FANDOM


Bakınız.

Kitâb-ı BeyyinâtDeliller Kitabı . Kitâb-üt Tahlif KİTÂBÜ'L-BEYYİNÂT VE'T-TAHLîF KİTÂB-I HÂMİS-İ AŞER BEYYİNÂT VE TAHLîF HAKKINDA OLUP BİR MUKADDEMİ İLE DÖRT BÂBI MÜŞTEMİLDİR Mukaddime Bazı ıstılâhât-ı fikhiyye beyânındadır Madde 1676 -Beyyine, hüccet-i kaviyye demektir. MC. 78, 1618, 1642, 1684.; HUMK. 236-374, özellikle 278. madde. Madde 1677 - Tevâtür, kizb üzere ittifakları aklen câiz olmayan cemâatın haberidir. MC. 1688.; HUMK. 245-274. Madde 1678 - Mülk-i mutlak, irs ve şirâ gibi esbâb-ı mülkden biriyle mukayyed olmayan mülkiyyetdir. Ve böyle bir sebep ile mukayyed olan mülkiyyete dahi mülk bisebebin denir. MC. 1710.; TMK. 894 vd.; MH. 151 vd. Madde 1679 — Zi'l-yed bir ayne bilfiil vaz'-ı yed eden yahud tasarruf-ı müllak ile tasarrufu sâbit olan kimsedir. MC. 312, 325, 359, 1659, 1757, 1732, 1786, 1754.; TMK. 887 vd.; MH. 151 vd. Madde 1680 - Hâric, ber-vech-i bâlâ vaz'-ı yed ve tasarrufundan beri olan kimsedir. MC. 1679.; TMK. 887 vd.; MH. 151 vd. Madde 1681 — Tahfif, ahad-i hasmeyne yemîn vermekdir. MC. 76, 1746, 1747.; HUMK. 337-362. Madde 1682 — Tahâlüf, hasmeynden ikisine dahi yemîn vermekdir. Madde 1683 - Tahkîm-i hâl yani hâl-i hazırı hakem kılmak istishâb kabîlindendir. İstishâb dahi adem-i maznûn olmayan bir emr-i muhakkakın bakasıyla hükm etmekdir ki, ibkâ-i mâ kân alâ mâ kân demek olur. MC. 5, 10, 1777. BÂB-Í EVVEL 'ŞEHÂDET HAKKINDA OLUP SEKİZ FASLI MÜŞTEMİLDİR Fasl-ı Evvel Şehâdetin ta'rîf ve nisâbı beyânındadır Madde 1684 - Şehâdet bir kimsenin âhar kimesnede olan hakkını ispat için hüzÛr-1 hâkimde ve hasmeynin muvâcehelerinde şehâdet lafzı ile yani şehâdet ederim deyu haber vermektir. İşbu muhbire şâhid ve ol kimseye meşhûdün leh ve ol kimesneye meşhûdun aleyh ve ol hakka meşhûdun bih denilir. MC. 1572, 1613, 1618, 1688, 1830.; HUMK. 245 vd. Madde 1685 Hukûk-ı ibâdda şehâdetin nisâbı iki er yahut bir er ile iki hâtun_ dur. Fakat erkeklerin ıttılâ'ı mümkün olmayan yerlerde yalmz hatunların mal hakkın_ da şehâdetleri kabûl olunur. MC. 1689.; HUMK. 245-274. Madde 1686 - Dilsiz ve a'mânın şehâdetleri makbûl değildir. MC. 16, 24, 1682, 1688, 1690, 1700, 1702.; HUMK. 245-274. Fasl-ı Sâni Şehâdetin keyfiyet-i edâsı beyânındadır. Madde 1687 - Meclis-i muhâkemenin hâricinde olan şehâdet mu'teber değildir.  ??? Müste'cir MC. 1801.; HUMK. 241, 250-258. Madde 1688 - Şâhidlerin meşhûdün bihi bizzat mu'âyene etmiş olup da ol vechile şehâdet eylemesi lâzımdır. Semâ' ile şani nâsdan işitdim deyu şehâdet eylemesi câiz olmaz. Fakat bir mahallin vâkıf yâhut bir kimesnenin fevt olduğunu işitdim deyu şehâdet etse, yani buna şehâdet ederim zira sikadan böyle işitdim dese şehâdeti makbûl olur. Ve velâyet ve mevt ve nesep husûslarında vech-i şehâdeti böyle tefsir eylemeyerek yani işitme sözünü söylemeyerek semâ' ile şehâdet eylemesi câizdir. Meselâ, filan adam filan tarihde bu beldede vâli yahut hâkimdi filan adam filan vakit fevt oldu ve filan kimse filanın oğludur böyle biliyorum deyip de işitdim demeyerek sûret-i kat'iyyede şehâdet ettiği sûrette her ne kadar bu husûsları mu'âyene etmemiş olsa ve sinni onları mu'âyeneye müsâ'id olmasa bile şehâdeti kabûl olunur. Ve bir de nâsdan işitdim demeyip de belki, biz bu huşûsu mu'âyene etmedik ammâ beynimizde böyle müştehirdir böyle biliyoruz diyerek şehâdet eylese her sûretde câiz olur. MC. 17, 54, 1715, 1734.; HUKM. 245-274. Madde 1689 - Şâhid eğer şehâdet ederim demeyip de yalnız filan husûsu böyle biliyorum yahut haber veririm demiş olsa edâ-i şehâdet eylemiş olmaz. Fakat onun üzerine hâkim ona böyle şehâdet eder misin deyu suâl edip de o dahi evet şehâdet ederim dedikde îfây-ı şehâdet etmiş olur. Ve eğerçi ehl-i hibrenin ihbârı gibi mücerre tahkîk ve istikşâf-ı hâl için vaki Olan ifâdâtda şehâdet lafzı şart değildir. Ancak bunlar şehâdet-i şer'iyye olmayıp mücerrede ihbâr kabîlindendir. MC. 15, 414, 1682, 1685.; HUMK. 245-274. Madde 1690 - Meşhûdün leh ve meşhûdün aleyh ve meşhûdün bih hazır iseler şâhid şehâdet ederken üçüne dahi işâret eder ve onun bu vechile şehâdeti kifâyet eder. Meşhûdün leh ile meşhûdün aleyhin baba ve dedelerinin isimlerini zikreylemesi lâzım gelmez. Ammâ gâ'ib olan müvekkile yahut müteveffâya dâir olan şehâdette şâhid onların baba ve dedelerinin isimlerini zikretmek lâzımdır. Fakat meşhûr ve ma'rûf olan bir kimse ile şâhid onun yalnız isim ve şöhretini zikretmek kâfidir. Zira maksad-ı aslî onu sâirinden temyîz edecek vechile ta'rîfdir. MC. 1619, 1621.; HUMK. 145-174. Madde 1691 - Akâra dâir olan şehâdette hudûdunun beyânı lâzımdır. Fakat şâhid eğer meşhûdün bih olan akarın hudûdunu zikretmeyip de mahallinde ta'yîn ve irâe edebileceğini beyân eylerse mahalline gidilip irâe ettirilir. MC. 1623, 1690, 1806.; HUMK. 250-274. Madde 1692 - (1623.) maddede beyân olunduğu üzere müdde'î senedindeki hudûda isnâd ile da'vâ ettiği takdirde şâhidler dahi bu senedde hudûdu muharrer olan akar onun mülküdür deyu şehâdet etseler sahîh olur. MC. 1623.; HUMK. 250-274. Madde 1693 — Bir kimse mûrisinin diğer kimesne zimmetinde şu kadar kuruş alacağı olduğunu da'vâ etdikde şâhitler eğer müteveffânın ol kimesnede ol mikdâr alacağı olduğuna şehâdet etseler kifâyet eder, veresesine mevrûs olmuşdur deyu tasrîhe hâcet yokdur. Deyn yerine ayn iddia olunduğu surette yani ol kimesne yedinde mûrisin bir mâl-ı mu'ayyeni bulunduğu iddi'â olundukda dahi hüküm yine bu vechiledir. MC. 337, 1688. Madde 1694 - Bir kimse terekeden şu kadar kuruş da'vâ ettikde şâhidler eğer müteveffânın ol kimseye o kadar deyni olduğuna şehâdet etseler kifâyet eder; vefâtına kadar zimmetinde bâkî idi deyu tasrîhe hâcet yokdur. Deyn yerine ayn iddi'â olunduğu sûretde yani ol kimse müteveffânm yedinde kendisinin bir mâl-ı mu'ayyeni olduğunu daivâ ettikde dahi hal bu minvâl üzeredir. MC. 801, 1579, 1746. Madde 1695 - Bir kimse diğer kimesneden alacak da'vâ etdikde şâhidler eğer ol kimsenin müdde'îye ol mikdar deyni olduğuna şehâdet etseler kifâyet eder. Fakat hasmı hâlâ deynin bakâsından suâl edip de şâhidler hâlâ bakâsını bilmeyiz deseler şehâdetleri reddolunur. MC. 5, 10.; HUMK. 250-274. Fasl-ı Sâlis Şehâdetin şurût-ı esâsiyesi beyânındadır Madde 1696 - Hukûk-ı nâsa şehâdetde sebk-i da'vâ şartdır. MC. 1647, 1682, 1818.; HUMK. 245-274.; CUMK. 45-64. Madde 1697 - Mahsûsun hilâfına ikâme olunan beyyine makbûl olmaz. Meselâ, bir kimsenin ber-hayat veya bir hânenin ma'mûr olduğu müşâhed iken ol kimesnenin vefât eylediğine yâhut hânenin harab olduğuna beyyine ikâme olunsa makbül ve mu'teber olmaz. HUKM. 273. Madde 1698 Mütevâtirin hilâfına ikâme olunan beyyine kabûl olunmaz. MC. 1769.; HUMK. 261-274.; CUMK. 45-64. Madde 1699 Beyyine bir hakkı izhâr için meşrû kılınmışdır. Binâenaleyh filan kimse o işi işlemedi ve filan şey filan kimesnenin değildir. Ve filanın filana borcu yokdur gibi nefy-i sırfa şehâdet makbûl olmaz. Fakat nefy-i mütevâtir beyyinesi makbûldür. Meselâ, bir kimse filan kimseye filan vakit filan mahalde şu kadar kuruş ettim deyu cihet-i karzdan ol mikdar kuruş da'vâ halbuki ol kimesnin ol vakit ortada olmayıp da başka mahalde bulunduğu tevâtüren ispat olunsa işbu tevâtür beyyinesi makbûl olup müddefinin da'vâsı mesmû' olmaz. MC. 77, 158, 1682, 1684, 1697.; HUMK. 261 vd. Madde 1700 - Şehâdetteki nefy-i mağrem ve cerr-i mağnem yani def-i mazarrat celb-i menfa'at dâiyesi olmamak şarttır. Binâenaleyh aslın fer'a ve fer'in asla yani âbâ ve ecdâd ve ümmehât ve ceddâtın evlâd ve ahfâd lehlerine ve evlâd ve ahfâdın âbâ ve ecdâdı ve ümmehât ve ceddâtı lehlerine ve hâkezâ ahad-i zevceynin diğeri lehine şehâdetleri makbûl olmaz. Ammâ bunlardan mâ'adâ akrabânın yekdiğeri lehine şehâdetleri makbûl olur. Kezâlik bir kimsenin infâkı ile ta'ayyüş eden adamın ve ecîr-i hâssının kendi lehine şehâdetleri makbûl olmaz. Ammâ kapı yoldaşlarının yekdîğeri lehine şehâdetleri makbûl olur. Ve kezâlik şeriklerin mâl-ı şirketde yekdiğeri lehine şehâdetlerir ve kefil-i bi'l-mâl olan kimsenin asîl tarafmdan mekfûlün bihin edâ olunduğuna şehâdeti makbûl olmaz. Ammâ sâir husûslarda yekdîğerine şehâdetleri makbûl olur. MC. 46, 73, 659, 1099, 1101, 1110, 1703, 1704.; HUMK. 245, 246, 249, 254. Madde 1701 - Dostun dosta şehâdeti makbûldür. Fakat ebeveynlerindeki dostluk yekdiğerin mâlında tasarruf etme mertebesine varırsa ol halde yekdiğerinin lehine şehedetleri makbûl olmaz. HUMK. 245, 246, 254. Madde 1702 - Şâhid ile meşhûdün aleyh beyninde adâvet-i dünyeviye olmamak şarttır. Adâvet-i dünyeviyye örf ile bilinir. MC. 1700.; HUMK. 245 vd. Madde 1703 - Bir kimse hem müdde'î ve hem şâhid olamaz. Binâenaleyh vasînin yetîme ve vekilin müvekkiline şehâdetleri sahîh olmaz. HUMK. 245 vd. Madde 1704 - Bir kimsenin kendi fiiline şehâdeti mu'teber değildir. Binâenaleyh vekillerin ve tellalların biz bey' etmişdik deyu kendi fiillerine şehâdetleri makbûl olmaz. Kezâlik bir belde hâkimi infisâlinden sonra kable'l-infisâl kendisinden sudûr etmiş olan hükme şehâdet eylese sahîh olmaz. Ammâ kable'l-infisâl bir kimsenin kendi huzûrunda vaki' olan ikrârına bade'l-infisâl şehâdet eylese muteber olur. Madde 1705 Şâhidin âdil olması şarttır. Âdil hasenâtı seyyiâtına gâlip olan kimsedir. Binâenaleyh rakkas ve maskara gibi namus ve mürüvveti muhil hal ve hareketleri i'tiyâd eden eşhâsın ve kizb ile ma'rûf olan kesânın şehâdetleri makbûl olmaz. MC. 1682. Fasl-ı Râbi' Şehâdetin da'vâya muvâfakati beyânındadır Madde 1706 - Şehâdet eğer da'vâya muvâfık ise kabûl olunur. Değilse kabûl olunmaz. Fakat lafzı i'tibâr olmayıp manen muvâfakat kâfidir. Meselâ, müddedâ bih vedî'a olup da şâhidler müdde'â aleyhin îdâ'ı ikrâr eylediğine şehâdet etseler yahut müdde'â bih gasp olup da şâhidler müdde'â aleyhin gasbını ikrâr eylediğine şehâdet eyleseler makbûl olur. Kezâlik medyûn edâ-i deyn eylediğini da'vâ edip de şâhidler dâînin medyûnu ibrâ eylediğine şehâdet etseler makbûl olur. MC. 1696, 1708, 1712-1714, 1707, 1709, 1552.; HUMK. 261 vd. Madde 1707 - Şehâdetin da'vâya muvâfakati ya ona tamâmıyla mutâbakati veyahut meşhûdun bihin müdde'â bihden ekall olması sûretiyledir. Meselâ, müdde'î bu mal iki seneden beri benim mülkümdür deyu da'vâ edip de şâhidler dahi iki seneden beri mülkü olduğuna şehâdet ettikleri surette şehâdetleri makbûl olduğu gibi bir seneden beri mülkü olduğuna şehâdet ettikleri surette şehâdetleri kabul kılınır. Kezâlik müdde'î bin kuruş da'vâ edip de şâhidler beşyüz şehâdet ettikleri suretde beşyüz kuruş hakkında şehâdetleri kabul olunur. MC. 1703, 1710.; HUMK. 261 vd. Madde 1708 - Müdde'â bih ekall olup da şâhidler eksere şehâdet etseler makbûl olmaz, meğer ki şehâdet ile da'vâ beynindeki ihtilaf zaten kâbil-i tevfik olup da müdde'î dahi onların beynini tevfik eylese; ol halde şehâdet kabul kılınır. Meselâ, müdde'î bu mal iki seneden beri benim mülkümdür deyu da'vâ edip de şâhidler üç seneden beri mülkü olduğuna şehâdet etseler kabul kılınmaz. Kezâlik müdde'î beş yüz kuruş da'vâ edip de şâhidler bin kuruşa şehâdet etseler kabûl olunmaz. Ammâ müdde'î benim ondan alacağım fi'l-vâki' bin kuruş idi, lâkin beş yüzünü istîfâ etmişdim, şâhidler orasını bilmezler deyu da'vâ ile şehâdetin beynini tevfik eylese şâhidlerin şehâdeti kabûl olunur. MC. 1710.; HUMK. 261 vd. Madde 1709 - Müdde'î meselâ şu bağ benim mülkümdür deyu mülk-i mutlak da'vâsı edip de şâhidler müdde'î bu bağı filandan satın aldı deyu mülk-i mukayyede şehâdet etseler kabûl olunur. Şöyle ki şâhidler ol vechile mülk-i mukayyede şehâdet ettiklerinde hâkim sen de bu sebeple mi mülk da'vâsı ediyorsun yoksa âhar sebeple mi deyu müdde'îden suâl eder, müdde'î eğer evet ben de bu sebeple da'vâ ederim derse hâkim ol şâhidlerin Şehâdetini kabûl eder ve eğer sebeb-i âharla da'vâ ederim yahut ben bu sebeple da'vâ etmem derse hâkim ol şâhidlerin şehâdetini reddeyler. MC. 1709, 1710. Madde 1710 - Müdde'î meselâ bir bağda mülk-i mukayyed da'vâsı ettiği Süretde nazar olunur, eğer bâyi'ini zikretmeyerek satın aldım yahut mübhem olarak bir adam _ dan satın aldım derse mülk-i mutlak da'vâsı hükmünde olmakla şâhidler bu bağ onun mülküdür deyu mülk-i mutlaka şehâdet etseler kabûl olunur. Ammâ filan adamdan satın aldım deyu bâyi'ini tasrih edip de şâhidleri mülk-i mutlaka şehâdet etseler şehâdetleri kabûl olunmaz. Çünki mülk-i mutlak sâbit olsa an-asıl vukû'u sâbit olup zevâidine meselâ bağın mukaddemâ husûle gelmiş olan meyvelerine dahi müdde'înin mâlik olması lazım gelir. Mülk-i mukayyed ise, ancak sebebinin meselâ akd-i bey' ü şirânın târih-i vukû'undan i'tibâren sâbit olur. Bu cihetle mülk-i mutlak, mülk-i mukayyede nisbetle ekser olur ve bu sûretde şâhidler eksere şehâdet etmiş olurlar. MC. 1678, 1696, 1708. Madde 1711 - Şehâdet eğer deynin sebebinde da'vâya muhâlif olursa makbûl olmaz. Meselâ, müdde'î semen-i mebî' olmak üzere bin kuruş alacak dalvâ edip de şâhidler müdde'â aleyhin cihet-i karzdan dolayı ol mikdar deyni olduğuna şehâdet eyleseler makbûl olmaz. Kezâlik müdde'î bu mülk bana pederimden mevrûsdur deyu da'vâ edip de şâhidler anasından mevrûs olduğuna şehâdet etseler makbûl olmaz. MC. 1581, 1696, 1707.; HUMK. 261 vd. Fasl-ı Hâmis Şâhidlerin ihtilâfları beyânındadır Madde 1712 - Şâhidler meşhûdun bihde ihtilâf etseler şehâdetleri makbûl olmaz. Meselâ, şâhidlerin biri bin kuruşluk altın ve diğeri bin kuruşluk sim mecîdiye deyu şehâdet etseler şehâdetleri kabûl olunmaz. MC. 1581, 897, 1685, 1707, 1708, 1711. Madde 1713 Şâhidlerin meşhûdün bihe müte'allık olan bir şeyde ihtilâfları meşhûdun bihde ihtilafi mûcib