FANDOM


Disambig Bakınız: Şablon:Haberler

Yenişehir Kaymakamı Eyüp Sabri Kartal ile 9 Haziran 2010 da Mersin haberci gazetesi muhabiri Meletem Ahadoğlu röportaj yaptı.

Gazeteci tuzak soru olarak Marina AVM hakkında ne düşünüyorsunuz?, dedi. Amaç kaymakam da Marina AVM ye karşı dedirtmek istiyordu.

Haberci Gazetesi haberi 09 Haziran 2010

Müftü Deresi Venedik Olsun

Ama Kartal beklenmeyen bir cevap verdi.

Bence sadece Yenişehir'de AVM değil, her ilçede olmalı, dedi.

Mesela Akdeniz, Mezitli, Erdemli, Silifke, Aydıncık, Anamur Marina AVM yap işlet modeliyle yapılmalı, dedi.

Bu marinalar arasında da hızlı deniz ulaşımı konulursa Mersin trafiği rahatlar, dedi.

Herkes bisiklet kullanır. Marinalardan işlerine bisikletle gider..." dedi.

İşte bu röportaj gazetenin manşetinden haber oldu.

Aradan üç sene geçmesine rağmen Müftü Deresi Venedik Olsun proje önerisi Mersini 3 sene geçmesine rağmen hala etkilemeye devam ediyor...

STKların gündeminden düşmüyor...

Yazarların üzerine değerlendirmeler yazıyor...

Aslında Mersin Marina üzerine kurt gazeteci soruyordu "Mersin Marina Mersin de esnafı bitiriyor, ne dersiniz?" diye...

O da Akdenize Mezitliye Erdemliye marina yap işlet devret modeliyle yapılması önerisinde de bulunmuştu. Şehir hem trafikten park yeri probleminden kurtulur , diye...

Ama medya mensubuna Venedik cazip gelince onu kullanmıştı...



İşte o haber Edit

Yaptığı çalışmalar ile Yenişehir’in adını sadece Türkiye’ye değil, Çin ve Kore Milli Eğitim Bakanlıklarına kadar duyuran Yenişehir Kaymakamı Eyüp Sabri Kartal, Tevfik Sırrı Gür Stadyumu ’nun TOKİ ’ye devredilmesiyle ilgili projeye çok farklı bir yaklaşım tarzı getirerek, ilginç bir öneriyi gündeme taşıdı.

Kartal, Tevfik Sırrı Gür Stadyumu’nun TOKİ’ye Müftü Deresi ile birlikte verilmesi önerisini gündeme getirerek, " Venedik " tarzı bir yapılanmanın hayata geçilmesiyle, projenin Türkiye’de ilk olma özelliğini taşıyacağını söyledi.

Mersin ’de ilçe kaymakamları içinde en "sıra dışı", en aktif ve en sporcu kaymakam olarak öne çıkan Yenişehir Kaymakamı Eyüp Sabri Kartal ile eğitimden sağlığa, tarımdan spora, ilçenin yapısından sorun ve çözüm önerilerine kadar birçok konuyu konuştuk.


Yenişehir ilçesi ni nasıl tanımlıyorsunuz? Edit

Eyüp Sabri Kartal: Yenişehir ilçesi sürekli yenilenen ve değişimden yana olan bir ilçedir. Şehirleşmesi güzel, düzenli ve yeşil alanı bol bir ilçemiz. Belediyelere pek çok alanda hizmet üretme imkânı sağlıyor.


'Peki ilçede en büyük eksiklik olarak gördüğünüz konu başlıkları neler? Edit

Eyüp Sabri Kartal: Büyük bir kültür merkezine ihtiyaç var. Halk eğitim merkezi ve çocuklar için bir rehberlik hizmeti sunan eğitim alanının olmayışı da eksiklik olarak tanımlayabileceğimiz konular.

Siz Yenişehir Kaymakamı olduktan sonra, Yenişehir’de neler değişti? Edit

Eyüp Sabri Kartal:

Eğitim ivme kazandı.

