FANDOM


  • Arapça karakterlerin görüldüğü pdf formatı için: tıklayınız

Dosya:77-Murselat.pdf

�Sh:»5516Edit

MÜRSELÂT

��WW› ¢ì‰ ñ¢ aۤࢊ¤ Ü bp¡�

«Vel'mürselât Sûresi» Urf Sûresi dahi denilir, Mekkîdir. İbni Mes'ud radıyallahü anhten sıhahta merviy olduğu üzere Minada bir garda nâzil olmuştur.

  • Âyetleri - Ellidir.
  • Kelimeleri - Yüz seksen birdir.
  • Harfleri - Sekiz yüz on altı.
  • Fasılası - �ÇjŠmá Ûäb� harfleridir.

��2¡Ž¤ggggggggggggá¡ aÛÜ£¨é¡ aÛŠ£ y¤à¨å¡ aÛŠ£ y©îggggggggggggá¡

�Q› ë aۤࢊ¤ Ü bp¡ Ç¢Š¤Ï¦=b R› Ï bۤȠb•¡1 bp¡ Ç –¤1¦=b S› ë aÛ䣠b‘¡Š ap¡ ã ’¤Š¦=a T› Ï bÛ¤1 b‰¡Ó bp¡ Ï Š¤Ó¦=b U› Ï bÛ¤à¢Ü¤Ô¡î bp¡ ‡¡×¤Š¦=a V› Ç¢ˆ¤‰¦a a ë¤ 㢈¤‰¦=a W› a¡ã£ à b m¢ìÇ †¢ëæ  Û ì aÓ¡É¥6 X› Ï b¡‡ a aÛ䣢v¢ì⢠Ÿ¢à¡Ž o¤= Y› ë a¡‡ a aێ£ à b¬õ¢ Ï¢Š¡u o¤= PQ› ë a¡‡ a aÛ¤v¡j b4¢ 㢎¡1 o¤= QQ› ë a¡‡ a aÛŠ£¢¢3¢ a¢Ó£¡n o¤6 RQ› Û¡b ô£¡ í ì¤â§ a¢u£¡Ü o¤6 SQ› Û¡î ì¤â¡ aÛ¤1 –¤3¡7 TQ› ë ß b¬ a …¤‰¨íÙ  ß b í ì¤â¢ aÛ¤1 –¤3¡6›��

