FANDOM


Ruhul beyan tefsiri TAFSEER ROOHUL BAYAN - 15 Volumes 61354 std
Bakınız

Şablon:RBTbakınız d


Ruh-ul Beyan RBT Ruhul Beyan Tefsiri Rûh-u'l Beyan Tefsiri RBT/linkler
RBT/Giriş Fatiha Suresi/RBT Bakara Suresi/RBT Bakara SUresi/RBT/2 Enam Suresi/RBT Enfal Suresi/RBT Nas Suresi/RBT
Rûh-u'l Beyan Tefsiri/Arapça Nas Suresi/RBT/Arapça Felak Suresi/RBT/Arapça
Online RBT Türkçesi google döküman linki: [1] Maalesef Arabisi yok. Bir ilahiyatçı veya duyarlı bir mümin arabi ibareleri aşağıda geçen Ruhul Beyan Tefsirinin linklerinde doğrudan edit ederek bu sitede ekleyebilir. Bir İHL öğretmeni öğrencilerine de görev verebilir. En azından Arabi harfleri latince okunuşuyla ekleyebilir veya ek-le-te-bi-lir.
RBT/linkler

Dini İstihza Konusu Edinmek 6 Tefsîr-i Şerifi: 6 Sebeb-i Nüzul 6 İlmî Tetkik 6 Kafirler Dost Edinilmez 6 Ezanla Alay Edenler 6 Ezân-ı Şerifin Delili 7 Ezân-ı Şerifin Hikmetleri 7 Ezana Karşı Ücret Almak 7 Çirkin Sesli Müezzin 7 Ezan-I Şerifin Fazileti 8 Hesabı Az olan Üç Kişi 8 İmamlık mı Müezzinlik mi? 9 Efendimiz (s.a.v.) Sesli Ezan Okumadı! 9 Hz. Ömer (R.A.)İnmüezzinliği 9 Ezanda Teganni Yapmak 9 Ezanda Teganniye Misal 9 Ezana İcabet Etmek 9 Ezanın Müstahapları 10 Zayıf Hadisle Amel 10 Ezan Okunurken Yapılacaklar 10 Kadınlara Büyük Müjde 10 Ezân-ı Şerifte İnkişâf ve Tecelliler 10 Ezanın Fazilet ve Havâssı 11 Ümmü Sıbyân Hastalığına Şifâdır 11 Korkulu Anlarda Ezan Okunmalıdır 11 Ezanın işaret Ettikleri 11 Sebeb-i Nüzul 11 Yahudiler İslam'dan Hoşlanmaz 12 Yahudiler Fâsıktır 12 Mesübet 13 En Kötü İnsan... 13 Yahudiler Maymun Oldular 13 Yahudilerin Hınzıra Çevrilmeleri 13 Yahudiler Tâğut'a Tapıyorlar 13 Yahudilik 14 Hakka Tabi Olmak 14 Muhabbet Güzel Ahlaktır 14 Evliyanın Özellikleri 14 Cevhere Sahip Olmak 15 Tarikatlar Arasında İhtilâf 15 Kalpler Üç Kısımdır 15 Tevhit ile Meşgul Olmak 16 Şeytan'dan Korunmanın Yolu 16 Yahudiler Hep Kötülük Yaparlar 16 Tefsîr-i Şerifi: 16 Sebeb-i Nüzul 16 Yahudilerin Münafıklıkları 16 Peygamberler Aldatılamaz 17 Yahudiler Zulüm İçin Yarışıyorlar 17 Yarışma Kelimesi 17 Yahudiler zulüm ve haram 17 Yahudi Âlimleri 17 Kötülüğü Yasaklamayan Kavim 18 Hakka Davet 18 Hakikate Vasıl Olan Sâlik 18 İrşâd Peygamberlerin Yoludur 18 İrşad ile Ölüler Cân Bulurlar 18 Mürşid-i Kâmiller ve Hakikî Âlimler Mahfuzdurlar 19 Hikâye 19 Yahudilerin Allâhü Teâlâ Hakkında Kötü Düşünceleri 19 Tefsîr-i Şerifi: 20 Yahudiler Cimridirler 20 Yahudiler Melundurlar 20 Mekrden Emin Olma 20 Yahudilerin Çoğu Tuğyana Düştüler 21 Küfür ve Tuğyanın Artması? 21 Yahudilerin Bozuk İnançları 21 Yahudilerin Arasında Düşmanlık Vardır 22 Yahudiler Fitnecidirler 22 Mekr-i İlâhî 22 Yahudiler Fesatçıdırlar 22 İmân ve Takva Ehli 23 Tefsir-İ Şerifi 23 İmân ve Takva Ehli 23 İslâm Geçmişi Siler 23 Maddî Sıkıntılar... 23 Yanlış Anlamak Sapıtmadır 23 Mutedil Ümmet 24 İktisâd Nedir? 24 Yahudilerin Çokları 24 Rızk Genişliğine Takva 24 (Hikâye) Fîl Eti Yemedi 24 Hikâyeden Çıkarılan Ders 25 Hikaye (Arı ile Karınca) 25 Manevî Rızklar 25 Sırlara Nail Olmak 26 Efendimiz (S.A.V.)'In Allah'ın Korumasi Altındadır 26 Tebliğ emri 26 Herkese Verilmeyen İlim 26 Şeriat ve Hakikat tümleri 26 Teblîğ Etmemiş Olursun 26 Talâk 27 Büyük Güvence 27 Efendimiz (s.a.v.) Korunmuştur 27 Peygamberlerin Belâ Görmeleri 27 AHâh Kâfirlere Hidâyet Vermez 27 Peygambere Karşı Gelenler 28 Evliyayı inkâr Edenler 28 Allah'ın Emrine Bağlan 28 Efendimize (s.a.v.) Tevessül 28 Hikâye 28 Efendimiz (s.a.v.)ın Korunması 28 Ehli Kitap Hiçbir Şey Üzerine Değildir 29 Tefsîr-i Şerifi: 29 Efendimiz (s.a.v.)'e îman 29 Kurân-ı Kerim Cihan Şümuldür 29 Kitap Ehli 30 Dinin Hakikati 30 İlacın Faydası İçinde Gizlidir 30 Bâtında Nasipleri Olmayan 30 inkâr ve Kıskançlık 31 Hikâye 31 Mağfiret, Tövbe ve Sahih İman 31 Âhirette Mü'minler 32 Mü'minler Âhirette üzülürler 33 İnsanlar Çıplak Olarak Haşr Olunacaklar 33 Müminlerin Hüznü Geçicidir 33 Misafire îkrâm 33 Evliyâuilâha Korku Yoktur 33 Müminin Vazifesi 34 Kalbin İlaçları 34 Zikir ve Kalbleri Islâh 34 Âhir Zamanın En Şerlileri Âlimleridir 34 İsrail Oğullarından Alınan Mîsâk 35 Tefsîr-i Şerifi: 35 Yahudîler Peygamberleri Öldürdüler 35 Yahudilerin Birinci İfsatları 36 Allah tövbelerini Kabul Buyurdu 36 Yahudilerin İkinci İfsatları 36 Yahudilerden İman Edenler Çok Azdır 36 Allah Görüyor 37 Yahya Aleyhisselâm'ın Kanı 37 Nefs Ahd ve Nimeti Unutur 37 Nimete Şükür Vaciptir 37 Hikâye 38 Dört Ölüm 38 Kör Korkuyla Yürür 38 Bütün Kilitler Allah'ın Kudretiyle Açılır 38 Fsyân Nisyâna (Unutmaya) Sebep 39 Teslis İnancı Küfürdür 39 Isa (a.s.) Tevhide Davet Etti 39 Zâlimlerin Yardımcısı Yoktur 39 Teslise Sahip Olanlar 39 Allah Birdir 40 Kâfirlere Elim Azap Vardır 40 Tövbe Etmeyecekler mi? 40 İsa (A.S.) Bir Peygamberdi 40 Peygamberler Allah'ın Âyetlerinin Tezahürüdür 40 Hazret-i Meryem Sıddîkadir 40 İbâdet Edilmez 41 Kitap Ehli Sapıtmış Kâfirlerdirler 42 Tefsîr-i Şerifi: 42 Tevilât-i Necmiyye'den... 42 Allah'ın Oğlu demeleri.... 42 Hazret-i İsa'yı İlahlaştırmaları 43 Hakka Vasıl Olmak 43 Deli Ve Medlul 43 Sultanın Huzuruna Varınca 43 Nur Bir Emânettir 43 Isa Aleyhisselâm'a Bir Misâl 43 Bayezid-İ Bestâmî'nin Sözleri 44 Hallac-ı Mensurun Mecazî Sözleri 44 Vusul Nedir? 44 Feyz ve Yokluk 45 Davud Aleyhisselâm Yahudilere Lanet Okudu 45 İsa Aleyhisselâm Yahudilere Lanet Okudu 45 Yahudilerin Lanete Uğramalarının Sebebi 45 Lanete Sebep… 46 Allah'ın Gazabı Yahudiler 46 Kâfirlerin Dostluğu 46 Yahudilerin Çoğu Fasıklardir 46 Hilâfete Ehil Olan 46 Yahudilere Lanet 47 Sen Atmadın Allah Attı 47 Bayezid-i Bestâmî'nin Söyledikleri 47 İsyan İnkâr Taât ise Marifettir 48 Yağcılar 48 Yağcılık Kâfirlerin Amelidir 48 Allah Cennete Davet Ediyor 48 Allah'ın Düşmanlarını Dost Edinmek Allah'a Düşman Olmaktır 48 Sohbeti Zararlı Olanlar 49 Ruh ve Ten 49 Müminlerin En Büyük Düşmanı 49 Yahudilerden Sonra ... 49 Müminlere Sevgice En Yakın Olanlar 49 Yahudi ve Müşriklerin Düşmanlıkları 49 Hıristiyanların Yakınlığı ve Sevgisi 50 Yahudi ve Hıristiyanların Küfrü 50 Hıristiyanların Hepsi Müminleri Sevmezler 50 Sebeb-i Nüzul 50 Habeşistan'a Hicret 51 Necâşînin İsmi? 51 Habeşistan'a Hicret 51 Ümmû Habibe (r.a.) Annemiz 51 Efendimiz (s.a.v.)'e Selâm 52 Necâşî'nin Oğlunun Denizde Boğulması 52 Sebeb-i Nüzul 52 Kıssis 53 Ruhban 53 Övgüye Layık Ameller 53 Kâfirin İyilikleri 54 Amelden Yoksun Olan 54

Dini İstihza Konusu Edinmek

Yüce Meali: Ey o bütün imân edenler! Ne o sizden evvel kitap verilenlerden dininizi eğlence ve oyuncak yerine tutanları, ne de diğer kâfirleri dost tutmayın. Allah'tan korkun; eğer müminlerseniz.57 Namaza ezan okuduğunuz zaman, onu bir eğlence ve o-yun yerine koyuyorlar. Bu, işte onların akılları ermez bir güruh olmalarından...58

Tefsîr-i Şerifi:

Sebeb-i Nüzul

Rivayet olundu: Rüfaâ bin Zeyd ve Süveyd bin Haris önce Müslüman oldu¬lar. Sonra da ikisi de münafık oldu. müminlerden bazı erkekler yine de onlarla olan dostluğunu devam ettiriyorlardı. Allâhü Teâlâ hazretleri onlarla dostluğu yasakladı ve buyurdu: "Dininizi eğlence ve oyuncak yerine tutanları, edinmeyin."

İlmî Tetkik

"Onlar ki tuttular," kav şerifi, "edinmeyin" şerifinin birinci mefûiüdür. İkinci mefûü ise, ai|if "dost" kav şerifidir. Ve "dininiz" kelimes"edindiler," fii/inin birinci mefûiüdür. 0S-* "eğ/ence" keümesi de onun mefû/üdür.

"Alay" dalga geçmek ve eğlenmek, demektir.

"oyun" kelimesi Farsça'da "oynamak" demektir. Manası: Onlar islâm dinini istihza ve alay mevzuu edindiler ve İslâm dini ile oynadılar. Münafıklar, kalpleriyle küfür üzerine ısrar etmekle beraber İslâm dini ile alay etmek ve oynamayı dilleriyle izhâr ettiler. Bu nehiy onların tslam dini ile alay etmeleri üzerine teret¬tüp etti. Bu illete {yani din ile alay etmek ve oynamaya) imâ ve işaret etmesi; o münafıkların durumlarının düşman edinmelerine daha layık olduğunu ve onlarla nasıl dostluk kurulacağına tembih içindir. "O sizden evvel kitap verilenlerden..." islâm dini ile istihza edenleri beyan etmektedir.

 "sizden önce,"   Fiiline taalluk etmektedir.  

Kafirler Dost Edinilmez

"Ve kâfirleri," Nasb iledir. Birinci ism-i mevsûlün üzerine atıftır. Bundan (yani kâfirlerden) murad, müşriklerdir. Küfrün müşriklere tahsis edilmesi, onların küfürlerinin kat kat olmasın¬dandır.

(Bu âyet-i kerimede) hak üzere olmayan (ve bâtıl üzere o-lanlarla) dostluk kurmayı resen yasakladı. Bu kişi ister din sahibi olup, dinde hevâ-ü hevesine tabi olan kişi ve dini doğruluktan tahrip edip saptıranlardan olsun, kitap ehli gibi; ve isterse hiçbir din üzere olmayan kişiler olsun, müşrikler gibi....

(Ne Edinmeyin?) "Dost," Bütün yakınlığınızla onlarla yakınlık kurmayın

"Ve Allah'tan korkun;"

Bu konuda onların (din ile istihza edenlerin) dostluğunuterk edin. "Eğer müminlerseniz," Eğer hakikî müminlerseniz. Çünkü îmân bunu gerektirir.

Ezanla Alay Edenler

"Namaza ezan okuduğunuz zaman, onu yerine koyuyorlar." Namaz veya münâdâlar. "Bir eğlence ve oyun," Müezzinler "Ezân-ı Muhammedi" okudukları zaman, Ya-hudîler kendi aralarında gülüşüyorlardı. Sefahat ile ezan ve na¬maza dalıyorlardı. Namaz ile istihza ediyorlardı. Namaz ehlinin cehaletini söylüyorlardı. İnsanları namazdan ve namaza çağıran ezan-ı Muhammedi'den nefret ettirmeye çalışıyorlardı. "Bu, işte," istikrar eden zikredilen istihza, "onların akıllan ermez bir güruh olmalarından..." Onların akıllarının olmayışının sebebi, onların sefahetleri ve kendilerini hakkın güzelliklerine cehaletleri sebebiyle istihza ediyorlardı. Eğer akılları olmuş olsaydı, bu büyük şeye yani ezan ile istihza etmeye cüret edemezlerdi. Mesnevî-i şerifte buyuruldu: Aslan demir atmadan gemiyi getirdi. O yol çok tehlikeli ve sakıncalıdır. Geminin demiri akıldır. Akıla teslim ol Dünün demiri bu gün gafiller oldular. (2/409)

Ezân-ı Şerifin Delili

Âlimler buyurdular: Ezân-ı şerifin sübutu sadece rüya ile değildir. Belki ezân-ı şerif, bu âyet-i kerime ile sabittir. Çünkü (6lUjı ^i "Siz namaza nida ettiğiniz zaman" kavl-i şerifinin) manâsı; ezan ile namaza davet ettiğiniz, demektir. »udi "nida etmek," yüksek sesle çağırmak, demektir.

Ezân-ı Şerifin Hikmetleri

Ezân-ı şerifin bir çok hikmetleri vardır. 0 hikmetlerdendir, 1- islâm'ın şiarının izhârı.... 2- Kelime-i tevhit, 3- Namazın vaktinin girdiğini ilân etmek, 4- Namazın mekânını beyan etmek, 5- Cemaate davet etmek, Bunlardan başka da hikmetleri vardır.

Ezana Karşı Ücret Almak

Eğer güzel sesli bir müezzin bulunup, ezan okumasına karşı, ücret, rızk ve başka bir şey talep ederse; ezan için teberru edilir. Lakin sesi güzel olmayana teberruda bulunulmaz. Bunların hangisi alabilir? Burada iki vecih vardır. Bu görüşlerin en sahihi, güzel sesine karşılık ücret verilir. Çünkü güzel sesin büyük bir tesiri vardır. Sesin çirkini değiştirip, nefret ettirdiği gibi...

Çirkin Sesli Müezzin

Mesnevfyi şerifte buyuruldu: Kâfirler diyarında güzel sesli bir müezzin vardı. Güzel sesiyle ezan okurdu. Ona; -"Artık yeterî Ezan okuma! Zira savaş ve düşmanlıklar uzar gider!" dedilerse de; Güzel sesli müezzin buna aldırmadı. Güzel sesiyle kâfiristanda (kâfir ülkesinde) ezan okumaya devam etti. Halk büyük bir fitneden korkuyordu. Sonra o müezzin gitti yerine bed sesli bir müezzin geldi. Bir kâfir çok değerli bir elbiseyle bu bed sesli müezzine geldi, gibi. O kâfir, elinde mum, helva, yiyecekler ve elbiseyi bir dost Müezzine hediye etmeye gelmişti. -"O müezzin nerede?" diye sordu. Ona; -"Senin müezzinle ne işin olur?" dediler O: -"Zira onun sesi her kula rahatlık vermektedir!" dedi. Ona: -"O çirkin ses hiç rahatlık verir mi?" dediler. Kâfir: -"Havra onun sesiyle dolunca; Pek hoş ve güzel bir kızım var. İmâna meyil etti. Müslüman olmayı arzuladı. Kâfirler ona nasihat ettiler. Bir türlü ondan gizli olan bu sevda gitmedi. İmân sevgisi gönlüne öyle tesir etmişti ki, Kızımın bu haline karşı ben de, gam buhurdanımda öd a-ğaci gibi yaniyordum. Zaman zaman onun İmâna meyli arttıkça benim de aza¬bım, işkence ve derdim çoğalıyordu. Kızımı bu İmân ve Müslüman olma sevdasından kurtarma¬ya hiçbir çâre bulmaya gücüm yetmedi. Ancak bu çirkin sesli müezzin ezan okuyunca; Kızım sordu: -MBu çirkin ses nedir? Bu ses kulağıma çok korkunç geldi? Ömrümde kilise ve havralarda böyle çirkin bir ses gelmemişti?" diye sordu. Kız kardeşi ona; -"Bu ezan, Müminleri namaza çağırır, onların şiârındandır!" dedi. Kızım buna inanmadı. Gidip başkalarına sordu. 0 da kız kardeşini tasdik edince; Kızım tamamen inandı. Yüzü sarardı. Gönlünden Müslümanlık sevgisi soğudu.... Bunun üzerine benden o huzursuzluk, o azap gitti. Dün gece rahat bir uyku çektim. Bu çirkin sesli müezzinin sesinden rahatladığım için, Hediyeyi ona bir şükran borcu olarak vermek istiyorum..." dedi. Bu kâfir kişi, müezzini görünce; -"Şu hediyeyi lütfen kabul et! Zira ben seninle rahata ka¬vuştum! Ettiğin ihsan için karşılık olarak sana daim kulluk eylesem yakışır! Malım mülküm, servetim olsaydı, eğer senin ağzını gümüş ve altın ile doldururdum!" dedi.

Ezan-I Şerifin Fazileti

Ezân-ı şerifin fazileti hakkında bir çok hadis-i şerif varid ol¬du. Hadis-i şerifte buyuruldu: -"İnsanlardan cennete İlk girecek olanlar; 1- Peygamberler, 2- Şehitler, 3- BHâl-i Habeşî (r.a.) hazretleridir." Kabe'nin iki müezziniyle beraber. Sonra Beyt-i makdis'in müezzini, Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mescidinin müezzini, Sonra diğer müezzinler kendi amellerine ve mertebelerine göre..

Hesabı Az olan Üç Kişi

Hadis-i şerifte buyuruldu: -"Uç kişi çok hesap görmez. Sayha onları korkutmaz. Feze-i ekber onlara hüzün ve üzüntü vermez. 1- Hâmil-i Kur'ân ve Kur'ân-ı kerimin içerisinde olanlar ile amel edenler. Bu kişi seyyid ve şerif olarak Allâhü Teâlâ hazretle¬rine takdim edilir. 2- Yedi sene (Allah rızâsı için) okuyup ezanına karşı hiçbir yiyecek (ücret) almayan kişi, 3- Efendisinin hakkını edâ eden ve Rabbine gereğince ibâ¬det eden abd-i memlûk (köle...)"533

İmamlık mı Müezzinlik mi?

Bir şahısta imamet ve müezzinlik toplandığı zaman, ima¬met daha faziletlidir. Çünkü Efendimiz (s.a.v.) hazretleri imamlık yapmaya devam etti. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri hep imamlık etti. Hiç müezzinlik yapmadı.

Efendimiz (s.a.v.) Sesli Ezan Okumadı!

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ezan okumadı. Eğer Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ezan okumuş olsaydı, namaza geç kalan (cema¬ate gelmeyen) kişi elbette kâfir olurdu. Eğer Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ezan okumuş olsaydı, kendi nefsine şahadet etmesi caiz olmazdı. (2/409) Eğer Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ezan okumuş olsaydı ve; -"Ben şahadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. Ve (ben şahadet ederim ki) Muhammed Allah'ın resulüdür," demesi gerekirdi ve o zaman, peygamberin kendisinden başkası olduğu düşünülebilirdi. Yine ezan-ı şerifi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden başka¬ları rüyada gördü. Ezan okuma işini Allâhü Teâlâ hazretleri. Efen¬dimiz (s.a.v.) hazretlerinden başkasına vermiş oldu. Yine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bir şeyi yaptığı zaman, onu sabit eder yani o işi devamlı yapardır. Efendimiz (s.a.v.) haz¬retleri risâlet vazifesinden dolayı, kendisini bu işe tam olarak ve¬remezdi.

