FANDOM


istanbul adı Mesnevide de geçmektedir. Konstanipolisden önceki adıdır sthymepolis=mecma’ulbahreyn Boğaz şehri. is tin polisden geldiği halk uydurmasıdır.

HDKDEdit

"Musâ aleyhisselâm rabbına suâl edib «ya rabb! kullarının sana en sevgilisi hangisidir? »

Demiş, buyurulmuş ki «beni zikreden ve unutmıyan »,

«eyh en hâkim kulun hangisi?» 

Demiş, buyurulmuş ki «hakk ile hukmeden ve hevasına uymıyan»,

«en âlim kulun kim? »

demiş, buyurulmuş ki «belki bir kelimeyi rast gelirim de bir hidayete delâlet eder veya bir felâketten kurtarır diye nasın ılmini tetebbu' ile kendi ılmine zammeden».



Binaenaleyh Musâ aleyhisselâm demiş ki «yarabbi kullarından benden a'lemi varsa bana göster», «var» buyurulmuş «o halde onu nerede arayayım» demiş «Mecmeulbahreynde sahrenin yanında balığı gaib edeceğin yerde» diye ilh... ta'rif buyurulmuş.

MecmaülbahreynEdit

ßv¤à É aÛ¤j z¤Š í¤å¡› -

İki denizin cemolduğu yer ki zâhir olan bir boğaz olmasıdır.

Ka'bi Kurazi

Netekim Kâ'bi kurazîden Tanca, ya'ni Sebte boğazı olduğu rivayet edilmiştir.

Übeyd

Übeyden de Afrikiyye olduğu menkuldür.

Mücahit ve Katade Süveyş kanalının açıldığı berzahı tarif eder

Lâkin mücahid ve Katadeden Bahrı farıs ile Bahrı rum un mültekası diye rivayet olunmuştur. Bu surette murad bir boğaz değil, birberzah olmak ıktıza eder. Çünkü Bahri faris Basra körfezi , Bahrı rum da Akdeniz olduğuna göre Basra körfezi ile Ak denizi birleştirir bir boğaz yoktur. Binaenaleyh bu olsa olsa Bahrı farisin mensub olduğu Bahri muhıtı hindîile Ak deniz arasında Süveyş kanalı nın açıldığı bir berzah olsa gerektir. Sahre den zâhir olan da Kudüsteki ma'rufSahretullah olmak çok muhtemildir.

İbni Atıyye

İbni Atıyye demiştir ki «o - ya'ni Bahri faris - Bahrı muhıttan bir koldur ki Azerbaycanın arkasından başlıyan Faris arzında Şimalden Cenubadır. Şu halde bu kavle göre bahreynin ictima'gâhı iki denizin berrüşam ı velyeden cihetten ictimaına rüknolan yerdir» . Müfessirîn burada bahreyn kelimesini bahrin tesniyesi olmak üzere iki deniz ma'nâsına telâkkı etmiş, bir ismi hass olmasını nazarı i'tibara almamış görünüyorlar.

Halbuki Mu'cemülbüldan da mezkûr olduğu vechile Bahreyn, Bahrı muhıtı hindî sahilinde Basra ile Umân arasında bilâdı müteaddideyi muhtevi bir kıt'anın ismi hassı olduğu da ma'lûm bulunduğundan bu ma'nâ mülâhaza edilecek olursa mecmeulbahreyn, Bahreyn kıt'asının toplu yeri veya mekarrı demek olur. İsmi hass, ismi ammdan daha zâhir olmak i'tibariyle bu ma'nâ, hem açık hem de sebte boğazından akrebdir. Daha evvel Medyene gitmiş olan Musânın ba'dehu Bahreyne bir seyahati de müsteb'ad değildir. Ancak müfessirîn, buna taarruz etmemiş olduklarından naklen kuvvei te'yidiyyesi bulunamıyor.

İstanbul boğazı

İstanbul boğazı hakkındaki şayiada da böyledir. Müfessirînin bu ma'nâyı kale almamalarının sebebi allahü a'lem bundan sonraki ayette tesniye zamiri ile «ßv¤à É 2 î¤ä¡è¡à b » buyurulmuş olmasıdır. Zira ismi hassolsa idi zamir müfred olacaktı, maamafih bu tesniye zamirini Musâ ile sahibine görenlerde olmuştur. Bir de ba'zıları buradaki bahreynin biri acı biri tatlı, ya'ni bir nehir olduğuna kail olduğu gibi diğer ba'zıları da Azerbaycan tarafındaki «Kürr ve ress » nehirleri olduğunu söylemiştir. «ëa •¤z bl aÛŠ££¡ ëÓ¢Š¢ëã¦b 2 î¤å ‡¨Û¡Ù » bak» nihayet mecmeul'bahreyn iki ılim denizi demek olan Musâ ile Hızırın içtima' ettikleri mahal demektir diyenler olmuştur. Keşşaf bunun hakkında: bid'at tefsirlerden demiş, Ebû Hayyan : bu bâtıniyye tefsirine benziyor demiş, daha bir çoklariyle beraber sofiyyeden olan Nîsaburî tefsirinde dahi redd-ü cerholunmuştur. Maamafih şunu ı'tiraf etmek lâzım gelir ki bu ma'nâ lâfzan baıd olmakla beraber mealen sabittir. Çünkü bervechi balâ naklolunan ıhtilâfat karşısında «ßv¤à É aÛ¤j z¤Š í¤å¡» ifadesinden anlaşılabilen kat'î müfad Musâ ile Hızırın buluşacakları bir mahal olmasından ıbaret kalıyor.

