FANDOM


Ahmet Sevgi

MEHMET ÂKİFTE sÂDİ TEsîRİ - Doç. Dr. Ahmet SEVGİ

İnsanlar bilgi bakımından eşit doğarlar. Zamanla aralarındaoluşan farklar eğitim ve Öğretimle ilgilidir. Yani bilgi “vehbî” değil“kesbî”dir. Gezerek görerek bilgi sahibi olunabileceği gibi okuyarakdinleyerek de ulaşılabilir bilgiye... Kanaatimizce sıralanan buyollardan en sıhhatlisi okumaktır. İnsanlığın binlerce yıllık düşüncebirikimine ulaşabilmenin en kestirme yolu kitaplardan geçer. Bir şâir,bir yazar, hatta bir düşünür olarak Mehmet Âkif de gayet tabii, gerek“doğu”dan gerekse “batı”dan birçok eser okumuş, etkilendiği birçokyazar olmuşturl. Ancak bizce ona tesir eden düşünürler arasında en

1 M,Âkifin şu ifâdeleri sanırım bu konuda bir fikir verecektir: Becihân hurrem ezânem ki cihân hurrem ezust Âşıkam ber heme âlem ki heme âlem ezust(Cihanda şâdlığım cihânın mahbûbumla şâd olduğundandır. Bütün âleme âşıkım, çünkü bütün âlem ondan ibârettir) diyen Sâdî-i Şirâzî hakkında ne perestişlcârâna bir hürmet beslersem,

Yefnefiz-zemânu ve fîhi mâlem~yûsafu

(Güzelliğini vasfedenlerin bunca taaddüd ve tenevvuuna rağmen, zaman fenâ buluyor da tarif edilemeyen bütün vasıflar hâlâ onda, Hz.Peygamberde kalıyor)

diyen İbni Farız'a karşı rûhumda ne büyük bir incizâb duyarsam, , Ey ki beher câ huzûr kerde benâmî dîger Hem Arabî râ İlâh, hem Acemî râ Hudâ (Ey her yerde başka başka nâmlarda hâzır, hem Arabînin, hem Fârisinin hudası olan Allah) tehlîl-i ârifânesiyle cihân-ı şi'rin berterin tabakatma yükselen Feyzî-iHindî”ye nasıl hayran olursam, Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterim Sorsa cânân bilmezem kâm-1 dil-i şeydâ nedir(Gerçi sevgiliden deli gönlümün muradmı yerine getirmesini istiyorum, amasevgili sorsa, deli gönlün muradının ne olduğunu bilmem.) neşîde-i lâhûtîsiyle aşkındaki kemâl-i fevka'l-hayâli duyuran Fuzûlî”yi ne kadar seversem... Lamartin'i ' 183


başta, “BOSTAN” ve GÜLİSTAN” adlı eserleriyle tanıdığımız şarkın büyük dehâsı SADI gelmektedir... Mehmet Âkif, daha Ortaokulda iken ders kitabı olarak Sâdî”nin“Gülistan”ını okuyup ezberlemişti. Gerçi o yaşta “Gülistan”ı pekanlayarnamıştı Âkif. Ancak yaşı ilerledikçe ezberindeki hikâye vebeyitleri hatırlıyor, hatırladıkça da eserin büyüklüğünü kavrıyordu. Âkif l898”de yazdığı ilk şiirlerinden birinde Sâdî”nin, şiirihikmetle karıştırarak hakîkatin sözcüsü hâline getirdiğini,“Gülistanfın aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen bugün hâlâsolmayan bir gül bahçesi olduğunu ifade eder: Şu üstâd-1 irfân-penâhın bugünHakîkatte şâkirdiyiz biz bütünMürebbî-i efl‹âr-ı ümmet odurEden halka tedrîs-i hikmet odurOdur şiiri hikmetle mezceyleyen oOdur şiir nâmıyla hakkı söyleyen“Gülistan”1 hâlâ hazân bilmiyorSafâ-yı rebîîsi eksilmiyorz. Ziyâ Paşa”nın, “Harabat Mukaddimesi”nde Sâdî”yi “efser-ifazîlet” diye niteleyerekzá “Bir kimse okursa “Bûstan”ı Anlar o zaman nedir cihanı” demesi Âkifte “BOSTAN”ı da okuma hevesi uyandırır. IspartalıHakkfnın “Senin için Bostanî okumamış olmak âdetâ rezâlettir” sözü

