FANDOM


Bakınız

Şablon:Kethüda - d


Kethüda - Keth - Hüda
Kethüdalar
Sadart Kethüdası

  • Zengin kimselerin ve devlet büyüklerinin buyruğunda çalışan, onların birtakım işlerini gören kimse, kâhya

Eşi sözlükEdit

fars çayından imaldir kethüda.. böyle fonetik olarak ne kadar şendir değil mi kethüda kethüda, yani hem vurmalı hem üflemeli bir çalgı gibi ah.. ne ise, aslen varsılların ve devletin önde gidenlerinin işlerini gören bir kahyadır kethüda.. lakin tarih sahnesinde şunca bir kostümle çıkmıştır karşımıza: yeniçeri ocağında, ağa yeniçeriden hemen sonra gelen en yüksek rütbeli subay.. (aniden kestim entriyi yahu..)


ol vakitler lonca başkanlığı da yapar bu kethudalar.

hatti zatında pabucu dama atılmak diye bir deyimin de kahramanıdır bunlar ki, onu da sonra anlatırım.


ortaköyde ekim civarında açılacak olan eğlence mekanı.


bir birayı 7 milyona satarak "yeni açıldık. para lazım." düşüncesini içimde hissetmemi sağlayan mekan.


yeniçerinin (sanirim) 32 kolundan bir tanesine umumen bu isimle hitap edilirmiş. (bkz: caponlar yapmis abi)


sabanci temob organizasyonunun ikinci gecesi olan 12 subat aksami katilimcilara ev sahipligi yapacak mekan.

mekan hakkinda ayrintili bilgiye www.kethuda.com adresinden ulasilabilmekte..


kâhya


osmanlı'da savaslarda esir alınan veya devsirme olarak alınan cocuklar turkce ve islami esasları ogrenmeleri icin ciftci ailelerin yanına verilirdi. bu ailelerin yanına verilen cocukları kontrol etmek icin ikisi rumeli'de, ikisi anadolu'da olmak uzere dort kisi gorevlendir, bu gorevlilere kethuda denirdi.


(bkz: sultan kethüdası)


(bkz: akıl kethüdası)


Kethüda Edit

=KETHÜDÂ = (KÂHYÂ)

 sadaret kethüdası (sadrazam kethüdası, veziriazam kethüdası), sadaret müsteşarı, Dahiliye Nezareti, kul kethüdası, rikab-ı hümayun kethüdası (kapıcılar kethüdası (kapıcılar kahyası)), hazine kethüdası (hazine-i hümayun kethüdası), kiler kethüdası, tersane kethüdası, kapı kethüdası, şatırlar kethüdası, muhzır ağa (Sadaret Dairesi muhafızı), tomruk ağalığı, şehir kethüdası, kethüda-yeri, defter kethüdası, acemi oğlan kethüdası, oda kethüdası, esnaf kethüdası, köy kethüdası, çavuşlar kethüdası, esirciler kethüdası, meydan kethüdası (meydanbaşı), kethüda kalemi





“Güvenilen, bir yeri idâreyle görevli mêmur” anlamındadır. Halk arasında “kâhyâ” da denir. Bir kişinin maiyyetinde ve onun emirleriyle çalışan, güvenilir olması sebebiyle teferruatlı işlerin idâresi kendisine teslim edilen kimsedir. Osmanlı teşkîlat târihinde bu unvan genellikle gördüğü işle birlikte anılırdı: hazîne kethüdâsı, defter kethüdâsı, sadâret kethüdâsı gibi…  Kethüdâ, Osmanlılar döneminde askerî ya da sivil kuruluşların başkanı, başkan yardımcısı ve daha çok, baş sorumlusu olan kişiye verilen unvandır. “Yardımcı ve kâhyâ” anlamlarına gelir.  Kethüdâ unvânı bu özelliğiyle devlet örgütünde bâzı önemli görevleri de belirler. Örneğin sadâret kethüdâsı, başvezîrin yardımcısıydı. Kul kethüdâsı, yeniçeri ağasından sonra gelen ikinci derecede bir komutandı, “ocak kethüdâsı”, “kethüdâ bey” de denilirdi.  Osmanlı Devleti’nde gerek yönetimde, gerek askerlikte, gerekse diğer alanlarda kethüdâ diye anılan görevliler pek çoktu.  Varlıklı kimselerin işlerini gören kişilere de bu ad verilirdi.  Kethüdâ kelimesinin kökeni hakkında üç görüş ileri sürülmektedir. Bunlardan yaygın olarak kabul edilen birinci görüşe göre kelime Farsça “ked” (hâne, ev; köy; taht) ve “hüdâ” (sâhib, mâlik; efendi) isimlerinin birleşmesiyle oluşmuştur. İkinci görüşe göre Sâsânîlerin kullandığı dil olan Pehlevîceden gelmiştir ve kelimenin aslı “katak-xvatai”’dir. Üçüncü görüşe göre kelime, Türk dili ve kültürünün têsiriyle ortaya çıkmıştır. Kethüdâ kelimesi sözlükte, işlerin idâresine mêmur güvenilir adam, emin, vekîl-i umûr gibi anlamlara gelmektedir.  Kelime kavram olarak, Osmanlı devlet teşkîlâtında XV. yüzyıldan îtibâren “bâzı devlet görevlilerinin işlerini gören yardımcı” (sadâret kethüdâsı, hanım sultan kethüdâsı, yeniçeri kethüdâsı gibi); sivil hayatta ise “büyük konak ve çiftliklerin işlerini yöneten kişi” anlamını kazanmıştır. Aynı zamanda bu kelime, Osmanlı Türkçesinde “kâhyâ” biçiminde de kullanılmış; ancak kâhyâ kelimesinin nasıl ortaya çıktığı tam olarak aydınlatılamamıştır. Kethüdâ ve kâhyâ terimi işlev açısından hemen hemen aynı görevi yerine getirse de kullanıldığı yerlerde birtakım farklılıklar vardır. Kethüdâ, daha çok resmî devlet görevlileri için kullanılırken, kâhyâ tâbiri genellikle Gayrimüslim kethüdâlar ve sivil hayattaki kethüdâ görevlileri için kullanılmıştır. Batılı araştırmacılar ise bu iki kelimeyi eş anlamda kullanarak Osmanlı’daki geleneğin tersine neredeyse bütün resmî devlet görevlileri için kethüdâ yerine kâhyâyı tercih etmişlerdir.    ==[1]Sadâret Kethüdâsı  ==

