FANDOM


Münafık mescidde kafesteki kuş gibidir. Mümin sudaki balık gibidir
(Hadisten) Kimde Şu 4 Haslet Varsa Halis Münafıktır

(Hadisten) Kimde Şu 4 Haslet Varsa Halis Münafıktır

Bakınız

Şablon:Münafık - d


Nifak Nifak asrı Münafık camide kafesdeki kuş gibidir
Münafık - Münafik - Munafiq
Tam münafık - Halis münafık - مُنَافِقاً خَالِصاً
Münafık/Ayetler أَنْفَقَ (2) أَنْفَقْتَ (1) أَنْفَقْتُمْ (4) أَنْفَقُوا (11) تُنْفِقُوا (9) تُنْفِقُونَ (2) يُنْفِقُ (7) يُنْفِقُوا (1) يُنْفِقُونَ (20) يُنْفِقُونَهَا (2) أَنْفِقُوا (9) نَفَقَة (2) نَفَقَاتُهُمْ (1) الإِنْفَاقِ (1) الْمُنْفِقِينَ (1) نَافَقُوا (2) النِّفَاقِ (1) نِفَاقًا (2) الْمُنَافِقَاتُ (5) الْمُنَافِقُونَ (8)
Halis Muhlis tam münafık Konuşur tekziplik, vaadi ertelemeli yani halfli halifeli, emanete yani görevine hain, kininde aşırı gitden yani suçlu suçsuz herkesi bir kefeye koyan KİŞİ.
Münafık/Hadisler
Munafıklar risalesi
Münafık türküsü
Avrupanın kafirleri, Asya'nın münafıkları
Münafikun
Münafikun suresi
Kul Olayım Kalem Tutan Ellere arzuhalim şaha böyle yaz
Güzelim ey güzelim ey ey güzellim
Münafığın her dediği oluyor
Gül benzimiz sararıp da soluyor
Gidi Mervan şad olup da gülüyor Katip… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Kul_Olayım_Kalem_Tutan_Ellere
Zındîk Münafık,ahrete inanmayan… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Zındîk
Mürâi Müraî İki yüzlü kimse, dalkavuk, riyakâr, münafık… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Mürâi
Mürai - Muraî
Münfık Münafık: İki yüzlü, araya nifak sokan. Fitnekâr. Ahdini bozan, yalan söyleyen, hıyanet eden. Görünüşte müslüman olup hakikatte kâfir ve düşman… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Münfık
Ayrılık Şikak Nifak , ikilik , ittifaksızlık. Münafıklık, müslüman görünüp kafir olma, ara bozuculuk Münafık Münafık: İki yüzlü, araya nifak sokan. Fitnekâr… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Ayrılık
Nifak
Şikak Şikak Nifak , ikilik , ittifaksızlık. Münafıklık, müslüman görünüp kafir olma, ara bozuculuk Münafık Münafık: İki yüzlü, araya nifak sokan. Fitnekâr… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Şikak
Ayrılık anı Ayrılık anı Şikak Nifak , ikilik , ittifaksızlık. Münafıklık, müslüman görünüp kafir olma, ara bozuculuk Münafık Münafık: İki yüzlü, araya nifak… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Ayrılık_anı
İki yüzlü
Fitnekar
Riyakar
Münâfık - Münafık - Münafikîn
Münafık İkiyüzlü Münafikate Münâfıklık
Müraî Müraî İki yüzlü kimse, dalkavuk, riyakâr, münafık. Haspuş Farsça Hilekâr, hileci, iki yüzlü, mürai. Muraî (Bak: Mürâi) Mülemma'-kâr Farsça Riyakâr… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Müraî
Mutabasbıs Tabasbuscu - yağcı - Seni mutabasbıs
İhsan Eliaçık/Cemaatleşme yahut Ankebutlaşma surelerinden olan “Ankebut” suresi var… Dişi örümcek (karadul) anlamına gelir. Medine’ye gelirken/gelince nazil olur. “Münafık” kelimesinin geçtiği ilk suredir… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/İhsan_Eliaçık/Cemaatleşme_yahut_Ankebutlaşma
Ruh-ul Mesnevi/290 290.BEYİT Vikikaynak'ta bu konuyla ilgili metin bulabilirsiniz. Ruh-ul Mesnevi/290 Münafık odur ki, itikâden küfrü izmâr ve kavlen imânı izhâr ede… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Ruh-ul_Mesnevi/290
Adâvet
Adüv müşrik (Mâide, 5/82) ve münafıklar (Münâfıkûn, 63/4) mü'minlerin; Allah da (Bakara, 2/98) kâfirlerin düşmanıdır. Kur'ân'da; Allah (Fussilet, 41/19… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Adüv
Sâmirî buzağıya tapan bir kavimden olup münafık bir büyücü idi Tefsirciler şöyle der: Musa Rabbine yalvarmaya geldiği zaman, yerine kardeşi Ha-run'u… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Sâmirî Münzir Münzir (Nezir. den) Olacak bir şeyi haber vererek korkutan, akibetin kötülüğünü bildiren. Kâfir ve münafıkların Cehennem'e gideceğini haber veren… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Münzir 63/97 innel munâfikîne le kâzibûn(kâzibûne). 1. izâ : olduğu zaman 2. câe-ke : sana geldi 3. el munâfikûne : münafıklar, nifak çıkaranlar 4. kâlû : dediler 5… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/63/97 33/73 mu’minâti), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen). 1. li : için, olsun diye 2. yuazzibe : azap eder 3. allâhu : Allah 4. el munâfikîne : münafık erkekler 5… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/33/73
33/48 munâfikîne : ve münafıklar 4. veda' : terket (aldırma) 5. ezâ-hum : onların eziyetleri 6. ve tevekkel : ve tevekkül et 7. alâllâhi (alâ allâhi) : Allah'a 8… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/33/48 63/7 munâfikîne : münafıklar 15. lâ yefkahûne : fıkıh edemezler, idrak edemezler Diyanet İşleri : Onlar, “Allah Resûlü’nün yanında bulunanlara (muhacirlere… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/63/7 66/9  : ve münafıklar 6. ve igluz : ve galiz ol, sert davran 7. aleyhim : onlara 8. ve me'vâ-hum : ve onların barınacağı yer, sığınacağı yer 9. cehennemu : cehennem 10… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/66/9 4/61 Kelime anlamlı meal Abdülbaki Gölpınarlı Onlara, Allah'ın indirdiğine ve peygambere gelin dendi mi görürsün ki münafıklar, senden tamamıyla uzaklaşırlar… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/4/61
24/53 haberdardır. Adem Uğur : (Münafıklar), sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, en ağır yeminleri ile Allah'a yemin… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/24/53 İz'an "Münafıklar, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Rasûlüne çağırıldıkları zaman, hemen onlardan bir grup yüz çevirir. Eğer hüküm kendi lehlerine olursa itâat… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/İz'an İz'ân "Münafıklar, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Rasûlüne çağırıldıkları zaman, hemen onlardan bir grup yüz çevirir. Eğer hüküm kendi lehlerine olursa itâat… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/İz'ân İzan "Münafıklar, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Rasûlüne çağırıldıkları zaman, hemen onlardan bir grup yüz çevirir. Eğer hüküm kendi lehlerine olursa itâat… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/İzan İZ'ÂN "Münafıklar, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Rasûlüne çağırıldıkları zaman, hemen onlardan bir grup yüz çevirir. Eğer hüküm kendi lehlerine olursa itâat… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/İZ'ÂN
İz´an "Münafıklar, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Rasûlüne çağırıldıkları zaman, hemen onlardan bir grup yüz çevirir. Eğer hüküm kendi lehlerine olursa itâat… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/İz´an
İz´ansız "Münafıklar, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Rasûlüne çağırıldıkları zaman, hemen onlardan bir grup yüz çevirir. Eğer hüküm kendi lehlerine olursa itâat… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/İz´ansız
Vavlardan sakınınız Münafıklar bilmiyorlar . Vavlar iç içe biribirini şevkatle kucaklıyor.Ama münafıklar dışarda tutulmuş.Added by… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Vavlardan_sakınınız
Aşr-ı Şerifler İBRAHİM SURESİ (24-28) 4-NİSA SURESİ (36-39) 49-HÜCURAT SURESİ (13-18) 5-MAİDE SURESİ (6-9) 5-MAİDE(2)/ 63-MÜNAFIKUN SURESİ (9-11) 6-EN'AM SURESİ (151-154… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Aşr-ı_Şerifler
2/76 şeyi tutup onlara söylüyorsunuz? Adem Uğur : (Münafıklar) inananlarla karşılaştıklarında "İman ettik" derler. Birbirleriyle başbaşa kaldıkları vakit… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/2/76
33/20 birlikte bulunarak sizin haberlerinizi sormayı isterlerdi. İçinizde olsalardı da ancak çok az çarpışırlardı. Ali Bulaç : Onlar (münafıklar, düşman… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/33/20
Bakara (İnek) Kıssası göstersinler diye mi Allah'ın size açıkladığı şeyi tutup onlara söylüyorsunuz? Adem Uğur : (Münafıklar) inananlarla karşılaştıklarında "İman ettik" derler… http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Bakara_(İnek)_Kıssası

