FANDOM


Pâdişâh hazinesinden üçbin kese çıkardı. Karadeniz’de Canik sancağıyla Amasya, Ereğli şehirlerine, Kocaeli livâsına, İzmit’e, kemerler tarafında olan yüzyirmibeş parça kazâlara itimâta değer kapıcıbaşılar, kereste satın almaya gittiler. Üç yüz kadar kadırga yapılması için tersâne-i âmireye «Devlet tersânesine» keresteler getirildi. Evvelâ İzmit Paşası Baltacı Paşa da, Alemdağı ve Kapıdağından keresteler bağlanıp o kadar ağaçlar geldi ki, bütün iskeleler ve tersâne gözleri kereste ile doldu. Bütün adalardan usta marangozlar gelerek tersânenin her gözünde birer kadırga bodoslaması kurup, haftada birer kadırga yapılmaya başladı. Başkaca bir baştardayı hümâyun, on adet para mavna yapılıp, tersânei âmire, adam deryası kesildi. Bütün Anadolu ve Rumeli eyâletlerindeki kapıcıbaşılar, asker sürücü vezirler gidip, islam askeri toplamaya başladı. Hünkâr hasekisi ve mirâlemler, Cezâyir, Tunus, Fas, Trablus’a onbin altın barut parası ile gidip «ilkbaharda kaptan paşaya katılasız» deyu hattı şerifler götürdüler. Onlar da hazır oldular. Bu gazâ hazırlığı dostlara destan oldu. Amma «Elmânâ fi batnı şâir - Mânâ şairin karnındadır.» anlamınca bu sefer, saadetli padişah ve Kara Mustafa Paşa, vezir ile Şeyhülislâm efendi arasında bir sır gibi kalıp ne tarafa gideceği kimsenin malûmu değildi. Sonra pâdişah hazretleri bir sureti aşağıya yazılı olan fetvâ-i şerifi çıkardı. (!?).


Fetvâyı şerif sûreti Edit

Evvelce bir vilayet islam ülkesi olup günler geçince oraları kâfirler istilâ ederek, câmiler, mescitler, medreseler, minâre, mahfiller,sapık âyinli küffâr ile dolu olsa ve nice çirkin işlerle yol kesip, hacıların ve tüccarların geçeceği yolları kesip yağma etseler, Muhammed dinine, islâmiyetin şânına zarar verseler her tarafa kötü hareketlerini duyursalar islam dini pâdişâhı İslam hamiyeti gereğince adı geçen ülkeleri yere batası kâfirlerin elinden alıp, islâmâlemine katmaya kaadir olur mu? Beyan buyrula…

«El cevap, Allahü âlem islâm pâdişâhının kafirlerle barış ve selâmet üzere olması o zaman meşrû olur ki bu selâmet ve emniyet bütün müslümanlara menfaat temin ede. Öyle olmasa asla barış meşrû değildir! Menfaat görünüp devamlı veya geçici olduktan sonra menfaatlı zamanda sulhun bozulması daha faydalı görülse elbette bozmak vâciptir ve lâzımdır.(!?) Hattâ Hazreti Peygamber efendimiz Mekkelilerle barış yapmıştı. Altıncı senede Hazreti Ali (K.V) barışı bozmayı daha faydalı görüp barışa aykırı bazı işler işledi (böyle bir şey yok…) Hicretin sekizinci senesi Mekke-i mükerreme üzerine varılıp bizzat Hazreti Fahri kâinat Mekke gazâsında bulunup fethettiler. Saâdetlü pâdişâh dahi Peygamber sünnetine uysunlar. Gazâlarını Allah mübarek eylesin. Ketebehül fakir el Hakîr» Bu fetvâyı, cem mertebeli pâdişâh eline alıp gûyâ bir sağlam ipe sarıldı. O gün Ebâ Eyyüb Hazretlerinin ziyâretlerine varıp, orada şeyhülislâ efendi kemerine iki yerden «Neveytül gazâza-gazâya niyet ettim » deyip,Hazreti Ömerin kılıcını bağladı.Oradan tersâne bahçesine göç edip,ikiyüz parça kadırgayı bütün levâzımatı ile tamamlıyarak islam askeri ile ağız ağza doldurdu. Elli parça kadırga da Unkapanı iskelesine yanaşıp, donanma ağası, Kul kethüdâsı ve başçavuş, serdarıâzam muhzırı bütün otuz altı oda yeniçeri ki mevcudu isim ve resimle onbin kişi idi on oda topçu ve on oda cebeci, ki bu ikisi de beşbin kadardı, hazırlandılar. Yeniçeriler kadırgalara, cebeciler mavnalara girip hazır oldular…

