FANDOM


mizan < terazi

MİZAN

Sözlükte "terazi, ölçü ve tartı aleti" anlamına gelen mîzân, din ıstılahında, mahşerde herkesin amellerini tartmağa mahsus bir adalet ölçüsüdür. Akıl bunun keyfiyetini idrak etmekten acizdir. Mahiyetini ancak Cenab-ı Hakk bilir. Nitekim Kur'ân'da da yüce Allah'ın kıyamet gününde adalet terazileri koyacağı, insanların iyilik ve kötülüklerinin adaletle tartılacağı, hiç kimseye, haksızlık edilmeyeceği bildirilmektedir: "(Yapılan iş) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz." (Enbiyâ, 21/47); " O gün kimin tartılan ameli ağır gelirse işte o, hoşnut edici bir yaşayış içinde olur. Kimin tartıları hafif gelirse, işte onun anası (yeri, yurdu) hâviye'dir." (Kâria, 101/6-9).

Dünyada da hak ve adalet, terazi ile sembolize edilmektedir. Herhalde bu âyetlerde geçen terazi kavramı ile âhirette Allah'ın gerçek adaleti anlatılmaktadır. Bu teraziyi belki dünya terazisi gibi düşünmek doğru olmayabilir. Asıl amaç, amellerin birbiriyle karşılaştırılıp iyi ve kötülerinin ayırt edilmesidir. Akli yönden de insanların iyilik ve kötülük, hayır ve şer bakımından bir değerlendirmeye ve karşılaştırmaya tabi tutulması mümkün görünmektedir. Kur'ân'da mizanın kurulacağını haber vermektedir. "O gün (amelleri tartacak) terazi haktır, kimin (sevap)tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Kimin de (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimizi inkâr ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır." (A'râf, 7/8-9) (F.K.)

Mizan Terazi, ölçü, tartı.

Akıl, idrak, muhakeme. Mikyas.

Fık: Mahşerde herkesin amellerini tartmağa mahsus bir adâlet ölçüsü olup, hakiki mâhiyeti ancak âhirette bilinecektir.

Mat: Yapılan hesabın doğruluğunu anlamak için yapılan diğer bir hesap. Sağlama.

Kıyâmette Mizan:

İslâm’a göre insanlar dünyada yaptıklarından dolayı sorguya çekilecekler, Yaptıkları işler (ameller) âhirette ‘mizan’da tartılıp ölçülecek ve değerlendirilecek. Tartısı ağır gelenler (sevabı çok olanlar) kurtulacaklar, mükâfat alacaklar; tartısı hafif gelenler ise zarara uğrayacaklar. Amellerin tartılması haktır. Bu, Kıyâmet gününün olaylarından birisidir. Kur’an, ‘mizan’ın kurulacağını açık bir dille bize haber vermektedir. Ancak bu tartı işinin, bu mizan olayının nasıl olacağını bilmemiz mümkün değildir. Onun bilgisi tümüyle Allah’a aittir. Insanlara bu konuda bir bilgi verilmemiştir. Zaten önemli olan, bu tartı terazisinin nasıl olduğunu bilmek değil, tartıya ağır bir sevap hazırlamaktır. “O gün vezn (tartı) haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır. Kimin de tartıları hafif kalırsa, bunlar da âyetlerimize zulmedegeldikleri için nefislerine zarar verenlerdir.” (7/A’râf, 8-9). Terazide ağır gelmesi istenen şey elbette kulun sevapları, yani Allah’a imandan sonra yaptığı ibâdetleri ve bunların karşılığında kazandıklardır. Iyilikler, hayırlar, infaklar, ibâdetler, duâlar, zikirler, cihadlar, yalvarmalar; hepsi bunun içerisindedir. Âyetlerde mizan bazen çoğul olarak ‘mevazin’ şeklinde geçmektedir. Belki ölçü terazileri çoktur, belki ameller ayrı ayrı katogorilerde değerlendirecektir (21/Enbiyâ, 47; 23/Mü’minûn, 102-103; 101/Kaaria, 6-7). Amellerin mizanda tartılması, amel defterlerinin kulların eline verilmesinden sonra olacaktır. Bir görüşe göre kâfirler için mizana gerek yoktur. Çünkü onlar dünyada iken iman etmedikleri için bütün amelleri boşa gitmiştir ve onların varacağı yer bellidir, yani cehennemdir. Allah’ın insanı hesaba çekeceğini bildiren sayısız âyet vardır. (102 Tekâsür/8. 2 Bekara/284. 3 Âli Imran/30. 36 Yasin/65. 99 Zilzal/1-8. 69 Hakka/25-34. 4 Nisa/40. 58 Mücadile/6. v.d.) (Bu konudaki hadisler için bak: el-Esas Fi’s Sûnne-I. Akaidi, 10/221-239. K. Sitte, 14/393-418) (17) Kıyâmet gününde iyi ve kötü amellerin tartılarak miktarının bilinmesine mahsus mîzan (terazi) haktır ve konulacaktır. Yüce Allah Kıyâmet gününde konulacak bu terazi için şöyle buyurur: "Kıyâmet günü adalet terazileri koyacağız. Hiç bir kimseye hiç bir haksızlık yapılmaz. Hardal tanesi kadar bile olsa yapılanı ortaya koyarız. Hesab görenler olarak bizler yeteriz" (21/Enbiyâ, 47). "O gün (Kıyâmet günü) gerçek ve dosdoğru olan vezin (tartı) vardır. "(el-hakk kelimesi veznin haberi yapılarak mana verilirse) "O gün vezin (amellerin tartılması) haktır ve gerçektir. Mîzânları ağır basanlar, işte onlar kurtulanlardır. Mîzânları hafif gelenler, âyetlerimize yaptıkları haksızlıktan ötürü kendilerini zarar ve ziyana uğratanlardır" (7/A'râf, 8-9). Bir terazinin ağır gelmesi, onunla tartılan şeyin (mevzun'un) ağırlık ve miktarı ile orantılıdır. Âhirette terazinin ağır gelmesi istenilen tarafı iman ve iyi amellerin konulduğu gözüdür. Terâzide imanla birlikte iyilikleri, hayır ve hasenâtı ağır gelenler kurtulacaklardır. Yukarıda meali yazdığım âyetlerde geçen "mevazin'in, mîzânın cem'i olabileceği gibi "mevzun'un" (tartılan amelin) de çoğulu olacağına dair iki görüş rivâyet edilmiştir. Allah katında kıymeti ve ağırlığı olan iyi ameldir ki, mîzânda ağır gelecek olanda budur.