Hz. Ömer (R.A.)İnmüezzinliği

Bu konuda Efendimiz Hazret-i Ömer'e (r.a.) buyurdular: -"Eğer halifeliğim olmasaydı; elbette müezzinlik yapardım.

Ezanda Teganni Yapmak

Ezanda teganni yapmak mekruhtur. Rivayet olunduğu üzere, adamın Ibni Ömer (r.a.) hazretle¬rine geldi. Adam, Ibni Ömer (r.a.) hazretlerine, -"Allah rızâsı için seni seviyorum!" dedi. Ibni Ömer (r.a.) hazretleri ona; -"Ben Allah için senden buğz ediyorum!" dedi. Adam; -"Niçin?" diye sordu. Ibni Ömer (r.a.) hazretleri, -"Bana ulaşan habere göre sen ezan okumanda, teganni yapıyormuşsun!" dedi.

Ezanda Teganniye Misal

Bu (yani teganni ve lahn) kişinin, "Allâhü Ekber" derken; Allâhü Ekber" diyerek, birinci hemzeyi uzatmaktır. Çünkü bu şekilde "AAllâhü Ekber" demek istifham, soru, şek ve şüphe manâsına gelir (ve Allah büyük mü? manâsı çıkar....) Yine kişi, "Allâhü Ekber" derken; "Allâhü Ekbeer" diye be harfini uzatması da tegannidir. Bu da yani kelimesi, şeytanın ismidir. Ve bundan başka ezanın diğer kelimelerini değiştirmek tegannidir.

Ezana İcabet Etmek

Müezzine icabet etmek vaciptir. Onu (ezanı) işiten herke¬sin ezana icabet etmesi (onunla birlikte ezanı tekrarlaması) vacip¬tir. Eğer cünüp ve hayızlı olsa bile... Bu kişi, helada (tuvalette) ve cima hâlinde olmadığı müddetçe.... "Tâcü'ş-Şerîa" isimli kitapta zikredildi: Ezana icabet etmek sünnettir.

Ezanın Müstahapları

İmam Nevevî (r.h.) buyurdular: Müezzinin söylediklerinin aynını söylemek (onun okudukla¬rını aynen tekrarlamak) müstahaptır. Ezanda baş parmağını ve iki şahadet parmağını öpmek za¬yıftır. Ve ezanda, "Muhammedü'r-Resûlüllah" kavl-i şerifini okurken, gözlerini meshetmek de zayıftır. Çünkü bu merfû hadis-i şerifle sabit değildir.

Zayıf Hadisle Amel

Lakin muhaddisler, sadece terğîb ve terhîb konularında zayıf hadislerle amel etmenin caiz olduğunda ittifak ettiler.

Ezan Okunurken Yapılacaklar

Ve ezan dinleyen kişi, "Hayye ale's-salâh" kelimesinin yanında; "Lâ havle velâ kuvvete illâ biHâahi'1-aliyyi'l-azîm," der. "Hayye ale'l-felâh" kelimesi okunurken de; "Maşâallâhü kâne ve mâ lem yese' lem yekûn" Allâhü Teâlâ hazretlerinin dilediği olur; ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin dilemediği de olmaz!" der. Sabah ezanında; kavl-i şerifi okunurken; "Saddakte ve bi'1-hayr natakte" doğru söyledin ve hayrı konuştun!" denilir. Ve kamet okunurken; kavl-i şerifi söylenirken de;

"Allah ikame ettirsin ve devamlı ettirsin!" diye dua edilir.

Kamette kavl-i şeriflerinin ikincisi söylenip sona ererken namaza davete fiil ile icabet etmek lazım. (Yani hemen namaza başlamak gerekir....) Sözle değil....

Kadınlara Büyük Müjde

Rivayet olundu: Meymûne (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, erkek ve kadın saflarının arasında ayağa kalktı ve buyurdular: -"Ey kadınlar topluluğu! Siz bu Habeşî'nin ezan ve ikâmetini işittiğiniz vakit; siz de onun söyledikleri gibi söyleyin. Muhakkak ki (ezan ve kametin her bir harfi için) bin sevap vardır." Hazret-i Ömer (r.a.): -"Bu kadınlaradır! Erkekler için ne vardır?" diye sordu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -'İki katı var! Yâ Ömer!

Ezân-ı Şerifte İnkişâf ve Tecelliler

Meşhur Şeyh Üftâde Efendi (k.s.) hazretleri buyurdular: Ezan-ı şerif, en güzel kelâm ve en iyi nidadır.

"Allâhü Ekber Allâhü Ekber Allâhü ekber Allâhü ekber" kavi-i şerifinin ânında eğer inkişâf etse, Allâhü Teâlâ hazretlerinin azamet ve kibriyâsı tecelli etse...

"Eşhedü en Lâ ilahe illallah" kavli şerifinin a-nında; Allâhü Teâlâ'nın vahdaniyeti inkişâf etse;

"Eşhedü enne Muhammeder-Resûlüllah" kavl-i şerifinin anında da hakkaniyeti inkişâf etse,

İki hayyealede (yani, "Hayye ale's-salâh" ve, "Hayye ale'l-felâh" kavl-i şeriflerinde de) talipten matlûba talep zahir olsa, Allâhü Ekber Allâhü Ekber" ve, " Lâ ilahe illallah" kavli şerifinde zât tecelli etse, (işte o zaman) maksut tamam olur ve murad hâsıl olur. Üftâde hazretlerinin sözleri bitti.

Ezanın Fazilet ve Havâssı

Ezanın fazîletlerindendir ki, eğer bir yolcunun ardından ezan okunursa, emniyet içinde evine döner (yani sağ gidip selâmetle geri gelir...)

Ümmü Sıbyân Hastalığına Şifâdır

Yeni doğan sabînin bir kulağına ezan ve diğer kulağına da kamet okunursa, o çocuk "ümmü sıbyân" dan emin olur. Ken¬disine ümmü sıbyân musallat olduğu zaman kulağına ezan ve kamet okunursa, çocuk şifâya kavuşur.

Korkulu Anlarda Ezan Okunmalıdır

Yine, 1- Yangın vaki olduğu zaman, 2- Sel hücum ettiğinde, 3- Çok soğuk olduğu zaman, 4- Fırtına, 5- Veya her hangi bir şeyden korkulduğu zaman; Ezân-ı şerif okunmalıdır..... "El-Esrârül-Muhammediyye" isimli kitapta da böyledir.

Ezanın işaret Ettikleri

Ezân-ı şerif, Allâhü Teâlâ hazretlerine hakîkî davete işaret¬tir. Davet eden (ezan okuyan ise) "Vâris-i Muhammedi" olan (mürşid-i kâmillerdir. (Mürşid-i kâmiller) gaflet ve hicap ehlini; kurb (manevî yakınlık) makamına ve hitap mahalline davet et¬mektedirler. Hakkı işitmekten sağır olan kişi, davetçi (mürşid-i kâmil) ve onun davetiyle istihza etti; cehaletinin kemâli ve dalâle¬tinden dolayı.... Ama; "Yahut şühûd halinde kulak tutan kimse..V'lerden olan kişiler ise, aziz ve hamîd olan Allâhü Teâlâ hazretlerinin davetini kabul ederler. Hazret-i izzete karşı cezbeye tutulurlar. Zât için cemâli şühûd ederler. Visal esrarının ganimetlerine nail olurlar. Ey gencim! Pîrin öğüdünü tutl Pîrin görüşüyle can bahtiyar olur.

Yüce Meali: De ki: "Ey ehl-i kitap! Siz sırf şunun için bizden hoşlanmı¬yorsunuz: Biz Allah'a imân ettiğimiz gibi, hem kendimize indiri¬lene, hem daha evvel indirilmiş olana imân etmekteyiz. Sizin ise ekseriniz fâsıksınız."59 De ki: "Size Allah yanında cezaca ondan daha fenasını ha¬ber vereyim mi? 0 kimseler ki, Allah kendilerine lanet etmiş, gadabına uğratmış, onlardan maymunlar, hınzırlar ve Tağut'a tapanlar yapmış. İşte bunlar mevkîce daha fena ve düz yoldan daha sapkındırlar.'0 Tefsîr-i Şerifi: "De ki: "Ey ehl-i kitap!" (2/410)

Sebeb-i Nüzul

Rivayet olundu: Yahudilerden bir nefer (gelip) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine "dinden" sordular. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu: -"Ben, Allah'a imân ettiğim gibi, bize ne indirildiyse İbra¬him'e ve ismail'e ve İshak'a ve Yakup'a ve Esbat'a ne indirildiy¬se, Musa'ya ve îsâ'ya ne verildiyse ve bütün peygamberlere rablarından olarak ne verildiyse hepsine imân ettik. O'nun resullerinden birinin arasını ayırmayız ve biz ancak O'nun için boyun eğen Müslimleriz". Yahudiler, Isa Aleyhisselâm'ın isminin zikredilmesini işittikle¬ri vakit; -"Dünya ve âhirette sizin dininizin ehlinden, hazzı daha az bir din ehli bilmiyoruz! Ve sizin dininizden daha şerli bir din de bilmi¬yoruz!" dediler. İşte bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri bu â-yet-i kerimeyi indirdi.

Yahudiler İslam'dan Hoşlanmaz

"De ki: "Ey ehl-i kitap!" Şu kâfir ve fecere olan Yahudilere de ki, demektir. "Siz bizden hoşlanmıyorsunuz," "Ondan da hoşlanmadı sözünden gelmektedir. Bu da kendisini ayıpladığı, inkâr ettiği ve kerih görüp, kendisinden hoşlanmadığı zaman söylenir. Yani sizin dinimizi ayıplamanız ve inkâr etmeniz, illetler¬den bir illet içindir. (Sebeplerden şu sebebe dayanmaktadır:) "Sırf biz Allah'a imân ettiğimiz..." "Sırf biz Allah'a imân ettiğimiz için¬dir!" demektir.' frjlal i "hoşlanmıyorsunuz," fiilinin mefûlü lehi'dir. Mefûlü bin 'i olan '"din" kelimesinin hazfiyledir. "Ve hem kendimize indirilene..." Kur'ân-ı mecîd'ten.... ı "Ve hem daha evvel indirilmiş olana..." Daha önce Allâhü Teâlâ'nın indirdiği, Tevrat, İncil ve diğer 1-lâhî kitaplara imân etmekteyiz.

Yahudiler Fâsıktır


"Sizin ise ekseriniz fâsıksımz." Bu kavl-i şerif, "biz İmân ettik" kavl-i şerifinin üzerine atıftır. Çünkü muhakkak ki onların çoğu, zikredilenlere taşkınlık yapıyor ve İmândan çıkıyorlardır. Hatta eğer sizler, bizim kitabı¬mızın tasdikini konuşan kitabınıza inanmış Müminler olmuş olsaydınız; elbette ona (Kur'ân-i kerime) İmân ederdiniz. Yahudilerin hepsinin fâsık olmalarıyla beraber burada fışkın onların çoğuna isnat edilmesi; çünkü onlar, boyunlarına taşkınlık ve fesadı yüklemektedirler. Denildi ki: Bu mefûlü bih olmak üzere kavl-i şerifinin üzerine atıftır. Lakin matufların mecmuu olan müstesna üzerine değil... Belki o ikisinin lâzımı değildir. Belki o ikisinin muhalefetinin lâzımıdır. Sanki şöyle denildi: Siz bizim tarafımızdan Allâhü Teâlâ'ya ve indirilen bütün kitaplarına, İmânı kerih görüyorsunuz. (Bizim 1-mân etmemizden hoşlanmıyorsunuz) Sizler İmândan çıkmış kişi¬lersiniz, demektir. Sizin bize olan düşmanlığınız; sizin hilafınıza bizim İmâna girmiş olmamız ve sizin İmânın dışında kalmaniz-dandır. De ki: "Size haber vereyim mi?" Hitap, Yahudîleredir. "Ondan daha fenasını," İşaret edilen menkûm (Yahudiler tarafından hoşlanılmayan) İmân ve (menkûmun minh yani) kendilerinden nefret edilip hoş¬lanılmayan müminlerdir. Yani, hakikatte neyin şer olduğunu size haber vereyim mi? Sizin şer olduğuna inandığınız şeyi değil ger¬çek şerrin ne olduğunu size bildireyim mi? Haddi zatında hayır¬dan başka bir şey olmadığı halde... İbni Şeyh (r.h.) buyurdular: Katiyetle bilinen şeylerdendir ki, İslâm dininde asla şer yok¬tur. Bundan murad, mutlaka ziyâdedir.

Mesübet

"Allah yanında cezaca..." Allâhü Teâlâ hazretlerinin hükmünde sabit bir ceza, demek¬tir. "' "' "sevapça" kelimesi, hayra mahsustur, "ıkâbça" kelimesi de şerre mahsustur. Fakat burada "sevapça" kelimesi, hakaret yolu üzere, "ıkâbça" kelimesinin yerine konuldu. Nasb olması ise, kelimesinden temyiz olduğu içindir.

En Kötü İnsan...

"0 kimseler ki, Allah kendilerine lanet etmiş, gadabına uğratmış." Mahzûf mübtedâ'nm haberidir. Kendisinden önceki bir muzâûn takdiriyle ve "Bu" kelimesiyle kendisine işaret edi¬lene münâsip olandır. Oda^ din"kelimesidir. kimseler ki, Allah kendilerine lanet etmiş" kişiler, Yahudîlerdir. Allâhü Teâlâ hazretleri, Yahudileri, rahmetinden uzaklaştırdı ve küfürlerinden dolayı kendilerine lanet etti. Âyetlerin vuzuhun¬dan sonra onlar ma'siyetlere daldılar.

Yahudiler Maymun Oldular

"Ve onlardan maymunlar, hın¬zırlar yaptı." Yani Davut Aleyhisselâm'in zamanında, Davut Aleyhisselâm'in kendilerinin aleyhinde yapmış olduğu beddualar¬dan dolayı onlardan bazılarını maymunlara çevirdi. Yahudiler, Cumartesi gününün hürmetine tecâvüz ettikleri ve o günü istihlâl (helal) ettikleri içindir.

Yahudilerin Hınzıra Çevrilmeleri

Allâhü Teâlâ hazretleri, Yahudilerden bazılarını da hınzıra çevirdi; İsa Aleyhisselâm'ın zamanında... Yahudiler, gökten inen sofradan yemekleri yedikten ve Isa Aleyhisselâm'ın peygamberli¬ğine delâlet eden açık âyet ve beyyineleri gördükten sonra küfre girmelerinden dolayı hınzıra döndüler. Denildi ki: Bu iki mesh (maymun ve domuza çevrilmeleri) de "Cumar¬tesi ashabı" zamanında oldu. Cumartesi gününün hürmetine te¬câvüz eden, Yahudilerin gençleri maymuna, ihtiyarları da domuza mesh olundular. Bu âyet-i kerime nazîl olduğu zaman, Müslü¬manlar, Yahudilere; -"Ey Maymunların kardeşleri! Domuzların kardeşleri!" deme¬ye başladılar. Bunun üzerine Yahudiler, utançlarından başlarını önlerine eğdiler, rezil ve rüsvâ oldular.

Yahudiler Tâğut'a Tapıyorlar

"Ve Tağut'a tapanlar..."
ism-i mevsûîünün sılası üzerine atıftır. Kendisinden müştekin olan zamir ise ^ kelimesine râcidir.

Şeytanın kendilerine süslü gösterdiği konularda ona itaat et¬tiler. "İşte bunlar," Bu kabahatler ve rüsvalıklarla mevsûf olanlar; "Mevkîce daha fena (ve şerlidirler.)" Onların mekânları ve yerleri daha şerli kılındı ki, onların serlerine delâlet etmesi daha belîğ olsun diyedir. "Ve düz yoldan daha sapkındırlar." S kelimesinin üzerine atıftır ve onu ikrar etmektedir. Yani sirât-ı müstakimden çok sapıtan ve dalâlete düşenler¬dir.

Yahudilik

Bu âyet-i kerimede Yahudilerin dinlerinin (Yahudilerin Mûsâ Aleyhisselâm'ın getirmiş olduğu dini tahrif ederek ortaya çıkart¬tıkları Yahudilik dininin) mahzâ şer olduğunu ve haktan çok uzak olduğuna delâlet vardır. Çünkü Yahudilerin girmiş oldukları dinle¬rinin sülûku dalâlet olduğu zaman; onların dinleri de apaçık dalâ¬let olmuş olur. Bunun dışında bir gayeleri yoktur. iki yerde tafdîl sığası, mutlak ziyâde içindir. Yoksa şer ve da¬lâletin aslında kendilerine müşterek olana izafet için değildir.

Hakka Tabi Olmak

Bil ki: İnsanlardan her bir sınıf, kendilerinin yanında olan (inandık¬ları) din ile ferahlanmakta (ve sevinmekte) başkasının üzerin¬de olduğu dine buğz etmektedir.... Lakin hak olan hakka tâbi olmaktır.

Muhabbet Güzel Ahlaktır

Mümin/mümini sever. Muhakkak ki muhabbet, güzel ah¬laktandır. (2/411) Ve şerif olan vasıflardandır. Hadis-i şerifte buyuruldu: Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -"Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretlerinin kullarından bazı kulları vardır ki; onlar peygamberler değiller, şehitlerde değildir. Fakat peygamberler ve şehitler, kıyamet gününde, onların Allâhü Teâlâ hazretlerinin katında olan mekânlarından dolayı onlara gıp¬ta ederler." Sahabeler sordular: -"Ya Resûlallah (s.a.v.)! Bize onların kimler olduğunu haber ver! Onların amellerini bize bildir! Belki onları severiz!" Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -"Onlar Allâhü Teâlâ hazretlerinin rızâsı için birbirlerini se¬venlerdir. Kendilerinden bir zî rahm (akrabalık, bağ ve yakınlık) olmaksızın ve aralarında bir mal ve birbirlerine verecekleri bir fay¬da olmaksızın; Allah için birbirlerini sevenlerdir! Allah'a yemin ol¬sun ki, (kıyamet gününde) onların yüzleri nurlar gibidir (parlar) ve onlar nurdan minberler üzerine yükseltirler, insanlar korktukları zaman, onlar asla korkmazlar ve insanlar hüzünlendikleri zaman onlar asla üzülmezler. "

Evliyanın Özellikleri

Abdullah es-Sâlimî (r.h.) hazretlerine soruldu: -"Evliyâullah, (olan bir zat) kulların arasında hangi şeyle bili¬nir? (Bir kişinin evliya olup olmadığını nasıl bilebiliriz?)" Buyurdu¬lar: 1- Tatlı dil, 2- Güzel ahlak. 3- Güleryüzlülük, 4- Cömertlik, 5- Özürleri kabul etmek, 6- Hoşgörü 7- Tam şefkat, 8- Merhamet, 9- Bütün mahlukata acımak ile bilinir..."

Cevhere Sahip Olmak

Hafız (k.s.) buyurdular: -"Şahlık tacını talep edersin Zâtına mensup bir cevher göster. Ve eğer Cemşîd ve Ferîdûn Gibi şahların neslinden olsan bile...."

Tarikatlar Arasında İhtilâf

Meşhur Şeyh Üftâde (k.s.) hazretleri buyurdular: Bayrâmiyye (tarikatına) mensup olanlar ile Halvetiyye (ta-rikatına543 mensup olanlar) arasında buğz (ve kin) süre gelmek¬tedir. Yine onlar (Bayrâmiyye ve Halvetiyye tarikatları) ile Seyyid Buhârî (k.s.) hazretlerine tabi olanlar arasında büyük bir buğz (ve rekabet ) vardır. Halbuki bununla beraber, buğz ve nefret hak ehline asla yakışmaz. Görmüyor musun, Âdem Aleyhisselâm'ın zamanından Pey¬gamberlerin sonuncusu (olan Efendimiz s.a.v.) hazretlerinin zamanına kadar gelen peygamberlerin hiçbirinin arasında buğzun hiçbir çeşidi görülmedi. Hatta bazı çağlarda üç ve dört peygam¬ber aynı anda bulundukları halde ne peygamberlerin ve ne de onlara tabi olanlardan hiçbirisinin arasında en küçük bir ta'n (yerme, kınama veya önemsememek) asla bulunmadı. Sa'dî buyurdu: Benim gönlüm, hep sofuların sevgisiyle doludur. Benim içimde asla kimseye karşı kin ve düşmanlık yoktur.

Kalpler Üç Kısımdır

Bazıları buyurdular: Kalpler üç kısımdır. 1- Dünyada şehvetlerin etrafında uçar. 2- Ukbâda kerametlerin etrafında uçar. 3- Sidre-i müntehâ'da münâcâtların etrafında uçar. Hafız (k.s.) buyurdular: "Elsiz ve ayaksız kişilerin himmetlerinde, Şan ve şöhret bir samandır."

Tevhit ile Meşgul Olmak

Akıllı kişiye düşen vazife, nefsin zulümât, hevâ-ü heves, şey¬tan ve vesveselerinden kurtuluş için, Tevhit ile meşgul olmak la¬zımdır.

Şeytan'dan Korunmanın Yolu

Ömer bin Hattab (r.a.) hazretleri bir gence baktı ve ona buyurdu: -"Ey genç, eğer sen üç şeyin şerrinden korunursan; şeytanın şerrinden korunmuş olursun. 1- Laklakı'nm, 2- Kabkabı'nın, 3- Zebzebi'nin şerrinden. Esmuî (r.h.) buyurdular: "Laklak,11 dildir. "Kabkab" batın yarın mide ve karın, demektir. Zebzeb" ise ferctir.

Yahudiler Hep Kötülük Yaparlar

Yüce Meali: Size geldiklerinde de "Âmenna" derler. Halbuki kâfir gir¬mişler, kâfir çıkmışlardır. Neler gizlediklerini ise, Allah kendilerinden daha iyi bilir.61 Onlardan bir çoğunu görürsün ki; günâha girmek, zul¬metmek ve haram yemekte sürat yarışı yaparlar. Her halde ne fena yaparlar.62 Bari rabbâniyyûn ve ahbâr, bunları günâh söylemekten ve haram yemekten nehyetseler... Ne fena sanata alışmışlar.63

Tefsîr-i Şerifi:

"Ve size geldiklerinde de "Âmenna" derler."