Başlangıçta sadrâzamın maiyyet mêmurlarından olan kethüdâdır.  Sadrâzamın sarayı ve şahsıyla ilgili işleri görürdü. “Kethüdâ-yı sadr-ı âlî”, “kethüdâ” ve “kethüdâ bey” olarak da anılan sadâret kethüdâsı, sadrâzamın dîvâna gittiği günlerde onu kapıya kadar götürür, sonra dönüp günlük işleriyle uğraşırdı.  XVIII. yüzyıl başlarında ve özellikle Dâmad İbrâhim Paşa'nın sadrâzamlığından îtibâren giderek önem kazanan bir mêmuriyet oldu. Öyle ki kethüdâ, Bâb-ı Âlî'de birinci derecede söz hakkı olan bir mêmur durumuna geldi. Daha sonra kendisine bırakılan işleri yürütebilmek için bir de büro açıldı. Büro şefi olarak emrinde bir kâtip ve 30 kadar mêmur çalışırdı. Sadrâzamın en yakın müşâviri olarak kethüdâ bey bütün iç işlerinden sorumlu idi.  Bâb-ı Âlî'den çıkan bütün emirler onun tavsiyesine göre uygulanırdı. Bütün mürâcaatlar vezîre ulaşmadan önce onun elinden geçer, o da "mahalli görüle" kaydını koyarak ilgili büroya gönderirdi. Sadrâzama gidecek evrak üzerine vezîrin pençesini atar ve vezir buna göre "sahh" işâretini koyar veya koydururdu.  Ocaklarda ulûfe dağıtımında defterdârın buyrultusunu önce kethüdâ pençeledikten sonra başbakıkulu bu emri vezîre götürür, sah kaydını alır ve maaşlar ondan sonra ödenirdi. Terfîlerde başmuhâsebecilik de yapan sadâret kethüdâsı, Pâdişâhın Bâb-ı Âlî'yi ziyâretinde onu Soğukçeşme Kapısı hizâsından karşılardı. Sadrâzam dîvânında ise sırtında yeşil atlas kürk ve başında mücevveze (kavuk) olduğu halde muhakkak bulunurdu. Öneminin arttığı XVIII. yüzyılda cuma günleri kaptan paşa, yeniçeri ağası ve öteki özengi ağaları onu ziyâret etmek nezâketinde bulunmak mecbûriyetinde idiler. Yüksek mêmuriyetlere tâyin edilenler, söz gelimi iki tuğlu beylerbeyiler 2.500, vezirler 7.500 Kuruş câize vermekle yükümlü idiler. Ayrıca sadâret hassı olan Kıbrıs Adası’nın sâfî gelirinin yüzde onu sadâret kethüdâsına âitti.  ===Dâhiliye Nezâreti === [2]Osmanlı İmparatorluğu döneminde, İçişleri Bakanlığının günümüzde üstlendiği görevler sadâret kethüdâsı (kâhyâ) tarafından yürütülmekte idi.  II. Mahmut’un reformları sırasında, sadâret kethüdâsının gördüğü işler 1835 yılında Umûr-ı Mülkiye Nezâreti tarafından yürütülmeye başlanmış ve 1837 târihinde bu isim Dâhiliye Nezâreti olarak değiştirilmiş olup Pertev Paşa ilk nâzır olmuştur. 1839 târihinde Dâhiliye Nezâreti’nin görevleri tekrar sadâretin üzerine bırakarak nezâret lağvedilmiştir.  Şekil 9'6'- T.C. İçişleri Bakanlığının logosu  Tanzîmat’tan sonra alınan kararların nasıl uygulandığını yerinde denetlemek amacıyla Anadolu ve Rumeli’ye oluşturulan kurulların gönderildiği ancak 1841 târihinde vazgeçilen uygulama, 1842 yılında tekrarlanarak sürdürülmüş akabinde tekrar vazgeçilmiştir.  1866 yılında Şirvânîzâde Rüşdi Paşa’nın nâzırlığında 1866 yılından 1871 târihine kadarki dönemde Dâhiliye Nezâreti tekrar teşkîlatlanmıştır.  İlk kez düzenlenen ve Dâhiliye Nezâreti’nin görevlerini belirleyen 1 Mayıs 1869 bir belgede teftiş ile ilgili teftiş kuruluna ilk adım olarak sayılabilecek kim tarafından yerine getirileceği belirtilmemiş olmakla birlikte görev verilmiştir.  1871 ile 1876 târihleri arasında Dâhiliye Nezâreti’nin görevleri bu kez Şûrâ-yı Devlet’in Mülkiye Dâiresi tarafından yürütülmüştür.  1876 târihinde Dâhiliye Nezâreti üçüncü defâ kurulmuş, ancak 1877 târihinde faaliyete geçebilmiştir.  ==[3]Kul Kethüdâsı ==

[4]Yeniçeri Ocağı'nın en yüksek rütbeli subaylarından birinin unvânı idi. "Ocak kethüdâsı", "kethüdâ bey" de denilirdi. Yeniçeri ağası ile sekbanbaşıdan sonra gelen kul kethüdâsı, aynı zamanda yeniçeri ağasının yardımcısı durumundaydı. Daha sonra sekbanbaşıdan fazla bir îtibar kazanmış ve tamâmıyla yeniçeri ağasının yardımcısı olmuştur.  Kul kethüdâsı, mutlakâ ocaktan yetişir ve sırasıyla kademe kademe yükselerek bu mevkiye gelirdi. Bu sebeple kethüdâlar, ocağın usul ve kâidelerini çok iyi bilirlerdi. Yeniçeri ağaları ocak dışından da seçildikleri ve bu gibilerin ocak nizamlarını bilemeyecekleri için kul kethüdâsının ocaktan yetişmiş olmasının şarta bağlanması, ağanın eksiklerini tamamlaması yönünden alınmış iyi bir tedbir sayılmaktadır.  Şekil '97'- Kul Kethüdâsı (Kâhyâsı) Kethüdânın imtiyazlarından biri de Yeniçeri Ocağı'nın izni olmadıkça, pâdişah tarafından azledilememesidir. Buna karşılık yeniçeri ağasının azli, diğer yüksek görevlilerinki gibi kolay olmamakla berâber, ağa bu imtiyazdan mahrumdu. Kethüdâ, yeniçeri ağasının maiyyetinde olmasına rağmen ocakta nüfûzu ağadan daha geçerli idi. Yeniçerilerin işleri ağa ve kethüdâ arasında kararlaştırılırdı. Kethüdâ, çorbacıların altında olan rütbelerin azil ve tâyinine yetkili fakat yeniçeri ağasının da iznini yerine getirmeye mecbur idi. Savaş ve kuşatmalarda saldırı ve savunma önlemlerini alırdı. Kul kethüdâsının başlıca görevi ocağın yönetimiyle ilgilenmekti. Bir çeşit levâzım başkanıydı. Ocağın zabıta vazîfesi ve kânunlarla nizamların tatbîkine nezâret de görevlerindendi. Kul kethüdâsı, ağa dîvânında üye idi. Ağa ile görüşmek isteyenleri görüştürür, ocak dâvâlarına da bakardı. Kul kethüdâsı, yeniçerilerin resmî günlerde giydikleri keçe-külah cinsinden, fakat onlarınki gibi çok arkaya sarkmayan ve alta gelen tarafı dört parmak sırma ile işlenmiş olan bir serpuş giyerdi. Bunun sırma işlemeli yere sokulan kısmının üst tarafı kırmızı çuhayla kaplı ve daha üstünde ise yarısı ön ve diğer yarısı arka tarafa sarkan yelpaze şeklinde balıkçıl kuşu tüyünden bir sorguç takılı idi. Sağa mâil olarak kezâlik önden ikinci bir sorguç daha bulunurdu. Kethüdânın kürkü, kaftanı, elbisesi, kuşağı, yeniçeri ağasının giydikleri ile aynı modeldi. Yalnız yeniçeri ağasının kürkünün kol atlası beyaz, kethüdânınki yeşildi. Ayağına da, ağa gibi mest pabuç değil sarı çizme giyerdi.  Kul kethüdâsı, ocağın pâdişahla olan ilişkilerini düzenleyen görevlisiydi. Ağa bölüklerinin kuruluşuna kadar yeniçeri kethüdâlarının belirli bir odası yoktu. Kethüdâ, baş yayabaşının odasında bulunurdu. Fakat ağa bölüklerinin kuruluşundan sonra Birinci Ağa Bölüğü, kethüdâya oda olarak verilmiştir. Bundan sonra ocağa kethüdâ olanlar birinci bölük odasında oturmuşlardır.  Kul kethüdâsı terfî ederse sekbanbaşı olurdu. Sekbanbaşılık gözden düştükten sonra kul kethüdâlarının yeniçeri ağalığına tâyin edilmeleri kânun oldu ve bu şekil ocağın ilgâsına kadar devam etti. Ağa bölüklerinden kethüdâya âit olan birinci odanın mevcûdu diğer odalara göre daha çok olup yedi-sekiz yüzü geçiyordu. Bu da kethüdânın yüksek mevki ve nüfûzu gereği idi. Burada bulunanlar kethüdâ bölüğüne geçmekten gurur duyarlardı. Birinci bölük odasından vâris bırakmayan vefat edenlerin mîrâsı kethüdâya âit idi. Kethüdânın yevmiyesinden başka İstanbul'da ve bir kısım vilâyet ve kazâ merkezlerinde bulunan kullukları yâni karakolların kulluk isteyen (karakol zâbitliği) yeniçerilere tevcîhi ve bunların kulluğa tâyini dolayısıyla verecekleri para, kethüdâ beyin tahsîsâtına dâhildi. Oldukça fazla tutan bu kullukların işlemleri ve paralarının tahsîli kethüdânın bir kâtibi ile kethüdâ beyin bir saracı tarafından têmin edilirdi. Kulluklar İstanbul ve taşra kullukları ismiyle iki kısmı olup İstanbul kullukları üç ay ve taşra kullukları ise dokuz ay süreyle verilirdi.  1825'te ocakla berâber kethüdâlık da lağvolunmuştur.     ==[5][6][7]Kapıcılar Kethüdâsı (Rikâb-ı Hümâyun Kapıcılar Kethüdâsı) ==

[8]“Kethüdâ-i bevvâbin” de denilen kapıcılar kethüdâsı, Bâb-ı Hümâyun ve Orta Kapı’yı (Bâbüsselam) bekleyen bütün kapıcı ve kapıcıbaşıların âmiri idi. Dîvân-ı hümâyunda bulunur ve pâdişahla sadrâzam arasında sözlü ve yazılı görüşmelerde vâsıta olurdu. Dîvanda oturmazdı. Dîvanda hizmeti sırasında çavuşbaşı gibi, elinde gümüşlü asâ bulunurdu. 