Bir taraftan Rumeli mutasarrıfı paşa, kapı askeri ile, eyâletinde olan yirmidört sancak beyi dahi askerleriyle, bütün zeâmet ve tımar yirmiiki bin seksen kadar asker cebelû leri ve diğer yamakları ile yirmiyedibin olup, Boğazhisara gelmeye memur oldular. Anadolu’dan da mutasarrıf vezir paşa ile ondört sancağında olan 199 kılıç zeâmet, 5589 kılıç tımar cebeli paşa askeri vesâiresi ile yirmi bin kadar asker toplanıp Boğazhisar’a gelmek için emir aldılar…

Kaptan Paşa Şam, Halep, Diyarbakır, Maraş, Adana, Karaman, Sivas, Trabzon eyâletleri bütün paşa askeri, tımar ve zeâmet sâhipleri kanun üzere cebeliler ile yetmişbin asker olup, hepsi gemilerile Boğazhisara gelmeye memur oldular.

Asker sürücü Haseki ve vezirler ve kapıcıbaşıların bütün askerleri Boğazhisarda hazır oldukları haberi gelince İstanbul’da dört aşağı bölükler ve gemilere ağalarıyla girip hazır oldular. Nevruzda Sarayburnunda ikiyüz parça kadırga, baştarda ve kalite, oniki kadar kara ejderhâ gibi mavna, yüz parça firkate, karaka, karavana, kalyon, buten(?), penk(?) , şitye (?), şayka Karamürsel ve taburna(?) adlı gemiler hazırlanıp üstlerine lâğımcı, ahır mühimmâtı ve lüzumlu eşyası, cephânelerini koyarak hepsi yediyüz parça yelken demir attılar. Başta olan âyan ve büyükler gemilerinin filikalarına binip, Sarayburnunda Sinan Paşa köşkünde bütün ülemâ ve vezirlerile oturan İbrahim hanın huzuruna vardılar. Seferi Hümâyûna memur olan vezirlere, mirimiran kaptanlara, ağalara, çorbacılara, binyediyüz hil’at giydirilip duâ ve hayır methiyeler ile herkes gemilerine gitti.

Serdar-ı muazzam Yusuf Paşa, sadrazam Kara Mustafa Paşa, Şeyhülislâm yalnız kalıp, Aristo tedbirli pâdişâh sevgili Yusuf Paşa serdarının elini eline alıp, bir köşeye vardılar. Şu şekilde konuştular :

Pâdişâh – Baka Yusuf! Ne tarafa sefere gidiyorsun ?

Yusuf Paşa – Malta gazâsına gidiyorum.

Pâdişâh – inşallah hayy ve kayyûm olan Allah’ın takdiri ile Girid adası gazâsına seni memur eyledim. Olmaya ki bu sırrı başka bir adama çıtlatasın. Aslâ hiçbir kimsenin haberi olmasın. Ağzından «Malta gazâsına memuruz» sözünden başka bir cevap çıkmasın. Evvelâ yolun üzerinde olan Girid adasının önünden geçip Malta’ya doğru git… sonra Mora adasında bir iki gün misafir olup sonra oradan bir gece kalkıp Girit’e dön. Şafili vaktinde adaya asker döküp evvelâ Todori kalelerini fethedip bir sığınak yapacak yer eyle. Sonra Hanyaya ordu döküp, kuş atıp fetheyle sana nasihat ve vâsiyetim budur. İnşallâh fetihten sonra zaferle gelirsin de sana karşılığını veririm. Emin ol ki hakkın huzuruna alnın açık yüzün ak gidersin. Ama soranlara «Malta’ya gidiyorum» diyesin ki, diğer düşmanlar seyir ve hareketinden haberleri olmaya…

İbrâhim Han, Yusuf Paşa’ya şu şekilde tembih ve nasihat ettikten sonra iki kat sırmalı hil’at giydirilip alnından öperek «Yürü! Âlemlerin rabbi olan Allah yardımcı ve dayanağın olsun.» diye duâlar etti. Yusuf Paşa dahi yer öpüp kayığı ile baştardaya geldi.