Okullarda denetim arttı.

Spor alanında önemli çalışmalar yaptık.

Yenişehir’de ilkleri gerçekleştirdik.

Eğitim, sağlık, spor ve daha bir çok konuda önemli çalışmaları ortaya koyduk.

Türkiye’de ilk kez DynEd çalışmasında öncülük ettik.

California ’da kurulan DynEd International, eğitim alanında Oxford University Press, Longmann, BBC ve Stanford University ile pek çok eğitimci, bilgisayar programcısı, sanatçı ve nöroloji uzmanından oluşan büyük bir ekibin tasarımıdır.

Bu sistemle hiç ilgilenilmemiş ve ne yazık ki heba edilmiştir.

Okul müdürleriyle toplantı yaptığımda dil projesi nasıl gidiyor diye bir soru yönelttim.

Hiçbiri DynEd projesinin ne olduğunu bilmiyordu.

İlköğretim öğrencilerine bilgisayar üzerinden interaktif yöntemle dil öğretmeyi amaçlayan DynEd eğitim sistemiyle ilgili ciddi çalışmalar yaptık. Dil laboratuarları açtık.

DynEd eğitim sistemi ile öğrencilerimizin İngilizce dil eğitimi daha üst seviyeye çıkarak kısa bir süre içerisinde öğrenip akıcı konuşma olanağı sağlanmakta olduğunu, dil laboratuarlarının bütün okullarımızda açılması için gerekli çalışmalara devam edeceğimizi herkese anlattık.

Bilgisayarları başında çalışan öğrenciler Dyned yazılımları ve eğitmenleri tarafından izlenerek yönlendirilmekte klasik İngilizce konuşmak için bin saat gerekli iken DynEd eğitimi ile bu süre yaklaşık 360 saate inmektedir.

Sadece ingilizce ve dil öğretmenlerinin sırtına bırakılan bir projeyi önemli bir noktaya getirerek, Mersin ’i ilçemiz sayesinde birinci yaptık.

DynEd projesi kapsamında kullanılmayan ve hurdaya ayrılmış atıl vaziyetteki bilgisayarları elden geçirerek kullanılır hale getirdik.

Bu bilgisayarlarla 10 dil laboratuarı açtık.

Çalışmalarımız Kore ve Çin Milli Eğitim Bakanlıklarının da ilgisini çekmiş.

Bilgisayarları renk renk boyamamız ve laboratuar açacak seviyeye getirmemiz onların dikkatini çekmiş.

Bu da bizim için sevindirici bir gelişmedir.

Bir diğer çalışmamız da, öğretmenlere karne vermemiz oldu.

Kafasına göre değil, başarısına göre karne verdik.

Çevre sağlığı konusunda da önemli çalışmalar yaptık.

En fazla beyaz bayrak alan ilçe yine Yenişehir ilçesi oldu.

Spor alanında da önemli çalışmalar ortaya koyduk.

Tüm spor dallarına eşit yaklaşmaya çalışıyoruz.

Her spor branşının bir il temsilcisi var ama ilçe temsilcisi yok.

Biz bir ilki yaptık ve her branşın ilçede bir temsilcisini belirledik.

Beden eğitim öğretmenleri arasında görev dağılımı yaptık ve bu inanılmaz bir sinerji oluşturdu.

Her branşın sorumlusu olunca, şimdi birçok aktivite düzenlenen bir ilçe haline geldik.

İki kez Balkan Şampiyonası yaptık.

Örneğin, ilk defa Balkan Badminton Şampiyonası na bir eğitim kurumu sponsor oldu.

1-3 Haziran tarihleri arasında Romanya , Bulgaristan , Yunanistan, Moldova, Sırbistan ve Türk Milli takımlarından toplam 120 milli badminton sporcusunun katılımıyla Türkiye Badminton Federasyonu organizasyonunda Türkiye ’de ilk defa bir eğitim kurumunun spor dalında sponsor olduğu "Yıldırımhan Eğitim Kurumları 13 Yaş Altı Balkan Badminton Şampiyonası " Yenişehir’de yapıldı.

