Keffaret: (Masdar gibi kullanılıyorsa da "keffâr" mübalâğa isminin müennesi olup, asıl mânası: örtücü ve imhâ edici demektir.) Bir mecburiyet altında veya yanlışlıkla işlenmiş günahı affettirmek ümidiyle şeriata uygun olarak verilen sadaka veya tutulan oruç.

Günahtan arınma.

KEFFÂRET

Örtmek anlamına gelen "kefr" kelimesinden türetilen keffâret, sözlükte kusur veya günahı örten, izâle eden şey anlamına gelmektedir. Aynı kökten türeyen keffere fiili, Kur'ân-ı Kerim'de günahları örtmek anlamında kullanılmıştır (Âl-i İmran, 3/193; Mâide, 5/45, 65; Muhammed, 47/2). Allah Teâlâ, kullarının işledikleri hata ve günahları çeşitli vesilelerle affetmektedir. İstigfar ve keffâret, bunlardandır. Bu çerçeveden olarak Kur'ân'da, iyiliklerin kötülükleri sildiği haber verilmektedir (Hud, 11/114). Hz. Peygamber de, kılınan namazın, büyük günahlardan kaçınmak şartıyla bir önceki namazla arasında işlenen günahlara keffâret olacağını, Cuma namazının iki Cuma arasında işlenen günahlara keffâret olacağını bildirmiştir (Müslim, Taharet, 5).

Bir fıkıh terimi olarak keffâret, sözlük anlamına yakın olarak,

oruç ve yeminin bozulmasında, zıharda, hac cinâyetlerinde ve hata ile öldürmelerde, günahı affettirmek için meşru kılınan ibadet mahiyetindeki davranışlardır. Kur'ân-ı Kerim'de, keffâret kelimesi ıstılah manasında iki yerde geçmektedir (Mâide, 5/89, 95):

a) Ramazan ayında, farz olan orucu tutarken, meşru bir mazereti olmaksızın bilerek ve isteyerek orucu bozan kişi, keffâret olarak köle azat eder, bunun mümkün olmaması halinde iki ay üst üste oruç tutar, buna da gücü yetmez ise altmış fakiri sabah ve akşam doyurur veya yemek parasını verir. Yemek parasını 60 günde bir fakire verebileceği gibi, bir günde 60 fakire de verebilir. Bir günde hepsini bir fakire vermesi caiz değildir. Keffâret olan oruca kamerî ayın ilk gününde başlamış ise iki ay, daha sonra başlamış ise 60 gün ara vermeden oruç tutar. Kadınların ay halleri dışında ara verilmesi halinde yeniden başlar. Kadınlar ise, ay hallerinde oruca ara verirler ve biter bitmez, ara vermeden kaldığı yerden devam ederler.

b) Zıhar, bir erkeğin eşini veya bir uzvunu, kendisine ebediyen haram olan bir kadına veya uzvuna benzetmesidir. Böyle zıharda bulunan kişi, eşiyle münasebette bulunmadan oruçta olduğu gibi keffâret ödemesi gerekir. (bk. Zıhar)

c) Hac veya ihram cinâyetlerinden birini işleyenler, cinâyetin şiddetine göre keffâretle yükümlü olurlar. (bk. Cinâyet, Bedene, Dem)

d) Bilerek yapılan yeminlerin bozulmasında, keffâret olarak on fakir sabah akşam doyurulur veya giydirilir. Buna gücü yetmeyen ise, üç gün peşpeşe oruç tutar. (bk. Yemin)

e) Hata ile adam öldüren kimse de, keffâret olarak Müslüman bir köle azat etmesi gerekir. Bunu bulamayan kimse iki ay ara vermeden oruç tutar (Nisâ, 4/92). (İ.P.)

KEFFÂRET

Büyük günahlardan kaçınmak şartıyla, beş vakit namaz ve Cumâlar, aralarındaki küçük günâhlara keffârettirler. (Hadîs-i şerîf-İhyâ-u Ulûmiddîn)

Günâhın keffâreti pişmanlıktır. (Hadîs-i şerîf-İhyâ-u Ulûmiddîn)

Devamlı hasta veya çok yaşlı olup, altmış gün keffâret orucunu tutamaz ise, altmış fakîri, bir gün sabah-akşam olmak üzere iki defâ, yâhut bir fakîri sabah-akşam altmış gün doyurur. (Tahtâvî, Mehmed Zihnî)

KEFFARET-İ YEMİN

Yaptığı bir yemine sadık kalmayıp bozan bir müslümana lâzım gelen keffâret demektir ki: Muktedir ise, müslim veya gayr-i müslim bir köle veya câriye azad etmekten; muktedir değil ise, on fakiri akşamlı sabahlı doyurmaktan veya on fakire birer parça libas giydirmekten; bu üç şeyden birine muktedir olamayana da üç gün muttasıl oruç tutmaktan ibârettir.