Genelde başkapıcıbaşı, kapıcılar kethüdâsı ve onlara bağlı kapıcılardan oluşan çalışanlarının sayısı her dönemde değişikliğe uğramıştır. 



Şekil 98- Kapıcılar Kethüdâsı




[9]Plan 4- Bâb-ı Hümâyun ve Orta Kapı’yı (Bâbüsselam), Topkapı Sarayı


==Hazîne-i Hümâyun Kethüdâsı (Hazîne Kethüdâsı)''''' ==

Hazînenin muâmelâtı ile meşgul olup kayıtlarını tutan ve pâdişâha arz eden görevlidir. Hazînedeki eşyâyı tespit eden iki büyük defter vardı. Silahdar ile hazîne kethüdâsının muhâfazası altındaki bu defterlerde defterdârın imzâsı da bulunuyordu. Hazîne kethüdâsı saraydan terfî ederek çıkacak olursa, bütün hazîneyi en küçük teferruatına kadar yerine gelecek olana devretmek mecbûriyetindeydi. Hazîne kethüdâsının elinde Enderûn hazînesinin dış kapısına basacağı bir mühür vardı. Bu mühür, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’nden dönüşte kullanmış olduğu mühürdü. Kırmızı akikten olan bu mühürle Yavuz, hazîne kapısının mühürlenmesini vasiyet etmiş olduğundan, bu mühür dâimî sûrette hazîne kethüdâsı olanlarda dururdu.      ==[10]Kiler Kethüdâsı ==

Osmanlı sarayındaki kilercibaşının emrinde çalışan ve vazîfesi kiler görevlilerini teftiş etmek olan kâhyâdır.    ==[11]Tersâne Kethüdâsı ==

Bahriye ümerâsından olan tersâne kethüdâsı, kalyonların yaygınlaşmasına kadar “visamiral” (tümamiral) mevkiinde idi. Birinci derecede tersânenin inzibâtıyla alâkadardı. Tersâne kethüdâsı, kaptan paşadan sonra tersânenin birinci hâkimiydi. Kaptan Paşa Eyâleti’ndeki Sığla (İzmir) Sancağı bunun dirliği idi. Evvelce kaptan paşalarla sefere çıkarken sonraları tersânede bırakılmıştır.    ==[12]Kapı Kethüdâsı ==