Halis münafık

Halis münafık yani Tam münafık ve Peygamber tarifi müthiş. Kinin de öfkesinde aşırıya gider. Yani itidali koruyamaz.


Münafık: İki yüzlü, araya nifak sokan. Fitnekâr. İki yüzlü Riyakar

Ahdini bozan, yalan söyleyen, hıyanet eden.

Görünüşte müslüman olup hakikatte kâfir ve düşman olan. ("Münafık öldükten sonra namazı kılınmaz" meâlindeki âyet, o zamandaki ihbar-ı İlâhî ile bilinen kat'i münafıklar demektir. Yoksa zan ile, şüphe ile münafık deyip namaz kılmamak olmaz. Mâdem "Lâ ilahe illallah" der, ehl-i kıbledir. Sarih küfür söylemese veyahut tevbe etse, namazı kılınabilir... Münafık itikadsızdır, kalbsizdir ve vicdansızdır. Peygamber (A.S.M.) aleyhindedir. R.N.)

İsmail Hakkı Bursevinin Ruhul Mesnevideki yorumuEdit

290.BEYİT

 
ORJİNAL METİN
LATİNO TRANSKRİPTİ
TÜRKÇE TERCÜMESİ
İNGİLİZCE TERCÜMESİ
290.
آن منافق با موافق در نماز
Ânı mınafık ba muvafık der namaz
Sen uyanıklık dedikodusunda oldukça uyku sohbetinden nasıl olur da bir koku alabilirsin!
So long as with chit-chat you keep yourselves awake, Communion with the angels you in sleep forsake.
.
از پی استیزه آید نه نیاز
Ez bi istize eydene niyaz
Bizim sözümüz işimiz, hariçte yürümektedir. Bâtınî yürümek ise gökler üzerinde olur.
Our words and acts make up our outward habitudes; Our inward man's our converse with infinitudes.
Wikisource-logo
Vikikaynak'ta bu konuyla ilgili metin bulabilirsiniz.
Ruh-ul Mesnevi/290

Münafık odur ki, itikâden küfrü izmâr ve kavlen imânı izhâr ede.< br> Aslında nefeke'dendir, fetheteyn ile.
Ol zîr-i zemine derler ki, nafiz ve bir mekâna mahlası olmaya.< br> Nitekim nâfika-ı yerbû' derler.
Zîra yerbû' yâni fâre-i be-yâbenî ki, Türkî'de Arab tavşanı derler.
Yer içinde onun iki deliği vardır.
Birine nâfıka derler ki, mesturdur.< br> Ve birine dahi kâsıa derler ki, zahir ve mekşûfdur.
Onu sayd edene ki, hâriş derler, hâ-ı mühmele ile, kâsıa tarafından geldikde yerbû' dahi nâfıka tarafından varıp başıyla onu darb eder ve çıkıp firar eyler.
Nifak dahi böyledir.
Zîra bir bâbdan şer'a duhûl ve bir bâbdan şer'den hurûcdur.

Nitekim Kur'an'da gelir:

Ayet Metni
Meali
Sure ve Ayet
ان النافقين هم الفاسقون
Münafıklar fâsıkların tâ kendileridir
(Tevbe 67)
METNİN ORJİNALİ
LATİNO TRANSKRİPTİ
TÜRKÇE TERCÜMESİ
İNGİLİZCE TERCÜMESİ

اى الخارجون عن الشرع

Eyyı hariciyyun an i şşeria

Veya şeriattan çıkanlardır

İNGİLİZCE TERCÜMESİ

Muvafık vafk edendir ki, iki nesne arasında mutâbakatdır.< br> Burada murad mümin-i muhlisdir ki, zahir ve bâtını mütevâfık ve kavi ü itikadı mütetâbıkdır.< br> Niyaz, hacet manasınadır. Hak tealâya bî-niyâz dedikleri bî-ihtiyâc manasınadır.< br> Zîra ganiyyü'l-mutlakdır.< br> Nitekim Kur'an'da gelir:< br>

Ayet Metni
Meali
Sure ve Ayet

والله غنى عن العالمين

Allah bütün alemlerden müstağnidir

(Al-i îmrân 97)

Mana-yı beyt budur ki; ol münâfık-ı muvafık ve muhlis ile namaz hususunda mescide cenk ü cidalden ötürü gelir, bî-niyâz olduğu halde yâni namaz ki, kâziyü'l-hâcete münâcât ve ona arz-ı niyaz ve ihtiyâç ve iftikârdır, münâfıkın namaz için mescide gelmesi bu mâna için değildir.

Zîra münâcât ve niyaz fi'1-hakîka muhlisin sânıdır.< br> Namaz ise münâcât ve arz-ı niyaz için vaz olunmuşdur.< br> Pes, münâfıkın namaza gelmesi mücerred cenk ü cidâldan ötürüdür.< br> Yâni meymûnun ef'âl-i inşâna muvafakati gibi.< br> Bu dahi fiiî-i muhlise mücerred taklîd ve mahz-ı sıhriyyet içindir.< br> Zîra tahtında manâ-yı sahîh yokdur.< br> El-hâsıl münâfıkın namazı muvafakat suretinde ise de hakîkatde cedel ü hilâfdır.< br> Bunda işaret vardır ki, namaz fi'1-hakîka münâcât kabîlindendir.

Müşahede nevinden değildir. Yâni münâcat nevan hicâbdan hâlî olmamak ile müşahede ile müctemi olmaz.