ÖLÜNÜN NAMAZ, ORUÇ VE YEMIN GIBI SEYLERIN MESULLIYETINDEN KURTULMASI IÇIN VERILEN KEFFARET VE YAPILAN DEVIRIN DINIMIZDEKI YERI NEDIR?

Keffaret, oruç tutmamak, namaz kılmamak ve yalan yere yemin etmek gibi kusur ve cinayetlerin sorumluluğundan kurtulmak için muhtaç kimselere verilmesi gereken maddi cezadır. Yemin ile oruç'un keffareti Kur'an-ı Kerim ve ehadis-i Nebeviyye ile sabit olmuştur. İnkarına mahal yoktur. Bir kimse kaç defa yalan yere yemin etmiş ise kendisi bizzat fidyesini vermeğe mecburdur.

İmkan bulamaz veya kusur işleyerek vermezse, malından verilmesi için vasiyet etmesi gerekir. Yaşlılık veya müzmin hastalıktan dolayı oruç tutmayan kimse yine hayatta iken keffaretini (fidyesini) vermeğe mecburdur. Hayz ve nifas gibi bir ma'zeret veya kusurdan dolayı oruç tutmayan kadın da orucunu kaza etmekle mükelleftir. Tutamayacak bir hale gelinceye kadar tutmamış ise yine keffaretini bizzat verecektir. Aksi takdirde malından verilmesi için vasiyet edecektir.

Namaz meselesine gelince:

Şafii mezhebinde Cumhur-u ulemaya göre, namaz için keffaret yoktur.

Hanefi mezhebine göre ise, ölen kimse kılmadığı namazlarınkeffaretinin verilmesini vasiyet etmiş ise her bir namaz için üç avuç buğday veya kıymeti verilecektir. Yoksa, varisleri ölenin malından vermeye mecbur değildir. Keffaretten maksat, ceza vermek olduğu gibi, muhtaçlara da yardım sağlamaktır. Fakat maalesef son zamanlarda muhtaç kimselerin hakkının kayb olmasına vesile olacak bir hile buldular. Cüz'i bir menfaat için Allah'ın emri olan keffareti maksadından uzaklaştırdılar. Şöyle ki: Ölünün zimmetinde mesela beşbin fidye varsa, yüz fidye gibi az bir şey ortaya getirilir. Ve İslam dininin hiç bir surette kabul etmediği bir merasim yapılır. Ölünün velisi veya vekili o yüz fidyeyi muhtaç birkaç kişiye verir, onlar da kabul ettikten sonra velisi veya vekiline devrederler. Bu iş vacib olan fidye mikdarına ulaşıncaya kadar tekrar edilir. Ve nihayet beş bin fidyenin işi yüz fidye ile hall edilmiş olur. Halk arasında buna devir denir. Böyle usul caiz olsa idi zekat ve fitre gibi bütün malı ibadetlerde aynı muameleye tabi tutulabilirdi, üçmilyon, dört milyon zekatıbulunan bir zengin, onbin liralık gibi cüz'i bir para ile yakasını kurtarabilirdi. O zaman keffaret, zekat ve fitre gibi müesseseler, maksadından uzaklaşır ve yardımlaşma mefhumu da ortadan kalkmış olurdu.

KEFFARET ORUCU

1 - Ali Efendi Fetvalarından: "Oruç keffareti tutanın, birkaç günü Ramazan'a tesadüf etse, o keffareti baştan itibaren tutmak gerekir" (H.Ec. c. 1/23)

Açıklama: Ramazan ayında oruçlu bulunan bir kimse, hiçbir mazereti bulunmadığı halde ve kasten orucunu bozsa kaza ile birlikte keffaret lazım gelir. Keffaret şu esas ve sıraya göre ifa edilir:

a) Köle azat etmek

b) Buna gücü yetmezse ara vermeksizin iki ay oruç tutmak

c) Buna da takat yetiremezse altmış fakire sabah ve akşam birer öğün yemek yedirmek.

Keffareti oruçla ifa edecek kimse, iki aylık orucu, hiç ara vermeden tutmak zorundadır. Mazeretli veya özürsüz olarak oruç tutmaya ara verse, keffareti yeni baştan tutması gerekir. Bu sebeple, keffaret orucu tutulurken Ramazan-ı şerif girse baştan tekrarlamak lazım gelir. Bu hüküm muvacehesinde, üzerinde keffaret borcu olan bir mü'min, onu edaya başlamazdan önce hesabını iyi yapıp sonra bağışlamalıdır.