de o kadar sever, o kadar hürmetle, o kadar iştiyâkla yâd ederim. (Bkz. H.BasriÇantay: Âkifiıâme, İst.l966, s.60.) ' Bkz. Eşref Edip: Mehmet Âkif-Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, 2 cild,İst.l939, s.l98. t 184


onun bu hevesini kuvveden fıile çıkararak “Bostan”ı defalarcaokumasını ve o küçük hikâyeler üzerinde saatlerce düşünmesinisağlar. Fakat Mehmet Âkif hâlâ Sâdî”yi ve eserlerini tam mânâsıylaanlamış değildir. Yani Âkif, Sâdfnin büyüklüğünü takdir ediyor ama sanatının sırrını bir türlü çözemiyordu. Nihâyet o, Alexandr Dumas Filsiin “La Dame Aux Camelias” adlı eserini okurken baş taraflarındayer alan “Ufak bir mevzudan büyük netîceler çıkarma, herşeyin azşeyde olduğu” gerçeğini görür. Artık Sâdî'nin sanatındaki sırrıçözmüştür. İsterseniz olayı Âkif” in kaleminden takip edelim: “Garplıların, bilhassa Fransızların edebiyatını da biraz anlamak için o lisandaki mârûf eserleri okurken La Dame Aux Camelias”ya sırageldi. Müellif kitabın baş taraflarında diyordu ki: “Hakikat, üzerindeişlemekte olduğum bu kadar ufak bir mevzûdan o kadar büyüknetîceleri çıkarmak isteyişim benim için bir cüret görülecektir. Lâkinben herşeyin az şeyde olduğuna kâni olanlardanım: Çocuk küçük,fakat kendisinde koca bir insan mündemic; beyin daracık lâkin mütefekkireyi ihtiva ediyor; göz bir noktadan ibâret, bununla beraber fezâları muhî ”. Bu satırları okur okumaz Sâdî'deki sırrı-1 sanatı anladım:Demek büyük hikmetler göstermek için uzun uzun vak'alar tertipetmeğe lüzum yokmuş. Her gün görülen, her gün görüldüğü için hiçnazar-ı dikkati celbetmeyen hâdiseler bir lahza-i im'ân önünde nâmütenâhî mevzûlar teşkil edebilirmiş”.3 Mehmet Âkifin Sâdî'den ne kadar etkilendiğini gösteren birbaşka delil de onun Servet-i Funûn dergisinin açtığı bir ankete verdiğicevapta görülmektedir: “Nazımla, bugün yürümek istediğim gâye, rezâil-iiçtimâiyemizi ortaya koyup, halkı bunlardan tenfire çalışmaktır. Zâten

3 lškz. M.Âkif Ersoy: Kur”ân-1Kerîm”den Âyetler (Derleyen: Ö.R.Doğrul) Ist.1976, s.255-256. `


şiire, Sâdî meslekini taklit ile başlamıştım”; “Acemlerden Sâdî”yi pekçok okudum. Oyle zannederim, en çok tesiri altında kaldığım edib,Sâdî olacaktır” A Peki bu tesirin “SAFAHAT”taki izleri nedir? Sâdî tesiri Akit” in şiirlerine ne ölçüde yansım1şt1r?.. “SAFAHAT” incelendiğinde, Sâdî”den “direk” veya “dolaylı”birçok etkinin olduğu görülür: Âkifin, “Durmayalım”, “Azim” ve (“Fatih Kürsüsünde” adlımanzum_ eserinde geçen) “Kalenderle Tilki” hikâyeleri Sâdî”dentercümedir. Âkifin bazan Sâdî”den aldığı bir beytin gölgesindemanzûmeler yazdığı da olur. “Acem Şahı” ve “Geçinme Belâsı” adlışiirleri bu tip örneklerdir. Yine onun “GÖLGELER”de yer alan şukıt'ası da Sâdî”den tercümedir: Bahâr olmuş çemenler, lâleler, güller bütün bitmiş;Gülüm, bir sensin ancak bitmeyen hâlâ şu topraktan.Rebîî bir bulut şeklinde ağlarken mezârında,Nihâyet öyle yaş döksem ki, artık sen de fışkırsans. Şimdi bir mukâyese imkânı vermesi bakımından M.Âkifin,SÂDİ'den tercüme ettiği -tercümelerin hem serbest hem degenişletilmiş olduğunu belirtelim- “DURMAYALIM”, (Mukâyese için bkz. Şeyh Sâdî-i Şirâzî: BOSTAN ve GÜLİSTAN, (Tercümeeden: Kilisli Rifat Bilge) İst.l968, s.279-28l). “AZİM”, (Mukâyeseiçin bkz.A.g.e, s.l22-l23) ve “KALENDERLE TİLKİ” (Mukâyese için bkz. A. ge, s.l 1 1) hikâyelerini sunuyoruz.