Müneccimbaşı Çelebi Efendi, müneccim Hasan Keferî,müneccimik efendi, Sadreddinzâde efendi ki, bunlar yıldız ilminde çok ileri gitmiş kimselerdir, keşifleri ile Usturlap ilmi üzere uğurlu saati buldular.

Serdarı muazzama dediler «Sultanım! Bu an uğurlu gündür. Hareket buyurun! » Bunun üzerine kaptan paşa ve Serdar-ı Muazzam Yusuf Paşa Salya demir diye emredince yediyüz yerden cengî harbiler çalınıp evvelâ baştardana gülbenki Muhammedî çekildi. Sonra bir yaylım tüfek ve bir yaylım top sesleri gökleri tutup denizin yüzü siyah barut yüzünden Karadeniz gibi siyah oldu. Gülbengi Muhammed’i sesinden yer ve gök dolup bu şekilde üç yaylım tüfek şenlikleri olduktan sonra baştardayı hümâyun evvelâ avanta edip, çalıcı mehterbaşı segâh faslı yaparak Sinân Paşa köşkü önüne geldi. Musâhip ve Serdârı Ekrem Yusuf Paşa Padişahı ve Sadrazam Kara Mustafa Paşayı selâmlayıp geçince bütün gemiler alay alay turna katarı gibi Sarayburnundan dışarı çıktılar. Bütün gemiler yelkenleri açıp, bir yaylım top şenliği ettiler. Uygun hava ile ve akyüz ile Akdeniz’e doğru açıldılar. Bütün İstanbul ahalisi «Hava uygun düştü inşallâh zafer ile döner.» diye aslan gönüllü serdarı muazzama hayır duâlar eylediler. Bu hakir dâhi Serdar-ı Ekrem efendimizin müezzimbaşısı olup, baştardayı hümâyûnda hâzîne kâtibi İbrâhim Çelebi ile beraber olduk.

Hurma şırası ve şeker kamışı yiyerek, zevk ve safâ ederek bir gün bir gecede Gelibolu kalesine geldik.

Gemiler burada demir atıp, kaleden «Hoş geldin» ve donanma gemilerinden de selâmet topları atıldı. Bütün müslüman gazileri Gelibolu tersânesine çıkıp, herkes işiyle meşkul oldu. Elli parça Cezâyir, Tunus, Trablus kalyonlarına, Rumeli askerlerinin memur olanlarını kodular. Karşı Anadolu tarafında Çardak denilen iskeleden sefere memur olan Şam ve Halep ve diğer on bre hâlet askeri hepsi gemilere yiyecek ve içeceklerini yerleştirerek bir gün bir gecede doldurup ikinci günde yine bir yaylım top ve tüfek şenlikleri oldu. Asker kâfi derecede su alarak uygun bir hava ile bütün gemiler kartal kanadı yelkenler açarak Bozcaada’nın önünden geçtik. O gün on parça perâkende firkate ile Karabatak ve İnebahtılı Durak ileri gidip, onar mil uzaklıkta karakola klavuzluk etmeye memur oldular. Onlara da hil’atler ihsan olundu. Hizmeti güzelce yaparlarsa tersâne âmiri beyliğide verileceği vâdolundu. O gün ( ) (1) adasına vardık. Orada üç gün kalıp oradan da islâm askeri alınarak bütün gemiler sulandı. Baştardada filândıra bayrağı dikilip bir güç topu atılarak üçüncü topta avanta edilip göç borusu çalındı.