olursa şehâdetleri kabul olunmaz ve mûcib olmazsa Binâenaleyh gasb ve îfây-l deyn gibi sırf fiilden ibâret olan hususlarda şâhidierin biri bir zamân-ı mu'ayyende veya mekân-ı mu'ayyende fiile ve diğeri zamân-ı âharda ya mekân-ı âharda fiile şehâdet eyleseler bu ihtilafları meşhûdün bihde ihtilafı mûcib olmakla şehâdetleri kabûl olunmaz. Ammâ kavı kabîlinden olan bey' ü şirâ ve icâre ve kefâlet ve havâle ve hibe ve rehin ve deyn ve kard ve ibrâ ve vasiyyet hususlarında şâhidlerin zaman ve mekanda ihtilafları meşhûdün bihde ihtilafı mûcib olmamakla şehâdetlerinin kabûlüne mâni' olmaz. Meselâ, bir kimse borcunu edâ eylemiş olduğunu da'vâ edip de şâhidlerin biri hânesinde ve diğeri dükkânda edâ eylemiş olduğuna şehâdet etseler şehâdetleri kabûl olunmaz. Ammâ bir kimse diğer kimesnenin yedinde olan bir mal için sen bu malı bana şu kadar kuruşa satmışdın onu bana teslim et deyu da'vâ etdikde şâhidlerin biri filan hânede ve diğeri filan dükkânda satmış olduğuna şehâdet etseler şehâdetleri kabûl olunur. Zira fiil tekrar ve i'âde olunamaz. Amma kavil tekrar ve iâde olunabilir. MC. 176, 1587. Madde 1714 Şâhidler mâl-ı mağsûbun renginde yahut erkek veya dişi olmasında ihtilaf etseler şehâdetleri kabûl olunmaz. Meselâ, mağsûb olan hayvan hakkında şâhidlerin biri kır at ve diğeri yağız ya al at veyahut biri at ve diğeri kısrak deyu şehâdet eyleseler şehâdetleri kabûl olunmaz. Madde 1715 - Da'vây-ı akidde şâhidler bedelin mikdârında ihtilaf etseler şehâdetleri kabûl olunmaz. Meselâ, şâhidlerin biri malın beş yüz kuruşa ve diğeri üç yüz kuruşa satıldığına şehâdet eyleseler şehâdetleri kabûl olunmaz. Fasl-ı Sâdis Tezkiye-i şuhûd hakkındadır. Madde 1716 - Şâhidler şehâdet etdikde hâkim meşhûdün aleyhden ne dersin, bunlar şehâdetlerinde sâdık mıdırlar yoksa değil midirler deyu suâl eder. Meşhûdün aleyh eğer şâhidler bu şehâdetlerinde sâdıktırlar yahut bu şehâdetlerinde âdildirler derse müdde'â bihi ikrâr etmiş olur ve ikrârı ile hükmolunur. Ve eğer bunlar şâhid-i zûrdurlar yahut bunlar âdil adamlardır lâkin bu hususta hatâ ediyorlar yahut vâkı'ayı unutmuşlar derse veyahut yalnız bunlar âdil adamlardır demekle beraber müdde'â bihi inkâr etse hâkim hükmetmeyip şâhidleri sırren ve alenen tezkiye ile âdil olup olmadiklarını tahkîk eyler. MC. 1717, 1718, 1803, 1816. Madde 1717 - Şâhidler gerek sırren ve gerek alenen mensûb oldukları cânibden yani talebe-i ulûmdan ise, sâkin oldukları medrese müderrisi ile mu'temed ahâlîsinden ve askerîden ise, tabur-u zâbitân ve kâtiplerinden ve ketebeden ise, kalem-i zâbitân ve hulefâsından ve tüccârdan ise, tüccârın mu'teberânından ve esnâfdan ise, kethudâsıyla lonca ustalarından ve sınûf-ı sâireden ise mahalle veya karyelerinin mevsûk ve multemen ahâlîsinden tezkiye olunur. Madde 1718 - Sırren tezkiye ıstılâh-ı fukehâda mestûre ta'bîr olunur varaka ile icrâ olunur. Şöyle ki, hâkim ol varakaya müdde'î ve müdde'â aleyhin isimlerini müdde'â bih ile Şühûdun isim ve şöhret ve san'atlarını ve eşkâl ve mahallerini ve baba ve dedelerinin isimlerini ve ma'rûf iseler yalnız isim ve şöhretlerini tahrîr velhâsıl şâhidleri sâirinden temyîz edecek vechile ta'rîf ve beyân ve bir zarf derûnuna vaz' ile önemîni mühürlerikden sonra müzekkî intihâb olunan kimesnelere irsâl eder. Müzekkîler dahi mestûreyi feth u kırâat edip içinde isimleri muharrer olan şâhidler âdil iseler isimleri tahtına âdil ve makbûlü'ş-şehâde deyu tahrîr ve âdil değillerse âdil değiller deyu tahrîr ve imzâ eyleyerek mestûreyi götüren adamı ve âhar kimesneyi maznûnuna vâkıf etmeksizin zarf mühürlenip hâkime i'âde eder. MC. 1705. Madde 1719 - Mestûrede müzekkîler tarafından şâhidler hakkında âdil ve makbûlil'ş-şehâde diye yazılmayıp da âdil değiller yahut hallerini bilmeyiz veya mechûlü'l-ahvâl veyahut Allah bilir gibi sarâhaten yahut delâleten cerhi ifâde eder bir söz yazılmış olur, veyahut hiçbir şey yazılmaksızın mestûre mahtûmen hâkime i'âde olunursa hâkim ol şâhidlerin şehâdetini kabûl etmez. Bu sûrette hâkim tarafından müdde'iye senin şâhidlerin cerh olundu denilmeyip ancak başka şâhidlerjn varsa getir denilir. Ve eğer mestûrede âdil ve makbûlü'ş-şehâdedirler deyu yazılmış ise, mertebe-i sâniyede olarak alenen tezkiyeye ibtidâr olunmaz. MC. 67, 1730. Madde 1720 - Alenen tezkiye bu vechile icrâ olunur ki, müzekkîler huzûr-ı hâkime celb ile meterâfi'ân hâzır olduğu halde şâhidler tezkiye olunur veyahut müterâfi'an beraber oldukları halde şâhidler tezkiye nâ'ibine terfikan müzekkîlerin yanlarına gönderilerek mahallerinde alenen tezkiye olunurlar. MC. 1717, 1718. Madde 1721 - Sırren tezkiyede bir müzekkî kâfi ise de ihtiyâta ri'âyeten lâ-akall iki olmalıdır. Madde 1722 - Tezkiye-i aleniye şehâdet kabîlinden olup şehâdetin şurût ve nisâbı bundan dahi mu'teberdir. Şu kadar varki müzekkîlerin şehâdet lafzını zikretmeleri lâzım değildir. Mc. 1689. Madde 1723 - Bir hâkimin indinde bir husûs zımnında adâleti sâbit olan şâhidler yine ol hâkimin huzûrunda diğer bir husûsa şehâdet ettiklerinde eğer arası altı ay geçmemiş ise hâkim tekrar onları tezkiye ile meşgûl olmaz. Ve eğer altı ay geçmiş ise, hâkim tekrar onları tezkiye eyler. Madde 1724 Gerek kable't-tezkiye ve gerek ba'de't-tezkiye meşhûdün aleyh def-i mağrem yâhut cerr-i mağnem gibi şehâdetin makbûlüne mâni' olur birşey isnâdı ile şâhidlere ta'n ederse hâkim ondan beyyine talep eyler ve meşhûdün aleyh bunu bil-beyyine ispat eylediği takdîrde hâkim ol şâhidlerin şehâdetlerini reddeder ve ispat edemediği takdîrde hekim eğer ol şâhidleri tezkiye etmemiş ise tezkiye eyler. Ve eğer tezkiye eylemiş ise, şehâdetleri mûcebince hükm eder. Mc. 1700, 1725. Madde 1725 Müzekkîlerden bazısı şâhidleri cerh ve bazısı ta'dîl eylese cerh tarafı müreccah olarak hâkim onların şehâdetleri ile hükm etmez. MC. 46. Madde 1726 -Mu'amelâtda şâhidler ba'de edâi'ş-şehâde fevt veyâhud gâ'ib Olsalar hâkim onları tezkiye ederek şehâdetleri ile hükm edebilir. MC. 1686. Teznîb Tahlîf-i şuhûd hakkındadır. Madde 1727 Meşhûdün aleyh kable'l-hüküm şâhidlere şehâdetlerinde kâzip olmadıklarına yemîn ver deyu hâkime ilhâh edip de şehâdetin yemîn ile takviyetine dahi lüzum gördüğü takdirde hâkim o şahidlere yemîn ettirebilir. Ve hakim şâhidlere yemîn ederseniz şehâdetinizi kabul ederim ve illâ etmem diyebilir. HUMK. 261-264. Fasl-ı Sâbi' Şâhidlerin şehâdetlerden rücû'u hakkındadır Madde 1728 - Şâhidler ba'de edâi'ş-şehâde ve kable'l-hüküm huzûr-ı hâkimde şehâdetlerinden rücû' etseler şehâdetleri keenlemyekün hükmünde olur ve kendileri izîr olunurlar. ta Madde 1729 - Şâhidler ba'de'l-hüküm huzûr-ı hâkimde şehâdetlerinden rücû' etseler hâkimin hükmü nakz olunmayıp mahkûmun bih şâhidlere tazmîn ettirilir. (80.) maddeye bak. MC. 64, 80, 90, 416, 596, 864, 891, 1731. Madde 1730 — Şâhidlerin bazısı ber-vech-i bâlâ şehâdetinden rücû' etdikde eğer bâkîsi nisâb-ı şehâdete bâliğ ise rücû' edenden zamân lazım gelmez, fakat ta'zîr olunur. Ve eğer bâkîsi nisâb-ı şehâdete bâliğ değilse mahkûmun bihin nısfı rücû' eden bir kişi olduğu takdîrde müstakillen ona ve birden ziyâde oldukları takdirde bi'l-iştirâk seviyyen onlara tazmîn ettirilir. MC. 56. Madde 1731 - Rücû'un şartı huzûr-ı hâkimde olmakdır. Şâhidlerin başka mahalde rücû'una i'tibâr yokdur. Binâen alâ-zâlik meşhûdün aleyh şâhidlerin başka mahalde şehâdetlerinden rücû' etdiklerini da'vâ etse mesmû' olmaz ve şâhid bir hâkimin huzûrunda şehâdet ettikden sonra diğer hâkimin huzûrunda şehâdetinden rücû' etse rücû'u mu'teber olur. Fasl-ı Sâmin Tevâtür hakkındadır Madde 1732 - Kesret-i şuhûda i'tibâr yokdur. Yani tarafeynden birinin taraf-ı âhara nisbetle şâhidleri ziyâde olmakla onun tercih olunması lazım gelmez. Meğer ki şâhidlerin kesreti derece-i tevâtüre bâliğ ola. MC. 1013. Madde 1733 - Tevâtür ilm-i yakîn ifâde eder. Binâenaleyh bâlâda beyân olunduğu üzre tevâtürün hilâfına beyyine ikâme olunamaz. MC. 1698. 1757 Madde 1734 - Tevâtürde lafz-ı şehâdet şart olmadığı gibi adâlet dahi aranmaz. Binâen aleyh muhbirlerin tezkiyesine hâcet görünmez. Madde 1735 Tevâtürde muhbirlerin aded-i mu'ayyeni yokdur. Ancak akıl onların kizb üzre ittifaklarını tecviz etmeyecek mertebe bir cemm-i gafir olmaları lazımdır. MC. 1698. BÂB-I SÂNÎ HUCEC-İ HATTIYYE VE KARîNE-İ KÂTI'A BEYÂNINDA OLUP İKİ FASLA MÜNKASIMDIR Fasl-ı Evvel Hucec-i hattıye beyânındadır Madde 1736 - 1736 - Yalnız hat ve hatm ile amel olunmaz. Fakat şübhe-i tezvîr ve tasni'den sâlim ise ma'lûlün bih yani medâr-ı hüküm olur başka vechile hâcet kalmaz. MC. 1608, 1609, 1612, 1737, 1739.; HUMK. 287-336. Madde 1737 - Berât-ı sultânî ve kuyûd-ı defter-i hâkânî tezvîrden emîn olmakla mu'mûlün bihdir. MC. 1606, 1609, 1610, 1756, 1836.; HUMK. 295 vd. Madde 1738 - Kitâb-ı kazâda beyân olunacağı vechile hîle ve fesâddan sâlim olacak sûrette tutulan sicillât-ı mehâkim ile dahi amel olunur. MC. 1814 ve 4 Cemâziyelûlâ 1296 tarihli ta'lîmât.; HUMK. 295 vd. TMK. 7, 29, 35 vd. Madde 1739 - Mücerred vakfiye ile amel olunmaz. Ammâ ber-vech-i bâlâ mevsûk ve mu'temedün bih olan sicill-i mahkemede mukayyed ise ol halde ma'mûlün bih Olur, Mc. 1736. Fasl-ı Sânî ' Karîne-i kâtı'a beyânındadır Madde 1740 - Esbâb-ı hükümden birisi dahi karîne-i kâtı'adır. MC. 1578, 1742, 1819, 1817, 1821.; TMK. 3, 7, 28, 30, 241, 244, 898, 905, 928.; TBK. 31. Madde 1741 - Karîne-i kâtı'a hadd-i yakîne bâliğ emâredir. Meselâ, bir kimse elinde kana bulaşmış bıçak olduğu halde havf ve telaş ile bir hâlî hâneden çıkdığı gibi derakab hâneye girilip de henüz boğazlanmış bir şahıs görülse ol kimesne bu şahsın kâtili olduğuna iştibah olunmaz. Şâyet ki ol şahıs kendi kendi" sini öldürmüş olmak gibi sırf ihtimâlât-ı vehmiyeye iltifat kılınmaz. (74.) maddeye bak. MC. 74, 1682, 1688, 1776, 1777, 1659.; TMK. 3, 7, 28, 30, 241, 244, 898, 905, 928, BÂB-I SÂLİS TAHLİF BEYÂNINDADIR Madde 1742 - Esbâb-ı hükümden biri dahi yemîn yahut yemînden nükûldür. Şöyle ki, müdde'î da'vâsını ispattan izhâr-ı acz eylediği takdîrde onun talebi ile müdde'â aleyhe yemîn verilir. Fakat bir kimse diğer kimesneden sen filanın vekîlisin deyu da'vâ edip de ol kimesne inkâr ettiği suretde kendisine yemîn verilmek lazım gelmez. Kezâlik iki kişinin herbiri bir kimesnenin yedindeki malı ondan iştirâ etdim deyu da'v,â edip de ol kimesne birine sattığını ikrâr ile diğerinin da'vâsını inkâr ettiği surette kendine yemîn teveccüh etmez. Bu hususda istîcâr ve irtihan ve ittihab dahi iştirâ gibidir. MC. 76, 96, 590, 1522, 737, 1731, 1786, 1818, 1819, 1820.; HUMK. 337, 362. Madde 1743 - Hasmeynden biri tahlîf olunacak olduğu halde vallâhi veyahut billâhi deyu Allâhu Te'âlâ Hazretleri'nin ismine kasem ettirilir. HUMK. 339. Madde 1744 - Yemîn ancak hâkimin yahut nâ'ibinin huzûrunda olur. Başka kimse huzûrunda olan yemînden nükûle i'tibâr yokdur. MC. 1747, 1832,.; HUMK. 339 vd. 343. Madde 1745 — Tahlîfde niyâbet cârî olur. Ammâ yemînde niyâbet cârî olmaz. Binâenaleyh da'vâ vekilleri hasma yemîn verdirebilir. Ammâ müvekkillerine yemîn teveccüh ettikde bizzat onların yemîn etmesi lazım gelir vekillerine yemîn ettirilemez. MC. 1641, 1643, 1743.; HUMK. 337-362. Madde 1746 - Yemîn ancak hasmın talebi üzerine verilir. Fakat dört yerde bilâtalep hâkim tarafından yemîn verilir. Evvelen, bir kimse terekeden bir hak da'vâ ve ispat ettikde hâkim müdde'îye bu hakkını müteveffâdan bir vechile istîfâ edemediğine ve ettirmediğine ve onu ibrâ ve başkasının üzerine havâle eylemediğine ve başka kimesne tarafından îfâ olunmadığına ve bu hakkın mukâbilinde müteveffânın rehni olmadığına yemîn verir işte buna yemîn-i istihzâr denilir. Sâniyen bir kimse bir mala müstahak çıkıp da da'vâsını ispat ettikde ol malı kimesneye satmamış ve hibe etmemiş velhâsıl bir vechile mülkünden çıkarmamış idüğine hâkim tarafından yemîn verilir. MC. 244.; HUMK. 337-362. Madde 1747 — Hasmın talebi üzerine henüz hâkim tarafından yemîn teklîf olunmadan müdde'â aleyh yemîn ediverse mu'teber olmayıp tekrar hâkim tarafından tahlîf olunmak lâzım gelir. HUMK. 337-362. Madde 1748 — Bir kimse kendi fiiline dair yemîn edecek oldukda betâte yemîn verilir, yani bu şey böyledir yahut değildir diye kat'iyyen yemîn ettirilir. Ammâ diğer kimsenin fiili hakkında yemîn edecek oldukda adem-i ilme yemîn verilir. Yani o şeyi bilmediğine yemîn ettirilir. MC. 1741.; HUMK. 344 vd. Madde 1749 - Yemîn ya sebebe yahut hâsıla olur. Şöyle ki, bir husûsun vâki' olup olmadığına yemîn etmek sebebe yemîndir ve bir husûsun hâlâ bâkî olup olmadığına yemîn etmek hâsıla yemîndir. Meselâ, bey' ve şirâ da'vâsında akd-i bey'in aslâ vukû' bulmadığına yemîn etmek sebebe yemîndir. Ammâ akdin hâlâ bâkî olup olmadığına yemîn etmek hâsıla yemîndir. MC. 1748.; HUMK. 344 vd. Madde 1750 Muhtelif da'vâlar müctemi' oldukda bir yemîn kifâyet eder. Herbirine başka başka yemîn verilmek lazım gelmez. Madde 1751 - Mu'amelâta dâir olan da'vâlarda kendine yemîn teveccüh eden kimseye yemîn teklif olunup da yemîn etmem deyu sarâhaten yahut bilâ-özr sükût ile delâleten yemînden nükûl etse hâkim onun nükûlü ile hüküm eder. Ve ba'de'l-hüküm yemîn edecek olsa ona iltifat olunmayıp hâkimin hükmü hâli üzre kalır. MC. 67.; HUMK. 337 md. Madde 1752 - Dilsizin işâret-i ma'hûdesi ile yemîni ve yemînden nükûlü muteberdir. MC. 70. Lâyiha Madde 1753 - Müdde'î hiç şâhidim yokdur dedikden sonra şâhid getirecek olsa, yâhut filan ve filandan başka şâhidim yokdur dedikten sonra âhar şâhidim var dese kabul olunmaz. BÂB-I RÂBİ' TERCîH-İ BEYYİNÂT VE TEHÂLÜFE DÂiR OLUP DÖRT FASLI MÜŞTEMİLDİR Birinci Fasıl