FANDOM


Musibet

Musibet ayeti Tevbe suresi

Bakınız

D. Musibet. Musîbet. مسيبة Savb kökünden yani midem bastıran yağmur kelimesinden türemiştir. Musibetler. MUSÎBET. Musibet-i âmme. Musibetlerin dili. Musibetlere BSN/Musibet. Bir musibet bin nasihatten yeğdir. İnna lillah ve inna ileyhi raciun İstirca Yakın kavramlar Dert. Bela. Afet. Dabbet-ül arz. DABBETÜL ARZ. DABBE. Dabbe Dabbetü’l Arz Dabbetutü'l–arz. Dabbetü'l–arz Zelzele risalesi Deprem risalesi 13.Söz. 14.Söz. 3/152 Sonra Allah sizi müptela kılmak için onlardan çevirdi

المصيبة - MUSÎBET

Musibet veya Musîbet, Afet. Belâ. Felâket. Hastalık. Dert.

RNKEdit

(Merayı tecavüz eden koyun sürüsünü çevirtmek için çobanın attığı taşlara musâb olan bir koyun, lisan-ı hâliyle: "Biz çobanın emri altındayız. O bizden daha ziyâde fâidemizi düşünür. Mâdem onun rızâsı yoktur, dönelim." diye kendisi döner, sürü de döner.

Ey nefis! Sen o koyundan fazla âsi ve dâll değilsin. Kaderden sana atılan bir musibet taşına mâruz kaldığın zaman söyle ve merci-i hakikiye dön, imana gel, mükedder olma. O seni senden daha ziyade düşünür. M.N.)

MUSÎBETEdit

Ansızın gelen bela, sıkıntı, hoşlanılmayan şeyler, hedefine isabet eden mermi gibi insana şiddetle dokunan hâdise ve felaketler demektir. Mümini üzen her şey musibettir.

Hadislerde musibetEdit

Peygamberimiz (a.s.) yanmakta olan mumu sönünce istirca etmiş "inna lillâhi ve inna ileyhi raciûn = (Biz Allah'ın kuluyuz ve yine O'na döneceğiz)" demiştir.

(Bunun üzerine kendisine); "Bu bir musibet midir ki, istirca eylediniz" diye sorulmuş,

Peygamberimiz (a.s.) "Evet mü'mini üzen, ona eziyet veren her şey musibettir" demiştir.

(Buhârî, Merda, 1; Müslim, Birr, 52).

  • Hastalık, yara, bere, kırık, çıkık, zulüm, işkence, açlık, susuzluk, yoksulluk gibi doğrudan insanlara isabet eden musîbetler (En'âm, 6/65; Hadid, 57/22);
  • hayvanlara, ürünlere ârız olan âfetler, zelzele, kuraklık, sel felaketi, tufan vb. âfetler yeryüzüne isabet eden musîbetler; yangın, gasp edilme, çalınma, bozulma, kırılma vb. zararlar mala isabet eden musîbetler (Bakara, 2/155);
  • şirk, nifak, küfür ve isyan gibi kişinin inancına, dinine gelen musîbetler olmak üzere dört çeşit musibet vardır.

En büyük musîbet şirktir, dinsizliktir.

Musîbetler insanlara,

  • Allah'ın izni, irâdesi ve takdiri (Hadîd, 57/22-23; Teğabün, 64,11),
  • hatalı davranış ve kötü ameller (Şûrâ, 42/30),
  • nimetlere nankörlük (Nahl, 16/112-113),
  • insanlara zulüm (Nahl, 16/33-34),
  • ilâhî kurallara uymama (İsrâ, 17/15, 16, 17) ve
  • imtihan edilme (Bakara, 2/155)

sebebiyle gelebilir.


Musîbetler, günahlara keffâret olur: Edit

"Müslümana; fenalık, hastalık, keder, hüzün, eza, can sıkıntısı ârız olmaz, hatta vücuduna bir diken batırılmaz ki, Allah bu musîbetler sebebiyle onun hatalarını ve günahlarını bağışlamış olmasın" (Buhârî, Merdâ, 1; Müslim, Birr, 14) hadisi bunun delilidir. (İ.K.)