Biz ilçe olarak badmintonda en hızlı ilerleyen ilçeyiz. Değirmençay beldesinde köylülerle şalvarlı badminton turnuvaları yaptık.

Turnuvaya 5 köyden 40 kadın katıldı. Bir ayda bin badminton kortu projesini gerçekleştirdik. Spor branşlarıyla ilgili yaptığımız çalışmalar daha önce, Mersin tarihinde hiç yapılmayan çalışmalardı.

Basketbol ve futbol alanında da Türkiye birinciliklerini göğüsledik.

Diğer çalışmalarımız ise, tüketici hakem .......

Haber üzerine STK ve gazetecilerin tartışmalarıEdit

Müftü deresinden Gümrük meydanına hayal projesi ve Jansen…Edit

Posted on 14 Ocak 2013by abdullah ayan

[5]

1935′te geldi Jansen Mersin’e…

Ankara’da yaşadığı hayal kırıklığının ardından Adana, Tarsus, Mersin planlarını yapmak üzere aldığı davetin ardından çıplak gözle görmek istemişti üç kenti.

Günümüzdeki Atatürk Caddesi üzerinde yer alan sahil şeridindeki Toros Otelinde konaklamış ve pencerelere asılmış çarşaflardan başka bir şey görmeyişini şöyle dile getirmişti:

“Ben burada denizi görmek için kalıyorum ama görüyorsunuz yatak yorgan çarşafları asılmış, iki günden beri deniz yerine bunları seyrediyorum. Yazık denizin ve havanın güzelliğinin farkında değilsiniz. Oysa İskele başından Kışlaya kadar bir gezinti yeri yapılsa ne güzel olur, şehrin profili değişir.”

O hayal ettiği gezinti yolunu hazırladığı plana işlemekle kalmamış, Kışlayı, Müftü deresini de içine alan sahil düzenlemesi ve aynı bölgenin turistik tesislerle donatılması yönündeki düşüncelerini kâğıda dökmüştü.

Güncelliğini yitirmek şöyle dursun, bugün yeniymiş gibi keşfedip durduğumuz ve önemi gittikçe artan çoğu projenin ta 1935′lerde bir Mimar eliyle nasıl bir öngörüyle hayal edildiğini göstermesi bakımından Jansen planı hem önemli hem de unutulmuş bir dönemi hatırlatması bakımından hayli keyifli detaylar içermekte.

Kentin doğusunu sanayi bölgesi olarak işaretleyen Jansen batı bölgesini (ki Müftü deresi yanındaki Fenerde sona ermekteydi) dinlence, eğlence, turizm bölgesi olarak tasarlamıştı.

Bölgeyle ilgili düşüncelerini üç ayrı başlıkta toplamıştı:

Promenat (Sahil gezinti alanı), plaj ve kışla sahasında kurulacak kurhaus parkı…

Jansen’ in sahil gezinti alanı ile ilgili düşünceleri şöyle özetlenebilirdi:

Deniz kıyısında yer alan kentlerin en önemli yeşil alanları sahilde oluşturulacak gezi bantlarıydı ve Jansen Mersin için 30 metre genişlikte bir promenat tasarlamıştı. Ona göre yerleşim denize kadar ulaştığından bu gezi yolu ancak deniz doldurularak kazanılabilirdi ve sahil sığ olduğundan bu zor değildi. İleride liman yapılırken çıkacak hafriyatın dolgu malzemesi olarak kullanılması halinde para da gerekmeyecekti denizden kazanılacak alan için. (Jansen’in 1935′te hayal ettiği alana Mersin, tıpkı onun tarif ettiği biçim ve yöntemle 1970′lerin başında kavuşacaktır)