Tenâzu' bi'l-eydi beyânındadır Madde 1754 - Münâza'un fih olan akarda zi'l-yedlik beyyine ile ispat olunmak lazımdır. Tarafeynin tesâduku yani müdde'înin da'vâsı üzerine müdde'â aleyhin dahi ikrâr eylemesiyle müddelâ aleyhin zi'l-yed olduğuna hüküm olunamaz. Fakat müdde'î ol akarı ben senden iştirâ etmişdim yahut sen onu benden gasb etmiştin deyu da'vâ ettiği surette müdde'â aleyhin zi'l-yed olduğunu beyyine ile ispata hacet yoktur. Ve bir de menkûl her kimin yedinde ise zi'l-yed odur, ber-vech-i bâlâ ispata hâcet yokdur. Ve bundan tarafeynin tesâduku kâfidir. MC. 76, 7635, 1613, 1621, 1691.; TMK. 638, 639, 887, 909.; MH. 151-161. Madde 1755 - İki kimse bir akârda niza edip her ol akara zi'l-yed olduğunu iddi'a etdikde evvelâ onlardan hangisinin zi'l-yed olduğuna beyyine talep olunur. İkisi birden zi'l-yed olduklarına ikâme-i beyyine ettikleri takdirde ikisinin dahi müştereken zi'l-yed oldukları sâbit olur. Ve eğer biri vaz'-ı yedini ispattan izhâr-ı acz edip de dîğeri vâzı'u'l-yed olduğuna ikâme-i beyyine ederse, onun zi'l-yed olduğuna hüküm olunup öbürü hâric addolunur. Ve hasmeynden hiçbirisi zi'l-yed olduğunu ispat edemezse herbirine âharın talebi ile hasmının ol akarda zi'l-yed olmadığına yemîn verilir. İkisi dahi yemînden nükûl ederse, bi'l-iştirâk ol akarda zi'l-yed oldukları sâbit olur. Ve eğer biri yemînden nükûl edip de diğeri yemîn ederse yemîn eden kimes ol akara müstakillen vâzı'u'l-yed olmak üzere hükmolunup diğeri hâric addolunur. Ve eğer herbiri yemîn ederse hiçbirisinin zi'l-yed olduğuna hüküm olunmayıp hakîkat'-ı hâl zâhir oluncaya dek müdde'â bih olan akar tevkîf olunur. MC. 1635, 1679, 1756, 1762, 1742, 1748.; TMK: 638, 639, 887-909.; MH. 151-161. Fasl-ı Sânî Tercîh-i beyyinât hakkındadır Madde 1756 — İki kişi bir maide ale'l-iştirâk mutasarrıf yani ikisi dahi zi'l-yed iken biri bi'l-istiklâl ve diğeri bi'l-iştirâk mülkümdür deyu da'vâ etdikde istiklâl beyyinesi evlâdır. Yani ikisi dahi ikâme-i beyyine edecek olduklarında da'vây-ı istiklâl edenin beyyinesi da'vây-ı iştirâk edenin beyyinesi üzerine tercîh olunur. Ve ikisi dahi istiklâl da'vâsı edip de ikâme-i beyyine etseler ol akar müştereken onlara hükmolunur. Ve eğer biri ispattan âciz olup da diğeri ispat eylese ol akar müstakillen onun mülkü olmak üzere hükmedilir. MC. 1757, 1829.; TMK. 887-909, 638, 639.; MH. 151-161. Madde 1757 - Tarih beyân olunmayan mülk-i mutlak da'vâsında hâcirin b?eyyinesi evlâdır. Meselâ, bir kimse diğer kimsenin yedinde olan hâne için bu hâne benim mülkümdür, bu adam ona bi-gayrı hakkın vaz'-ı yed ediyor alıverilmesi matlûbumdur deyu da'vâ ve zi'l-yed dahi bu hâne benim mülkümdür, bu cihetle bi-hakkın vaz'-ı yed ederim deyu da'vâ etdikde hâric olan kimsenin beyyinesi tercîh ve istimâ' kılınır. MC. 76, 1760, 1758, 1759.; TMK. 905, 618.; MH. 151-161. Madde 1758 — Şirâ gibi tekerrürü kâbil bir sebeple mukayyed olan ve tarih beyân olunmayan mülkiyet da'vâları mülk-i mutlak da'vâsı hükmünde olup bunlarda dahi hâricin beyyinesi zi'l-yedin beyyinesi üzerine tercih olunur. Fakat ikisi dahi bir şahısdan telakkî-i mülk etmiş olduklarını iddia ettikleri sûretde zi'l-yed beyyinesi tercîh ve istimâ' olunur. Meselâ, bir kimse dîğer kimesnenin yedinde olan bir dükkân için bu dükkânı ben Veli Ağa'dan iştirâ ettim bu cihetle benim mülküm iken bu adam bi-gayrı hakkın vaz'-l Yed ediyor deyu da'vâ ve zi'l-yed dahi ben onu Bekir Efendi'den iştirâ ettim yahut pederimden mevrûsdur bu cihetle vaz'-ı yed ederim deyu da'vâ etdikde hâricin beyyinesi tercîh ve istimâ' olunur. Ammâ zi'l-yed bu dükkânı Veli Ağa'dan ben iştirâ ettim dese ol halde onun beyyinesi hâricin beyyinesi üzerine tercih kılınır. MC. 351, 1756, 1757, 1760.; TMK. 618, 887-909.; MH. 151-161. Madde 1759 - Nitâc gibi tekerrürü kâhil olmayan bir sebeple mukayyed mülkiyet da'vâlarında zi'l-yed beyyinesi evlâdır. Meselâ, hâric ve zi'l-yed bir tayda nizâ' edip de herbiri ol tayin kendi kısrağından doğma malı olduğunu da'vâ etdiklerinde zi'l-yedin beyyinesi tercih olunur. MC. 1757, 1761, 1770.; TMK. 887 vd.; MH. 151 vd. Madde 1760 - Mülk-i müverrah da'vâsında tarihi mukaddem olanın beyyinesi evlâdır. Meselâ, Bir kimse diğer kimesnenin yedinde olan arsa için ben bu arsayı bir sene mukaddem filan şahıstan iştirâ ettim deyu da'vâ ve zi'l-yed dahi bu arsa beş sene mukaddem vefat eden pederimden bana mevrûsdur deyu da'vâ etdikde zi'l-yedin beyyinesi tercih olunur. Ve eğer altı ay mukaddem vefat eden pederimden mevrûsdur demiş olsa ol halde hâricin beyyinesi tercih kılınır. Kezâlik hasmeynin her biri müdde'â bihi başka başka şahıslardan iştirâ etmiş olduklarını iddia ve ikisi de bâyi'lerinin tarihi temellüklerini beyân etseler hangisinin bâyi'inin tarih-i temellükü mukaddem ise onun beyyinesi tercih olunur. Mc. 1757.; MH. 151 VD. Madde 1761 - Nitâc da'vâsında tarihe i'tibâr olunmayıp ber-vech-i bâlâ zi'l-yed beyyinesi tercih olunur. Ancak müdde'â bihin sinni zi'l-yedin tarihine tevâfuk etmediği surette eğer hâricin tarihine tevâfuk ederse hâricin beyyinesi tercih olunur. Ve eğer sinni ikisine dahi muhâlif olur yahut ma'lûm olmazsa ol halde ikisinin beyyineleri mütehâtır yani mütesâkıt olarak müdde'â bih zi'l-yedin yedinde terk ve ibkâ kılınır. MC. 1759. Madde 1762 - Ziyâde beyyinesi evlâdır. Meselâ, bâyi' ve müşteri semenin ya mebîin mikdarında ihtilâf etseler ziyâde da'vâ edenin beyyinesi tercîh olunur. MC. 1760,; TMK. 6. Madde 1763 - Temlîk beyyinesi âriyet beyyinesi üzerine tercih olunur. Meselâ, bir kimse diğer kimesnenin yedindeki malı âriyet vermişdim deyu geri almak isteyip de ol kimesne dahi sen ol malı bana bey' ya hibe etmişdin dese bey' ya hibe beyyinesi tercih kılınır. Mc. 1637. Madde 1764 - Bey' beyyinesi hibe ve rehin ve icrâre beyyineleri üzerine ve icâre beyyinesi rehin beyyinesi üzerine tercih olunur. Meselâ, bir kimse diğer kimesneye filan malı sana satmışdım semenini ver deY11 da'vâ edip de ol kimesne dahi sen onu bana hibe ve teslim etmişdin deyu da'vâ etdikde bey' beyyinesi tercih edilir. MC. 1758, 1760. Madde 1765 - Âriyette ıtlak beyyinesi evlâdır. Meselâ, bir at müste'îr yedinde telef olup da muîr ben onu sana dört gün kullanmak üzere iâre etmişdim sen ise dört gün mürûrunda onu bana teslim etmeyip beşinci gün yedinde helâk olmakla kıymetini zâmin ol deyu da'vâ ve müste'îr dahi sen öyle dört güne dek deyu takyîd etmeyip ale'l-ıtlâk kullanmak üzere bana ol atı iâre etmişdin deyu da'vâ etdikde müste'îrin beyyinesi tercih ve istimâ' olunur. MC. 77. Madde 1766 - Sıhhat beyyinesi maraz-ı mevt beyyinesi üzerine tercih olunur. Meselâ, bir kimse bir malı veresesinden birine hibe edip de vefât ettikde diğer verese onu maraz-ı mevtinde hibe eylemiş olduğunu ve mevhûbün leh dahi hâl-i sıhhatinde hibe etmiş idüğini iddia ettikde mevhûbün lehin beyyinesi tercih kılınır. MC. 11, 1598. Madde 1767 - Akıl beyyinesi cünûn veya ateh beyyinesi üzerine tercih olunur. Madde 1768 - Hudûs ile kıdem beyyinesi cem' oldukda hudûs beyyinesi tercih olunur. Meselâ, bir kimsenin mülkünde diğer kimesnenin mesîli olup da hâdisdir yahut kadîmdir deyu beynlerinde ihtilâf vâki' olarak sâhib-i hâne onun hudûsunu iddia ile defini talep ve sâhib-i mesîl dahi onun kıdemîni iddia ettikde sâhib-i hânenin beyyinesi tercih kılınır. MC. 1224. Madde 1769 — Cârih tarafı ikâme-i beyyineden izhâr-ı acz ettiği sûretde mecrûh tarafından beyyine istenilir, ispat ederse fe-bihâ, edemediği sûrette kendisine yemîn ettirilir. MC. 1757, 1759, 1762, 1765, 1766, 1767.; TMK. 6. Madde 1770 - Ber-vech-i bâlâ cârih tarafı ispatdan izhâr-ı acz etmekle mecrûh tarafı ikâme-i beyyine edip de mûcebiyle hükmolundukdan sonra râcih tarafi ikâme-i beyyine etmek istediği takdîrde artık ona iltifat olunmaz. MC. 1840. Fasl-ı Sâlis Söz kimin olduğuna ve tahkîm-i hâle dâirdir Madde 1771 - Zevc ve zevce sâkin oldukları hâne derûnundaki eşyâda ihtilaf ettikleri suretde nazar olunur. Tüfenk ve kılınç gibi yalnız zevce sâlih olan yahut evânî ve mefrûşât gibi ikisine de sâlih olan şeylerde zevcenîn beyyinesi tercih olunur. Ve ikisi de ispattan âciz oldukları sûretde söz ma'a'l-yemîn zevcindir. Yani ol eşyâ zevcesinin olmadığına yemîn ederse kendisinin olduğuna hükmolunur. Ammâ yalnız nisâya sâlih olan elbise ve hulliyyât gibi şeylerden zevcin beyyinesi tercih kılınır. Ve ikisi de ispattan âciz oldukları takdirde söz ma'a'l-yemîn zevcenîndir. Meğer ki, biri diğere sâlih olan şeylerin sâni' ve bâyi'i olursa her halde söz ma'a'l yemîn onundur. Meselâ, küpe nisâya mahsûs hüliyyâtdan olup ancak zevc kuyumcu olduğu suret de söz ma'a'l-yemîn onun olur, MC 67, 1632, 1772, 1773, 1774, 1777, 1757.; TMK: 6, 146.; (HUMK'da bu konu ile ilgili mevcûd değildir. Bu bir maddî hukûk meselesidir. Ancak usûl hukûkumuzda şu prensip hâkimdir: "Da mihi factum dabo tibu ius; bana vâkı'a ne ise onu göster, sana hukûku vereyim".") Madde 1772Ehad-ı zevceynin vefâtında verese mûrisin makâmına kâim olur. Fakat tarafeyn ber minvâl-i muharrer ispatdan âciz oldukları takdirde ikisine dahi sâlih olan şeylerde söz ma'a'l-yemîn hayatda olanındır. Ve ikisi birden vefât ettikleri surette ikisine de sâlih şeylerde söz ma'a'l-yemîn zevcin veresesinindir. MC. 174 1, 1771.; TMK. 141. Madde 1773 - Vâhib hibeden rücû' etmek isteyip de mevhûbun leh dahi mevhûbun telef olduğunu da'vâ etdikde söz bilâ-yemîn mevhûbun lehindir. Madde 1774 - Emîn olan kimse berâ'et-i zimmeti hakkında yemîni ile tasdîk olunur. Nitekim mûdî vedî'ayı da'vâ edip de vedî dahi ben onu sana reddettim dedikde söz ma'al-yemîn vedîindir. Fakat yemînden halâs için ikâme-i beyyine edecek olursa beyyinesi istimâ' kılınır. Mc. 1454, 1459, 1632, 1748. Madde 1775 — Muhtelif duyûnu olan kimesne dâ'inine bir mikdar şey verdikden sonra hangi deynine mahsûben vermiş olduğunu daivâ ederse söz onundur. MC. 76, 1654. Madde 1776 - Bir değirmenin müddet-i icâresi münkazî oldukdan sonra müstelcir müddet-i icâre esnâsında suyun inkıtâ'ı hasebi ile ol müddetin ücretten hissesini tenzîl etmek isteyerek mûcir ile beynlerinde ihtilâf vâki' olup da beyyine dahi olmadığı takdirde nazar olunur. Eğer ihtilâfları müddet-i ınkıtâ'ın miktârında ise meselâ müste'cir on gün mûcir ancak beş gün ınkıtâ'ı da'vâ etse söz mala'l-yemîn müste'cirindir. Ve eğer ihtilâfları asl-ı inkıtâ'da ise yani mûcir suyun inkıtâ'ını külliyyen inkâr etse, hâl-i hazır tahkîm olunur. Yani hükem kılınır. Şöyle ki, eğer bu vakti da'vâ ve husûmetde cârî ise söz ma'a'l-yemîn mûcirindir ve eğer ol vakit munkatı' ise söz ma'a j l-yemîn müste'cirindir. MC. 54 518, 1762. Madde 1777 Bir kimsenin hânesine akan su yolu hakkında hâdisdir yahut kadimdir deyu ihtilâf olunup da sâhib-i hâne mesîlin hâdis olduğunu iddiâ ile refini istediği ve tarafeynin beyyineleri olmadığı surette nazar olunur. Eğer vakt-i husûmetde ol mesîlden su cereyân eder yahut evvelce cereyân matlûm olursa hâli üzere ibkâ olunur. Ve söz malail-yemîn sâhib-i mesîlin olur. Yani mesîlin hâdis olmadığına yemîn ettirilir. Ve eğer vakt-i husûmetde su cereyân etmez veya ondan ewelce cereyân ma'lûm olmazsa söz ma'a'l-yemîn sâhib-i hânenin olur. MC. 5, 224, 1768. Fasl-ı Râbi' Tehâlüfe dâirdir Madde 1778 - Bâyi' ve müşteri semenin ya mebîin veya ikisinin dahi mikdârında ve vasfında veya cinsinde ihtilâf ettikleri sûrette herhangisi ikâme-i beyyine eyler ise, onun lehine hükmolunur. Ve eğer ikisi dahi ikâme-i beyyine ederlerse, ziyâdeyi ispat edenin lehine hükmolunur. Ve ikisi dahi ispattan âciz olurlarsa onalar ya biriniz öbürünüzün da'vâsına râzı olur yahut bey'-i fesh ederiz denilir. Ve bunun üzerine birisi diğerinin da'vâsına razı olmazsa hâkim onların herbirine diğerinin da'vâsı üzerine yemîn verir ve ibtidâ müşteriden bed' eyler, herhangisi yemînden nükûl ederse âharın da'vâsı sâbit olur ve eğer ikisi dahi yemîn ederse hâkim ol bey'i fesh eder. MC. 51, 262, 372, 1762, 1769.; HUMK. 354-362. Madde 1779 - Müste'cir henüz me'cûrda tasarruf etmeden ücretin mikdârında mûcir ile ihtilâf ettikde meselâ, müste'cir ücret on altındır ve mûcir onbeş altındır deyu da'vâ etdikleri takdirde hangisi ikâme-i beyyine ederse kabûl olunur. Ve ikisi birden ikâme-i beyyine ederlerse mûcirin beyyinesi ile hükmolunur ve eğer ikisi dahi ispattan âciz olurlarsa ikisi de tahlîf kılınır ve müste'cirin tahfifi ile bed' olunur. Herhangisi nükûl ederse nükûlü ile ilzam kılınır. Ve ikisi dahi yemîn ederse hâkim akd-i icâreyi fesh eyler. Müddetde yahut mesâfede ihtilaf ettikleri halde dahi hüküm bu vechiledir. Şu kadar var ki ikisi dahi ikâme-i beyyine ettikleri takdirde müste'cirin beyyinesi ile hükmolunur. Ve tehâlüf suretinde mûcirin tahfifi bed' edilir. MC. 75, 1762.; HUMK. 354-362 Madde 1780 - Müddet-i icârenin inkızâsından sonra mûcir ve müste'cir madde-i ânifede beyân olunduğu üzere ihtilâf etseler tehâlüf yokdur; söz ma'a'l-yemîn müste'cirindir. MC. 8, 76.; HUMK. 354-362. Madde 1781 - Müddet-i icâre esnâsında mûcir ve müste'cir ücretin miktârında ihtilâf etseler tehâlüf cârî olup bâkî müddet hakkında akd-i icâre fesh olunur. Geçen müddetin hissesinde dahi söz müste'cirindir. Madde 1782 - Müşteri yedinde mebi' telef yahut mâni'-i red olur bir ayb hâdis olduktan sonra mütebâyi'ân ihtilaf etseler tehâlüf yokdur; ancak müşteri tahlîf olunur. Madde 1783 - Ecel da'vâsında yani mü'eccel olup olmamakda ve şart-ı hıyarda ve semenin küllîsini ya bazısını kabzda tehâlüf olmayıp bu üç sûretde dahi münkir olan tahfif kılınır. MC. 76, 187, 1762. İrâde-i Seniyye Târihi: 26 Şaban 1293. . 