Sh:»5517Edit

��UQ› ë í¤3¥ í ì¤ß ÷¡ˆ§ ۡܤà¢Ø ˆ£¡2©îå  VQ› a Û á¤ ã¢è¤Ü¡Ù¡ aÛ¤b ë£ Û©îå 6 WQ› q¢á£  ã¢n¤j¡È¢è¢á¢ aÛ¤b¨¡Š©íå  XQ› × ˆ¨Û¡Ù  ã 1¤È 3¢ 2¡bÛ¤à¢v¤Š¡ß©îå  YQ› ë í¤3¥ í ì¤ß ÷¡ˆ§ ۡܤà¢Ø ˆ£¡2©îå  PR› a Û á¤ ã ‚¤Ü¢Ô¤Ø¢á¤ ß¡å¤ ß b¬õ§ ß è©îå§= QR› Ï v È Ü¤ä bê¢ Ï©ó Ó Š a‰§ ß Ø©îå§= RR› a¡Û¨ó Ó † ‰§ ߠȤܢìâ§= SR› Ï Ô † ‰¤ã >b Ï ä¡È¤á  aÛ¤Ô b…¡‰¢ëæ  TR› ë í¤3¥ í ì¤ß ÷¡ˆ§ ۡܤà¢Ø ˆ£¡2©îå  UR› a Û á¤ ã v¤È 3¡ aÛ¤b ‰¤ž  ס1 bm¦=b VR› a y¤î b¬õ¦ ë a ß¤ì am¦=b WR› ë u È Ü¤ä b Ï©îè b ‰ ë a¡ó  ‘ bß¡‚ bp§ ë a ¤Ô î¤ä bעᤠߠb¬õ¦ Ï¢Š am¦6b XR› ë í¤3¥ í ì¤ß ÷¡ˆ§ ۡܤà¢Ø ˆ£¡2©îå  YR› a¡ã¤À Ü¡Ô¢ì¬a a¡Û¨ó ß b×¢ä¤n¢á¤ 2¡é© m¢Ø ˆ£¡2¢ìæ 7 PS› a¡ã¤À Ü¡Ô¢ì¬a a¡Û¨ó á3£§ ‡©ô q Ü¨s¡ ‘¢È k§= QS› Û b àܩî3§ ë Û b í¢Ì¤ä©ó ß¡å  aÛÜ£ è k¡6 RS› a¡ã£ è b m Š¤ß©ó 2¡’ Š ‰§ × bÛ¤Ô –¤Š¡7 SS› × b ã£ é¢ u¡à bÛ o¥ •¢1¤Š¥6 TS› ë í¤3¥ í ì¤ß ÷¡ˆ§ ۡܤà¢Ø ˆ£¡2©îå  US› 稈 a í ì¤â¢ Û bí ä¤À¡Ô¢ìæ = VS› ë Û b í¢ìª¤‡ æ¢ Û è¢á¤ Ï î È¤n ˆ¡‰¢ëæ  WS› ë í¤3¥ í ì¤ß ÷¡ˆ§ ۡܤà¢Ø ˆ£¡2©îå  XS› 稈 a í ì¤â¢ aÛ¤1 –¤3¡7 u à È¤ä bעᤠë aÛ¤b ë£ Û©î堝›��

Sh:»5518Edit

��YS› Ï b¡æ¤ × bæ  Û Ø¢á¤ × î¤†¥ Ϡةëæ¡ PT› ë í¤3¥ í ì¤ß ÷¡ˆ§ ۡܤà¢Ø ˆ£¡2©îå ;›��

Meali Şerifi

Kasem olsun o urf için gönderilenlere 1 Derken büküp devirenlere 2 Ve neşrederek yayanlara 3 Derken seçip ayıranlara 4 Sonra bir ögüt bırakanlara 5 Gerek özriçin olsun gerek inzar 6 Herhalde size va'dolunan muhakkak olacaktır 7 Hani o yıldızlar silindiği vakıt 8 Ve o Sema açıldığı vakıt 9 Ve o dağlar savurulduğu vakıt 10 Ve o ilçiler miykatlarına irdirildiği vakıt 11 Onlar hangi güne te'cil edildi? 12 Fasıl gününe 13 bildinmi nedir fasıl günü? 14 Vay haline o gün yalan diyenlerin 15 Helâk etmedikmi evvelkileri? 16 Sonra arkalarına takacağız geridekileri 17 Biz öyle yaparız mücrimleri 18 Vay haline o gün yalan diyenlerin 19 Yaratmadıkmı sizi bir hakîr sudan? 20 Kılıp da onu bir makarda temkin 21 Ma'lûm bir kadere değin 22 Demekki ölçmüşüz, demekki biz ne güzel kâdiriz 23 Vay haline o gün yalan diyenlerin 24 Ye kılmadıkmı Arzı bir tokat 25 Gerekse diriler için gerekse emvat 26 Ve oturdupda onda yumru yumru oturaklı dağlar, sunmadıkmı size bir su (tatlı) bir furat 27 Vay haline o gün yalan diyenlerin 28 Haydi boşanın o yalan dediğinize 29 Haydi boşanın bir üç çatallı gölgeye 30 Ne gölgelendirir ne alevden korur 31 çünkü o, öyle şirareler atacaktırki her biri bir saray gibi 32 Sanki sarı sarı hopalar gibi 33 Vay haline o gün yalan diyenlerin 34 Bugün nutukları tutulacağı gündür 35 İzin de verilmezki i'tizar ederler 36 Vay haline o gün yalan diyenlerin 37 Bu işte o fasıl günü topladık sizi ve evvelkileri 38 Varsa bir fenniniz atlatın beni 39 Vay haline o gün yalan diyenlerin 40

