FANDOM


Mükafat Ecir Ecr

Mükâfat Olarak Sevap

Mükâfat Olarak Sevap: ‘Sevab’, iyi amellere karşı Rabbimizin vermesini ümit ettiğimiz sonuçtur. Mü’minler, İslâm'ın kendilerine emrettiği şeyleri yerine getirdikleri zaman bunun ‘sevabını’ alacaklarını bilirler. Sevab, farzları ve vacipleri yerine getirmenin karşılığı olduğu gibi, mü’minlerin nafile olarak yaptıkları her türlü ibadetin ve her türlü iyiliğin (hasenenin) de karşılığıdır. “Her kim kötülük eder de onun kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktir. Onlar orada devamlı kalırlar. İman edip sâlih amel işleyenlere gelince; onlar da cennetliktirler. Onlar da orada ebedi olarak kalacaklardır.” (2/Bakara, 81-82). Bu âyette ve diğerlerinde iyi ve kötü diye nitelenen amellerin karşılığının mutlaka verileceği bildiriliyor. Üstelik bu karşılıklar da geçici bir zaman için değil sürekli olacaktır. Âyette geçen insanı çepeçevre kuşatan ve sahibini ebediyyen cehenneme sürükleyecek amel şüphesiz ki inkârcılıktır. Zâten İslâm'a inanmayanlar sâlih amel işlemeyi bilmezler. İnsanın âhiretteki durumu sevabının azlığı veya çokluğu ile belli olacaktır. Sevabı çok olanlar Cennete, günahı çok olanlar Cehenneme gidecektir. Kur’an bunu ‘tartısı ağır olanlar, tartısı hafif olanlar’ diye nitelemektedir (101/Kaaria 6-11). Rabbimiz, ‘sevabın’ yücesinin kendi yanında olduğunu haber vererek, insanları iman etmeye ve kendisinden sakınmaya (takvâya) dâvet ediyor (2/Bakara, 103). Allah (c.c.) dünya sevabının (mükâfatının) da âhiret sevabının da kendi katında olduğunu, ondan dilediği kimseye dilediği kadar verebileceğini haber vermektedir (4/Nisâ,134; 5/Mâide, 85). Allah’ın insana verdiği mallar ve evlâtlar dünya hayatının süsüdür. Fakat devamlı kalacak olan güzel amellerin Allah’ın yanında sevabı (karşılığı) ise hayır bakımından daha önemlidir. İnsanlar belki mal ve nesil yönünden zengin olmayı daha hayırlı sanabilirler. Ancak amellerin Allah katında güzel bir sevaba kavuşması, sevab kazanabilecek amellerinin çok oluşu insan için daha hayırlıdır (18/Kehf, 46). “Allah, hidayet bulanların hidayetini artırır. Sürekli olan sâlih davranışlar, Rabbinin katında sevab bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.” (19/Meryem, 76) Halk arasında her türlü hayırlı iş, sâlih amel veya Allah’ın razı olacağı bütün davranışlar ‘sevab’ diye nitelenir. Bu, İslâm'ın insanları davet ettiği ‘hayr’dır. İslâm insanları devamlı böylesine hayırlı ve sevap iş yapmaya dâvet ediyor. Mü’minler, daha çok sevab kazanmak için insanlara iyi davranırlar, iyilik ederler, yardımda bulunurlar, hayırlı işlere koşarlar. Onlar bilirler ki Allah rızâsı için yapılan bütün ameller mü’mine sevab kazandırır. Unutmamak gerekir ki sevab ancak sağ iken kazanılır. Yalnız sadaka-i câriye (devam eden sadakanın) sevabı ise ölümden sonra da sürer.[1] İnsanın nefsini hesaba çekmesi sanıldığı kadar kolay değildir. Çevre kültürünün baskısı altında kalan akıl ve daima kötülüğü emreden nefis, meşrû (İslamî) olmayan amelleri gündeme getirir. Bir İslam mütefekkiri, “her günah tıpkı şarap gibi sarhoş etseydi, yeryüzünde ayık gezen hiç kimseyi göremezdin” diyerek, önemli bir noktaya işaret etmiştir. Sırat-ı müstakime riayet eden bir mü’min, değişik sebeplerin etkisi altında gayr-ı meşrû amellerde bulunabilir. [1] H. K. Ece, a.g.e. s. 590-592 Mükâfat (Kifâyet. den) Bir hizmet veya muvaffakiyete ve iyiliğe karşı verilen karşılık.

Berâberlik.

Takdirnâme.