Bakınız

D Portal:Mecelle - Mecelle(Türkî) -Majalla (Eng) -Mecelle/English - Mejelle - המג'לה (İbranî) . MEDŽELLE (Bosnian) . Medjelle Meğelle Mecelle-'i Ahkâm-ı'Adlīye ,Majallah el-Ahkâm-ı-Adliya, مجلة الأحكام العدلية . Mecelle/Arabî - مجلةMecelle/Arabi- Mecelle/Fihrist - Mecelle/Fransızca Kodifikasyon hareketleri .MKK/Düz Metin linkli

Bakınız

D Şablon:Mecelle/Mukaddime . MKK. 1.Kitap:Büyu' . 2.Kitap: .3.Kitap:. 4.Kitap:.5.Kitap:. 6.Kitap:. 7.Kitap:.8.Kitap:. 9.Kitap:. 10.Kitap:Şirket 11.Kitap. 12.Kitap:. 13.Kitap:.14.Kitap:İbra 15.Kitap:Dava KBVT. 16.Kitap:Kaza Mecelle/Resimler

Bakınız

D . Son:Ahmet Cevdet Paşa...Son:MC/1 MC/2... MKK Mecellenin Külli Kaideleri.... KSVİ KİTÂBÜ'S-SULH VE'L-İBRÂ KİTÂBÜ'S-SULH VE'L-İBRÂ/Düz Metin..... Kitab-ı İkrar.... Kitab-ı Dava Kitab-ı Dava/Düz metin..... KBVT Kitab-ı Beyyinat ve Tehalif Şablon:KBVT... Kitab-ı Dava Şablon:Kitab-ı Dava.... Kitab-ı İkrar Şablon:Kitab-ı İkrar.... KBVT.... Kitab-ı Kaza Şablon:Kitab-ı Kaza Kitab-ı Kaza/Günümüz Türkçesiyle... Şablon:Kitâbü'l- vekalet Kitâbü'l-Vekâle..... KİTAB-I VEDİA züfer görüşlerine 5. kitapta yer verip tepki çekmesi üzerine mecelle'nin 6. kitabının hazırlandığı komisyondan birtakım entrikalarla uzaklaştırılır ve mecelle'nin en kötü kitabı da bu 6. kitaptır. bakarlar ki o'nsuz ellerine yüzlerine bulaştıracaklar, kendisini geri çağırırlar ve o kötü hazırlanan 6. kitap (kitab'ül vedia) toplatılır. Mecelle/Eleştiriler Mecelle/Mütealalar Mecelle/Mutealalar/Ebul Ula Mardin Mecelle cemiyeti Mecelle/Eşi sözlük seçmeleri MECELLE’NİN TA’DİL EDİLEN MADDELERİNİN İSLAM HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ


Mecelle/Günümüz Türkçesiyle İzah güzel Yetkin de çıkmış
Mecelle/Vecizeler Mecelle/BİBLİYOGRAFYA Mecelle/Hazırlanışı Mecelle/Mutealalar/Ebul Ula Mardin
ESK/Mecelle ESK/Mecelle/1-100 ESK/Mecelle/1-100/Kelime İzahlı Mecelle’nin üslûbu bir kânun kitabi olarak sâheserdir. Fesâhet ve belâgatla yazilmistir. Bilhassa basindaki 99 fikih kâidesinin çogu, dilimize ezberlenmesi kolay cümleler hâlinde girmistir. Bunlarda Ahmed Cevdet Pasanin akici ve düzgün ifâdesi hissedilmektedir. Fakat o devrin Türkçesi hakkinda ve o konularda bilgisi olmayanlar Mecelle’yi kolayca anlayamazlar. Mecelle’nin basindaki küllî (genel) kâidelerin çoğu, Islâm fakihlerinden Ibn-i Nüceym’in Esbah ve’n-Nezâir adli eseriyle Mecâmi Serhi’nden alinmistir. --- Mecelle/Fransızca Mecelle/Arabî
Osmanlıca Mecelle Mecellenin ilk 100 maddesi/Osmanlıca Osmanlıca PDF mecelle
مجلة احكام عدلى Arapçası

Mecelle Esbâb-ı Mûcibe Mazbatası
Mecelle/Sadaretin Arzı ve İrade-i Seniyye
Mecelle/Mukaddime Majalla/Introduction Majalla/Part I
Mecelle'den seçme hükümler güzel medeni kanun hükümleri
Mecelle/Fransızca Mecelle/Rumca Mecelle/Boşnakça Mecelle/Osmani Mecelle/Türki Mecelle/Farisi Mecelle/Arabî Mecelle/English
• İddianame için: mütevatirin aleyhine Beyyine kabul olunmaz. Madde 73.md Hatası zahir olan zanna itibar yoktur
ŞERHLER:Mecelle şerhi Mecelle/Şerhleri MM hocası Atıf Bey şerhi - Archive org Atif bey mecelle Şerhi
Mecelle/VP Mecelle/WP Mecelle/WP Arabi
Mecelle-i Ahkam-ı Adliye
Tafsili Mecelle İcmali Mecelle İzahlı Mecelle Mecelle Taramaları
Mecal Mecal-ı şahsi Mecellat Megillah [1] Ester Esther Aşir Aşur Aysu Esau Isaiah Book of Esther [2] Ester kitabı [3]) :Hz.Muhammed as hakkında haberler vardır. İbni Kesir Peygamber olduğunu söyler.

Bakınız

D . Mecelle/Şerhleri Ali Haydar Efendi , Dürerül-Hukkâm (Osmanlica) Haci Resid Pasa , Rûhul-Mecelle , Mes’ud Efendi (Kayseri Müftüsü ) Mir’atül-Mecelle (Arapça ) G. Snopian (Fransiz Yazar) , Code Civil Ottoman

Bakınız

D. Mecellenin ilk 100 maddesi/Arapça Osmanlıca Türkçe İngilizce Fransızca MKK/Düz Metin . MKK/Düz Metin linkli MKK. Mecelle/Hukukun Kavaid-i Külliyesi... Mecellenin külli kaideleri... Mecelle'den seçme hükümler... Majalla/ PART II... Mecelle/İlk 100 MADDE ... Mecellenin ilk 100 maddesi/Osmanlıca ... Mecellenin ilk 100 maddesi/Arapça... Mecellenin ilk 100 maddesi/Arapça Osmanlıca Türkçe.... Mecellenin ilk 100 maddesi/Türkçe kelime izahlı... Mecellenin ilk 100 maddesi/Arabi Türki İzahlı ve Şerhli.... ESK/Mecelle/1-100.... ESK/Mecelle/1-100/Kelime İzahlı.... Mecellenin ilk 100 maddesi/Osmanlıca... Mecellenin ilk 100 maddesi/Arapça... Mecellenin ilk 100 maddesi/Arapça Osmanlıca Türkçe... Mecellenin ilk 100 maddesi/Arabi Türki İzahlı ve Şerhli... MKK.. Mecellenin Külli Kaideleri.... Mecelle/Hukukun Kavaid-i Külliyesi MKK/1-25 MKK/26-50 MKK/51-75 MKK/75-100

Bakınız

D . MKK. MKK1 . MKK/1-25.MKK/1-30.MECELLE. MC/Mukaddime MAKALE-İ ÛLÂ; İLM-i FIKHIN TARİF VE TAKSİMİ HAKKINDADIR . Definition of Jurisprudence: MC/1 . MC/2 . MC/3 . MC/4 . MC/5 . MC/6 . MC/7 . MC/8 . MC/9 . MC/10 . MC/7 MC/8 MC/9 MC/10 MC/11 MC/12 MC/13 MC/14 MC/15 MC/16 MC/17 MC/18 MC/19 MC/20 MC/21 MC/22 MC/23 MC/24 MC/25
MAKALE-İ SANİYE; KAVÂİD-İ FIKHİYYE BEYÂNINDADIR MC/2 - Bir işden maksad ne ise hüküm ona göredir. Yani bir iş üzerine terettüb edecek hüküm ol işten maksat ne ise ona göre olur.MC. 170, 769, 1240.; TMK. 1, 2, 3, 84, 114, 125.; TBK. 18, 20, , 41, 43, 48, 82, 83.; ZGB. 2., 3.; BGB. 157, 242, 932.; TCK. 45 MC/3 - Ukûdda itibar makâsıt ve maâniyedir, elfâz ve mebâniye değildir.MC. MC/262, MC/389, MC/648.; TMK. ı, 2, 3.; TBK ı, 18,25, 26, 154, 165, 178, 505.; MH. 314, Madde 4 - Şek ile yakin zâil olmaz.MC. MC/5, MC/6, MC/7, MC/8, MC/9, MC/10, MC/11, MC/12. Madde 5 - Bir şeylin bulunduğu hal üzere kalması asıldır.MC. MC/6, MC/10, MC/1685, MC/1776, MC/1777.; TMK IS Madde 6 - Kâdim kıdemi üzere zikrolunur.MC. MC/166, MC/1224, MC/1197.; MH. 48; TBK. 125 - 140. Madde 7- Zarar kadim olmaz.MC. MC/6 , MC/166, MC/1166, MC/1224; MH. 48.; TBK. 125 - 140. Madde 8 - Berâ'et-i zimmet asıldır.MC. MC/9, MC/612. Madde 9Sıfât-ı ârizada asl olan ademdir.MC/8, MC/332 Madde 10Bir zamanda sabit olan şeylin hilâfina delil olmadıkça bekâsıyla hükmolunur. MC MC/5, MC/1621, MC/1592. Madde 11 - Bir emr-i hâdisin akreb-i evkâtına izâfeti asıldır. MC MC/10, MC/5, MC/8; HUMK 299. Madde 12 - Kelâmda asl olan manây-ı hakîkîdir.MC. MC/13, MC/60, MC/61.; TMK ı, 2; TBK18. Madde 13 - Tasrih mukâbelesinde delâlete i'tibar yokdur.MC. MC/12, MC/772.; TBK. ı. 2:, HUMK. 234, Madde 14 - Mevrid-i nassda ictihâda mesâğ yoktur.MC. MC/15, MC/16, MC/167.; TMK. ı, 2; TBK 18. Madde 15 - Alâ hilâfi'l-kıyâs sâbit olan şey sâire makîsün-aleyh olamaz.MC. MC/14, MC/16. MC/1659. Madde 16 - İctihâd ile ictihâd nakz olmaz.MC. MC/14, MC/15.; TMK. 1; TCK. 44 Madde 17 - Meşakkat tesyîri celbeder.MC. MC/18, MC/19, MC/20, MC/205, MC/223, MC/396, MC/799.; TMK. 2 Madde 18 - Bir iş zîk oldukda müttesi olur.MC. MC/17. Madde 19 - Zarar ve mukâbele bi'z-zarâr yokdur.MC. MC/20, MC/25, MC/26, MC/27, 28, MC/29.; TMK. 41, 61, vd; Madde 20 - Zarar izâle olunur.MC. MC/19, MC/21, MC/22, MC/25, MC/26, MC/27, MC/28, MC/29, MC/30, MC/32, MC/998, MC/1201.; TBK 41 vd. Madde 21 - Zarûretler memnû' olan şeyleri mübah kilâr. MC. MC/22, MC/96, MC/97, MC/1007.; TBK. 52; TCK 49-50, 516/4. Madde 22 - Zarûretler kendi mikdarlarınca takdir olunur.MC.MC/21, MC/23.; TBK. 52; TCK. 49-50, 516/4 Madde 23 - Bir özür için câiz olan şey ol özrün zevâliyle bâtıl olur.MC. MC/22, MC/517. Madde 24 - Mâni' zâil oldukda memnû' avdet eder.MC. MC/19, MC/335, MC/345, MC/347, MC/372, MC/869, MC/870, MC/1647, MC/1653, MC/1654. Madde 25 - Bir zarar kendi misliyle izâle olunamaz.MC. MC/26, MC/27, MC/28, MC/29, MC/31, MC/965, MC/1141, MC/1288, MC/1312.; TCK 49-50, 516/4; TBK 52