Kapı kethüdâsı kelimesi, bâzı Tanzîmat Dönemi belgelerinde “vekil” ve “müdîr-i umûr” (işlerin idâresinden sorumlu adam) sözcükleriyle birlikte geçer. Kelime, kavram olarak, merkezin dışında görevli olan vezir rütbeli mêmurların başkentte devamlı ikâmet eden adamları, resmî temsilcileri ya da iş bitiricileri olarak da tanımlanabilir. Kapı kethüdâları, temsil ettiği kişinin merkezle olan gerek resmî gerekse özel işlerini yürütürlerdi. Merkezle evrak işi olan tebaanın da evrak işlerini tâkip ederlerdi. Onlar esas olarak merkez-taşra (ya da merkezdışarı) arasındaki yazışmaların merkez dâirelerinde dolaşımları esnâsında kalemlere gerekli uyarıları yaparak işi unutturmazlar ve işin bir an önce sonuçlanması için gereken sebeplerin oluşmasını sağlarlardı. Sonuçlanan işin evrâkını da biran önce gerek posta, gerek kapı çukadarları ya da özel ulaklarla yerlerine gönderirlerdi. Bunun yanı sıra merkezde bulunmalarından ötürü kapı kethüdâlarına zamanla değişen başka ana ve tâlî görevler de verilirdi.  Kapı kethüdâlığı kavramı, belgelerde değişik şekillerde de geçmektedir. Özellikle “kapı kâhyâlığı” tâbiri de bu görevliler için kullanılmıştır. Osmanlı Devleti, ender olarak Gayrimüslim gruplar, bâzı imtiyazlı eyâletler, özellikle de, yabancı devletlerin İstanbul’da bu görevi yerine getiren mêmurlarını kapı kâhyâsı, aynı görevde bulunan diğer mêmurları ise kapı kethüdâsı olarak nitelendirmiştir. Bâzen Osmanlı Devleti bu görevliler için az da olsa “kethüdâ-yı bâb-ı acîzi”, “kethüdâ-yı bâb-ı kemterî”, “bende-i kethüdâ-yı bâb”, “bâb kethüdâ” gibi tâbirler kullanmıştır. Aynı zamanda kapı kethüdâları belli zamanlarda ve yerlerde farklı adlarla da anılmaktaydı. XVI. yüzyılda Eflak ve Boğdan voyvodalarının kapı kethüdâları için “âdem” tâbiri kullanılmış, sonraları ise kâhyâ kelimesi tercih edilmişti. Ayrıca kapı kethüdâlığı işi yapan bir de müdîr-i umurlar vardı. Ancak müdîr-i umurlar derece îtibâriyle kapı kethüdâlarından daha aşağıdaydılar. Tanzîmat’la berâber bir ara askerî idârede müşirlerin, mülkî idârede sancak yöneticisi kaymakamların, mâlî idârede defterdar ve mal müdürlerinin kapı kethüdâlık işini yapan müdîr-i umurları olurdu. Ancak bu tâbirin fazla kullanılmamasından ötürü, zamanla terk edilerek kapı kethüdâlığı işini yapan müdîr-i umurlara da sâdece kapı kethüdâsı denildi.  Belgelerde kapı kethüdâları bâzen sâdece “kethüdâ” olarak da geçmektedir. Fakat onların yaptığı iş kapı kethüdâlığı işi ile ilgili olduğundan diğer kethüdâlardan ayırt edilebilir. Bâzen de genelde merkezdeki mêmurlara ilâve mêmuriyet olarak verilen kapı kethüdâlığından bahsedilirken kapı kethüdâsı tâbiri kullanılmayıp merkezdeki göreviyle anılabilmektedir. Bu durumda da, metinde geçen kapı kethüdâlığı işiyle ilgili ibârelerden, onların kapı kethüdâsı olduğu anlaşılabilir.  Kapı kethüdâları ile ilgili araştırmalarda mutlakâ değinilmesi gereken bir görevli ise kapı çukadârıdır. Çünkü kapı kethüdâlarının en çok ilişkili olduğu görevlilerden biri de onlardır. Önceleri çuhadar da denen kapı çukadarlarının, esas görevleri ayak işlerine bakmak ve postacılık olmakla birlikte, kapı kethüdâsı olmayan taşra görevlilerin merkezle olan işlerinin yürütülmesinde onlara kapı kethüdâsı gibi kısmen yetki verildiği de görülmektedir. Ayrıca sıradan ve günlük yazışmalar, onlar vâsıtasıyla kalemlere iletilerek cevapları alınır ve görevli olduğu mêmura iletilirdi. Sıradan işlerin dışındaki önemli işlere âit evrak, kapı kethüdâsı eliyle kalemlere takdim edilmekte ve evrak işleri sonuçlandırılmaktaydı.  Kapı kethüdâlığı, Osmanlı devlet teşkîlâtı içerisinde önemli bir yere yerleşmiş bir kurumu temsil eden kavramdır. Kapı kethüdâları merkezde ikâmet eden resmî temsilci, vekil ya da müdîr-i umûr olarak adlandırılabilirken, özellikle taşradaki vezirlerin işlerini İstanbul’da idâre ettikleri için sâdece işi ile ilgili ibârelerle de anılmaktaydı. Ancak kapı kethüdâsı ya da kapı kethüdâlığı ibârelerinin, özellikle Tanzîmat öncesinde, bâzı belgelerde kullanılmaması bize yabancı gelebilecek bir durum olsa da, Osmanlı’da sıradan ve alışılmış bir şeydi.  Kapı kethüdâlığı, Osmanlı devlet teşkîlâtında değişik zamanlarda, değişik alanlarda görülmektedir. Osmanlı’da merkezle doğrudan yazışmaya hakkı olan vezir rütbeli eyâlet ve sancak yöneticilerinin, ordu müşirlerinin, defterdarların, defter, evrak ve mal müdürlerinin, kadı ve nâiplerin, geçici olarak taşrada herhangi bir işle görevlendirilen mêmurların ve hattâ Osmanlı sefirlerinin, ayrıca belli bir zamâna kadar yabancı devletlerin merkezdeki işlerinin tâkip edilmesi için kapı kethüdâları veya kapı kethüdâlığı işini yapan benzer görevlileri bulunurdu. Ayrıca merkezdeki bâzı görevlilerin ve kuruluşların da kapı kethüdâsı olurdu. Bunlar; pâdişah, sadrâzam, sarraf gibi şahısları ya da Reji İdâresi, Hazîne-i Hassa, Düyûn-ı Umûmiye gibi kuruluşları temsil etmekteydi.  ===[13]Mülkî İdârede Kapı Kethüdâlığı === Merkezî yönetimin taşra idâresi yâni mülkî idâre, eyâlet, sancak, kazâ, nâhiye, köy birimlerini idârî yönden yöneten organı içermektedir. XIX. yüzyılda hayli değişikliğe uğrayan mülkî idâre en son şeklini Fransa’dan örnek alınarak Osmanlı’ya uyarlanan vilâyet idâresinde bulur.  ====[14]Merkeze Doğrudan Doğruya Bağlı Eyâletler ve Sancakların Kapı Kethüdâlığı ==== Osmanlı Devletinde mülkî idâre ünitelerinin üç türlü merkeze bağlanma şekli vardır. Bunlardan birincisi merkeze doğrudan doğruya bağlı eyâletler, ikincisi müstakil livâlar (elviye-i müstakille, elviye-i gayr-ı mülhaka), üçüncüsü ise imtiyazlı eyâletlerdir (eyâlât-ı mümtâze). 1. ve 2. tip mülkî idâre ünitelerinin kapı kethüdâları aynı statüde olup 1869 yılına kadar sadâret kurumu, bu târihten sonra da Dâhiliye Nezâreti bünyesinde yer almışlardır. 1908 târihindeki büyük tensîkat yâni fazla mêmurların işten çıkarılması esnâsında kaldırılarak mülkî idâre ünitelerinin doğrudan doğruya nezâretler ve dâirelerle yazışmaları kuralı getirilmiştir. Bu tür kapı kethüdâları ve kapı kethüdâlıkları, 1847 yılından îtibâren her yıl yayınlanan Osmanlı devlet salnâmelerinden tâkip edilebilir.  Merkezdeki kimi kapı kethüdâlarının işi, sâdece kapı kethüdâlığı olmakla birlikte merkezdeki bâzı mêmurlara ilâve iş olarak da kapı kethüdâlığı verilebiliyordu. Ancak bu kişiler, hangi biçimde kapı kethüdâsı olurlarsa olsunlar kapı kethüdâsı unvânı aldıktan sonra aralarında hiçbir fark yoktu. Ayrıca bir kapı kethüdâsı aynı anda birçok kişinin kapı kethüdâlığını yapabilirdi. Kapı kethüdâları bağlı olduğu kişinin İstanbul’da gerek resmî gerekse özel işlerini idâre ederlerken, merkeze işi düşen taşra halkının işlerini de yaparlardı.  Merkez bürokrasisinde belli bir îtibâra sâhip kapı kethüdâlarının en mühim özelliklerinden biri sır saklamaları idi. Bu meziyeti sonucu bilgi hırsızlığının önüne geçilmeye çalışılıyordu. Nitekim dâhiliye kitâbetinden taşraya gönderilecek evraktan önemli olanları kapı kethüdâlarına, âdî ve günlük işlere dâir olanları ise sâhiplerine verilirdi. Bundan dolayı kapı kethüdâları tarafından merkezde dolaştırılması gereken evrâkın nizâma aykırı olarak başkaları tarafından dolaştırılması dikkat çekerdi. Meselâ Süleymaniye Kaymakamı tarafından Bâb-ı Âlî’ye gelen evrakların, Kapı Kethüdâsı Hamdi Beyefendi vâsıtasıyla merkezde dolaştırılması lâzımken, kaymakamın kapı çukadârı tarafından dolaştırılmıştı. Bunun üzerine sadâret müsteşarı kapı kethüdâsını sorgulayarak bu durumun düzene aykırı olduğunu söyleyerek, gerekçesini şöyle îzah etmişti:  “beyandan müstağnî olduğu vechile vülât-ı izâm hazerâtı ve zât-ı vâlâları gibi zevâta devletçe kapu kethüdâsı tâyininden maksad-ı aslî mevkûl-ı uhdeleri olan mesâlih-i mühimmenin mevsûk ve mâruf bendegân vâsıtasıyla ber-vekf-i dil-hâh-ı alî hüsn-i tesviyesi kaziyyesinden ibâret olarak.”  Kapı kethüdâsı bu durumu bir süreden beri evrak torbalarının kapı çukadârı adına yazılarak kendisinin işlerden haberi olmadığını söylemişti. Sonuçta sadâret makâmından, daha önceden de, taşralara kapı kethüdâlarından başka kimseyle haberleşmemeleri ihtar olunduğu ve böyle yakışıksız bir hâl meydana geldiği için kaymakamın uyarılarak, bu düzene aykırı durumun sebebinin kimden kaynaklandığının araştırılmasını istemişti. Bir başka örnekte ise; Kütahya Kaymakamı Matoş Paşa’nın kapı kethüdâsı olan mektûbî-i hâriciye odasından Yusuf Rızâ, kaymakamın kapı çukadârı Seyyid Ağa’nın kendisini tanımayarak nizâma ve geleneğe aykırı olarak paşaya göndermekte olduğu muharrerâtı kimseye sormadan bizzat kendisi göndermeye karar vermişti. Kapı çukadârın nezâketten anlamadığından dolayı bundan sonra paşaya gönderilecek evrak zarflarının üzeri kapı kethüdâsı “Rızâ” mührüyle mühürlenmedikçe kabul edilmemesini ve kapı çukadârına da gerekli uyarının yapılmasını istemişti.  