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Ansızın gelen felaket,sıkıntı veren şey.

Nuvola apps bookcase Köken

[1] (Arapça)

Crystal Clear app Community Help Atasözleri

Bin nasihattan bir musibet yeğdir
Bin nasihatten bir musibet yeğdir

Nuvola Turkish flag Türk Dilleri


|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

|} |}</div></div> عربي فارسي - عربي النص الاصلى المعنى بالة [عمومی] مصيبت بالة , حزن , فساد , کارثة , لعنة , ماساة [عمومی] مصيبت حزن [عمومی] مصيبت فساد [عمومی] مصيبت

النص الاصلى المعنى كارثة [عمومی] مصيبت لعنة [عمومی] مصيبت ماساة [عمومی] مصيبت بائقة [عمومی] مصيبت جائِحَة [عمومی] مصيبت حازَبَ [عمومی] مصيبت داهية [عمومی] مصيبت

النص الاصلى المعنى طارِقَة [عمومی] مصيبت طامَّة [عمومی] مصيبت عادِية [عمومی] مصيبت فادِحَة [عمومی] مصيبت كارثة [عمومی] مصيبت مَأساةُ [عمومی] مصيبت مصاب [عمومی] مصيبت ملمة [عمومی] مصيبت موبقة [عمومی] مصيبت نائبة [عمومی] مصيبت مصاب [عمومی] مصيبت‌دهنده فادح [عمومی] مصيبت اميز فادح , قاتل [عمومی] مصيبت اميز قاتل [عمومی] مصيبت اميز12» كلمات ذات صلة مصيبت مصيبتبار مصيبت‌دهنده مصيبتها معنى مصيبت

SözlükteEdit

“ansızın bastıran yağmur” anlamındaki savb kökünden türeyen ve “bir şeyin hedefine ulaşması, birinin payına düşmesi” mânasına gelen isâbet masdarından isim olan musîbet, “insanın genellikle kendi iradesi dışında ve beklemediği şekilde karşılaştığı durum” demektir. Daha çok hastalık, kıtlık, zarar ziyan, yangın, deprem gibi âfetler, sevilen birinin ölümü vb. ağır sıkıntı veren şeyler için kullanılır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ṣvb” md.; Lisânü’l-ʿArab, “ṣvb” md.).

Cürcânî musibeti “insanın tabiatına uymayan şey” diye tanımlamış ve buna ölümü örnek göstermiştir (et-Taʿrîfât, “el-Muṣîbe” md.).

Ya‘kūb b. İshak el-Kindî’den itibaren pek çok İslâm âliminin benimsediği anlayışa göre ölüm de dahil olmak üzere musibetler hayatın bir parçasıdır, tabii ve kaçınılmaz gerçeklerdir. İnsanın hiçbir musibetle karşılaşmaması için hiç var olmaması gerekir. Çünkü musibetler değişme ve bozulma niteliği taşıyan şeylerin değişmesinden, bozulmasından ileri gelmektedir. Eğer dünyada bozulma olmasaydı varlık da olmazdı. Musibetlerin olmamasını istemek tabiattaki oluşma ve bozulma kanununun ortadan kalkmasını istemek olur ki bu da imkânsızdır (Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, s. 18-19; İbn Miskeveyh, s. 179).

Kur'an'da musibetEdit

Musibet kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de on âyette geçmektedir. Ayrıca altmış dört yerde ölüm, fitne, kötülük, belâ, yaşlılık, azap; aşırı susuzluk, yorgunluk ve açlık gibi olumsuzlukların başa gelmesini ve iyilik, ilâhî lutuf, rahmet gibi olumlu durumlarla karşılaşmayı ifade etmek üzere musibetle aynı kökten gelen fiiller kullanılmıştır (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ṣvb” md.). Bakara sûresinde (2/155-2/157) Allah’ın insanları korku, açlık, mal, can ve ürün kaybı gibi musibetlerle sınamaya tâbi tuttuğu belirtildikten sonra bu tür musibetler karşısında, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve muhakkak O’na döneceğiz” diyerek sabır ve metanetlerini kanıtlayanlar Allah’ın lutuf ve rahmetiyle müjdelenmekte ve bunların doğru yolu bulmuş oldukları bildirilmektedir.

