FANDOM


Kamus-u Türki'de mübaşir maddesiEdit

Sen Arabi (beşera)dan

(Sıfat-ı mufaale)

1. vakti ile hükümetin bir emrini ait olduğu adamlara tebliğ ile icra eden

veya bir malın tahsiline memur olan Adem: mübaşir gönderildi; oyuna mübaşir geldi.

2. Hakimin emrini tebliğe memur adem.

3. Mücabir tavr-ı amirane ile hükmeden, musallat olan Adem: başıma mübaşir dikildi.

Mecelle-i Ahkam-ı Adliye'de mübaşirEdit

Madde 89-"Mübaşir, yani, bizzat fail ile mütesebbib müctemî oldukta hüküm, faile muzaf kılınır."

Mübaşir: Bir kimsedir ki; fi'li ile telef arasına ihtiyarî bir fiil girmeksizin kendi fiili ile telef hâsıl olmuş olur.

Mütesebbib: Bir kimsedir ki, kendi fi'li telefi meydana getirip ancak fi'li ile telef arasına diğer bir fiil girmiş bulunandır.

Nitekim, asılı bir kandilin ipini kesmek, kandilin yere düşüp kırılmasını meydana getiren sebep olmakla, ipi kesen kimse mübaşereten ipi kesmiş ve tesebbüben kandili kırmış olur.

Meselâ: Birinin umûmî yolda kazmış olduğu kuyuya diğeri, birinin hayvanını atarak telef etse o kimse tazmine mecbur olup, kuyuyu kazan kimseye tazminat lazım gelmez.

Madde 90: "Cevaz-ı şer'i, zamana münafî olur."

Yâni, şer'i cevaz bulunan yerde tazminat olmaz.

Meselâ: Bir adamın kendi mülkünde kazmış olduğu kuyuya, birinin hayvanı düşüp telef olsa zararı tazmin lazım gelmez. Zira kendi mülkünde kuyu kazmak caizdir. Cevazı şer'i ise zamana (tazmine) münâfidir.


Madde 91: "Mübaşir, müteammid olmasa da zâmin olur". Meselâ. Bir kimse başkasının malını, gerek kasden ve gerek kasd bulunmaksızın telef etse, bedelini ödemesi lâzım gelir. Müteammid olduğu takdirde, hem bedelini öder hem de günahkâr olur. Fakat mübaşir olan fail, müteammid olmazsa, telef ettiği malın yalnız bedelini öder günahkâr olmaz.

Avukatların güzellemeleriEdit

mübaşir. mahkeme görevlisi. sanık ve tanıkları çağıran kişi

mahkemelerin asıl kralları.onları kafalamadan veya görmeden isterseniz sapına kadar bilgili veya haklı olun işiniz yürümez yürüse de çok gecikir.


muhtemelen o mahkemelerde sıranın gelmesi bile müjde sayıldığından, salona çağıranlara mübâşir denmiş.

edit: zhang'ın uyarısı ile kelimenin müjdeleme ile harf benzerliği dışında bir ilişkisinin olmadığını öğrenmiş bulunuyoruz. kendisine teşekkürler


diyaframı gelişmiş devlet memurudur.


(bkz: muhzır)


(bkz: küçük mübaşir)


mahkemenin krali, adliyenin agasi, pasasi, olmazsa olmaz kosulu. kimi asabidir kimi enteresan. kimi de bu sabahki gibi komedi dukkanidir.

istanbul tetkik merci mubasirlerinden biri isimleri cagirirken son heceyi daha bir gurleyerek, oktavi yukselterek soyler. avukat osman cataaaaalllll gibi. taniyanlar anlamistir zaten kim oldugunu bu mubasir abimizin. bu sabahki durusmalari cigirirken, avukatlardan biri usulca egilerek sordu:

- disaridaki durusma listesiyle sizin elinizdeki birbirini tutmuyor ama?

mubasirimiz yanit verdi:

-disaridaki listeye herkes parmak atiyo, ondandir.

bunu duyan daktilo kiz dahil hepimiz yerlerdeydik. akabinde bir baska avukatin "hocam baska durusmalarim var, bekletir misin benim dosyayi?"sorusuna bizim mubasirin verdigi cevap:

- sonuncu ise kadar bekletiriz, ondan sonra tukkani kapariz. 13.02.2008 12:36 mikaella muller bir dosyayı fotokopisi çekilmek üzere baro odasına götürdüğünde, eğer üç-beş lira vermezseniz kesinlikle yüzü gülmeyendir. hatta iyi günler deseniz bile asla yüzünüze bakmayandır. tabi görevini layıkıyla yapanları tenzih ediyorum. *


bazıları kendilerine olması gerekenden daha büyük misyonlar yükler.