Bkz. Fevziye Abdullah Tansel: Mehmet Âkif Ersoy, İst.l97 3, s.20. Mehmet Akif Ersoy: SAFAHAT, İst. 1973, s.496.:


DURMAYALIM Sâ”dî diyor ki: “Bir gece biz kârbân ileÂheste-seyr iken yolumuz düştü çölef Süfatle tayy için o beyâbân-ı vahşeti, Hep yolcular fedâ ederek istirâhati,Gitmektelerdi. Bir aralık bende meyşe tâb Hiç kalmamış ki düşmüşüm artık zebûn-i hâbzÂvâre bir piyâdeyi bekler mi kâfile? Nâçâr şedd-i rahl edecek tâ be-merhalesDurmuş, diyordu, bir de uyandım ki, sârban:“Kalk ey zavallı yolcu, uzaklaştı kârbân!Uykum benim de yok değil ammâ bu deşt-zârÂrâmgâh olur mu ki bin türlü korku var?Ser-menzil-i merâma varır, durmayıp giden;Yoktur necât ümîdi bu çöller geçilmeden.Heyhât, yolda böyle düşen uyku derdine,Hep yolcular gider de kalır kendi kendineVak'a hiçbir şey değildir; haklısın, lâkin düşün. Başka bir düstûr-i hikmet var mı, insâf et, bugün?

5 Şeyh Sâ'dî diyor ki: Bir gece biz kervanla yavaş yavaş giderken yolumuz birçöle uğradı. O vahşi çölü çabucak geçmek için bütün yolcular, rahatlarını feda ederekgidiyorlardı. Fakat bende yürümeye takat kalmadığı, uyku da bastırdığı içindüşüp kahnışım. Bir kervan, konak yerine varıncaya kadar ister istemez yürümeğe mecburdur.Serseri bir piyadeyi bekler mi? Bir de uyandım ki başucumda duran deveci şöyle diyordu: “Hey zavallı yolcu;kalk kervan epeyce uzaklaştı. Benim de uykum var amma bu çöl, istirahat yeriolur mu? Burada bin türlü tehlike ve korku var. Durmayıp giden, meramımenziline vâsıl olur. Bu çöller geçilmeden kurtuluş ümidi yoktur. Yolcular,yürür, gider, senin gibi uyku derdine düşenler ise kendi kendine ve tehlikeyemaruz bir halde kalır.” Ey okuyucu; naklettiğin vak°a hiçbir şey değil, diyecek olursan haklısın. Lâkin insaf ederek düşün ki bugün başka yapılacak hikmetli bir hareket var mı? 187


Varmak istersen-diyor Sâ°dî-eğer bir maksada,Tuttuğun yollar tükenmekten muarrâ olsa da;Şedd-i rahl et, durmayıp git, yolda kalmaktan sakın!Merd-i sâhib-azm için neymiş uzak, neymiş yakın?6Hangi müşküldür ki, himmet olsun, âsân olmasın?Hangi dehşettir ki, insandan hirâsân olmasın?7 İbret al erbâb-1 ikdâmın bakıp âsârına: Dağ dayanmaz erlerin dağlar söken ısrârınas Bir münevvim ses değil yer yer hurûşan velvele:Fevc fevc akmakta insanlar bütün müstakbelegNehr-i feyzâfeyz-i insâniyyetin âhengineUymadan, kaabil değildir düşmemek bir engine. 10Menzil-i maksûda varrnazsın uyunmazsan eğer...Var mı bak, yollarda hiç bîdâr olanlardan eser?nİşte âtîdir o ser-menzil denen ârâmgâh; Kârbân akvâm; çöl mâzî; atâlet sedd-i râh.” Durma, mâzî bir mugaylanzâr-

