FANDOM


Bülbül Gölgeler Bayrak
Mehmet Akif Ersoy
Firavun İle Yüzyüze

2'li Tablo SunumuEdit

.................Leylâ..............................
ليلآ
"Barındırmaz mısın koynunda, ey toprak?" derim, "yer pek";

Döner, imdâdı gökten beklerim, heyhât, "gök yüksek".

"Barındırmaz mısın koynunda, ey toprak?" derim "Yer pek"

Döner, imdadı gökten beklerim, ne yazık ki, "gök yüksek"

Bunaldım kendi kendimden, zamân ıssız, mekân ıssız;

Ne vahşetlerde bir yoldaş, ne zulmetlerde tek yıldız!

Bunaldım kendi kendimden zaman ıssız, mekân ıssız;

Ne ıssız, kimsesiz yerlerde bir yoldaş, ne karanlıklarda tek yıldız;

Cihet yok: Sermedî bir seddi var karşında yeldânın;

Düşer, hüsrâna, kalkar, ye'se çarpar serserî alnın!

Yön belirsiz: Sonu gelmeyen duvarları var karşında uzun gecenin

Düşer, acılara; kalkar, ümitsizliğe çarpar serseri alnın!

Ocaksız, vâhalar, çöller; sağır, vâdîler, enginler;

Aran: Beynin döner boşlukta; haykır: Ses veren cinler!

Ocaksız, vahalar, çöller; sağır, vadiler, enginler;

Aran: Beynin döner boşlukta; haykır: Ses veren cinler!

Şu vîran kubbe, yıllardır, sadâdan dûr, ışıktan dûr;

İlâhî, yok mu âfâkında bir ferdâya benzer nûr?

Şu yıkık kubbe, yıllardır, sesten uzak, ışıktan uzak;

Allah'ım, yok mu ufuklarında doğan sabaha benzer bir ışık?

Ne bitmez bir geceymiş! Nerden etmişŞark'ı istîla?

Değil canlar, cihanlar göçtühilkatten, bunun, hâlâ,

Ne bitmez bir geceymiş! Neden etmişDoğu'yu istilâ?

Değil canlar, dünyalar göçtühayattan, bunun, hâlâ.

Ezer kâbûsu, üç yüz elli, dört yüz milyon îmânı;

Boğar girdâbıher devrinde milyarlarca sâmânı!

Kâbusu ezer üç yüz elli, dört yüz milyon imânı;

Girdabı boğar her dönüşünde milyarlarca serveti!

Asırlardır ki, İslâm'ın bu her gün çiğnenen yurdu,

Asırlar geçti, hâlâ bekliyor ferdâ-yı mev'ûdu!

Yüzyıllar var ki bu İslâm'ın yurdu her gün çiğnenmekte,

Yüzyıllar geçti, va'd edilen yarını hâlâ beklemekte!

O ferdâ, istemem, hiç doğmasın "ferdâ-yıferdâ-yı mahşer"se...

Hayır, kudretli bir varlıkla mü'minler mübeşşerse;

O yarının gelmesini hiç istemem, eğer "mahşer günü"yse...

Ama bu değil de müminler güçlü bir varlığa sahip olmakla müjdelenmişse;

Bu kat kat perdeler, bilmem, neden sıyrılmasın artık?

Niçin serpilmesin, hâlâ, ufuklardan bir aydınlık?

Bilmem ama, bu kat kat perdeler niçin sıyrılmasın artık?

Niçin serpilmesin, hâlâ, ufuklardan bir aydınlık?

O "aydınlık" ki, sönmek bilmeyen ümmîd-i işrâkı,

"Vücûdundan peşîman, ölmek ister" sandığın Şark'ı,

O "aydınlık" ki, sönmek bilmeyen doğmak ve parlamak umudunu,

" Varlığından pişman, ölmek ister" sandığın Doğu'yu,

Füsünkâr iltimâ'âtıyle döndürmüş de şeydâya;

Sürükler, bunca yıllardır, o sevdâdan bu sevdâya.