Sh:»5519Edit

1.��ë aۤࢊ¤ Ü bp¡›� - vav, kasem içindir. Cevabı « ��a¡ã£ à b m¢ìÇ †¢ëæ  Û ì aÓ¡É¥6� » dir. Burada da Vessaffati, Vezzariyâtıda olduğu gibi bir takım kuvvetlere kasem olunmuştur: mürselât, asıfat, nâşirât, farikat, mülkıyat bu kasem olunanlar bu sıfatları zikredilmiş bulunduğu için ta'yinlerinde ihtilaf edilmiştir. Bunların hepsi bir cins veya kısım kısım muhtelif cinslerden olması muhtemildir. Melâike, rüzgârlar, Kur'an âyetleri, Peygamberlerin bı'setleri, insanların kalblerine vârid olan dâıyeler. Bunlardan en zâhir olan hepsinin melekûtî kuvvetler olmak üzere Melâike olması ve hepsinin Allah tarafından gönderilmiş mürselât unvanında dahil bulunmasıdır. Ancak fiıllerine nazaran kısımlara, sınıflara ayrılabilir. Asıl murad da zatlarını anlatmak değil, âlemdeki inkılâbâti ifade eden fiıllerini anlatmaktır. « �Ïb� » ile zikr olunanlar da fiılleri arasında bir terettüb bulunduğuna « �ëaë� » ile zikredilende terettüb lâzım olmadığına tenbih vardır. Meselâ asf irsale müterettibdir. Fakat neşrin asfı ta'kıb etmesi lâzım değildir. Onunla müterafık da ayrı da olabilir. Ve aynî sınıfın fı'li olabileceği gibi ayrı bir sınıfın fı'li de olabilir. Lâkin fark, neşre, ilkai zikr ise hepsine müterettib demek olur. ��Ç¢Š¤Ï¦=b›� - Hal veya mef'uli lehtir. Hal olduğuna göre at yelesi demek olan urften müstear olarak peyderpey tetabu' ve tevalî ma'nâsına gelir ki ihsan etmek veya tanınmak ma'nâsına urften: «urf için, ya'ni tanınması lâzım gelen bir iyilik yapılmak, bir ma'ruf ihdas edilmek için» demek olur. Bunda lisanımızdaki idarei urfiyye ta'birini andıran bir ma'nâ vardır.

3.��ã ’¤Š¦=a›� - Yaymak, dağıtmak ma'nasına yâhud da nüşûr yapmak, ya'ni ölüleri diriltmek, harekete getirmek ma'nasınadır.

5.��‡¡×¤Š¦=a›� - Zikir, din kitabı, öğüt, ya'ni va'z u nasîhat,

Sh:»5520 Edit

ıbret, hatırdan çıkarılmıyacak anıt ma'nalarına geldiğine göre zikir ilka edenler evvelemirde Peygamberlere vahiy getiren Melekler demek olursa da umumiyyetle insanlara öğüt telkîn eden, ıbret ve hatıra bırakan ilham Meleklerine, hâdiselere, kuvvetlere şamil olabilir. Keşşafta bu beş âyet vava nazaran iki kısma ayrılarak şöyle ma'na verilmiştir: Allah sübhânehu Melâikeden bir takımlarına kasem etmiştirki onları emirleriyle irsal eylemiştir de onlar emre imtisalde tehaffüf için rüzgârlar gibi güzergâhlarında önlerine geleni asf ile büküp devirip geçmişlerdir. Bir takımlarına da kasem etmiştirki onlar vahy ile inerlerken cevde kanatlarını neşretmişlerdir. Yâhud arzda şeri'atler neşretmişlerdir. Yâhud küfr-ü cehl ile ölü olan nefisleri diriltmek, nüşûre irdirmek için vahiy getirmişler hak ile bâtılı ayırmışlar, enbiyaya zikir ilka eylemişlerdir.