Âyetlerde "Mîzân"ın, "mevâzin" şeklinde çoğul yapılması, mizanın şânını yüceltmek ve önemini belirtmek için veya amelleri tartılacak kişilerin çokluğundan dolayıdır. Yahut da her ferd için müteaddid mizanların bulunacağına işarettir. Veyahut kalblere ait ameller ayrı bir terazide sözler bir terazi de organların amelleri de başka bir terazide tartılacağı için mîzân cem'i olarak getirilmiştir. Veya mîzân, kısım ve teferruatı çok olduğundan dolayı çoğul şeklinde kullanılmıştır.. Kur’ân-ı Kerîm'in vezin ve mîzânla ilgili beyanlarından çıkan netice şudur: Âhirette amellerin tartılması için her halde bir mîzân konulacaktır. Mîzânda amellerin tartılması, amel defterlerinin verilmesinden sonra olacaktır. Mîzân ile vezin esnasında, zâlimin hasenesi varsa, alacağı oranında mazluma verilecek: Hasenesi (iyiliği) yoksa, mazlumun günahı olacağı miktarda, zalime verilecektir. Herkesin muhtelif amellerinin tartılmasından sonra kâr ve zarar hesabı hepsinin toplamından çıkarılacaktır. Mu’tezile, "Mîzândan murad, Allah'ın koymuş olduğu adalettir. Ameller, arazdır, iâdesi mümkün olsa bile, tartılmaları imkânsızdır. Kulların amelleri Allah'ın malumudur, tartılması faydasızdır" dedi. Ehl-i Sünnet, Mutezilenin bu iddiasına şöyle cevap verdi: "Mizanda amellerin vezni bütün halkın içinde Allah'ın dostlarını düşmanlarından ayırdetmek ve dosdoğru ve mükemmel adaletini göstermek içindir. Böylece herkes, Cenâbı Allah'ın zulmetmekten münezzeh olduğunu anlayacaklardır. Mîzânda iyilikleri ağır gelenlerin derecelerinin kemali ve faziletlerinin zuhuru sebebiyle ferah ve sürurları arTacaktır. Kötülükleri ağır gelenlerin ise, gam, hüzün, korku, rezillik ve rüsvaylıkları arTacaktır. Mevâzin lafzı sırf adalet üzerine hamledilir, diyenlerin delilleri tutarsızdır. Lafza hakiki manasından aklî bir zaruret olmaksızın mecaz manası vermek caiz değildir. Mîzân konusunda şu anlamda hadisler vârid olmuştur: a) Mîzânda, tartılacak olan, amel defterleridir (İbn Kesir Tefsir, Beyrut 1966/1385, IV, 566). b) Gerekli olan değerlerine göre iyilikler güıel ve nurani sûretlere (miktarlara) kötülükler de çirkin sûretlere çevirilerek tartılırlar (Fahrüddin er-Râzi, Mefâtihu'l-Gayb, İstanbul 1398 h. IV, s. 266-267, VIII s. 666). c) İnsan bir defa sırtına iyiliklerini yüklenerek sevabıyla tartılır, ayrıca da veballerini sırtına yüklenerek günahıyla tartılır (İbn Kesir, III, s. 146-147). O halde kulların amellerinin vezni için mîzânı tasdik etmek gerekir. Bununla beraber veznin (hasıl olacağını) keyfiyetini ve mîzânın mahiyetini akıl için tafsilatıyla bilmeye imkan yoktur. Bu sebeple bunların keyfiyetinin tafsilatına iman etmek şart değildir. Vezin ve mîzânı inkar etmeyerek bunları adalet-i ilahi ile te'vil edenler küfre nisbet olunmaz. Fakat Allah'a ve âhiret gününe iman etmeyenlere gelince; Allah onların amelleri için hiç bir vezin ve tartı işlemi yapamayacaktır. Mîzânda vezin, iyilikleri ve kötülükleri bulunanların sevap ve günahlarının miktarı belli olsun diye gerçekleşecektir. Allah'ı, öldükten sonra diriltilerek hesap vermeyi inkâr ettikleri için kâfirlerin iyilikleri boşa gitmiştir. Çünkü iyilikleri tutan ve muhafaza eden kap imandır. Âhirette kâfirin küfür ve günahından başka hiç bir hasenesi kalmayacağından dolayı onun için vezin ve mîzâna gerek kalmaz. Bu sebeple Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor: "De ki: Size amelce en çok ziyanda olanı haber vereyim mi. Bunlar dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiş olanlardır. Oysa onlar güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı. İşte bunlar, Allah'ı ve Ona kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden amelleri boşa gitmiştir. O halde onlar için Kıyâmet gününde tartı işlemi yapmayacağız (vezin ikame etmeyeceğiz)" (18/Kehf, 103-105). Peygamberimiz mahşer gününde üç yerde korku ve endişesi sebebiyle kimse kimseyi hatırlamayacağım söyler: I- Mîzân başında terazisinin ağır çekip çekmeyeceğini öğreninceye kadar 2- Amel defterinin verildiği ve "alın kitabımı okuyun" denildiği zaman kitabının sağında mı solunda mı yoksa arkasında mı bulunacağını öğreninceye kadar, 3- Cehennemin üstüne kurulduğu vakit Sırat'ın yanında (Mansûr Ali Nasıf et-Tac, V, 376). (18)