Pes, münâcât sahibi kelâm ve müşahede eh¬li mütekellim ile olmakla fark u cem ehli oldular, Furkan ve Kur'an gibi.

Fark u cem ise hâlet-i vâhidede hâsıl olmaz.

Meğer bi'1-itibâr ola.

Suâl olunursa ki, namaza huzur ve şühûd lâzımdır.

Hatta demişlerdir ki, huzûr-ı dil şart-ı isticâbet-i duâ ve sebeb-i kabûl-ı salâtdır.

Huzurun ednâ mertebesi .

Hadis Metni
Meali
Kaynak
فان لم تكن تراه فانه يراك
Sen onu göremezsin fakat o seni görür
(Sahih-i Buhârî, Kütabu'1-imân, 1)

makalesinden mefhûm olandır ki, bu mertebeden sakıt olsa bî-ruh olan bedeni gibi olup sahibine asla fâidesi olmaz.

Cevâb budur ki, münâcât fi'1-cümle huzur ve şühûdu münâfî değildir.

Velâkin huzur ve şühûdun merâtibi vardır.

Ednâsı murakabedir ki, kalbin Allah tealânın ona nazarına ilmîdir.

Ve alası ru'yetdir.

Ve kemâl-i erbâb-ı müşahede eğerçi ayne'l-yakîn ve belki hakke'l-yakîn mertebesinde sıfât-ı cemâl ve celâl-i şuhûdla müstes'id olmuşlardır.

Velâkin henüz nazarlarında mestur olan bütûn-ı gaybe göre imân mertebesinden halâs olmazlar.

Onuncun ilm-i inşân Hakk'm künhünü ebedî muhît değildir.

Ve bir dahi budur ki, galebe-i fena ile şühûd-ı tâm hâsıl olsa namaza kıyam mümkün olmaz.

Bu sebebden fahr-ı âlem sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerine vahy-i ilâhî nazil oldukda kendilerinden gâib ve hisden münse-lih olurlar ve istilkâ ederlerdi.

Aslı budur ki, ol vaktde rûh-ı inşânı tedbîr-i bedenle müştegıl olmamakla bedenin kıyam ve kuûdunu hıfz eder nesne kaîmayıp aslına [453] rücû eder ki, lüsuku'1-bi'l-arzdır.

Hitâb-ı mülkde hâl bu olucak hitabHak'da istiğrak nice olmak gerekdir, kıyâs oluna.

Mahkîdir ki, Ebu Yezîd Bestâmî kuddise sırruhû bir defa kırk gün kadar makâm-ı heybetde hisden me'hûz olup ibâdete kadir olmadı.

Hatta Allah tealâdan namaz edecek kadar gaflet taleb eyledi.

zîra bu gaflete istitârmemdûh derler.

Nitekim demişlerdir ki, hiss ü akl bakî oldukça teklîf dahi kâimdir.

Mağlûb olsa teklîf mürtefî olur. Pes medârteklîf hiss ü gafletdir.

Mûsâ aleyhisselâm dahi vakt-i tecellîde mağşiyyün aleyh sakıt oldu.

Nitekim Kur'an'da mesturdur.

Şu kadar vardır ki, namaz içinde şühûd-ı ekvân etmek huzuru mâni değildir.

Belki mâni olan hadîs-i nefsdir ki, iştigâl-i bi'1-gayrdir. Şühûd-ı mezkûr ise böyle değildi.

Zîra inşân bâtınında mütecelli olan süverden ağmâz-ı ayn etmeye kadir değildir.

Ve Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemden mervîdir ki, namazda cennet ve nârı ve ehl-i dâreyni müşahede ederlerdi.

Ve bu makûle müşahede namazı kat edip huzûr-ı dile mâni olmaz.

Ve bunda bir işaret dahi budur ki, münâfıkın sûret-i vifâkı cedelden hâlî olmadığı gibi gafilin hâli dahi böyledir. Zîra gafil dahi münâcât ve ni¬yazdan hâlîdir.

Demişlerdir ki, harmân-ı münâcât-ı mûcib olan nesne irti-kâb-ı mübâhâtde israfdır.

Pes münâcât isteyene perhîz lâzımdır. Bu mânadan ötürü meşâyih-i tarîkaterbâb-ı riyazet ile tavsiye ederler.

Ve haber-i kutside gelir:

METNİN ORJİNALİ
LATİNO TRANSKRİPTİ
TÜRKÇE TERCÜMESİ
İNGİLİZCE TERCÜMESİ

تخوع ترانى تجرد تصل

LATİNO TRANSKRİPTİ BURAYA YAZILACAKTIR

Aç kal beni görürsün. Uzlete çekil ulaşırsın

İNGİLİZCE TERCÜMESİ

Ve demişlerdir ki, hayvaniyyeti insâniyyeti üzerine gâlib olan kimse inâmden ezaldir.

Nitekim Kur'an'da gelir:

Ayet Metni
Meali
Sure ve Ayet
اولئك كا الانعام بل هم اضل
İşte onlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da şaşkındırlar
(Araf 179)

Ve bunlar zâlim-i li-nefsihi makûlesindedir.

Li-muharririhî;

Nice bir zulm edesin gaflet ile nefsine sen
Gûşuna girmedi mi nükte-i adl-i hasen

Münafık kimdir? Münafıklarla cihad nasıl olmalıdır?Edit

Yazar: Şadi Eren (Doç.Dr.), 02-5-2006Münafık gerçekte iman etmediği halde, kendini mümin gösteren kimsedir. Bu yönüyle, münafıklık, bir ‘inanç sahtekarlığıdır.’ (1)

Münafık, bukalemun gibidir; bulunduğu araziye göre renk değiştirir. (2)

Münafık kendini rüzgara göre ayarlar. Hangi taraftan kuvvetli rüzgar eserse, o doğrultuda döner. Onun din ve inanç anlayışına menfaat duygusu hakimdir. (3)

Zarar verme noktasında ise münafık, pirincin içindeki beyaz taş gibidir.

İnsanları münafıklığa iten başlıca iki sebep vardır:Edit

1-İslam'ın nimetlerinden yararlanmak.

2-Müslümanları içten çökertmeye çalışmak.

Münafıklar, İslam toplumu içinde azınlıkta kaldıklarından, "Biz de müslümanız." deyip, vaziyeti idareye çalışırlar. Veya, Müslüman görünmek suretiyle, onların sırlarına vakıf olup, bazı yerlere haber ulaştırırlar, kaleyi içten fethe gayret ederler.

Kur'an-ı Kerim'de, münafıklardan çokça bahisler vardır. Şüphesiz, bu boşuna değildir. Çünkü, düşman tanınmadığında daha çok zarar verir. Pusuda olduğunda daha tehlikelidir. (4)

Bu zararlı zümreye karşı Cenab-ı Hak şu talimatı verir: "Kafirlerle ve münafıklarla cihad et!" (Tevbe suresi, 73; Tahrim suresi, 9) Hz. Peygamber (asm.), münafıklara kılıç çekmemiştir. Onlara karşı; delil getirmek, ikna ve ilzama çalışmak, had cezalarını uygulamak... tarzında cihad yapmıştır. (5)

Kur'an-ı Kerim, münafıkların isimlerini belirtmeden onları tarif eder. Nifakın çerçevesini çizer. Bu çerçeveye, her devirde değişik insanlar girebilir.