Bakınız

D MKK/25-50 Madde 25 - Bir zarar kendi misliyle izâle olunamaz. MC. MC/26, MC/27, MC/28, MC/29, MC/31, MC/965, MC/1141, MC/1288, MC/1312.; TCK 49-50, 516/4; TBK 52 Madde 26 - Zarar-ı âmmı def için zarar-ı has ihtiyâr olunur. MC. MC/20, MC/27, MC/28, MC/29, MC/1325. Madde 27 - Zarar-ı eşedd zarar-ı ehaf ile izâle olunur. MC. MC/25, MC/26, MC/20, MC/902, MC/906, MC/1044, MC/1224, MC/1440.; TMK. 656, 661 vd. Madde 28 - iki fesâd te'âruz etdikde ehaffí irtikâb ile a'zamının çaresine bakılır. MC. MC/20, MC/25, MC/26, MC/27, MC/29, MC/902.; TMK. 656, 661 vd. Madde 29 - Ehven-i şerreyn ihtiyâr olunur. MC. MC/21, MC/22, MC/26, MC/27, MC/28, MC/902.; TMK. 656, 661 vd. Madde 30 - Def'-i mefâsid celb-i menâfi'den evlâdır. Madde 31 -Zarar bi-kadari'l-imkân def olunur. MC. MC/28, MC/29, MC/30, MC/532, MC/533.; TMK. 656 ve 661. Bu maddede bahsedilen kıyas, İslâm Huküku'nun ana kaynaklarından birisidir. Bibliyografi Ali Haydar, Mecelle şerhi, 1/67, Ömer Nasuhi, Hukûk-l İslâmiye, 1/171, vd. Zeydan, age. sil. vd. Madde 32 - Hâcet umûmî olsun husûsî olsun zarûret menzilesine tenzîl olunur. Bey ' bili-vefânın tecvîzi bu kabîldendir ki Buhara ahâlîsinde borç tekessür etdikçe görülen ihtiyaç üzerine bu mu'âmele mer'iyyü'l-icrâ olmuştur. MC. MC/21, MC/118, MC/205, MC/213, MC/396, MC/420. Madde 33 - Iztırar gayrın hakkını ibtâl etmez. Binâen-alâ-zâlik bir adam aç kalıb da birinin ekmeğini yese ba'dehû kıymetini vermesi lazım gelir. MC. MC/400, MC/1007.; TCK: 49-50/4; TBK. 52 Madde 34 - Alması memnû' olan şeyin vermesi dahi memnû' olur. TCK 64 67 MC MC/35 tbk 50 Madde 35 - İşlenmesi memnû' olan şeyin istenmesi dahi memnû' olur. TCK 64-67.; TBK 50.; MC. MC/34, MC/1818. Madde 36 - Âdet muhakkemdir. Yani hükm-i şer'iyi isbât için örf ve âdet hakem kılınır. Gerek âmm olsun ve gerek hâs olsun. MC. MC/37, MC/38, MC/39, MC/40, MC/41, MC/42, MC/43, MC/44, 45, MC/230, MC/251, MC/291, MC/450, MC/460, MC/469, MC/574, MC/575, MC/576, MC/1340, MC/1790, MC/188, MC/354, MC/495, MC/555, MC/622, MC/829.; TMK. 1/1, 590/11, 592/281, 285, 420, 423. Madde 37 - Nâsın isti'mâli bir hüccetdir ki anınla amel vâcib olur. I'MK ı; MC. MC/36, MC/168, MC/389, MC/495. Madde 38 - Âdeten mümteni' olan şey hakîkaten mümteni' gibidir. MC. MC/36, MC/37, MC/39, MC/40, MC/1589, MC/1629. Madde 39 - Ezmanın tegayyürü ile ahkâm'ın tagayyürü inkâr olunamaz. MC. MC/36, MC/37, MC/38, MC/40, MC/244, MC/326, MC/596, MC/1716. Madde 40 - Âdetin delâletiyle ma'ânîy-ı hakîkî terk olunur. MC. MC/12, MC/36, MC/37, MC/38, MC/39, MC/61, MC/82, MC/912, MC/1584.; TMK ı, 2.; TBK. 18 Madde 41- Âdet ancak muttarid yâhut galip oldukda mu'teber olur. MC. MC/36, MC/37, MC/38, MC/39, MC/40, MC/42, MC/240.; TMK ı Madde 42 - İ'tibâr galib-i şâyi'adır, nâdire değildir. MC. MC/41, MC/987.; TMK ı; HUMK 238 Madde 43 - Örfe ma'rûf olan şey şart kılınmış gibidir. TMK 1; TTK ı; MC. MC/36, MC/37, MC/41, MC/42, MC/461, MC/563, MC/596, MC/871 Madde 44 - Beyne't-tüccâr ma'rûf olan şey beynlerinde meşrût gibidir. MC. MC/36, MC/37, MC/38, MC/790, MC/1463.; TMK 1/1, 2; TBK 18 Madde 45 - Örf ile ta'yîn nass ile ta'yîn gibidir, MC. MC/43, MC/44, MC/527, MC/528, MC/816, MC/1498, MC/1499.; TMK ı Madde 46 - Mâni' ve muktazi teâruz etdikde mâni' takdîm olunur. Binâen-alâ-zâlik bir adam borçlusu yedinde merhûn olan malını âhara satamaz. MC. MC/337, MC/350, MC/397, MC/96-MC/1192, MC/590-MC/1725, MC/756-MC/1192-MC/747, MC/1192-MC/1197, MC/1598-MC/1601. Madde 47 - Vücudda bir şeye tâbi' olan hükümde dahi ana tâbi' olur. tılmış olur. MC. MC/48, MC/50, MC/236, MC/903.; TMK. 619-622 Madde 48 - Tâbi' olan şeye ayrıca hüküm verilmez. Meselâ bir hayvanın karnındaki yavrusu ayrıca satılamaz. MC. MC/47, MC/216, MC/224, MC/856.; TMK. 619-622 Madde 49 - Bir şeye mâlik olan kimse ol şeyin zarûriyyâtmdan olan şeye dahi mâlik olur. Meselâ, bir hâneyi satın alan kimse ana mûsil olan tarîka dahi mâlik olur. MC. MC/232, MC/1194 Madde 50 - Asıl sâkıt oldukda fer' dahi sâkıt olur. MC. MC/81, MC/661, MC/662, MC/1527, MC/1530

Bakınız

D MKK; MKK3 MKK/51-75

Bakınız

D. MKK/75-100. MKK/4

Adobe Post 20190711 080718

Majalla/English

Bakınız

D Şablon:Majalla bakınız .Portal:Mecelle. Majalla. Mecelle/English [4]
AL-MAJALLA AL AHKAM AL ADALIYYAH (The Ottoman Courts Manual (Hanafi)) The Journal of The Verdicts of The Justice Mecelle/Dictionary ENG word .Mecelle/İngilizce/Düz metin Majalla 1. Sale (BUYU' 101-403 ). 2.Majalla/Book II BOOK II:Hire 404-611 . BOOK III: GUARANTEE


INTRODUCTION Definition and Classification of Turkic Jurisprudence MAXIMS OF TURKIC JURISPRUDENCE BOOK I BOOK II BOOK III BOOK IV BOOK V BOOK VI BOOK VII BOOK VIII BOOK IX BOOK X BOOK XI BOOK XII BOOK XIII BOOK XIV BOOK XV BOOK XVI
Mecelle/Fransızca Mecelle/Arabî Mecelle/Osmani Anadoluda hukuk bilinci

Azerbaycan Cumhuriyetinin Mülk Mecellesi
C1ff688de36687d49d19f70c55f8c691
Motivasyon Etkinliği - Yazar Hayati İnanç ile "Mecelle ve Ahmet Cevdet Paşa"

Motivasyon Etkinliği - Yazar Hayati İnanç ile "Mecelle ve Ahmet Cevdet Paşa"

KİTÂBÜ'L-BEYYİNÂT VE'T-TAHLîF

KİTÂB-I HÂMİS-İ AŞER

BEYYİNÂT VE TAHLîF HAKKINDA OLUP BİR MUKADDEMİ İLE DÖRT BÂBI MÜŞTEMİLDİR

Mukaddime

Bazı ıstılâhât-ı fikhiyye beyânındadır

Madde 1676 -Beyyine, hüccet-i kaviyye demektir.

MC. 78, 1618, 1642, 1684.; HUMK. 236-374, özellikle 278. madde.

Madde 1677 - Tevâtür, kizb üzere ittifakları aklen câiz olmayan cemâatın haberidir.

MC. 1688.; HUMK. 245-274.

Madde 1678 - Mülk-i mutlak, irs ve şirâ gibi esbâb-ı mülkden biriyle mukayyed olmayan mülkiyyetdir. Ve böyle bir sebep ile mukayyed olan mülkiyyete dahi mülk bisebebin denir.

MC. 1710.; TMK. 894 vd.; MH. 151 vd.

Madde 1679 — Zi'l-yed bir ayne bilfiil vaz'-ı yed eden yahud tasarruf-ı müllak ile tasarrufu sâbit olan kimsedir.

MC. 312, 325, 359, 1659, 1757, 1732, 1786, 1754.; TMK. 887 vd.; MH. 151 vd.

Madde 1680 - Hâric, ber-vech-i bâlâ vaz'-ı yed ve tasarrufundan beri olan kimsedir.

MC. 1679.; TMK. 887 vd.; MH. 151 vd.

Madde 1681 — Tahfif, ahad-i hasmeyne yemîn vermekdir.

MC. 76, 1746, 1747.; HUMK. 337-362.

Madde 1682 — Tahâlüf, hasmeynden ikisine dahi yemîn vermekdir.

Madde 1683 - Tahkîm-i hâl yani hâl-i hazırı hakem kılmak istishâb kabîlindendir. İstishâb dahi adem-i maznûn olmayan bir emr-i muhakkakın bakasıyla hükm etmekdir ki, ibkâ-i mâ kân alâ mâ kân demek olur.

MC. 5, 10, 1777.

BÂB-Í EVVEL

ŞEHÂDET HAKKINDA OLUP SEKİZ FASLI MÜŞTEMİLDİR

Fasl-ı Evvel

Şehâdetin ta'rîf ve nisâbı beyânındadır

Madde 1684 - Şehâdet bir kimsenin âhar kimesnede olan hakkını ispat için hüzÛr-1 hâkimde ve hasmeynin muvâcehelerinde şehâdet lafzı ile yani şehâdet ederim deyu haber vermektir.

İşbu muhbire şâhid ve ol kimseye meşhûdün leh ve ol kimesneye meşhûdun aleyh ve ol hakka meşhûdun bih denilir.

MC. 1572, 1613, 1618, 1688, 1830.; HUMK. 245 vd.

Madde 1685 Hukûk-ı ibâdda şehâdetin nisâbı iki er yahut bir er ile iki hâtun_ dur. Fakat erkeklerin ıttılâ'ı mümkün olmayan yerlerde yalmz hatunların mal hakkın_ da şehâdetleri kabûl olunur.

MC. 1689.; HUMK. 245-274.

Madde 1686 - Dilsiz ve a'mânın şehâdetleri makbûl değildir.

MC. 16, 24, 1682, 1688, 1690, 1700, 1702.; HUMK. 245-274.

Fasl-ı Sâni

Şehâdetin keyfiyet-i edâsı beyânındadır.

Madde 1687 - Meclis-i muhâkemenin hâricinde olan şehâdet mu'teber değildir.

??? Müste'cir MC. 1801.; HUMK. 241, 250-258.

Madde 1688 - Şâhidlerin meşhûdün bihi bizzat mu'âyene etmiş olup da ol vechile şehâdet eylemesi lâzımdır. Semâ' ile şani nâsdan işitdim deyu şehâdet eylemesi câiz olmaz.

Fakat bir mahallin vâkıf yâhut bir kimesnenin fevt olduğunu işitdim deyu şehâdet etse, yani buna şehâdet ederim zira sikadan böyle işitdim dese şehâdeti makbûl olur.

Ve velâyet ve mevt ve nesep husûslarında vech-i şehâdeti böyle tefsir eylemeyerek yani işitme sözünü söylemeyerek semâ' ile şehâdet eylemesi câizdir.

Meselâ, filan adam filan tarihde bu beldede vâli yahut hâkimdi filan adam filan vakit fevt oldu ve filan kimse filanın oğludur böyle biliyorum deyip de işitdim demeyerek sûret-i kat'iyyede şehâdet ettiği sûrette her ne kadar bu husûsları mu'âyene etmemiş olsa ve sinni onları mu'âyeneye müsâ'id olmasa bile şehâdeti kabûl olunur. Ve bir de nâsdan işitdim demeyip de belki, biz bu huşûsu mu'âyene etmedik ammâ beynimizde böyle müştehirdir böyle biliyoruz diyerek şehâdet eylese her sûretde câiz olur.

MC. 17, 54, 1715, 1734.; HUKM. 245-274.

Madde 1689 - Şâhid eğer şehâdet ederim demeyip de yalnız filan husûsu böyle biliyorum yahut haber veririm demiş olsa edâ-i şehâdet eylemiş olmaz. Fakat onun üzerine hâkim ona böyle şehâdet eder misin deyu suâl edip de o dahi evet şehâdet ederim dedikde îfây-ı şehâdet etmiş olur.

Ve eğerçi ehl-i hibrenin ihbârı gibi mücerre tahkîk ve istikşâf-ı hâl için vaki Olan ifâdâtda şehâdet lafzı şart değildir. Ancak bunlar şehâdet-i şer'iyye olmayıp mücerrede ihbâr kabîlindendir.

MC. 15, 414, 1682, 1685.; HUMK. 245-274.

Madde 1690 - Meşhûdün leh ve meşhûdün aleyh ve meşhûdün bih hazır iseler şâhid şehâdet ederken üçüne dahi işâret eder ve onun bu vechile şehâdeti kifâyet eder. Meşhûdün leh ile meşhûdün aleyhin baba ve dedelerinin isimlerini zikreylemesi lâzım gelmez.

Ammâ gâ'ib olan müvekkile yahut müteveffâya dâir olan şehâdette şâhid onların baba ve dedelerinin isimlerini zikretmek lâzımdır. Fakat meşhûr ve ma'rûf olan bir kimse ile şâhid onun yalnız isim ve şöhretini zikretmek kâfidir. Zira maksad-ı aslî onu sâirinden temyîz edecek vechile ta'rîfdir.

MC. 1619, 1621.; HUMK. 145-174.

Madde 1691 - Akâra dâir olan şehâdette hudûdunun beyânı lâzımdır. Fakat şâhid eğer meşhûdün bih olan akarın hudûdunu zikretmeyip de mahallinde ta'yîn ve irâe edebileceğini beyân eylerse mahalline gidilip irâe ettirilir.

MC. 1623, 1690, 1806.; HUMK. 250-274.

Madde 1692 - (1623.) maddede beyân olunduğu üzere müdde'î senedindeki hudûda isnâd ile da'vâ ettiği takdirde şâhidler dahi bu senedde hudûdu muharrer olan akar onun mülküdür deyu şehâdet etseler sahîh olur.

MC. 1623.; HUMK. 250-274.

Madde 1693 — Bir kimse mûrisinin diğer kimesne zimmetinde şu kadar kuruş alacağı olduğunu da'vâ etdikde şâhitler eğer müteveffânın ol kimesnede ol mikdâr alacağı olduğuna şehâdet etseler kifâyet eder, veresesine mevrûs olmuşdur deyu tasrîhe hâcet yokdur.

Deyn yerine ayn iddia olunduğu surette yani ol kimesne yedinde mûrisin bir mâl-ı mu'ayyeni bulunduğu iddi'â olundukda dahi hüküm yine bu vechiledir.