Hz. Peygamber musibete uğrayanları yukarıdaki âyetlerin, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve muhakkak O’na döneceğiz” (İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn) kısmını okuyarak teselli etmelerini müslümanlara öğütlemiş, bu sebeple yakınlarını kaybedenlere tâziyede bulunurken bunun okunması âdet haline gelmiştir.

Her musibet kitapta yazılmıştırEdit

Bazı âyetlerde her türlü musibetin bir kitapta yazılı olduğu (et-Tevbe 9/50-51; el-Hadîd 57/22), musibetlerin Allah’ın izniyle gerçekleştiği (et-Tegābün 64/11) bildirilirken bazısında musibetler insanın kendi fiillerinin bir sonucu olarak gösterilmektedir (meselâ bk. Âl-i İmrân 3/165; en-Nisâ 4/62; el-Kasas 28/47). “Başınıza gelen her musibet kendi yaptıklarınız yüzündendir; kaldı ki O birçoğunu bağışlar” meâlindeki âyet (eş-Şûrâ 42/30) ikinci tür âyetlerin özeti mahiyetindedir. Nisâ sûresinin 4/78. âyetinde iyilik ve kötülük olarak insanların başına gelenlerin hepsinin Allah’tan olduğu bildirilirken 4/79. âyette, “Sana gelen iyilik Allah’tandır, başına gelen kötülük ise kendindendir” buyurulmuştur.

Müfessirler, bu farklı ifadeleri []kader]] kavramı çerçevesinde musibetlerin genel yaratma fiili açısından Allah’a; irade ve ihtiyar, esbâba tevessül, kesb ve hak ediş gibi beşerî etkenler açısından kula ait olduğu şeklinde açıklamışlardır (Taberî, IV, 176-177; Zemahşerî, II, 113-114; Kurtubî, V, 284-285; Elmalılı, II, 1397-1399).

Hadislerde musibetEdit

Musibet kelimesi ve aynı kökten türeyen çeşitli fiil ve isimler hadislerde de sıkça geçmektedir. Hadis mecmualarında musibetten dolayı üzüntü duymanın, göz yaşı dökmenin günah olmadığını; feryat ve figan etmek, dövünmek, üstünü başını yırtmak, sürekli halinden şikâyet etmek gibi taşkınlıklardan sakınmak gerektiğini bildiren ve metanetli olmayı öğütleyen hadislerin yer aldığı bölümler bulunmaktadır (Wensinck, el-Muʿcem, “ṣvb” md.). Resûlullah’ın, oğlu İbrâhim’in vefatı sırasında ağlamasını yadırgayan bazı sahâbîlere, “Bu bir şefkattir; kalp üzülür, göz yaş döker; ancak bizim ağzımızdan rabbimizin razı olmayacağı hiçbir söz çıkmaz” demesi (Buhârî, “Cenâʾiz”, 44; Müslim, “Feżâʾil”, 62), musibetler karşısında üzülüp ağlamanın sakıncasının bulunmadığına delil olarak gösterilir. Ayrıca hadislerde en büyük musibetlerle peygamberlerin karşılaştığı (Buhârî, “Merḍâ”, 2, 3; İbn Mâce, “Fiten”, 29; Tirmizî, “Zühd”, 57;), Allah’ın sevdiği kullarını zaman zaman musibetlerle imtihan edeceği (Buhârî, “Merḍâ”, 1; Tirmizî, “Zühd”, 57) belirtilmekte ve musibetlere sabredip çekilen acılar karşısında Allah’tan ecir beklemenin faziletine işaret edilmektedir (meselâ bk. Müsned, I, 177, 182; Tirmizî, “Cenâʾiz”, 36; Nesâî, “Cenâʾiz”, 22).