Hz. Peygamber (asm), münafıkları genelde tanımakla beraber, onları ismen teşhir edip rezil etmemiştir. Bir kısım fesat vardır ki, perde altında kalsa zamanla söner. Sahibi de, onu gizlemeye çalışır. Eğer perde kaldırılsa "utanmadığında dilediğini yap" denildiği gibi, " ne olursa olsun" der, çekinmeden fesadını icra eder. (6)

İmanda ve küfürde olduğu gibi, nifakta da mertebeler vardır. Bir kısım münafıklar kendi hallerindedir. Böyleleri ikaz ve irşat edilmeli, dillerindeki imanın kalplerine inmesi sağlanmalıdır. Bir kısmı ise, müslüman görünmekle birlikte İslâm aleyhine çalışır. Bunlara karşı uyanık olmalı, ayrıca başkalarını da uyarmalıdır.

Münafıklarla ilgili ayetler bir bütün olarak ele alındığında, münafıkları daha iyi tanımak mümkün olacaktır: "Şayet dilersek, biz onları sana gösterirdik de, sen de onları simalarıyla tanırdın. Fakat sen onları, sözlerindeki edadan tanırsın.." (Muhammed suresi, 30) Yani, münafık sözlerinde açık verir. Dikkat eden, sözündeki tutarsızlıklardan münafığı tanımakta zorlanmaz. İmanın kemalini elde etmiş kimselere, münafığın hali gizli kalamaz. Öyleleri "mümin'in ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar"(7) hadisinin mazharıdırlar.

Bununla beraber, şu ayete baktığımızda, bir kısım münafıkları tanımanın zorluğu anlaşılacaktır: "Çevrenizdeki bedevilerden münafıklar var. Medine halkından da nifakta tecrübeli olanlar var. Sen onları bilmezsin. Onları biz biliriz..." (Tevbe suresi, 101)

Şehir münafıkları, münafıklıkta inatçı, tamamen kaypaklaşmış kimselerdir. Sırlarını iyi gizlemesini bilirler. Yağ gibi suyun yüzüne çıkmaya alışkındırlar. Öyle ki, bir vahiy gelmeyince, Resulullah bile, onları doğrudan tanıyamaz. (8)

Münafıkları anlatan Kur'an ayetleri, Resulullah devrinde nice münafığın samimi müslüman olmasına vesile olmuştur. Mesela, şu ayete bakalım: "Mü'minlerden öyle er kimseler var ki, Allah'a verdikleri sözde sadık oldular. Kimi ahdini yerine getirdi (şehit oldu), kimi de bekliyor. Verdikleri sözde döneklik etmediler. Çünkü Allah, sözlerinde sadık olanları, sadakatları dolayısıyla mükafatlandıracak ve münafıkları da, dilerse azaplandıracak veya tövbe nasib edecek. Muhakkak ki Allah, Gafur'dur, Rahim'dir (Affedicidir, Merhametlidir)" (Ahzab suresi, 23-24)

Bu ayetlerde, sözlerinde sadık olan mü'minler medhedilmek suretiyle münafıklara ve kalbinde maraz olup döneklik edenlere bir tariz vardır. (9) Ayetin devamında, "Allah dilerse onları azablandıracak veya tevbe nasib edecek" denilmesi, onlara bir kurtuluş ümidi göstermektedir. Hele, ayetin Cenab-ı Hakk'ın Gafur ve Rahim ismiyle bitirilmesi, münafıkları büsbütün ümitlendirmekte, onları tevbeye sevketmektedir.

Kaynaklar:Edit

1-Sadık Kılıç, Kur'an'a Göre Nifak, Furkan Yay., İst.,1982, s.,27 2-İbnu Manzur, IV, 358-359 3-Kılıç, s. 54 4-Nursi, İşaratu'l-İ'caz, s., 82-83 5-Razi, XVI, 135; İbnu Kesir, IV, 119; Beydavi, I, 412; Yazır, IV, 2591 6-Nursi, İşaratu'l-İ'caz, s.,83-84 7-Acluni, I, 41-42 8-Yazır, IV, 2611 9-Beydavi, II, 243

MÜNAFIKLAR VE ÖZELLİKLERİEdit

Münafık kelime anlamı itibariyle “iki yüzlü, fitnekar, yalan söyleyen, hiyanet eden, görünüşte müslüman olup hakikatte kafir ve düşman olan kimselerdir.”

Münafıklar oldukları gibi görünmezler ve göründükleri gibi olmazlar.Onlara güvenilmez, sözlerine itaat edilmez.İman etmiş olsalarda samimi degillerdir.Dost görünüp düşmanlık ederler.Müslüman görünüp küfrü tercih ederler.Saf ve temiz görünüp fitne ve fesat çarklarını döndürürler.İnsanları birbirine düşürmekten zevk alırlar.Azgınlaşan nefisleri elinde bir kukla gibidirler. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de münafıkların vasıflarını şöyle beyan ediyor:”Münafıklar sana geldikleri zaman şehadet ederiz ki sen muhakkak ve mutlak Allah’ın peygamberisin dediler.Allah da bilirki sen elbette ve elbette O’nun peygamberisin.Fakat Allah o münafıkların hiç şüphesizyalancılar olduğunu da biliyor.”

“Onlar yeminlerini bir kalkan edindiler ve Allah’ın yolundan saptılar.Hakikat, onların yaptıkları şeyler ne kötüdür.” Münafıklar iki yüzlü insanlardır.Bukalemun gibi renk değiştirirler.Mü’minlerin yanına gelir “biz de iman ettik” derler.Kafirlerin yanına vardıklarında, hem fikirleriyle, yoldaşlarıyla başbaşa kaldıklarında “biz sizinle beraberiz” derler.Bununla belki inananları kandırdıklarını zannederler ama aldandıklarının farkında değillerdir.

Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Onlara, yeryüzünde (küfür ve günah işleyerek mü’minleri aldatarak) fesat çıkarmayın denildiği zaman: “Bizim işimiz, ıslah etmektir” derler.

“İyi bilinki onlar ortalığı ifsad edenlerdir.Lakin şuurları yok, farkında değillerdir.”

Münafıklara hiçbir işte ve hiçbir zaman güven olmaz.Çünkü sözleri özlerini tutmaz.Bir söz söylerler, biraz sonra söylemediklerini iddia edebilirler.Bir iş yapsalar, onu yapmadıklarını savunabilirler.Kabahatlerini gizlemeye çalışırlar.Münafıklar tarih boyunca böyle hareket etmişler, kendilerini bu şekilde tanıtmışlardır.Asr-ı saadette münafıkların yalanları, aldatmaları, hileleri, fitne ve fesatları pek çok görülmüştür.Kaynakwh webhatti.com: İbn-i Ömer (R.A)’den rivayet edilmiştir:

Münafık Übey öldüğünde Mümin olan oğlu Hz. Abdullah, peygamberimiz (s.a.s)’e gelerek: -Babam öldü, mübarek gömleğinizi kefen için istemem sizin ona cenaze namazı kılmanızı vasiyet etti, dedi. Peygamberimiz (s.a.s) Efendimizin mübarek gömleğini verdi ve: -İşi bitince haber ver gelip namazını kılayım, buyurdu.Hz. Ömer (r.a) “Ey Allah’ın resulu, böyle münafıkların namazını kılmaktan Allah sizi men etmedi mi? Peygamberimiz (s.a.s) efendimiz: “Onlar için istiğfar et, istiğfan etme.Eğer onlar için yetmiş defa istiğfar dahi etsen yine Allah kendilerini katiyyen yargılayacak değildir.Bu böyledir.Çünkü Allah’ı ve Resulünü inkar ile kafir olmuşlardır.Allah ise (öyle anılan ve itaatten çıkmış) fasıklar gururunun hidayet vermez.” Ayeti dolayısıyla muhayyerim buyurarak gidip cenaze namazını kıldırdı.Bunun üzerine şu ayeti kerimede nâzik oldu: “Onlardan ölen hiçbir kimseye ebedi dua etme (Defin ve ziyaret için) kabrinin başında da durma.Çünkü onlar Allah’ı ve resulünü inkar ile kafir oldular, onlar fasık (adanılır olarak öldüler)”

Aziz Müminler,

Münafıklar bilhassa İslam tarihinde fitne ve fesat çarkını hızla çevirmeye başlamış, büyük huzursuzluklara sebeb olmuşlardır.Yahudi asıllı din düşmanı münafıkların ileri gelenlerinden Abdullah İbni Sebe ve arkadaşları Hz. Osman’ın şehid olmasına sebeb olmuşlar.Dost görünüp en büyük düşmanlığı yapmışlar.İslam cemaati içine fitne ve fesat tohumları atmışlardır.Kaynakwh webhatti.com: İslam ordusu bu bir avuç münafık çeteler yüzünden zayıflamıştır.Yine yıllarca bütün dünyaya hakim olan Osmanlı İmparatorluğu bu münafık azgınların iftira ve kışkırtma metodlarını uygulamaları neticesinde yıkılmıştır. Yüce peygamberimiz (s.a.s) efendimiz, bundan 15 asır evvel münafıkların şerrinden korunmak için vasıflarını şu hadisi şerifinde beyan buyuruyor: Münafıkın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, sözverdiği zaman sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiği zaman ihanet eder. Huzur içinde yaşamamız, mesud ve bahtiyar olarak iki cihan saadetine kavuşmamız; Allah ve Resulüne tarif buyurdukları şekilde yaşamamıza, hayatımızı İman ile hayatlandırmamıza, iyi ve güzel işlerle süslememize bağlıdır. Ebedi saadet ancak gerek mü’minler içindir.

Münâfık kimdir?Edit

By ottoman - Posted on 29 November 2008

Kur’an’da “mü’minler, müslümanlar, mücâhidler, sâdıklar, sâlihler…” vb. tabiri caizse “yağlı ballı” nitelemeleri üzerimizi almaya pek bayılırız da…

“Yahudiler, Hristıyanlar, münâfıklar, akılsızlar, fikirsizler, kafasızlar, sefihler (beyinsizler), sağırlar, körler, dilsizler, kitap yüklü eşekler, dilini sarkıtan köpekler, Hamanlar, Karunlar, Hahamlar, Ruhbanlar” vb. sıfat ve nitelemeleri duyunca arkamıza bakınırız…

Kesin bizden bahsetmiyordur!

Bunları Kurtlar Vadisi’nde “Çakır” rolü üzerine yapışıp kalan dizi oyuncusu gibi (ki kurtulmak için “Adanalı” dizisinde nasıl da çırpınıyor) yapanın üzerine yapışıp kalan “donmuş kimlikler” olarak algılarız.

Halbuki bunlar “yaşayan kimlikler”dir.

Bunu anlamak için Kur’an’da bunlardan nerede bahsediliyorsa “yaptıklarına” bakacağız. Eğer onları biz de yapıyorsak, arkamıza boşuna bakınmayalım o biziz, biz!

Bu kimliklerden en önemlisi de “münafık”…

Peki kimdir münafık?

Neyin nesi kimin fesidir?

Kime münafık diyor Kur’an?Edit

Baktığımızda, münafık tabirinin ayrıca bir dini kategori olmadığını, “Müslümanın hali” olduğunu örüyoruz. Bunun için Kur’an’da “Müslüman” adı “münafık”ı da kapsıyor.

Yani münafıklar Müslümanların içinde…

Şöyle ki: Müslüman iki anlamda kullanılıyor: 1- İçten teslim olan 2- Dıştan teslim olan.

İçten (ğayb ile/ğayben) teslimiyet gösterdikleri için Hz. İbrahim’e ve onun izinden gidenlere Müslüman diyor Kur’an.

Fakat içten teslimiyet göstermedikleri, sadece dıştan İslam’a girmiş göründükleri için bedevilere de “Siz iman etmediniz (içten teslim olmadınız) bari dıştan teslim olduk (Müslüman olduk) deyin” diyor. (Hucurât ; 14). Türkiye AB’ye girerse Batılıların “Siz Avrupalı olmadınız, bari AB’yi girdik deyin” demesi gibi…

Demek ki Müslüman kavramının içine hem Mü’minlik (içten teslimiyet) hem de münafıklık (dıştan teslimiyet) giriyor.

Yani Müslüman iki yüzü olan bir kavram. Bir yüzüyle Hz. İbrahim’in içtenliğini, diğer yüzüyle münafıkların dıştanlığını ifade ediyor.

Dıştan teslim olanların kim olduğuna baktığımızda, Medine’de İslam’ın yükselmesi ve güçlenmesi karşısında, Sovyet işgalinden sonra bir gecede komünist olan ülkeler gibi, bir gecede İslam’a giren kimi kabileler olduğunu görüyoruz. Zaten bunların hepsi (bir tek Kureyş hariç) peygamberimizin vefatından sonra irtidat etmişti.

Medine’nin dışında oturan ve güç karşısında dıştan teslimiyet gösterenler olduğu gibi Medine’nin içinde de aynı şeyi yapanlar vardı. Onlar da dıştan teslim olmuş, peygamberin halkasına girmiş, yanına kadar sokulmuş ve hatta savaşlara da katılmışlardı. Bunlara da dıştan teslim olanlar (Müslümanlar) deniyordu. Fakat gerçekte içten teslim olanlar (Mü’minler) değildiler. Dıştan teslim olduk (Müslüman olduk) demeleri bunun için daha uygundu.

Peki, bu iç içe geçmiş durumu nasıl tefrik edeceğiz? Yani ayırıcı ölçü nedir?

Öyle ya, bıçak gibi ikisini birbirinden ayırmamızı sağlayacak farkı fark ettiren (el-fâruk /-el furkan )) bir ölçü olmalı, değil mi?

Kur’an’a baktığımızda 41 yerde “münafıklar” tabirinin kullanıldığını görüyoruz.

Bunları dikkatle incelediğimizde farkı fark ettiren ölçünün açıkça verildiğini görüyoruz; infak ve cihat…

Ne demek bunlar?

