FANDOM


Bakınız

Şablon:Malik [ d]


Malik
Mâlik Cehennem meleklerinin reîsi
Melik-i yevm-id din Mâlik-i yevm-id din
مالك خازن النار
Melek - Mülk - Milk
Şablon:Melek

Bakınız

Şablon:Melek [ d]


Melek Melaike
Melekut Tedbir-ü melekût

Mâlik (Arapça مالك), Arapça bir kelime olup, "Mülk" kökünden türemiştir ve "bir mülke sahip olan" anlamını taşır. İslam inancında Mâlik cehennem'in yöneticisi olan meleğin ismidir. Kur'an'daki bu anlamdaki tek kullanımında, günahkârlar Mâlik'e, Allah'ın kendilerini yok etmesini isteyerek seslenirler, ancak orada sürekli kalacakları cevabı ile karşılaşırlar [1].

Ayrıca Mâlikü'l-Mülk şeklinde, "Dünya ve Âhiretin mülkü, yalnız ve mutlak olarak kendisinin olan" anlamında, Allah'ın adları'ndan biri olarak da geçer.

Bir hadisi şerifEdit

Peygamber efendimiz (s.a.v.) Ensârdan bir zâtın cenâzesinde bulunup, kabrine kadar gitti. Kabrin başında oturdu. Eshâb-ı kirâm (r.anhüm) etrafında oturdular.

Eshâb-ı kirâm, Peygamber efendimizin huzurunda bulunurlarken, edebe riâyetle öyle hareketsiz olurlardı ki, başlarına kuş konmuş gibi dururlardı.

Kabrin başında böyle hareketsiz beklerken, Resûlullah efendimiz mübârek başlarını kaldırıp iki veya üç defa, "Kabir azabından Allahü teâlâya sığınınız" buyurdu ve sonra şöyle devam etti: "Şüphesiz ki, mü'min bir kul, âhırete yönelmiş, dünyâdan kesilmiş bir hâlde iken melekler gelirler. Yüzleri beyaz olup, güneş gibi parlaktır. Yanlarında Cennet kefeni ve Cennet kokuları vardır»

Hastanın yanına otururlar. O kadar çok olurlar ki, gözün görebileceği yeri kaplarlar. Sonra ölüm meleği gelip, hastanın başucuna oturur ve "Ey Allahü teâlânın emirlerinden dışarı çıkmayan ruh! Allahü teâlânın mağfiretine, rızâsına çık" der.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) devam ederek buyurdu ki, "Ruh, su kabından suyun damlaması misâli çıkar. Melekler onu alırlar, ona duâ ederler ve ellerinde hiç bekletmeden, yanlarında getirdikleri Cennet kefenine sararlar, yanlarında getirdikleri güzel Cennet kokularını üzerine serperler. Ondan, öyle bir koku yayılır ki, yeryüzünde bulunan miskten daha güzeldir. Sonra o ruhu alıp yükseklere götürürler.

Yükselirlerken, yanlarına uğradıkları her melek kafilesi, "Bu temiz, güzel kokulu ruh kimindir?" derler. Onu taşıyan melekler, "Bu filân oğlu filânın ruhudur" deyip en güzel isimleri ile söylerler.

Bu şekilde, dünyâ semâsına kadar giderler, dünyâ semâsının kapısının açılmasını isterler. Dünyâ semâsının kapısı açılır. Çok güzel bir şekilde karşılarlar, uğurlanırlar. Bu karşılama ve uğurlama ile yedinci semâya kadar giderler.

Orada Allahü teâlânın şu fermanı gelir: "Onun sicilini ılliyyîn (Cennetlikler) arasında tutunuz. Onu yeryüzüne iade ediniz. Onları topraktan yarattık ve oraya iade edeceğiz. Sonra yine topraktan çıkaracağız." Sonra o ruh, cesedine iade olunur.

Sonra ona iki melek gelip derler ki,


  • "Rabbin kimdir?"
  • O, "Rabbim Allahtır" der.
  • Melekler "Dînin nedir?" derler.
  • O, "Dînim İslâmdır" der.
  • Melekler Hz. Peygamberi göstererek, "Bu zât hakkında ne dersin?" derler.
  • O, "O, Resûlullahtır (s.a.v.)" der.
  • Melekler, "Nereden biliyorsun?" derler.
  • O, "Allahın kitabını okudum. Ona îmân ettim. Onu tasdîk ettim" der.

Sonra Allahü teâlâ tarafından bir nida gelir. "Kulum doğru söyledi. Onun için Cennet yataklarından bir yatak düşeyin. Ona Cennet elbiselerinden bir elbise giydirin. Onun için Cennetten bir kapı açın ki, o kapıdan Cennetin hoş kokusu ve güzel rüzgârı gelsin,"

Sonra o kulun kabri, göz görebildiği ölçüde genişler. Bundan sonra ona güzel yüzlü, hoş kokulu bir kimse gelir, "Bugün sana, seni sevindirecek bir şeyi müjdelemek için geldim. O müjde, Allahü teâlânın sana olan iyilik va'didir." 