Sebeb-i Nüzul

Bu âyet-i kerime, Yahudilerden bazı insanlar hakkında nazil oldu. Bunlar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin huzuruna giriyor ve îmânlarını izhâr ediyorlardı. Nifak yoluyla (şahadet kelimesi geti¬rip Müslüman olduklarını söylüyorlardı)... Hitap, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri içindir. "size geldiler" kelimesinin) cemi gelmesi, tazîm içindir. Veya Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle beraber onun yanında olan Müslümanlaradır. Yani size gelip, İslâm'ı izhâr ettikleri zaman, demektir.

Yahudilerin Münafıklıkları

"Halbuki muhakkak," Halbuki muhakkak ki onlar "Girmişler," Sarıldıkları halde, Onlar) küfre (girmişler) ve onlar çıkmışlardır." Senin yanından çıkarken sarılmışlardır. 'Ona (küfre)" Yani küfürle senin yanından çıktılar; küfre girdikleri gibi... Senden işittikleri asla kendilerine tesir etmedi. Neler gizlediklerini ise, Allah kendilerinden daha iyi bilir." Küfürden ne gizlediklerini Allah daha iyi bilir. (Burada "Daha İyi bilir" kelimesi ismi) tafdîl sîgasıyla geldi; çünkü Efendi¬miz (s.a.v.) hazretleri, o Yahudilerden zahir olan ve onlardan gö¬rülen emarelerden onların münafık kişiler olduklarını zannediyor¬du. Allâhü Teâlâ hazretleri bunu kendisine izhâr etti.

Peygamberler Aldatılamaz

Mesnevî'de buyuruldu: Akıl ve temyiz sahibi, Gayba aşina (kendisine vahiy gelen peygamberlere), aşla hile yapılamaz. Hiçbir hile, düzen ve tuzak gönül sahiplerinin gönlüne perde olamaz. (Peygamberlere işin doğrusu vahiyle bildirilir)".

Yahudiler Zulüm İçin Yarışıyorlar

"Ve görürsün ki;" Ey Habibim Ahmed! Resulüm ya Muhammed (s.a.v.)I Gözün görmesiyle görürsün ki, "Onlardan bir çoğunu," Yahudilerden münafıklarının olduklarını görürsün; "Günâha girmekte, sürat yarışı yaparlar," Yani mutlak olarak günaha girmek için, demektir. Burada, (yani"Günahın içine"kelimesinde) "harf-i cerrinin yerine harf-i cerrinin tercih edilmesi, Yahudilerin gü-nahın (yalan, zulüm ve haksızlığın) içine daldıklarına delâlet etme¬si içindir.

Yarışma Kelimesi

Onların yarışmaları, mertebelerden bazı mertebe içindir. (2/412) Şu kavl-i şerifte olduğu gibi: "İşte bunlar hayırlarda sürat yarışı yaparlar ve hem onun için ileri giderler!" Burada müminler, hayırdan hariç değiller, hayra yönelmiş¬lerdir. Şu kavl-i şerifte olduğu gibi: "Ve koşuşun Rabcinizden bir mağfirete ve bir cennete ki, eni semâvât u arz genişliğidir; müttakîler için hazırlanmış¬tır ""'

Yahudiler zulüm ve haram

"Ve zulmetmek," Zulüm ve (hakkı bırakıp) gayriye tecâvüz etmeleri. "Ve haram yemekte," Haram yerler, demektir. "Her halde ne fena yaparlar." Yaptıkları şeyler, ne kötü şeylerdir. Mâzİ ve müzâri kelimelerinin arasının cem edilmesi, istimrar üzerine delâlet içindir.

Yahudi Âlimleri

"Bari,"

Tahdid (sitem) harfidir. "Rabbâniyyûn ve ahbâr, bunları nehyetseler..." İkisinden Rabbaniler ve ahbârdan") murad, Yahudilerin âlimleridir. Zira; "Rabbâniyyûn", zâhid, arif ve vâsıl olanlardır. "Ahbâr" İlmiyle amel eden mürekkep yalamış ve makbul olan âlim, demektir. "Onları günâh söylemekten," Bu günah söz, onların İmân etmedikleri halde, biz İmân et¬tik, demeleridir. "Ve haram yemekten..." Onun çirkin ve kabahat olduğunu bildikleri ve onu müşahe¬de ettikleri halde, harama dalıp yemektedirler.

U "Ne fena sanata alışmışlar."

Bu kavl-i şerif, Her halde ne fena yaparlar." Kavl-i şerifinden daha beliğdir. Çünkü sanat, amelden daha kuvvetlidir. Çünkü amel, ancak sürekli yapıldığı, yerleştiği ve kişi o amelde rusûh sahibi olup onu meslek haline getirdiği zaman, sa¬nat olur. Burada, günah işlemek, zulüm etmek ve haram yemek, rusûh olmayan bir amel kılındı. Ama münkiri nehyetme ameli ise rusûh olan günahlardan sayıldı. Bu âyet-i kerimede, âlimlerin kötülüklerden nehyetmede hileli ve tuzaklı davranmalarını teşhîr olduğu şüphesizdir.... Sa'dî buyurdu: Eğer sen nehyi münkiri elden bırakırsan, O el ve ayak hiç bir şeye layık değildir. 0 zaman el ve dilde hiçbir mecal kalmaz. Himmet ricalden (büyüklerden) kalmaz olur.

Kötülüğü Yasaklamayan Kavim

Ömer bin Abdülaziz (r.h.) hazretleri buyurdular: Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretleri, bazı kişilerin husûsî amellerinden dolayı âmmeye (bütün topluma) azap etmez. Lakin ma'siyetler zahir olur da; hiçbir kimse onları inkâr etmez (onları yapmakta oldukları kötülüklerden nehyetmezlerse); (işte o za¬man) bütün kavim azaba müstahak olurlar...."

Hakka Davet

Meşâyih (mürşid-i kâmiller) ve (hakikat erbabı olan) âlimler, nasihati terk etmek hakkında varid olan tevbîh, azarlama ve kı¬nanmalar olmasaydı; hakikat erbabı; hakkı müşahede etme ve onunla ünsiyet kurmaya dalmış oldukları istiğrakı bırakıp halkı davet etmekle meşgul olmazlardı.

Hakikate Vasıl Olan Sâlik

Meşhur Şeyh Üftâde Efendi (k.s.) hazretleri buyurdular: Sâlik Hakikate vâsıl olduğu zaman; ya irşad için gönderilir veya vuslatın huzurunda bırakılır. Ayrılık murad edilmez. Şeyh Ebû Yezîd el-Bestâmî (k.s.) hazretleri gibi. O irşadı tercih etmedi.

İrşâd Peygamberlerin Yoludur

Lakin irşâd, Peygamberler (a.s.) hazerâtınm yoludur. Mu¬hakkak ki bütün peygamberler, halkı irşâd için gönderildiler. Peygamberler huzur makamında bırakılmadılar.

İrşad ile Ölüler Cân Bulurlar

Mesnevî'de, Allâhü Teâlâ hazretleri tarafından, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine hitaben buyuruldu: Ey hasta gönüllerin şifâsı, -Sağıra kızıp körün değneğini alma! Yolda köre sahip çıkanî Hakkın yüzlerce ecrine nail olur. Kim bir köre kırk adım delil olursa, O Mevlâ'nın gufranına nail olur, diye sen buyurdun. Öyleyse ey medet vereni Bu cihanda, bunca katar katar körlere rehber ol! Sen ki doğru yolu göstericisin! Doğru yolu gösterenin işi budur. Vaktin matem çekenleri seninle şâd olsun! Ey Hak'tan sakınanların imamı ve önderi! Bu hayale dalanları hakikate sen götür! Dünyada kim sana bir hile yapacak olsa, Onun boynunu ben kendim keserim! Körlüğünü daha kahredici körlük eder. Arttırırım, onun şeker sandığını zehir eylerim! Zira akıllar benim nurumla parlar, Hileler benim mekrim yanında asılsız kalır. Erkek filler onu çiğneyecek olsa; Türkmenlerin kara çadırları nedir ki? Ey benim yüce peygamberim! Benim kahır fırtınam önünde, O kandil nedir ki? Manen korkunç, sûru üfür ki Binlerce ölüler de topraktan çıksınlar!

Mürşid-i Kâmiller ve Hakikî Âlimler Mahfuzdurlar

Hakikat ehli (mürşid-i kâmiller) ve i'lâ-i kelimetüllah (Allah'ın dinini yüksek tutmak)tan başka bir garaz ve maksatları olmayan, masivâdan başka bütün mülahazalardan tecrit eden ilimleriyle âmil olan âlimler; kendi sözlerinde ve fiillerinde mahfuzdurlar.

Hikâye

Tabiînden bir zâhid vardı. Halife Mervân bin Hakem'in eğ¬lence aletlerini kırdı. Onu yakalayıp, Halifeye getirdiler. Halife; o-nun (günlerce aç bırakılan) aslanların önüne atılmasını emretti. Onu alıp Aslanların önüne attılar. O zâhid orada namaza başladı. Aslan geldi. Ona yaklaştı. Ve Kuyruğunu sallamaya başladı. Orada bulunan bütün aslanlar onun başına toplandı. Aslanlar, dilleriyle onu yalamaya başladılar. (2/412) O zat ise namaz kılıyordu. Aslan¬lara hiç aldırmıyordu. Mervân, sabahladığında (cellatlarına) sordu: -"O zahidimizi ne ettiniz?" Onlar; -"Aslanların önüne atıldı..." dediler. Mervân; -"(Gidin) bakın hele aslanlar onu yemiş mi?" dedi. Mervân'ın adamları geldiler. Aslanların o zâhid ile ünsiyet kurduklarını gördüler. Onu oradan çıkarttılar. Halifeye götürdüler. Mervân ona sordu: -"Sen o Aslanlardan korkmadm mı?" Zâhid; -"Hayır!" dedi. -"Nasıl olur?" dedi. 0; -"Ben gece boyunca tefekkür (ve ibâdet) ile meşgul oldum. Tefekkürden Aslanlardan korkacak bir zamanım olmadı" dedi. Zahide sordu: -"Ne tefekkür ediyordun?" Buyurdular: -"O aslanı düşündüm! Bana geldi, diliyle beni yaladı. Ben onun salyaları acaba temiz mi yoksa necis mi olduğunu (onun saiyalarıyla namaz kılmanın caiz olup olmadığını) tefekkür ettim. İşte benim bu tefekkürüm; beni onlardan korkmaktan alıkoydu." Mervân, buna şaştı. Onu serbest bıraktı. "Nisâbü'l-İhtisâb" isimli kitapta da böyledir.

Yahudilerin Allâhü Teâlâ Hakkında Kötü Düşünceleri

Yüce Meali: Bir de yahudiler, "Allah'ın eli bağlı" dediler ve dedikleriyle elleri bağlandı ve melun oldular. Hayır! Onun iki eli de açık; di¬lediği gibi bahşediyor. Celâlim hakkı için sana rabbinden indirilen, onlardan bir çoğunun tuğyanını ve küfrünü artıracaktır. Mamafih biz onların arasına kıyamete kadar sürecek buğz ve adavet bıraktık. Her ne zaman harb için bir yangın tutuşturdularsa, Allah onu söndürdü. Hep yeryüzünde fesat için koşarlar. Allah ise, müfsitleri sevmez/

Tefsîr-i Şerifi:


"Bir de Yahudiler dediler." Müfessirler buyurdular: Allâhü Teâlâ hazretleri, Yahudilere büyük nimetler verdi. Hatta Yahudiler zamanla mal yönünden insanların en zengini ol¬dular. Ve onlardan en husûsî yere sahip olanlardan oldular. Yahu¬diler, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin peygamberliği hakkında. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini tekzip etmeleri üzere; Allâhü Teâlâ hazretleri, onlara vermiş olduğu fîimetleri onlardan çekti. Allâhü Teâlâ hazretleri, Yahudilerden nimetlerini çekince; Yahudiler dediler ki: a) "Allah'ın eli bağlıdır." Allah'ın eli kabz olunmuş, sıkı ve vermekten tutuktur, dedi¬ler. Eli sıkılığı ve el açıklığı kasıtsız olarak, sadece cimrilik ve cö¬mertlikten mecazdır, (yani el sıkılığı, cimrilik, el açıklığı da cö¬mertlik demektir.) Bunda el, cimrilik ve cömertliği ispat etmek¬tedir. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: "Hem elini bağlayıp boynuna asma , hem de onu büsbütün açıp saçma ki pişman olur, açık kalırsın;' Yani onu infaktan tutmaz, demektir.

Yahudiler Cimridirler

"Onların elleri bağlandı." Bu kavl-i şerif, Yahudilerin cimrilik ve tutukluğuyla aleyhleri¬ne bedduadır. Yani onların elleri hayra infak etmekten tutulsun.' Yahudiler, cimri kişiler kılındılar. Yahudiler, insanların en cimrileridirler. Yahudilerden daha cimri bir millet yoktur.

Yahudiler Melundurlar

"Ve melun oldular."

Yahudiler, Allâhü Teâlâ hazretlerinin rahmetinden tara olup uzaklaştırıldılar. "Dedikleri sebebiyle," Söyledikleri o kötü kelime sebebiyle demektir. Bu Yahudile¬rin aleyhine bir bedduadır. Kullara bir talimdir. Yoksa bu acz eseri değildir. Allâhü Teâlâ hazretleri, onların söylediklerinden çok yüce ve çok büyüktür. (Onların söylediklerinden münezzehtir...) "Hayır! Onun iki eli de açık;" Yani Allâhü Teâlâ hazretlerinin sânı onların vasfettikleri gibi değildir. Belki (tam aksine) Allâhü Teâlâ hazretleri, gayet cömert¬likle mevsûftur. Allâhü Teâlâ hazretlerinin fazlı ve ihsanı nihayet¬sizdir. Bu manâ, "el" kelimesinin tesniye gelmesindendir. Sahi (cömert) kişinin vermesi ve dağıtması; kişinin bütün malını kendi eliyle infak etmesidir. "Yedüllah," müteşâbihattandır. Bu da, işitmek ve görmek gibi, Allâhü Teâlâ hazretlerinin sıfatlarından bir sıfattır. "Allah'ın iki eli" hakikatte, Cemâl ve Celâl sıfatlarından ibarettir. Hadis-i şerifte buyuruldu: -"Onun iki eli de yemin (sağ)dir. Yeryüzü, bütün alemin seferinin yeridir. Onu okudu, dost da düşman da... Dilediğine tnfak Eder "Dilediği gibi bahşediyor." Allâhü Teâlâ hazretleri infakında muhtardır. Dilediği gibi infak eder. Bazen genişletir ve bir diğerini de sıkar; meşiyetinin (dilemesinin) gereği ve hikmetinin iktizâsına göre muamele eder. Onlarda bulunan ma'siyetlerin uğursuzluğu sebebiyle onları sıkar ve darlık verir.

Mekrden Emin Olma

Kötü işinden kork, asla emin olma! Çünkü Allâhü Teâlâ o tohumu bir gün yeşertir. Belki pişman olur ve haya edersin diye, Nice kereler, lütfuyla muamele edip onları örter. Nice kere örterek keremiyle muamele eder. Suç tekrarlanırsa eğer; Cezalandırarak Allah adlini izhâr eder. Böylece lütfü ve adli zahir oldu. Biri müjdeleyici diğeri de korkutucudur.

Yahudilerin Çoğu Tuğyana Düştüler

Celâlim hakkı için onlardan bir çoğunun artıracaktır." "Onlardan," (murad) Yahudilerin âlimleri ve reisleridir. "Bir çoğu" kavl-i şerifi, fiilinin birincimefûlüdür. "Sana rabbinden indirilen..." O Kur'ân-ı kerimdir. Ve Kur'ân-ı kerim'de bulunan ahkâm (ıilâhî)dir. fiilinin birinci failidir. "Tuğyanını ve küfrünü..." Bu kavl-i şerif, ziyâdetin (yani fiilinin) ikinci mefûlüdür

Küfür ve Tuğyanın Artması?

Yani onların eski tuğyanlarının üzerine tuğyan ve küfürleri¬nin üzerine küfürlerini arttırır, demektir. Yahudilerin tuğyan ve küfürlerinin ziyâde olması; 1 - Ya şiddet ve taşkın cihetinden 2- Ya da kemiyet ve kesret yönünden çokluktur.... Bu âyet-i kerime indiği zaman, Yahudiler, onu inkâr ettiler. Böylece Yahudilerin küfrü ve tuğyanları, küfürleri miktarları ha-sebince daha da ziyâde oldu. (Âyet-i kerimenin Yahudilerin küfür ve tuğyanlarını ziyâde etmesi tıpkı) sağlıklı (ve bedenleri sağlam) olan kişiler için (hazır¬lanan) sahih (yararlı ve ağır) bir yemek, hastaların hastalıklarını daha arttırdığı gibi....

Yahudilerin Bozuk İnançları

"Ve biz onların arasına bıraktık." Yahudilerin arasına bıraktık. Çünkü Yahudilerin bazıları; Cebriye, bazıları; Kaderiye, bazıları: Mürcie, bazıları; Müşebbihe'dir... Cebriye, kulun fiilini, Allâhü Teâlâ hazretlerine nispet edenlerdir. Cebriye, "asla kulun fiili ve seçmesi yoktur" dediler. (2/414) İnsanın hareketleri, câmidât (taş gibi cansızların) hareketi menzilesindedir (dediler...) Kaderiye ise, her kulun kendi fiilinin hâliki olduğuna ina¬nırlar. Kaderiye olanlar, küfür ve masiyetleri, Allâhü teâlâ hazret¬lerinin dilemesiyle olacağını görmezler (inanmazlar....) Mürcie; ise ehli kebâirin (büyük günah sahiplerinin) af veya cezalandırma gibi bir şeyi kesmezler. Belki bunda hükmü rücû ettirirler, yani kıyamet gününe kadar te'hir ettirirler. Müşebbihe, ise Allâhü Teâlâ hazretlerini mahlûkata ben¬zeten ve ona hadis (sonradan olan şeylerin arız) olduğuna inanır¬lar.

Yahudilerin Arasında Düşmanlık Vardır

"Buğz ve adavet," Yani biz onları kendi dinlerinde ihtilaf çıkaran ve birbirlerine buğz eden kişiler, kıldık, demektir. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurduğu gibi: "Size hepsi toplanarak kıtal yapamazlar, ancak müstah¬kem mevkilerde veya duvarlar, siperler arkasından yaparlar. Aralarında be'sleri' şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın, halbu¬ki kalpleri dağınıktır. Bu onların akıl etmez bir kavim olmala¬rındandır." Yahudilerin hiçbir zaman kalpleri bir şey üzerine ittifak etmeyecek ve sözleri bir konuda birbirine mutabık olmayacaktır. Cümle mübtedâdır. Bu kavl-i şerit Yahudilerin, tuğyan ve küfürlerinin zikrinden ve onların Müslümanlar üzerine icmâ etme¬lerinin (toplanmalann)dan doğan birlik düşüncesini (zihinlerden) defetmek içindir. Denildi ki:

"Düşmanlık", buğz"dan daha husûsîdir.

(Aralarında min vechin umûm ve husus vardır.) Çünkü her düşman buğz eder; ama her buğz eden düşman değildir. "Kıyamete kadar sürecek..." "Biz bıraktık," kavl-i şerifine taalluk etmektedir.

Yahudiler Fitnecidirler

"Her ne zaman harb için bir yangın tutuşturdularsa," Yahudiler, her ne zaman, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine (ve müminlere) karşı muharebe etmeyi dilediklerinde ve herhangi bir şerri tercih ettiklerinde; "Allah onu söndürdü," Allâhü Teâlâ hazretleri, onları reddetti ve onların arasına münazaa (ve münâkaşanın) vaki olmasından dolayı onları kahretti. Bununla Allâhü Teâlâ hazretleri, Yahudilerin şerrini Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden (ve müminlerden) men edip (uzaklaştırdı...)

Mekr-i İlâhî

Mesnevî'de Risâlet sahibi Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine hi¬taben şöyle buyurdu: Dünyada, sana kim hile yapacak olsa. Onun boynunu ben kendim keserim. Körlüğünü, daha da kahredici körlük ederim, Arttırırım... Onun şeker zannettiğini zehir ederim. Zira akıllar benim nurumla parlar. Hileler, benim mekrimin yanında asılsız kalır. Erkek filler onu çiğneyecek olsa, Türkmenin kara çadırı nedir ki?

Yahudiler Fesatçıdırlar

"Onlar hep yeryüzünde fesat için koşarlar," Yahudiler hep, İslâm ve ehline tuzak ve hile düzenlemek için çalışıyorlar. Şer ve fitnenin eserleri, onların kendi aralarında tabir edilen, harbi tutuşturmaya müğâyir (ve zıt) olan şeylerdendir. "Allah ise, müfsitleri sevmez." Bundan dolayı Allâhü Teâlâ hazretleri, Yahudilerin tutuş¬turmuş olduğu fitne ve fesat ateşinin eserini söndürdü. Ve onları ancak şerle cezalandırır.

İmân ve Takva Ehli

Meali Şerifi: Eğer ehl-i kitap îmân etselerdi, Allah'tan korksalardı, şüp¬hesiz kabahatlerini kefaretler ve kendilerini na'îm cennetlerine koyardık.65 Eğer onlar Tevrat'ı ve İncil'i ve rabları tarafından kendileri¬ne sair indirileni doğru tutsalardi; elbette hem üstlerinden yer¬lerdi, hem ayaklarının altından... İçlerinden mutedil bir ümmet yok değil; lâkin, çoğu ne kötü işler yapıyorlar.66

Tefsir-İ Şerifi

İmân ve Takva Ehli

"Eğer ehl-i kitap," Yani, Yahudî ve Hıristiyanlar "İmân etselerdi," Kendisine imân etmek vacip şeylere İmân etselerdi. "Ve Allah'tan korksalardı," Ma'siyetlerden ittikâ etselerdi, yalan söylemek, haram ye¬mek ve benzeri şeylerden sakınmaları gibi.... "Şüphesiz kabahatlerini kefaretler..." Yani elbette onları affederim. Onlardan günahlarını örterim. Kefaret, günahlardan kurtulmak, demektir.