Kuranda mükafat Güzel Kurani kerimimizde geçen mükafat ile ilgili ayetler. Kuranda geçen mükafat ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte.

Kuranda mükafat ile alakali tahmini 8 ayet geçiyor 8:28 - Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır.

9:22 - Onlar orada ebedi kalırlar. Çünkü en büyük mükâfat Allah katındadır.

25:15 - De ki: Bu mu daha iyi, yoksa takva sahiplerine vaad olunan ebedilik cenneti mi? Çünkü orası, onlar için bir mükafattır ve bir varış yeridir.

28:25 - Derken, o iki kadından biri utana utana yürüyerek ona geldi. "Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor." Musa, ona (Hz. Şuayb'a) gelip başından geçeni anlatınca o, "korkma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi.

33:24 - Çünkü Allah sadıklara sadakatleriyle mükafat verecek, dilerse münafıklara da azab edecek veya tevbe nasib edecektir. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcıdır. Çok merhamet edicidir.

34:37 - Halbuki sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınızdeğildir. Ancak iman edip de salih amel işleyenlere gelince, işte onların amellerine karşı kendilerine kat kat mükafat vardır. Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler.

54:14 - Nankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

76:22 - (Onlara şöyle denir): "İşte bu sizin bir mükâfatınızdı. Gayretiniz karşılığını bulmuştur."

Ecir (Bak: Ecr)

Ecir Ücretle çalışan, nefsini kiraya veren. Gündelikçi. (Devletler, milletler muharebesi tabakat-ı nev-i beşer muharebesine terk-i mevki ediyor. Zirâ, beşer esir olmak istemediği gibi, ecir olmak da istemez. S.)

Ecr (C.: Ücur) Bir iş, bir hizmet mukabilinde verilen şey.

Ahirete aid mükâfat, hayır ceza.

Ücret, mukabil, karşılık. Sevab.

Tıb: Kırılan bir uzvun sarılması.

ECR

Sözlükte "ücret, karşılık, mükafat, cehiz ve mehir" anlamlarına gelen ecr, dinî bir terim olarak, dünyada veya âhirette îman ve sâlih amellerin karşılığı olarak verilen mükafaat (Ankebût, 29/27; Yûsuf, 12/57) ve kadına evlenme akti sonunda verilen mehir anlamına gelir (Nisâ, 4/24-25). Çoğulu ücûr'dur. Bu kelime, Kur'ân'da 100'den fazla âyette geçmiştir. Âhirette îmân edip sâlih amellere verilecek ücret Kur'ân'da;

"Ecr-i azîm", büyük ücret (Mâide, 5/9),

"Ecr-i kebîr", büyük ücret (Hûd, 11/11),

"Ecr-i kerîm", şerefli ücret (Hâdid, 57/11),

"Ecr-i ğayri memnûn", kesintisiz ecr (Fussilet, 41/8),

"Ecr-i hasen", güzel ücret (Fetih, 48/16) ve

"Ecr-i gayri hisâp", hesapsız ecr (Zümer, 39/10) olarak nitelenmiştir. Zikredilen bu ücretler ile maksat; cennet ve nimetleridir.

Kur'ân'da Yüce Allah'ın; mü'minlerin (Âl-i İmrân, 3/171) muslihlerin (A'râf, 7/170) ve muhsinlerin (Hûd, 11/110) ecirlerini zayi etmeyeceğini âhiret ücretinin daha hayırlı olduğunu (Yûsuf, 12/57) bildirmiştir. Ücreti veren Allah (Bakara, 2/277), hak eden ise çalışanlardır. Kur'ân'da "çalışanların ücreti ne güzeldir" (Ankebût, 29/58) denilmiştir. Allah; mü'minlere ücretlerini yaptıklarının en güzeliyle (Nahl, 16/97), sâlih amellere on katı ile (En'âm, 6/160), Allah yolunda infaka 700 katı ile (Bakara, 2/261) ve sabretmeye hesapsız derecede (Zümer, 39/10) vereceğini "Zerre miktarı bir iyilik olsa onu kat kat yapacağını ve kendi katından büyük mükâfat lütfedeceğini (Nisâ, 4/40) açıklamıştır. (İ.K.)

Allâh Teâlâ, kendisine inanıp da sâlih amel işleyenlere bu dünyada yaptıklarının karşılığını ahirette verecektir. Bu karşılığa iseecr denilmektedir. Kur'ân'da, iyilik edenler ve sakınanlar (Âl-i İmrân, 3/172), inananlar ve sâlih amel işleyenler (Mâide, 5/9), sabredenler (Hud 11/115), infak edenler (Hadid, 57/7), ödünç para verenler (Hadîd, 57/18), namaz kılıp zekat verenler (Bakara, 2/277) için ecr olduğu açıklanmaktadır.