6.��Ç¢ˆ¤‰¦a a ë¤ 㢈¤‰¦=a›� -

OZÜR, ma'zur kılınmak, ya'ni kabahati silmek ma'nâsına,

NÜZÜR de inzar etmek, korkutmak, sakındırmak ma'nâsına masdar olarak zikirden bedel yâhud mef'uldürler. Ya'ni muhikk olanlara ozr için, mübtıl olanlara inzar için, ma'ziret ma'nasına azîrin veya inzar ma'nasına nezîrin yâhud âzir ve münzir ma'nasına azîr ve nezîrin cem'i de olabilirki üçüncüsünde hâl olurlar. Yine Keşşafta: yâhud: azâb rüzgârlarına kasem etmiştir: onları göndermiştir de büküp büküp devirmişlerdir. Ve rahmet rüzgârlarına kasem etmiştirki ölü erazîye hayat neşretmişlerdir de Allaha şükredenlerle küfredenleri ayırd etmişlerdir « ��Û b ¤Ô î¤ä bç¢á¤ ß b¬õ¦ Ë † Ó¦=b Û¡ä 1¤n¡ä è¢á¤ Ï©îé¡7� » gibi de bir zikir, bir intibah ilka eylemişlerdir. Ya Allahın ni'metini görüp şükretmek üzere tevbe ve istiğfar ile Allaha i'tizar edeceklere ozr için veya onu tabi'ate hamledip Allaha şükrürden gaflet edenlere inzar için. Ki zikre sebeb olduklarından dolayı mülkıyâtı zikir addedilmişlerdir demek olur.

Bundan başka

Sh:»5521Edit

bu ma'nalar âyâtı Kur'an veya Enbiyanın bi'setleri ve beşerin kalbine vârid olan havatır ve deva'î hakkında da mülâhaza olunmuştur. Maamafih bu âyetlerde yalnız sıfatler zikredilmiş olduğu için mevsuflarının ta'yinine kalkışmıyarak ve bu iyzahlar birer misâl gibi addolunarak bu yalnız asıf, neşir, fark, ilkaı zikir denebilen fi'illeri yapmak üzere urf için veya mütevaliyen gönderilen kuvvetler diye anlamak en sâlim ve en şumüllü ma'na olurki bu da Melâike ma'nasında zâhirdir. 11. ��ë a¡‡ a aÛŠ£¢¢3¢›� - Bu Resuller Peygamberlerde zâhirdir. ��a¢Ó£¡n o¤6›� - Aslı «tevkîtden» « �ë¢Ó£¡n o¤� » tir. Ya'ni Peygamberlerin intizar ede geldikleri ve ümmetlerine karşı şehadet edecekleri vakıt ve miyade irdirildikleri zaman ki Kıyamettir. 13. ��Û¡î ì¤â¡ aÛ¤1 –¤3¡7›� fasl günü, ayırt ve huküm günü 15. ��ë í¤3¥ í ì¤ß ÷¡ˆ§ ۡܤà¢Ø ˆ£¡2©îå ›� - bu âyet bu Sûrenin terci' âyetidir. Bu terci'de mürselâtın sıra sıra tevalîsi manzaralarına da bir işaret vardır.

VEYL, leyl vezninde esasen şerrin hulûlü ma'nâsına olup ba'zan bir musîbetin hudûsü zamanında fecaati ifade için lisanımızdaki vay, yazık kelimeleri gibi tefeccü' makamında kullanılır. Bu ma'naca vay haline, yâhud yazık yazık! Demek gibi olurki biz bunları terahhüm makamında da te'essüf makamında da kullanırız. Bir de veyl uçuruma yuvarlanmak gibi berbadlık, helâk ve hasar ma'nasına azâb kelimesi, kahir veya beddu'a olarak kullanılır « �ë í¤3¥ Û é¢� », veyl ona, helâk oldu veya olsun demektir. Veyl Cehennemde bir vadînin veya kapının da ismidir. Veyl deresi,veylkapısı. Bu âyette o günkü fecaatin şiddetini beyan ile inzar ifade ettiği için biz bunu mealde vay haline diye terceme ile iktifa ettik «veyl o gün o tekzîb edenlere» denilse lâfzan daha uygun olursa da lisanımız i'tibariyle vay haline demek kolay geldi: Halbuki