1 dehşetnâktir; Gir. kı, air korkusuzduf, hem ne kudsî hâkim” Sa”di diyor ki: Bir maksada varmak istiyorsan tuttuğun yollar; bitmez, tükenmezolsa da yükünü bağla, durmadan yürü, yollarda kalmaktan sakın. Azim ve teşebbüs sahibi bir kimse için uzak ve yakın nedir? Himmet sarf edilince hangi zorluk kolaylaşmaz? Hangi dehşetli hal, insandançekinip korkmaz? İkdam ve sebat sahiplerinin eserlerine bak da ibret al ki cidden erkek olanların dağlar söken azmine dağlar da dayanmaz. İşittiğin sesler; uyutucu ninni değil sa'y ve gayret âlemlerinin yer yer kabaranvelvelesidir. İnsanlar, coşkun bir nehir gibi istikbale akıp gitmektedir. O coşkun nehrin akışındaki âhenge uymadan bir engine düşüp boğulmamak kabil değildir. Uyanmazsan maksudun olan ınenzile varamazsın. Bak ki uyanık olanlardanyollarda bir eser var mı? Menzil-i maksut denilen istirahat yeri; istikbaldir. Kervan insan kavimleri, çöl mazi, tembellik de yolun mâniasıdır. ' Durma ki mazi, dehşetli bir dikenliktir. Yürü ki istikbal, korkusuz ve mübarekbir topraktır. 188


Çok şedâid iktihâm etmek gerektir, doğrudur...Vehleten âvâre bir seyyâhı yollar korkutur; Korku, lâkin, azmi te”yîd eylemek îcâb eder:14Kurtulursun şedd-i rahl etmiş de gitmişsen eğenlsÇünkü düşmüşsün hayâtın -ezkazâ- feyfâsına,Gitmen icab eyliyor tâ menzil-i aksâsına.Düşmemek mâdem elinden gelmemiş evvel senin,Ölmeden olsun mu, ey miskin, bu çöller medfenin?” İntihâr etmek değilse yolda durmak, gitmemek, Âsûmandan refref indirsin demektir bir meleklls“Leyse lil-insân-ii illâ mâ seâ” derken Hudâ;Anlamam hiç meskenetten sen ne beklersin daha;19Davran artık kârbânın arkasından durma koş!Mahvolursun bir dakikan geçse hattâ böyle boş.Menzil almışlar da yorgun, belki senden bîmecâl! Beııtı yek, elbette öyıeı sen ne etmiştim heyâı” Şöyle gözden geçse bir hilkat temâşâ-hânesi: Çıkmıyor bir zerre faiâliyyetin bîgânesi. Âsümanî, hâkdânî cümle mevdûdât için Kurtuluş yok sa°y~i dâimden, terakkîden bugün.”

20 Evet, birçok meşakkate katlanmak gerektir. Bu doğrudur, serseri bir seyyahı yolların dehşeti korkutur. Lâkin korkuyu bırakmak azim ve teşebbüsü kuvvetlendirmek icabeder. Yükünü bağlamış da ileri gitmişsen kurtulursun. Madem ki hayat çölüne düşmüşsün, onun son konağma kadar gitmen lâzımdır. O çöle düşmemek elinden gelmemiş, ey miskin, bari bu çöller ölmeden mezarmolmasın. Yolda durmak ve ilerlememek fikrince intihar etmek değilse gökyüzünden birmeleğin sana döşek indirmesini bekliyorsun demektir. Allah (Leyse lil-insani illâ mâ seâ) yani “İnsan, ancak elde etmeye çalıştığı şeyi bulur” diyorken miskinlikten ne beklediğini anlamıyorum. Davran da kervanın arkasından koş. Bir dakikan bile boş geçse mahvolursun. İlerlemiş ve menzil almış olanlar da belki senden yorgun ve senden mecalsizdir.Belki değil, elbette öyledir. Sen ne tahayyül etmiştin? Yaratılış temaşahanesi dikkatle gözden geçirilirse bir zerrenin bile çalışmaya yabancı olduğu görülemez. 189


Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur!Bunların hakkında bilmem bir bahânen var mı? Dur!Mâsivâ bir şey midir, boş durmuyor HâlikBak tecellî eyliyor bin şe”n-i günâgûn Ey, bütün dünyâ ve mâfîhâ ayaktayken, Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allah”tan (Bkz. MÂıafz sAFAHAT, gas-sı) 123 Sa'dî, o bizim Şarkflmızm rûh-u Bir ders-i hakikat veriyor, işte meâliî“Vaktiyle beş on kaafile sahrâdaGündüz yürüdük hep, gece bir menzile konduk'Çok geçmedi, baktım, bir adam hâsir üKoşmakta... Meğer eylemiş evlâdınıBîçâre gidip haymelerin hepsine Bir taş bile görmüşse, hemen oğluna .

