FANDOM


Bakınız

Şablon:Mülkbakınız d


Mülk Mülk suresi Mülk Suresi/Elmalı Orijinal Mülk Süresi/VİDEO Mümin Suresi Mülk Suresi/1-14 Mülk Suresi/15-30 Mülk suresi/Bediüzzaman Emin Ay kıraatı

Surat 67 Al Mulk - The Sovereignty

Surat 67 Al Mulk - The Sovereignty

Surat # 67 Al Mulk - The Sovereignty

Tayyip Erdoğan 'ın Sesinden Mülk Suresi - Kuran

Tayyip Erdoğan 'ın Sesinden Mülk Suresi - Kuran

Tayyip Erdoğan 'ın Sesinden Mülk Suresi annesi tenzile erdoğan ın cenazesinde okuyor. - Kuran

Beautiful recitation of Surah Mulk with translation

Beautiful recitation of Surah Mulk with translation

Beautiful recitation of Surah Mulk with translation


Surah 67 Al Mulk (The Kingdom) - Mishary Rashid Al Afasy سورة الملك

Surah 67 Al Mulk (The Kingdom) - Mishary Rashid Al Afasy سورة الملك

Surah 67 Al Mulk (The Kingdom) - Mishary Rashid Al Afasy سورة الملك Girişte sure ile ilgili güzel haidsler verilmiş ön giriş mükemmel resimler konuyla alakalı Captivating, Innovative and Meaningful Visualization of Surah Al Mulk (The Kingdom) سورة الملك recited by Sheikh Mishary Rashid Al-Afasy Surah Mulk in all its might and glory. Each verse explained visually in the best manner possible in real time. The translation is word for word at some places. Please watch carefully to notice this fact. Emotional but flawless recitation of Chapter 67 of the Holy Quran. Recorded from night prayers in Ramadan 1427H in the Grand Mosque of Kuwait. This video was made specifically for non-Muslims as a first introduction to the Quran. This chapter of the Quran is full of divine wisdom and scientific information and it asserts the might of the Lord Almighty. Most verses are straightforward. But some verses deserve special attention. These are not merely beautiful words. This chapter is a fountain of knowledge and wisdom as is the rest of the book it came from.These words have inspired generations to greatness. You can download this video in high quality directly from: http://hotfile.com/dl/116473207/e735b98/Surah_Mulk_-_Al-Afasy_VER_3-9-2.mp4.html

İkinci Nokta: Manasındaki belâgat-ı hârikadır. Edit

On Üçüncü Söz’de beyan olunan şu misale bak: Mesela

سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

âyetindeki belâgat-ı maneviyeyi zevk etmek istersen kendini nur-u Kur’andan evvel asr-ı cahiliyette, sahra-yı bedeviyette farz et ki her şey zulmet-i cehil ve gaflet altında perde-i cümud-u tabiata sarılmış olduğu bir anda Kur’an’ın lisan-ı semavîsinden سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ veyahut تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖيهِنَّ gibi âyetleri işit, bak! Nasıl ki o ölmüş veya yatmış olan mevcudat-ı âlem سَبَّحَ تُسَبِّحُ sadâsıyla işitenlerin zihninde nasıl diriliyorlar, hüşyar oluyorlar, kıyam edip zikrediyorlar. Ve o karanlık gökyüzünde birer camid ateşpare olan yıldızlar ve yerde perişan mahlukat تُسَبِّحُ sayhasıyla ve nuruyla; işitenin nazarında gökyüzü bir ağız, bütün yıldızlar birer kelime-i hikmet-nüma ve birer nur-u hakikat-eda ve küre-i arz bir baş ve berr ve bahir birer lisan ve bütün hayvanlar ve nebatlar birer kelime-i tesbih-feşan suretinde arz-ı dîdar eder.

Mesela, On Beşinci Söz’de ispat edilen şu misale bak:

يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنِ اسْتَطَعْتُمْ اَنْ تَنْفُذُوا مِنْ اَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ فَانْفُذُوا لَا تَنْفُذُونَ اِلَّا بِسُلْطَانٍ ۞ فَبِاَىِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۞ يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَ نُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِ ۞ فَبِاَىِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۞ وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابٖيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطٖينِ

âyetlerini dinle bak ki ne diyor? Diyor ki: Ey acz ve hakareti içinde mağrur ve mütemerrid ve zaaf ve fakrı içinde serkeş ve muannid olan ins ve cin! Emirlerime itaat etmezseniz haydi elinizden gelirse hudud-u mülkümden çıkınız! Nasıl cesaret edersiniz ki öyle bir Sultan’ın emirlerine karşı gelirsiniz; yıldızlar, aylar, güneşler, emirber neferleri gibi emirlerine itaat ederler.

Hem tuğyanınızla öyle bir Hâkim-i Zülcelal’e karşı mübareze ediyorsunuz ki öyle azametli mutî askerleri var. Faraza şeytanlarınız dayanabilseler onları dağ gibi güllelerle recmedebilirler.

Hem küfranınızla öyle bir Mâlik-i Zülcelal’in memleketinde isyan ediyorsunuz ki cünudundan öyleleri var, değil sizin gibi küçük âciz mahluklar, belki farz-ı muhal olarak dağ ve arz büyüklüğünde birer adüvv-ü kâfir olsaydınız arz ve dağ büyüklüğünde yıldızları, ateşli demirleri size atabilirler, sizi dağıtırlar.

Hem öyle bir kanunu kırıyorsunuz ki onunla öyleler bağlıdır, eğer lüzum olsa arzınızı yüzünüze çarpar, gülleler gibi küreler misillü yıldızları üstünüze Allah’ın izniyle yağdırabilirler. Daha sair âyâtın manalarındaki kuvvet ve belâgatı ve ulviyet-i ifadesini bunlara kıyas et.

- - - - - - - -
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.