Planın bu bölümünü anlatırken; “Düzenlenecek sahil bölgesinde kürek ve su sporlarına mahsus küçük iskeleler projelendirdim” diyor ve ekliyordu: “Gümrük iskelesi (şimdi ki Mersin otelinin hemen batısında) de bu amaca hizmet etmelidir. Köprü başındaki Gümrük evi bu amaçla bir pavyona çevrilecektir. Yeni Cami (günümüzdeki Ulu camii) taraçalarla kuşatılacaktır. Promenat liman civarında 20 metre genişlikteki ağaçlık kuşakla liman caddesinin deniz tarafından geçecektir. Limanın batı köşesinde liman promenadı ile bağlantılı bir bahçe ve içinde lokantanın da yer aldığı otel projelendirilmiştir. Promenat plajdan (Müftü deresinin doğu yakası) başlar, kentin doğusundaki sanayi mıntıkasına kadar devam eder. Yeşil saha bilhassa sanayi bölgesi önünde geniş tutulmalı ve fabrikaların denize açılan taraftaki görüntüleri böylece yeşillikle kamufle edilecektir.

Az parayla yapılacak bu sahil düzenlemesi şehrin değerini son derece yükseltecek, şehirle deniz arasında kuvvetli bir ilişki kurarak, Mersinin halis bir kurort (sayfiye, tatil) şehri kıymetini bahşedecektir.

Planın plaj bölümü de çok iddialı ifadeler içermekteydi. Jansen’ e göre fenerin güney batısında (günümüzdeki T.S.Gür stadyumunun deniz tarafı) yer alan plaj muhteşem kumsalıyla Akdeniz sahillerinde mevcut Türkiye plajlarının en mükemmeli olabilirdi.

Bunun için yapılması gerekenleri de sıralamıştı; deniz seviyesinden 2,5 metre yukarıda bulunan beton ve pergoladan oluşan bir gezinti alanı ve arkasında soyunma kabinlerinin yer aldığı bir bölüm. Buradan plaja inen taraçalar yapılacaktır, bölgede denize nazır kahvehane ile otomobil ve arabalar için bekleme yerleri düşünülmüştür. Sahil boyunca uzanan büyük bir saha oyun ve istirahat çimeni olarak projelendirilmiştir, burası ağaç gruplarıyla çerçevelenmelidir. Burada yaz evleri de yapılıp sezon boyunca kiraya verilebilir.

Jansen’in dinlence, eğlence için düşündüğü bölgeyle ilgili en iddialı bölüm kendi ifadesiyle “kışla sahasındaki kurhaus parkına” ayrılmıştı. 1935′ te kışlanın oradan kaldırılması ve kent dışında bir bölgeye taşınması gerektiğini söyleyecek kadar ileri görüşlüydü üstelik. Şunları söylüyordu kışla ile ilgili olarak: Mersin nehrinin (Müftü deresi) yanındaki kışla buradan göçürülerek şehrin dışında uygun yere yerleştirilmelidir. Düşmanın taarruz hedefi en yüksek olan böylesi askeri müessesinin iskân mıntıkası yanında bulunuşu caiz değildir.”

Kışlanın oradan taşınmasıyla ortaya çıkacak alanı ise nehir, deniz kenarı ve plaja yakınlığı nedeniyle içinde otellerin yer aldığı kurhaus (tedavi merkezi) için düşünmüştü. Merkezin etrafında gül bahçesi, müzik salonu, tenis kortları ve seyir taraçaları yer alacaktı.

Şimdi gözlerinizi kapatıp hayal edin.

1935′ lerde Jansen’ in tasarladığı plan (ben bu yazıda sadece Müftü deresi ile Gümrük Meydanı arasında kalan bölgeyle ilgili düşüncelerini paylaştım) hayata geçirilseydi nasıl bir Mersinde yaşayacaktık bugün?

Ve bir başka soru; 85-90 yıllık gecikmeyle bugün o planı hayata geçirme konusunda ne kadar şansımız var?