  • O kimse, bu gelen kimseye "Sen kimsin?" der. 
  • Sonra o kimse, "Yâ Rabbî! Kıyâmeti çabuk oldur. Ehlime ve hizmetçilerime kavuşayım" diye duâ eder."

Resûlullah (s.a.v.) bundan sonra, kâfir bir kimsenin durumunun nasıl olacağını şöyle anlattı:

"Kâfir olan bir kul, âhırete yönelmiş, dünyâdan kesilmiş hâlde iken, gökten melekler gelirler. Yüzleri simsiyah olup, gözün görebildiği kadar kalabalıktırlar, yanlarında bir çul parçası getirmişlerdir. Sonra melek-ül-mevt gelip, o kâfirin başucunda oturur ve


  • "Ey habîs ruh! Allahü teâlânın hoşnutsuzluğuna, gadabına çık!" der.

Bunun üzerine onun uzuvları parça parça olur. Onun ruhu; kızgın bir demirin, ıslak bir koyunun derisine bastırılıp çıkarılması gibi çıkar. Damarlar ve sinirler birlikte çekilir. Melekler, o çıkan ruhu hiç bekletmeden beraberlerinde getirdikleri çul parçasına atarlar. Cifeden daha kerih bir kokusu vardır. Bu haliyle onu alıp çıkarlar. Her uğradıkları melâike taifesi,


  • "Bu habîs ruh kimin?" diye sorarlar.
  • Melekler, "Bu filân oğlu filânın ruhudur" deyip en kabîh, çirkin isimleri ile tanıtırlar.

Bu hâl ile dünyâ semâsına varırlar. Birinci semânın kapısını çalarlar, kapı açılmaz."

Peygamberimiz burada, "Onlara gök kapıları açılmaz (ruhları göğe yükselemez) ve deve, iğnenin deliğinden geçinceye kadar (hiç bir zaman) Cennete giremezler." (A'râf-40) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve anlatmaya devam etti


  • "Allahü teâlâ tarafından bir nida gelir ki, "Onun sicilini Cehennemlikler arasında tutunuz. Bundan sonra o kâfirin ruhu fırlatılıp atılır."

Peygamber efendimiz (s.a.v.) burada, "Kim, Allahü teâlâya şirk koşarsa, sanki o gökten düşüp kuşa yem olana, rüzgârın uzağa savurduğuna benzer." (Hac-31) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudular.

Ve anlatmaya devam ettiler:

"O kâfirin ruhu böylece yuvarlanır. Sonra gelip cesede girer. Bundan sonra ona iki melek gelerek, yanına otururlar ve sorarlar.


  • "Rabbin kimdir?" O ise çok hayret edip,
  • "Ha... Ben bilmem" der.
  • Melekler, "Dînin nedir?" diye sorarlar.
  • O ise aynı şekilde "Ben bilmem" der.
  • Melekler, Peygamber efendimizi (s.a.v.) işaret ederek "Size gönderilen bu zât hakkında ne dersin?" derler.
  • O yine "Ben bilmem" der.
  • Bundan sonra bir nida gelir. "Kulum yalan söyledi. Ona ateşten bir yatak hazırlayın ve ateşten bir elbise giydirin ve ona Cehennemden bir kapı açın."

Böylece Cehennemin sıcaklığı ve zehirli havası onu sarar. Kabri onu sıkar, kaburga kemikleri birbirine geçer. Bundan sonra bir kimse gelir ki, kokusu pis, elbisesi çok çirkindir.


  • O kâfire, "Sana va'd olunan kötü hâlleri haber vermeye geldim" der.
  • O ise "Sen kimsin?" der. O gelen "Ben senin kötü amellerinim" deyince, kâfir, "Yâ Rabbi! Kıyâmeti vuku' buldurma! Yâ Rabbi! Kıyâmeti vuku' buldurma!" der.

Diğer bir haberde geldi ki:

Mîzânda (terazide) günâhları ağır gelen müslümanlar Cehenneme doğru yol alırlarken,


  • "Yâ Muhammed (s.a.v.), imdadımıza yetiş!" derler.

Fakat Cehennem meleklerinin reîsi Mâlik'i görünce, onun heybetinden Muhammed aleyhisselâmın ismini unuturlar.