  "Ve   kendilerini   na'îm cennetlerine koyardık."

Yani biz onları, cennetlerde daimî ve muhalled kılarız. Sevap ile zaferdir.

İslâm Geçmişi Siler

Bu âyet-i kerimede, -İslâm mâ kablini (kendisinden öncekileri) siler!" Gü¬nahları ne kadar çok olursa olsun; (hakikatine) tembih (ve işaret) vardır. Yahudî ve Hıristiyanlar, Muhakkak ki bu iki kitap ehli Müs¬lüman olmadıkça asla cennete giremezler.

"Eğer onlar Tevrat'ı ve İncil'i doğru tutsal ardı;"

Tevrat ve İncilin içinde bulunanlarla amel etseler; Peygamberlerin Efendisi (s.a.v.) hazretlerini tasdik etmek gibi; Tevrat ve İncilin içinde bulunan ahitlere Allah için vefa etselerdi, demeBfctrşeyi ikâme etmek, onun hukukuna ve hükümlerine riâ¬yet etmek, demektir. (Meselâ) namaz kılmak gibi... "Ve rabları tarafından kendilerine sair indirilen..." Kendi ellerindeki kitapları tasdik eden, Kur'ân-ı mecîd'ten bulunanlardır. Bu unvan ile beyân edilmesi, onların çağırıldıkları şeylerin İsrail oğullarına indirilen şeyler olmadığının iptalini tasrih etmek içindir. "Elbette hem üstlerinden yerlerdi, hem ayaklarının altından..." Allâhü Teâlâ hazretleri, onların üzerine gök ve yerin bereket¬lerini saçmakla, onlara rızklarını genişletti; yağmurunu indirmek ve nebatatı çıkarmakla genişlik verdi.

Maddî Sıkıntılar...

Bu âyet-i kerimeden, onların başına gelen sıkıntı ve darlıklar kendilerine isabet etmesinin; (asıl sebebinin) onların kendi cina¬yetlerinden kaynaklandığına tembih vardır. Feyyâz'ın feyzinin kusurundan değildir.

Yanlış Anlamak Sapıtmadır

Mesnevî-i şerifte buyuruldu: Gönlün varsa eğer dikkat et! Her iş ardınca bir nesne doğarî Bu belâ sana ahmaklığından doğdu. Remz (işaret) ve nükteleri anlamada yanıldı."

Mutedil Ümmet

Sanki (mukadder bir suâl ile) şöyle denildi: -"Onların hepsi mi böylece İmansızlık, takvâsız ve ikâmetsiz-likte ısrar etmektedirler?" (Cevaben) denildi: içlerinden mutedil bir ümmettir." Âdil ve sapmayan bir taife ve kusurlu olmayanlar demektir. Abdullah bin Selâm ve benzerleri gibi; Yahudilerden tmân eden¬ler, demektir. Ve Hıristiyanlardan İmân eden kırk sekiz kişi gibi.

İktisâd Nedir?

"İktisâd," Lügatte, amelde sapıtmama ve taksirsiz olmaktır.

Yahudilerin Çokları

"Ve onlardan çoğu,"

Onların haklarında söylenilmiştir. La ili. "Ne kötü işler," İdiler, "Yapıyorlar," Makam hasebince bunda taaccüb vardır. Yani Yahudilerin amelleri ne kötü! 1- İnatları, 2- Kibirleri, 3- Hakkı tahrif etmeleri, 4- Ve hakdan yüz çevirmeleri ne kötü!

Rızk Genişliğine Takva

Bu âyet-i kerimede, takvanın, dünya ve âhiret işlerinde isti¬kâmetin, Rızk genişliğine sebep olduğuna beyân vardır.

(Hikâye) Fîl Eti Yemedi

Abdullah el-Kalansî (r.h.) buyurdular: Bir seferimde bir gemiye bindim. Şiddetli bir rüzgâr çıktı. Gemi ehli, dua ve adaklarla meşgul olmaya başladılar. (Her biri kurtulursam şunu dağıtacağım, şu kadar hayvan keseceğim diye değişik adaklarda bulunmaya başladılar...) Bana da adakta bu¬lunmaya işaret ettiler. Ben onlara; -"Ben dünyadan tecrit olunmuş (hiçbir şeyi olmayan) bir kimseyim! Benim nezredecek hiçbir şeyim yok!" dedim. Fakat onlar daha da üzerime gelmeye başladılar. (-"Bu fırtınadan kurtulmak için bir şeyler adak et!" dediler.) Ben de; -"Eğer Allâhü Teâlâ hazretleri, beni bu fırtınada boğulmak¬tan kurtarırsa; fil eti yemeyeceğim!" dedim. Gemidekiler (daha kızdılar ve bana); -"Fil etini yiyen kim? Kim fil eti yiyor ki bir de kalkmış kendi¬ni fil etinden alıkoyuyorsun! Fil etini yemeyeceğine dair nezredi-yorsun?" dediler. Ben onlar; -"Hatırıma bu geldi!" dedim. (Gemi parçalanıp battı) Allâhü Teâlâ hazretleri, (gemide ar¬kadaşlardan) bir cemaat ile birlikte beni de boğulmaktan kurtar¬dı. Sahile çıktık. Günler geçti. Yiyecek bir şey bulamadık. Aramızda açlık za¬hir oldu. Bir fîl yavrusu gördük. Arkadaşlarım onu yakalayıp öl¬dürdüler. (Açlıktan ölmemek için zaruret halinde) onun etinden yediler. Ben yemedim. Gemide yapmış olduğum nezrime (adak) ve ahdime sâdık kaldım. Arkadaşlarım yine üzerime geldiler. -"Burası iztırar (mecbur olmak) makamıdır. (Açlıktan öl¬memek için haram yemenin mübâh olduğu bir yerdir)" dediler. Ben onların söylediklerinin hiçbirini kabul etmedim. Sonra arkadaşlarım (karınlarının doymalarının vermiş olduğu ağırlıkla) uyudular. O yavrunun annesi geldi. Fil, yavrusunun kemiklerini gördü. O cemaatin hepsini teker teker kokladı. Kimden yavrusu¬nun kokusunu bulduysa onu parçalayıp helak etti. Sonra bana geldi. Beni kokladı. Benden yavrusunun kokusu¬nu görmedi. Bana sırtını döndü. Ve sırtına binmemi işaret etti. Ben de onun sırtına bindim. Beni yükledi. (Büyük bir hızla yol aldı. Sonra) bir yerde bana inmemi işaret etti. Ben de indim. Seher vakti bir cemaat (insan) ile karşılaştım. Onlar beni alıp evlerine götürdüler. Beni misafir ettiler. Ter¬cümanın dili üzere onlara başımdan geçenleri haber verdim. Ba¬na; -"Filin seni alıp getirdiği yerden buraya kadar; tam sekiz günlük mesafedir. Sen (filin sırtında) bunu bir gecede kat ettin," dediler.

Hikâyeden Çıkarılan Ders

Bu hikâyeden zahir oldu ki: Muhakkak ki takva tarafına riâyet etmek ve ahde vefa etmekle kişi, din ve dünya yönünden işlerini istikâmete koyar. İşleri yoluna girer. Ama dünya şehvetlerinden sadece bir şehvetin bile uzun bir hüznü ve kederi vardır. Büyük bir tuzak ve hiledir. Belki helak olmaktır. Fil yavrusunu yiyen bu cemaatin helake düşmeleri gibi.... (2/416)

Hikaye (Arı ile Karınca)

Bir vakit Ari'nin biri, bir Karınca gördü. Binbir hile ve zorluk¬la hanesine (yuvasına) dâne taşıyordu. Karıncanın büyük bir sıkın¬tı ve zorluk çektiğini gören arı ona dedi ki: -"Ey karınca! Bu ne sıkıntıdır. Sen hayatın için lazım olan yiyecek ve içeceği ayaklarla taşımaktasın. Bakıyorum ki sen latîf ve leziz olan yiyeceklerden korkmaktasın! Benim gibi ol! Ben Pâdi¬şâhlardan bile korkmam! Dilediğim yere konarım! Dilediğim yere gidip gezer, yer, içer ve istirahat ederim..." (Arı karıncayı da yanına aldı.) Bu söz esnasında, uçtu ve bir hayvanın derisini yüzmekte olan bir kasabın dükkanının önüne kondu. Bıçak kasabın elindeydi. An mağrur bir şekilde oradan uçup gitti. Ve istediği yere kon¬du. Karınca ise orada ayaklar altında kaldı. Ve şöyle dedi: -"Rabbim! Bir saat şehvet sahibine uzun bir hüzün verir!" Arı; -"Beni bir yere götürme ki istemiyorum!" Karınca; -"Başımıza gelen her bir şey, hırs ve şehvetten dolayı geldi. Canın çektiği yere gidersen işte istenilmedik bir şekilde ölürsün!"

Manevî Rızklar

Bil ki; -"Elbette hem üstlerinden yerlerdi, hem ayaklarının altın¬dan..." Kavl-i şerifi, Rahmânî Vehbî hâsıl olana ve kesbî insanî ile meydana gelene işarettir. Kim bildiğiyle amel eder ve hak yolda bütün gayretiyle mücâhede ederse; o kişi manevî zevklerin mertebelerine ve mü¬şahedelere nail olur. 0 zaman ona iki cennet hâsıl olur . 1- Amel cenneti, 2- Fazl-ü kerem cenneti. İşte makbul olan bu manevî rızktır.

Sırlara Nail Olmak

Mesnevî'de buyuruldu: Bu ağız kapansa. Lokması sırlar olan başka bir ağız açılır. Şeytanın sütüyle beslenmekten kurtulursan Çeşit çeşit lezzetlere nail olursun. (Günahtan kurtulursan manevî nimetlere nail olursun...)" Allah'ım! Fazl-ü kerimin ve ihsanın feyziyle bize imdat eyle!Amin.

Efendimiz (S.A.V.)'In Allah'ın Korumasi Altındadır

Yüce Meâlİ: Ey şanlı resul! Sana rabbinden her indirileni tebliğ et. Et¬mezsen, onun risâletini edâ etmiş olmazsın. Allah seni insan¬lardan koruyacak. Emin ol, Allah kâfirleri muradlarına erdirmeyecek.67

Tebliğ emri

Ey şanlı resul! tebliğ et." Hepsini "Sana rabbinden ner Kulların maslahatlarına taalluk eden şeyler. (Bu kavl-i şerif) bazı ilâhî esrarın ifşa edilmesinin haram ol¬duğunu da reddetmez...

Herkese Verilmeyen İlim

Ebû Hüreyre (r.a.) buyurdular: "Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden iki kap ilim hıfzedip aldım. Biri, işte gerçekten bu rivayet edip dağıttığım ilimdir. Ama diğeri ise eğer onu anlatacak ve dağıtacak olsam elbette bu boğaz keşi-lir."

Şeriat ve Hakikat tümleri

İşin gerçeği şudur ki, şeriatta taalluk eden ilimler umûmidir. Ve herkese teblîğ edilmesi gerekir. Ama marifet ve hakikate taalluk eden ilimler ise husûsîdir. Bunlardan her birinin kendisine hâs bir ehli vardır. Bu ilimler (şerîat ve hakikat ilimleri) mübelliğin yanında bulunan emânet gibidirler. Bunları erbabına vermesi ve teblîğ etmesi lazımdır.

Teblîğ Etmemiş Olursun

"Ve eğer etmezsen," Sana herhangi bir kötülüğün gelmesi korkusuyla eğer sana indirilenlerin hepsini teblîğ etmezsen;

"Onun risâletini edâ etmiş olmazsın,"

Çünkü Allâhü Teâlâ hazretlerinin indirdiklerinin bazısını giz¬lemek; hepsini gizlemek gibidir. Risâlet ise, onu dil ite teblîğ etmekten başka bir yolu yoktur. Bundan dolayı risâletin tebliğinin terkine ruhsat verilmedi. Eğer korksabile...

Talâk

İşte bu kavl-i şerif, bizim (Hanefî mezhebinin); "Zorlanan ki¬şinin konuşup verdiği talak ve ıtak (köle azad etmenin) geçerli olduğu, talakın vaki olduğu ve kölesinin hür olduğu" (fetvamıza) delildir. Çünkü bunlar (talâk ve köle azad etme işleri) dile taalluk etmektedir. Kalbe değil. İkrah (zorlama) ise dilin fiiline (işine) mâni değildir. Ve dil ile yapılan işin geçerli olmasına da bir engel değildir. Teysîr tefsirinde de böyledir.

Büyük Güvence

"Anan seni insanlardan koruyacak." Bu Allâhü Teâlâ hazretlerinden, Efendimiz (s.a.v.) hazretle¬rine bir emân (güvence)dir. Hiç korkmaması ve çekinmemesi i-çindir. Haberde rivayet olduğu üzere; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Medine'ye teşrif ettiklerinde; Yahudîler, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine; -"Ey Muhammed (s.a.v.)! Bizler adetçe (çok) sayı (da insan) ve güç sahibiyiz! Eğer sen (geldiğin Mekke'ye) geri dönmezsen mutlaka seni öldüreceğiz! Ve eğer sen geri dönersen, sana karşı saygılı olur ve sana ikramda bulunuruz!" dediler. Bu hadise üzerine muhacir ve ensârdan yüz kişi kadar saha¬be, geceleri, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin çevresinde nöbet bekleyip onu koruyor ve gündüzleri de onunla beraber oluyorlardı. Yahudiler ona herhangi bir zarar vermesin diye... "Allah seni insanlardan koruyacak." Âyet-i kerimesi indiği zaman; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Allâhü Teâlâ'nın kendisini Yahudilerin ve başkalarının hile ve tuzakların¬dan koruyacağını bildirdi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) haz¬retleri, muhacir ve ensâra buyurdu: -"Dağılın işlerinize (ve evlerinize) gidin. Muhakkak ki el¬bette Allâhü Teâlâ hazretleri, beni Yahudilerden korur!" Bu âyet-i kerimenin nüzulünden sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, sabahın erken saatlerinde ve seher vakti anında tek başına (yapa yalnız) çıkardı; Medine vadilerine ve dilediği yerlere giderdi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin dostları az; ve düşmanla¬rının çokluğuna nazaran Ailâhü Teâlâ hazretleri onu koruyordu. Bundan önce, yüzünün yarılması ve dişinin kırılması olmuştu.

Efendimiz (s.a.v.) Korunmuştur

"Allah seni insanlardan koruyacak." âyet-i kerimesinden murad, edilen) ismetten murad; Allâhü Teâlâ hazretleri, onu öldürülmekten mutlaka muhafaza eder. Ama diğer belâlar, mihnet ve diğer sıkıntılar ise peygamberlerin evliyanın (ve diğer sâlih kulların) başına gelen ve cereyan eden şeylerdendir. (2/417)

Peygamberlerin Belâ Görmeleri

Kirmânî (r.h.) buyurdular: Peygamberler (a.s.)'in başına gelen belâ ve hastalıklar ise; 1 - Peygamberlerin büyük sevaplara nail olmaları içindir. 2- Peygamberler, kendilerinin beşer olduğunu bilsinler. 3- Dünyanın mihnetlerine ve cesetlere gelenlere nasipleri ol¬duğunu bilsinler. 4- Peygamberler mahlukturlar. Kendi ellerinde zahir olan mucizelerle fitneye düşmemeleri içindir. Kirmânî hazretlerinin sözleri bitti.

AHâh Kâfirlere Hidâyet Vermez

"Muhakkak ki, Allah kâfirleri muradlanna erdirmeyecek." Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ismetinin ta'lilidir. Yani kâfir¬ler, sana vermek istedikleri zararı vermek asla mümkün olmaya¬caktır.

Peygambere Karşı Gelenler

Bu âyet-i kerimede şuna işaret vardır: Muhakkak ki, Allâhü Teâlâ hazretlerinin, peygamberlerin peygamberliğine cehd eden¬leri (karşı gelen) kavimleri huzuruna hidâyete erdirmemesi sünnetüliahtır. Onlar Rableri tarafından gelen resullerin risâletini kendilerine teblîğ etmelerini kabul etmediler.

Evliyayı inkâr Edenler

Veya evliyayı inkâr ettiler. Allâhü Teâlâ hazretlerine vâsıl ol¬mak için evliyanın velayet kulpuna sarılmadılar. Bütün bunlar; "Allah'ın bundan evvel geçenler hakkındaki kanunu ki Al¬lah'ın kanununu tebdile çare bulamazsın."

Allah'ın Emrine Bağlan

Bu âyet-i kerimede yine şu işaret vardır: Kim Allâhü Teâlâ hazretlerinin emrine imtisal eder (ve bağlanırsa) Allâhü Teâlâ hazretleri onu, mahlûkatının zararından korur.... Efendimiz

(s.a.v.) hazretlerini ve Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) hazretlerini hicret yolunda mağarada koruduğu gibi...  

Efendimize (s.a.v.) Tevessül

Allâhü Teâlâ hazretleri, emirlerine sarılan kişileri (düşmanla¬rın şerrinden ve fitnelerden) koruduğu gibi, Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini kendisine şefaatçi edinen (Efendimiz s.a.v. hazretlerine tevessül edenleri de) korur ve onu sırat-ı müstakîmin ortasına hidâyet buyurur.

Hikâye

Resûlüllah (s.a.v.),in azatlı kölesi Süfeyne r.a. hazretleri Rum toprağında iken orduyu kaybetti. Yolunu şaşırdı. Orduyu bulmak için koşuyordu. Bir de baktı ki bir Aslan! Süfeyne (r.a.) hazretleri Aslana seslendi; -"Ey Ebe'l-Hâris! Ben Resûlüüah (s.a.v.) hazretlerinin azatlı kölesi Süfeyne'yim! Benim muradım şudur,.." deyip (oralara düşmanla savaşmak için geldiğini ve orduyu kaybettiğini söyledi..) Bunun üzerine Aslan kuyruğunu sallayarak ve yaltaklanarak onun yanına geldi. Onu okşamaya başladı. Süfeyne (r.a.) hazretle¬ri konuştukça aslan onun sesine kulak veriyordu. Ta ki ordunun yanına gelinceye kadar, aslan onun yanından ayrılmadı. Orduya katıldığı zaman aslan geri döndü. Sa'dî, "Bostan"da buyurdu: Bir adam gördüm. Bir nehrin arsasında bir nehir kenarında, Önünde bir kaplan, geliyordu. Bir çoğunun korktuğu o hal ile geldi, önümde durdu. Korktum. Ayaklara binip (tabanlara kuvvet) deyip kaçmak istedim. O tebessüm etti. Elleriyle dudaklarına götürdü. Ki Sa'dî, o ne haldir, dönmektesin, dedi. Tevehhüm edip hayvanların hükmü hakkında karar verme! Hüküm geldiğinde onların pençesi hiç olur. Eğer sen dosta dost olursan; Dost bütün düşmanları sana dost eyler!

Efendimiz (s.a.v.)ın Korunması

Câbir (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular: Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, bazı savaşlarda, kavmi (sahabelerle) birlikte bir vadiye indi. İnsanlar (sahabeler) dağıldılar. Ağaçların gölgesinde gölgelenmeye başladılar. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bir ağacın gölgesinde gölgelendi. Kılıçlarını da ağacın bir dalına asmıştı. Bir de baktık ki Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bize sesleniyor¬du. Biz Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin huzuruna vardığımızda, bir Arâbî gördük. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -"Ben uyurken bu adam kılıcımı çekti. Ben uyandım. Onun elinde benim kılıcım o bana; -"Seni benden kim men edecek (kurtaracak?" dedi. Ben; -"Allah," dedim. Onun elinden kılıç düştü. Kılıcı ben aldım ve ona; -"Seni benden kim kurtaracak?" dedim. 0; -"Hayır yapma! İyilik sende kalsın!" dedi. Râvî (r.h.) buyurdular: -"Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona; -"Sen AUâhü Teâlâ hazretlerinden başka ilâh olmadığına ve benim Allah'ın resulü olduğuma şahadet edermisin?" dedi. O; -"Hayırl (imân etmem) lakin bundan böyle asla seninle sa¬vaşmayacağıma ve seninle savaşan hiçbir kavimle beraber olma¬yacağıma söz veririm!" dedi. Efendimiz {s.a.v.) hazretleri, onu serbest bıraktı. Bu hadis-i şerifte; 1 -Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin tevekkülünün kemâli ve; 2- "Allah seni insanlardan koruyacak." Kavli şerifinin tasdiki vardır. 3- Kötülüğe mukabil iyilik yapmanın güzelliği vardır. İbni Melek (r.h.) hazretlerinin Şerhü'l-Meşârik'inde de böy-ledir.."

Ehli Kitap Hiçbir Şey Üzerine Değildir

Yüce Meali: De ki: "Ey ehl-i kitapî Siz, Tevrat'ı ve İncil'i ve daha size Rabbinizden indirileni tutup icra etmedikçe, hiçbir şey değilsi¬niz. "Celâlim hakkı için, sana Rabbin'den indirilen, "bu Kur'an" onlardan bir çoğunun tuğyanını ve küfrünü artıracak. O halde kâfirlere acıyacağın tutmasın.68 Şüphe yok ki, iman edenler ve Yahudiler, Sâbi'îler ve Nas-rânîler; bunlar içinden her kim Allah'a ve âhiret gününe iman edip de sâlih olarak çalışırsa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olacak değillerdir.69

Tefsîr-i Şerifi:

"De ki:"

Ey habibim Ahmed Resulüm Ya Muhammed (s.a.v.)! Yahudî ve Hıristiyanlara hitaben de ki: "Ey ehl-i kitap! hiçbir şey değilsiniz." Kendisiyle ibâdet ettiğiniz bir din üzerine değilsiniz. Şey is¬minin verilmesi, dinlerinin bâtıl ve fesatlarının açıklığını beyân içindir.