mübaşir: ben hep stajyerlerime şunu öğütlerim: çalışın, çalışın, çalışın. stajyer: hmm, peki.

avukat stajyerlerinden bahsediyor, kendi stajyerlerinden, canım benim.


adalet bakanlığı bünyesinde çalışan biri olarak hiçbir zaman bu meslek grubunun varlığını anlayamadım.

bankalarda aldığı numarayı takip etmeyi öğrendi bu insanlık, üstüne ilaç kuyruklarında numarasını beklemeyi öğrendi ama bir mahkeme önünde sırasını takip etmeyi öğrenemedi de, birinin kendisini yönlendirmesini bekliyor! düşünsenize, bankada birisinin adınızı bağırdığını? komik değil mi allasen?

devlet de bir elektronik pano yaptıramadı anasını satayım. hadi diyelim ki, elektronik sistem olmaz, kardeşim çok gerekliyse bu bağırma işi, katibin önüne koy bir mikrofon o bağırsın! neden ekstradan kalifiye olmayan bir eleman çalıştırıyorsun? onun yerine al bir tane daha katip, ağır cezalarda gece yarılarına kadar çalışmasın insanlar ama yok, memur zihniyeti işte, böyle gelmiş, böyle gidiyor...

zaten çocuk ve aile mahkemesi gibi nispeten daha az çalışan mahkemelerde, hakimlerin odacılığını yapıyor bu meslekteki arkadaşlar. (çay ya da kahve yapma, bulaşık yıkama, gazete alma vb.) daha çok çalışan mahkemelerde de aslen zabıt katibinin işi olan dosya getirme, götürme, fotokopi ve yazışmalarla ilgileniyorlar. öyle bir meslek grubu işte!


anchorman'in arapçası.


savcılığa hakkınızda açılan davanın dosyasının fotokopisini çekmek için gidersiniz, sulh cezanın kapısından girer, durumu anlatırsınız. fazlasıyla bezmiş ve mesai saatinin bitişini inanılmaz bir sabırla bekleyen memur ablamız cevaplar,

- direkt olarak fotokopi çekemezsiniz, mübaşir vardı burada ama şimdi yok, mübaşir bulun onaylayıp çekelim fotokopiyi.

daha önceden mahkemenin yakınından bile geçmemiş genç arkadaşlar olarak bu mübaşir nedir hiç bir fikrimiz yoktur. sormaya da utanmaktayızdır delikanlı adamlar olarak. ve o an tahminler yürümeye başlar, o tahminlerden önce diğer sulh cezaya girip sorarız.

- hee, onu mübaşirle yapacaksınız, mübaşir vardı da postada şu an gelecek işte.

+ bugün gelir mi? (mübaşir ne abla mübaşir nee?)

- bilmiyorum belli olmaz postada işte.

elimizde 2 kişiyle diyalog ve yeterli veri olduğuna göre mübaşir'in ne olduğuyla alakalı tahminlere başlarız:

- bence bu mübaşir dediği şey mühür falan kanka, postada diyor herhalde burası yeni açıldı, postayla gönderecekler yeni mühürü onay falan da dedi çünkü.

+ mübaşir bence böyle postadan dosya falan taşıyan büyük bi adam olmalı başka bi ihtimal yok. ya da damgadır. bilmiyorum anlamadım ben.

- ekşiye bakalım (bu esnada iphone'dan mayhoş açılır, mübaşir yazılır.) olm insanmış ya bu?

+ yok hacı bi yanlışlık var, onay falan diyor.

diğer sulh cezalar sırayla dolaşılır ama kimsenin mübaşiri yoktur. ilk sorduğumuz yere geri dönüp "tamam abi nedir bu mübaşir bulamadık ne olacak şimdi" diye sormaya yeltenirken, tam o esnada ilk abla bize "bak bak mübaşir orada yakalayın" der, beyaz gömlekli, kısa boylu ve işinden bir hayli bıkmış bir amcayı işaret eder.

amcaya gideriz, önce "ama o benim işim değil" tarzı memur kaytarmaları çeker, sonra fotokopiye ineriz beraber, bu da tatlı bir anı olarak kalır.