MC. 337, 1688.

Madde 1694 - Bir kimse terekeden şu kadar kuruş da'vâ ettikde şâhidler eğer müteveffânın ol kimseye o kadar deyni olduğuna şehâdet etseler kifâyet eder; vefâtına kadar zimmetinde bâkî idi deyu tasrîhe hâcet yokdur. Deyn yerine ayn iddi'â olunduğu sûretde yani ol kimse müteveffânm yedinde kendisinin bir mâl-ı mu'ayyeni olduğunu daivâ ettikde dahi hal bu minvâl üzeredir. MC. 801, 1579, 1746.

Madde 1695 - Bir kimse diğer kimesneden alacak da'vâ etdikde şâhidler eğer ol kimsenin müdde'îye ol mikdar deyni olduğuna şehâdet etseler kifâyet eder. Fakat hasmı hâlâ deynin bakâsından suâl edip de şâhidler hâlâ bakâsını bilmeyiz deseler şehâdetleri reddolunur.

MC. 5, 10.; HUMK. 250-274.

Fasl-ı Sâlis

Şehâdetin şurût-ı esâsiyesi beyânındadır

Madde 1696 - Hukûk-ı nâsa şehâdetde sebk-i da'vâ şartdır.

MC. 1647, 1682, 1818.; HUMK. 245-274.; CUMK. 45-64.

Madde 1697 - Mahsûsun hilâfına ikâme olunan beyyine makbûl olmaz.

Meselâ, bir kimsenin ber-hayat veya bir hânenin ma'mûr olduğu müşâhed iken ol kimesnenin vefât eylediğine yâhut hânenin harab olduğuna beyyine ikâme olunsa makbül ve mu'teber olmaz.

HUKM. 273.

Madde 1698 Mütevâtirin hilâfına ikâme olunan beyyine kabûl olunmaz. MC. 1769.; HUMK. 261-274.; CUMK. 45-64.

Madde 1699 Beyyine bir hakkı izhâr için meşrû kılınmışdır. Binâenaleyh filan kimse o işi işlemedi ve filan şey filan kimesnenin değildir. Ve filanın filana borcu yokdur gibi nefy-i sırfa şehâdet makbûl olmaz. Fakat nefy-i mütevâtir beyyinesi makbûldür.

Meselâ, bir kimse filan kimseye filan vakit filan mahalde şu kadar kuruş ettim deyu cihet-i karzdan ol mikdar kuruş da'vâ halbuki ol kimesnin ol vakit ortada olmayıp da başka mahalde bulunduğu tevâtüren ispat olunsa işbu tevâtür beyyinesi makbûl olup müddefinin da'vâsı mesmû' olmaz.

MC. 77, 158, 1682, 1684, 1697.; HUMK. 261 vd.

Madde 1700 - Şehâdetteki nefy-i mağrem ve cerr-i mağnem yani def-i mazarrat celb-i menfa'at dâiyesi olmamak şarttır.

Binâenaleyh aslın fer'a ve fer'in asla yani âbâ ve ecdâd ve ümmehât ve ceddâtın evlâd ve ahfâd lehlerine ve evlâd ve ahfâdın âbâ ve ecdâdı ve ümmehât ve ceddâtı lehlerine ve hâkezâ ahad-i zevceynin diğeri lehine şehâdetleri makbûl olmaz. Ammâ bunlardan mâ'adâ akrabânın yekdiğeri lehine şehâdetleri makbûl olur. Kezâlik bir kimsenin infâkı ile ta'ayyüş eden adamın ve ecîr-i hâssının kendi lehine şehâdetleri makbûl olmaz. Ammâ kapı yoldaşlarının yekdîğeri lehine şehâdetleri makbûl olur. Ve kezâlik şeriklerin mâl-ı şirketde yekdiğeri lehine şehâdetlerir ve kefil-i bi'l-mâl olan kimsenin asîl tarafmdan mekfûlün bihin edâ olunduğuna şehâdeti makbûl olmaz. Ammâ sâir husûslarda yekdîğerine şehâdetleri makbûl olur.

MC. 46, 73, 659, 1099, 1101, 1110, 1703, 1704.; HUMK. 245, 246, 249, 254.

Madde 1701 - Dostun dosta şehâdeti makbûldür. Fakat ebeveynlerindeki dostluk yekdiğerin mâlında tasarruf etme mertebesine varırsa ol halde yekdiğerinin lehine şehedetleri makbûl olmaz. HUMK. 245, 246, 254.

Madde 1702 - Şâhid ile meşhûdün aleyh beyninde adâvet-i dünyeviye olmamak şarttır. Adâvet-i dünyeviyye örf ile bilinir. MC. 1700.; HUMK. 245 vd.

Madde 1703 - Bir kimse hem müdde'î ve hem şâhid olamaz. Binâenaleyh vasînin yetîme ve vekilin müvekkiline şehâdetleri sahîh olmaz. HUMK. 245 vd.

Madde 1704 - Bir kimsenin kendi fiiline şehâdeti mu'teber değildir. Binâenaleyh vekillerin ve tellalların biz bey' etmişdik deyu kendi fiillerine şehâdetleri makbûl olmaz.

Kezâlik bir belde hâkimi infisâlinden sonra kable'l-infisâl kendisinden sudûr etmiş olan hükme şehâdet eylese sahîh olmaz. Ammâ kable'l-infisâl bir kimsenin kendi huzûrunda vaki' olan ikrârına bade'l-infisâl şehâdet eylese muteber olur.

Madde 1705 Şâhidin âdil olması şarttır.

Âdil hasenâtı seyyiâtına gâlip olan kimsedir.

Binâenaleyh rakkas ve maskara gibi namus ve mürüvveti muhil hal ve hareketleri i'tiyâd eden eşhâsın ve kizb ile ma'rûf olan kesânın şehâdetleri makbûl olmaz. MC. 1682.

Fasl-ı Râbi'

Şehâdetin da'vâya muvâfakati beyânındadır

Madde 1706 - Şehâdet eğer da'vâya muvâfık ise kabûl olunur. Değilse kabûl olunmaz. Fakat lafzı i'tibâr olmayıp manen muvâfakat kâfidir.

Meselâ, müddedâ bih vedî'a olup da şâhidler müdde'â aleyhin îdâ'ı ikrâr eylediğine şehâdet etseler yahut müdde'â bih gasp olup da şâhidler müdde'â aleyhin gasbını ikrâr eylediğine şehâdet eyleseler makbûl olur. Kezâlik medyûn edâ-i deyn eylediğini da'vâ edip de şâhidler dâînin medyûnu ibrâ eylediğine şehâdet etseler makbûl olur.

MC. 1696, 1708, 1712-1714, 1707, 1709, 1552.; HUMK. 261 vd.

Madde 1707 - Şehâdetin da'vâya muvâfakati ya ona tamâmıyla mutâbakati veyahut meşhûdun bihin müdde'â bihden ekall olması sûretiyledir.

Meselâ, müdde'î bu mal iki seneden beri benim mülkümdür deyu da'vâ edip de şâhidler dahi iki seneden beri mülkü olduğuna şehâdet ettikleri surette şehâdetleri makbûl olduğu gibi bir seneden beri mülkü olduğuna şehâdet ettikleri surette şehâdetleri kabul kılınır.

Kezâlik müdde'î bin kuruş da'vâ edip de şâhidler beşyüz şehâdet ettikleri suretde beşyüz kuruş hakkında şehâdetleri kabul olunur.

MC. 1703, 1710.; HUMK. 261 vd.

Madde 1708 - Müdde'â bih ekall olup da şâhidler eksere şehâdet etseler makbûl olmaz, meğer ki şehâdet ile da'vâ beynindeki ihtilaf zaten kâbil-i tevfik olup da müdde'î dahi onların beynini tevfik eylese; ol halde şehâdet kabul kılınır. Meselâ, müdde'î bu mal iki seneden beri benim mülkümdür deyu da'vâ edip de şâhidler üç seneden beri mülkü olduğuna şehâdet etseler kabul kılınmaz. Kezâlik müdde'î beş yüz kuruş da'vâ edip de şâhidler bin kuruşa şehâdet etseler kabûl olunmaz. Ammâ müdde'î benim ondan alacağım fi'l-vâki' bin kuruş idi, lâkin beş yüzünü istîfâ etmişdim, şâhidler orasını bilmezler deyu da'vâ ile şehâdetin beynini tevfik eylese şâhidlerin şehâdeti kabûl olunur.

MC. 1710.; HUMK. 261 vd.

Madde 1709 - Müdde'î meselâ şu bağ benim mülkümdür deyu mülk-i mutlak da'vâsı edip de şâhidler müdde'î bu bağı filandan satın aldı deyu mülk-i mukayyede şehâdet etseler kabûl olunur.

Şöyle ki şâhidler ol vechile mülk-i mukayyede şehâdet ettiklerinde hâkim sen de bu sebeple mi mülk da'vâsı ediyorsun yoksa âhar sebeple mi deyu müdde'îden suâl eder, müdde'î eğer evet ben de bu sebeple da'vâ ederim derse hâkim ol şâhidlerin Şehâdetini kabûl eder ve eğer sebeb-i âharla da'vâ ederim yahut ben bu sebeple da'vâ etmem derse hâkim ol şâhidlerin şehâdetini reddeyler. MC. 1709, 1710.

Madde 1710 - Müdde'î meselâ bir bağda mülk-i mukayyed da'vâsı ettiği Süretde nazar olunur, eğer bâyi'ini zikretmeyerek satın aldım yahut mübhem olarak bir adam _ dan satın aldım derse mülk-i mutlak da'vâsı hükmünde olmakla şâhidler bu bağ onun mülküdür deyu mülk-i mutlaka şehâdet etseler kabûl olunur.

Ammâ filan adamdan satın aldım deyu bâyi'ini tasrih edip de şâhidleri mülk-i mutlaka şehâdet etseler şehâdetleri kabûl olunmaz.

Çünki mülk-i mutlak sâbit olsa an-asıl vukû'u sâbit olup zevâidine meselâ bağın mukaddemâ husûle gelmiş olan meyvelerine dahi müdde'înin mâlik olması lazım gelir. Mülk-i mukayyed ise, ancak sebebinin meselâ akd-i bey' ü şirânın târih-i vukû'undan i'tibâren sâbit olur. Bu cihetle mülk-i mutlak, mülk-i mukayyede nisbetle ekser olur ve bu sûretde şâhidler eksere şehâdet etmiş olurlar.

MC. 1678, 1696, 1708.

Madde 1711 - Şehâdet eğer deynin sebebinde da'vâya muhâlif olursa makbûl olmaz. Meselâ, müdde'î semen-i mebî' olmak üzere bin kuruş alacak dalvâ edip de şâhidler müdde'â aleyhin cihet-i karzdan dolayı ol mikdar deyni olduğuna şehâdet eyleseler makbûl olmaz. Kezâlik müdde'î bu mülk bana pederimden mevrûsdur deyu da'vâ edip de şâhidler anasından mevrûs olduğuna şehâdet etseler makbûl olmaz.

MC. 1581, 1696, 1707.; HUMK. 261 vd.

Fasl-ı Hâmis

Şâhidlerin ihtilâfları beyânındadır

Madde 1712 - Şâhidler meşhûdun bihde ihtilâf etseler şehâdetleri makbûl olmaz.

Meselâ, şâhidlerin biri bin kuruşluk altın ve diğeri bin kuruşluk sim mecîdiye deyu şehâdet etseler şehâdetleri kabûl olunmaz.

MC. 1581, 897, 1685, 1707, 1708, 1711.

Madde 1713 Şâhidlerin meşhûdün bihe müte'allık olan bir şeyde ihtilâfları meşhûdun bihde ihtilafi mûcib olursa şehâdetleri kabul olunmaz ve mûcib olmazsa

Binâenaleyh gasb ve îfây-l deyn gibi sırf fiilden ibâret olan hususlarda şâhidierin biri bir zamân-ı mu'ayyende veya mekân-ı mu'ayyende fiile ve diğeri zamân-ı âharda ya mekân-ı âharda fiile şehâdet eyleseler bu ihtilafları meşhûdün bihde ihtilafı mûcib olmakla şehâdetleri kabûl olunmaz.

Ammâ kavı kabîlinden olan bey' ü şirâ ve icâre ve kefâlet ve havâle ve hibe ve rehin ve deyn ve kard ve ibrâ ve vasiyyet hususlarında şâhidlerin zaman ve mekanda ihtilafları meşhûdün bihde ihtilafı mûcib olmamakla şehâdetlerinin kabûlüne mâni' olmaz.

Meselâ, bir kimse borcunu edâ eylemiş olduğunu da'vâ edip de şâhidlerin biri hânesinde ve diğeri dükkânda edâ eylemiş olduğuna şehâdet etseler şehâdetleri kabûl olunmaz. Ammâ bir kimse diğer kimesnenin yedinde olan bir mal için sen bu malı bana şu kadar kuruşa satmışdın onu bana teslim et deyu da'vâ etdikde şâhidlerin biri filan hânede ve diğeri filan dükkânda satmış olduğuna şehâdet etseler şehâdetleri kabûl olunur. Zira fiil tekrar ve i'âde olunamaz. Amma kavil tekrar ve iâde olunabilir.

MC. 176, 1587.

Madde 1714 Şâhidler mâl-ı mağsûbun renginde yahut erkek veya dişi olmasında ihtilaf etseler şehâdetleri kabûl olunmaz.

Meselâ, mağsûb olan hayvan hakkında şâhidlerin biri kır at ve diğeri yağız ya al at veyahut biri at ve diğeri kısrak deyu şehâdet eyleseler şehâdetleri kabûl olunmaz.

Madde 1715 - Da'vây-ı akidde şâhidler bedelin mikdârında ihtilaf etseler şehâdetleri kabûl olunmaz.

Meselâ, şâhidlerin biri malın beş yüz kuruşa ve diğeri üç yüz kuruşa satıldığına şehâdet eyleseler şehâdetleri kabûl olunmaz.

Fasl-ı Sâdis

Tezkiye-i şuhûd hakkındadır.

Madde 1716 - Şâhidler şehâdet etdikde hâkim meşhûdün aleyhden ne dersin, bunlar şehâdetlerinde sâdık mıdırlar yoksa değil midirler deyu suâl eder. Meşhûdün aleyh eğer şâhidler bu şehâdetlerinde sâdıktırlar yahut bu şehâdetlerinde âdildirler derse müdde'â bihi ikrâr etmiş olur ve ikrârı ile hükmolunur. Ve eğer bunlar şâhid-i zûrdurlar yahut bunlar âdil adamlardır lâkin bu hususta hatâ ediyorlar yahut vâkı'ayı unutmuşlar derse veyahut yalnız bunlar âdil adamlardır demekle beraber müdde'â bihi inkâr etse hâkim hükmetmeyip şâhidleri sırren ve alenen tezkiye ile âdil olup olmadiklarını tahkîk eyler.

MC. 1717, 1718, 1803, 1816.

Madde 1717 - Şâhidler gerek sırren ve gerek alenen mensûb oldukları cânibden yani talebe-i ulûmdan ise, sâkin oldukları medrese müderrisi ile mu'temed ahâlîsinden ve askerîden ise, tabur-u zâbitân ve kâtiplerinden ve ketebeden ise, kalem-i zâbitân ve hulefâsından ve tüccârdan ise, tüccârın mu'teberânından ve esnâfdan ise, kethudâsıyla lonca ustalarından ve sınûf-ı sâireden ise mahalle veya karyelerinin mevsûk ve multemen ahâlîsinden tezkiye olunur.

Madde 1718 - Sırren tezkiye ıstılâh-ı fukehâda mestûre ta'bîr olunur varaka ile icrâ olunur.

Şöyle ki, hâkim ol varakaya müdde'î ve müdde'â aleyhin isimlerini müdde'â bih ile Şühûdun isim ve şöhret ve san'atlarını ve eşkâl ve mahallerini ve baba ve dedelerinin isimlerini ve ma'rûf iseler yalnız isim ve şöhretlerini tahrîr velhâsıl şâhidleri sâirinden temyîz edecek vechile ta'rîf ve beyân ve bir zarf derûnuna vaz' ile önemîni mühürlerikden sonra müzekkî intihâb olunan kimesnelere irsâl eder. Müzekkîler dahi mestûreyi feth u kırâat edip içinde isimleri muharrer olan şâhidler âdil iseler isimleri tahtına âdil ve makbûlü'ş-şehâde deyu tahrîr ve âdil değillerse âdil değiller deyu tahrîr ve imzâ eyleyerek mestûreyi götüren adamı ve âhar kimesneyi maznûnuna vâkıf etmeksizin zarf mühürlenip hâkime i'âde eder.

MC. 1705.