Buradan kalkıp uygun hava ile giderek ( ) (2) adasında demir atıldı. Buradan asker alınıp gemiler sulandı. Ve buradan da kalkılıp İstendi adasına gelindi. Burası Venediklerin elinde idi. Generalinden, serdâr-ı erkeme hediye geldiysede asla itibar olunmadı. Oradan geçilerek Değirmenlik adasına varıldı. Burası Osmanlılarındır. Kapıdan Paşa hasıdır. Oradan geçerek Temâşalık burnu ilini geçüp, «Atina kalesine geldik…

Buradan ilerleyip, Termis kalesine vardık. Mora adasındadır. Buradan da geçerek Anapoli büyük limana geldik.

Anapoli Kalesi: Anapolya dahi derler.Mora adasında büyük limanın sonunda bir yalçın kaya üzerinde sarp ve sağlam bir kaledir. Fakat buraları istediğimiz gibi seyredemedik. Bu limanda Rumeli eyâletinin yirmiyedi bin kadar sefere memur olan askeri ile bütün yiyecek ve içeceklerini gemiye doldurduk. Bir gün bir geceden sonra göç kûsları büyük davul çalındı. Buradan da yıldız rüzgârı ile çıkıp Benefşe kalesine geldik. Limansız açık bir yer olduğundan buradaki islâm askerini acele alup, o gün yine uygun bir hava ile Menekşe burnundan Girit adası önünden geçtik ise de, asla bakmayıb, Malta adası diyerek Çukalar adalarına geldik. Buraları Venedik kâfiri idaresinde birbirine yakın sağlam kaleli adalardır. Bunların önünden geçip, yıldız tarafına dönerek, Koron kalesi önünden geçtik oradan da ilerde Modon sağlam kalesinin önünden geçerek, batı tarafına dönüp, Burak adasına geldik. Mora adasına yakın bir adacıktır. Buradan da ileri giderek Anavarin - Navarin kalesine geldik.

Anavarin Kalesi : Mora adası büyük bir limandır. İki kalesi vardır. Eliri aşağı liman ağzı kayalarında, biri gökyüzüyle beraber kayalar üzerindedir. Burada oturmak üzere demir atıldı. Derhâl pâdişâh donanmasının hareketleri ağır olan on parça tersânenin çakal gemilerini boşaltıp lüzumlu eşya ve mühimmâtını, cephânelerini, askerlerini, kürekçilerini diğer gemilere yüklediler. Su alınıp tedârik görülüp, hareket olunarak bu limana yakın Zakelse ve Kefalonyog adalarına varıldı. Buraları da Venediklilerin elindedir. Generalleri barut, gülle, kurşun, diğer çuha, kumaş hediyeleri getirip, Serdârı Muazzama da «Gazâmız mübârek ola» dediler. Fakat maksatları casusluk idi. Gördüler ki Osmanlıların seferi Malta üzerindedir, gönülleri rahat ederek cehennem olası adalarına döndüler.

Bu limanda da Mora ve Arnavutluk yiğitlerinden üçbin kadar seçme asker gemilerine ıskarça olup bütün Allah uğruna cenk eden askerlerin işleri görülüp sulandılar. Âbı hayat gibi suyu hoş bir nehir bu limanda denize karışır. Üçüncü günde filandırâ dikilip göç boruları çalındı. Bu büyük limandan dokuzyüz parça yelkenli gemiler çıkıp kapıdan Karabatak ve Durağ’ın on tane uçkun fırkaterileri beşer altışar mil ileri giderken Malta tarafına yollandı. Bütün asker anladılar ki donunmâyı Hümâyun Malta’ya vardılar… Öğle vakti olup o amansız denizin ortasına varınca, Serdâr-ı Muazzam Büyük Kumandan kahraman Yusuf Paşa baştardayı hümâyun ile göz kapayıp açıncaya kadar geri dönerek geldikleri yola dümeni çevirip, Kaşfa Alafanta deyip yelkenle yine Çukalar önünden geçince hemen Çuka adası kalesinin dört tarafından ateş işaretleri ve işaret topları atılmaya başlandı. Derhal güneş batarken o karanlık gecede girip büyük adasına varıldı.

_____________

(1) Burada, adanın adı boş bırakılmıştır.Limni adası olsa gerektir. (2) Burası da açık bırakılmıştır.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.