Büyüleyici pırıltılarıyla döndürmüş de çılgına;

Sürükler bunca yıllardır, o sevdadan bu sevdaya.

Hayır! Şark'ın, o hodgâm olmayan Mecnûn-i nâ-kâmın,

Bütün dünyâda bir Leylâ'sı var: Âtîsi İslâm'ın.

Gerçekte Doğu'nun, o kendini düşünmeyen talihsiz Mecnun'unBu âlemde bir Leyla'sı var, o da geleceğidir İslâm'ın.
Nasıldır mâsivâ, bilmez; onun fânîsidir ancak;

Bugün, yâdıyle müstağrak yarın, yâdında müstağrak!

Varlıklar âlemi nasıldır bilmez, bu âlemde kendini geçici sayar,

Bugün adını anarak dalıp gider, ertesi gün hatırası içinde kendinden geçer.

Gel ey Leylâ, gel ey candan yakın cânan, uzaklaşma!

Senin derdinle canlardan geçen Mecnun'la uğraşma!

Gel ey Leylâ, gel ey candan yakın sevgili, uzaklaşma!

Senin derdinde canlardan geçen Mecnûn'la uğraşma!

Düşün: Bîçârenin en kahraman, en gürbüz evlâdı,

Kimin uğrunda kurbandır ki, doğrandıkça doğrandı?

Düşün: Zavallının en kahraman, en gürbüz evlâdı,

Kimin uğrunda kurbandır ki, doğrandıkça doğrandı?

Şu yüz binlerce sönmüş yurda yangınlar veren kimdi?

Şu milyonlarca öksüz, dul kimin boynundadır şimdi?

Şu yüzbinlerce sönmüş yurda yangınlar veren kimdi?

Şu milyonlarca öksüz, dul kimin boynundadır şimdi?

Kimin boynundadır serden geçip berdâr olan canlar?

Kimin uğrundadır, Leylâ, o makteller, o zindanlar?

Kimin boynundadır serden geçip asılan canlar?

Kimin uğrunadır, Leylâ, o insanların katledildiği yerler, o zindanlar

Helâl olsun o kurbanlar, o kanlar, tek sen ey Leylâ,

Görün bir kerrecik, ye's etmeden Mecnûn'u istîlâ.

Helâl olsun o kurbanlar, o kanlar, tek sen ey Leylâ,

Görün bir kerrecik, etmeden ümitsizlik Mecnûn'u istilâ.

Niçin hilkat zemîninden henüz yüksekte pervâzın?

Şu topraklarda, şâyed, yoksa hiçimkân-ı i'zâzın,

Niçin yaratılış dünyasından henüz yüksekte uçmaktasın?

Şu topraklarda, şâyed, yoksa hiçağırlanma imkânın,

Şafaklar ferş-i râhın, fecr-i sâdıklar çerâğındır;

Hilâlim, göklerin kalbinde yer tutmuş, otâğındır;

Şafaklar yoluna serilmiş halı, gerçektan aydınlığı çerağındır;

Göklerin kalbinde yer tutmuş hilâlim otağındır;

Ezanlar nevbetindir: İnletir eb'âdı haşyetten;

Cihâzındır alemler, kubbeler, inmişmeşiyyetten;

Ezanlar nöbet vuran mehterindir: İnletir mesafeleri korkudan

Alemler, kubbeler çeyizindir, indirilmişAllah katından

Cemâ'atler kölendiı: Kâ'be'ler haclen... Gel ey Leylâ;

Gel ey candan yakın cânan ki gâiblerdesin, hâlâ!

Cemaatler kölendir, Kabe'ler gelin odan... Gel ey Leylâ,

Gel ey candan yakın sevgili ki görünmez alemlerdesin hâlâ!

Bu nâzın elverir, Leylâ, in artık in ki bâlâdan,

Müebbed bir bahâr insin şu yanmış yurda, Mevlâ'dan

Bu nazın elverir, Leylâ, in artık in ki yükseklerden,

Sonsuz bir bahar insin şu yanmış yurda, Mevlâ'dan.

Safahat logo

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.