2 - Ali Efendi Fetvalarından: "Ramazan günü oruçlu iken, rızası ile kasten şarap içmiş olsa, kaza ve keffaretle birlikte şarap içme cezası ve tazir lazım gelir" (H.Ec. c. 1/23)

Açıklama: Bu fetvada belirtilen suç için birbirinden ayrı cezalar terettüp etmektedir. Şöyle ki: Kasten oruç bozması sebebiyle kaza ve keffaret, şarap içmekten dolayı içki içmenin haddi şer'isi ve Ramazan günü alenen oruç yemesi sebebiyle de tazir lazım gelmektedir.

3 - Behce Fetvalarından: "Keffaret için oruç tutan Hind, adet kanı görse, keffarete yeniden başlaması gerekmez ise de, temizlenince aralıksız olarak tamamlaması icap eder" (H.Ec. c. 1/23)

4 - Soru: Keffaret orucuna kalben niyet edip dil ile söylemeyi unutsam veya kasten terk etsem ne lazım gelir?

Cevap: Her türlü niyetin mahalli kalptir. Dil ile söylemek ise müstehabtır. Bu itibarla, kalben niyet etmiş olup da dil ile niyet etmeyi unutan veya terkedenin kalbi niyeti ile orucu sahih olur.

5 - Ali Efendi Fetvalarından: "Sıtma nöbetine tutulan bir kimse, nöbetinin olduğu günde Ramazan ayı girip sıtma nöbeti tutmamış iken zeval vaktinde iftar etse kaza ve keffaret lazım gelir" (h.Ec. c. 1/22)

Açıklama: Henüz nöbet başlamamış iken, hastalığın geleceğini düşünerek oruç bozmak, zanna dayalı bir karar olur. İslam dini, kesin olan durumlara göre hareket etmeyi esas olarak almış bulunmaktadır. Zan veya vehim ile bir vazife terk veya tehir edilemez.

6 - Abdürrahim Fetvalarından: "Ramazan'da birkaç gün kasten oruç bozan kimse, (bayramdan) sonra keffaret (orucu) tutmak murat etse, her oruç bozmak için ayrı bir keffaret lazım olmayıp hepsine bir keffaret kafi gelir" (H.Ec. 1/23)

Açıklama: Keffaretlerde tedahül cereyan etmektedir. Yani hepsine bir keffaret kafi gelir. Bir namaz içinde sehiv secdesini gerektiren birkaç hatayı işlemiş olana bir tek sehiv secdesinin kafi geldiği gibi.

7 - Soru: Bir kimse yemin etmiş. Yemininden dolayı da keffaret yapması gerekiyor. Bu kimse fakir ve aynı zamanda da ihtiyar. Fakirliği sebebiyle oruç tutması gerekeceğini biliyoruz. Fakat çok yaşlı olması dolayısıyla bu kimse üç günlük oruç yerine üç fîdye-i savam verebilir mi?

Cevap: Bahsi geçen kimsenin keffaret orucu yerine fidye vermesi caiz olmaz. Zira buradaki oruç, doğrudan doğruya yeminin keffareti değildir. On fakiri giyindirmek veya on fakiri sabahlı akşamlı iki öğün yedirmek işinin bedeli olmaktadır. Bedel olan bir şeyin bedeli olamaz. Bu sebeple, bahsi geçen kimse, yemin keffareti olan oruç yerine üç fidye veremez. Yaşlılık sebebiyle tutamadığı bu oruçları kış aylarında tutmaya çalışsın. Buna da muvaffak olamaz ise, vefatından sonra üç fidyenin verilmesini vasiyet etsin. (Nuru'l-İzah, s. 136)

8 - Soru: Bir kimse, Ramazan günü, oruca niyet ettikten sonra sefere çıksa ve yolculuk sırasında orucu bozulacak olsa keffaret lazım gelir mi?

Cevap: Ramazan orucuna niyet etmiş bulunan bir mü'min, o günün orucuna devam etmelidir. Mabud-ı kerimine saygısı sebebiyle orucunu bozmamalıdır. Zira oruca niyet etmiş bulunduğu için, yolculuğun ilk gününde fazla yorgunluğu da bulunmayacağından, iftar etmeyi zaruri hale getiren durum doğmamaktadır. Bu hükümlere rağmen orucu bozacak olursa keffaret lazım gelmez. (Büyük İslam İlmihali, Oruç bahsi, madde: 160/1)

9 - Soru: Oruçlu bir kimse, çiğ et yese orucunun bozulacağı malum. Fakat keffaret gerekir mi?

Cevap: Evet, hem kaza hem de keffaret lazım gelir. (Nimetü'l-İslam, 2. kısım, s. 57)

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.