Görevleri îcâbı Bâb-ı Âlî kalemlerine rahatlıkla girip çıkan kapı kethüdâları bâzen gizli bilgilerin dışarı taşınmasında olumsuz gelişmelere de neden olabilmekteydi. Yâni Bâb-ı Âlî kalemlerinde bâzı önemli devlet sırrı addedilebilecek meselelerde gizliliğin sağlanabilmesi husûsu, kapı kethüdâları yüzünden güvensiz de olabilmekte; bâzen onlar aracılığıyla devletin her türlü gizli bilgileri dışarıya taşınabilmekteydi. Devlet ise bu durumu engellemek için birtakım tedbirler alırdı. Meselâ kapı kethüdâlarının dahi bilmemesi gereken devlet sırlarına âit işler olduğunda devlet, vezirlerden gizli kalması gereken konuları kapı kethüdâlarına dahi açıklanmamasını isterdi. Yine gizli bilgilerin saklanması için yüksek rütbelere atanan görevlilerin -özellikle Tanzîmat öncesinde- üzerindeki kapı kethüdâlıkları varsa alınırdı. Ancak çok özel durumlarda buna izin verilirdi.  1863 târihine kadar kurumun geleneksel temellerini sürdürmesinden ötürü meydana gelen sorunlarla başa çıkılamaması, sadâret müsteşarı olan Mümtaz Efendi’yi bu konuda yaklaşık bir yıllık titiz bir çalışma yapmaya teşvik etmiş ve Mümtaz Efendi, önce Meclis-i Hass-ı Vükelâ’nın ve daha sonra pâdişâhın onayıyla kânunlaşan bir tasarı hazırlamıştır. Böylece kapı kethüdâlığı kurumu, Tanzîmat sürecinde devletin hemen hemen her alanında görülen tek bir kânun altında nizamlaştırma hareketlerinden nasîbini almıştır. 1863 târihinden önceki kapı kethüdâlığının geleneksel yapısı şöyleydi: Bu dönemde kapı kethüdâlarının bir numaralı mercii sadâret kethüdâsı olmasına rağmen onlar, eyâlet ve sancak yöneticilerinin görevlendirdikleri kişilerdi; maaşlarını da vezirlerden alırlardı. Onlar devamlı Bâb-ı Âlî’de olmalarına rağmen burada bir odaları bulunmayıp işlerini ikâmet ettikleri konaklarından yürütürlerdi. Kalemiye sınıfından olan kapı kethüdâlarına verilen maaşlarda da herkesin rütbesine uygun düzenli bir oran yoktu. Vezirlerin bâzıları 4.000-5.000, diğerleri ise 2.000’den 3.000’e, mutasarrıflar 1.000’den 1.500’e, kaymakamlar 500’den 750 ve 1.000 Kuruş’a kadar kapı kethüdâlarına maaş vermekteydiler. Bu maaşların alınmasında da bir düzensizlik olduğundan, kapı kethüdâları biriken maaşlarının ve işi gereği vezir için yaptığı masrafların alınmasında sıkıntılar yaşıyorlardı. Böylece bu iş, zamanla maaşları geçimlerine yetmeyen merkez bürolarındaki mêmurlara ya da kâtiplere ilâve mêmuriyet olarak verilmeye başlandı. Bu durum ise, yâni kapı kethüdâlığı işinden anlamayanların bu görevlere atanması, işlerin çığırından çıkmasına sebep oldu. Kalemlere giren evrakları araştırıp soran olmayınca gerek taşradaki iş sâhibi kişiler mağdur oluyor gerekse biriken evrakların bulunup sâhibine verilmesi zorlaşıyordu. Ayrıca kapı kethüdâları vâliye bağlı olduğu için vâlinin görevinin değişmesi esnâsında onlar da vâli ile berâber azlediliyordu. Bu durum da berâberinde bir sürü sıkıntıyı doğuruyordu. Kapı kethüdâları arasında halef-selef ilişkisi de olmadığı için vâlilerin görev değişikliği esnâsında merkez dâirelerinde işlem görmekte olan evraklar öylece kalır, onları arayan soran hiç olmazdı.  Kapı kethüdâlarına verilen yeni düzen ise şöyleydi:  sadâret müsteşarı işlerinden dolayı kapı kethüdâları ile bire bir ilgilenmek yerine sadâret bünyesinde “Kapı Kethüdâlığı Komisyonu ve Odası” teşkil edildi. Bundan sonra bir taraftan kapı kethüdâları ile ilgilenen bir numaralı merci burası olurken diğer taraftan kapı kethüdâları artık Bâb-ı Âlî’de bir odaya sâhip oldular. Bundan böyle, taşradan gelen evraklar ve taşraya cevâben giden evraklar buraya gönderilecekti ve kapı kethüdâları kendisine gelen evraklar ve cevâben gidenler için ayrı ayrı defterler tutmaya başlayacaktı. Kapı kethüdâlarının taşradaki yöneticiye bağlı olmasının sakıncalarının giderilmesi için onlar mülkî idâre ünitelerine yâni eyâletlere (vilâyat) ve sancaklara (elviye) bağlandılar. Böylece vâlinin görev değişikliği esnâsında onların da görevlerini terk etmesi usûlü ve kapı kethüdâları arasında olmayan halef-selef ilişkisi târihe karıştı. Kapı kethüdâlarının maaşları da yeniden düzenlendi ve her yöneticinin maaşından %7 oranında bir meblağ kesilerek onlara maaş olarak bağlandı. Eyâletler ve livâlar için 19 kapı kethüdâlığı teşkîline karar verildi. Ayrıca taşra mêmurlarının kişisel işlerinde istihdam ettikleri kapı çukadarlarından başka yeni teşkil edilen kapı kethüdâlıkları da yine devletçe vazîfeli birer iş bilir kapı çukadârı seçip tâyin edebilecekti.  Bu durum onların unvanlarına da yansıdı. Önceden “Vüzerâ-yı Îzam Kapu Kethüdâlarından …. Efendi” ya da “… Eyâleti Vâlisi … Paşa’nın Kapu Kethüdâsı … Efendi” yerine “Vilâyât-ı Şâhâne Kapu Kethüdâlarından … Efendi” ya da “… Eyâleti Kapu Kethüdâsı”“… Sancağı Kapu Kethüdâsı” gibi unvanlar kullanılmaya başlandı.  Kapı kethüdâlarına yeni düzen verildikten sonra sadâretin dâhiliye dâiresinde oluşturulan komisyon odası ve burada çalışan kapı kethüdâlarının vazîfesini içeren ayrıntılı bir nizamnâme hazırlanmış ve bu nizamnâme 4 Ekim 1863 târihinde pâdişâhın onayından geçerek yürürlüğe girmiştir.  Özetle merkeze doğrudan doğruya bağlı mülkî idâre ünitelerinin kapı kethüdâlıkları vardı ve Osmanlı merkez teşkîlâtında mülkî işlerin çok olmasından dolayı en çok bu tür kapı kethüdâları ile karşılaşılırdı.  Osmanlı’nın geleneksel kapı halkı olgusu kapı kethüdâları için de geçerli olmasına rağmen Tanzîmat’la başlayan herhangi bir konuda her yerin belli ve tek bir nizam altına alınma uygulamasından 1863’te bu tarz kapı kethüdâları da nasîbini alarak devlete bağlandılar.  ====[15]İmtiyazlı Eyâletlerin Kapı Kethüdâlığı ==== İmtiyazlı eyâletlerin kapı kethüdâlıkları, onların birtakım imtiyazlara sâhip olmasından dolayı diğer mülkî idâre ünitelerine göre daha farklı, daha özerk bir yapıya sâhipti. Zâten imtiyazlı eyâletlerin kapı kethüdâlıkları, merkeze direkt bağlı mülkî idâre ünitelerinin kapı kethüdâlıklardan ayrı tutulurdu. Özellikle bu tarz kapı kethüdâlıklardan bâzıları imtiyazlarından dolayı neredeyse bir hükûmet gibi çalışmıştı. Osmanlı’da çeşitli dönemlerde Kırım Hanlığı, Eflak ve Boğdan Voyvodalığı, Sırbistan (Sırp Emâreti), Mısır Hıdivliği, Tunus, Sisam Adası (Sisam Cezîresi), Sakız Adası, Midilli Adası, Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığı, Kıbrıs Adası, Bulgaristan Prensliği, Bosna-Hersek ve Şarkî Rumeli Vilâyeti birtakım imtiyazlara sâhip olan eyâletlerdi. Ancak bu imtiyazlı eyâletlerin kapı kethüdâlıkları da aynı statüde değildi. Bu eyâletlerin merkeze bağlanma şekillerine göre kapı kethüdâlıkları da birtakım değişiklikler içermekteydi. Nitekim Mısır, Tunus kapı kethüdâları merkezden atanan mêmurlardı.  1902’de Mısır Kapı Kethüdâsı’nın vefat etmesi üzerine II. Abdülhamit, onun yerine Mısır’da kimin düşünüldüğünü öğrenmek için oradaki sâdık bir adamından bilgi istemişti. Konuyla ilgili belgede ise Mısır Kapı Kethüdâlığının da Bulgaristan Kapı Kethüdâlığı gibi daha özerk bir yapıya kavuşturulmak istendiği belirtilmişti. Sonuçta Mahmud Bey’in ölümüyle boşalan Mısır Kapı Kethüdâlığına Meclis-i Nüzzarice verilen karar üzerine Mısırlı Mahmud Şükrü Paşa’nın düşünüldüğü öğrenilmişti. Bu durum merkezce de onaylanmıştı. 1903/1904 târihli devlet salnâmesinde mülkî idâredeki kapı kethüdâlıkları arasında Mısır Kapı Kethüdâlığının karşısı boş bırakılmış; daha sonraki salnâmelerde Mısır’ın adı da gösterilmez olmuştur. Ancak, 1908 yılında vilâyet kapı kethüdâlıklarının kaldırılmasına rağmen özerk bir yapıya sâhip Mısır Kapı Kethüdâlığı kaldırılmamıştır. Bu da belki de, bu işin artık Mısırlılara âit olmasından kaynaklanıyor olduğunu göstermektedir.  1850 yılında Dersaâdet’te Sisam kayıklarının ve tüccar gemilerinin işlerine bakmak üzere bir kapı kethüdâlığı, maaşı Sisam Beyi tarafından verilmek şartıyla kabul edilmişti. Dersaâdet kapı kethüdâsının statüsü ada Umûmî Meclisi’nin 1860 oturumunda hazırladığı bir kararnâme ile yeniden belirlenmişti.  