FANDOM


Ma’ , üç şekilde tefsir edilir:

1. Yağmur "Biz rüzgârları aşılayıcılar olarak gönderdik. Sema¬dan da bir mâ' (yağmur) indirdik."[1] "Ve semadan (yukarıdan/bulutlardan) tertemiz bir mâ' (yağmur) indirdik."[2] "Sizi onunla tertemiz yapmak için de üstünüze sema¬dan (yukarıdan/bulutlardan) bir mâ' (yağmur) indiriyordu."[3] "Semadan bir mâ' (yağmur) indirir..."[4]

2. Nutfe "Ve o mâ"dan (nutfeden) beşer halkeden."[5] "Bir sülaleden, bir hakir mâ"dan (nutfeden)..."[6] 3. Kur'ân "Allah semadan (yukarıdan/bulutlardan) bir mâ' (Kur'ân) indirir."[7] Bu, Allah'ın verdiği bir misaldir. Su, nasıl insanlar için hayatın esası ise, Kur'ân da ona îmân edenler için bir hayattır. "Allah'ın yukardan bir su indirip onunla ölümünün ardın¬dan yeryüzünü diriltmesinde, orada her çeşit canlıyı üretip yaymasında, rüzgârları değiştirmesinde ve gökle yer ara¬sında musahhar bulutta aklını kullanan bir topluluk için işaretler vardır."[8]

 :

Mâ, yedi şekilde tefsir edilir:

1. Lâ (olumsuzluk edatı) "De ki: "Sizden istemiyorum (mâ (lâ) es'elukum) ona karşılık ücretten (min-ecrin) ve ben tekellüfçülerden değilim" (mâ (lâ) ene mine'l-mütekellifin) (ben size ücret (ecren) vermenizi teklif edenler¬den değilim)."[9] "Sana söylenmiyor (mâ (lâ) yuqâlu leke)." [10] "Onlar karınlarında ateş dışında birşey yemezler (mâ (lâ) ye'kulûne)."[11] "Hiçbir beşer için olamaz/olacak şey değildir (mâ kâne-olamaz/olacak şey değildir, (lâ yenbağî=yakışmaz/ uygun düşmez) Allah kendisine kitap, hükm ve nübüvvet versin de sonra o, insanlara, "Al¬lah'ı bırakın bana kul olun!" desin. "[12] "Hiçbir beşer için olamaz/olacak şey değildir (mâ kâne=olamaz/olacak şey değildir (lâ yenbağî=yakışmaz/ uygun düşmez)…"[13]

2. Leyse/yoktur "Semûd'a da kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim! İbâdet edin Allah'a; sizin için olamaz O'nun gayrından ilah (yani, sizin için yoktur (leyse lekum) O'nun gayrı Rabb). [14] "Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'ı (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim! İbâdet edin Allah'a; sizin için olamaz (mâ lekum) O'nun gayrından ilah (sizin için yoktur (leyse lekum) O'nun gayrı Rabb)."[15]

3. Ellezî /o ki /o şeyler ki "Halkedene (mâ halaqa) erkeği ve dişiyi (O ki halketti (ellezî halaqa) erkeği ve dişiyi)."[16] "Onlara geldi o şey ki, verilmedi mi (mâ lem ye'ti (ellezî lem ye'ti), yoksa, onların evvelki atalarına."[17] "Doğrusu, onlar ki ketmediyorlar, o şey ki indirdik (mâ enzelnâ (ellezî enzelâ) beyyinâttan..."[18] "De ki: "O şey ki sizden istiyorum (mâ se'eltukum (ellezî se'eltukum) ücretten; o sizin içindir." [19] "Yaptı sizin için gemilerden ve en'âmdan, o şeyler ki biniyorsunuz (mâ terkebûn (ellezî terkebûn)."[20]

4. Eyyü /hangi şey /ne? "(Oğullarına dedi ki Ya'kûb): "Neye/hangi şeye (eyyü şey') ibâdet edeceksiniz, benim ardım¬dan?" [21] "Onları (Yahudileri) ateşe sabrettiren nedir/hangi şeydir (mâ eyyü şey') (ateşe sokan bir amele karşılık onların cezaları nedir/hangi şey¬dir)?!"[22] "Kahrolası o insanı küfrettiren nedir/hangi şeydir (mâ eyyü şey')?!"[23]

5. Lem (muzârî fiilin başına gelen olumsuzluk bildiren edat) "Rabbimiz Allah'a andolsun ki biz müşrikler olmadık (mâ kunnâ müşrikin) (lem nekun müşrikin: müşrik olanlar değildik)."[24] "Olmadık Biz (mâ kunnâ) (lem nekun: değildik Biz) gâibler."[25] "Biz olmadık o memleketleri helak eden (lem ne¬kun mühliki'l-qurâ: Biz o kuraları helak etmedik); müstesna onların ehlinin zâlimler olması."[26]

6. Kelâmda (ayrıca anlamı olmayan) bir sıla (ulama edatı) -ki bunun Kur'ân tefsirinde belli bir esa¬sı yoktur- "Bilmeli ki Allah çekinmez, mesel darbetmekten, bir sivrisineği (mâ baûdaten)."[27] İbaredeki mâ edatı, ifade arasında (fazladan gel¬miş, ayrıca anlamı olmayan) bir sıladır. "Allah'tan bir rahmet sebebiyle/sayesinde sen onlara yumuşak davrandın."[28] Âyetteki mâ edatı, ifade arasında bir sıladır; dola¬yısıyla, fe-bi-mâ rahmeten min-allâhi ifadesi, fe-bi rahmeten min-allâhi demektir. "Fakat mîsâklarını nakzetmeleri sebebiyle..."[29] Âyetteki mâ edatı, ifade arasında bir sıladır; dola¬yısıyla fe-bi-mâ nakzıhim mîsâqahum ifadesi, fe-bi-nakzıhim mîsâgâhum demektir. "Az bir zaman/çok geçmeden..."[30] Âyetteki mâ edatı, ifade arasında bir sıladır; dola¬yısıyla, 'amma qalîlin ifadesi, 'an qâlîlin demektir.

