FANDOM


Allah'ın takdirinin tahakkuku;olacağı ezelden Cenab-ı Hak tarafından takdir olunan şeylerin vukua gelmesi

Kaza Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ.

Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak.

Allah'ın takdirinin ve emrinin yerine gelmesi.

Hâkimlik, hâkimin hükmü.

İstemeden yapılan zarar.

Hükmeylemek, hüküm.

Bir şeyi birbirine lâzım kılmak.

Beyan eylemek.

Ahdini yerine getirmek.

Ödemek, edâ etmek.

İcab.

Ölüm. (L.R.) Şeriat hâkimi olan Kadı'nın hükümetinin hududu olan memleket. (Yâni, eskiden bir hâkimin şeriat şeriat namına da'valara baktığı memlekete "kaza merkezi" denirdi.) Fık: İnsanlar arasında vuku bulan dâva ve muhasamayı şer'î hükümler dairesinde fasletmek, halletmek. (Fetvanın kazadan farkı, mevzuu âmdır; gayr-i muayyendir, hem mülzim değil. Kaza ise; muayyen ve mülzimdir.)

Kaza' Çocukların başını traş edip, bazı yerlerinde kısım kısım saç bırakmak.

KAZÂ

Sözlükte "hükmetmek, emretmek, ifâ etmek, ödemek, kazâ etmek, ölçüp biçip yapmak, ihtiyacını gidermek, ölmek, mahkeme etmek" gibi anlamlara gelen kazâ, fıkıh literatüründe üç anlama gelmektedir: 1) Yargılama, kadılık makamı ve memuriyeti, 2) Zamanında yerine getirilmeyen dinî veya hukukî vazifenin, zamanı çıktıktan sonra yerine getirilmesi, 3) Allah'ın ezelî ilmiyle takdir ettiği şeyin vakti gelince meydana gelmesi.

İster geniş, ister dar zamanlı olsun edası için belli bir vakit tayin edilen ibadetlerin, bu vaktin içinde yapılması gerekir. Meşru bir mazeret bulunmadıkça vaktinden sonraya bırakılması caiz değildir. Vakti içinde edâ edilmeyen ibadetler, zimmette borç olarak kalır. Bu borcun sonradan ödenmesine kazâ denir. Hz. Peygamber Hendek savaşında, düşmanların taarruzu nedeniyle namazlarını kılamamış ve daha sonra cemaatle kazâ etmiştir (Buhârî, Mevâkit, 36, 38). Kur'ân-ı Kerim'de, hastalık ve yolculuk sebebiyle orucu tutmayanların daha sonra gününe gün oruç tutmaları emredilmiştir (Bakara, 2/184). Bunun yanında, orucunu bozan kimse de ya keffaretle birlikte ya da keffaretsiz olarak bozduğu orucu kaza eder. Hac için ihrama giren, bunu tamamlayamazsa veya haccı bozulursa daha sonra bunu kazâ etmesi gerekir. (bk. Faîte, İhsâr, Cinâyet, Keffâret) (İ.P.)

Kelam ilminde kazâ, Cenab-ı Hakk'ın ezelde irade etmiş olduğu ve takdir buyurduğu şeylerin, zamanı gelince her birisini ezelî ilim, irade ve takdirine uygun bir biçimde meydana getirmesi ve yaratmasıdır. Bu takdirde kazâ, Allah'ın tekvin sıfatını ilgilendiren bir konu olmaktadır. Bu tanım, Mâtüridî ve taraftarlarına göredir. Eş'arîler ise bunu daha farklı bir şekilde tarif etmişlerdir: Kazâ; hüküm mânâsınadır. Allah'ın eşyayı sonradan nasıl olacaksa ezelde öylece irade etmesidir. Kader ise, Allah'ın her şeyi vakti gelince, ezelî ilmine uygun olarak, irade ettiği şekilde yaratmasıdır. Görüldüğü gibi Matüridîlerin kazâ dediğine Eş'arîler kader, kader dediğine de kazâ demektedirler. (F.K.)

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.