Buna göre kapı kethüdâsı, Sisamlıların Dersaâdet’te “hukûk-ı bahriyye ve ticâriyyeye” dâir ortaya çıkabilecek dâvâları görecek; satış, kontrat ve vekâletnâmeleri resmî olarak düzenleyecek; verâset işlerine bakacak ve Osmanlı mahkemelerine düşecek Sisamlıların muâmelelerine de vâsıta olacaktı. Hattâ Sisam Emâreti İstanbul’dan başka İzmir, Kuşadası, Tire, Gelibolu, İskenderiye, Mekri, Bozcaada, Midilli ve Mısır gibi yerlerde de, buralara gelen Sisamlıların işlerini yapmak üzere, birer kapı kethüdâsı tâyin etmişti. Ancak Osmanlı hükûmeti sâdece İstanbul’daki kapı kethüdâsını resmen tanımış diğerlerinin gayri resmî olarak çalışmalarına izin vermişti. Ayrıca Osmanlı hükûmeti, bu görevlilerin Sisamlılarla resmî makamlar arasında sâdece tercümanlık fonksiyonu üstlenmesi gerektiği ve bu vazîfeye yabancı devlet tebaasından olanların kesinlikle kabul edilmemesi husûsunda Sisam Emâreti’ni devamlı uyarmak zorunda kalmıştı.  Eflak ve Boğdan kapı kethüdâlarının Boğdanlı ya da Eflaklı olmaları husûsunda Eflak ve Boğdan beyleri ile Osmanlı Devleti arasında mukâvele imzâlanmıştı. Ayrıca Osmanlı Devleti Eflak ve Boğdan kapı kethüdâlıklarının ayrı kişiler tarafından idâre edilmesine özellikle dikkat ederdi. Ancak Paris Konferansı’ndan (1856) sonra Osmanlı Devleti, bu durumun değiştirilmesini Eflak ve Boğdan Emâreti’nin istemesine rağmen, buna izin vermemişti. Çünkü Osmanlı Devleti, Eflak ve Boğdan’ın esas idâresi ayrıldığından dolayı her bir emâret için ayrı ayrı kapı kethüdâsının olması gerektiği husûsundaki eski kânûnu bozmamaktan yanaydı. Ancak o dönemde herhangi bir gerginliğe neden olunmaması için Boğdan ve Eflak beylerine verilen cevapta, Mösyö Nefri yalnız Boğdan Kapı Kethüdâsı olarak atandığı, Eflak Kançılaryası’nın (elçi) ise müdîr-i muvakkati yâni geçici müdürü olarak tanındığı bildirilmişti.  Kısacası imtiyazlı eyâletlerin kapı kethüdâlığı bu eyâletlerle yapılan anlaşmalara göre birtakım ayrıcalıklara sâhipti. Zâten bu tarz kapı kethüdâlıkların çoğu Osmanlı devlet salnâmelerinde gösterilmezdi. Onlar bir nevi elçi ya da maslahatgüzar gibi çalışırdı denebilir.  ===[16]Reâyâ Kapı Kethüdâlığı === Osmanlı’da reâyânın merkezde olan işleri de mülkî yöneticilerin kapı kethüdâsı aracılığı ile görülüyordu. Ancak millet sistemine göre bir sınıflamaya ayrılan tebaanın Gayrimüslim unsurlarının merkezde olan işleri, ya Patrikhâne veya Hahamhâne ya da kendilerinin özel olarak seçtikleri ve maaşı kendileri tarafından verilen kapı kethüdâsı vâsıtasıyla görülürdü.  Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar Rum, Ermeni, Yahudi, Süryânî ve Mârûnî kapı kethüdâlıkları vardı. Meselâ Sis’te (Kozan) kendi mahallî usullerine göre seçilen katoligosu, İstanbul Ermeni Patrikliğinin reddetmesi üzerine reddedilen katolikos “İstanbul Patriği işimize ne karışıyor o bizim mârûzâtımızı Bâb-ı Âlî’ye tebliğ eder kapı kethüdâmız hükmündedir” diyerek katoligosluk makâmına geçip oturmuştu. Bu tarz kapı kethüdâlarının yanı sıra devlet, istek doğrultusunda ister Müslüman isterse Gayrimüslim halk için de merkezde o ahâlinin işlerini görmek için, maaşı reâyâ tarafından verilmek kaydıyla, resmen kapı kethüdâsı atanması isteklerini onaylıyordu. Meselâ, reâyâdan Kıbrıs Hıristiyan milleti, devlet merkezinde işlerini yürütecek birinin kapı kethüdâlığına atanmasını istemişti. Hattâ Çin Türkistan’ı İslam ahâlisinden Müslüman bir tâife, Hacc’a giderken yolda Rusya ile aralarında meydana gelen birtakım meselelerin halledilmesi için kendi içlerinden iş bilir, güvenilir birinin, resmen kapı kethüdâsı olarak atanmasını, halîfe kabul edilen II. Abdülhamit’ten istemişlerdi.  İstanbul’a işi az düşen yerler ise, kapı kethüdâlıklarının kaldırılmasını isteyebilirdi. Meselâ Midilli Cezîresi reâyâsının müdürlüğüne tâyin edilen Sâlih Bey’in Kıbrıs Kapı Kâhyâsı Lazaraki’ye yazdığı tahrîrattan anlaşıldığına göre ada halkının Dersaâdet’e fazla işi düşmemekteydi. Sonraları merkeze işi az düşen Midilli Cezîresi reâyâsının kapı kethüdâlığını yapan Sütraki, cezîrede kapı kethüdâlığı görevini gerektirecek bir iş olmadığından bu görevden ayrılmak istediğini beyan etmişti. Sakız Kapı Kethüdâlığının da lağvı istenmiş ancak hükûmet adalarda eski mevzuata dokunulmamasını tembih etmişti.  ===[17]Askerî İdârede Kapı Kethüdâlığı === Tanzîmat’la berâber oluşturulan yeni ordu birimlerinin başında bulunan müşirlerin, ayrıca bâzı ordu müşirlerinin kaymakamlarının, kısacası merkezde dolaştırılması gereken işleri olan vezir rütbeli (askerî idârede vezir rütbesine sâhip olanlara müşir deniyordu) askerî yöneticilerin hemen hemen hepsinin merkezle haberleşmesi Tanzîmat Dönemi’nde kapı kethüdâları ya da müdîr-i umurları aracılığı ile yapılmaktaydı. Ancak bu durum, Tanzîmat Dönemi’nin ortalarına kadar bir gelenek ve kural değildi. Meselâ Arabistan Ordusu Müşîri’nin kapı kethüdâlığını Dâhiliye Kâtibi Bâhir Efendi yaparken ordu müşirlerinin müstakil kapı kethüdâsı olmadığı gerekçesiyle Bâhir Efendi görevinden alınmıştı. Ancak merkez dâirelerde dolaştırılacak işleri olan Arabistan Ordusu Müşîri’nin bu duruma karşı çıkması; hattâ kendisiyle aynı konumda olan Anadolu Ordusu Müşîri’nin de kapı kethüdâsı olduğunu belirtmesi sonucunda Bâhir Efendi’nin görevine devam etmesine merkezden onay verilmişti. Bu şekilde zamanla İstanbul’a uzak yerlerdeki vezir rütbeli ordu yöneticileri için kapı kethüdâsı ya da müdîr-i umûr atanması gelenek hâline gelecektir. Esâsında Tanzîmat öncesinde taşrada askerî ve mülkî işler aynı kişi tarafından görüldüğü için askerî işler de merkez dâirelerinde aksamadan yürütülürdü. Bu yüzden askerî yöneticilere ayrı mülkî yöneticilere ayrı kapı kethüdâsı atanması gibi bir durumla karşılaşılmamıştı. Tanzîmat’la berâber başlayan yeni düzende uzmanlaşma ile birlikte devletin bütün müesseseleri yeniden gözden geçirilmesi sonucunda birtakım karmaşalar ortaya çıktı. Zamanla kazanılan tecrübeler sonucu Dersaâdet’te evrak işi olan vezir rütbeli askerî yöneticilere de kapı kethüdâsı atanması doğal sürecin bir yansıması olarak öncelikle bir gelenek, sonra da bir kural hâline geldi.  16 Eylül 1863’te mülkî idâredeki kapı kethüdâlığı düzenlenirken ordu kapı kethüdâlıkları hakkında da “ordu-yu hümâyunlar kapu kethüdâlıkları maddesinin dahi ba’dehû bu karara tevfîkiyle keyfiyeti başkaca arz ve iş’âr kılınacağı” demekle, askerî idâredeki kapı kethüdâlığın yeniden düzenleneceği dile getirilmekteydi. Bu düzenlemeden birkaç ay sonra ordu kapı kethüdâlıkları da düzenlenerek taşradaki her ordu müşîrinin resmen müstakil olarak kapı kethüdâsının olması bir kural olarak kabul edildi. Böylece askerî işlerin çoğunlukla Bâb-ı Seraskeri ile ilgili olmasından dolayı Bâb-ı Seraskerî’de müstakil kapı kethüdâlıkları ve kapı çukadarlıkları oluşturuldu. Ordu müşirlerinin kapı kethüdâlıklarına verilen yeni usûle göre müşirlerin maaşının %5’i yâni her bir müşîrin maaşından 2.000 Kuruş kapı kethüdâlık için kesilmeye başlandı. Ayrıca 1863 yılında bütün kolorduların kapı kethüdâlığı tek kişiye (Hüsnü Beyefendi’ye) ihâle edildi.  1886 yılından îtibâren ise salnâmelerde artık ordu birimlerinin kapı kethüdâlığı ve kapı kethüdâsı gösterilmemektedir. Büyük bir ihtimalle bu târihte ordu kapı kethüdâlığı kaldırılmış olsa gerektir. Bu durumun sebeplerinden biri posta, telgraf, telefon gibi iletişim araçlarının ve tren, araba gibi ulaşım vâsıtalarının gelişmesiyle birlikte, yaygın olarak öncelikle askerî sahada kullanılmaya başlanmasından kaynaklansa gerektir.  ===[18]Devlet Kapı Kethüdâlığı === Bâzı yabancı devletler de belli dönemlerde Osmanlı topraklarında yaşayan tebaasının berat, izin vs. gibi resmî yazışmalarını tâkip etmek üzere Bâb-ı Âlî’de sürekli kapı kethüdâsı adlı görevliler bulundurmuşlardır. Çeşitli zamanlarda İstanbul’da kapı kethüdâsı bulunan yabancı devletler şunlardır:  İngiltere, Fransa, Rusya, Nemçe (Avusturya), Macar, Nederlanda veya Felemenk (Hollanda), Venedik, Ceneviz, Prusya, Erdel, Lehistan, Kazak (Ukrayna), Dubrovnik.  1815’te Viyana Kongresi’nde diplomatik temsilciliklerle ilgili ilk esaslı düzenleme yapılmış, ardından 1818 Aix-la-Chapelle Protokolü ile yeni hükümler benimsenmiştir. Böylece sefâretlerdeki hiyerarşi şu şekilde tespit edilmiştir: Büyük elçi-orta elçi-mukîm elçi-maslahatgüzar. Bu kongrelerden önce yâni uluslararası diplomasinin gelişmesi ve bütün ülkeler için standart bir uygulamaya gidilmesi aşamasında devlet kapı kethüdâları maslahatgüzar seviyesinde, elçilik teşkîlâtında yer almakla birlikte zamanla kapı kethüdâsı tâbiri terk edilmiş olmalı ki 1815’ten îtibâren devlet kapı kethüdâlarına rastlanmamaktadır. Kısacası, bu görünüşe bakılarak, Osmanlı Devleti, 1815 öncesinde bâzı yabancı devletlerin başkentteki olağan bâzı temsilcilerini, genel Osmanlı terminolojisine uygun olarak, kapı kethüdâsı olarak nitelendirmiştir denilebilir. Bunların yanı sıra Osmanlı Devleti, gerekli hâllerde İstanbul’daki elçilerin devlet nezdindeki işlerini tâkip etmek ve haberleşmeyi sağlamak üzere bir kapı kethüdâsı da görevlendirirdi.