özet: mübaşir, bir damga veyahut posta taşıyan kaslı bir amca değildir. genel olarak bezmiş ve sıkılmış görünümlü, işinizi yaptırmanız için bi onluk sıkıştırmanız gereken gereksiz bir devlet memurluğu biçimidir. ha biz tek kuruş atmadık o da onun kısmetiymiş ne yapalım, öğrenciyiz abi. devamını okuyayım...


kemal sunal tarafından canlandırılanı için (bkz: saygılar bizden)


kelimenin müjdeleyen anlamı yoktur.

müjdeleyen anlamına gelen kelime(ler) beşura kök fiilinden, mübaşir ise beşire'den türemiştir. beşura "müjdeledi", beşire ise "haber verdi, ilan etti, duyurdu" demektir.

müjdeleyen anlamına gelen kelimeler şunlardır:

(bkz: beşîr) (bkz: mübeşşîr) (bkz: mübşîr)


işini iyi yapıyorsa duruşma süresini yarı yarıya kısaltmaya muktedir zat.


her duyduğumda istemsizce timothy spall'un aklıma geldiği, türkiye'de adalet bakanlığı'na bağlı adli yargı komisyonları tarafından atanan kişilerdir.

(bkz: sweeney todd the demon barber of fleet street)


şimdi ben her üç günde bir iki saat boyunca üçlü koltuğun orta kısmını oturup aklıma gereksiz şeyler getirme seansı uygularım. benim hiçbişey yapmadan üçlü koltuğun ortasına oturmaya istidadım var. ben bu zamana kadar, napıyosun diye sorduğumda hiiiç oturuyorum diyen bütün arkadaşlarım sonrasında mutlaka o oturma işine ilave başka bir aktiviteden bahsettiler. mesela; hiiiç oturuyorum, tv'ye bakıyorum - napiym yaa oturuyorum, film koydum şimdi - evdeyim oturuyorum, dergi bakıyodum - eve geldim şimdi oturuyorum, viski al gel - oturuyorum yaa, içim geçmiş yatıcam şimdi... gibi. bense sadece otururum. zira oturmak ilave işe gerek duyulmayacak kadar önemlidir. yanına garnitür eklenerek tadının bozulmasına izin verilmeyecek kadar lezzetli bir yemek gibidir. neyse... bu konuyla ilgili derin maneviyatımı daha önce paylaşmıştım lafı uzatmayayım.

geçenlerde yine bizim el oyması salon takımının üçlü koltuğunun orta bölümünde oturuyordum. ama ne oturmak, içli içli. hakkını vererek. lezzetli bir çipet pet gibi. oturma seansının gereksiz şeyler düşünme bölümüne geçmiştim ki kendimi bir anda hukuk sektörünün sorunları ana başlığında buluverdim. ya hu dedim, acaba dedim, hukuk fakültesini bitirdikten sonra ben küçük mutluluklar insanıyım. makamda mevkide gözüm yok. mütevazı bir hayat istiyorum. yere batsın staj, adın batsın baro. mübaşir olucam ben. hem tipi de iyi. kafam rahat olur deyip kariyerine mübaşir olarak devam eden hukuk fakültesi mezunu kimse var mıdır? devamını okuyayım...


dinozor bir avukattan öğrendiğim kadarıyla, ne kadar doğrudur bilemem, kendilerine vaktü zamanında "başefendi" denirmiş. ne alaka, bilemiyorum.


hakimlerden sonra en yetkili abi. joker!


yargıçların hangi takımı tuttuklarını öğrenebileceğiniz kutsal bilgi kaynağı.

eskiden kolu şeritli (kırmızı ceza - yeşil hukuk; tıpkı yargıçlarda olduğu gibi) ceket giydiklerinden, duruşma salonlarındaki diğer sivil kıyafetli kişilerden kolayca ayırt edilebilen, son yıllarda ise hiçbir mensubunun, bu ceket kuralına uymadığı ve aralarına yeni yeni kpss kökenli genç bayanların da katılmaya başladığı meslek erbabıdır.

not: 10 yıldır adliye koridorlarında olmama rağmen hiç aklıma gelmedi, birini çevirip mübaşirlerin ceket zorunluluğu kalktı mı diye sormak. bilen varsa yeşillendirebilir.


adaletin gizli öznesidir.


bildiğim kadarıyla şu an mevcut uygulamalara göre ceket olayı tamamen adalet komisyonunun yetkisi dahilinde olmaktadır. mekana göre değişir yani. ayrıca doğrudur. kendileri mahkemelerin gizli krallarıdır. çoğu zaman bu arkadaşların sözü geçer. ancak gerektiğinde hakimden de sağlam fırça yerler. her meslekte olduğu gibi çok iyileri olmakla beraber çok kötü olanları da vardır.


