FANDOM


Bakınız

Şablon:Mecmua - d


Mecmua - Dergi
Cem - Cemiyet
Cemevi
Camii
Cemaat --- İçtima
Dergi üzerine Cemil Meriç
Şablon:Dergi

"hür tefekkürün kalesi" idiler ve de kaleler ne tür bir ihtişam ya da tahribat içerirlerse içersinler, hepsinde mutlak bir bayrak salınırdı... İçlerinde bayrakları yarıya indirilmiş ve sadece meraklıları için arşivlerde istif edilmiş olanlar da vardı, bunlar Türk Yurdu, Büyük Doğu, Hareket, İstanbul, Türk Düşüncesi, Dergah, Hisar, Kubbealtı Akademi, Diriliş, Edebiyat ve daha isimlerini çoğaltabileceğimiz bir dönemin hür tefekkür kaleleriydiler.


"Dergi korkak, pısırık bir kelime!" Edit

İngiltere, derginin anavatanı. İlk dergi 1749'da çıkar, adı Monthly Review. Ardından yine İngiltere'nin en değerli romancılarından olan Smolett'in Critical Review'i çıkar. (1756) Ama o günlere dair akla gelen ilk dergi 1802'de çıkmaya başlayan Edinburg Review'dir.

Dergi tanımlamasına Cemil Meriç "Bu Ülke"de şöyle bir yorumda bulunuyor : "Dergi korkak, pısırık bir kelime. Mecmuanın kötü bir tercümesi. Mecmuada bir edeb, bir asalet var. Cami ile, camia ile, cemiyetle akraba. Dergi düşünmez, haykırmaz, dövüşmez; toplar. Neyi? Sorumluluktan kaçanları." Başka bir yazısında da dergilere verilmesi gereken önemi şöyle belirtiyor: "Bir neslin vasiyetnâmesidir dergi; vasiyetnâmesi, daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar."

"Kaybedilen bir savaş" olarak ele alabileceğimiz "Mecmua—i Fünun" (1863—1865) için Ahmet Hamdi Tanpınar "tam bir mektepti" diyor: "Bu mecmua bizde, Büyük Fransız Ansiklopedisinin onsekizinci asırdaki rolünü oynar." Tanpınar'ın bu benzetmesine Meriç "Ne garip mukayese" der: "Fransız Ansiklopedisi, yükselen bir sınıfın kavga silahıydı. Nassları devirmekti amaç; nassları, yani kiliseyi. Mecmua—i Fünun, bir avuç bürokratın naşir—i efkârıdır; daha doğrusu Batı'dan ithal edilen posa fikirlerin sergilendiği bir meydan. Ne milleti temsil eder, ne içtimai bir sınıfı. Bununla beraber, düşünce tarihimizin bir sayfasıdır; bedbaht veya bahtiyar bir sayfası." dedikten sonra bir soruyla yine de bu dergiye verdiği önemi vurgular: "Hangimizde kolleksiyonu var?"

Mecmua—i Fünûn'dan neredeyse bir asır sonrasına geçiyor ve o zaman Tasvir—i Efkâr'da yazan Peyami Safa'nın 30 Ocak 1942 tarihli köşesinde "Servet—i Fünun"u anlattığı satırlara geliyoruz: "Servet—i Fünûn adeta bütün yenilik edebiyatımızın cümle kapısıydı ve oradan geçmeden, ileride daha esaslı tasfiyelere hazırlanmak şartıyla, kültür sarayımızın bahçelerini dolduran kalabalıklara katılmak mümkün değildi. Ben de bu kapıdan geçtim."


"Edebiyatımızın yelpazeleri.." Edit

Edebiyat panolarından tutun da dernek, lokal, lise, üniversite basın bültenlerine kadar yüzlercesinin her gün çıkan yıldızlar gibi bitmeden tükenmeden varolup ve yine hiç kimsenin doğru dürüst haberi olmadan yok olduğunun bilincindeyiz. İçlerinden gençliğin ve bir şeyler yapma azminin olduğu istisnaları bir kenarda hoş bir duygu olarak ayırdıktan sonra, aslında iyi bir etüdle yola başlansa yok olmazlardı diyebileceğimiz çalışmalara da üzülmüyor değiliz. Edebiyat dergiciliğinde yenme—yenilme gibi duyguları yok saysak da, yine de kalıcı olma veya unutulma gibi kalıpların var olduğu bir gerçektir. "Dergi, matbuat hayatına balıklama dalmanın en yaygın biçimi olarak cazibesini hâlâ koruyor" diyen Ahmet Turan Alkan, anladığım kadarıyla bir tesbitte bulunmakla beraber, altyapısız yola çıkan edebiyat dergilerinin çıkışındaki amaçlardan birini de belirtmiş oluyor. Bu durumla ilişkili "Edebiyatımızın yelpazeleri" başlıklı yazısında Peyami Safa "Çoğunun ismini bile duymadığımız bu edebiyat mecmualarının tütüncü dükkanıyla mutfak rafı arasında yaptıkları küçük seyahat ne kadar zevkli bir şey olacak ki, bunlardan bir tanesi batınca, yerine, aynı istasyonlar arasındaki daracık ve kısa yolda koşmaya hevesli bir yenisi çıkıyor." diye şaşkınlığını dile getirdikten sonra şöyle devam ediyor : " ...edebiyatın bu havasız, bayıltıcı günlerinde biri batıp öbürü çıkan mecmuaları, yelpazeye vekalet eden kağıtlar gibi, yüzümüze geçici bir serinliğin tesellisini verip gidiyorlar.." İlk bakışta oldukça küçültücü bir tesbit olsa da, "..küstahları ve terbiyesizleri müstesna, bu mecmuaların hepsini ben severim.." diyerek tasdiklediğini de belirtiyor. Bu onayın bir de gerekçesi var tabii: "..durgunluğun peşinden gelen taaffünleri geciktirdiği için, rüzgar esinceye kadar, bu küçük vantilatörlerin hizmetinden müstağni kalamayacağımıza da hiç şüphemiz olmasın.." (Tasvir—i Efkar — 26 Mart 1941)