Bir fıkıh terimi olarak ecr, kiralama akdindeki ücret karşılığı olarak da kullanılmaktadır. İcare akdinde unsurlardan biri de ücrettir. Ücret işçinin çalışmasının karşılığı ve en temel hakkıdır. Ücretin ödenmesi, işverenin temel görevi olduğu gibi işçinin de en başta gelen hakkıdır. Hz. Peygamber, "işçiye teri kurumadan ücretini veriniz" buyurmaktadır (Mecmau'z-Zevâid, IV, 97).

Ecr-i Misil: Kelime anlamıyla emsal ücret demek olan kavram, âdil iki bilirkişi tarafından takdir edilen ücret manasına gelmektedir.

İslâm'da emeğe ve haklı kazanca önem verilmiştir. Bu nedenle, iş akdinin herhangi bir sebeple fasit olması halinde, işçi çalıştığı miktar kadar emeğine karşılık olarak ecr-i misile hak kazanır. Bu durumda ecr-i misil, tarafsız bilirkişilerin işçinin fiilen harcadığı emeğe biçtikleri değerdir. Ayrıca zaruret ve ihtiyaç sebebiyle başkasının malını kullanan kimsenin, belli durumlarda bunun için makul bir ücret (ecr-i misil) ödemesi gerekir. Aynı şekilde kira süresi sona ermekle birlikte, haklı gerekçe ve ihtiyaç sebebiyle kiralanan şeyin kullanılması durumunda, makul bir müddet akdin uzatılması halinde, emsal ücret ödenmesi gerekir. (İ.P.)

ECİR Ecir

Ücretli, emekçi, işçi. Ecir, bir İslâm hukuku terimi olarak, "bir hizmet akdiyle bir ücret karşılığında meşrû olan bir işi yapmak üzere emeğini kiraya veren kişi" anlamına gelmektedir. Ücret, menfaat bedelidir ve buna kira da denilmektedir (Mecelle, Madde: 405). İcâre; ücret, bir şeyi kiraya vermek demektir. Istılah olarak ise, "cinsen ve kaderen malum bir menfaati malum bir bedel (ivâz) karşılığında satmaktır. İcâreye vermeye icâr, kiralamaya isticâr veya iktirâ; insanlar hakkındaki icâreye müvâcere; birşeyi kiraya verene âcir veya mukri; birşeyi kiralayana müstecir veya müstekir; kiralanana mucir; kiraya verilene mecur, mucer, mustacer, mukra; çalışmaya sa'y, amel veya sınaa; kazanca kesb denilmektedir. Amele (işçi) kelimesi de 'amel'den gelmektedir; genel olarak, 'çalışanlar' demektir; özelde el emeğiyle geçinen işçi ve kamu görevlileri için kullanılmıştır. Ecr, mükâfat ve ücret demektir. Fıkıhta iki kısma ayrılmaktadır: Ecr-i misil *, Ecr-i müsemmâ * .

Ecir de, ecir-i müşterek ve ecir-i has olarak ikiye ayrılır. Ecir-i müşterek, birden fazla kişiye iş yapan kişidir. Terzi, marangoz, saatçi, köy çobanı, hammal, ayakkabıcı gibi zanaat erbâbı gibi. Bunlar, bilfiil başkalarına değil de sadece bir kişiye çalışsalar da ecir-i müşterek sayılırlar. Bunların ücreti hak edişleri verilen işi yaptıktan sonradır (et- Tûrî, Tekmiletü'l Bahru'r-Râik, Mısır 1311, VIII, 30 vd.; Şeyhîzâde, Mecmeu'l-Enhur, Matbaa-i Amire 1301, II, 376 vd.; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-i İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmusu, İstanbul 1968, VI, 157).

Ecir-i has (özel ücretli) ise, belirlenmiş bir anlaşma süresi içerisinde, belirlenmiş bir ücretle sadece bir işveren için çalışan kişidir. Çalışma süresince işverene bağımlıdır, süre içerisinde iş olmasa da ücretini alır. Başka bir işte çalışamaz. Bir aylığına tutulan hizmetçi, özel tutulan çoban, gündelikli inşaat işçisi gibi. Devlet memurları da bu kapsama dahildir.