Efendimiz (s.a.v.)'e îman

"Siz, Tevrat'ı ve İncil'i tutup icra etmedikçe..." Tevrat ve incil'i ikâme etmek; Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerine iman etmek ve onun hükümlerini uygulamadıkça, demektir. Çünkü ilâhî kitaplar, bütün sırlarıyla iman etmeyi emreder. Kendisine taati gerektirdiğini beyan eden mucizelerin tasdikiyle iman gerektirir ikâmeden murad, Tevrat ve incil'in asıllarıdır. (Yoksa bozul¬muş tahrif ve nesh olunmuş olanlar değil...) Tevrat ve incil'in furûunda nesh olunmayanlardır. (Tevrat ve İncil'in nesh olunma¬yanları da Kur'ân-ı kerimde zikredilenlerdir...)

Kurân-ı Kerim Cihan Şümuldür

"Ve daha size Rabbiniz'den indirileni..." Kur'ân-ı mecîd ve ona iman etmektir. Burada inzalin onlara nispet edilmesi, Onlar, Kur'ân-ı kerim'in israil oğullarına inmedi¬ğini iddia ediyorlardı. (2/418) Halbuki Kur'ân-ı kerim evrenseldir ve bütün mahlûkata indi...

Kitap Ehli

"Celâlim hakkı için, onlardan bir çoğunun artıracak. (Onlar) âlimleri ve reisleridir. "Sana Rabbİn'den indirilen..." Kur'ân-ı kerim. "Tuğyanını ve küfrünü..." Eski tuğyan ve küfürlerinin üzerine tuğyan ve küfür ziyâde kılar. Bu kavl-i şerif, fiilinin ikinci mefûlüdür. O halde kâfirlere acıyacağın tutmasın." Yahudi ve Hıristiyanlar için mahzun olma! Onların tuğyan ve küfürlerinin ziyâde olmasından ve senin onlara yapmış olduğun tebliğlerini (kabul etmeyip tuğyan ve küfürlerinin artmasına ü-zülme)! Çünkü bunun zararı onların kendilerinedir. Onlardan hata edip başkasına geçmez. Müminlere ise senin için genişlik vardır.

Dinin Hakikati

Âyet-i kerime'de şu işaretler vardır: Muhakkak ki dinin hakikati, zahirî ve bâtını hükümlerdir. Ki¬şi, zahirî olarak amellerle süslenmeli; batini olarakda hallere bezenmelidir. Bu ise ancak iki mukaddime ve dört netîce tasavvur edilir. Amma mukaddimeler ise, 1 - Birinci: İlâhî cezbe, 2- ikincisi: Terbiye-i şeyhîyye (yani mürşid-i kâmilin terbiye-sidir). Neticeler ise; 1- Birincisi: Dünya ve dünyaya taalluk eden her şeyden yüz çevirmektir. 2- ikincisi: Sıdk ve samimî bir talep ile Hakka yönelmektir. Bu ikisi, cezbenin neticelerindendir. Sonra; 3- Nefsi kötü ahlaklardan tezkiye edip temizlemek, 4- Kalbi ilâhî ahlaklarla süslemek gelir... Bunların ikisi de, nübüvvetî kuvvetlerin istidatlarına göre şeyhiyyet terbiyesi yani mürşid-i kâmillerin terbiyelerinin netîcele-rindendir. Kâfir olan kavim, inkâr ehli olanlardır. Onlar sadece dinin zahirine bağlanıyor ve zahirin ötesinde olan gayeyi (nefsi tezkiye ve kalbi tahliye gibi şeyleri) bilmiyorlar. Halbuki iş böyle değildir, her birinin zahiri ve bâtını vardır.

İlacın Faydası İçinde Gizlidir

Mesnevfde buyuruldu: "Her zahirin hikmeti bâtınmdadır; ilâcın faydası içinde gizli olduğu gibi,..

Bâtında Nasipleri Olmayan

Yine Mesnevî'de buyuruldu: Hiç Hattat yazısını okumayıp; Sadece yazı olsun diye yazar mı? Basiretsiz kişi, Etrafından başkasını görmez! Sadece çevresini görür! Onun aklı gezip dolaşmayan bir bitki ve ot gibidir. Otu ister çağır ve ister çağırma; Otun ayağı (kökleri) toprağa hapis olunup kalmıştır. Rüzgarın esmesiyle başını sallar ama; İnanma... Onun hareketi boşunadır. Bu harekette hiçbir eser yoktur. O başı ile; "Ey Sabâ rüzgarı! İşittik!" dese de. Ayağı (kökleri), İsyan ediyoruz! Bizi serbest bırak!" der.

inkâr ve Kıskançlık

(Zahir ehlinin bâtını) inkâr etmeye hamleden şey ise (hiç şüphesiz) haset ve kıskançlıklarıdır. Yahudî ve Hıristiyan taifeleri¬nin hasetlerinden dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini inkâr et¬meleri gibi... Elbette bu kabahat ve benzerî şeylerden nefsi tez¬kiye etmek lazımdır.  

Hikâye

FudayI bin tyâz (r.h.) hazretlerinin talebelerinden birinin Ö-lümü hazır olduğunda, Fudayl (r.h.) hazretleri, onun yanına girdi. Başı ucunda oturdu. Yasin sûresi okumaya başladı. Talebe; -"Ey ustâd! Bunu okuma!" dedi. Fudayl (r.h.) hazretleri sustu. Ve ona; -"Lâ ilahe illallah" tevhit kelimesini telkîn etti. Talebe; -"Ben onu söylemem! Çünkü ben ondan uzağım!" dedi. Ve bu hâl üzere vefat etti. Talebenin imansız bir hal üzere vefat etmesi üzerine Fudayl bin îyâz (r.h.) evine gitti. Eve kapanıp ağladı. Tam kırk gün (kırk gece) evden çıkmayıp; hep ağladı. Sonra İyâz (r.h.) hazretleri, onu rüyasında gördü. O cehen¬neme götürülüyordu. İyâz (r.h.) hazretleri ona sordu: -"Hangi günah sebebiyle Allâhü Teâlâ hazretleri, senden marifeti söküp aldı. Halbuki sen talebelerimin en âlimi idin?!" Ta¬lebe konuştu: -"Üç şey sebebiyle (benden marifetüllah alındı: 1- Nemîme, 2- Haset, 3-Şarap'tır... Birincisi: Nemîme yani koğuculuktur. Çünkü ben, arkadaş¬larıma senin söylediklerinin hilâfına (aksine) sözler söyledim. İkincisi: Hasettir, benim arkadaşlarımı kıskanıyordum. Üçüncüsü: Şarap içmemden dolayıdır. Çünkü benim bir has¬talığım vardı. Doktora gittim. Ona derdimin devasını sordum. Doktor bana; -"Her sene bir bardak şarap içi Eğer böyle yapmazsan bu hastalığın ebediyen senden geçmez!" dedi. Bundan dolayı ben her sene bir bardak şarap içiyordum. Kendisine takatimiz olmayan gadabından Allah'a sığınırız! (İmam Gazâlî hazretlerinin "Minhâcül-âbidîn" isimli kitapta da böyledir.

Mağfiret, Tövbe ve Sahih İman

"Şüphe yok ki, iman edenler," Sadece dilleriyle iman edenler, demektir. Onlar münâfikfardır. "Ve Yahudiler..." Yahudilik dinine girenler. Kalbleri kayan ve cehalete meyledenlerdir. Bunlar, Hıristiyanlardan bir sınıftır. Bunlara "Sâihûn" (seyahat edenler) denilir. Başlarının ortasını tıraş ederler. Bunlar hakkında geniş bilgi "Bakara sûresi"nde geçti.

kelimesi, "yardımcılar" kelimesinin cemidir. Bu kelime, 'Ve Yahudiler..." kavl-i şerifin üzerine matuf¬tur.
"Ve Sabitler..." kavl-i şerifi, ibtidâ üzerine merfû'dur. Haberi ise mahzûftür. Cümlenin hepsi, "Şüphe yok kî, iman edenler," kavl-i şerifinin üzerine matuftur

Takdiri şöyledir: Muhakkak ki o dilleriyle iman edip kalbleriyle iman etmeyen (münafıklar), Yahudiler ve Hıristiyanla¬rın hükmü şöyle böyle (bir)dir. Sâbiîler de onlar gibidir..., "Ve Sâbiîler..." kelimesi, mâ kablinin (kendisinden önceki cümlelerin) üzerine atıf edilmedi. Belki haberi mahzûf kı¬lındı. Müstakil bir cümledir. (2/419) Te'hîr niyetiyle birinci cümle¬nin etrafında getirildi ki, Sâbiîlerin de bu âyet-i kerimede zikredi- len (sapık) fırkaların dalâlet cihetinden en şiddetlilerinden oldu¬ğuna delâlet içindir. Tövbeleri ve mağfiretleri sahih bir iman ve Salih amel üzeri¬ne yönelmelerine bağlıdır. Diğer kalan fırkaların önceki ve sonraki fırkaların Tövbeleri; "(Bunlar içinden) her kim Allah'a ve âhiret gününe iman eder." Yani bu taifelerden; 1- Münafık, 2- Yahudî, 3- Hıristiyan 4- VeSabi'flerden... Mebde ve meâd hakkında hâlis bir şekilde iman eder ve ihlâs ile imanını dile getirirse, "Ve sâlih olarak çalışırsa..." İkisine imanın gereğince amel edenler. "Kim" kavl-i şerifi, ibtidâ halinde olup raf mahallindedir. Haberi ise, "Artık onlara korku yoktur." Cümlesidir. Cümlenin hepsi kelimesinin haberidir. "Artık onlara korku yoktur." Kâfirler azaptan korktukları zaman onlar, korkmazlar. Ve onlar mahzun olacak değillerdir." Kusur sahipleri, ömürlerini zayi edip sevapları kaçırdıklarına üzüldükleri zaman, onlar asla üzülmezler. Bundan murad, ikisinin devamının sona ermesi, yoksa sona ermelerinin devamı değildir .

Âhirette Mü'minler

Haddâdî (r.h.) hazretleri "Tefsîr'inde buyurdular: Burada hüznün müminlerden nefyedilmesiyle bazı müfessirler, âhirette Müminlere hiçbir hüznün ve korkunun olmayacağınıbeyân ettiler. Bu âyet-i kerimenin benzerleri şunlardır: "Haberiniz olsun ki Rabbimiz Allah' deyip de sonra doğru gidenler yok mu, onların üzerlerine şöyle melekler iner: 'Kork¬mayın, mahzun olmayın, vaad olunup durduğunuz cennet ile neşeyâb olun! 30 Bizler sizin hem dünya hayatta, hem ahirette dostlarınızız ve size orada nefislerinizin hoşlanacağı var, hem size orada ne isterseniz var 31 Konuklu olarak mağfiret ve rah¬metine nihayet olmayan bir gafûr-i rahîm'denî'104 .

Mü'minler Âhirette üzülürler

B-zıları buyurdular: Âhirette mü'minler korkarlar ve hüzünlenirler. Buna (delil) şu kavl-i şeriftir: "Onu göreceğiniz gün, her emzikli emzirdiğinden geçer ve her yüklü kadın hamlini vaz'eder ve nâsı hep sarhoş görürsün. Halbuki sarhoş değillerdir ve lâkin Allah'ın azabı şediddir!" Yine şu kavl~i şerifte olduğu gibi: "Amma geldiği vakit o sâhha (o sayhasını dinletecek belâ)! 33 0 kaçacağı gün kişinin kardeşinden Ve anasından, babasın¬dan 3S Ve refikasından ve oğullarından;36 Onlardan her kişinin bir şe'ni vardır o gün başından aşar;"

İnsanlar Çıplak Olarak Haşr Olunacaklar

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -"Kıyamet gününde insanlar, yalın ayak ve çıplak olarak haşr olunurlar." Hazret-i Aişe (r.a.) hazretleri sordular: -"Kötülük yapmazlar mı?" Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bu¬yurdular: -"Sen Allâhü Teâlâ hazretlerinin şu kavl-i şerifini işitmedin mi: -"Onlardan her kişinin bir şe'ni (iş ve durumu) vardır o gün başından aşar;"

Müminlerin Hüznü Geçicidir

Âlimler buyurdular: -"Her kim Allah'a ve âhiret gününe iman edip de sâlih ola¬rak çalışırsa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olacak değillerdir." Âyet-i kerimesiyle) müminlerden hüznü ve kederi nefyetti. Çünkü Müminlerin hüznü geçicidir. Zevâl'in sergisinde-dir. Müminlerin hüznü kendileriyle beraber bakî ve ebedî değildir. Ve bu geçici hüzün itibâra alınmadı. Haddâdî'nin sözleri bitti.

Misafire îkrâm

Mesnevî'de buyuruldu:

Korkanların gönlünü emin eyler! Çünkü Misafire ikram güzel bir âdettir. "Korkmayın!" Hitabı korkanlara bir ziyafettir. Bu onlara emniyet ve yakınlık sermâyesi olur O senin korktuğun şey, onu korkusuzca söyle! Nice ders verdi. O derse muhtaçtır.

Evliyâuilâha Korku Yoktur

Bil ki, evliyâullah için asla korku yoktur. Hiçbir şeyden kendi¬lerine korku yoktur. Çünkü evliyâullah, Kur'ân-ı kerimi zahirî ve batınî âlem ile ikâme etmektedirler. Evliyâullah, mahzun olmazlar; 1. Riyâzâtta, 2. Mücâhedât şiddetinde, 3. Nefse muhalefette, 4. Dünyayı terkte, 5. Hevâ-ü hevesin sıkıntı ve darlığında, asla üzülmezler, 6. Kendilerine isabet edenlerden de.. 7. Belâ, 8. Musibet, 9. Mihnet, 10. Afatlar, 11. Ve maddî sıkıntılardan asla üzülmezler. Çünkü mü'minler, taklitten kurtulup; tahkike ermişlerdir. Bundan dolayı kendilerinden tekliflerin yorgunluğu kaldırıldı. Evliyâullah, bütün hallerinde Aİlâhü Teâlâ hazretleriyle beraberdirler.

Müminin Vazifesi

Mü'mine düşen vazife; 1 - Rezîl vasıflardan kalbî olan hastalığına ilaçlamaktır. 2- Nifaktan kurtulmak, 3- İnfâk ehline katılmaktır.

Kalbin İlaçları

ibrahim el-Havâs (k.s.) buyurdular: Kalbin devası beş'tir: 1 - (Manâsını) düşünerek Kur'ân-ı kerim okumak, 2- Batnı (Haram'dan ve helalin fazlasından) tahliye etmek, 3- Geceleri kıyam etmek, 4- Seher vaktinde Aİlâhü Teâlâ hazretlerine yalvarmak, 5- Sâlihlerle oturmak (evliyâuüâh'ın meclisine katılmak...).

Zikir ve Kalbleri Islâh

Meşhur Şeyh Aziz Mahmûd Hüdâî (k.s.) hazretleri buyurdular: Biz deriz ki: Muslih (islâh eden) hakikatte Aİlâhü Teâlâ haz¬retleridir. Lakin eşyada şiddetli tesiri olan ise zikrullahtır. Zira Aİlâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: "Onlar ki iman etmişlerdir ve kalbleri Allah'ın zikri ile ya¬tışır; evet, Allah'ın zikriyledir ki kalbler yatışır."

Âhir Zamanın En Şerlileri Âlimleridir

Hazret-i Ali (r.a.)'dan rivayet olundu. Buyurdular: -"İnsanlar, üzerine bir zaman gelecek; İslâm'ın ancak ismi kalır. Kur'ân-ı kerimin ise sadece resmi... (O gün insanlar) mescitlerini çok mamur (ve bakımlı) yapa¬caklardır. Ama o mescitler, Allah'ın zikrinden harap olacaktır. (Her ne kadar camiler bakımlı, süslü ve içi cemaat dolu olsa bile gerçek bir iman ve ihlaslı mü'minler camide bulunmadıkları için manen harap olmuş olurlar...) Bu zamanın en şerli kişileri, âlim¬leridir. Fitne âlimlerden çıkar; ve yine onlara döner.." Yani o çağın âlimleri, bilirler ama, bildiklerinin gereğiyle a-mel etmezler. Sa'dî (k.s.) buyurdular: Amel nice kereler okumaktan daha iyidir. Amel nedir bilmiyor. Bir çokları... Amelden habersiz olanlar; Ne muhakkik (tahkik ehli) ve ne de bilgin ve âlim oldu. Sadece birkaç kitap çevirmiştir. Onun gerçek ilim ve irfandan haberi yoktur. Sadece defter taşımıştır. İlim Amelle Güzeldir Bil ki; Muhakkak ilimlerin zübdesi (kaymağı) Allâhü Teâlâ hazretle¬rini bilmektir. Masivâ onun güzelliklerindendir. 0 kendi nefsinde kâmildir. Ancak amel ise maksûttur. Sadece okumak insana hiç¬bir fayda vermez. Hiçbir menfaat sağlamaz. Refîküt'tevfîk'in sa¬hibi olana ne mutlu!

İsrail Oğullarından Alınan Mîsâk

Yüce Meali: Celâlim hakkı için, Benî İsrail'in mîsakını aldık ve kendilerine resuller gönderdik. Canlarının istemediği bir hükümle bir resul geldikçe, onlara, bir takımına yalancı dediler; bir takımını da öldürüyorlardı...70 Hem, başlarına bir fitne kopmayacak sandılar da, kör ve sağır kesildiler. Sonra, Allah tövbelerini kabul buyurdu. Sonra, içlerinden bir çoğu yine kör ve sağır kesildiler. Şimdi de Allah görüyor ne yapıyorlar...71 Elbette küfretti şunlar: "Allah Meryem'in oğlu Mesih*tir" diyenler. Halbuki, Mesih şöyle demişti: "Ey Benî İsrail! Hep Allah'a ibâdet ediniz. Muhakkak ki 0, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz. Allah'a kim şirk koşarsa, Allah ona cennetini haram etmiştir ve varacağı yer ateştir... Ve, zâlimlerin ensârı yoktur."72 Elbette küfretti şunlar; "Allah üçün üçüncüsü" diyenler. Halbuki, bir tek ilâhtan başka ilâh yok. Eğer bu dediklerinden vazgeçmezlerse, elbette içlerinden kâfir kalanlarına şüphesiz ki, bir elîm azap dokunacaktır.73 Daha Allah'a Tövbe edip istiğfar etmeyecekler mi? Allah gafur, rahîmdir.74 Meryem'in oğlu Mesih, başka bir şey değil, sâde bir resul¬dür. Kendisinden evvel de birçok resuller geçti. Anasıda gayet doğru bir kadın. İkisi de yemek yerlerdi. Bak, biz âyetlerimizi onlara nasıl açık anlatıyoruz. Sonrada bak, onlar nasıl çevrili¬yorlar.75 De ki: "Yâ! Daha siz Allah'ı bırakıyorsunuz da, size kendiliklerinden ne bir zarara, ne bir faydaya mâlik olmayan şeylere mi tapıyorsunuz? Halbuki Allah, işiten, bilen ancak O.76

Tefsîr-i Şerifi:

"Celâlim hakkı için. Benî İsra¬il'in mîsakını aldık." Yani Allah'a ant olsun ki biz; 1. Tevhitle, 2. Diğer şeriatlarla 3. Ve onların üzerine yazılmış olan Tevrat'ın diğer hükümleriyle onların ahdini aldık. "Ve kendilerine resuller gönderdik." Çok adet ve büyük şân sahibi yüce peygamberler gönderdik ki, onlara zikretsinler ve dinlerinin emirlerini onlara beyân etsin¬ler... "Canlarının istemediği bir hükümle bir resul geldikçe, onlara..." Mahzûf olan şartın cevâbıdır. (Mukadder Suâl:) Sanki: Peygamberler onlara gelince onlar peygamberlere ne yaptılar? Diye soruldu. (Cevâb); Cevaben buyuruldu: Bu yüce peygamberlerden herhangi biri kendilerine onların heva-ü heveslerinin hilâfına her¬hangi bir şeriat teklif misâkı ile geldiğinde, Yahudîler hemen pey¬gamberlerine âsî oldular.

Yahudîler Peygamberleri Öldürdüler

(Burada yine şöyle mukadder bir sual ile) sanki denildi ki: -"Yahudîler peygamberlere nasıl âsî oldular?" Cevaben Duyuruldu: "Bir takımına yalancı dediler;" Yahudilerden bazıları, kendilerine gelen peygamberlere zararlardan herhangi bir zarar vermeksizin sadece onları yalanladılar. "Ve bir takımını da öldürüyorlardı..." Yahudilerden bazıları ise peygamberleri yalanlamakla kalmadılar. Belki peygamberlere (fiili hakaret, darp, zulüm, işkence ve hatta) peygamberlerini öldürdüler. Meselâ Zekerfyya Aleyhisselâm ve Hazret-i Yahya gibi.... "Hem, başlarına bir fitne kopmayacak sandılar." israil oğulları peygamberleri tekzîp etmek ve öldürmekle Allâhü Teâlâ hazretleri tarafından kendilerine herhangi bir musîbet, belâ ve azabın gelmeyeceğini zannettiler. Yahudîler, peygamberleri yalanlamak ve öldürmekle kendilerine herhangi bir bela ve azabın gelmeyeceğini zannetmelerinin yönü; Yahudîler, peygamberleri yalanlamak ve öldürmek işinde hatalı olduklarına inanıyorlardı. Ama kendi nefislerinde ise; "Bizler, Allah'ın oğullan ve ahbaplarıyız," diyorlardı. Yahudiler, peygamberleri tekzip etmek ve peygamberleri öldürme işinde kazanmış oldukları günahlardan ve müstahak oldukları azaptan; seleflerinin, ata ve dedelerinin peygamberliğinin, kendilerine fayda vereceğini ve kendilerini ilâhî azaptan kurtaracağını zannediyorlardı. "Kör oldular." ve zannettiler, kavl-İ şerifinin üzerine atıftır. (fe harfi), mâ kabünin mâ ba'di üzerine tertip içindir. Yani Allâhü Teâlâ hazretlerinin be'sinden (azap ve fitnesinden) emin oldular. Hile, tuzak ve fesatlıkların çeşitlerine daldılar. Peygamberler kendilerine zahiri amellere hidâyet ettikten, kendi¬lerine açık yolu izah ettikten sonra Yahudîler, din muamelelerinde kör oldular. Yani görmeyen körlerin muamelesini yaptılar "Ve sağır kesildiler." Ve kendilerine ilkâ olunan hakkı işitmekten sağır oldular. Yani işitmeyen körün muamelesini yaptılar, demektir. Bundan dolayı kendilerine yapılan işin muamelesi yapıldı.

