FANDOM


Kelam-ı Kadim

Kelâm-ı Kadim, Kur'an-ı Kerim, yani Kadim kelâm.


KELÂM Edit

Sözlükte "söz, deyiş, cümle, hat ve işaret" gibi anlamlara gelmektedir. Sesle ifade edildiğinde lafz veya kavl; yazıyla ifade edildiğinde hat veya kitabet; işaretle ifade edildiğinde ise, remz veya resm adını alır. Kelâm, Allah'ın bir sıfatı ve Kur'ân'ın lafızları için de kullanılır.

Yüce Allah'ın sübûtî ve kemal sıfatlarından olup Allah'ın zatı ile kaimdir. Kelâm, Allah'ın seslere, harflere ve bu harflerden meydana gelen kelime ve cümleleri tertip etmeye muhtaç olmaksızın mütekellim olmasıdır. Nitekim O, hem peygamberlerine kitap indirmiş, hem de bazı peygamberler ile de konuşmuştur: "Musa tayin ettiğimiz vakitte gelince Rabbi onunla konuştu."(Â'raf, 7/143); "De ki; Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarını da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi."(Kehf, 18/109).

Kur'ân Allah kelamıdır ve mahluk değildir. Kelâm sıfatı, nefsî ve lafzî olmak üzere ikiye ayırılmıştır. Nefsî kelâm Allah'ın Zâtı ile kâim, mahiyetini idrak edemediğimiz ezelî bir sıfattır. Lafzî kelâm ise nefsî kelâma delâlet eden ses ve harflerden müteşekkil olan Kur'ân'ın lafzıdır. Bu lafzî kelâm ezelî olmayıp, hadistir.

Kelam, İslâmî bilim dallarından biridir. İlk dönem İslâm bilginlerine göre Kelâm, Allah'ın zatını mebde' ve meâda ilişkin sıfat ve fiilleri bakımından İslâmî ilkelere göre konu edinen bir ilimdir. Son dönem İslâm bilginlerine göre ise kelâm, ma'lumun (bilinenin) hallerini, dinî inançların yakinî delillerden çıkarılmasına vesile olması bakımından, konu edinen bir ilimdir. İnançlardan maksad, amelî konular olmayıp bizzat inanılması istenen hükümlerdir. Örneğin Allah vardır, birdir, ortağı yoktur. Alim, kâdir, işiten ve görendir. Kainatı yaratan, insanlığa peygamberleri gönderip kitapları indirendir ve ölüleri diriltendir. (F.K.)

KADÎM Edit

Önlerine geçmek, cesur olmak, eski olmak, bir işe yönelmek ve razı olmak anlamındaki "k-d-m" kökünden türeyen kadîm, eski, evveli olmayan, her şeyin önü ve evveli demektir.

Allah'ın zâtî sıfatlarından biri olup İbn Mâce'nin el-esmâü'l-hüsnâ ile ilgili rivâyetinde geçmiştir (Dua, 10). Kadîm; Allah'ın evvelinin, başlangıcının olmadığını, yaratılmadığını ve ezelî olduğunu ifade eder. (İ.K.)

KELÂM Söz. Bir mânayı ifâde eden, bir maksadı anlatan ifâde. * Allah'a mahsus bir sıfat. * Fık: Allah (C.C.) Kelâm sıfatını da hâizdir. Onun kelâmı harften ve savttan (sesden) münezzehtir, ezelidir, ebedidir. * Ist: Hikmet ve mantık esaslarıyla Allah'ın (C.C.) varlığı, birliği, İslâmiyetin doğruluğu ve hakkaniyetinden bahseden ilim. (Bak: İlm-i kelâm ve Kelâmullâh)

  • KELÂM-I KİBÂR Büyük, akıllı, veli ve meşhur zâtların güzel, veciz ve çok kıymetdâr olan sözleri ve kelâmı.

[[ KELÂM-I MENSUR]] Nesir söz.