Fıkıhta, kira sözleşmesiyle tutulan kimse tarifiyle belirlenen ücretli el emekçisi, emeğini "kiralarken" işveren veya devlet ile bir akit yapar. Dolayısıyla icâre, icap ve kabulden ibarettir. Yani borç-alacak ilişkisi, tarafların muhayyerliğiyle ortaya konur. Ecir, ücret tespit edilmeden çalıştırılamaz, ancak çalışırsa emsal ücrete hak kazanır.

İslâmî devlet ve toplum düzeninde ecir kavramının bu: emeğin kiraya verilmesi şeklinde belirlenmiş bulunması, aslında günümüzdeki işçi sınıfı, proletarya, patron, burjuvazi kavramlarından tamamen ayrı bir uygulamanın ürünüdür. İslâmî sosyal ve iktisâdı düzende sınıflar arası bir ayrışma, çatışma ve mücâdele sözkonusu değildir. Çünkü düzen; kardeşlik, herkesin birer çoban olup, güttüğünden sorumlu olması; din kardeşliği, ahlâk üzerine inşa edilmiştir. Bu sebeple ecir, ferdî bir kavramdır. Bu bakımdan bu âdil düzende insanlar daimi olarak işçi veya işveren olarak kalmazlar, hem emekçi hem mülk sahibi olabilirler, çalışan herkes çalıştığının karşılığını alır.

Kasıtsız meydana gelen iş zararlarını ecir-i has ödemez. Elindeki eşya bir çeşit emanet hükmünde sayılır ve kendi fiilinden dolayı olmayan bir sebepten telef olan eşyanın karşılığını ödemez. Hırsızlık, gasb, su baskını, yangın vs. gibi. Ancak işi alırken, kiralayan, eğer malı kaybolduğunda ödemesi şartını koyduysa, o zaman telef olan eşya ecire ödetilir. Bunun dışında ecirin işinden veya fiilinden dolayı üzerine aldığı bir işte bir zarar meydana getirmesi, meselâ, terzinin kumaşı yırtması, hamalın dikkatsizlikten sırtındaki malları düşürüp telef etmesi, fırtınadan değil de bakımsızlıktan bir geminin batması gibi durumlarda maldaki zararları ecir ödemekle yükümlüdür. Yine, geminin batmasında boğulan olsa, onların diyeti ise ecir tarafından ödenmeyecektir, fakat cinayet sebebiyle diyet tazmin ettirilecektir (el-Mavsilî, el-İhtiyâr li Ta'lili'l-muhtâr, İstanbul 1980, II, 54).

Ecir-i hass, çalıştığı süre içerisinde müstecire bağımlıdır. Kendi hesabına iş yapamaz, yaparsa ücreti düşer (el-Kâsânı, Bedâiu's-Sanâyi' IV, 192). Bir kimse, bir fırın işçisini, şu kadar unu ekmek yapacaksın diye günlüğü bir dirheme kiralasa, bu icare Ebû Hanife'ye göre fâsittir. Çünkü adam iş ile zamanı birleştirmiştir. Eğer bir gün için anlaşsalardı câiz olurdu (İbn Abidin, XIV, 42).

İbadetlerde kiralama sahih değildir, hattâ haramdır. Meselâ Kur'ân okuyan (tedavi için hariç) bunun karşılığında bir ücret alamaz, müezzin için de ücret yoktur. Bir insanı hizmet için veya bir eşyayı korumak için, bir sanat ve ilmi talim için isticar câizdir. Çalıştırmadan önce iş ve süre tâyin edilir. Ücretler; hadisin hükmüne göre gündeliktir, haftalık veya aylık da verilebilir.

Çocuklar çalıştırılamaz, ancak vâli ve vasisinin izniyle bir sanatı öğrenmek için çalışabilirler. Ebeveyn, ücret mukabili evlâdını çalıştırabilirken evlât, ebeveynini çalıştıramaz. İmâm-ı Âzam'a göre koca, zevcesini bir işyerinde isticâr edebilir. Ecir, bizzat çalışır, yerine başkasını çalıştıramaz, fakat bir ustabaşı aldığı bir işte işçi çalıştırabilir. Müstecirin ecir'e, bu işi yap demesi ıtlaktır. Ecire yemek yedirmesi şart değildir, bu, örfe ve anlaşmaya göre belirlenir. Ecir, akitte belirlenen çalışma süresinden -hastalık vb. sebepler dışında- az çalışırsa çalıştığı süre kadar ücretini alır. İcârede muhayyerlik vardır, pazarlık câizdir. Ücret hakkında ihtilâf olursa ecirin sözüne itibar olunur. Müstecir, ecire tâkati dışında iş yükleyemez, fazladan çalıştıramaz. Ücretin belirlenmesinde devlet ecir hakkında, ailesi ve geçindirmekle yükümlü bulunduğu kimseleri dikkate alarak, yiyecek, giyecek, mesken ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır.