Yahudilerin Birinci İfsatları

Mevlâ Ebûs Suûd (r.h.) buyurdular: Bu âyet-i kerime İsrail oğullarının iki ifsadından olan fesatlık¬larının birincisine işaret etmektedir. Tevrat'ın hükümlerine muha¬lefet ettikleri, haramları irtikap ettikleri ve Şa'yâ Aleyhisselâmı öldürdükleri zamandır . Denildi ki: Ermiyâ Aleyhisselâmı hapsettikleri zamandır.

Allah tövbelerini Kabul Buyurdu

"Sonra, Allah tövbelerini kabul buyurdu." Yahudîler, üzerinde oldukları, fesat (ve fıtne)den Tövbe et¬tikten sonra Allâhü Teâlâ hazretleri de onların tövbelerini kabul buyurdu. Yahudiler, Bâbil'de esaret hayatında Buhtunnasr'ın tahak¬kümü altında, uzun bir zaman kaldıktan, gayet büyük bir zillet, meskenet ve aşağılığa düştükten sonra; Allâhü Teâlâ hazretleri, Faris meliklerinden büyük bir meliki; Beyt-i makdisi imar etmesi ve Buhtunnasr'ın elinde kalan diğer İsrail oğullarını kurtarması için onlara yöneltti. Faris melik, Buhtunnasrı helak etti. İsrail o-ğullarını kurtardı. Onları vatanlarına gönderdi. Buhtunnasr'in e-linden kurtulan İsrail oğullan, Kudüs-ü şerifin civarında toplandılar. Otuz sene içinde, Kudüs-ü şerifi yeniden imâr ettiler. Daha önce olduğundan daha güzel oldu.

Yahudilerin İkinci İfsatları

"Sonra, yine kör ve sağır kesildiler." Yahudilerin İfsatlarından başka bir ifsatlarına işarettir. O da Yahudilerin Zekeriyya Aleyhisselâm ve Yahya Aleyhisselâmı öl¬dürmeye cüret etmelerine ve Isa Aleyhisselâmı öldürmeye kas¬tetmeleridir...

"İçlerinden bir çoğu,"

Her iki fiilde bulunan failden bedeldir.

Yahudilerden İman Edenler Çok Azdır

Haddâdî (r.h.) buyurdular: "İçlerinden bir çoğu," ikinci kere ifsatlarının beyânı onların hepsinin küfre girmediğini gerektirir; ancak onların çoğu küfre girdi. Şu kavl-i şerifte olduğu gibi: -"Hepsi bir değiller; Ehl-i kitap içinden kalkınan bir üm¬met var, gece vakitleri Allah'ın âyetlerini okuyup secdelere kapanıyorlar;113 Allah'a inanırlar, âhiret gününe inanırlar, marufu emrederler, münkerden nehyederler, hayırlara koşuşurlar ve işte bunlar salihîndendirler114" Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:"Mutedil bir ümmet yok değil; lâkin, çoğu ne kötü işler yapıyorlar."

Allah Görüyor

"Şimdi de Allah görüyor; ne yapıyorlar..." Allâhü Teâlâ hazretleri, onları amellerine muvafık olarak ce¬zalandırır. Bu bâtıl düşünce ve zannetmeleri kendilerine nereden geldi? Bu birinci defada vaki oldu. Şu cihetle ki Allâhü Teâlâ hazretleri onların başlarına Buhtunnasn musallat kıldı. Buhtunnasr, Beyt-i makdisi istilâ etti. Beyt-i makdisin ehlinden Tevrat okuyanlardan kırk bin kişiyi öldürdü. Diğer Yahudileri de kendisiyle memleketine götürdü. Orada zillet, meskenet, aşağılık, esaret ve güçlük içinde uzun bir zaman kaldılar. Ta ki sahih bir Tövbe ile Tövbe edinceye kadar... Sahih Tövbe ile Tövbe ihdas ettiklerinde Allâhü Teâlâ hazret¬leri, onlardan hikâye edilen halin en güzeline çevirdi... (Onlara bir daha Beyt-i makdise girmeyi nasip etti....) Sonra Yahudiler, bir daha orada İfsat ettiler. Allâhü Teâlâ hazretleri, onların üzerine Farslıları gönderdi. Tavâif meliklerinden olan Bâbil Melik'i onlarla savaştı. Onlara yaptığını yaptı.... (2042)

Yahya Aleyhisselâm'ın Kanı

Denildi ki: Ordu sahibi, Yahudilerin kurban kesme mezbahânelerine girdi. Orada sürekli akmakta olan bir kan gördü. Onlara sordu. -"Bu (yerden su gibi) kaynayan ve sürekli akan kan nedir?" Yahudfler; -"Bizden kabul olunmayan bir kurbânın kanıdır!" dediler. Melik onlara; -"Siz bana doğru söylemiyorsunuz?" dedi. Onlardan yeterince bir çok kişiyi öldürdü. Ve sonra on¬lara; -"Eğer bana doğru söylemezseniz, hiçbirinizi sağ bı¬rakmam!" dedi. (Canlarından korkan Yahudiler:) -"Bu Allah'ın peygamberi Yahya Aleyhisselâm'ın kanı¬dır!" dediler. Melik: -"İşte bunun gibi Allâhü Teâlâ hazretleri sizden inti¬kam alır!" dedi. Sonra melik seslendi: -"Ya Yahya! Rabbin senden dolayı senin kavmine isa¬bet edeni gerçekten bilmektedir. Ben onlardan hiçbirini bırakmadan önce dur!" dedi. Yahya Aleyhisselâm'ın kanı duruverdi.

Nefs Ahd ve Nimeti Unutur

Bil ki, nefsin iktizâsından (gerektirdiği huyların)dandir: 1 - Ahdi unutmak, 2- Nankörlük. Kendisiyle Allâhü Teâlâ hazretlerinin arasında olan ahitleri unutmak, nefsin huyudur. Allâhü Teâlâ hazretlerinin nimetlerini nankörlükle unut¬mak... insan, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kerem denizinde boğulmuş ve lütuflanna dalmış iken bu nankörlük nasıl olur?

Nimete Şükür Vaciptir

İnsana bu nimetlere şükretmek Vaciptir. 1- Allâhü Teâlâ hazretleri peygamberler, gönderdi. 2- Yollan açıkladı. 3- Yağmurların yağması, 4- Yeryüzünün yeşermesi, 5- Bedenin sıhhati, 6- Kalbin kuvvet bulması, 7- Men edici şeylerin defedilmesi, 8- Sebeplere müsaade etmesi, 9- Ve bütün bunlara benzer maddî ve manevî şeyler, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kuluna lütfettiği değerli nimetler¬dendir...

Hikâye

Danyâl Aleyhisselâm'ın yüzüğü bulundu; Hazret-i Ömer (r.a.)'m zamanında. Yüzüğün taşının üzerinde bir iki aslan vardı. Aslanların arasında bir adam resmi ve aslanlar o adamı yalıyorlar¬dı. Bu şundandi: Buhtunnasr, israil oğullarının çocuklarını ara¬yıp, onları öldürdüğü bir zamanda Danyâl Aleyhisselâm doğdu. Danyâl Aleyhisselâm'ın annesi, Buhtunnasr'ın zulmünden kurtul¬masını ümit ederek, onu bir ormanlığa bıraktı. Allâhü Teâlâ haz¬retleri erkek bir aslanı onu korumaya, dişi ve sütlü bir aslanı da onu emzirmeye ve beslemeye vazifelendirdi. Onların ikisi Danyâl Aleyhisselâmı yalıyorlardı. Danyâl Aleyhisselâm büyüdüğü zaman, kendisine bir yüzük yaptırdı. Bu hali yüzüğün taşına tasvîr etti. Tâ ki Allâhü Teâlâ hazretlerinin üzerinde olan nimetlerini unutma¬sın... Âhiret yolunu kat edebilmek için; meşakkatlere tahammül etmek ve kendisiyle Hallâk Teâlâ hazretlerinin arasında olan ve yerine getirilmesi vacib olan hukuka riâyet edip onları yerine ge¬tirmek gerekir.

Dört Ölüm

Fudayl (r.h.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular: Kim âhiret yoluna azmederse, kendi nefsini dört ölümle renklendirsin. 1- Beyaz, 2- Kırmızı, 3- Siyah 4- Yeşil Beyaz ölüm, açlıktır. Siyah ölüm, nefsi kötülemektir. Kırmızı ölüm, şeytana muhalefettir. Yeşil ölüm, birbirlerinin üzerine gelen hadiselerdir. Yani musîbetler ve acılardır. Kişi, bu yolda kör ve sağır oldu¬ğu zaman; hiç şüphesiz o kişi, sapıtır ve asla hidâyet bulamaz.

Kör Korkuyla Yürür

Mesnevî'de buyuruldu: Kör, her adımını bir kuyuya düşmek korkusuyla atar, Bu yüzden binlerce vehim içinde yürür. Kör olmayan kişi ise, yolun genişliğini... Her taraftaki çukur ve kuyuyu görür

Bütün Kilitler Allah'ın Kudretiyle Açılır

Mesnevî'de buyurur: Deniz, içindeki balıkları dışarıya atmadığı gibi; Toprak da içindekileri denize atmaz. Balığın aslı sudandır. Diğer hayvanların aslı ise topraktır. Hile ve tedbirlerin bunda hiçbir faydası yoktur. Kilit pek sağlam. Bu kilidin açıcısı sadece ve sadece Allâhü Teâlâ hazretleridir. Hemen teslimiyetle ona gönül bağla Allah'a teslim

Fsyân Nisyâna (Unutmaya) Sebep

tsyân, nisyâna (yani unutmaya) sebeptir. Günah işlemek, unutkanlığa sebep olduğu gibi manevî körlük ve sağırlığa da se¬beptir. Ancak Allâhü Teâlâ hazretlerinin kaza ve takdîr etmesi müstesna. Kalbini değiştirme, nefsinin üzerine; ömrünün hevâ-ü heveste zayi olmasına kalp değişmez. Hakkı talep etmeye yol bu¬lamaz ve rüşd yoluna delil bulamaz. Allah'ım! Hâdî sensin.

Teslis İnancı Küfürdür

"Elbette küfretti şunlar: "Allah Meryem'in oğlu Mesih'tir" diyenler." Bu âyet-i kerime, Necrân Hıristiyanlarından Esseyid ve Âkıb ve ikisinin beraberinde bulunanlar hakkında nazil oldu. Onlar, "Yakubîyye" mezhebinde olanlardı. Onlar; -"Allâhü Teâlâ hazretleri, Hazret-i isa'nın zâtına hulul etti. İsa Allâhü Teâlâ hazretlerinin zatı ile bir oldu, dediler. Halbuki Allâhü Teâlâ hazretleri hulûl'dan münezzehtir. Aliyy ve kebîrdir.

Isa (a.s.) Tevhide Davet Etti

"Halbuki, Mesih şöyle demişti." Onlar bunu söylediler. Halbuki, Mesîh aleyhisselâm, onlara hitaben şöyle buyurdu: "Ey Benî İsrail! Hep Allah'a İbâdet ediniz. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz." Ben sizin gibi Rabbi olan bir kulum. Benim ve sizin Halikınız olan Allâhü Teâlâ hazretlerine ibâdet edin.

"Muhakkak ki O,"

Yani o azimüşşân, "Allah kim şirk koşarsa," ibâdetinden bir şey, veya sıfat ve fiillere mahsus olan şeyler¬den bir şeyi şirk koşarsa; "Allah ona cennetini haram etmiş¬tir." Ebediyen cennete giremez. Kendisine bir şey haram edilen kişi mahreme kavuşmadığı gibi. Muhakkak ki cennet muvahhidlerin diyarıdır. "Ve varacağı yer ateştir..." Cehennem müşrikler için hazırlanmıştır.

Zâlimlerin Yardımcısı Yoktur

"Ve zâlimlerin yoktur." Şirk koşarak zulmedenlere yoktur. "Ensârdan..." Onlara yardım edecek hiçbir kimse yoktur. Onları cehennem ateşinden kurtarmaya... Bu yardım, 1- Ya galebe çalmak yoluyla olur 2- Ya şefaat yoluyla olur. (Her iki yolda da zâlimlere yardım edecek kimse yoktur....) Bu Isa Aleyhisselâm'm kelâmının tamamındandır.

Teslise Sahip Olanlar

Sonra Hıristiyanlardan Nastûriyye ve Melkâniyye olanların dedikleri sözler hikâye edildi. Ve Allâhü Teâlâ buyurdu: (2/422)

"Elbette küfretti şun¬lar; "Allah üçün üçüncüsü" diyenler."

Üç ilâhtan biridir, llâhlık, üçünün arasında müşterektir. Onlar: 1- Allâhü Teâlâ, 2- Isa Aleyhisselâm, 3- Ve Hazret-i Meryem'dir.

Allah Birdir

"Halbuki, bir tek ilâhtan başka ilâh yok." Halbuki (noksan sıfatlardan münezzeh olan Allâhü Teâlâ hazretlerinden başka) ibâdete müstahak ve zâtının varlığı vacib olan başka bir zat yoktur. Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretleri, bütün mevcudatın başlangıcının yaratıcısı olması yönünden tek¬tir. Ulûhiyet ise vahdaniyet (bir olmakla) mevsûftur. Şirket (şirki ve ortaklığı) kabul etmekten çok yüce ve münezzehtir.

Kâfirlere Elim Azap Vardır

"Eğer bu dediklerinden vazgeçmezlerse," Birinci ve ikinci sözlerinden vazgeçmezlerse ve eğer Allâhü Teâlâ hazretlerini bir bilip muvahhid olmazlarsa: "Elbette içlerinden kâfir kalanlarına şüphesiz ki dokunacaktır," Yani vallahi elbette onlara dokunacaktır, demektir. Burada onların aleyhinde küfre şahadetin tekrarı için, ism-i mevsûl zamir yerine konuldu. kelimesi beyâniyyedir. ism-i mesvûlundan hâldir. "Elîmazap..." Azaptan acısı çok şiddetli bir çeşidi vardır. Azabın acısı kalblerine sirayet eder. Yani acıyı kalblerinde hissedeceklerdir.

Tövbe Etmeyecekler mi?

Daha Allah'a Tövbe etmeyecekler mi?" Israr mı ediyorlar? Bu bozuk itikatlardan ve bâtıl sözlerden Tövbe etmeyecekler mi? Hemze, vâki olan istifhâm-ı inkâr ve uzaklaştırma içindir. Yoksa inkâri vuku için değildir. Bunda onların ısrarlarından taaccüb ve sevap işlemeye teş¬vik manâsı vardır. "Ve ona istiğfar etmeyecekler mi?" tevhit ile Allâhü Teâlâ hazretlerine isnat ettikleri ittihat ve hulul gibi ona isnat ettikleri (bozuk itikatlarından) tenzih ve tevhit ile Tövbe ederlerse; "Allah gafur, rahimdir." Halbuki Allâhü Teâlâ hazretleri mağfiret etmede mübalağa sahibidir. Onlar istiğfar ettikleri zaman Allâhü Teâlâ hazretleri elbette onlara mağfiret eder ve fazl-u kereminden onlara ihsanda bulunur.

İsa (A.S.) Bir Peygamberdi

"Mer¬yem'in oğlu Mesih, başka bir şey değil, sâde bir resuldür. Ken¬disinden evvel de birçok resuller geçti." İsa Aleyhisselâm, sadece risâlet üzerine taksir edilmiştir. Onun kendisinden geçmiş diğer peygamberler gibi hata etmesi düşünülmez. Allâhü Teâlâ hazretleri, İsa Aleyhisselâm'ı âyetlerle hususileştirdi; diğer peygamberlere de âyetler tahsis etti.

Peygamberler Allah'ın Âyetlerinin Tezahürüdür

Zira Allâhü Teâlâ hazretleri; Isa Aleyhisselâm'ın elinde ölüleri diriltti. Mûsâ Aleyhisselâm'ın elinde asâ'yı diriltti. Asâ'yı yılan yaptı. O daha acayiptir. Her ne kadar İsa Aleyhisselâm, babasız olarak yaratıldıysa da; Adem Aleyhisselâm hem annesiz ve hem de babasız olarak yaratıldı. Bu ondan daha garip ve daha büyük bir taaccübü icap ettirir. İşte bütün bunlar, Allah azze ve celle hazretlerinin tarafın¬dan olmaktadır. İsa Aleyhisselâm ve Hazret-i Mûsâ, Allâhü Teâlâ hazretlerinin işlerinin ve fiillerinin tezahür ettiği kimselerdir.

Hazret-i Meryem Sıddîkadir

"Anası da gayet doğru bir kadın."

İsa Aleyhisselâm'ın annesi, sıdk-ü samimiyet ve doğruluğu kendisine şiar edinip benimseyen diğer kadınlar gibi bir kadındır. Yani Hazret-i Meryem, halkla (İnsanlarla) olduğu zaman, sö¬zünde doğruluk; Halik Teâlâ hazretleriyle olduğu zaman ise (söz¬lerinde), muamelelerinde ve hallerinde sıdk-ü samimiyet sahibiy¬di. Onlardan kulluk ve taât davasını yalanlayan herhangi bir şey sâdır olmaz. "İkisi de yemek yerlerdi." Hayvanların yemeğe ihtiyaç duymaları gibi yeme ve içmeye muhtaçtılar. Böyle olan birileri nasıl olurda ilâh olurlar? Ayakta kalmasfyemeğe ve içmeğe bağlı olan biri nasıl ilâh olurlar "Bak, biz âyetlerimizi onlara nasıl açık anlatıyoruz." Apaçık onların o konuda söylediklerini bâtıl kılan sözleri nida eden ve hatta dağlar gibi ağır olan kimselerin bile işittiği şekilde nida olunan bir beyân... "Sonra da bak, onlar nasıl çevriliyorlar." Onu işitmekten ve onu te'vil etmekten bundan nasıl sarf-ı nazar ediyorlar. (Hakikate sırtlarını çeviriyorlar,..)

"Sonra" kelimesi, İki acayibin arasındaki değişikliği ve farkı izhâr etmek içindir.

Yani, bizim âyetlerimizi beyân etmemiz kendi babında (ko¬nusunda) haddi zatında büyük bir bediî iştir. Tezadı bunun kabu¬lünü vacip kılmasıyla beraber onların bundan yüz çevirmeleri da¬ha çok şaşılacak bir iştir, demektir.

İbâdet Edilmez

"De ki:"

Ey Habîbim Ahmed! Resulüm ya Muhammedi Bu Hıristiyanları, onların yollarına girenleri ve Allah'tan başka ma'bud ve ilâh edinenleri ilzam etmek için söyle:

"Yâ! Daha siz Allah'ı bırakıyorsunuz ta¬pıyorsunuz?"

Allâhü Teâlâ hazretlerini geçip (başkasına tapıyorsunuz) "Ne bir zarara, ne bir fayday mâlik olmayan şeyler." Yani Isa Aleyhisselâm'a mı tapıyorsunuz? Eğer İsa Aieyhisselâm mâlik ise o ancak, Allâhü Teâlâ hazretlerinin buna temlik kılmasıyla mâlik olmuş olur. Lakin İsa Aieyhisselâm haddi zatında buna malik değildir. Ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin vermiş olduğu belâlardan ve musibetlerden zararların misline asla malik olamaz. Ve İsa Aieyhisselâm ile sıhhat ve genişlik olmaz. (Allah izin vermedikçe...) Burada kim yerine) gayr-i akil için kullanılan şey ki" kelimesi kullanıldı. Bu Isa Aieyhisselâm'm hayatının başlangıcında ne akıl ile vasıflanır ve ne de herhangi bir faziletle mevsûftu. Böy¬le biri nerede kaldı ki ilâh olsun? Nasıl ilâh olabilir? "Halbuki Allah, işiten, bilen ancak ..." Sözleri ve akâidleri en iyi bilendir. Onun üzerine cezalandırır. Eğer itikat ve amel hayır ise cezası da hayır olur; yok eğer akâid, söz ve ameli şer ise cezası da serdir. Bu kavi şerif; "ibâdet ediyorsunuz" fiilinin failinden hâldir.