7. (benzetme edatı olan) kemâ (gibi) "Atalarının inzâr edildiği gibi, bir kavmi inzâr etmen için."[31] Buradaki mâ unzire âbâuhum (ataları inzâr edil¬memiş) ifadesi, kemâ unzire âbâuhum (atalarının inzâr edildiği gibi) demektir. "Bedbaht olanlar ateştedir. Orada onlara öyle bir so¬luyuş ve inleme vardır ki... Gökler ve yer durdukça (gökler ve yerin, ehl-i dünya için devamlı olması ve oradakilerin ondan çıkamaması gibi) ondadırlar..."[32] Yani, ehl-i ateş onda/ateşte hep diri olarak kala¬caklar; ebediyyen/asla ölmeyeceklerdir. Ateş onlar¬dan ebediyyen kesilmeyecektir. Âyetteki, Rabbinin dilemeni müstesna ifadesindeki istisna, ateşe gir¬miş bulunan ehl-i tevhîd içindir. Onlar, ebediyyen kalacaklarla birlikte ateşte kalmayacak; cennete gönderilmek üzere ateşten/cehennemden çıkarıla¬caklardır. "Bahtiyarlar ise cennettedirler. Gökler ve yer durduk¬ça ondadırlar; Rabbinin dilemesi müstesna."[33] Yani, gökler ve yerin ehl-i dünya için devamlı ol¬ması, oradakilerin ondan çıkamaması gibi,[34] cen¬net de ehl-i cennet için devamlı olacaktır. Ehl-i cennet ebediyyen ölmeyecek; cennet de asla son bulmayacaktır. Rabbinin dilemesi müstesna ifade¬sindeki istisna, cehennemden çıkartılıp cennete sonradan sokulan ve dolayısıyla baştan eksik ka¬lan ehl-i tevhîd içindir.[35]

Mâ-Beyne Eydîhim Ve Mâ-Halfehum

Mâ-beyne eydîhim ve mâ-halfehum ibaresi, dört şe¬kilde tefsir edilir:

1. Mâ-beyne eydîhim ifadesi, halkedilişleri öncesi olanlar; ve mâ-halfehum ifadesi ise halkedilişleri sonrası olanlar manasında kullanılmıştır; şu âyetlerde ol¬duğu gibi: "O, mâ-beyne eydîhim (onların /meleklerin /halkedilişleri öncesi olanları) ve mâ-halfehum (yani, on¬ların/ meleklerin halkedilişleri sonrası olanları) bilir." [36] "Mâ-beyne eydînâ (halkedilişimiz öncesi olanlar) ve mâ-halfenâ (halkedilişimiz sonrası olan¬lar)..."[37] "O, mâ-beyne eydîhim (onlardan/meleklerden önce olanları) ve mâ-halfehum (onlardan/me¬leklerden sonra olanları) bilir."[38]

2. Beyne eydîhim, âhiret; ve halfehum dünya "Mâ-beyne eydînâ (âhiretteki her şey) ve mâ-halfe¬nâ (dünyadaki her şey) Onundur."[39] "Sonra, sokulacağım; min-beyni eydîhim (âhiret tarafından gelerek, onlara ölümden sonra asla diriliş olmadığını bildireceğim) ve min-halfîhim (dün¬ya tarafından gelerek, onu gözlerine güzel gösterece¬ğim)."[40] "Onlara şeytanî dürtüleri musallat ettik. Onlar da on¬lara mâ-beyne eydîhim (ölümden sonra ahirette asla diriliş olmadığı fikrini) ve mâ-halfehum (dünyayı: ma'siyetleri gözlerine) güzel gösterdiler."[41] "Onlara denildiği vakit: "Mâ-beyne eydîkum (âhiret azabına karşı) ve mâ-halfekum (dünya azabına karşı) ittiqa edin..." [42]

3. Dün¬yada öncelik ve sonralık "Min-beyni yedeyhi (ondan önce Hûd ve Salih gibi kavimlerine gönderilen rasûller geçmişti) ve min-halfihi (ondan sonra da, "Allah'tan başkasına ibâdet etmeyin!" diyen) uyarıcılar gelip geçmişti." [43] "Hani rasûlleri onlara geldiği vakit, min-beyni eydî¬him (onlardan; Hûd ve Salih'ten önce geçen ra¬sûller kavimlerine) "Allah'tan başkasına ibâdet etme¬yin..."[44]

4. Akraba, aşiret "Sema ve arzdan, mâ-beyne eydîhim (önlerindekileri) ve mâ-halfehum (arkasındakileri) gör¬müyorlar mı?"[45] Çünkü Âdemoğlu önünden de, arkasından da se¬mayı ve arzı görüyordu. "Min-beyni eydîhim (önlerinden) bir sed ve min-halfihim (arkalarından) bir sed çektik."[46]

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.