hukuk fakültesinde okuyan bir arkadaşımın kpss ile bir kurumun hukuk müşavirliğine atanması üzerine ilk iş gününde gidip hukuk mübaşirliğini sorması, hata yaptığını farkedip bu defa hukuk müvaşirliği diye tekrar sorması ile zihnimde yer etmiş meslek grubu. kimi zaman çok iyi olanları avukata avukat gibi davrananları olmakla birlikte bazılarının burnu acayip havadadır çoğunu duruşma günleri dışında görmek pek mümkün değildir.


vaktinde; hukuk okuyorum duruşma izlemeye geldik dediğimizde burası ceza mahkemesi, hukuk okuyorsan hukuk mahkemesi şu tarafta diyen meslek erbabı.*

edit:imla


çağlayan adliyesi 5. iş mahkemesinde var bunlardan bir tanesi. davacılara/davalılara, avukatlara, hakime öyle bir davranıyor ki adam, adalet bakanı sandım bi an.


iyisi gününüzün iyi geçmesine vesile olurken, kötüsü gününüzün içine sıçabilir. çünkü iyisi sırayı ve duruşma beklerken oluşan stres ortamını yönetmeyi iyi bilir, avukatlarla iyi geçinir, arada espri yapar; kısacası duruşmalarınızı sorunsuz atlatmanıza yardımcı olur. kötüsü ise sizi sinir stres sahibi yapar, kendisi de patlamaya hazır bir bomba gibi dolaşır durur.

bir de adli tatilde altın kıymetine biner bu meslek grubundakiler.

bir mahkemede fotokopi çektirecekseniz yahut benzeri bir işiniz varsa ve kendi mübaşirleri izindeyse, "mübaşir bulup gelin" derler ki bu, mahkeme mahkeme gezip, izinde olmayan bir mübaşir bulmanız gerektiği anlamına gelir. zira hakimler, yanınızda bir memur yoksa, koca dosyayı öylece elinize verip göndermezler. sonra düş bakalım mübaşir peşine...


1 saat önce kontörü olmayan lise öğrencisi telefonumu kullanarak arkadaşını aradı. sonrasında karışıklık olmasın diye aradığını numarayı sildim.. az önce de 1 saat önce aradığı kişi olsa gerek beni arayarak:

- mübaşir ile görüşebilir miyim?

+ yanlış numara, adliye değil burası..

- 1 saat önce beni bu numaradan aramıştı

+ kim aradı?

- mübaşirrr

+ mübaşir diye isim mi olur kardeşim?

- haklısın abi, 3 ayda zor ezberledim..

akşam akşam yüzümü güldürdün kerata..


"kocasını mutlaka tanırsın. o da adliyeci sayılır. adıyaman'da cezaevi memuruydu. bir mahpus kaçırdı da açığa çıkardılar*. üç aya mahkum ettiler. mübaşirlikte, kolculukta bulunmuş. şimdi inhisarda çalışıyor. altı ay evvel burada yatmış." kemal tahir - karılar koğuşu


yönetmelikte belirtilmiş fakat; yalnızca, medyatik veya kendilerince önemli gördükleri davalarda giydikleri osmanlı dönemi zabıta kıyafetlerini anımsatan resmi üniforma sahibi devlet memurları.

ıs bileni muazam derecede işleri hızlandırır kalem işlerini kolaylaştırır. bizim adliyede var bir tane mubasir hakimler bile hayran kalir adamın çalışmasına. emekliliğine az kalmis yılların katibinden de iyi bilir işleri. zaten nam yapmış kimse gelip katibe sormaz bu mubasir arkadaşımıza sorar. çok sey öğrendim ondan. ama adliyedeki diger mübaşirler için ayni şeyi soyleyemem. adamlar işsizlikten adliyedeki dedikodunun kaynağı olmuş durumdalar ve sürekli kavga ediyorlar kendi aralarında.


çoğu kraldan çok kralcı olurlar. çocukları genelde hukuk okuyup hakim olmak ister. önünde el pençe durduğu hakim emekli olunca 180 derece değişebilirler. katiplerle bu özellikleri ortak noktalarıdır. bazıları da haddini bilmez. tabi ki istisnalarda kaideyi bozmaz.


06.02.2019 itibariyle resmi gazatede ilan edildiği üzere yardımcı hizmetler sınıfından genel idari hizmetler sınıfına geçmiş bulunmaktadırlar.


adliyenin en rahat adamı.

deyim yerindeyse siki daşşaaana denk.




alakalı başlıklar Edit

zabıt katibi ankara adliye sarayı adliye diyalogları avukat savcı

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.