Bana kalırsa tüm işgallere, tahribata rağmen, Mersin’ de özellikle bu bölge hayalleri gerçeğe dönüştürmek için halen büyük potansiyele sahip.

Müftü deresinden başlayarak Mersin oteline kadar uzanan bölgede trafik yer altına alınarak ve kimi ekonomik ömrünü tamamlamış, 1970′lerin cinayet anlamına gelen ucube yapıları yıkılarak sahil yeniden düzenlenebilir.

Orduevi ve arkasındaki askeri lojmanlar kaldırılır ve alan arkası oteller önü kumsal olarak turizme ayrılır. Balıkçı barınağının önündeki rıhtım kruvaze gemilerinin yanaşacağı hale getirilir. Rıhtımın batısı Hilton otelinin önüne kadar plaj olarak düzenlenir.

Müftü deresinin iki yanında yer alan çoğu sonradan kondurulmuş tüm yapılar kaldırılır, dere ıslah edilerek ve derinlik kazandırılarak etrafı kreasyon alanı olarak halka açılır.

Projeyi Jansen planından da esinlenerek günümüze uyarlama konusunda çok daha detaylı ve zengin hale getirmek mümkün.

Eminim herkesin bu konuda ekleyeceği düşünceleri, zenginleştirecek önerileri vardır.

Toplanacak öneriler ışığında gelin projeyi ete kemiğe büründürelim. Çamlıbel ve arkasındaki eski Kiremithane evlerinden Balıkçı pazarına kadar art bölgenin de eklenmesiyle hayali bile cihan eden bir Mersini yeniden yaratmak elimizde.

Un, şeker, yağ, her şey var dağarcığımızda.

Tek eksiğimiz helvayı pişirecek usta…

Onu da er veya geç buluruz nasılsa…

Genel içinde yayınlandı | Yorum yapın

Hadi Mersin’ i Petersburg yapalım…Edit

Posted on 14 Ocak 2013by abdullah ayan

Hadi Mersin’ i Petersburg yapalım…

Dubai’ yi duymuştuk ta, Petersburg nereden çıktı demeyin..

Tanım bana ait değil, MESİAD Başkanı Akkurt’ un…

Müftü deresinin denize döküldüğü yerde poz veren başkanın fotoğrafı ve ekinde demecini gazeteler farklı başlıklarla vermiş:

“Dereler turizme kazandırılacak” gibisinden sanki öneri kabul görmüş hatta projelendirilmiş te, kısa zamanda hayata geçirilecek gibisinden umut vaat edeni de ya da“Müftü deresi Venedik olsun”, “Müftü deresine Petersburg modeli” gibi hayli iddialı manşetler de…

Hatta hızını alamayıp “Mersin iki dereyi ıslah edecek, Amsterdam olacak”başlığını atanı bile gördüm. (Hani kimi gazetelerin çabası desem o da değil, Akkurt memnun ki spotlardan, MESİAD e-mail zinciri üzerinden ulaşabildiği herkese duyuruyor dereleri ıslah ederek Mersin’in yakında Amsterdam, Venedik, Petersburg olacağı müjdesini)

Aslında iki tarafı elli yıldır işgal edilmiş, her sel felaketinde çevresini düzenleyelim de bir daha benzer sorunlar yaşamayalım düşüncesinin şöyle bir aklımıza estiği, sonrasında o sellerin de, ıslahın da unutulduğu hayli sığ bir dereden söz ediyoruz.

Yılın belli aylarında biraz seviyesi yükselen, yaz döneminde ise kurumaya yüz tutan bir dereden Venedik veya Petersburg yaratma düşüncesi gerçekten çok geniş bir hayal dünyasının eseri ama pratikte ancak gülünesi değeri var.