Kitap Ehli Sapıtmış Kâfirlerdirler

Yüce Meali: De ki: "Ey eh kitap! Dininizde haksız ifrata dalmayın. Bundan evvel, şaşmış, bir çoklarını da şaşırtmış ve yolun doğrusundan sapmış bir kavmin hevâları ardından gitmeyin."77 Benî İsrail'den o küfredenler, hem Davud'un, hem Meryem'in oğlu İsa'nın lisanıyla tel'în edildiler. Bu, onların isyan etmeleri ve hakkın hududunu tecâvüz eder olmaları sebebiyle idi.78 İşledikleri bir münkerden birbirlerini vazgeçirmezlerdi. Filhakika ne fena yapıyorlardı.79 Onlardan bir çoğunu görürsün ki, Allah'ı tanımayanlara yardakhk ederler. Elbette nefislerinin kendileri için takdim ettiği hediye ne çirkin... Allah onlara gadab etti ve azapta muhalleddir onlar. Eğer, Allah ve Peygamber'e ve ona indirilene imanları olsaydı, o kâfirleri yâr tutmazlardı. Lâkin onların çoğu îmândan uzak fâsıklardır.81 Nâsın Müminlere adavetçe en şiddetlisini, her halde Yahudilerle müşrikler bulacaksın. Müminlere meveddetçe en yakınlarını da her halde "Biz nasârâyız." diyenler bulacaksın. Sebebi: Çünkü, bunların içinde (âlim) keşişler ve (târik-i dünya) rahipler vardır ve bunlar kibretmezler.82

Tefsîr-i Şerifi:

"De ki: "Ey ehli kitapî Dininizde haksız ifrata dalmayın." Batıl yanılmalardır. İsa Aleyhisselâm'ı kendisine tapılan ilâh ve ulûhiyet makamına kaldırma sapıklığına düşüp ona iftira etmeyin. Hıristiyanların İsa Aleyhisselâm'in ulûhiyetini iddia etmeleri gibi. Veya onu düşürmeleri gibi. Düşürmek, onun rüşt (nübüvvet sahibi) olmadığını iddia etmektir. Yahudilerin İsa Aleyhisselâm hakkında böyle düşünmeleri gibi... "Bundan evvel, şaşmış, bir kavmin hevâları ardından gitmeyin." Yani onların seleflerinin Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazret¬lerinin peygamber olarak gönderilmesinden önce, şeriatı hakkında sapıtmış olan imamlarının (önderlerinin) hevâ-ü heveslerine tabi olmayın. "Ve bir çoklarını da şaşırtmışlar." Onların dalâlet ve bidatleri üzerine kendilerine tabi olanları şaşırttılar. "Ve yolun doğrusundan sapmışlar." (2/423) Yola kastetmede sapmışlar. Yol İslâm'dır. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin gönderilmesinden sonra. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini tekzîp ettiklerinde onu yalanladıklarında, ona -karşı gelip onu kıskandılar.

Tevilât-i Necmiyye'den...

Şeyh Necmeddin el-Kübrevî (k.s.) hazretleri, "TeVHâf'ında buyurdular: Muhakkak ki Hıristiyanlar, fiil kademi (iş ayağı) ile hak yola girmeyi dilediklerinde, akıl nazarıyla peygamberlerin hallerine baktılar. Ve böylece şüphelerin vadilerinde kayboldular. Helak olma vadilerinde, Cenab-ı Kudüs, insanların akıllarının idrâk etmesinden pek yücedir... Uzaklaştılar. (Haktan) uzaklaştılar. İşte bu Hıristiyanların kalıplarına bürünen (Hıristiyanların itikadına sahip olan) ve yollarında yürüyen kişilerin halidir.

Allah'ın Oğlu demeleri....

Hıristiyanlar, Isa Aleyhisselâm hakkında taşkınlık yapıp ileri gittiler; İsa Aleyhisselâm'in durumuna (babasız doğma işine) akıl nazarıyla baktıklarında onu, babasız olarak doğmuş gördüler. Ve bunun üzerine Hıristiyanların (kıt) akılları, kişinin babasız doğamayacağına hükmetti. Ve onun Allah'ın oğlu olması gerektiğine karar verdiler. Isa Aleyhisselâm'ın, 1- Çamurdan kuş şekli yapıp uçurtması, 2- Anadan doğma körlere göz vermesi, 3- Ebrâsı iyileştirmesi, 4- Ölüleri diriltmesi, 5- Evlerinde yediklerini ve sakladıklarını onlara haber vermesini, İsa Aleyhisselâm'ın Allah'ın oğlu olduğuna delil getirdiler,.. (Ve Hıristiyanlar dediler:) İşte bütün bunlar, Allâhü Teâlâ hazretlerinin sıfatlarındandır. Eğer Mesîh Aleyhisselâm, Allah'ın oğlu olmamış olsaydı bütün bunlar kendisine mümkün olmazdı. Bunlar kendisine mümkün oldu. Bunların mümkün oldu; çünkü: -"Çocuk babasının sırrıdır."

Hazret-i İsa'yı İlahlaştırmaları

(Hıristiyanların) bazıları söylediler: Mesîh (Isa Aleyhisselâm) tekâmül edip nefsini nasûtiyye sıfatından tezkiye etmesi kemâle erince; nâsûtiyyetinin yerine lâhûtiye-i hakka hulul etti. Böylece İsa Aleyhisselâm'ın kendisi Allah olmuş oldu. (haşa) Hakikatte ise Allâhü Teâlâ hazretleri, zâlimlerin (Hıristiyanların) bu tür sapık görüşlerinden ve bozuk itikatlarından çok yüce ve çok büyüktür.

Hakka Vasıl Olmak

Sonra bil ki; muhakkak ümmet-i Muhammed, ulûhiyet cezbelerinin kademiyle habibiyete uygun ve muvafık olarak tabi olmakla kendilerinden vusul ve visal burhanları delil getirme külfeti kendilerinden sakıt oldu.

Deli Ve Medlul

Şiblî (k.s.) hazretlerinin hali böyle olduğu gibi; kitapları su ile yıkanarak yok olduğunda şöyle buyurdular: -"(Ey kitaplar!) Sizler ne güzel delilsiziniz! Lakin benim medlüla (kendisine delâlet edilen Allah'a vasıl olduktan) sonra delîl ile meşgul olmam muhaldir..."

Sultanın Huzuruna Varınca

Mesnevfde buyurdu: Makamın göğün damı olunca, Artık merdiven aramak saçmalıktır. Bir ayna, temiz ve parlakken onu; Tekrar parlatmaya çalışmak aşikâr bir bilgisizliktir. Sultanın huzuruna kabul edilen kişi, Elçiden (aracıdan) ve mektuptan vazgeçer.

Nur Bir Emânettir

işte bu kavim (tasavvuf ehli), hazret-i Mevlâ'nın Celâlinin perdelerine ulaştıktan sonra Cemal sıfatının nurlarını müşahede ettiler. Çünkü insan, diğer mahlûkatın arasında, hak emâneti yüklenen mahluktur. O da nurdur. Peygamberler vasıtası ile gelen feyzi ilâhiyedir. Bu kemâli kabul etme hakkında onlar, ahsen-i takvîme mahsusturlar. Onlara tahakkuk etti. Muhakkak ki Isa Aleyhisselâm, tezkiyeden sonra tahliye için hâlikiyyenin feyzi ve muhabbeti ile bunu kabul eder oldu. Böylece İsa Aleyhisselâm, 1- Çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürdü; o çamur Allah'ın izniyle kuş olurdu. 2- Doğuştan kör olanlara göz verir, 3- Alaca hastalığına yakalanan kişilere şifâ verirdi. 4- Allah'ın izniyle ölüleri diriltiyordu. Kendi izniyle değildir... Yani, fiilin sureti Isa Aleyhisselâm'dandi; ama hâlikiyyet (yaratma) sıfatının kaynağı ise Hazret-i ulûhiyetten kaynaklanmaktaydı. (Yani İsa Aleyhisselâm suret yapıyordu; ve o suretlere can vermek ise Allâhü Teâlâ hazretlerindendi...)

Isa Aleyhisselâm'a Bir Misâl

Bu şunun gibidir; koni şeklinde olan billur küre'nin (merce¬ğinin) güneşin feyzini (yanı ışınlarını) kabul etme istidadı vardır. Koni şeklinde olan bu billur küre güneşin hizasında olduğunda onun feyzini (ışınlarını) kabul eder ve bu feyiz ile kendisinin hiza¬sında olan pamuğu yakar. (Burada bakıldığında), zahiri olarak yakıcı ateşin koni şeklinde olan billur küre (mercek)ten sadır olmaktadır; ama hakikatte ise yakıcı sıfat güneşin hazret-i şems (güneşin hazır olmasından) vaki olmaktadır. Küre sadece güneşin feyzini kabul etme güzel istidadı ve kabiliyeti olmuş oldu. Kürede güneşin sıfatı zahir oldu. Halbuki güneş (o küçücük) billur kürenin içine hulul etmiş ve girmiş değildir... İnşallah (bu misâl ile anlatmış olduğumuz inceliği) anlarsın! Ve bununla ganîmet bulursun. İşte bu mucizeler de peygamberlerin hâlleridir ve kerametlerde evliyanın büyüklerinin halleridir. (Burada peygamber ile evliyanın arasında) fark; peygamber bu makamda müstakildir; evliya ise peygambere tabidir.

Bayezid-İ Bestâmî'nin Sözleri

İmam Gazâlî (r.h.) hazretleri; Bayezid-i Bestâmî (k.s.) hazretlerinin; -"Ben nefsimden soyuldum; yılanın derisinden soyulması gibi; bir de baktım ki, ben Oyum!" Sözlerinin (te'vîl ve izahında) buyurdular: -"Ne zaman ki bir kişi, nefsinin 1- Şehvetlerinden, 2- Hevâ-ü hevesinden 3- Himmetlerinden, 4- Gayretlerinden soyulursa; O kişinin içinde Allah'tan gayrisine yer kalmaz. O kişinin Allâhü Teâlâ hazretlerinin gayri bir himmet ve arzusu olmaz. O kişinin kalbine Allâhü Teâlâ hazretlerinin celâli ve cemâlinden başka bir şey girmez. O kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerine gark olur. Sanki o olmuş olur; ama hakikatte ise o kişi, O (Allah) değildir. Yine Bayezid-i Bestâmî (k.s.) hazretlerinin; "Ben beni tenzih ederim! Şanım ne büyük oldu!" Sözleri de onun kendi nasîbince Kuds sıfatından kemal derecesinde hazzını ve nasibini müşahede ettiğine hamledilir. Bu makamda, "Ben kendimi tenzih ederim!" dedi. Ve umum halka izafetle (mahlukatın çoğuna göre) kendi sânını çok büyük gördü. Ve; "Benim sânım ne büyük oldu!" dedi. Bayezid-i Bestâmî hazretleri bununla beraber; kendi kutsiyetinin ve büyüklüğünün, halka izafet ve nispetle olduğunu biliyordu. (2/424) Kendi kutsiyet ve büyüklüğünün Rabbinin kutsiyeti ve büyüklüğüne nispetle (bir zerre bile) olmadığını çok iyi biliyordu.

Hallac-ı Mensurun Mecazî Sözleri

Sûfıyyeden; "Ben hakkım!" diyenin (yani HalIâc-ı mansûr'un) sözü mecaz yolu üzere varid olmuştur. Şâir buyurduğu gibi; -"Ben sevdiğim kimseyim; sevdiğim kimse de benim!" Bu söz şâirin yanında tevillidir. Çünkü o, hakikatte kendisini kastetmiyor. Yani sanki kendisi o imiş gibi. Onun kalbi onlarla gark olmuştur. Kendi nefsinin bütün himmet ve gayretiyle ona gark olmuş olan kişinin mecaz yolu üzere bu hâli ittihat itibâr etmesi gibidir... Şeyh Ebü'l-Kâsım el-Cürcânî (r.h.) buyurdular: Allâhü Teâlâ hazretlerinin doksan dokuz ismi, sâlik olan kulun vasıfları olur. O kişi henüz seyr-ü sulukta vâsıl olmuş değildir..."

Vusul Nedir?

Sual: Eğer sen desen ki: "Vusulün manâsı nedir? Cevâp: Derim ki: Sülûkün manâsı, 1- Ahlâkın tehzîbi (düzeltilmesi) 2- (Ihlasla) amel, 3- Ve marifetlerdir. Bu ise kişinin zahir ve bâtının imarı ile meşgul olmasıdır. Kul, bunların hepsinde, Rabbinden kendi nefsiyle meşgul olmasıdır. Ancak kul, vusûl'e müsait ve hazır olması için kendi bâtınını tasfiye etmekle meşguldür. Vusul ise, kendisine Hakkın tecellilerinin inkişâf olmasıdır. Kul Allâhü Teâlâ hazretlerinin nurun tecelli etmesine gark olmuş olur. Marifetine baktığı zaman, ancak Allâhü Teâlâ hazretlerini bilir. Himmetine baktığı zaman, kendisine Allâhü Teâlâ hazretlerinden başka bir himmeti olmaz. Kulun her küllisi meşgul olmuş olur. Yoksa külli ile müşahede etmiş olmaz. İkisi de burada, zahirini ibâdetle imâr etmek ve bâtınını da güzel ahlak ile tehzib edip süslemek için nefsine iltifat etmez. Bütün bunlar taharettir, temizliktir. Bu işin başlangıcıdır. Nihayet ise, külliyen kendi nefsinden soyulmasıdır. O'nun tecrit etmesidir. O zaman kendisi sanki O, olmuş olur. İşte vusul budur...

Feyz ve Yokluk

Mesnevî'de buyuruldu: Hakkın feyzi yoklukta tezahür eder. Varlık sahibi yokluk nedir asla bilmez. Testinin suyu ırmağa karışınca; O, onda yok olur. Ondan olur.

Davud Aleyhisselâm Yahudilere Lanet Okudu

"O küfredenler telin edildiler." Oldukları halde; "Benî İsrail'den..." Yani tard olundular ve Allah'ın rahmetinden uzaklaştırıldılar... "Davud'un lisânı üzere..." "lanet olundu." Fiiline taalluk etmektedir. "Eyle" (şehri¬nin) ehli, Cumartesi gününün hürmetine saygısızlık ve taşkınlık ettiklerinde Davud Aleyhisselâm: Lanete Sebep.... -"Allah'ım! Onlara lanet etî Allah'ım onları mahlûkatına (insanlığa) âyet ve darb-i misâl eyle!" Bunun üzerine Yahudiler, maymuna çevrildiler.

İsa Aleyhisselâm Yahudilere Lanet Okudu

"Ve hem Meryem'in oğlu İsa'nın (lisanıyla telin edildiler)...

Meryem oğlu İsa'nın dili üzere lanete uğradılar, demektir. Yani mâide ashabı (sofra ashabının) kâfirleri, (İsa Aleyhisselâm'ın duası ile gökten inen) sofradan yediklerinde iman etmediklerinde İsa Aleyhisselâm onlara şöyle beddua etti: -"Allah'ım! Onlara lanet et! Cumartesi gününe lanet ettiğin gibi! Onları âyet kıl!" dedi. Yahudiler, hınzırlara (domuzlara) çevrildiler. Sayıları, beş bin (5000) erkek idiler. İçlerinde kadın ye sabî (küçük çocuk) yoktu.

Yahudilerin Lanete Uğramalarının Sebebi

Sanki denildi: -"Hangi şey sebebiyle bu vaki oldu? (Yahudiler neden lanete uğradılar?" (Cevaben) denildi:

"Bu, onların isyan etmeleri ve hakkın hududunu tecâvüz eder olmaları sebebiyle idi."

Yahudilerin lanete uğramalarına sebep olan ve onların meshedilip, (maymun ve hınzırlara dönüşmelerine sebep olan şey) Yahudilerin isyanları ve kendilerine haram kılınan şeyleri tecâvüz etmeleridir. "İşledikleri bir münkerden birbirlerini vazgeçemezlerdi." İstinaf cümlesidir. Bazıları, bazılarının işlemiş oldukarı çirkinliklerden nehyetmezlerdi. Münkiri yasaklamaktan el çekmek üzerine uzlaşmış ve sulh etmişlerdi.

Lanete Sebep…

"Hakîkaten onlar ne fena yapıyorlardı." Onların kötü işlerine taaccüptür. Kasemi te 'kfd etmektedir.

Allah'ın Gazabı Yahudiler

"Onlardan bir çoğunu görürsün ki"

Kitap ehlinden bir çoğunu görürsün. Ka'b bin Eşref ve benzerlerini görürsün. Şu cihetle ki bunlar, Mekkeli müşriklere gidip, Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle muharebe etmek İçin ittifak ettiler. Buradaki rüyet (görmek) göz ile olan görmektir.

 "Allah'ı tanımayanlara yardaklık ederler."
"çok" kelimesinden hâl'dir. Çünkü kendisi mevsûftur.

Yani Resûlüllah (s.a.v.) hazretlerine ve Müminlere olan buğz ve kinlerinden dolayı, müşriklere yardaklık ve dostluk kurmaktadırlar. "Elbette nefislerinin kendileri için takdim ettiği'hediye ne çirkin..." Onların kıyamet gününde kendilerine geri verilmesi için: önceden takdim ettikleri iş ve amel ne kötü bir şeydir. "Allah onlara gadab etti ve azapta muhalleddir onlar." Bu kavl-işerif, muzâfin takdiriyle mahsûsun bizzemdir. ne kötü Minin mahsusudur...) Yani, Allâhü Teâlâ hazretlerinin gadabını ve azapta ebediyen kalmayı gerektiren bir haldir. Çünkü "Gadabm" kendisi Bari Teâiâ hazretlerine muzâftir. Onun İçin ona mahsusun bizzem denilmez. Ancak mahsusun bizzem olan ise kendisini icâbettiren sebeplerdir....

Kâfirlerin Dostluğu

"Eğer olsaydı," Kitap ehlinden müşrikleri dost ve yardakçı edinenler olmuş olsalardı;

"îman ederlerse, Allah ve Peygambere" Kendi peygamberlerine.

"Ve ona indirilene..." 0 peygamberlere indirilen Tevrat ve incil'e iman etselerdi. "0 kâfirleri tutmazlardı." Müşrikleri, "Yâr (veliler)" (2/425) Çünkü bunun haramlığı, bu peygamberin şeriatında tasrih edilmiş ve o peygambere indirilen kitapta mevcuttur. İman katiyetle müşriklerle dostluk kurmayı yasaklar.

Yahudilerin Çoğu Fasıklardir

"Ve lâkin onların çoğu îmândan uzakfâsıklardır." Yani onlar; 1- Dinden, 2- İmandan, 3- Allah'a iman, 4- Peygamberlerine iman, 5- Ve kitaplarına iman etmekten çıkmışlardır.

Hilâfete Ehil Olan

Bu âyet-i kerimede bazı emirler vardır: Birincisi: Kâmil insan, hakkın hilâfetine uygun olan kişidir. 0 da sıfatların zahir olduğu, Hakkın lütfunun ve kahrının zahir olmasıdır. Onların (hilâfete nail olan kâmil insanların) kabulü hakkın kabulüdür. Onların reddetmeleri hakkın reddetmesidir. Onların lanet etmeleri, hakkın lanetidir, Onların salâtları, hakkın salâtıdır. Onların duaları hakkın dilemesidir. Onların duaları, hakkın mağfiretidir. Onlar, kime lanet ederlerse, Hak Teâlâ hazretleri, o kişiye lanet eder. Onlar kime dua ederlerse, Hak Teâlâ hazretleri, o kişiye (salât edip) mağfiret ve rahmet etmiştir. Allâhü Teâlâ hazretleri. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine tembih etmek için buyurdular: "Bunların mallarından bir sadaka al ki, onunla kendilerini hem tathîr edersin, hem tezkiye... Bir de haklarında dua ediver. Çünkü senin duan onların kalblerini yatıştırır. Allah semî'dir, alîm'dir." "Odur ki O, sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize feyz ü bereket İndiriyor ve Müminlere rahîm bulunu¬yor.'

Yahudilere Lanet

Lanetin mazharı (çıkış ve zahir olma yeri), her ne kadar Davud Aleyhisselâm ve Hazret-i isa'nın dili ise de; lanet hakikatte Allâhü Teâlâ hazretlerindendir. Şu kavl-i şeriften dolayı; "Ey o kendilerine kitap verilenler! Gelin, o beraberinizdekini tasdiklemek üzere, indirdiğimiz bu Kitâb'a iman edin. Biz bir takım yüzleri silip de enselerine çevirmezden veya onları, Ashab-ı Sebt'i lanetlediğimiz gibi lânetlemezden evvel... Yoksa Allah'ın emri, fiile çıkanla gelmiştir." Onlar, Davud Aleyhisselâm'ın kendilerine lanet ettiği tasrih edilip açıklandıysa da; hakikî manâda onlara lanet eden Allâhü Teâlâ hazretleridir. Her ne kadar lanet Davud aleyhisselâm'ın lisanı üzere varid olsa bile...

Sen Atmadın Allah Attı

Mesnevî'de buyuruldu: Bunu sen bilmiyorsun! Ben biliyorum! Senin sıfatların benim sıfatlanma, Girmiş (ve iç içe gömülmüşler...) Bu işi sen yapmadinl Yaptırıldın. Sen benimle dolmuşsun! Ben benimle değil "Attığın vakit de sen atmadın. Ve lâkin Allah attı..." Âyet-i kerimesi zahirdir. Köpükler gibi dalgalarla gizlenmişsin."

Bayezid-i Bestâmî'nin Söyledikleri

Mesnevî'nin başka yerinde buyurdu: O seni tamamen senden ayırır. Sen aşağılık olursun oysa yüceltir. Gerçi Kur'ânı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hazretleri Okudular... Ama kim Kur'ân-ı kerime Kelâmüllah demezse, kâfir olur

İsyan İnkâr Taât ise Marifettir

İkincisi: Allâhü Teâlâ hazretleri, isyanı münker olarak isimlendirdi. Çünkü isyan inkârı icap etmektedir; taata ma'rûf denildiği gibi. Çünkü taat, marifeti icap ettirmektedir. Münker olan fiili işlemeye ayak atmak, masiyettir. Ma'siyet üzerine ısrar etmek küfür gibi; kalbin etrafını kuşatıp kirletmeye sebep olduğu içindir. İşte bundan dolayı kötülüğü nehyetmeyi terk etmek isyanı münkir olarak kabul edildi.