  • Mâlik onlara "Sizler kimlersiniz?" diye sorar.
  • Onlar, "Bizler üzerimize Kur'ân-ı kerîm indirilen kavimdeniz. Bizler Ramazan'da oruç tutardık" derler.
  • Mâlik "Kur'ân-ı kerîm, Muhammed aleyhisselâma indirildi" der. Onlar Muhammed aleyhisselâmın ismini duyunca haykırırlar ve "İşte biz, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ümmetindeniz" derler.
  • Mâlik onlara, "Peki, Kur'ân-ı kerîmde, Allahü teâlânın yasak ettiği şeyleri yapmaktan men eden bin ma'nâ yok muydu?" der.

Böyle konuşup giderlerken Cehenneme ve zebanî meleklerine yaklaşmış olurlar.


  • Cehenneme ve zebanîlere bakarlar ve derler ki "Yâ Mâlik! Bize izin ver de hâlimize ağlıyalım."

Kendilerine izin verilir. Gözlerinden yaş yerine kan gelinceye kadar ağlarlar.


  • Mâlik onlara, "Bu ağlama ne güzel. Keşke dünyâda iken böyle Allah korkusundan ağlasaydınız, sizi ateşten korurdu. Fakat bugünkü ağlamanızın fâidesi yoktur."
  • Sonra Mâlik, orada vazifeli bulunan zebânî meleklerine, "Onları ateşe atın" emrini verir.
  • Onlar da Cehenneme atarlar.
  • Cehenneme atılan bu mü'minler hemen, "Lâ ilâhe illallah" derler.
  • Bunun üzerine ateş, onlardan uzaklaşır. Mâlik, "Yâ Nâr! Onları tut!" der.
  • Ateş, "Onları nasıl tutabilirim ki (Lâ ilâhe illallah) diyorlar" der.
  • Mâlik tekrar tutması için emir verir. Ateş yine aynı cevâbı verir.
  • Bunun üzerine Mâlik, ateşe "Evet, tutacaksın. Çünkü Allahü teâlâ öyle emrediyor" der. Sonra ateş onları tutar. Ba'zılarının ayaklarına kadar, ba'zılarının diz kapaklarına kadar, ba'zılarının bellerine kadar ve ba'zılarının da boğazlarına kadar ateş çıkar.
  • Ateş yüzlerine doğru yükselince, Mâlik ateşe emredip; "Yüzlerini yakma ki, dünyâda iken çok secde ettiler.
  • Kalblerini de yakma ki, çok Ramazan orucu tuttular, susadılar" der.
  • Sonra şöyle duâ ederler,"Ey merhametlilerin en merhametlisi! Ey iyilik sahibi! Ey ihsan sahibi!"

Allahü teâlâ, onlar için verdiği hükmü böylece infaz ettikten sonra Cebrâil aleyhisselâma,