3 22 Hilkatin gökleri ve yeri, hattâ bütün mevcudat için daimi bir çalışmadan kurtuluş yoktur. Yer çalışsın, gökler çalışsın da sen sıkılmazsan otur. Bunlara karşı çalışmamakiçin bir bahane bulabilir misin? Yaratılmışların çalışması bir şey mi? Yaratanbile boş durmuyor, türlü türlü şüun ile tecelli ediyor. Sen halktan sıkılınakbilmiyorsan, hey Allahın kulu, bari Allahtan olsun utan da boş durma. Şarkımızın kemal ruhu olan Şeyh Sâdi, bize şöyle bir hakikat dersi veriyor.Vaktiyle beş on kervan halkı çölde bulunmuştuk. Gündüz yürümüş, geceleyin birmenzile konmuştuk. Bir de baktım ki bir adam husran ve haybet içinde koşup gidiyor. Meğerse odehşetli çölde evlâdını kaybetmiş. Zavallı adam, çadırların hepsine birer birer uğramış ve evlâdmı sormuş. Bir taşbile görse belki oğludur diye gidip bakmış. Biçare baba; onu nerede bulacaksın? Derken, ciğer-pâresiniıı elinden tutmuşolduğunu gördüm. Sevinç içinde ve sürûru gözlerinden yaş şeklinde akarak bize doğru geliyorduGeldi ve deveciye: “Evlãdımı buldum, fakat nasıl buldum bilir misin?” 190


Âvâre peder, nerde bulursun onu? Gördüm ki ciğer-pâresinin tutmuşLebriz-i meserret geliyor bizlere dğru,Taşmış da gözünden akıyor şimdi sürûrulóYaklaştı şütürbâna nihayet, dedi yekten:“Evlâdımı buldum... Nasıl amma? Onu bilsen...7Karşımda ne görsem. “Ol” dedim geçmedim aslâ. Aldatsa da tahminimi binlerce heyûla , Azmimde fütûr eylemedim, ye'si bıraktım...Mâdâm ki dünyâdadır elbet bulacaktımugKumlarda yüzüp, zulmetin a°mâkma daldım; Hep rûh kesildim... Ne boğuldum, ne bunaldım. Tevfîk-i ilâhî edip en sonra inâyet, Gördüm gözümün nûrunu karşımda nihayet.İm”ân ile baksak oluyor işte nümâyan, Sâdî bize göstermede bir meslek-i irfanznBir gâye-i maksûda şitâb eyleyen âdem,Tutmuşsa bidâyette eğer azmini muhkem,Er geç bulacak sa°y ile dil-hâhini elbet. Zira bu şüûn-zâr-ı tecellîde hakikat, Tevfik, taharrîye; taharrî ona âşık, Azmin de emel lâzımidir, gayr-ı müfârık.Olsun da emel azm ü taharrîye mukaarin;Tevfik zuhûr eylemesin sonra... Ne mümkinllz 8 aal0

9 Binlerce heyûla tahminimi aldatsa da azmimde fütura düşmedim, bulmak ümidini terk etmedim. Dedim: Mademki dünyadadır, elbet bulacağım.

10 Âdeta kumlarda yüzdüm, karanlıkların derinliklerine daldım. Ebedî bir ruh kesilip ne boğuldum, ne bunaldım. Nihayet Allahın tevfiki inayet etti de gözümün nûru evlâdımı karşımda gördüm. 11 Sâdi bize bir irfan mesleği gösteriyor. Dikkatle bakacak olursak bize de görünüyor ki 191


Ba'zan iki üç haybet olur rehzen-i ümmid... İnsan o zaman etmelidir azmini teşdîd... Ye”sin sonu yoktur, ona bir kerre düşersenHusrâna düşersin, çıkamazsın ebediyyen!Mahkûm olarak ye'se şu bîçâre peder de,Evlâdını şâyed o karanlık gecelerde,

"Vaz geçmeş olaydı aramaktan, ne bulurdu?

Elbet biri candan, biri cânandan olurdulß

(Bkz. M Åkif SAFAHAT)

KALENDERLE TİLKİ

Kalenderin biri köyden sabahleyin fırlar, Arar nasîbini; avdette kırda akşamlar. Fakat güneş batarak, ortalık karardıkça, Görür ki: yerde yatılmaz, hemen çıkar ağaca. Herif ağaçta iken iniltidir işitir... Bakar ki: bir kötürüm tilkinin yanık sesidir.Zavallı pösteki olmuş, bacak yok işleyecek;Boğazsa işlemek ister... Ne yapsın... İnleyecek!Biraz geçince, kavi dişlerinde bir ceylân, İner yakındaki vâdiye karşıdan arslan.Yukarıda çıkmaz olur, şimdi, yolcunun nefesi;Tabîatiyle durur hastanın da inlemesi!