MÎZÂN

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

... (Şuayb aleyhisselâm), Kavmine şöyle dedi: Rabbiniz tarafından size açık mûcize geldi. Artık kileyi, mîzânı tam tutun. İnsanların haklarını yerine getirmekte noksanlık yapmayın. (Peygamberler ve onlara tâbi olanların vâsıtasıyla) ıslâh olan yeryüzünü (küfür ve hîlelerinizle) fesâda vermeyin. Eğer benim sözümü tasdîk ederseniz, (bu söylediklerim) sizin için hayırlıdır." (A'râf sûresi: 85)

Şuayb aleyhisselâm Eyke halkını; ölçüyü ve mîzânı tam yapmaya, insanların hukûkuna riâyet etmeye, yeryüzünde fesâd çıkarmamaya, Allahü teâlâdan korkmaya ve takvâ üzere olmaya dâvet etti. (Fahrüddîn-i Râzî)

2. Kıyâmet günü insanların günâh ve sevâbını tartan ve nasıl olduğu bilinmeyen terâzi.

Alahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

Biz kıyâmet gününe mahsûs adâlet mîzânları kurarız. Artık hiç kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaktır. (Yapılan amel) hardal tânesi kadar bile olsa, onu getiririz (mîzâna koyarız). Hesâb gören olarak biz (herkese) yeteriz. (Enbiyâ sûresi: 47)