Yorgunluk, hastalık, tasa ve kederden ayağına diken batmasına kadar müslümanın başına gelen her türlü musibetin günahlara kefâret olacağı müjdesi verilmektedir (Müsned, VI, 114, 120; Buhârî, “Merḍâ”, 1, 3; Müslim, “Birr”, 49). Hadislerde ayrıca musibete uğrayanların teselli edilmesi, acılarının paylaşılması ve yakınlarını kaybedenlere tâziyede bulunulması tavsiye edilmektedir (el-Muvaṭṭaʾ, “Cenâʾiz”, 41; İbn Mâce, “Cenâʾiz”, 55, 56).

Gazzâlî, İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’in ana bölümünden biri olan “Sabır ve Şükür Kitabı”nda (IV, 72-73) insanın üstesinden gelemeyeceği musibetlere sabretmesini sabrın en yüksek derecelerinden biri olarak zikreder. İnsanın musibetlerden korunmaya çalışması ve uğradığı bir musibetten kurtulmak istemesi, kurtulamaması halinde üzüntü ve acı duyması, göz yaşı dökmesi tabii bir durumdur. Ondan istenen önlenebilir musibetlere katlanmak değil musibetten korunma yönünde önlem almak, başa gelen bir felâketten kurtulmak için her türlü çabayı göstermek, kurtulma imkânı bulunamaması halinde durumu sabır ve metanetle karşılamaktır. Mâverdî de Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn adlı eserinin “Sabır ve Tahammülsüzlük” başlıklı bölümünde (s. 405-421) musibetleri kolaylıkla atlatmanın ve acılarını hafifletmenin yollarını göstermiş, tahammülsüzlüğün musibetlerden doğan acıları daha da arttıracağını belirtmiştir. Ona göre musibetler karşısında sabırlı ve metanetli davrananlar onlardan daha çabuk kurtulabilir. Musibet hakkındaki âyet ve hadislerle İslâm âlimlerinin görüşleri değerlendirildiğinde bunlarda musibetlerin insanları eğiten, olgunlaştıran, onlara hayatın ağır sıkıntıları karşısında dahi tahammül gücü ve iradesi kazandıran rolüne dikkat çekildiği görülmektedir. Özellikle tasavvuf düşüncesinde belâ ve musibetlerin bu olumlu yönüne önem verilmiştir (ayrıca bk. BELÂ; SABIR).


BİBLİYOGRAFYAEdit

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ṣvb” md.

Lisânü’l-ʿArab, “ṣvb” md.

et-Taʿrîfât, “el-Muṣîbe” md.

Wensinck, el-Muʿcem, “ṣvb” md.

M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ṣvb” md.

el-Muvaṭṭaʾ, “Cenâʾiz”, 41.

Müsned, I, 177, 182; VI, 114, 120.

Buhârî, “Cenâʾiz”, 44, “Merḍâ”, 1, 2, 3.

Müslim, “Feżâʾil”, 62, “Birr”, 49.

İbn Mâce, “Cenâʾiz”, 55, 56, “Fiten”, 29.

Tirmizî, “Cenâʾiz”, 36, “Zühd”, 57.

Nesâî, “Cenâʾiz”, 22.

Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, Üzüntüden Kurtulma Yolları: el-Hîle li-def‘i’l-ahzân (nşr. ve trc. Mustafa Çağrıcı), İstanbul 1998, s. 18-19.

Taberî, Câmiʿu’l-beyân, IV, 176-177.

İbn Miskeveyh, Tehẕîbü’l-aḫlâḳ (nşr. İbnü’l-Hatîb), Kahire 1398, s. 179.

Mâverdî, Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn (nşr. Mustafa es-Sekkā – M. Şerîf Sükker), Beyrut 1408/1988, s. 405-421.

Gazzâlî, İḥyâʾ, IV, 72-73.

Zemahşerî, el-Keşşâf (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd v.dğr.), Riyad 1418/1998, II, 113-114.

Kurtubî, el-Câmiʿ, V, 284-285.

Elmalılı, Hak Dini, II, 1397-1399.

Şablon:Musibet

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.