61.ÏÜà£b 2 ÜÌb ßv¤à É 2 î¤ä¡è¡à b› Vaktâ ki ikisi arasının mecma ına vardılar - burada «ßv¤à Èè¢à b » buyurulmayıp da araya bir de «beyn » ılâve edilmiş olmasının nüktesi düşünülmelidir. ãŽ¡,îb y¢ìm è¢à b›balıklarını unuttular - ya'ni aradıklarını bulmak için nişane olacak olan balığın ne halde olduğuna dikkat etmek hatırlarına gelmedi. Siyaktan anlaşılıyor ki Musâ, sormayı unuttu, fetâsı da söylemeyi unuttu ilerideki «a¨m¡äb ˆ a¬õãb » dan anlaşılacağı üzere bu balık demek ki yiyecekleri gıdaları idi, binaenaleyh diri değil idi Ïbm£‚ˆ j©îÜé¢ Ï¡ó aÛ¤j z¤Š¡ Š 2¦b› halbuki o denizdeki yolunu tutmuş bir deliğe girmişti - demek ki ölülerin dirilmesine nümune olan bir mu'cize vuku' bulmuştu. Musânın haberi olmadığınna nazaran bu artık aranan zatın bir mu'cizesi oluyordu. Fetâ bunu görmüş her nasılsa haber vermeyi unutmuştu, onun için varacakları yere vardıklarının farkına varamıyarak geçtiler gittiler

62.ÏÜà£b u bë‹a Ób4 Û¡1 n¨îé¢ a¨m¡äb ˆ a¬õãb9› ilh.. -

63.Ób4 › Fetâ dedi ki a "‰a í¤o a¡‡¤ a ëí¤äb¬ a¡Ûó aÛ–£‚¤Š ñ¡ Ïb¡ã£©ó ㎩,îo¢ aÛ¤z¢ìp 9›" gördün mü sahreye sığındığımızda ben balığı unutmuşum - ya'ni orada ne olduğunu söylememişim. -Müfessirînin ifadelerinden buradaki sahre deniz kenarında meçhul bir kaya imiş gibi anlaşılıyor. Çünkü balığın denize gittiği zikrolunmasından bu kayanın da deniz kenarında olması ıktiza eder gibidir. Fakat biz bunun Kudüsteki ma'ruf Sahre olduğuna hukmetmek istiyoruz. Zira «essahre » den zâhir ve mütebadir olan budur. Balığın denizdeki yolunu tutup bir deliğe girmiş olması da orada bir su deliğine sıçramış olmasiyle izah olunabilir. Filvakı' bu sahrenin yanında Musâ ile Hızır buluştuğundan sonra ileride «Ïbã¤ÀÜÔ®b y n£¨ó¬ a¡‡a ‰×¡j b Ï¡ó aێ£1©îäò¡» buyurulacağı vechile gemiye bininceye kadar hayli gitmiş olduklarına nazaran buradan denize kadar epiy bir mesafe bulunduğu da anlaşılmaz değildir. Ve Allahü a'lem, bu suretle bu vak'ada Sahrenin takdisi mündericdir.

ëßb¬ a 㤎bã©îé¢ a¡Û£b aÛ’£,î¤Àbæ¢ a æ¤ a ‡¤×¢Š ê¢7› onu söylememi bana her halde Şeytan unutturdu - yoksa bu unutulacak gibi bir şey değildi ëam£‚ˆ j©îÜé¢ Ï¡ó aÛ¤j z¤Š¡> Çv j¦b› acaib bir surette denizdeki yolunu tutu vermişti. Fetânın bu ıhbar ve ı'tizarına karşı Musâ 64. Ób4 ‡¨Û¡Ù ßb ×¢ä£b ãj¤Í¡>› o işte aradığımız ya dedi - burada «nebği » fı'li müzariı meczum olmadığından kıyasen «ãjÌó» nebği okunmalıidi, fakat alâ hılâfil kıyas olarak «yâ» hazfedilmiştir ki bu hazif kıyasa muhalif olmakla beraber lisanı muhalif değildir. Tilâvette daha fasıh olmuş, artık talebin imtidat etmediğine bir iyma olmak ı'tibarile ma'nâda beliğ düşmüştür. Maamafih «yâ» ile kıraet de vardır.

Ïb‰¤m †£a Çܨ¬ó a¨q b‰¡ç¡à b Ó––¦be=› Binaenaleyh izlerini ta'kıb ederek geri döndüler 65. Ïìu † a Çj¤†¦a ß¡å¤ Ç¡j b…¡ãb¬› derken kullarımızdan bir kul buldular ki a¨m î¤äbê¢ ‰y¤à ò¦ ß¡å¤ Ç¡ä¤†¡ãb› biz ona ındimizden bir rahmet vermiştik - ya'ni vahiy ve nübüvveti ni'metile mütena'ım kılmış ëÇÜ£à¤äbê¢ ß¡å¤ Û†¢ã£b ǡܤà¦b› ve ledünnümüzden ona bir ılim ta'lim eylemiştik - ba'zıları bu zatın kim olduğu hakkında ıhtilâf etmişlerse de ekser müfessirin Hızır olduğunu nakl-ü beyan eylemişlerdir.

Sofiyye muhaddisînce tashih edilemiyen ba'zı haberlerle Hızrın hiç vefat etmediğine ve ba'zen görüldüğüne kaildirler. Onun için buradaki rahmeti tûli hayat ile tefsir edenler olmuştur.

Muhyiddini Arabî hazretlerinin futuhatı mekkiyyesinde Hızrın hayatına dair bir takım bahisler ve hikâyeler görülür.İbni Salâh ve Nevevîgibi ba'zı zevatı fiham, Hızrın hayatı hakkında meşayihın icmaını nakletmişler, fakat ta'kıyb olunmuşlardır.

1.7 44 Sh:»3260[7]Edit[1]EditEdit

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.