Sh:»5522Edit

mırad fecaatin şiddetini anlatmaktır. Mükezzibîn, her âyette makablindeki mazmuna nazaran mülâhaza olunmak lâzım gelir. Meselâ birincide fasıl gününü, ikincide mücrimlere yapılacak azâbı, üçüncüde Allahın ılmini ve kudretini, dördüncüde beşerin ihtiyac ve mahdûdiyyetini ve kudreti ilâhiyyenin ihatasını ve ni'metini tekzid ma'nalariyle alâkadardır.

21.��Ó Š a‰§ ß Ø©îå§=›� karari mekîn, sağlam oturaklı karargâh, ya'ni rahim

22.��a¡Û¨ó Ó † ‰§ ߠȤܢìâ§=›� Allah tealâ ındinde ma'lûm olan bir kadere, ya'ni mukadder bir vakta değin - ki o vilâdet vaktıdır. 25.��×¡1 bm¦=b›� - kifat, zamm ve cemi' ma'nasına « �× 1¤o¥� » ten hısar gibi birbirine zamm ve cemi' ma'nasına ten hısar gibi birbirine zamm olunarak sıkışıp toplanılacak mahal, dernek yeri ve Ebu Ubeydenin kavlince via' ya'ni kab demektir. Biz buna mealde tokat dedik, bu tokat, sille ma'nasına tokat zann edilmesin, sürüden sapıp da ekinlere ve bağlara bağçelere dalan firari hayvanların bekçiler tarafından tutulup hapsolundukları mahalle dahi Anadolu Türkçesinde tokat ta'bir olunur. Netekim Tokat kasabasının ismi de bunu andırır. Buna Rumilide ba'zı yerlerde «kapı» ta'bir edildiğide mesmu'um olmuştur. Tevkıfhane ma'nasına kapı altı ta'biri de Anadoluda ma'ruf idi.

Yukarıda « ��Ó Š a‰§ ß Ø©îå§=� », burada « ����ס1 bm¦=b�� » insanların gerek doğmadan evvel ve gerek doğduktan sonra her tavrında vatan ihtiyacına ve bu suretle gerek hayat ve gerek mematında kudreti ilâhiyye ile muhat ve her zaman kabzai kudretinde mevkuf ve mahbûs bulunduklarına tenbih, bununla beraber

27.��‰ ë a¡ó  ‘ bß¡‚ bp§ ë a ¤Ô î¤ä bעᤠߠb¬õ¦ Ï¢Š am¦6b›� - her taraflarından Allahın ni'metleriyle beslenmekte olduklarını ıhtardır.

Sh:»5523Edit

REVASİ, ağır basan oturaklı dağlar.

ŞAMİHAT, başını kaldırmış, mürtefi', yumru yüce.