Madde 1719 - Mestûrede müzekkîler tarafından şâhidler hakkında âdil ve makbûlil'ş-şehâde diye yazılmayıp da âdil değiller yahut hallerini bilmeyiz veya mechûlü'l-ahvâl veyahut Allah bilir gibi sarâhaten yahut delâleten cerhi ifâde eder bir söz yazılmış olur, veyahut hiçbir şey yazılmaksızın mestûre mahtûmen hâkime i'âde olunursa hâkim ol şâhidlerin şehâdetini kabûl etmez. Bu sûrette hâkim tarafından müdde'iye senin şâhidlerin cerh olundu denilmeyip ancak başka şâhidlerjn varsa getir denilir.

Ve eğer mestûrede âdil ve makbûlü'ş-şehâdedirler deyu yazılmış ise, mertebe-i sâniyede olarak alenen tezkiyeye ibtidâr olunmaz.

MC. 67, 1730.

Madde 1720 - Alenen tezkiye bu vechile icrâ olunur ki, müzekkîler huzûr-ı hâkime celb ile meterâfi'ân hâzır olduğu halde şâhidler tezkiye olunur veyahut müterâfi'an beraber oldukları halde şâhidler tezkiye nâ'ibine terfikan müzekkîlerin yanlarına gönderilerek mahallerinde alenen tezkiye olunurlar.

MC. 1717, 1718.

Madde 1721 - Sırren tezkiyede bir müzekkî kâfi ise de ihtiyâta ri'âyeten lâ-akall iki olmalıdır.

Madde 1722 - Tezkiye-i aleniye şehâdet kabîlinden olup şehâdetin şurût ve nisâbı bundan dahi mu'teberdir. Şu kadar varki müzekkîlerin şehâdet lafzını zikretmeleri lâzım değildir.

Mc. 1689.

Madde 1723 - Bir hâkimin indinde bir husûs zımnında adâleti sâbit olan şâhidler yine ol hâkimin huzûrunda diğer bir husûsa şehâdet ettiklerinde eğer arası altı ay geçmemiş ise hâkim tekrar onları tezkiye ile meşgûl olmaz. Ve eğer altı ay geçmiş ise, hâkim tekrar onları tezkiye eyler.

Madde 1724 Gerek kable't-tezkiye ve gerek ba'de't-tezkiye meşhûdün aleyh def-i mağrem yâhut cerr-i mağnem gibi şehâdetin makbûlüne mâni' olur birşey isnâdı ile şâhidlere ta'n ederse hâkim ondan beyyine talep eyler ve meşhûdün aleyh bunu bil-beyyine ispat eylediği takdîrde hâkim ol şâhidlerin şehâdetlerini reddeder ve ispat edemediği takdîrde hekim eğer ol şâhidleri tezkiye etmemiş ise tezkiye eyler. Ve eğer tezkiye eylemiş ise, şehâdetleri mûcebince hükm eder.

Mc. 1700, 1725.

Madde 1725 Müzekkîlerden bazısı şâhidleri cerh ve bazısı ta'dîl eylese cerh tarafı müreccah olarak hâkim onların şehâdetleri ile hükm etmez. MC. 46.

Madde 1726 -Mu'amelâtda şâhidler ba'de edâi'ş-şehâde fevt veyâhud gâ'ib Olsalar hâkim onları tezkiye ederek şehâdetleri ile hükm edebilir.

MC. 1686.

Teznîb

Tahlîf-i şuhûd hakkındadır.

Madde 1727 Meşhûdün aleyh kable'l-hüküm şâhidlere şehâdetlerinde kâzip olmadıklarına yemîn ver deyu hâkime ilhâh edip de şehâdetin yemîn ile takviyetine dahi lüzum gördüğü takdirde hâkim o şahidlere yemîn ettirebilir. Ve hakim şâhidlere yemîn ederseniz şehâdetinizi kabul ederim ve illâ etmem diyebilir.

HUMK. 261-264.

Fasl-ı Sâbi'

Şâhidlerin şehâdetlerden rücû'u hakkındadır

Madde 1728 - Şâhidler ba'de edâi'ş-şehâde ve kable'l-hüküm huzûr-ı hâkimde şehâdetlerinden rücû' etseler şehâdetleri keenlemyekün hükmünde olur ve kendileri izîr olunurlar. ta

Madde 1729 - Şâhidler ba'de'l-hüküm huzûr-ı hâkimde şehâdetlerinden rücû' etseler hâkimin hükmü nakz olunmayıp mahkûmun bih şâhidlere tazmîn ettirilir. (80.) maddeye bak.

MC. 64, 80, 90, 416, 596, 864, 891, 1731.

Madde 1730 — Şâhidlerin bazısı ber-vech-i bâlâ şehâdetinden rücû' etdikde eğer bâkîsi nisâb-ı şehâdete bâliğ ise rücû' edenden zamân lazım gelmez, fakat ta'zîr olunur. Ve eğer bâkîsi nisâb-ı şehâdete bâliğ değilse mahkûmun bihin nısfı rücû' eden bir kişi olduğu takdîrde müstakillen ona ve birden ziyâde oldukları takdirde bi'l-iştirâk seviyyen onlara tazmîn ettirilir. MC. 56.

Madde 1731 - Rücû'un şartı huzûr-ı hâkimde olmakdır.

Şâhidlerin başka mahalde rücû'una i'tibâr yokdur.

Binâen alâ-zâlik meşhûdün aleyh şâhidlerin başka mahalde şehâdetlerinden rücû' etdiklerini da'vâ etse mesmû' olmaz ve şâhid bir hâkimin huzûrunda şehâdet ettikden sonra diğer hâkimin huzûrunda şehâdetinden rücû' etse rücû'u mu'teber olur.

Fasl-ı Sâmin

Tevâtür hakkındadır

Madde 1732 - Kesret-i şuhûda i'tibâr yokdur.

Yani tarafeynden birinin taraf-ı âhara nisbetle şâhidleri ziyâde olmakla onun tercih olunması lazım gelmez. Meğer ki şâhidlerin kesreti derece-i tevâtüre bâliğ ola. MC. 1013.

Madde 1733 - Tevâtür ilm-i yakîn ifâde eder.

Binâenaleyh bâlâda beyân olunduğu üzre tevâtürün hilâfına beyyine ikâme olunamaz.

MC. 1698. 1757


Madde 1734 - Tevâtürde lafz-ı şehâdet şart olmadığı gibi adâlet dahi aranmaz. Binâen aleyh muhbirlerin tezkiyesine hâcet görünmez.

Madde 1735 Tevâtürde muhbirlerin aded-i mu'ayyeni yokdur. Ancak akıl onların kizb üzre ittifaklarını tecviz etmeyecek mertebe bir cemm-i gafir olmaları lazımdır.

MC. 1698.

BÂB-I SÂNÎ

HUCEC-İ HATTIYYE VE KARîNE-İ KÂTI'A BEYÂNINDA OLUP İKİ FASLA MÜNKASIMDIR

Fasl-ı Evvel

Hucec-i hattıye beyânındadır

Madde 1736 - 1736 - Yalnız hat ve hatm ile amel olunmaz. Fakat şübhe-i tezvîr ve tasni'den sâlim ise ma'lûlün bih yani medâr-ı hüküm olur başka vechile hâcet kalmaz.

MC. 1608, 1609, 1612, 1737, 1739.; HUMK. 287-336.

Madde 1737 - Berât-ı sultânî ve kuyûd-ı defter-i hâkânî tezvîrden emîn olmakla mu'mûlün bihdir.

MC. 1606, 1609, 1610, 1756, 1836.; HUMK. 295 vd.

Madde 1738 - Kitâb-ı kazâda beyân olunacağı vechile hîle ve fesâddan sâlim olacak sûrette tutulan sicillât-ı mehâkim ile dahi amel olunur.

MC. 1814 ve 4 Cemâziyelûlâ 1296 tarihli ta'lîmât.; HUMK. 295 vd. TMK. 7, 29, 35 vd.

Madde 1739 - Mücerred vakfiye ile amel olunmaz. Ammâ ber-vech-i bâlâ mevsûk ve mu'temedün bih olan sicill-i mahkemede mukayyed ise ol halde ma'mûlün bih Olur, Mc. 1736.

Fasl-ı Sânî ' Karîne-i kâtı'a beyânındadır'

Madde 1740 - Esbâb-ı hükümden birisi dahi karîne-i kâtı'adır.

MC. 1578, 1742, 1819, 1817, 1821.; TMK. 3, 7, 28, 30, 241, 244, 898, 905, 928.; TBK. 31.

Madde 1741 - Karîne-i kâtı'a hadd-i yakîne bâliğ emâredir.

Meselâ, bir kimse elinde kana bulaşmış bıçak olduğu halde havf ve telaş ile bir hâlî hâneden çıkdığı gibi derakab hâneye girilip de henüz boğazlanmış bir şahıs görülse ol kimesne bu şahsın kâtili olduğuna iştibah olunmaz. Şâyet ki ol şahıs kendi kendi" sini öldürmüş olmak gibi sırf ihtimâlât-ı vehmiyeye iltifat kılınmaz. (74.) maddeye bak.

MC. 74, 1682, 1688, 1776, 1777, 1659.; TMK. 3, 7, 28, 30, 241, 244, 898, 905, 928,

BÂB-I SÂLİS

TAHLİF BEYÂNINDADIR

Madde 1742 - Esbâb-ı hükümden biri dahi yemîn yahut yemînden nükûldür. Şöyle ki, müdde'î da'vâsını ispattan izhâr-ı acz eylediği takdîrde onun talebi ile müdde'â aleyhe yemîn verilir.

Fakat bir kimse diğer kimesneden sen filanın vekîlisin deyu da'vâ edip de ol kimesne inkâr ettiği suretde kendisine yemîn verilmek lazım gelmez. Kezâlik iki kişinin herbiri bir kimesnenin yedindeki malı ondan iştirâ etdim deyu da'v,â edip de ol kimesne birine sattığını ikrâr ile diğerinin da'vâsını inkâr ettiği surette kendine yemîn teveccüh etmez.

Bu hususda istîcâr ve irtihan ve ittihab dahi iştirâ gibidir.

MC. 76, 96, 590, 1522, 737, 1731, 1786, 1818, 1819, 1820.; HUMK. 337, 362.

Madde 1743 - Hasmeynden biri tahlîf olunacak olduğu halde vallâhi veyahut billâhi deyu Allâhu Te'âlâ Hazretleri'nin ismine kasem ettirilir. HUMK. 339.

Madde 1744 - Yemîn ancak hâkimin yahut nâ'ibinin huzûrunda olur. Başka kimse huzûrunda olan yemînden nükûle i'tibâr yokdur. MC. 1747, 1832,.; HUMK. 339 vd. 343.

Madde 1745 — Tahlîfde niyâbet cârî olur. Ammâ yemînde niyâbet cârî olmaz. Binâenaleyh da'vâ vekilleri hasma yemîn verdirebilir. Ammâ müvekkillerine yemîn teveccüh ettikde bizzat onların yemîn etmesi lazım gelir vekillerine yemîn ettirilemez. MC. 1641, 1643, 1743.; HUMK. 337-362.

Madde 1746 - Yemîn ancak hasmın talebi üzerine verilir. Fakat dört yerde bilâtalep hâkim tarafından yemîn verilir.

Evvelen, bir kimse terekeden bir hak da'vâ ve ispat ettikde hâkim müdde'îye bu hakkını müteveffâdan bir vechile istîfâ edemediğine ve ettirmediğine ve onu ibrâ ve başkasının üzerine havâle eylemediğine ve başka kimesne tarafından îfâ olunmadığına ve bu hakkın mukâbilinde müteveffânın rehni olmadığına yemîn verir işte buna yemîn-i istihzâr denilir.

Sâniyen bir kimse bir mala müstahak çıkıp da da'vâsını ispat ettikde ol malı kimesneye satmamış ve hibe etmemiş velhâsıl bir vechile mülkünden çıkarmamış idüğine hâkim tarafından yemîn verilir.

MC. 244.; HUMK. 337-362.

Madde 1747 — Hasmın talebi üzerine henüz hâkim tarafından yemîn teklîf olunmadan müdde'â aleyh yemîn ediverse mu'teber olmayıp tekrar hâkim tarafından tahlîf olunmak lâzım gelir.

HUMK. 337-362.

Madde 1748 — Bir kimse kendi fiiline dair yemîn edecek oldukda betâte yemîn verilir, yani bu şey böyledir yahut değildir diye kat'iyyen yemîn ettirilir.

Ammâ diğer kimsenin fiili hakkında yemîn edecek oldukda adem-i ilme yemîn verilir. Yani o şeyi bilmediğine yemîn ettirilir. MC. 1741.; HUMK. 344 vd.

Madde 1749 - Yemîn ya sebebe yahut hâsıla olur.

Şöyle ki, bir husûsun vâki' olup olmadığına yemîn etmek sebebe yemîndir ve bir husûsun hâlâ bâkî olup olmadığına yemîn etmek hâsıla yemîndir.

Meselâ, bey' ve şirâ da'vâsında akd-i bey'in aslâ vukû' bulmadığına yemîn etmek sebebe yemîndir. Ammâ akdin hâlâ bâkî olup olmadığına yemîn etmek hâsıla yemîndir.

MC. 1748.; HUMK. 344 vd.

Madde 1750 Muhtelif da'vâlar müctemi' oldukda bir yemîn kifâyet eder. Herbirine başka başka yemîn verilmek lazım gelmez.

Madde 1751 - Mu'amelâta dâir olan da'vâlarda kendine yemîn teveccüh eden kimseye yemîn teklif olunup da yemîn etmem deyu sarâhaten yahut bilâ-özr sükût ile delâleten yemînden nükûl etse hâkim onun nükûlü ile hüküm eder. Ve ba'de'l-hüküm yemîn edecek olsa ona iltifat olunmayıp hâkimin hükmü hâli üzre kalır.

MC. 67.; HUMK. 337 md.

Madde 1752 - Dilsizin işâret-i ma'hûdesi ile yemîni ve yemînden nükûlü muteberdir.

MC. 70.

Lâyiha

Madde 1753 - Müdde'î hiç şâhidim yokdur dedikden sonra şâhid getirecek olsa, yâhut filan ve filandan başka şâhidim yokdur dedikten sonra âhar şâhidim var dese kabul olunmaz.

BÂB-I RÂBİ'

TERCîH-İ BEYYİNÂT VE TEHÂLÜFE DÂiR OLUP DÖRT FASLI MÜŞTEMİLDİR

Birinci Fasıl

Tenâzu' bi'l-eydi beyânındadır

Madde 1754 - Münâza'un fih olan akarda zi'l-yedlik beyyine ile ispat olunmak lazımdır. Tarafeynin tesâduku yani müdde'înin da'vâsı üzerine müdde'â aleyhin dahi ikrâr eylemesiyle müddelâ aleyhin zi'l-yed olduğuna hüküm olunamaz.

Fakat müdde'î ol akarı ben senden iştirâ etmişdim yahut sen onu benden gasb etmiştin deyu da'vâ ettiği surette müdde'â aleyhin zi'l-yed olduğunu beyyine ile ispata hacet yoktur.

Ve bir de menkûl her kimin yedinde ise zi'l-yed odur, ber-vech-i bâlâ ispata hâcet yokdur. Ve bundan tarafeynin tesâduku kâfidir.

MC. 76, 7635, 1613, 1621, 1691.; TMK. 638, 639, 887, 909.; MH. 151-161.

Madde 1755 - İki kimse bir akârda niza edip her ol akara zi'l-yed olduğunu iddi'a etdikde evvelâ onlardan hangisinin zi'l-yed olduğuna beyyine talep olunur.

İkisi birden zi'l-yed olduklarına ikâme-i beyyine ettikleri takdirde ikisinin dahi müştereken zi'l-yed oldukları sâbit olur. Ve eğer biri vaz'-ı yedini ispattan izhâr-ı acz edip de dîğeri vâzı'u'l-yed olduğuna ikâme-i beyyine ederse, onun zi'l-yed olduğuna hüküm olunup öbürü hâric addolunur.

Ve hasmeynden hiçbirisi zi'l-yed olduğunu ispat edemezse herbirine âharın talebi ile hasmının ol akarda zi'l-yed olmadığına yemîn verilir. İkisi dahi yemînden nükûl ederse, bi'l-iştirâk ol akarda zi'l-yed oldukları sâbit olur. Ve eğer biri yemînden nükûl edip de diğeri yemîn ederse yemîn eden kimes ol akara müstakillen vâzı'u'l-yed olmak üzere hükmolunup diğeri hâric addolunur. Ve eğer herbiri yemîn ederse hiçbirisinin zi'l-yed olduğuna hüküm olunmayıp hakîkat'-ı hâl zâhir oluncaya dek müdde'â bih olan akar tevkîf olunur.

MC. 1635, 1679, 1756, 1762, 1742, 1748.; TMK: 638, 639, 887-909.; MH. 151-161.

Fasl-ı Sânî

Tercîh-i beyyinât hakkındadır

Madde 1756 — İki kişi bir maide ale'l-iştirâk mutasarrıf yani ikisi dahi zi'l-yed iken biri bi'l-istiklâl ve diğeri bi'l-iştirâk mülkümdür deyu da'vâ etdikde istiklâl beyyinesi evlâdır.