  • KELÂM-I MUDARÎ Arab kabilelerinden Mudar Kabilesinin konuştuğu Arapça. Kur'an-ı Kerim bu lehçe üzerine nâzil olmuştur. En fasih Arapça'dır.
  • KELÂM-I NEFSÎ Cenab-ı Hakk'ın lâfz, harf ve ses olmayan zâtî kelâmı. İçten konuşma.
  • KELÂM-I RESUL Hadis. Peygamberimizin sözü.
  • KELÂMIN KUYUDAT VE KEYFİYATI Kelâmın küllünü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla, bunların sarf ve nahiv yönünden hususiyetleri. Meselâ: Müzekkerlik - müenneslik, mârifelik - nekrelik, mübtedâ - haber, sıfat - mevsuf gibi.
  • KELÂMÎ Söz ve kelâma ait. Sözle alâkalı.
  • KELÂMİYYUN Kelâmcılar. İlm-i kelâm âlimleri. (Bak: Mütekellimîn)
  • KELÂMULLAH Allah kelâmı, Kur'ân-ı Kerim. (Bak: Kur'ân)(Kur'ân başka kelâmlarla kabil-i kıyas olamaz. Çünkü, kelâmın tabakaları, ulviyet ve kuvvet ve hüsn-ü cemâl cihetinden dört menbaı var. Biri mütekellim, biri muhâtab, biri maksad, biri makamdır. Ediblerin yanlış olarak, yalnız makam gösterdikleri gibi değildir. Öyle ise, sözde "Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş?" ise bak. Yalnız söze bakıp durma.Madem kelâm kuvvetini, hüsnünü bu dört menba'dan alır. Kur'ânın menbaına dikkat edilse, Kur'ân'ın derece-i belagatı, ulviyet ve hüsnü anlaşılır. Evet, madem kelâm mütekellime bakıyor; eğer o kelâm emir ve nehiy ise; mütekellimin derecesine göre irâde ve kudreti de tazammun eder. O vakit söz mukavemetsûz olur, maddi elektrik gibi te'sir eder. Kelâmın ulviyet ve kuvveti o nisbette tezâyüd eder. S.)

KAVL: Müctehid (Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden din bilgilerini elde edebilen) âlimlerin bir işin hükmünü bildiren sözü yâni re'yi, ictihâdı. Öğle namazının vakti, zevalden yâni her şeyin gölgesi en kısa olduğu zamandan, kendi boyu kadar veya boyunun iki misli uzayıncaya kadar devâm eder. Birincisi, İmâmeyn'in (İmâm-ı Ebû Yûsuf'la, İmâm-ı Muhammed'in) kavli, ikincisi, İmâm-ı a'zam'ın kavli dir. Şimdi ikindi ezânları, İmâmeyn'in kavline göre okunmaktadır. (M. Sıddîk bin Saîd)

  • Kavl-i Kadîm:

İmâm-ı Şâfiî'nin Bağdâd'daki ilk ictihâdlarına (Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerden çıkardığı hükümlere) verilen ad. Bunlara onun mezheb-i kadîmi de denir. İmâm-ı Şâfiî, kavl-i kâdimini el-Hucce adlı eserinde topladı. Mısır'a yerleşince, muhîtin (yörenin) örf ve âdetlerini de nazar-ı îtibâra (dikkate) alarak yaptığı yeni ictihâdlarına kavli cedîd (yeni ictihâdları) denildi. Keffâret-i iskât yâni meyyiti (ölüyü) namaz, oruç gibi dünyâda iken yerine getiremediği borçlarından kurtulmak için, borcu kadar, fidye denilen belli miktârda mal veya paranın fakirlere dağıtılması husûsunda vasiyet etmedi ise, velînin (meselâ babası nın) keffâret iskatı yapması Hanefîde lâzım olmaz. Şâfiî mezhebinde vasiyet etmedi ise de, velînin iskat yapması lâzımdır. Şâfiî'nin kavl-i kadîmine göre, velîsi meyyitin namaz ve oruçlarını kazâ eder. (Muhammed Mazharî)


==

==

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Kur’ân.

Write Yazılışlar

کلام قدیم
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.