Kur’an’ın mihver kavramı tevhid/samed ile bağını kurarak söylersek (ki her şey bununla irtibatlıdır); sosyal ve ekonomik birlik ve bütünlükten ayrılarak “kenz” yapmamak yani mal ve servet yığmamak, kendine ayrı küçük tepeler oluşturarak bütün içinde çıkıntılar (tekel) oluşturmamak, bunları dağıtmak, bütüne katmak, paylaşmak (infak) ve bütünün mutluluğu, iyiliği, adaleti için çalışmak, ona zarar veren şeylere karşı gerekirse savaşmak, canını ve malını ortaya koymak (cihat)…

Demek ki “infak” ile “nifak” sözcüklerinin aynı kökten geliyor olmalarından da anlaşılacağı gibi, münâfıqûn (münafıklar) ile munfiqûn (infak edenler) arasında çok yakın ve fakat aynı zamanda ters orantı var. Yani bir kişide infak arttıkça nifak azalıyor, nifak artıkça da infak azalıyor demektir. Ateşin odunu yeyip bitirmesi gibi, nifak infakı, infak da nifakı yeyip bitiriyor.

Kelime kökünden de anlaşılacağı gibi münafık, Arap tavşanı (jarboa) gibi “iki yuvası” bulunan “ikiyüzlü” bir adamdır. Birinde tehlike gördüğü an diğerine geçer.

Bunun o günkü Medine ortamındaki anlamı; münafık o kimsedir ki rant görünce ön sıralara (protokole) yanaşır, iş infak ve cihada yani maldan ve candan vermeye gelince ortalıktan kaybolur.

Bu nedenle tavşan gibi ürkek ve korkak olurlar. Tehlikeyi gördüklerinde arslan gibi kükreyerek tehlikenin üzerine yürüyemezler, kuyruklarını kıvırıp tavşan gibi sıvışmaya bakarlar.

Siz hiç belgesellerde tavşanların savaştığını gördünüz mü? Endişe dolu gözler… Korkak ve titrek bakışlar…Küçük bir ses duyunca ani bir hareketle çalıların arasından sıvışıp kaçmalar…

Kur’an’da münafık kelimesinin hepsi de Medine ayetlerinde geçiyor. Nüzul sırasına göre infak ile beraber, onunla ters orantılı olarak nifakın da kullanılmaya başlandığını görüyoruz.

Bunun ne anlama geldiğini az önce açıklamaya çalıştım.

Bunun böyle olduğunu münafık kelimesinin ilk kullanılmaya başlandığı yerden itibaren nüzul sürecini izlediğimizde de apaçık görüyoruz…

İlk olarak münafık Ankebut suresinde geçiyor. Bu sure Mekke’nin son, Medine’nin de ilk suresidir. Hatta birazı Mekkî, birazı Medenî diyenler bile vardır. Demek ki Medine’ye gelince (devlete, mala, servete kavuşunca) nifak da başlıyor.

İlginçtir, münafık kelimesinin ilk geçtiği yer olan Ankebut suresi “İnsanlar iman ettik demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar” diye başlıyor. Yedekteki “ikinci yuvalar” da Ankebut (örümcek) yuvasına benzetiliyor. Lütfen düşünerek, üzerinde dura dura (tertil ile) okuyunuz:

“Bazı insanlar ‘Allah’a iman ettik’ der dururlar. Fakat Allah yolunda en küçük bir sıkıntıya gelemez, bir eziyete uğradıklarında insanlardan gelen eziyetleri Allah’ın azabı gibi tutarlar. Böylesi tiplerin Rabbinden yardım gelince hemen “Kesinlikle biz sizinle beraberdik” diyeceklerinden hiç kuşkun olmasın. İyi de, Allah’ın insanların içlerinden ne geçirdiğini en ince ayrıntısına kadar bildiğinden haberleri yok mu bunların? Allah iman edenlerin de münafıkların da kimler olduğunu gösterecek; bundan hiç şüpheniz olmasın…” (Ankebut: 29/10 -11).

Evet, Allah münafıkların kimler olduğunu gösteriyor (farkı farkettiriyor, ayırıcı ölçüyü veriyor). Hem de öyle bir gösteriyor ki, birkaç yıl sonraki “Muhammed” suresinde (Bedir savaşı öncesi) deşifre edildiklerini görüyoruz. Ana tema yine aynı cihat ve infak:

“İman iddiasında bulunanlar ‘Savaşa izin veren bir sure neden gelmiyor?’ diyorlar. Ancak muhkem bir ayet indirilip savaştan bahsedilince ‘kalplerinde hastalık olanların’ tıpkı ölüm baygınlığında olan kimsenin bakışı gibi sana bakakaldıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır. Oysa itaat etmek ve sözlerinin eri olmaktı yapmaları gereken. Kesin karar gelince Allah’a verdikleri sözün arkasında dursalardı elbette kendileri için daha hayırlı olurdu. Siz Allah’ın emrinden uzaklaşıp tekrar yağma, talan ve birbirinizi boğazlamakla geçen o eski günlere mi dönmek istiyorsunuz?...” (Muhammed: 22/20-22)

Yani: “Savaş için neden ayet gelmiyor” deyip duruyordunuz. Şimdi açık ve kesin olarak savaşa izin veren ayet gelince yerinizde çakılıp kaldınız. “Ama, fakat…” diyerek mazeretler ileri sürüyorsunuz. “Onlar bizim yakınlarımız, kendi ırkımız, aynı Arap akrabalarımız” diye bahaneler uyduruyorsunuz. Ama o eski günleri unutuyorsunuz. O günlerde ne akraba, ne ırk, ne soydaş dinlemiyordunuz. Yağma, talan, birbirinizi boğazlama ile geçiyordu ömrünüz. O zaman hiç de savaştan kaçmak için bahane aramıyordunuz. Şimdi bu bahaneler de neyin nesi oluyor? Kaldı ki Allah size yağmalayın, talan edin, en yakınlarınızı bile kesip doğrayın demiyor. Tam tersi bunların bir daha olmaması için, bütünün iyiliği, mutluluğu, hak ve adaleti için savaşmak gerektiğinde çıkın ve mertçe savaşın diyor. Bununla onu nasıl aynı kefeye koyuyorsunuz? Bütünü paramparça eden o eski berbat günleri nasıl da unutuyorsunuz? (Razî, Kurtubî, İbn Kesir, Zemahşerî, Beydavî)…

“Onlar AIIah’ın indirdiklerinden hoşlanmayanlara ‘Bazı konularda sizinle örtüşüyoruz’ diyorlar. Allah ise onların gizli gizli ne konuştuklarını çok iyi biliyor…” (Muhammed: 22/26)

Yani: Münafıklar, müşriklere el altından şöyle diyorlar: Allah’a, ahirete, kıyamete inanmak gibi konularda sizinle ayrılıyorsak da bu Muhammed’in bütünü bölen, akrabaları birbirine kırdıran, ülkede kargaşa çıkaran, gençlerin aklını çelen ve ihtilâlci fikirleri olan birisi olduğu konusunda sizinle örtüşüyoruz. Çünkü bizi kendi ırkımızla, kendi akrabalarımızla savaşa çağırıyor. Hatta “terörist” eğilimleri olduğu bile söylenebilir. Hiç peygamber böyle yapar mı? Bir peygamber eline kılıç alıp savaşır mı? Allah’a ve ahirete inanmaya, hayırlı işler yapmaya, iyiliğe, güzelliğe çağırıyor; tamam bunları anladık. Ama bu savaşmak, cihat filan da ne oluyor?

