FANDOM


Bakınız

Şablon:Mehmetakifersoy - d


Mehmet Akif Ersoy
Mehmet Akif Ersoy/Ekşi sözlük
Mehmet Akif Ersoy/Mottolar
Mehmet Akif Ersoy/Şiirleri Mehmet Akif Ersoy/Eserleri Mehmet Akif Ersoy/Sözleri Mehmet Akif Ersoy/Hayatı Mehmet Akif Ersoy/PPT Mehmet Akif Ersoy/Resimler Mehmet Akif Ersoy/Videolar Mehmet Akif Ersoy/İcralar Mehmet Akif Ersoy/Besteleri Mehmet Akif Ersoy/Bestelenen şiirleri
Mehmet Akif Ersoy/Bibliyografya Mehmet Akif Ersoy/Kronolojisi
Mehmet Akif Ersoy/Tefsiri Mehmet Akif Ersoy/Anıları
Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü/İl Yürütme Kurulu Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü/İl Yürütme Kurulu/2014 Bursa Faliyetleri Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü/İlçe Yürütme Kurulu Mehmet Akif Ersoy/Anma faaliyetleri Mehmet Akif Ersoy/Anıları/Kendini beğenmiş bir müsteşrik
İstiklal Marşı İstiklal marşı oratoryosu
Mehmet Akif Ersoy/Zabıt Ceridesi
Mehmet Akif Ersoy/Vikisöz Mehmet Akif Ersoy/Vikikaynak Mehmet Akif Ersoy/Vikipedi MAE/Hakkında vecizeler
Mehmet Akif Ersoy/Bülbül Mehmet Akif Ersoy/Firavun Mehmet Akif Ersoy/Şeriat Mehmet Akif Ersoy/Argo kulanması Mehmet Akif Ersoy/Abdülhamit II Mehmet Akif Ersoy/Abdülhamid istibdadında ne yaptı? [[]][[]][[]][[]][[]][[]]
Mehmet Akif Ersoy/Makaleler
MEHMET ÂKİF'TE SÂDİ TESÎRİ
Hakkında yazılan önemli kitaplar Bir Kur’an Şâiri: Mehmed Âkif ve Kur’an Meâli (2000)- Dücane Cündioğlu Âkif’e Dâir (2005) - Dücane Cündioğlu Mehmed Âkif’in Kur’an Tercümeleri (2005)- Dücane Cündioğlu
Hakkında yazılan önemli makaleler Mehmet Akif Ersoy/Dini yönü
Mehmet Akif Ersoy Üstün Hizmet Ödülü Bağcılar Belediyesi tarafından ilki 2013 de düzenlendi
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi/Uygulama ve Araştırma Merkezi
Safahat Mehmet Akif Ersoy/Kur'an'a Hitab Mehmet Akif Ersoy/Eyüp Sabri Kartal Aktiviteleri
Şablon:Mehmet Akif Ersoy Portal:Mehmet Akif Ersoy Şablon:Akif

Mehmet Akif Ersoy Abdulhamidhan muarızlığıEdit

M. Akif'in Abdülhamid Han'a muarızlığı


Gösterim: 5842 Muhterem Hocam; Cevabınız için teşekkür ederim. Mehmet Akif'in, Safahat'ındaki Cenab-ı Allah'a isyan sözleri içeren şiirlerini 'Naz makamında' söylediğini söylüyorlar; bunu böyle kabul edebilir miyiz, yoksa gençliğinde İttihatcilar'ın safinda olduğu dönemde söylediği sözlerden mi kabul etmeliyiz? Bildiğim kadarıyla o dönemde İttihatçı safinda olan birçok şair-yazar sonradan nedamet duyup (Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi) Abdulhamit Han hazretlerine özrünü bildiren şiirler yazdilar.. Acaba Mehmet Akif Ersoy'un da sonradan nedamet duyup sözlerini tekzip ettiği vaki mi? Selam ve dua ile Kemal

Öncelikle Abdülhamid Han Cennet mekân hazretlerinden bahsedelim... Onu tanımaya, onu anlamaya çalışalım ki, meseleyi doğru vaz’etmiş olalım… Tarihçiler, şairler, yazar ve edebiyaçılar, devlet adamı hüviyetindeki önemli bazı şahıslar onun için neler söylemiş… Onları görelim.