Artık kimin (sevâb) mîzânı ağır gelirse onlar korktuklarından emîn, umduklarına kavuşanların tâ kendileridir. Kimin de mîzânı hafif gelirse, onlar kendilerine yazık edenlerdir. (Onlar) Cehennem'de ebedî kalıcıdırlar. (Mü'minûn sûresi: 102, 103)

Mîzânda güzel ahlâktan daha ağır gelecek hiçbir şey yoktur. (Hadîs-i şerîf-Edeb-ül-Müfred)

Bir kimse kıyâmette mîzâna getirilir. Sonra her birinin büyüklüğü, gözün görebileceği uzunlukta olan doksan dokuz amel defteri getirilir. Bu defterlerde o kimsenin iyilik ve kötülükleri yazılıdır. Günâhı sevâbından çok gelip, Cehennem'e gönderilir. Cehennem'e giderken, Allahü teâlâ katından bir ses duyulur; "Acele etmeyiniz. Onun tartılmayan bir şeyi vardır" der. Baş parmağı ucu kadar bir şey getirilir. Üzerinde Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah yazılı olur. Sevâb kefesine konur. Böylece sevâbı, günâhından ağır gelir ve Cennet'e gitmesi emrolunur. (Hadîs-i şerîf-Ahlâk-ül-Ulemâ)

İyi ameller güzel sûretlerle, kötü ameller de çirkin kıyâfetlerle gelecek, mîzâna konacaktır. (İbn-i Abbâs)

Ömür tamam olup defter dürülür

Sırat Köprüsü ve mîzân kurulur

Hakk'ın dergâhında elbet durulur

Buyruğu tutulur ferman eğlenmez.

(Aziz Mahmûd Hüdâyî)

Bir kere subhanallah demekle. O kadar uzun ve geniş ona göre derin olan amellerimizin tartılacağı mizan doluyor.

Davud aleyhisselam :

- Ya Rabbi kullarının amellerini tartacağın mizanı görmek istiyorum, diyerek Cenab-ı Hakk cc ye yalvardı.

Hz. Allah ona teraziyi gösterdi baktı ki eni meşrik ile mağrib (doğu ve batı) arası kadar uzunluğu derinliği de ona göre büyük. Hayretler içerisinde kendinden geçti düştü.

Kendine geldiğinde :

- Ya Rabbi bunca büyük olan teraziye hangi kulun nasıl bir amel ile doldurabilir ki ? dedi.

Mevla c.c :

- Ya Davud ! Ben bir kulumu sevdim mi o bir kerre subhanallah derse terazi dolar! buyurdu.

İşte bu mizan bizden tartılacak güzel ameller bekliyor. Mevla bizi sevdikten sonra zor değil. Peki o bizi nasıl sever ? Bunun cevabı şu ayet-i celilededir :

- (Resulüm) Deki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsiz ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

Görüyorsunuz sevilmek nasıl oluyor; Resulullah s.a.v'e tabi olmakla! İnsan zikretse Resulullah s.a.v'e tabi olmuş olur. Namaz kılsa Resulullah s.a.v'e tabi olmuş olur. Resulullahın yaptığı hangi ameli yaparsa yapsın ona tabi olmuş olur. Çünkü bütün ibadetler ondan alınmış öğrenilmiştir.

Subhanallah demek ne kadar büyük sevaplar kazandırıyor. Bu zikri söylemek ne kadar kolay, öyle olduğu halde bu zikre devam edilmiyor da bunu diyeyim, şunu diyeyim, milleti güldüreyim, şenlendireyim denilirse çok yazık! Nefis bu, ne olsa yapar.

Hz. Resulullah s.a.v onun şerrinden emin olmak için : - Rabbim göz açıp kapayıncaya kadar ne de ondan daha az ( bir müddet ) beni nefsime bırakma! buyuruyor.

Bu bize derstir. Resulullah s.a.v korkuyorsa nefsinden biz nasıl korkmayalım?..

Yalan iftira, dedikodu, gıybet vs. nefsin tuzakları çok, silahları çok vuruyor bizi vuruyor. Zikrin arkasına sığınalım, Zikrettik mi kaçıyor.

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] (eskimiş) Terazi

Nuvola apps bookcase Köken

[1] Nuvola apps bookcase Köken

Crystal Clear app Community Help Atasözleri

[1] El terazi, göz mizan

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.