İslâm düzeninde ecirin emeği kutsaldır, değerlidir. Hz. Peygamber, "Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir" buyurur (es-Suyûti, el-Câmiu's-Sağir, II, 418). Müstecirler için de, "Ecirin ücretini daha alın teri kurumadan veriniz" (Suyûtî, a.g.e., I, 150) buyurarak geciktirmenin âdil olmadığına işaret etmiştir (İbn Hümâm, Fethu'l-Kadir, VII, 147; Kasânî, a.g.e., IV, 174; Merginânî, el-Hidâye şerhu Bidâyetü'l-Mübtedî, III, 231).

Kur'ân-ı Kerim'de, "çocuklarınızı emzirirlerse ücretlerini verin" buyruğu ve Hz. Musa'nın kıssası anlatılırken onun ücretli olarak çalıştığı zikredilmektedir (el-Kasas, 26/27). Hz. Musa, on yıl ecir olarak çalışmıştır (çobanlık yapmıştır). Fukahâ, devlet memurlarının, kadı, âmil, kâtip, polis ve askerlerin de ecir-i has olduğunu belirtmiştir. Rasûlullah, akit hakkında, "Kim bir ecri çalıştırırsa verilecek ücretin miktarını hemen ona bildirsin" buyurmuştur (İbn Hümâm, a.g.e., 147).

Geniş anlamda ecir (ücretli), Allah'ın yeryüzünde insanları halife kıldığı ve kimini kiminden imtihan için üstün tuttuğu (el-Enâm, 55/6) ve amellerin cezâ veya mükâfatının görüleceği âhiret gününün esas olduğu temel İslâm akîdesine göre değerlendirilmelidir. Öte yandan İslâm'da çalışma ibadettir ve kişinin geçimi için çalışması kaçınılmazdır. Ecirler, toplumsal hayatta müstecirlerden itibar yönüyle aşağıda değildirler. Çünkü toplumda üstünlük ilim ve takvâ iledir. Keza İslâm toplumunda sosyal sınıflar ve sosyal mücâdeleler görülmez. Ecirlerin sömürülmesi mümkün değildir. Âdil bir toplum olan böyle bir düzende müstecirlerin müstekbir olmaları, servet ve mal yığmaları, menfaatin yozlaşması engellenmiştir. Hz. Ebû Bekir bütün servetini İslâm için harcamış, vefât ettiğinde elbisesiyle gömülmüştür. Toplumun egemen güçlerinin, büyük sermaye sahipleri ve eşrâfın açgözlülük ve hırsla ecirleri ve köleleri sömürdükleri câhiliye düzenini altüst ederek yeryüzünde Allah'ın indirdikleriyle hükmeden bir toplum düzeni oluşturan Hz. Peygamber (s.a.s.) de gençliğinde bir süre ücretli olarak çobanlık yapmıştır (İbn Mâce, Sünen, II, 5; M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, Çev: Sait Mutlu-Salih Tuğ, İstanbul 1966, I, 19-24). Zenginliği ve fakirliği (bir imtihân olarak) kabul eden İslâm Dini, âdeta sınıfsız bir toplumu gerçekleştirmiştir. Allah, (Kur'ân'da) cimrileri, mal-mülk çokluğuylâ övünenleri, yetimin ve fakirin hakkını vermeyenleri yermekte, onları azâbıyla korkutmaktadır. "Kadın erkek inanmış olarak kim iyi iş işlerse ona hoş bir hayat yaşatacağını" vadetmiştir. Ecirlerini yâptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğini vâdeden Allahu Teâlâ (en-Nahl, 16/97), ihtiyacındân fazla mala sahip olanları tekrar tekrar infaka çağırmıştır.

Diğer bir mesele, İslâm hukukunda, hakların şahsîliği ilkesidir. Batı ekonomik şartlarının bir sonucu olan işçi sendikalarının ortaya çıkışı ve sosyal siyasetin vaz'ı, İslâm hukukunda yer almamıştır. Çünkü sosyal sınıfların meydana gelişi ve sınıf mücâdelesi İslâm'a aykırıdır. "Kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için de istemedikçe gerçek anlamıyla inanmış olamazsınız" buyruğuyla yürüyen bir toplumda, herşey, bütün insan ilişkileri tevhid gerçeğinden kaynaklanmaktadır. İslâm'da ümmet vardır ve ümmet Allah'â ve Peygâmber'e, emir sahiplerine itâatle yükümlüdür. Hz. Peygamber şöyle buyurur: "İnsanoğluna, içinde yaşayacağı bir evden, çıplak vücudunu örteceği bir giyecekten, ekmek ve sudan başka bir şeye sahip olma hakkı verilmemiştir. " Rızkı veren Allah'tır ve dilediğine artırır, eksiltir..."Allah, rızkı dilediğine genişletir ve daraltır (er-Ra'd, 13/26).