Yani ikisi dahi ikâme-i beyyine edecek olduklarında da'vây-ı istiklâl edenin beyyinesi da'vây-ı iştirâk edenin beyyinesi üzerine tercîh olunur. Ve ikisi dahi istiklâl da'vâsı edip de ikâme-i beyyine etseler ol akar müştereken onlara hükmolunur. Ve eğer biri ispattan âciz olup da diğeri ispat eylese ol akar müstakillen onun mülkü olmak üzere hükmedilir.

MC. 1757, 1829.; TMK. 887-909, 638, 639.; MH. 151-161.

Madde 1757 - Tarih beyân olunmayan mülk-i mutlak da'vâsında hâcirin b?eyyinesi evlâdır.

Meselâ, bir kimse diğer kimsenin yedinde olan hâne için bu hâne benim mülkümdür, bu adam ona bi-gayrı hakkın vaz'-ı yed ediyor alıverilmesi matlûbumdur deyu da'vâ ve zi'l-yed dahi bu hâne benim mülkümdür, bu cihetle bi-hakkın vaz'-ı yed ederim deyu da'vâ etdikde hâric olan kimsenin beyyinesi tercîh ve istimâ' kılınır.

MC. 76, 1760, 1758, 1759.; TMK. 905, 618.; MH. 151-161.

Madde 1758 — Şirâ gibi tekerrürü kâbil bir sebeple mukayyed olan ve tarih beyân olunmayan mülkiyet da'vâları mülk-i mutlak da'vâsı hükmünde olup bunlarda dahi hâricin beyyinesi zi'l-yedin beyyinesi üzerine tercih olunur.

Fakat ikisi dahi bir şahısdan telakkî-i mülk etmiş olduklarını iddia ettikleri sûretde zi'l-yed beyyinesi tercîh ve istimâ' olunur.

Meselâ, bir kimse dîğer kimesnenin yedinde olan bir dükkân için bu dükkânı ben Veli Ağa'dan iştirâ ettim bu cihetle benim mülküm iken bu adam bi-gayrı hakkın vaz'-l Yed ediyor deyu da'vâ ve zi'l-yed dahi ben onu Bekir Efendi'den iştirâ ettim yahut pederimden mevrûsdur bu cihetle vaz'-ı yed ederim deyu da'vâ etdikde hâricin beyyinesi tercîh ve istimâ' olunur. Ammâ zi'l-yed bu dükkânı Veli Ağa'dan ben iştirâ ettim dese ol halde onun beyyinesi hâricin beyyinesi üzerine tercih kılınır.

MC. 351, 1756, 1757, 1760.; TMK. 618, 887-909.; MH. 151-161.

Madde 1759 - Nitâc gibi tekerrürü kâhil olmayan bir sebeple mukayyed mülkiyet da'vâlarında zi'l-yed beyyinesi evlâdır.

Meselâ, hâric ve zi'l-yed bir tayda nizâ' edip de herbiri ol tayin kendi kısrağından doğma malı olduğunu da'vâ etdiklerinde zi'l-yedin beyyinesi tercih olunur.

MC. 1757, 1761, 1770.; TMK. 887 vd.; MH. 151 vd.

Madde 1760 - Mülk-i müverrah da'vâsında tarihi mukaddem olanın beyyinesi evlâdır.

Meselâ, Bir kimse diğer kimesnenin yedinde olan arsa için ben bu arsayı bir sene mukaddem filan şahıstan iştirâ ettim deyu da'vâ ve zi'l-yed dahi bu arsa beş sene mukaddem vefat eden pederimden bana mevrûsdur deyu da'vâ etdikde zi'l-yedin beyyinesi tercih olunur. Ve eğer altı ay mukaddem vefat eden pederimden mevrûsdur demiş olsa ol halde hâricin beyyinesi tercih kılınır. Kezâlik hasmeynin her biri müdde'â bihi başka başka şahıslardan iştirâ etmiş olduklarını iddia ve ikisi de bâyi'lerinin tarihi temellüklerini beyân etseler hangisinin bâyi'inin tarih-i temellükü mukaddem ise onun beyyinesi tercih olunur. Mc. 1757.; MH. 151 VD.

Madde 1761 - Nitâc da'vâsında tarihe i'tibâr olunmayıp ber-vech-i bâlâ zi'l-yed beyyinesi tercih olunur.

Ancak müdde'â bihin sinni zi'l-yedin tarihine tevâfuk etmediği surette eğer hâricin tarihine tevâfuk ederse hâricin beyyinesi tercih olunur. Ve eğer sinni ikisine dahi muhâlif olur yahut ma'lûm olmazsa ol halde ikisinin beyyineleri mütehâtır yani mütesâkıt olarak müdde'â bih zi'l-yedin yedinde terk ve ibkâ kılınır.

MC. 1759.

Madde 1762 - Ziyâde beyyinesi evlâdır.

Meselâ, bâyi' ve müşteri semenin ya mebîin mikdarında ihtilâf etseler ziyâde da'vâ edenin beyyinesi tercîh olunur. MC. 1760,; TMK. 6.

Madde 1763 - Temlîk beyyinesi âriyet beyyinesi üzerine tercih olunur.

Meselâ, bir kimse diğer kimesnenin yedindeki malı âriyet vermişdim deyu geri almak isteyip de ol kimesne dahi sen ol malı bana bey' ya hibe etmişdin dese bey' ya hibe beyyinesi tercih kılınır. Mc. 1637.

Madde 1764 - Bey' beyyinesi hibe ve rehin ve icrâre beyyineleri üzerine ve icâre beyyinesi rehin beyyinesi üzerine tercih olunur.

Meselâ, bir kimse diğer kimesneye filan malı sana satmışdım semenini ver deY11 da'vâ edip de ol kimesne dahi sen onu bana hibe ve teslim etmişdin deyu da'vâ etdikde bey' beyyinesi tercih edilir.

MC. 1758, 1760.

Madde 1765 - Âriyette ıtlak beyyinesi evlâdır.

Meselâ, bir at müste'îr yedinde telef olup da muîr ben onu sana dört gün kullanmak üzere iâre etmişdim sen ise dört gün mürûrunda onu bana teslim etmeyip beşinci gün yedinde helâk olmakla kıymetini zâmin ol deyu da'vâ ve müste'îr dahi sen öyle dört güne dek deyu takyîd etmeyip ale'l-ıtlâk kullanmak üzere bana ol atı iâre etmişdin deyu da'vâ etdikde müste'îrin beyyinesi tercih ve istimâ' olunur. MC. 77.

Madde 1766 - Sıhhat beyyinesi maraz-ı mevt beyyinesi üzerine tercih olunur.

Meselâ, bir kimse bir malı veresesinden birine hibe edip de vefât ettikde diğer verese onu maraz-ı mevtinde hibe eylemiş olduğunu ve mevhûbün leh dahi hâl-i sıhhatinde hibe etmiş idüğini iddia ettikde mevhûbün lehin beyyinesi tercih kılınır.

MC. 11, 1598.

Madde 1767 - Akıl beyyinesi cünûn veya ateh beyyinesi üzerine tercih olunur.

Madde 1768 - Hudûs ile kıdem beyyinesi cem' oldukda hudûs beyyinesi tercih olunur.

Meselâ, bir kimsenin mülkünde diğer kimesnenin mesîli olup da hâdisdir yahut kadîmdir deyu beynlerinde ihtilâf vâki' olarak sâhib-i hâne onun hudûsunu iddia ile defini talep ve sâhib-i mesîl dahi onun kıdemîni iddia ettikde sâhib-i hânenin beyyinesi tercih kılınır.

MC. 1224.

Madde 1769 — Cârih tarafı ikâme-i beyyineden izhâr-ı acz ettiği sûretde mecrûh tarafından beyyine istenilir, ispat ederse fe-bihâ, edemediği sûrette kendisine yemîn ettirilir.

MC. 1757, 1759, 1762, 1765, 1766, 1767.; TMK. 6.

Madde 1770 - Ber-vech-i bâlâ cârih tarafı ispatdan izhâr-ı acz etmekle mecrûh tarafı ikâme-i beyyine edip de mûcebiyle hükmolundukdan sonra râcih tarafi ikâme-i beyyine etmek istediği takdîrde artık ona iltifat olunmaz.

MC. 1840.

Fasl-ı Sâlis

Söz kimin olduğuna ve tahkîm-i hâle dâirdir

Madde 1771 - Zevc ve zevce sâkin oldukları hâne derûnundaki eşyâda ihtilaf ettikleri suretde nazar olunur. Tüfenk ve kılınç gibi yalnız zevce sâlih olan yahut evânî ve mefrûşât gibi ikisine de sâlih olan şeylerde zevcenîn beyyinesi tercih olunur. Ve ikisi de ispattan âciz oldukları sûretde söz ma'a'l-yemîn zevcindir. Yani ol eşyâ zevcesinin olmadığına yemîn ederse kendisinin olduğuna hükmolunur.

Ammâ yalnız nisâya sâlih olan elbise ve hulliyyât gibi şeylerden zevcin beyyinesi tercih kılınır. Ve ikisi de ispattan âciz oldukları takdirde söz ma'a'l-yemîn zevcenîndir. Meğer ki, biri diğere sâlih olan şeylerin sâni' ve bâyi'i olursa her halde söz ma'a'l yemîn onundur.

Meselâ, küpe nisâya mahsûs hüliyyâtdan olup ancak zevc kuyumcu olduğu suret de söz ma'a'l-yemîn onun olur,

MC 67, 1632, 1772, 1773, 1774, 1777, 1757.; TMK: 6, 146.;

(HUMK'da bu konu ile ilgili mevcûd değildir. Bu bir maddî hukûk meselesidir. Ancak usûl hukûkumuzda şu prensip hâkimdir: "Da mihi factum dabo tibu ius; bana vâkı'a ne ise onu göster, sana hukûku vereyim".")

Madde 1772Ehad-ı zevceynin vefâtında verese mûrisin makâmına kâim olur. Fakat tarafeyn ber minvâl-i muharrer ispatdan âciz oldukları takdirde ikisine dahi sâlih olan şeylerde söz ma'a'l-yemîn hayatda olanındır. Ve ikisi birden vefât ettikleri surette ikisine de sâlih şeylerde söz ma'a'l-yemîn zevcin veresesinindir.

MC. 174 1, 1771.; TMK. 141.

Madde 1773 - Vâhib hibeden rücû' etmek isteyip de mevhûbun leh dahi mevhûbun telef olduğunu da'vâ etdikde söz bilâ-yemîn mevhûbun lehindir.

Madde 1774 - Emîn olan kimse berâ'et-i zimmeti hakkında yemîni ile tasdîk olunur.

Nitekim mûdî vedî'ayı da'vâ edip de vedî dahi ben onu sana reddettim dedikde söz ma'al-yemîn vedîindir.

Fakat yemînden halâs için ikâme-i beyyine edecek olursa beyyinesi istimâ' kılınır.

Mc. 1454, 1459, 1632, 1748.

Madde 1775 — Muhtelif duyûnu olan kimesne dâ'inine bir mikdar şey verdikden sonra hangi deynine mahsûben vermiş olduğunu daivâ ederse söz onundur.

MC. 76, 1654.

Madde 1776 - Bir değirmenin müddet-i icâresi münkazî oldukdan sonra müstelcir müddet-i icâre esnâsında suyun inkıtâ'ı hasebi ile ol müddetin ücretten hissesini tenzîl etmek isteyerek mûcir ile beynlerinde ihtilâf vâki' olup da beyyine dahi olmadığı takdirde nazar olunur.

Eğer ihtilâfları müddet-i ınkıtâ'ın miktârında ise meselâ müste'cir on gün mûcir ancak beş gün ınkıtâ'ı da'vâ etse söz mala'l-yemîn müste'cirindir.

Ve eğer ihtilâfları asl-ı inkıtâ'da ise yani mûcir suyun inkıtâ'ını külliyyen inkâr etse, hâl-i hazır tahkîm olunur. Yani hükem kılınır. Şöyle ki, eğer bu vakti da'vâ ve husûmetde cârî ise söz ma'a'l-yemîn mûcirindir ve eğer ol vakit munkatı' ise söz ma'a j l-yemîn müste'cirindir.

MC. 54 518, 1762.

Madde 1777 Bir kimsenin hânesine akan su yolu hakkında hâdisdir yahut kadimdir deyu ihtilâf olunup da sâhib-i hâne mesîlin hâdis olduğunu iddiâ ile refini istediği ve tarafeynin beyyineleri olmadığı surette nazar olunur.

Eğer vakt-i husûmetde ol mesîlden su cereyân eder yahut evvelce cereyân matlûm olursa hâli üzere ibkâ olunur. Ve söz malail-yemîn sâhib-i mesîlin olur. Yani mesîlin hâdis olmadığına yemîn ettirilir.

Ve eğer vakt-i husûmetde su cereyân etmez veya ondan ewelce cereyân ma'lûm olmazsa söz ma'a'l-yemîn sâhib-i hânenin olur.

MC. 5, 224, 1768.

Fasl-ı Râbi'

Tehâlüfe dâirdir Madde 1778 - Bâyi' ve müşteri semenin ya mebîin veya ikisinin dahi mikdârında ve vasfında veya cinsinde ihtilâf ettikleri sûrette herhangisi ikâme-i beyyine eyler ise, onun lehine hükmolunur. Ve eğer ikisi dahi ikâme-i beyyine ederlerse, ziyâdeyi ispat edenin lehine hükmolunur.

Ve ikisi dahi ispattan âciz olurlarsa onalar ya biriniz öbürünüzün da'vâsına râzı olur yahut bey'-i fesh ederiz denilir. Ve bunun üzerine birisi diğerinin da'vâsına razı olmazsa hâkim onların herbirine diğerinin da'vâsı üzerine yemîn verir ve ibtidâ müşteriden bed' eyler, herhangisi yemînden nükûl ederse âharın da'vâsı sâbit olur ve eğer ikisi dahi yemîn ederse hâkim ol bey'i fesh eder.

MC. 51, 262, 372, 1762, 1769.; HUMK. 354-362.

Madde 1779 - Müste'cir henüz me'cûrda tasarruf etmeden ücretin mikdârında mûcir ile ihtilâf ettikde meselâ, müste'cir ücret on altındır ve mûcir onbeş altındır deyu da'vâ etdikleri takdirde hangisi ikâme-i beyyine ederse kabûl olunur. Ve ikisi birden ikâme-i beyyine ederlerse mûcirin beyyinesi ile hükmolunur ve eğer ikisi dahi ispattan âciz olurlarsa ikisi de tahlîf kılınır ve müste'cirin tahfifi ile bed' olunur. Herhangisi nükûl ederse nükûlü ile ilzam kılınır. Ve ikisi dahi yemîn ederse hâkim akd-i icâreyi fesh eyler. Müddetde yahut mesâfede ihtilaf ettikleri halde dahi hüküm bu vechiledir. Şu kadar var ki ikisi dahi ikâme-i beyyine ettikleri takdirde müste'cirin beyyinesi ile hükmolunur. Ve tehâlüf suretinde mûcirin tahfifi bed' edilir.

MC. 75, 1762.; HUMK. 354-362

Madde 1780 - Müddet-i icârenin inkızâsından sonra mûcir ve müste'cir madde-i ânifede beyân olunduğu üzere ihtilâf etseler tehâlüf yokdur; söz ma'a'l-yemîn müste'cirindir.

MC. 8, 76.; HUMK. 354-362.

Madde 1781 - Müddet-i icâre esnâsında mûcir ve müste'cir ücretin miktârında ihtilâf etseler tehâlüf cârî olup bâkî müddet hakkında akd-i icâre fesh olunur. Geçen müddetin hissesinde dahi söz müste'cirindir.

Madde 1782 - Müşteri yedinde mebi' telef yahut mâni'-i red olur bir ayb hâdis olduktan sonra mütebâyi'ân ihtilaf etseler tehâlüf yokdur; ancak müşteri tahlîf olunur.

Madde 1783 - Ecel da'vâsında yani mü'eccel olup olmamakda ve şart-ı hıyarda ve semenin küllîsini ya bazısını kabzda tehâlüf olmayıp bu üç sûretde dahi münkir olan tahfif kılınır.

MC. 76, 187, 1762.

İrâde-i Seniyye Târihi: 26 Şaban 1293.

  • Ma'ârif Nâzırı Ahmed Cevdet
  • Emînü'l-Fetvâ Es-Seyyid Halil
  • Meclis-i Tahkîkât-ı Şer'iyye Ve Meclis-i İntihâb-ı Hükkâm Re'îsi Ahmed Hulûsî
  • Şûrây-ı Devlet A'zâsı Seyfeddin
  • Dâru'l-Hilâfeti'l-Aliyye Kâdısı Ahmed Hâlid
  • Mahkeme-i Temyîz İkinci Refisi Es-Seyyid Ahmed Hilmi *İ'lâmât-ı Şerfiye Mümeyyizi Mu'âvini Abdüssettâr
  • Müfettiş-i Evkâf Müsteşarı Ömer Hilmi. 


Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.