29.��a¡ã¤À Ü¡Ô¢ì¬a a¡Û¨ó ß b×¢ä¤n¢á¤ 2¡é© m¢Ø ˆ£¡2¢ìæ 7›� - Ya'ni o mükezzibîne o fasıl günü böyle dinecek: Dünyada o ni'metler içinde mevkuf ve mahbûs bulunduğunuz Arzdan boşanın da orada iken yalan diye tekzîb edegeldiğiniz azâbı boylayın, def' olun diye tevbîh olunacak, o Arz onlardan boşaltılacak, inkâr ettikleri azâba sevk olunacaklardır ki bu alel umum küffara hıtabdır. Mutlak tekzibin cezasıdır. Bâtıl i'tikadın cezası olmak üzere bilhassa bir kısmına da şöyle denecek: 30. ��a¡ã¤À Ü¡Ô¢ì¬a›� haydin buradan boşanın ��a¡Û¨ó á3£§ ‡©ô q Ü¨s¡ ‘¢È k§=›� üç çatallı bir gölgeye gidin - Ya'ni Allahın birliğini tanıyan müvehhid mü'minlere mahsûs koyu gölgede Arşın gölgesinde mütena'im ve sayeban olmağa sizin hakkınız yoktur. Siz ona inanmıyordunuz, şirke, teslîse kail oluyordunuz. Şimdi müvehhid mü'minler Arşın gölgesinde, zilli zalîlde gölgelenirlerken siz i'tikad ettiğiniz üç çatallı bir gölgeye sığınınız. Atadan merviy olduğuna göre bu üç çatallı gölge Cehennem dumanının gölgesi diye tefsîr olunmuş, birçok müfessirler bu hatıbı da evvelkinin bir iyzahı gibi telâkkî ederek bunu ta'kıb etmişler. Ve demişlerdirki «duhani Cehennem» üç mevzi'den yükselecek, kâfirler onu ateşten korur zann ederek koşacaklar, en fena bir halde bulacaklardır. Bu surette bu zıl « ��ß b×¢ä¤n¢á¤ 2¡é© m¢Ø ˆ£¡2¢ìæ 7� » nın bir beyanı demek olur. Lâkin Ebu Hayyanın naklettiği vechile: İbni Abbas Hazretleri demiştirki: bu hıtab, Salîbe tapanlara söylenecektir. Mü'minler Allah sayesinde Arşın gölgesinde korunacak, onlara ma'budünüz olan Salîbin gölgesine girin denecek, çünkü salîbin üç şu'besi vardır. ŞU'AB, bir cisimden ayrılan çatallardır �açg�. Ya'ni Salîbin

Sh:»5524Edit

bir kolu, gövdesi demek olduğundan şu'beleri üçtür. Demekki « ��á3£§ ‡©ô q Ü¨s¡ ‘¢È k§=� » bir üç çatallı gölge» Hıristiyanlığın teslîs akıdesinin, ekanîmi selâsesinin bir remzidir, Salîb onu temsîl eder. Hıristiyanlık bunu ve Âhıreti tekzîb etmiyor, fakat en büyük halâsı bundan bekliyerek buna i'tikad ediyor. Onun için Âhırette o fasıl günü müslimanlar iyman etmiş oldukları halıs tevhid gölgesinde gölgelenirlerken bir üç diye ekanîmi selâse ile teslîse i'tikad edenlere haydin bir üç çatallı teslîs gölgesine gidin denecek, lâkin öyle bir üç çatallı gölge neye yarar? Gölgelendirirmi? Azâbdan korumak için bir faydası olabilirmi? Bunu bir üç çatallı ta'birinden de anlaşılacağı vechile beyan için buyuruluyorki: 31. ��Û b àܩî3§ ë Û b í¢Ì¤ä©ó ß¡å  aÛÜ£ è k¡6›� o ne gölgelendirir ne de alevden korur - çünkü çatallıdır. Çatalların arasından alevler hücum eder. Onun için o bir şey'e yaramaz, ona sığınmağa gelmez 32. ��a¡ã£ è b›� çünkü o - âlev saçan ateş veya o çatallar muhakkak ��m Š¤ß©ó 2¡’ Š ‰§›� öyle şirareler, kıvılcımlar atarki ��× bÛ¤Ô –¤Š¡7›� kasır gibi - lisanımızda köşk diye ma'ruf olan kasır burada «dari kebîri müşeyyed» diye tefsîr olunmuşturki maksad büyüklük teşbîhi olduğundan saray gibi demek olur. Ya'ni her biri cesamette ve uzanışta saray gibi 33. ��× b ã£ é¢›� sanki o şerer ��u¡à bÛ o¥ •¢1¤Š¥6›� sarı sarı erkek deve sürüleri gibi - evvelki teşbîh cesamet i'tibariyle bu da renk, kesret ve hareket i'tibariyledir. İbil deve, nâka dişi deve, cemel erkek deve cimâle cemelin cem'i olarak erkek develer demektir. Ve ma'lûm ki erkek deve daha iri ve daha kuvvetlidir. Bizim Anadoluda erkek deveye cemel yerinde hopa ta'bir edilir.

