktık ikindi üstü biraz.


Kömürcüler kapısından girince biz, develer

Kızın merakını çekti, her zaman da çeker.


O yamrı yumru beden, upuzun boyun,

o bacak,

O arkasındaki püskül ki kuyruğu olacak!


Gerçekten de görecek şey değil mi ya?

Derken,

Dönünce arkama, baktım:

Beş on adım geriden,


Belinde enlice bir şal, başında sarık,

Bir orta boylu, güleç, nur yüzlü ihtiyar;


Yanında koskocaman bir küfeyle

bir çocucak,

Yavaş yavaş geliyorlar. Fakat tesadüfe bak:


Çocuk, benim o sabah gördüğüm

zavallı yetim...

Şu var ki hâli eskisinden acıklı yavrucağın:


Cılız bacaklarının dizden altı çırçıplak...

Bir ince gömleğin altında titriyor, donacak!


Ayakta kundura yok, başta var mı fes?

Ne gezer!

Düğümlü alnının üstünde sade bir çember.


Nefes değil o soluklar, kesik kesik feryat;

Bakış değil o bakışlar,yardım dileyen göz yaşları.


Bu bir yürüyen yoksulluk ki yalnayak, baş açık;

On üç yaşında buruşmuş tertemiz alnı,

yazık!


O sırada rüşdiye mektebinden alay alay çıkan

Elliden fazla çocuk ki düzen içinde


Geçerken ihtiyar bir yerde durmak zorunda kaldı,

Bunların Hasan'la karşılaşması ortaya acıklı bir sahne çıkardı.


Evet, bu yavruların hepsi gençlik neşesiyle dolu,

Koşup gitmektelerdi birer birer aydınlık yuvalarına.


Birazdan oynayacak hepsi bunların, ne iyi!

Fakat Hasan, babasından kalan o pis küfeyi,


-Ki ezmek istedi görmekle yolunun üzerinde-

Sonsuza kadar taşıyacak çaresiz omuzlarında!


O, yük değil, kaderin bir cezası bu suçsuz çocuğa...

Yazık, günahı nedir, bilmeyen şu mahkûma!

Safahat logo

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.