Allah'ın hükmüyle hükmedilmeyen câhili toplumlarda ecirler, devletin ve İslâm'dan haberdar olmayan işverenlerin ve hukuk düzeninin karşısında zavallı ve âciz durumdadırlar. Demokratik ülkeler, ecirlere, düzeni sarsmasınlar diye grev, sendika hakkı gibi sosyal siyaset tedbirleri uygulamışlar; sosyalist ülkelerde de ecirler, baskı ve zorla çalıştırılarak maddenin kölesi haline düşürülmüşlerdir. O sebeple dâima ücretlilerle sermaye arasında mücâdele ve zıtlaşma sürmektedir. Halbuki İslâmî düzende herşeyin mutlak sahibi yalnız Allah'tır. Hukuk, Kur'an ve sünnet dışında olmadığından, böyle âdil bir toplumda ecirlerin ezilmesi meydana gelmez. Bu arada şu da belirtilmelidir ki, İslâm'da ücret farklılıkları geçerlidir, çünkü Kur'ân'da değişik, farklı amellerin farklı kazançlara yol açacağı husûsu yer almaktadır. Bir bakıma herkese yeteneğine göre ücret verilir, eşit işe aynı ücret takdir edilir. Asıl olan, amellerin niyetlere ve yeteneğe göre olmasıdır.

İslâm hukukunda ecirlere âit meseleler "icâre" bâblarında tetkik edilmiştir. İbn Teymiyye (1236-1328), İslâm toplumunda fertlerin çalışacak yer ve iş bulamaması durumunda devletin ona iş bulmak zorunda olduğunu belirtir. Çalışmayı emreden, dilenmeyi, rüşveti, fâizi, kumarı yasaklayan devlet, herkesi çalıştırmak, iş ve kazanç yolları açmak zorundadır. Yoksulların geçimini garanti altına almak devletin vazifesidir. Devlet bunu, zekâtı toplayarak, devlet hazinesinden karşılayarak, veya zenginlere zor kullanarak hayır yapmalarını sağlar (Nazif Şahinoğlu, Sa'di-i Şırâzî ve İbn Teymiyye'de Fert ve Cemiyet İlişkileri, 25). İbn Haldun da gelir ve servetin kaynağını emeğin meydana getirdiğini, işbölümü ve üretim araçlarının gelişmesi ve yaygınlaşması sonucunda emeğin zorunlu ihtiyaçları aşarak rızık aşamasından kazanç aşamasına fazlası ürünün başkalarınca ele geçirilmesi, Allah yolunda kullanılmaması istismarının ortaya çıktığını, çalışanların kazanmadığı, kazananların çalışmadığı âdil olmayan bir düzenin oluşarak, ecirlerin kıt-kanâat geçinirken, üretim araçlarına sahip olanların mal ve mülk yığdıklarını savunmuştur. Böyle bir toplumda ahlâkın bozularak, lüks, israf ve gösterişin yaygınlaşacağını, toplumun yozlaşarak çökeceğini savunan İbn Haldun, İslâmî bir toplumda Allah'ın indirdikleriyle hükmedilmezse toplumun nasıl bir çöküş sürecine gireceğini de tahlil etmiştir (Bk. İbn Haldun, Mukaddime, Çev: Zakir Kadiri Ugan, İstanbul 1968, 1970). Ecirlerin doğuşu, Allah'ın takdiriyledir. Fahruddin Râzı, Şûrâ sûresinin 27. âyetini tefsir ederken, "Eğer bütün insanlar eşit olsaydı, bir kısmı diğer bir kısmına işçi olmaya yanaşmaz, dünya harap olup maslahatlar kaybolur giderdi" demektedir (Fahrüddin er-Razı, Mefatîhu'l-Gayb, V, 538). Rasûlullah, Allahu Teâlâ, tuttuğu işçiden tam iş aldığı halde, ücretini vermeyenin öteki hayatta hasmı olacaktır" diye buyurmuştur (Buhâri, İcâre, 10).