Muhammed suresinin sonu da çok ilginç. Medine’de “Haydi savaşa!” sesleri duyulunca “protokolde” ön sıralara geçenlerin, peygamberin yanına kadar sokulanların, etrafında pervane olanların birden bire yan çizdiklerini ve “mırın kırın” etmeye başladıklarını görüyoruz. Bunlar ayette geçtiği gibi kalpleri hastalıklı “Müslüman münafıklardan” başkası değildi. İşte Muhammed suresi bunları anlatıyor… Surenin, baştan sona “cihat” temasını işledikten sonra “infak” çağrıları ile sonra ermesi de çok manidar:

“Sizler Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz, fakat aranızdan kimileri cimrilik yapıyor. Oysa kim cimrilik yaparsa kendine cimrilik yapmış olur. Allah zengindir, yoksul sizsiniz. Eğer yan çizerseniz yerinize sizin gibi olmayan başka bir topluluk getirir…” (Muhammed : 22/38)…

Keza Kur’an’da “münafıklar” (Münâfiqûn) diye ayrıca bir sure bile var. Buradaki ana tema da yine çok ilginç infak…

Surede münafıkların “Allah’ın peygamberinin yanındakilere bir şey vermeyin ki dağılıp gitsinler” dediği söylenir. Oysa göklerin ve yerin hazinelerinin Allah’ın olduğu, şan ve şeref sahibi olduklarını iddia ederek Medine’ye dönünce ayak takımını Medine’den sürüp atacaklarını söyleyerek böbürlenenler olduğu, oysa şan ve şerefin (izzet) Allah’ın, peygamberin ve “mü’minlerin” olduğu ve fakat “münafık” takımının bu bilinçten yoksun olduğu anlatılır (63/7-8). Müminlerin şan ve şeref sahibi olmak istiyorlarsa bu münafıklardan ayrılarak yapmaları gerekenin ne olduğu özetlenerek onbir ayetlik “Münâfikûn” suresi şöyle biter:

“Ey iman iddiasında bulununlar! Ne mallarınız, ne de evlâtlarınız sizleri Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Her kim öyle yaparsa kaybeder. Ecel kapıyı çalınca ‘Rabbim beni kısa bir süre için ertelesen de herkese yardım etsem, iyilik, güzellik, doğruluk için çalışanlardan olsam’ demek istemiyorsanız bugünden tezi yok verdiğimiz rızıklardan karşılıksız harcayın. Ecel kapıyı çalınca Allah hiç kimseyi ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır…” (Münâfikûn; 63/9-11)…

Yine Hicretin 9. yılındaki Tebük seferi boyunca ve sonrasında nazil olan ve müşriklere ültimatom (beraet) verilmesi ile başlayan “Tövbe” suresi, Mescit-Dırar sahibi rahip Ebu Amir’in, Medine’yi işgale çağırdığı dönemin dünya gücü Bizans’a karşı meydan okuma anlamına gelen (50 dereceye varan sıcaklıktaki) otuz bin kişilik “çöl yürüyüşünü” konu edinir.

Türlü mazeretler ileri sürerek bu seferden geri duran “münafıklar” en ağır şekilde burada eleştirilir. 129 ayetlik surenin neredeyse tamamında münafıklığın ve korkaklığın âdeta genetiği çözülür. Sözü namus bilme (sıdk/sadakat) adına cesaret, yiğitlik, bahadırlık, erdem ve dürüstlük temaları işlenir. Özellikle son bölümde münafıkların telkinine kapılarak seferden geri duran bir kaç sahabenin vicdan azabı çekişleri anlatılır.

Sure boyunca cihat ve infak kaçkını münafıklığın ne menem bir şey olduğunu, Müslüman kılıfına nasıl da bürünebileceğini, hatta sahabelerden kimilerini bile nasıl etkileyebileceğini ve nihayet mu’min olmanın ne demeye geldiğini sarsıla sarsıla okursunuz. Müslüman kılığına bürünmüş bir münafık olmakla, gerçek bir mü’min olmak arasında gider gelir, defalarca “Galiba ben mü’min değilim, aman Allahım!” dersiniz…

Daha fazla uzatmayayım…

Bu verdiğim örneklerden başka Tahrim, Haşr, Fetih, Nisa ve Ahzap surelerinde münafıklar isim verilerek anlatılır. Buraları özellikle nüzül sırasına göre okuyun. Nasıl da deşifre edildiklerini göreceksiniz. Daha isim verilmeyen bir çok yer var ama bunlar Kur’an’ın kime münafık dediğini anlamamız için gayet net bölümlerdir.

Bunların hepsinde de ayrıcı özelliğin “infak ve cihat” olduğunu, Müslüman kılığına bürünmüş münafık ile gerçek mü’minin arasıdaki asıl farkın bu olduğunu görürsünüz.

Tabiri caizse işin “nirengi” noktası ya da “bam teli” bu…

Çünkü münafıklar üşenerek de olsa namaz da kılarlar. Allah’a ve ahiret gününe inandıklarını söylerler. Dini ritülleri (nüsukları) aksatmıyor görünürler. Gayet iyi konuşurlar; inşallahı, maşallahı dillerinden eksik etmezler. Kılıf kıyafet de kallavidir. Her halleriyle Müslümanların arasındadırlar. Hatta Müslümanlar deyince ilkten akla onlar gelir. Din iman nutukları atmada onlara yetişemezsiniz.

Fakat iki şeyde onları göremezsiniz: cihat özellikle de infak…

Ölçü bu!

Yani can ve maldan verme söz konusu olunca onları ortalıkta göremezsiniz. Oysa Kur’an canlarıyla ve mallarıyla cihat edenleri anarken bırakın Müslümanı “sâdıkûn” tabirini kullanır. Yani sadıklar; sözünün eri olanlar, sözün namusu ile yaşayanlar, Allah deyip de can ve mal söz konusu olunca yan çizmeyenler, sadakatlerini canları ve malları pahasına ispat edenler…

Kur’an’da münafığın kim olduğuna dair yüzlerce ayeti okuduğumda zihnimde canlanan, belki biraz ağır gelecek ama söyleyeceğim şu oldu: Münafık zekat veren, mü’min ise infak edendir!

Yani “Müslüman münafıklar” kırkta birle yetinir, “Müslüman mü’minler” ise ihtiyaç fazlasını asla elinde tutmazlar…

Müslüman münafıklar (dıştan teslim olmuşlar) yılda bir kez, ıkına sıkıla, o da kırkta birini verir. Müslüman mü’minler (içten teslim olmuşlar) ise, yılda bir kırkta bir demez, bollukta ve darlıkta, iyi günde kötü günde infak eder, paylaşır, bölüşürler…

Tıpkı Medine’ye gelir gelmez ilk yapılan “kardeşlik devriminde” olduğu gibi:

“Bölüştük ne varsa ekmeği aşı

Harç yaptık şehre sevgiyi barışı

Bağrımızdan çıktı Bilal’in haykırışı

Hayyalesselâh, Hayyalelfelâh dedik

Hançereler bile anladı da

Bir insan anlamadı bizi”

Başta Peygamberimiz olmak üzere Ebubekir, Ömer, Ali ve Ebuzer’e bakın böyle olduğunu görürsünüz. Bir gecede Müslüman olmuş bedevi kabilelerine, tulekaya ve münafıklara bakın yılda bir kırkta bir diyerek kılı kırk yaran pazarlıklar yaptıklarını, Peygamberimiz ölür ölmez de “Bu da yok” diyerek isyan ettiklerini görürsünüz.