  • "Yâ Cebrâil! Ümmet-i Muhammedin âsî olanlarının hâli nasıldır?" buyurur.
  • Hz. Cebrâil der ki, "Yâ Rabbî! Onları en iyi bilen sensin" der.
  • Allahü teâlâ "Git! Onların hâlini öğren" buyurur.
  • Cebrâil (a.s.) Mâlik'e gider. Mâlik'i, Cehennem ortasında ateşten bir minber üzerinde oturur hâlde görür. 
  • Hz. Cebrâil'i görünce, "Yâ Cebrâil! Buraya gelmene sebep nedir?" der.
  • Hz. Cebrâil, "Ümmet-i Muhammedin âsîlerinin halleri nasıldır?" diye sorar.
  • Mâlik, "Hâlleri çok fena, yerleri çok dar. Ateş onların cisimlerini yaktı. Etleri yandı. Kalbleri ve yüzleri kaldı. Oralarında da îmân parlar" der.
  • Cebrâil (a.s.) "Onlardan perdeyi kaldır da hâllerini bir göreyim!"
  • Mâlik, oradaki vazifeli meleklere emreder. Onlar da perdeyi kaldırırlar.
  • Cehennem ehli, Hz. Cebrâil'e bakarlar ve onun hüsn-i cemâlini görünce anlarlar, ki, o azâb melâikelerinden değildir.
  • "Bu zât kimdir ki, biz hiç kendisinden daha güzel birini görmedik?" derler.
  • Mâlik der ki; "Bu kerem sahibi Cebrâil aleyhisselâmdır ki, Rabbinden Muhammed aleyhisselâma vahiy getirirdi. Onlar, Muhammed aleyhisselâmın mübârek ismini duyunca, hep birden bağırırlar ve "Ey Cebrâil! (a.s.) Hz. Muhammed'e (s.a.v.) bizden selâm söyle, O'na, bizim günâhlarımız, seninle bizim bir araya gelmemize engel oldu de ve kötü hâlimizi anlat" derler.
  • Sonra Cebrâil (a.s.) Allahü teâlânın huzuruna gelir. Allahü teâlâ "Ümmet-i Muhammedi nasıl buldun?" buyurur.
  • Hz. Cebrâil "Yâ Rabbî! Onların hâli çok kötü, yerleri de pek dar" der.
  • Allahü teâlâ, "Senden birşey istediler mi?" buyurur.
  • Cebrâil aleyhisselâm "Evet yâ Rabbî! Kendilerinden Peygamberlerine selâm götürmemi ve kötü hâllerini kendisine haber vermemi istediler."
  • Allahü teâlâ, "O halde, selâmlanın ve haberlerini kendisine bildir" buyurur.
  • Cebrâil (a.s.) Hz. Muhammed'e (s.a.v.) gelir. O'nu inciden yapılmış beyaz bir köşkte bulur. Köşkün tam dörtbin kapısı vardır. Her kapının çevresi iki sıra sırma altın ile süslüdür. 
  • Cebrâil (a.s.), "Yâ Muhammed! (s.a.v.) Ümmetinden, Cehennemde azâb gören âsilerin yanından geldim. Sana selâm söylediler ve hâllerinin çok kötü olduğunu, yerlerinin pek dar olduğunu sana haber vermemi istediler" der.
  • Muhammed aleyhisselâm, Arş-ı a'lânın altına gidip, secdeye kapanır ve Allahü teâlâyı öyle sena eder ki, o zamana kadar hiç kimse öyle sena etmemiştir.
  • Bundan sonra Allahü teâlâ, "Başını kaldır ve iste! İstediğin verilecek. Şefâat et! Şefâatin kabul edilecek" buyurur.
  • Hz. Muhammed (s.a.v.), "Yâ Rabbî! Ümmetimden şakî olanlar hakkındaki hükmünü infaz ettin, onlar için şefâatimi kabul buyur" diye duâ eder.
  • Allahü teâlâ, "Onlar hakkında seni şefâatçi kıldım. Cehenneme git. Lâ ilâhe illallah diyenleri oradan çıkar" buyurur.
  • Muhammed aleyhisselâm gider. Mâlik O'nu görünce ta'zîm ile karşılar.
  • Ona "Ya Mâlik! Ümmetimin Cehennemlik olanlarının hâli nicedir?" diye sorunca
  • Mâlik "Hâlleri çok kötü ve yerleri de pek dardır" der,
  • Muhammed aleyhisselâm, "Kapıyı aç ve perdeyi kaldır" buyurur.
  • Kapı açılır, perde kalkar.
  • Cehennem ehli, Muhammed aleyhisselâmı görünce hep birden feryâd ederek "Yâ Resûlallah! Ateş derilerimizi yakıp, ciğerlerimize işledi" derler.
  • Muhammed aleyhisselâm, onların hepsini oradan çıkarır. Onlar ateşte yanmakla kömür olmuşlardır.
  • Muhammed aleyhisselâm onları, cennetin kapısında bulunan ve hayat nehri diye isimlendirilen nehre getirir. Onlar bu nehirde yıkanırlar. Nehirden çıktıklarında genç delikanlı olarak çıkarlar ki, gözleri sürmeli, yüzleri çok güzeldir.
  • Alınlarında "Bunlar, Rahmanın ateşten âzâd ettiği Cehennemliklerdir" yazısı bulunur. Sonra bunlar Cennete girerler.
  • Cehennemde azâb görmekte olan kâfirler bu hâli görünce, "Keşke biz de müslüman olaydık. Şimdi biz de Cehennemden çıkmış olurduk" derler.."

"Kıyâmet günü dünyâ , saçları dağılarak birbirine karışmış, mosmor, sivri köpek dişleri dışarıya kadar çıkık, kara, çirkin suratlı bir yaşlı kadın suretinde getirilir. Bu haliyle orada olanlara gösterilir. Mahşer ehli ondan iğrenirler. Mahşer enline denilir ki, "Siz bunu tanıyor musunuz?" Onlar, "Biz onu tanımaktan Allahü teâlâya sığınırız" derler. Onlara "İşte bu, uğrunda birbirinize girip dövüştüğünüz, ondan elde ettiklerinizle de birbirinize karşı övündüğünüz dünyâdır" denilir. Sonra emredilir, dünyâ bu haliyle Cehenneme atılır. O zaman der ki, "Yâ Rabbî! Hani benim dostlarım? Hani bana tâbi olanlar, gönül verenler?" der. Sonra bu söyledikleri de Cehenneme atılır. Dünyâ Cehenneme atılır, fakat ona azâb edilmez. Cehennemliklere dünyânın kötülüğü anlatılmak için böyle gösterilir."

Ayrıca bakınız Edit

Kaynakça Edit

  1. Zuhruf Suresi 77. ayet


ar:مالك خازن النار de:Malik der Wächter en:Maalik id:Malik (malaikat) ms:Malik

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.