Bir de taşrada mülkî ve askerî yöneticilerin yanında yâni taşrada bulunan kapı kethüdâları vardı. Bâb-ı Âlî’de yukarıda bahsi geçen kapı kethüdâlarından başka, muhzır ağanın emri altında, suçluların yakalanması ve cezâlarının yürütülmesiyle görevli olan “baş kapı kâhyâsı” öncülüğünde altmış yeniçeriden oluşan bir kolluk gücü bulunmaktaydı. Kapı kethüdâlarıyla bu görevlilerin isimleri dışında hiçbir benzerliği yoktur. 

 ====[19]Muhzır Ağa (Sadâret Dâiresi Muhâfızı)

====  [20]Yeniçeri Ocağı'nda, odası olmayan bölük kumandanı hakkında kullanılan deyimdir. Görevi, sadrâzam kapısında bulunarak, gerek sadrâzam dîvânında, gerekse dîvân-ı hümâyunda Yeniçeri Ocağı'na âit işleri tâkip etmek ve sadrâzamın muhâfızlığını yapmaktır. Dîvân-ı hümâyundan yazılan yazılar, yeniçeri ağasına muhzır Ağa vâsıtasıyla iletilirdi. Ayrıca yeniçerilerden dâvâsı olanları sadrâzamla görüştürürdü. Yeniçeri Ocağı'ndaki uygunsuz davranışları görülenleri cezâlandırır ve “baş kapı kethüdâsı” emrindeki altmış yeniçeri vâsıtasıyla gerekli gördüklerini falakaya yatırırdı. '' '10 Akçe olan ulûfesi sonradan 20 Akçe’ye çıkarılan muhzır ağa, şer’î mahkemelerin kulluk âidâtını da alırdı. XVI. yüzyıl sonlarında muhzır ağalar 15.000 Akçe ile tımara çıkarlardı. Bunlara her üç yılda bir “devir atı” ismiyle hükümdar tarafından at verilirdi.  Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra muhzır ağalık da kaldırıldı. Yerine “tomruk ağalığı” konuldu. Şekil ''99- Muhzır Ağa ====[https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=8215945110865283398 ]==== [https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=8215945110865283398 ]====Tomruk Ağalığı ====  Siyâsî suç yüklenen kişilere işkence de yapılsa boğdurulsa da bu olay saray duvarları ardında kalırken günümüzde İstanbul Vâliliğinin tam karşısında, bir dönem jandarmaya âit olan binâ âdî suçlarda “işkencehâne” olarak kullanıldı.  Tomruk Dâiresi, resmiyette “emniyet müdürlüğü” yâni çavuşbaşılığa bağlı (sonradan Deâvî Nezâreti oldu, yâni Adliye Bakanlığı) nezârethâneye verilen addı. Suçlular buraya getirildiklerinde ayakları üzerine çeşitli boylarda sekiz-on delik açılmış tomruklardan baldır uzunluğuna uyan birinin içine sokulur ve kilitlenirdi. Dâirede baş dışarıda kalmak üzere vücûdun bütünüyle içine sokulduğu tomruklar da vardı.  Tomruk Dâiresi kapatıldığında resmî binâların bahçe kapılarının arkasına dayanak konulan tomruklar üç-dört metre uzunluğunda 50 cm. çapında kütüklerdi. Suçlular îtirafta bulunmaları hâlinde konuldukları cendereden kurtulabilir, aksi hâlde ölünceye kadar tomruğa tıkılı kalırlardı.  Îtirafçılar zindana gönderilirdi. Subaşılığa bağlı zindanlar o dönemde asesbaşılık denilen gardiyan teşkîlâtı tarafından muhâfaza edilirdi. Tomruk cezâsı eskiden beri uygulanageldiği hâlde tomruk ağalığının Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra ihdas edildiği biliniyor. Muhzır Ağalığı denilen kurum 1825'te resmen Tomruk Ağalığı adını aldı.  [21]Şekil '100'- Cellat, Cellatbaşı, Subaşı, Asesbaşı, Böcekbaşı İşkence merkezinde tek yöntem 'tomruğa kilitlemek' değildi. Bu dâirede işkencenin her türlüsünün yapıldığı su götürmez. Özellikle sanık sayısı fazlalaştığında “tomruk boşaltma” amacıyla işkencelerin yoğunlaşıp şiddetlendiğine şüphe yoktu. Tomruk Ağası'nın yardımcılarına bağlı olarak yapılan işkencenin türüne göre görevlendirilmiş kişiler vardı. Genelde “solaklar” falakacı, dilsizler ve kapı kâhyâları “tomruk muhâfızı”ydılar.  