Sh:»5525Edit

İrilik ve kuvvetlilik teşbîhlerinde de hopa gibi denilir. Biz de mealde «sarı sarı hopalar gibi» demekle bu ma'naları anlatmak istedik. İşte o Cehennem ateşi, alevi o çatallardan böyle hem her biri saray gibi büyük hem de hopa sürüleri gibi çok sarı sarı kıvılcımlar atacaktır. Düşünmeliki şirareleri böyle olan alevler ne kadar salgın olacaktır. Artık böyle bir üç çatallı gölgeye sığınmanın ne felâket olduğunu anlamalı 34. ��ë í¤3¥ í ì¤ß ÷¡ˆ§ ۡܤà¢Ø ˆ£¡2©îå ›� vay haline o gün yalan diyenlerin - ya'ni gerek o ateşe ve gerek o üç çatallı gölgenin ondan korumayıp böyle bir felâket olduğuna inanmayıp da ona sığınanların

==35.��ç¨ˆ a í ì¤â¢ Û bí ä¤À¡Ô¢ìæ =›PPP�

Onlardan korunanlara gelince:

��QT› a¡æ£  aÛ¤à¢n£ Ô©îå  Ï©ó áܠb4§ ë Ç¢î¢ìæ§= RT› ë Ï ì a×¡é  ß¡à£ b í ’¤n è¢ìæ 6 ST› עܢìa ë a‘¤Š 2¢ìa ç ä©î¬÷¦b 2¡à b ×¢ä¤n¢á¤ m È¤à Ü¢ìæ  TT› a¡ã£ b × ˆ¨Û¡Ù  ã v¤Œ¡ô aÛ¤à¢z¤Ž¡ä©îå  UT› ë í¤3¥ í ì¤ß ÷¡ˆ§ ۡܤà¢Ø ˆ£¡2©îå  VT› עܢìa ë m à n£ È¢ìa Ó Ü©îܦb a¡ã£ Ø¢á¤ ߢv¤Š¡ß¢ìæ  WT› ë í¤3¥ í ì¤ß ÷¡ˆ§ ۡܤà¢Ø ˆ£¡2©îå  XT› ë a¡‡ a Ó©î3  Û è¢á¢ a‰¤× È¢ìa Û bí Š¤× È¢ìæ  YT› ë í¤3¥ í ì¤ß ÷¡ˆ§ ۡܤà¢Ø ˆ£¡2©îå  PU› Ï j¡b ô£¡ y †©ís§ 2 È¤† ê¢ í¢ìª¤ß¡ä¢ì栝›�

Meali Şerifi

Şübhesiz ki (korunan) müttakîler gölgelerde kaynaklar 41 Ve canlarının istediğinden meyveler içindedirler 42 Yeyin, için âfiyet olsun işlediğiniz amellere mukabil 43 İşte biz muhsinleri böyle karşılarız 44 Vay halina o gün yalan diyenlerin 45 Yeyin,

Sh:»5526Edit

zevk edin biraz, çünkü mücrimlersiniz 46 Vay haline o gün yalan diyenlerin 47 Yerler, içerler de rükû' edin denildiği zaman onlara, rükû' etmezler 48 Vay haline o gün yalan diyenlerin 49 Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar? 50

Vel'mürselâti Sûresi de burada hıtam buldu. Lâkin o fasıl günü bilfi'il gelmeden ona inanmıyanların arkası alınmış olmıyacağından bunu Nebe' Sûresi ta'kıb edecektir.


Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.