Hz. Peygamber (s.a.s) "köle ecirler" için şu emri ortaya koymuştur: "Kardeşleriniz sizin işlerinizi yapan kimselerdir. Allah onları ellerinizin altına verdi. Dileseydi sizi onların eli altına sokabilirdi. Kardeşi eli altında olanlar, bu ücretlilerine yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara güçlerini aşan bir iş teklif etmeyin; eğer teklif ederseniz siz de yardım edin" (Buhârî, İmân, 22; Edeb, 44, Müslim, İmân, 38, 40). Hz. Peygamber'in köleler için böyle buyurması, muasır dünyamızda hür ecirlerin durumunun ne olması gerektiğini de ortaya koyar.

Bütün insanların eşit ücret alması mümkün değildir: "Allah'ın rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?.. " (ez-Zuhrûf, 43/32) âyeti buna işaret etmektedir. Ancak Hz. Peygamber'in hadisleri ücretliler hakkında ev, binek, hizmetçi temel ihtiyaçlarının edinilmesini karşılayacak bir maaşın temel alınmasını göstermektedir.

İslâm'da ücreti, rızık meselesi içerisinde çok geniş kapsamlı bir inanç ve ibadet bağlamında düşünmek gerekmektedir. Dar anlamıyla ücretliye (ecire) dâir fıkhı kaideler konulmuşsa da, hukuk kaideleri zaman ve şartların değişmesiyle daha genişletilerek, ecirlerin modern ihtiyaçlarda müstecirlerden geride kalmamaları sağlanacaktır. Bu, İslâmî bir devletin temel görevidir. Gelirin ve kârın belli bir yüzdesinin maaş yahut ücret olarak, ecirlere verilmesi gibi (Celâl Yeniçeri, İslâm İktisâdının Esasları, İstanbul 1981, s.125). Yukarıda değinildiği gibi çalışan-çalıştıran münâsebetlerinin temelleri nasslarda ortaya konmuş, buna mukabil teferruata âit ilkeler fıkha bırakılmıştır. Meselâ, Hz. Peygamber zamanında (VI. ve VII. yüzyıl) geçerli olan ticaret hayatı ile yirminci yüzyılda ortaya çıkan sanayi, işbölümü, uzmanlaşma gibi sorunların getirdiği ücretlilere âit sorunlar, fıkhın icâre konusunda uzman kişilerce yapılacak yeni ictihadlarla fıkhı boşluklar doldurulur ve bu sayede müslümanlar nerede yaşarlarsa yaşasınlar, câhilî iş hukuklarının tesiriyle şer'î alanın dışında birtakım hak ve mücâdele yollarına sapmazlar. Bu kaidelerin ortaya çıkarılması için bir yerde Dâru'l-İslâm'ın olması da şart değildir.

Bu arada Hz. peygamber (s.a.s.) zamanındaki onun gerçekleştirdiği ilk İslâmî devletin âdil prensiplerinin her zaman geçerli olduğu, hattâ bugünkü sözde eşitlik ve insan hakları kavram ve uygulamalarının, doğal hukuktan çıkan doğal haklar uygulamalarının bundan 1400 küsur yıl önce Rasûlullah (s.a.s.) tarafından Medine'de uygulandığını söylemek gerekmektedir. Dikkat çekici bir husus da, İslâm'a ilk girenlerin büyük çoğunluğunun ezilen köle ve fakir mü'minler oluşudur. Bu, İslâm'ın hiçbir zaman sınıf eşitliği ve sınıf sömürüsünü tasvip etmediğinin, ezilen sınıfların haklarına sahip çıktığının bir ifadesidir. Çünkü Allah'ın dini, fıtrî, tabii, vasatı bir dindir.

Ecir (Bak: Ecr)

Ecir Ücretle çalışan, nefsini kiraya veren. Gündelikçi. (Devletler, milletler muharebesi tabakat-ı nev-i beşer muharebesine terk-i mevki ediyor. Zirâ, beşer esir olmak istemediği gibi, ecir olmak da istemez. S.)

Ecr (C.: Ücur) Bir iş, bir hizmet mukabilinde verilen şey.

Ahirete aid mükâfat, hayır ceza.

Ücret, mukabil, karşılık. Sevab.

Tıb: Kırılan bir uzvun sarılması.

Mükâfat (Kifâyet. den) Bir hizmet veya muvaffakiyete ve iyiliğe karşı verilen karşılık.

Berâberlik.

Takdirnâme.

Kuranda mükafat Güzel Kurani kerimimizde geçen mükafat ile ilgili ayetler. Kuranda geçen mükafat ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte.