Yolunda gitmeyen ne? Edit

Mehmet Fuat, zamanın Yeditepe dergisinde işler yolunda gitmiyor olacak ki, köşesinde şu itiraflara yer veriyor: "Bir kaç bin kişilik belli bir okuyucu çevresinin dışına çıkamadık, çıkamıyoruz. Bilim adamları, öğretmenler, doktorlar, mühendisler, hukukçular, gazeteciler, tiyatrocular, sinemacılar gibi seçkin aydınların ancak yüzde onu, onbeşi bizim yazılarımızı okuyor. Açıkçası sevilen, aranan, saygı gören kimseler değiliz. Yaşadığımız toplumda, minicik bir politikacı kadar olsun yerimiz yok. Kimseye kızmayız bu yüzden, kimseyi suçlandırmayız. Kabahat bizim. Bir kere, getirdiğimiz yenilikleri çoğunluğa bir çırpıda kabul ettirecek çapta eserler veremedik. Eski değer ölçülerini yıkıp, yerine yenilerini yerleştirebilen büyük sanatçılar çıkmadı aramızdan. Üstelik, tam bir şımarıklık içinde, okuyuculara sırt çevirdik, dudak büktük. Ne yapmak istediğimizi anlamayan, o yüzden de saçma sapan sorular soran kimselere karşı gerçekten anlayış göstermedik. Açıktan açığa alay ettik onlarla. Sonuç ortada: Durmadan gelişen, yepyeni, çok yönlü, canlı bir edebiyatımız var, alıcısı yok." Peyami Safa Milliyet gazetesinde 19 Şubat 1955 tarihli köşesinde, bu itiraf dolu yazıdan yola çıkarak bir doğru, bir de yanlış hükme varıyor. Doğru hüküm şu; "..açıkçası, sevilen, aranan, saygı gören kimseler değiliz." Yanlış hüküm ise; "..durmadan gelişen, yepyeni, çok yönlü, canlı bir edebiyatımız var.." sözünde. Peyami Safa bu iki hükmü birbirine çeliştiren, yani tenakuza düşüren bölümünü de şöyle açıklıyor: "Bir edebiyat ki 'eski değer hükümlerini yıkıp yerine yenilerini yerleştirebilen büyük sanatçılar'dan mahrumdur, bir edebiyat ki 'ne yapmak istediğini anlamayanlar'la açıktan açığa alay etmektedir, 'durmadan gelişen, yepyeni, çok yönlü, canlı bir edebiyat' olamaz. En seçkin vasıf halkçılık olduğu halde, kendini halka değil, aydınların büyük bir çoğunluğuna bile kabul ettirememiş bir edebiyatın yönünden de, yeniliğinden de, canından da şüphe etmelidir."


21. yüzyılın edebiyat dergileri... Edit

Günümüzde çıkmaya devam eden dergilerin yöneticileriyle konuştuğumuzda anlıyoruz ki, durum hâlâ aynı. Okuyucu kısıtlı, dergiler kısır ve arkasında bir yayın gücü barındıramayanın hali yaman. Abone sistemiyle çalışanlar, bayi' yoluyla okuyucuya ulaşmaya çalışan dergilerden biraz daha rahat gözüküyorlar. Dergilerin teker teker tirajlarını vermeye ise gerek duymadık, beşbinleri aşamayan satış göstergeleri dergi yöneticileri kadar edebiyatseverleri de ilgilendirecektir umarız!.. İçlerinde Yapı Kredi Yayınları'nın çıkardığı Kitap—lık, kısa bir zaman önce hocasını yitiren Türk Edebiyatı ve de son yıllarda piyasaya oldukça renkli giren E dergisi diğerlerine göre biraz daha rahat görünüyorlar. Maziyi ayakta tutmaya çalışan Dergâh, Varlık gibi dergiler de azımsanacak durumda değiller. Adam Öykü, Evrensel Kültür, Hayalet Gemi, Merdiven, Milliyet Sanat, Papirus, Virgül, Kaşgar, Bumerang, Kırklar, Göçebe, Bahçe, Pencere, Üçüncü Öyküler, Hece, Yedi İklim ve Yaba Edebiyat da belli bir okuyucu kitlesini elinde tutanlardan. Atlılar, Yağmur, Birikimler ve daha bir çoğu da edebiyat dergiciliğine yeni girenlerden.

Yine de en çok magazinin sevildiği ve de okunduğu ülkemizde, az bir okur kitlesine rağmen çıkmaya çalışan bütün edebiyat dergilerine, bu azımsanmayacak özverilerinden ötürü bir kaç kez teşekkür etmek gerekiyor. Çünkü ne acıdır ki bazı durumlarda edebiyat severler değil, sadece edebiyatla yakından ilgilenenler ve de bu ilgili kişilerin bir kaç tanıdığı alıyor sözkonusu dergileri!.. Ve insan düşünmeden edemiyor, "hür tefekkür kaleleri" acaba beyaz bayrak mı çekiyor?

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.