   ==[22]Şehir Kethüdâsı == Osmanlı döneminde şehirlerde oturan halkın, merkezî ve yerel idâre ile olan ilişkilerini düzenleyen ve devlete karşı halkı temsil etmek üzere, her mahallenin başında bulunan kethüdâ ve bütün mahalle kethüdâlarının üzerindeki kethüdâya verilen isim. Bâzı şehirlerde şehir kethüdâsı bâzılarında ise “şehir emîni” unvânı kullanılıyordu.  Şehir kethüdâları genellikle halkın ileri gelenleri anlamına gelen “âyân-ı vilâyet” arasından seçilirdi. Çünkü XVI. asırdan îtibâren Osmanlı şehirlerinde devlet ile reâyâ arasındaki ilişkiyi düzenleyenler “eşraf ve âyân diye nitelendiriliyordu. Bu kesime mensup olanlar zengin tüccarlar, esnafın yaşlı ve tecrübeli olanları, ulemâ, imam, hatip gibi tanınmış din adamları ile meşhur tarîkat şeyhleri idi. Devletin merkezden gönderdiği ferman ve hükümlerde mutasarrıf, mütesellim, kadı gibi görevlilerin yanı sıra âyân ve iş erlerine de hitap ediliyordu. Bunu pek çok sicil hükümlerinde ve ferman sûretlerinde görebilmekteyiz. Ancak, Kânûnî devrinden II. Mahmut zamânına kadar devam eden ve devlete hizmet eden âyânlar son zamanlarda kazandıkları güç ve imkânlarla devleti sıkıntıya sokmuşlar ve bunun netîcesinde sık sık birtakım önlemlerin alınmasına sebep olmuşlardır.  Şehir kethüdâlarının başlıca görevleri, şehre uğrayan kamu görevlilerini, sefere çıkan veya eşkıyâ tâkibine giden askerî birlikleri, yolculuk yapan ya da göreve giden vâli, mutasarrıf, mütesellim gibi devlet yöneticilerini ağırlamak ve konaklamalarını sağlamak ve bu işler için yapılan harcamaların defterini tutmaktı.  Şehir kethüdâsının başka bir görevi de devlete toplanan vergilerin edâsı ile ilgilenmektir. Vergilerin tevzî ve taksim edilmesi, mahallerde ekonomik duruma göre kimin, ne kadar vergi vereceği, kimin muaf olduğunun tespit edilmesi gibi görevleri de yapmakta idiler.  Şehir kethüdâsı, şehri ilgilendiren her konuda, özellikle devletle olan ilişkilerde reâyânın bir temsilcisi olarak nitelendirilebilir. Devlet işlerinin yürütülmesine yardımından dolayı askerî sınıf içine alınmıştır. Şehir kethüdâsı bir yandan devlet görevlisi niteliğini taşırken, bir yandan da şehirdeki üreticilerin ve ticâret erbâbının lideri konumunda yer almaktadır.  Şehir kethüdâları, şehrin ileri gelenleri ve halkın münâsip gördüğü kişiyi hükûmete teklif etmeleriyle seçilirlerdi. Sancak beyi teklif edilen kişiyi merkeze arz eder ve halkın genel kabul gördüğü genellikle uygun bulunarak berat-ı hümâyun gönderilirdi.  Kânunsuz işlere başvuran veya zulüm yapan şehir kethüdâsı, halkın sancak beyine şikâyeti doğrultusunda değiştirilebiliyordu.  Şehir kethüdâlarının görev süreleri belli bir kayda bağlanmadığı görülmektedir. Göreve atanmalarında, halkın seçimi ve memnûniyeti esas olduğundan herhangi bir yolsuzluk ve vefat durumu hâricinde görevde kaldıklarını söylenebilir.    ==Kethüdâ-yeri == Osmanlı Devleti'nde 1558 târihinde meydana gelen Beyazıt İsyânı’ndan sonra, kapıkullarından (yeniçeri ve altı bölük halkı) Anadolu’da şehir merkezlerinde yeniçeri serdârının yanı sıra ortaya çıkan bir görevlidir. Altı bölük sipâhîlerinin işlerine bakan kethüdâ yeri idi.  Altı bölük halkının üzerine tâyin edilen kethüdâ yeri “kethüdâ-yerilik mektûbu” ile atanırdı. Bu tâyin için altı bölük ağalarının hepsinin imzâsı olduğu gibi, yalnızca bir kısmının imzâsının olması da yeterliydi.  XVI. yüzyılın sonu ve XVII. yüzyılın başlarında Anadolu’ya yayılan altı bölük sipâhîlerinin XVIII. asırda eyâlet ve sancaklara iyice yerleştikleri anlaşılmaktadır. Taşrada sancakbeylerinden sonra görevli ümerâ takımının en önemlilerinden biri olan altı bölük halkı şehirlerde bulunan garnizonlarda veya sancakbeyinin kapısında çalışırlar, ya da çeşitli eminlikleri (beytülmâl, ihzâriye, yaya ve kaçgun, zarar-ı kassabiye vb.) tasarruf ederlerdi.    ==Defter Kethüdâsı == Eyâletlerde zeâmet işlerine bakan görevlidir. Tımar defterdârının üstü konumundaki defter kethüdâsı, en son basamağı olan Rumeli Defter Kethüdâlığına yükseldiğinde kendisine zeâmet verilirdi.    ==Acemi Oğlan Kethüdâsı == Anadolu ve Rumeli ağalarının buyrukları altında olup acemi oğlanlarının işlerine bakan görevlidir.    ==Oda Kethüdâsı == Yaya ortalarında yayabaşından sonra gelen, görevi yeniçeri ağalarının bakım ve temizliğiyle ilgilenmek, kul oğlanlarını korumak, suç işleyenleri cezâlandırmak olan görevlidir.    ==Esnaf Kethüdâsı == Loncalarda esnafça seçilerek kadının onayı ile atanması kesinleşen, derecesi esnaf şeyhinden sonra gelen ve esnafın disiplinine, devletle ilgili işlerine bakmakla görevli yöneticidir.    ==Köy Kethüdâsı == Klasik dönemde merkezden belirlenen köy yöneticisi köy kethüdâsı idi. Onun emrindeki yiğitbaşı, köyün güvenliğini sağlardı.  

 Şatır teşkîlâtında da “şatırlar kethüdâsı” adında bir görevli vardı.''

   ==Çavuşlar Kethüdâsı == '''''(bkz. "ÇAVUŞ / Eyâlet ve Sancak Çavuşları / Görevleri")    ==Esirciler Kethüdâsı == '''''(bkz. "KÖLELİK / Osmanlı'da Kölelik / Osmanlı’da Köle Ticâreti")    ==Meydan Kethüdâsı (Meydanbaşı) == '''''(bkz. "ORDU-YU HÜMÂYUN / Kara Ordusu / Klasik Dönem / Kapıkulu Ocakları / Acemi Ocağı (Acemi Oğlanlar Ocağı)")  ===kethüda - Vikisözlük=== tr.wiktionary.org/wiki/kethüda‎#*

Kethüda unvanı bu özelliğiyle devlet örgütünde bazı önemli görevleri de belirler. Örneğin sadaret kethüdası, başvezirin yardımcısıydı; kul kethüdası, yeniçeri ...1 Türkçe - ‎1.1 Ad - ‎2 Osmanlıca - ‎2.1 Ad

kethüda - ekşi sözlükEdit

https://eksisozluk.com/?q=kethüda‎#*

fars çayından imaldir kethüda.. böyle fonetik olarak ne kadar şendir değil mi kethüda kethüda, yani hem vurmalı hem üflemeli bir çalgı gibi ah.. ne ise, aslen ...

KETHÜDA NEDİR? kethüda ne zaman? - Antoloji.ComEdit

nedir.antoloji.com/kethuda/‎#*

7 Tem 2005 - KETHÜDA nedir? Anlamı nedir? KETHÜDA için tıklayın.

Tarih Sözlüğü -Kul Kethüdası - E-Tarih.orgEdit

www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=253‎#*

Yeniçeri Ocağı'nın en yüksek rütbeli subaylarından birinin unvanı idi. "Ocak Kethüdası", "Kethüda Bey" de denilirdi. Yeniçeri Ağası ile Sekbanbaşıdan sonra ...

Mecmûa-yı Tevârih-i Osmânî: KETHÜD (KÂHYÂ)Edit

ercaninal.blogspot.com/2012/12/kethuda-kahya.html‎#*

26 Ara 2012 - Kethüdâ, Osmanlılar döneminde askerî ya da sivil kuruluşların başkanı, başkan yardımcısı ve daha çok, baş sorumlusu olan kişiye verilen ...

Kethuda Camii - VikipediEdit

tr.wikipedia.org/wiki/Kethuda_Camii‎#*

Kadıköy'ün en eski camii olarak düşünülen Kethuda Camii yaklaşık 450 yıl önce muhtemelen Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmıştır. Üzerinde tarih ...

Kethuda, Kavak - VikipediEdit

tr.wikipedia.org/wiki/Kethuda,_Kavak‎#*

Kethuda, Kavak. Vikipedi, özgür ansiklopedi. Bekleyen değişiklikler bu sayfada görüntülenmektedir ... Kethuda, Samsun ilinin Kavak ilçesine bağlı bir köydür.

Kethüda | FacebookEdit

https://tr-tr.facebook.com/Kethuda34‎#*

Bu sayfanın çevirisini yap Kethüda. 26.425 beğeni · 901 kişi bunun hakkında konuşuyor. http://cacarondergisi.blogspot.com/

Efe Kethüda (efekethuda) on TwitterEdit

https://twitter.com/efekethuda‎#*

The latest from Efe Kethüda (@efekethuda). KTH Event Agency -Founder- Microsoft TR RSM - London School of Economics - Ozyegin University- Etohum- ...

Ali Kethüda (AliKethuda) on TwitterEdit

https://twitter.com/AliKethuda‎#*

The latest from Ali Kethüda (@AliKethuda). Relationship Manager / Private Banking. İstanbul.


Kethüda ile ilgili aramalar

kethüda nedir

kethüda ne demek

kethüda balıkesir

kethüda vikipedi

cide kethüda köyü

kethüda camii

kethüda ticaret

kethüda köy

        

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.