12 Bir maksat uğrunda koşan kimse, iptida azim ve tüşebbüsünü sağlam tutmuşsaelbette gönlümün istediğini ergeç bulacaktır. Zira Hakkın şüûnatına tecelli-gâholan bu âlemde tevfık-i ilâhî taharriye, taharri de o tevfike âşıktır. Azmin deemel, ayrılmaz bir karinidir. Emel, azim ve taharri ile birlikte olsun da tevfik zuhur eylemesin, bunun imkânı var mıdır?

13 Bazan iki üç muvaffakiyetsizlik, ümit yolunu kapatır. İnsan o vakit azim ve teşebbüsünü şiddetlendirmelidir. Ümitsizliğin sonu yoktur. Ona bir kere düşecek olursan bir daha altından kalkamıyacağın büyük bir zarara düşersin. Şu biçarebaba da ümitsizliğe düşüp o karanlık gecede evlâdını aramaktan vazgeçmiş olaydı, evlâdı candan, babası da canandan olurdu. 192


Yiyip şikârını arslan, dalınca ormanına:Sürüklenir, yanaşır tilki sofranın yanına; Doyar efendisinin artığiyle, sonra yatar. Herif düşünmeye başlar eder de hâle nazar:

"Cenab-ı Hak ne kadar merhametli, görmeli Açım! Demekle amel-manda bir topal tilki, ' Ayağına gönderiyor rızkın en mükemmelini.. 0 halde çekmeli insan çalışmadan elini. Değer mi koşmaya akşam, sabah, yalan dünya? Dolaşmayan dolaşandan akıllı... Gördün ya: Horııl horal uyuyor kahpe tilki, senden tok! Tevekkül etmeli öyleyse şimdiden tezi yok. Yazık bu ana kadar çektiğim sıkıntılara!.. ”

Sabah olunca, herif dağ başında bir mağara Tasarlayıp, ededî Ÿtikâfa niyyet eder. Birinci gün bakınır: yok ne bir gelir, ne gider!İkinci gün basar açlık, erir erir süzülür;Üçüncü gün uyuşuk bir sinek olur, büzülür;Ölüm mü, uyku mu, her neyse âkıbet uzanır;Fakat işittiği bir sesle silkinir, uyanır:

“Dolaş da yırtıcı arslan kesil, behey miskin!Niçin yatıp, kötürüm tilki olmak istersin?Elin, kolun tııtııyorken çalış, kazanmaya bak!Ki artığınla geçinsin senin de bir yatalak. ”

(Bkz. MÅkifz SAFAHAT, 5273-274) “SAFAHAT”ın her satırında dolaylı olarak da olsa SÂDİtesirini görmek mümkündür, dersek fazla mübâlağa etmiş sayılmayız. Bence, Âkif°in kalemine yön veren biraz da SÂDŸnin “GÜLİSTAN”da yer alan şu sözleri olmuştur:

“Âdem oğulları bir Vücûdun âzâları gibidirler. Çünkü aynıcevherden yaratılmışlardır. Vücûdun bir yerinde bir dert, bir ağrı hâsıl


olursa diğer âzânın kararı kalmaz. Onlar da râhatsız olurlar. Sen kibaşkalarının mihnetinden keder duymuyorsun, sana insan adını vermek yakışmaz”.6 Gerçekten de “SAFAHAT”ta cemiyetin dertleri karşısında ağlayan, gözyaşı döken bir şâirle karşılaşırız. Şâir:

Gitme ey yolcu berâber oturup ağlaşalım

Elemim bir yüreğin kârı değil paylaşalım

derken bütün bir toplumun acılarını terennüm etmektediru Ve buiçtimâî ızdırabın fıtilini ateşleyen de muhtemelen “SADI”nin “GÜLİSTAN”1 olmuştur. Evet, Sâdî'nin “Bostan” ve “Gülistan”ı nasıl ebediyyen solmayacaksa, millî şâirimiz Akif in “SAFAHAT”ı da bizler için kıyamete dek başucu kitabı olmaya devam edecektir. Ruhları şâdolsun... 6 Bkz. Şâdî-i Şirâzî: BOSTAN ve GULİSTAN, (Tercüme eden: Kilisli Rifat Bilge) Ist. 1968, s.339. 194

http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s5/11.pdf

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.