Kuranda mükafat ile alakali tahmini 8 ayet geçiyor 8:28 - Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır.

9:22 - Onlar orada ebedi kalırlar. Çünkü en büyük mükâfat Allah katındadır.

25:15 - De ki: Bu mu daha iyi, yoksa takva sahiplerine vaad olunan ebedilik cenneti mi? Çünkü orası, onlar için bir mükafattır ve bir varış yeridir.

28:25 - Derken, o iki kadından biri utana utana yürüyerek ona geldi. "Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor." Musa, ona (Hz. Şuayb'a) gelip başından geçeni anlatınca o, "korkma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi.

33:24 - Çünkü Allah sadıklara sadakatleriyle mükafat verecek, dilerse münafıklara da azab edecek veya tevbe nasib edecektir. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcıdır. Çok merhamet edicidir.

34:37 - Halbuki sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınızdeğildir. Ancak iman edip de salih amel işleyenlere gelince, işte onların amellerine karşı kendilerine kat kat mükafat vardır. Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler.

54:14 - Nankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

76:22 - (Onlara şöyle denir): "İşte bu sizin bir mükâfatınızdı. Gayretiniz karşılığını bulmuştur."


Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Ödül

Nuvola apps bookcase Köken

[1] Nuvola apps bookcase Köken

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Bir başarı karşılığında verilen armağan, mükâfat.
[2] Bir iyiliğe karşılık olarak verilen armağan, mükâfat.

Nuvola apps bookcase Köken

[1] (Türkçe)

Books-aj.svg aj ashton 01f Kaynaklar

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Diğer dillerdeki karşılıkları">Crystal Clear app internet Çeviriler

|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

: jutalom (hu)

|} |}</div></div>

Nuvola Turkish flag Türk Dilleri


|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

|} |}</div></div>

fa:ödül hu:ödül

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] (eskimiş) sevap, ücret
[2] Ücretle çalışan, gündelikçi.

Nuvola apps bookcase Köken

[1] Nuvola apps bookcase Köken

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Azap, işkence, ıstırap

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin düzenlenmesinde yararlanılan kaynaklar">Books-aj.svg aj ashton 01f Kaynaklar

Edit

Lupa Sıfat Edit

Ico libri Anlamlar

[1]Hayır. Hayırlı iş. Allah (C.C.) tarafından mükâfatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı. Allah'ın (C.C.) rızasını kazanmağa mahsus iyi amel.

Nuvola apps bookcase Köken

[1]

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin eş anlamlıları">Balance icon Eş Anlamlılar

[1]

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] (eskimiş) sevap, ücret
[2] Ücretle çalışan, gündelikçi.

Nuvola apps bookcase Köken

[1] Nuvola apps bookcase Köken

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Azap, işkence, ıstırap

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin düzenlenmesinde yararlanılan kaynaklar">Books-aj.svg aj ashton 01f Kaynaklar

Ecr (C.: Ücur) Bir iş, bir hizmet mukabilinde verilen şey.

Ahirete aid mükâfat, hayır ceza.

Ücret, mukabil, karşılık. Sevab.

Tıb: Kırılan bir uzvun sarılması.

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] (eskimiş) sevap, ücret
[2] Ücretle çalışan, gündelikçi.

Nuvola apps bookcase Köken

[1] Nuvola apps bookcase Köken

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Azap, işkence, ıstırap

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin düzenlenmesinde yararlanılan kaynaklar">Books-aj.svg aj ashton 01f Kaynaklar


Edit

Lupa Sıfat Edit

Ico libri Anlamlar

[1]Hayır. Hayırlı iş. Allah (C.C.) tarafından mükâfatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı. Allah'ın (C.C.) rızasını kazanmağa mahsus iyi amel.

Nuvola apps bookcase Köken

[1]

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin eş anlamlıları">Balance icon Eş Anlamlılar

[1]


Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Ödül

Nuvola apps bookcase Köken

[1] Nuvola apps bookcase Köken

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Bir başarı karşılığında verilen armağan, mükâfat.
[2] Bir iyiliğe karşılık olarak verilen armağan, mükâfat.

Nuvola apps bookcase Köken

[1] (Türkçe)

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin düzenlenmesinde yararlanılan kaynaklar">Books-aj.svg aj ashton 01f Kaynaklar


<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Diğer dillerdeki karşılıkları">Crystal Clear app internet Çeviriler

|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

: jutalom (hu)

|} |}</div></div>

Nuvola Turkish flag Türk Dilleri


|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

|} |}</div></div>

fa:ödül

hu:ödül

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.