FANDOM


Mü'minun Suresi/78-92-Mü'minun Suresi/Elmalı/78-92 Mü’minun Suresi/93-118 Nur Suresi/1-10-NurSuresi/Elmalı/1-10
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
İngilizce Meali (M. Pickthall )
De ki: rabbım! eğer onlara edilen vaîdi bana behemehal göstereceksen
(Resulüm!) De ki: Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka göstereceksen,
Say: My Lord! If thou shouldst show me that which they are promised,
Beni o zalimler güruhunda bulundurma rabbım!
Bu durumda beni, o zalimler topluluğunda bulundurma, Rabbim!
My Lord! then set me not among the wrongdoing folk.
Şübhesiz ki siz, onlara yaptığımız vaîdi sana göstermeğe elbette kadiriz
Biz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana göstermeye elbette ki kadiriz.
And verily We are Able to show thee that which We have promised them.
Sen o kötülüğü en güzel olan hasletle def'et, biz, onların ne halt edeceklerini daha iyi biliriz
Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav, çünkü biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.
Repel evil with that which is better. We are best Aware of that which they allege.
Ve de ki: sana sığınırım rabbım! O Şeytanların dürtüşmelerinden
Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!
And say: My Lord! I seek refuge in Thee from suggestions of the evil ones,
Ve sana sığınırım rabbım! huzuruma gelmelerinden
Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.
And I seek refuge in Thee, my Lord, lest they be present with me,
Nihayet Her birine ölüm geldiği vakıt diyecek ki: rabbım! döndür, döndür beni döndür
Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder,"
Until, when death cometh unto one of them, he saith: My Lord! Send me back,
[[لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ ۚ كَلَّا ۚ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا ۖ وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ ]]
Belki ben o baktığımda salih bir amel işlerim, hayır hayır! O bir kelimedir ki onu o söyler, ötelerinden ise bir berzah vardır, ba's olunacakları güne kadar
"Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.
That I may do right in that which I have left behind! But nay! It is but a word that he speaketh; and behind them is a barrier until the day when they are raised.
O vakıt Sûr üfürüldü mü artık beyinlerinde o gün ne ensab vardır ne de soruşurlar
Sûr'a üflendiği zaman aralarında artık ne soysop (çekişmesi) vardır, ne de birbirlerini soruşturacaklardır.
And when the trumpet is blown there will be no kinship among them that day, nor will they ask of one another.
O zaman her kimin tartıları ağır gelirse işte onlar o felâh bulanlardır
Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.
Then those whose scales are heavy, they are the successful.
Her kimin de tartıları yeğni gelirse işte onlar kendilerine yazık edenler, Cehennemde kalanlardır
Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.
And those whose scales are light are those who lose their souls, in hell abiding.
Ateş yüzlerini yalar, o halde ki içinde dişleri sırıtır
The fire burneth their faces, and they are glum therein.
Değil mi idi âyetlerim size okunuyor du siz onları tekzib ediyordunuz?
(Allah Teâlâ,) Size âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?... der.
(It will be said): Were not My revelations recited unto you, and then ye used to deny them?
Rabbımız! derler: bize şekavetimiz galebe etti ve biz bir sapgın bir kavm idik
Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik.
They will say: Our Lord! Our evil fortune conquered us, and we were erring folk.
Ey bizim rabbımız! çıkar bizleri bundan, döner bir daha edersek her halde bizler zalimiz
Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.
Our Lord! Oh, bring us forth from hence! If we return (to evil) then indeed we shall be wrong doers.
Buyurur ki sinin orada, söylemeyin bana
(Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuşmayın artık.
He saith: Begone therein, and speak not unto Me.
çünkü kullarımdan bir fırka vardı «rabbena amenna fağfirlena verhamna fein udna feinna zalimun» diyorlardı da
Çünkü kullarımdan bir zümre "Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi bağışla, bize merhamet et, sen, merhametlilerin en iyisisin." diyorlardı.
Lo! there was a party of My slaves who said: Our Lord! We believe, therefor forgive us and have mercy on us for Thou art best of all who show mercy;
siz onları mashara yerine tutunuz, hattâ size benim yâdımı unutturdular, onlara öyle gülüyordunuz
İşte siz onları alaya aldınız; sonunda bu davranışınız size beni yâd etmeyi unutturdu; çünkü siz onlara gülüyordunuz.
But ye chose them from a laughing stock until they caused you to forget remembrance of Me, while ye laughed at them.
İşte onlara ben sabretmelerine mukabil bu gün bu mükâfatı verdim, onlardır onlar, murada erenler
Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muradlarına erenlerdir.
Lo! I have rewarded them this day forasmuch as they were steadfast; and they verily are the triumphant.
Arzda seneler sayısı ne kadar kaldınız? Buyurur
(Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.
He will say: How long tarried ye in the earth, counting by years?
Bir gün veya bir günün birazı, sayanlara sor derler
"Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte bilenlere sor." derler.
They will say: We tarried but a day or part of a day. Ask of those who keep count!
Buyurur ki bilmiş olsanız cidden pek az kaldınız
(Allah) buyurur ki: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!
He will say: Ye tarried but a little if ye only knew.
Ya zannettiniz mi ki biz, sizi sırf bir abes yarattık? ve siz, bize irca' edilmiyeceksiniz?
Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?
Deemed ye then that We had created you for naught, and that ye would not be returned unto Us?
Demek ki Allah, o hak padişah yüksek çok yüksek, başka tanrı yok ancak o, o Arşı kerîmin rabbı
Mutlak hâkim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bereketli Arş'ın sahibidir.
Now Allah be exalted, the True King! There is no God save Him, the Lord of the Throne of Grace.
[[ وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّهِ ۚ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ ]]
Ve her kim Allahın beraberinde diğer bir tanrı da'vâ ederse onun ona hiç bir bürhanı yoktur ve ancak rabbının ındinde hisabı vardır, hak bu ki kâfirler felâh bulmazlar
Her kim Allah ile birlikte diğer bir tanrıya taparsa -ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki, kâfirler kurtuluşa eremezler.
He who crieth unto any other god along with Allah hath no proof thereof. His reckoning is only with his Lord. Lo! disbelievers will not be successful.
Hem şöyle de: «Râbbım! bana magfiret, merhamet buyur, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın
Resulüm! De ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et! Sen merhametlilerin en iyisisin."
And (O Muhammad) say: My Lord! Forgive and have mercy, for Thou art best of all who show mercy.
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


"https://yenisehir.fandom.com/tr/wiki/M%C3%BC%27minun_Suresi/93-118?oldid=137241" adresinden alındı.
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.