Yani münafık sosyal ve ekonomik olarak bir ve bütün oluşa (tevhid) yanaşmaz. Kendini diğer insanlardan ayrı görür. Örneğin sevginin ve barışın şehre harç yapıldığı o büyük “kardeşlik devriminde” aynı inekten süt emen on aileden birisi olmayı asla kabullenemez. Birliğin, bütünlüğün, kaynaşmanın içine girerse kaybolacağını, sıradanlaşacağını düşünür ve bütünlükten sürekli olarak ayrı durmak ister. Bunun için bütünden ayrı yerlerde; saraylarda, köşklerde, burçlarda=burjuvada (aynı kökten!) yaşamak ister. Öyle ki Allah’ın verdiği rızkı/mülkü ‘yanımdaki ile eşit hale gelirim’ diye paylaşmak istemez (Nahl; 71). Bu nedenle infak kaçkınıdır. Bu tipler her yerde, her zaman böyledir. Kur’an da onlara sorar: Allah’ın nimetini inkar mı ediyor bunlar? (Nahl; 71).

Hani o meşhur bir hadis var ya, ona bir de bu açıdan bakalım.

“Münafığın alameti üçtür: 1- Sözünde durmaz 2- Vaadini yerine getirmez 3- Emanete ihanet eder.” (Muslim:18).

Yani 1- ‘Allah ne derse yapacağım’ diye söz verdiği halde “İnfak edin, biriktirmeyin, yığmayın (kenz haramdır)” emrine uymaz. Alttan alır, yapsa da yapmasa da olabilecek sıradan bir öğüt sayar. 2- Mülkü/rızkı çok olduğu halde, her gün para saydığı, dönüp dönüp tekrar saydığı halde, ‘bunları mezara mı götüreceğim tabi ki fakirin fukaranın hakkı var’ diye vaatte bulunduğu halde iş vermeye gelince rahatlıkla “yok” çeker. 3- Allah’ın kendisine verdiği rızkın/mülkün emanet olduğunu unutur. Karun gibi ‘üstün deham sayesinde kazandım’ der. Böylece hem emanete ihanet eder hem de yanındakiyle eşit hale geleceği (bütünün parçası olacağı) korkusuyla infaktan kaçarak nimeti inkar eder.

Yine peygamberimiz buyurmuş: “Münafığın alâmeti Ensar’a buğzetmesi, mü’minin alâmeti ise Ensar’ı sevmesidir.” (Muslim; 110)

Yani münafık kendisi infak kaçkını olduğu gibi, infakı/yardım edeni, paylaşanı, bölüşeni, bütünü gözeteni, bunun için seferber olanı (Ensarı) sevmez. Ona kin besler. ‘yardım etmeyin ki dağılıp gitsinler’ der. Bütünlük dağılsın ister. Hep ayrı durayım, özel olayım, bütüne tepeden bakayım ister. Oysa mu’min bütünü gözeten, ona karışan, bundan dolayı da seferber olan, infaka/yardıma koşan ve seferber olup koşanı da (Ensarı) sevendir…

Görülüyor ki münafığın iflah olmaz hastalığı mal mülk hırsıdır. Sevgi ve merhamet yoksunudur. Mal ve mülk hırsı gözünü bürümüştür. Gerçekte Allah’a ve ahiret gününe inanmaz, tûl-u emel (geleceği garantiye almak için hırsla yığma) sahibidir. Yalan konuşması, vaadinde durmaması, emanete ihanet etmesi, yardım edeni sevmemesi bundandır…

Ritüelleri (nüsuk ) üşense bile yerine getirir. İçten teslim olduğundan değil; dıştan getirisi olacağından. Ama mal mülk söz konusu olunca dinle imanla alakası kalmaz. Saçının telini göstereni veya namazı bir vakit kılmayanı din dışında görebilir ama saray yavrusu evinde yünlü seccadeler üzerinde namaz kılar, tesbih çeker, 24 saat LCD ekran televizyonundan Kabe’den canlı yayın izler. Yağlı ballı sohbet toplantılarında “fahr-i kainât, server-i mevcudât Efendimiz sallallahu aleyhi vesselemin” açlıktan karnına nasıl taş bağladığını anlatan hocaları ağlamaklı ağlamaklı dinler. Ama o hocalar “kenz (yığma/biriktirme) haramdır!’ (Tövbe; 34-35) diyemezler. Öylelerinden bunları hiç duyamazsınız. Onlara göre Kur’an’da böyle bir ayet yoktur. Hatta varsa bile “nesh” olmuştur (silinmiş/yürürlükten kalkmıştır)…

Evet, İslam’a girdiği halde eşyaya, mala ve mülke bakışını değiştirmeyene, cihattan kaçana, infaka yanaşmayana “münafık” dememiz gerekiyor. Bu ayırıcı ölçüyü bize Kur’an veriyor.

Münafığı başka yerde aramayın; o Müslümanların içinde...

Bunlar Mekke’de yoktular. Çünkü Mekke muhalefet, eziyet, işkence, fedakarlık ve bedel yıllarıydı. Ama Medine’ye gelince mantar gibi bittiler. Çünkü Medine iktidar, devlet, servet, beytü’l-mal günleri, ikbal yıllarıydı.

MÜNÂFIKEdit

Kaybolmak, eksilmek, geçmek ve tükenmek anlamındake "n-f-k " kökünden türeyen münâfık, din ıstılahında, kalbi ile inanmadığı halde inkârını saklayıp, dili ile inandığını söyleyerek mümin görünen kimseye denir. Münafığın bu davranışına nifak denir.

Yüce Allah Kur'ân'da münafıkları; "İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve âhiret gününe inandık" derler." (Bakara, 2/8), "Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla "inandık" diyen kimselerden ve Yahûdîlerden küfür içinde koşuşanlar (ın hâli) seni üzmesin." (Mâide, 5/41) şeklinde tanımlar ve onların özelliklerini şöyle bildirir: Münafıklar, Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinirler, Allah'ı aldatmaya çalışırlar, namaza tembel tembel kalkarlar, Allah'ı pek az zikrederler, ne müminlerden yana ne de kâfirlerden yana olurlar, ikisi arasında bocalayıp dururlar (Nisâ, 4/139, 142); kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar, elleri de sıkıdır (Tevbe, 9/67); yalancıdırlar, yeminlerini kalkan edinirler, insanları Allah yolundan alıkorlar, gösterişlidirler, süslü konuşurlar, her gürültüyü kendi alayhlerine zannederler (Münafikûn, 63/1-4). Hz. Peygamber de, münafıkların konuştuklarında yalan söylediklerini, verdikleri sözde durmadıklarını, emanete hıyanet ettiklerini, düşmanlıkta aşırı gittiklerini bildirmiştir (Müslim, İman, 107; Buhârî, İman, 24). Münafıklar görünüşte mümin oldukları için, dünyada Müslüman muamelesi görürler. Ancak âhirette cehennemin en alt tabakasına atılacaklardır (Nisâ, 4/145). (İ.K.)

Edit

Lupa Sıfat Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Arabozan

Nuvola apps bookcase Köken

[1] Nuvola apps bookcase Köken

Nuvola Turkish flag Türk Dilleri


|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

|} |}</div></div>

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.