Yağcılar

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri hadis-i şerifte buyurdular: -"Kıyamet gününde ümmetimden bazı insanlar, kabirle¬rinden maymun ve hınzır (domuz) suretinde haşr olurlar. (Bu durumu icâbeden ma'siyetleri) 1- Onların ma'siyet ehline yağcılık etmeleri 2- Ve onları nehyetmeden çekinmeleridir; halbuki onların güçleri yetiyordu..."

Yağcılık Kâfirlerin Amelidir

Müdâhene (yağcılık), kâfirlerin amellerindendir. Allâhü Teâlâ hazretlerine davet etmek ise hayırlıların (peygamberlerin, mürşid-i kâmillerin ve âlimlerin) ahlakıdır.

Allah Cennete Davet Ediyor

Mesnevî'de buyuruldu: Din safında serkeş olan herkes son safta kendi eşini ve benzerini görür. Sen,"gel" sözünden ayrılma! Bu söz en makbul bir kimyadır. Eğer bakır senin sözünden hoşlanmazsa, Kimyanın buna verilmesi ve sıkılmasına ne hacet! Şimdi sihirbazın nefesini bağladıysa. Sonunda sözün faydalı olur. Söz, "De ki "gelin!" "De ki "gelin!" sözüdür. Yani muhakkak ki Allah sizi selâmete (cennette) çağırıyor, demektir.

Allah'ın Düşmanlarını Dost Edinmek Allah'a Düşman Olmaktır

Üçüncüsü: Mü'min ve kâfir bir cinsten değildiler. (Bundan dolayı) kâfirleri dost edinmek; Allâhü Teâlâ hazretlerinin gadabını icap ettirir. Çünkü düşmanları dost edinmek; dostların düşmanlı¬ğını gerektirir.

Sohbeti Zararlı Olanlar

Kâmil bir mü'mine gereken ise; 1- Kâfirlerin 2- Fâcirlerin, 3- Bid'at ehlinin, 4- Hevâ-ü heves ehlinin, 5- Gaflet ehlinin 6- İnkâr ehlinin 7- (Sahte şeyhlerin ve evliyalık taslayanların) sohbetinden kesilmektir.

Ruh ve Ten

Mesnevî'de buyuruldu: Mecnunun sevdası, Leylâ'nın yanına varmaktır. Devenin arzusu ise arkadaki yavrusuna koşmaktır Mecnûn dedi ki; -"Ey deve! İkimizde aşığız! Ama birbirimize zıtız! Birbirimize layık yolcular değilizl Senin vefan da, yuların da bana uygun değil! Senin arkadaşlığını terk etmek gerekir!" Bu can da arşın ayrılığıyla yoksulluğa düştü. Tene mahkum olan can, yolunu kaybetmiştir. Bu can arşın ayrılığıyla yoksulluğa düştü. Ten ise diken otu aşkıyla devenin tâ kendisidir..." Allah'ım bizleri mutlak olarak muhalefet cinsinden olmaktan halâs edip kurtar. Âmin (2/426)

Müminlerin En Büyük Düşmanı

"Her halde mutlaka bulacaksın." Habibim Ahmed! Resulüm ya Muhammed (s.a.v.)! ^Ul JÛil "İnsanların en şiddetlisini," "Bulmak"için mekûlü'l-kavildir. "Adavetçe..," Temyizdir. "Müminlere...."

"düşmanlık    cihetinden..."    kelimesine    taalluk etmektedir.

'Yahudilerdir..."

"Buimak" için ikinci mekûiü 1-kaviidir.  

Yahudilerden Sonra ...

"Ve o müşriklerdir..." Arap müşriklerdir. "Yahudilerdir..." kelimesinin üzerine matuftur. (Yani İnsanların Müminlere düşmanca en şiddetlisini, her halde Yahudilerle müşrikler bulacaksın, demektir.)

Müminlere Sevgice En Yakın Olanlar

"Müminlere meveddetçe en yakınlarını da her halde "Biz nasrâyız." diyenler bulacaksın." Bu kavl-i şerifin i'râbi geçen kavl-i şerifin i'râbı gibidir.

Yahudi ve Müşriklerin Düşmanlıkları

Amma Yahudi ve müşriklerin düşmanlığı, meâd (âhireti) in¬kâr etmelerindendir. Onlar kötü ahlakın kaynağı olan şiddetli hırslarından dolayı düşman idiler. Muhakkak ki kim dünya üzerine harîs (ve düşkün) olursa; o kişi, 1- Dinini dünya karşılığında satar, 2- Mahzurlu şeylere adım atar. 3- Ve hakikati inkâr eder. 4- Bu kişi, nail olduğu her bir makam, mevki ve mal karşılığında, onun din düşmanlığı daha da şiddetlenip, artar.

Hıristiyanların Yakınlığı ve Sevgisi

Ama Hıristiyanların yakınlık ve sevgileri ise, (şu sebeplerden kaynaklanıyordu:) 1- Hıristiyanlar işlerinin çoğunda dünyadan yüz çevirmektedirler. 2- Dünyadan el etek çekmek Hıristiyanlarca makbul bir iştir. 3- (Kendi inançlarına göre) ibâdete yönelmektedirler. 4- Riyaseti terk ederler, 5- Kibri bırakırlar. 6- İnsanlara karşı büyüklük taslamazlar. 7- Yükseklik ve tahakküm gütmezler. İşte bu şekilde olan her bir insan, insanlara haset etmez. Kimseyi kıskanmaz. İnsanlara asla eziyet etmezler. (Bu ahlak üzere olan kişiler daha doğrusu) belki, hakkı talep etme yolunda, yumuşak huylu olur. Ona boyun eğmeleri kolay olur.

Yahudi ve Hıristiyanların Küfrü

Bak! Hıristiyanların küfürleri, Yahudilerin küfürlerinden daha katı (ve daha şiddetli) olmasıyla beraber (Yahudilerin Müslümanlara olan düşmanlığı şiddetli ve Hıristiyanların Müminlere sevgisi vardır)... Çünkü Hıristiyanların küfürleri ulûhiyettedir; Yahudilerin küfrü ise nübüvvettedir. Amma Allâhü Teâlâ hazretlerinin "Yahudiler "Uzeyr Allah'ın oğlu" dediler." Kavl-i şerifi ise; bunu Yahudilerin hepsi değil de Yahudilerden bir taife söylemişti. İşte bütün bunlarla beraber; Hıristiyanların ötesinde Yahudiler ziyâde lanete tahsis edildiler. Bu (yani Yahudilerin lanete uğramaları) Yahudilerin dünyaya olan hırslarındandır. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şu hadis-i şerifi bunu desteklemektedir: -"Dünya sevgisi, bütün hataların başıdır.

Hıristiyanların Hepsi Müminleri Sevmezler

İmam Bağavî (r.h.) hazretleri buyurdular: Bu "Müminlere meveddetçe en yakınlarını da her halde "Biz nasârâyız." diyenler bulacaksın." Kavl-i şerifinde beyân edilen mümini seven Hıristiyanlar ile) murad edilenler, Hıristiyanların hepsi değildir. Zira Hıristiyanların Müminlere olan düşmanlığı Yahudiler gibidir. (Hatta Yahudilerden geri kalan tarafı yoktur...) 1- Hıristiyanlar, Müslümanları katletmektedirler. 2- Müslümanları esir etmektedirler. 3- Müslümanların şehirlerini tahrip etmektedirler. 4- Mescidleri yıkmaktadırlar. 5- Mushaf-ı şerifleri (Kur'ân-ı kerimi) yakmaktadırlar. (İşte bütün bu sebeplerden dolayu bütün Hıristiyanların) Müslümanlara sevgisi ve saygısı yoktur.

Sebeb-i Nüzul

Belki bu âyet-t kerime, Hıristiyanlardan Müslüman olanlar hakkında indi. Necâşîve ashabı gibi... Necâşî Habeş meliki idi. İslâm'ın zuhurundan önce Hıristiyan idi. Sonra fetihten önce kendisi ve ashabı Müslüman oldular. Yine Mekke'nin fethinden önce vefat etti....

Habeşistan'a Hicret

Tefsîr ehli buyurdular: Kureyş müşrikleri, Müminleri, dinlerinden (dolayı) sıkıntılara sokmak ve zulmetmek üzere anlaştılar. Her bir kabile kendilerinden Müslüman olan sahabelere saldırdılar. Onlara eziyet, azap ve zulüm etmeye başladılar. Zulme uğrayan uğradı. Onlardan dilediğini Allâhü Teâlâ hazretleri korudu. Allâhü Teâlâ hazretleri habibi edîbi Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerini amcası Ebû Tâlib vasıtası İle müşriklerin işkencelerinden korudu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ashabının başına gelenleri gördü. Onları, müşriklerin zulümlerinden korumaya ve müşriklerin işkencelerini onlardan defetmeye kadir değildi. Çünkü henüz cihâd ile memur olmamıştı. Onlara Habeş toprağına (memleketine) çıkmalarını emretti. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -"Muhakkak ki orada (Habeşistan'da) Salih bir melik vardır. Kimseye zulmetmez ve onun yanında kimseye zulmediimez. Ona çıkın (gidin)! Ta ki Ailâhü Teâlâ hazretleri, Müslümanlara genişlik (ve kurtuluş) kılıncaya kadar...."

Necâşînin İsmi?

Bu hadis-i şerif ile Necâşî murad edildi. Necâşfnin asıl ismi "Ashame"dir. İki mühmele iledir. "Ashame" kelimesi Habeş dilinde, atiye, bahşiş ve hediye manasınadır. Necâşî, Habeşistan meliklerinin ismidir. Onların; Rum meliklerine "Kayser" Fars meliklerine "Kîsrâ" demeleri gibidir.

Habeşistan'a Hicret

Sahabelerden on bir (11) erkek ve dört (4) kadın yola çıktı. Osman bin Affân (r.a.) hazretleri ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kızı, Hazret-i Rukiyye (r.a.) annemiz de onların içindeydi. Denize gittiler. Yarım dirheme bir gemi tuttular. Efendimiz (s.a.v.(hazretlerinin bi'setinin (peygamber olarak gönderilmesi¬nin) beşinci yılında Receb-i şerif ayında ( Habeş toprağına doğru yola çıktılar. Bu ilk hicret idi. Daha sonra Cafer bin Ebî Tâlib (r.a.) hazretleri ve Müslümanlar ona tabi olup Habeşistan'a hicret ettiler. Habeşistan'a hicret edenlerin sayısı seksen iki erkek idiler. Kadın ve çocuklar hariç... Ey Sa'dî! Vatan sevgisinin (imandan) olduğu gerçi sahih ha¬dis-i şeriftir. Kişi, ben o dem söyleyemiyor.... Kureşyliler, bunu öğrendiklerinde, Müslümanları kendilerine geri vermesi için; Amr bin Âs ve arkadaşını hediyelerle Necâşî'ye ve patriklerine gönderdiler. Allâhü Teâlâ hazretleri, sahabeleri korudu. Onlar, hüsrana uğramış bir şekilde geri döndüklerinde, Müslümanlar, orada ha¬yırlı bir yurt ve güzel bir komşuluk ile kaldılar... Ta ki Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Medine-i Münevvere'ye hicret edinceye ve İslâm yükselinceye kadar orada kaldılar. Bu hicretin altıncı yılında oldu.

Ümmû Habibe (r.a.) Annemiz

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, (Hicretin altıncı yılında) Amr bin Ümmiye ed-Damurî eliyle, Ümmî Habibe binti Ebi Süfyan'ı kendisine nikahlaması için; Necâşî'ye bir mektup yazdı. Ümmü Habibe binti Ebi Süf/ân (r.a.) hazretleri, daha önce kocası ile beraber, Habeşistan'a hicret etmişti. Kocası orada vefat etti. (Efendimiz s.a.v. hazretlerinin mektubunu alan Necâşî) Ümmî Habibe (r.a.) hazretlerine, kendisine "Nüzhe" denilen bir câriye gönderdi. (2/427) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin onun dest-İ izdivacına talip olduğunu kendisine haber verdi. Ümmü Habibe (r.a.) hazretleri, Efendimiz (s.a.v.) hazretle¬rinin kendisiyle evlenme isteğine çok sevindi. Sevinçten kendisine ait olan bir takıyı o cariyeye hediye etti.... Necâşî, Ümmü Habibe (r.a.) hazretlerine, evlilik ve nikah için kendisine bir vekil tayin etmesini emretti. O da, Hâlid bin Saîd bin el- Âs (r.a.) hazretlerini kendisine vekil tayin etti. Necâşî dört yüz dinar mehir karşılığında, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine nikahladı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri için kız isteyen (dünürlük işlerini yapan) Necâşî oldu.

Efendimiz (s.a.v.)'e Selâm

Necâşî mehir olarak dört yüz dirhemi cariyesi "Nüzhe"nin eliyle Ümmü Habibe (r.a.) hazretlerine gönderdi. Nüzhe, dört yüz dinar ile Ümmü Habibe (r.a.) hazretlerine gelince; Ümmü Habibe (r.a.) annemiz, elli dinar ona hediye etti. Nüzhe, elli dinân geri çevirdi. (Kabul etmedi.) ve; -"Melik, senden hiçbir şeyi kabul etmemeyi bana emretti..." Ve Nüzhe devam etti: -"Ben hükümdarın yağlanması ve elbiselerinin bakımı ile vazifeliyim. Ve gerçekten ben Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerini tasdîk ettim. Ona iman ettim. Benim senden hacet ve dileğim, benden Resûlüllah (s.a.v.) hazretlerine selâm söylemendir!" dedi. Ümmü Habibe (r.a.) annemiz: -"Evet!" dedi. Sonra melik, kadınlara yanlarında bulunan ûd ve amber gibi (güzel kokulan) Ümmü Habibe (r.a.) annemize göndermelerini emretti. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bunları Ümmü Habibe (r.a.) hazretlerinin üzerinde görüyor ama inkâr etmiyordu. Ümmü Habibe (r.a.) annemiz buyurdular: -"Biz iki gemi içinde yola çıktık. Necâşî bizimle beraber gemiciler gönderdi. Biz denizden çıktığımızda bineklerin sırtlarına binip Medine-i münevvere'ye doğru yola çıktık. Medine'ye vardı¬ğımızda Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Hayber'de idi. Habeşistan'¬dan gelenlerin kimi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine katılmak (ve Yahudîlerle savaşmak için) Hayber'e gittiler. Ben Medine'de kal¬dım. Tâ ki Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, döndüler. Huzuruna vardım. Bana Necâşîden sordu. Nüzhe'nin selâmını Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine söyledim. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Nüzhe'nin selâmını aldı. Bu hadise üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri; "Umulur ki Allah sizinle onlar içinden düşmanlaştıklarınız arasında bir meveddet husule getire! Allah kadîr'dir, Allah ga-fûr'dur, rahîm'dir!" "onlardan" yani Ebû Süfyân, demektir. "meveddet" yani Ümmû Habibe (r.a.)'ı tezvîc etmektir. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin, Ümmü Habibe ile evlendiği haberi, Ebû Süfyân'a geldiğinde, (Ümmü Habibe annemizin babası) Ebû Süfyân; -"Bu yiğidin artık burnu sürtülmez!" dedi. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular: -"Bilmiyorum! Hayber'in fethi sebebiyle mi yoksa Cafer'in gelmesi sebebiyle mi sevineyim?"

Necâşî'nin Oğlunun Denizde Boğulması

Cafer (r.a.)'ın Medine'ye varmasından sonra, Necâşî oğlunu (yani) Ezher bin Ashame bin Hürrü, Habeşistan'dan altmış kadar adamı ile beraber Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine gönderdi. Necâşî, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine şöyle bir mektup yazmıştı: -"Ya resûlallah (s.a.v.) hazretleri! Ben şahadet ederim ki, muhakkak ki sen gerçekten Allah'ın resulüsün Sâdık ve tasdîk olunmuşsun. Gerçekten sana bîat ettim. Senin amcan oğluna bîat ettim. Ben âlemlerin Rabbİ olan Allah'a teslim oldum. Sana oğlum Ezher'i gönderdim. Eğer sen benim kendimin gelmesini istersen, elbette bunu yapar ve sana gelirim. Selam senin üzerine olsun ey Allah'ın resulü (s.a.v.)!" Hazret-i Cafer (r.a.) ve ashabının ardından gemilere bindiler. Denizin ortasına vardıklarında boğuldular.

Sebeb-i Nüzul

Cafer (r.a.) hazretleri, Medine-i Münevvere'ye ulaştığı gün, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin huzuruna üzerlerinde yün elbiseler bulunan yetmiş kadar adam ile ulaştı. Onlardan altmış ikisi Habeşistanlı idi. Sekiz kişi de Şâm ehlindendi. Onların içinde Rahip Buhayr'da vardı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, onlara Yasin sûresini okudu, sonuna kadar... Onlar, Kur'ân-ı kerimi dinlediklerinde ağlamadılar. Hepsi iman ettiler. Ve onlar; -"Bu Kur'ân-ı kerim, İsa Aleyhisselâm'a indirilen incil'e ne kadar da benziyor!" dediler. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri; "Müminlere meveddetçe en yakınlarını da her halde "Biz nasârâyız." diyenler bulacaksın." Âyet-i kerimesini indirdi. Yani (Müslümanlara karşı sevgisi ve yakınlığı olanlar) Necâşî'nin elçileridir. Bunlar Cafer (r.a.) hazretleri ile beraber ge¬lenlerdir. Onlar yetmiş kişiydiler. Ve onlar manastır ashabı (ibâdet ehli) idiler....

Kıssis

"Bunun (sebebi): Bunların Müminlere karşı sevgi beslemelerinin sebebi, "Çünkü, bunların içinde vardır." Onların içinde olması sebebiyledir. "Keşişler..." 1- Âlimleri, 2- Âbidleri (ibâdet edenleri) 3- Ve reisleridir (başkanlarıdır...) "Keşişler..." kelimesi, mübalağa sîgasıdır. "Bir şeyi araştırma ve gece vakti peşine düşme" kelimesinden gelmektedir. Onlara, "Keşişler..." ismini verilmesinin se¬bebi, onların ilim araştırmaları, incelemeleri konusunda mübalağa etmelerindendir. Bunu Râgıb (r.h. müfredatında) buyurdular. Kutrub buyurdular: "Kıssîs" kelimesi, Rum dilinde âlim, demektir Urve bin Zübeyr buyurdular: Hıristiyanlar, İncil'i zayi ettiler. Hıristiyanların içinde, İncil'i bilen kalmadı. Hıristiyanların âlimlerinden İncil'i bilen sadece bir âlim kalmıştı. Onlardan hak ve din üzere kalan sadece bir kişi kalmıştı. O zatın ismi "Kıssîs" idi. O âlimin dini ve mezhebi üzere olan herkese "Kıssîs" denilir.

Ruhban

"Ve (târik-i dünya) rahipler vardır."

"rahipler" kelimesi,  "Rahip" kelimesinin cemiidir.
"Binici" Biniciler" kelimesi gibi.

Denildi ki: "rahipler" kelimesi, hem müfrede ve hem cemiye kullanılan bir kelimedir. vjhjül Manastırda korkuyla beraber ibâdet etmektir. Bu kelimenin nekre olarak gelmesi ise, kesreti ifâde etmek içindir. Elbette bunun kıssîs (keşişlerde) itibâr edilmesi gerekir. Bu da Hiristiyanlardan Müminlere karşı sevgiye delâlet etmekte¬dir. Muhakkak ki bir cinsin fertlerinin çoğunun bir hasletle vasıflanmasıdır. (Yoksa hepsinin yani bütün fertlerin değil...) Zira Yahudilerden hidâyet üzere olan bir kavim vardır. Abdullah bin Selâm (r.a.) ve benzerlerini görmüyor musun? Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: -"Hepsi bir değiller; Ehl-İ kitap içinden kalkınan bir üm¬met var, gece vakitleri Allah'ın âyetlerini okuyup secdelere ka¬panıyorlar. Allah'a inanırlar, âhiret gününe inanırlar, marufu emrederler, münkerden nehyederler, hayırlara koşuşurlar ve işte bunlar salihîndendirler." Lakin bunlar, kesret (çoğunlukta) değillerdi; Hıristiyanlarda olduğu gibi. Yahudilerden (iman edenler ve dünyaya haris olmayanlar azınlıkta oldukları için) kendilerine cins hükmü verilmedi.... "Ve bunlar kibretmezler." (2/428) Bu kavl-i şerif, "Çünkü, bunların içinde vardır." kavl-i şerifin üzerine atıftır. ' Yani muhakkak onlar, hakkı kabul etmekten kibirlenmezler. Kıssîs'ın ve ruhbanın hak olan sözünü anladıklarında hemen kabul ederler, tevazu gösterirler ve Yahudi¬ler gibi inkâr etmezler.

Övgüye Layık Ameller

Bu kavl-i şerifte; 1- Tevazu, 2- Büyüklük taslamamak, 3- İlim ve amele yönelmek 4- Şehvetlerden yüz çevirmek Ve benzeri hasletlerin; Gerçekten övgüye layık ve güzel olduğuna delildir. Velev ki bu hasletler kâfir bir kişide olsa bile....

Kâfirin İyilikleri

Derim ki: Allâhü Teâlâ hazretleri, kendisine selâmet versin (ve kendisine ganî ganî rahmet etsin) Şeyhim Allâme hazretlerinin yanında, zimmet ehlinin (Müslüman ülkesinde yaşayan bir gayri müslimin) mürüvvet ve iyiliği konuşuldu. Şeyhim Allâme hazretleri buyurdular: -"Mürüvvet, ezelî saadetin eserlerindendir. Umulur ki bu iyiliği, kendisini iman ve tevhide götürür. Ve akıbeti felah ve kurtuluş olur..."

Amelden Yoksun Olan

Hazır (k.s.) hazretleri buyurdular: -"Bir amel edelimî Yoksa mahcubiyet getirir. Utangaçlık verir... Bir cân metaının hazırlığını Götürür başka bir yere... Ve başka cihete çekeriz"


Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.