Venedik’ i zaten bilen biliyor, o konuda söz söylemeye bile gerek yok. Amsterdam nereden çıktı diye sormayın, cevabı yok çünkü. Ama şu “Petersburg modelini” ve Mersin’ e uygulama şansını bir konuşalım:

Petersburg aşkın şairi Puşkin’ e, Suç ve Ceza’ nın yazarı Dostoyevski’ ye ilham veren kent…

Rusya’ nın Finlandiya körfezine açılan kapısı olarak yaklaşık 200 yıl önce Çar Petro (hani bizim deli, Rusların ise dahi dediği Büyük Petro) tarafından kurulmuş bir şehir. (zorlarsak Mersin’ e benzeyen tek yanı da bu)

Ama Mersin’ in aksine planlandığı günden beri kokusunu, dokusunu koruyan, geleceği o plan çerçevesinde bugüne kadar değerli tablo titizliğiyle koruyan bir kent.

Gelelim Akkurt’ a Müftü deresinden yola çıkıp Mersin’ i Petersburg yapma ilhamını veren periye…

Petersburg’ u var eden, bulunduğu yere kurulmasını da sağlayan en önemli zenginlik Neva nehri…

Müftü deresinden bir Neva nehri yaratabilirsek Petersburg olacağız hayaline turp sıkacak gerçeğe gelince, rakamlarla anlatayım:

Neva 30 kilometresi Petersburg içinden akıp denize ulaşan 75 kilometre uzunluğunda derin ve geniş yataklı bir akarsu.

Sadece içinden geçerek hayat vermiyor kente… Nehir üzerinde tam 42 ada yer alıyor ve kent içinde oluşturulan 95 kanal, kurulan 500 köprü süslüyor Petersburg’ u…

Nehrin derinliği ve genişliği her türlü taşımacılığa uygun. Petersburg’ a yanaşan büyük gemilerin boşalttığı yüklerin önemlice kısmı Moskova başta olmak üzere Rusya içlerine Neva ile başlayan rota üzerinden naklediliyor.

Turizmde de önemli payı var nehrin. Petersburg’ a gelen turistlerin nehir üzerindeki çeşitli kentlere de uğrayarak Moskova’ ya kadar aldıkları tur programının en önemli bölümünü Neva oluşturuyor. Güzergah üzerinde farklı nehirler, göller var. Yolcu gemileri farklı nehirlerin birinden öbürüne elliye yakın havuzdan geçiriliyor ama kesintisiz ve nehir üzerinde on gün süren dünyanın en muhteşem yolculuklarından birini yapanlar, yaşadıkları doyumsuz anları ömür boyu hafızalarından silemiyorlar.

Diyeceğim o ki, ne Mersin’ den Petersburg olur, ne de Müftü deresinden Neva nehri…

Ama anlattıklarıma bakıp, Müftü deresinden bir şey olmaz dediğim sonucu çıkarılmasın.

Aksine kenti ikiye ayıran bu dere, kavuştuğu denizden de yararlanarak, yeni bir kreasyon alanının yaratılmasında elbette bir cazibe merkezi olabilir.

Bu aslında yeni bir şey de değil.

1935′ te Mersin’ in bugüne kadar gelmiş, geçmiş en iddialı ve kapsamlı planını yapan Jansen’ in çalışmasında özel yeri var Müftü veya o günlerdeki adıyla Efrenk deresinin.

Günümüzde nelerin yapılacağına gelince; bir sonraki yazıda Kruvaze turizmiyle entegre edilmesi başta olmak üzere, Orduevi ve arkasındaki askeri lojmanların kaldırıldığı, Müftü Deresiyle liman arasında kalan alandan başlayarak ardındaki bölgenin düzenlendiği, Mersin’ in çehresini değiştirecek proje üzerindeki düşüncelerimi, Jansen’ in planından günümüze kadar yaşananların ışığında anlatmaya çalışacağım.

Bakarsınız birilerinin ilgisini çeker de, Amsterdam, Venedik, Petersburg’a özenme yerine kendimize özgü varlıklarımızla, 21.yüzyılın imrenilen Mersin’ini kuracak olanlara karınca kararınca bir ilham kaynağı sağlamış oluruz.

İç linklerEdit

Dış linklerEdit

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.