Tarihçi-yazarlarımızdan Yılmaz Öztuna 23 Mayıs 2006 tarihli makalesinde şunları yazmış: “31 Mart 1909 ayaklanması, BIS (British Intelligence Servis) tarafından tertiplenmiş, imparatorluk politikasında henüz çok toy olan İttihatçılara icra ettirilmiş, iğrenç bir eylemdir. Hedef, Sultan Abdülhamîd’i tahttan indirmekti. Maksat hâsıl oldu.”

Lozan’da II. Murahhas aza olan meşhur Dr. Rıza Nur da Sultan Abdülhamid’e karşı çıkanlardan… Hatta hatıralarında Sultan Abdülhamid Han aleyhine yer yer ağır ifadeler kullanır. Buna rağmen Cumhuriyet dönemini anlatırken şunları yazmaktan da kendini alamamış: “Hürriyet imha edildi. Yeni bir zulüm ve istibdad dönemi başladı. Bu zulüm ve istibdad Abdülhamid’inkinden de İttihatçılarınkinden de dehşetli oldu. Zavallı Hamid kaç kişiyi asmıştı? Hiç… Hele hiç hırsızlık etmedi, hiç fuhuş yapmadı, hiç israfta bulunmadı. Bilakis memlekette bunların önüne geçmeye çalışmıştı. Bu devre bakınca insan Abdülhamid aleyhine kıyam ettiğine utanıyor.” [Bkz. Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Altındağ Yayınevi, İstanbul, 1967, 4, 1503]

“İttihatçıların halini görünce Abdülhamid aleyhine çalıştığıma utanmış, ne büyük günah işlemişim demiştim. Bunu görünce Abdülhamid’e de İttihatçılara da rahmet okuyor, aleyhlerine çalışmakla ettiğim günahların affını Allah’dan diliyorum.” [Bkz. Dr. Rıza Nur, a.g.e., 4, 1513]

Rıza Tevfik de Sultan Abdülhamid Han’ın muarızlarından, ona şiddetle karşı çıkanlardan… Bizzat kendi ifadesiyle, “31 Mart” komplosunu tertipleyenlerden biri... Seneler sonra Sultan Abdülhamid’den özür dileyen bir şiir yazmış… Necip Fazıl Kısakürek bu şiiri 1947′de Büyük Doğu’da yayınladığı için bir süre hapis yatmış... Şiirin asıl sahibi Rıza Tevfik’in hastane yatağında şunları söylediği naklediliyor: “Ben bu şiiri Türk milletine hakaret kasdıyla değil, tamamıyla aksi olarak, Türk milletini ölüme götüren bir zümreyi teşhir ve Abdülhamid Han’a edilen iftiraları tespit gayesiyle yazdım. 31 Mart Vakası’nı tertiplediği isnadı altında tahtından alaşağı edilen büyük hükümdar, bu isnadla, sade iftiraların değil, tertiplerin de en hainine hedef tutulmuştur. 31 Mart’ı tertipleyen İttihatçılar ve bu işe memur edilenler arasında bizzat ben varım. 31 Mart’ı kışkırtma ve körükleme işini Selim Sırrı ile Rıza Tevfik idare etti. Hasta yatağımdan söylediğim bu sözlere tarih kulak kabartsın.” [Bkz. Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 15. Baskı, 1992, s. 140]

Evet, Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın aleyhinde faaliyet gösteren güruhun elebaşılarından biri olan feylesof Rıza Tevfik, devlet elden gidince o korkunç pişmanlığını dile getiren, söz konusu “Sultan Abdülhamid Han’ın Ruhâniyetinden İstimdat” adlı mersiyesinde şöyle feryad ediyordu (Önemine binaen aşağıya aynen aktarıyorum):

Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han? Feryâdım varır mı bârigâhına? Ölüm uykusundan bir lâhza uyan, Şu nankör milletin bak günahına.

Târihler ismini andığı zaman, Sana hak verecek, ey koca Sultan; Bizdik utanmadan iftira atan, Asrın en siyâsî Padişâhına.

“Pâdişah hem zâlim, hem deli” dedik, İhtilâle kıyam etmeli dedik; Şeytan ne dediyse, biz “belî” dedik; Çalıştık fitnenin intibahına.

Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz, Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz. Sade deli değil, edepsizmişiz. Tükürdük atalar kıblegâhına.

Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena, Bir sürü türedi, girdi meydana. Nerden çıktı bunca veled-i zinâ? Yuh olsun bunların ham ervâhına!

Bunlar halkı didik didik ettiler, Katliâma kadar sürüp gittiler. Saçak öpmeyenler secde ettiler. Tükürün onların pis külâhına.

Haddi yok, açlıkla derde girenin, Sehpâ-yı kazâya boyun verenin. Lânetle anılan cebâbirenin Bu, rahmet okuttu en küstahına.

Çok kişiye şimdi vatan mezardır, Herkesin belâdan nasîbi vardır, Selâmetle eren pek bahtiyardır, Harab büldânın şen sabahına.

Milliyet dâvâsı fıska büründü, Ridâ-yı diyanet yerde süründü, Türk’ün ruhu zorla âsi göründü, Hem Peygamberine, hem Allâh’ına.

Lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin Âhiretten bile himmet eylersin, Çok çekti şu millet murada ersin Şefâat kıl şâhım mededhâhına.

Vaktiyle İttihat ve Terakki Fırkası’nın içinde Abdülhamid Han’a düşmanlık eden Süleyman Nazif de pişmanlığını aşağıdaki şiiriyle dile getirmiş:

Padişahım gelmemişken yâda biz, İşte geldik senden istimdâda biz, Öldürürler başlasak feryâda biz, Hasret olduk eski istibdâda biz.

Dem-bedem coşmakta fakr u ihtiyaç, Her ocak sönmüş ve susmuş, millet aç. Memleket mâtemde, öksüz taht u tâç, Hasret olduk eski istibdâda biz.

Sultan İkinci Abdülhamid Han 1905 yılının Temmuz ayında Ermeni komitacıların kendisine teptiplediği bir suikast girişiminden, 1 dakika 42 saniyelik bir gecikmeyle kurtulmuştu… Şair Tevfik Fikret ise bunun üzerine Ermeni komitacılara olan sitemini ve Padişah’a olan kinini şu şiiri ile kusmuştu:

“Ey şanlı avcı, dâmını bî-hûde kurmadın! Attın… Fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın! Dursaydı bir dakikacağız devr-i bî-sükûn Yahut o durmasaydı, o iklîl-i ser-nigûn Kanlarla bir cinâyete pek benzeyen bu iş Bir hayr olurdu, misli asırlarca geçmemiş Lâkin tesadüf… Ah o kavîler münâdimi, Âcizlerin, zavallıların hasm-ı dâimi, Birden yetişti mahva bu tedbîr-i hâriki; Söndürdü bir nefeste bu ümmîd-i bâriki. Nakşetti bir tehekküm için baht-ı bî-şuûr Târih-i zulme bir yeni dibâce-i gurûr Kurtuldu; hakkıdır, alacak, şimdi intikam; Lâkin unutmasın şunu târih-i sifle-kâm: Bir kavmi çiğnemekle bugün eğlenen denî Bir lâhza-i teahhura medyûn bu keyfini!”

Daha sonraları Tevfik Fikret, pişmanlığını İttihat ve Terakki düşmanlığı ile gösteriyor ve bu duygularını o çok meşhur olan “Hân-ı Yağma” isimli şiiri ile anlatmaya çalışıyordu:

Bu sofracık, efendiler – ki iltikaama muntazır Huzurunuzda titriyor – şu milletin hayatıdır Şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir Şu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı zi-safa sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar Gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var Bu sofra iltifatınızdan işte ab ü tab umar Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı can-feza sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malini Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı pür-neva sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Gelelim şimdi de asıl sorunuz olan Millî Şarimiz'in durumuna…

II. Abdülhamid Han’a karşı çok ağır laflar edenlerden birisi de, hiç kuşkusuz, İstiklâl Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy'dur. Safahat’ında, ağza-kaleme alınamayacak hakaretler vardır… Bırakınız Halîfe-i Müslimîn’e, sıradan bir Müslümana bile edilemeyecek sözler, ithamlar mevcuttur. Hal böyle olunca, atalarımızın dediği gibi “Mızrak çuvala sığmıyor”… Örtülüp kapatılması, te’vil edilmesi de mümkün olmuyor maalesef! İşte birkaç örnek:

  • Ah efendim o herif yok mu kızıl kâfirdi! (s. 422)
  • İstibdat isimli şiirinde:

“Düşürdün milletin en kahraman evladını ye’se Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun ruh-i İblis’e”

"Ortalık şöyle fena böyle müzebzep işler Ah o Yıldız’daki baykuş ölüvermezse eğer" (s. 402)

"Çoktan beridir vardı benim bir derdim Gideyim zalimi ikaz edeyim isterdim Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid Âl-i Osman’dan bu korkaklık edilmezdi ümid" (s. 415)

Üzülerek ifade edelim ki; Safahat incelenirse bunlara ilaveten; “korkak, baykuş, merkep, hayvan, zâlim, mel’ûn” gibi ağır hakaretlerle karşılaşmak mümkündür.

Görüldüğü üzere, Mehmet Akif bey başta olmak üzere, ne bu sözlerin sahipleri Nâz ve Niyâz makamında birer velidir, ne de söyledikleri o kategoriye girer. Olsa olsa gençliğin, delişmenliğin, tecrübesizliğin, âdap ve erkândan yoksunluğun bir tezahürü… Ve de o karanlık-puslu dönemin, iç ve dış tuzakların gafilce ağına düşmek, oyununa gelmek olarak değerlendirebiliriz.

Allah’a isyanı çağrıştıran sözleri de malumunuz… Nitekim bunlardan birinde şöyle diyor:

Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede ma’nâ? Zâlimleri adlin, hani, öldürmedi hâlâ!

Ayrıca Muhammed Abduh hayranlığı gene bilinen bir gerçek…

Tabii ki hataları olcak; peygamberlerin (aleyhimüsselâm) dışında masum olan insan yoktur elbette... Bizim, onun hatalarını işaret etmemiz, kötüleme-karalama değildir tabii ki. İyi yönlerine de bakar, o noktada örnek alabiliriz... Önemli olan; doğruyu eğriden-yanlıştan ayıklayabilmek, iyi ile kötüyü birbirine karıştırmamak olmalı değil mi?

Lakin şu da bir gerçek ki; Mehmet Akif, Abduh gibi Mason birilerini övüyor… Gerçi övmesinin sebebi, Abduh’un reformist bir din adamı olmasıdır. O bakımdan farz edelim; hadi Abduh’un Mason olduğunu anlamadı, fark edemedi… Peki dinde reform istemesine, maruz kalınan sıkıntılar karşısında Allah Teala’ya isyan etmesine ne demeli?! İslâm’da reform olmayacağını / olamayacağını sıradan bir Müslüman dahi bilir / bilebilir. Çünkü reform, aslını kaybetmiş, bozulmuş olan bir şey hakkında düşünülür, mümkündür. Dolayısiyle bu durumda aslını muhafaza etmiş, sırat-ı müstakim olarak kıyamete kadar devam edecek olan İslâm dininde yapılmak istenen reform değil, deform olmaz mı?

Mehmet Akif iyi bir veteriner-âlim-şair-edib olabilir; öyledir de… Ama görülen o ki; imanî şuur noktasında hayli sıkıntıları olan, o günün ağır sayılabilecek şartlarında heyecanına-coşkusuna, endişe ve zaaflarına yenik düşen bir fert olarak karşımıza çıkıyor… Gerçekten şuurlu bir mü’min olsaydı, Abduh gibi bir kişinin Masonluğunu göremez, idrak edemez miydi? Diyelim ki hadi onu anlayşamadı, peki “dinde reform”un ne demek olduğunun da mı şuurunda değildi?

Hasılı; pek çok insan gibi onun da takdire medar olacak yönleri olduğu kadar, tenkide muhatap olabilecek tarafları da mevcut elbette… Rabbim taksiratını affetsin. Rahmetiyle muamele buyursun.

Evet, Mehmet Akif’in II. Abdülhamid Hân’ı baykuş’a benzettiği, ağır hakaretlerde bulunduğu… Yaşanan sıkıntılar karşısında isyan ettiği… Masonlara muhabbeti ve onların dinde reform tuzaklarına kandığı-aldandığı doğrudur. Bunları inkâr etmek kimsenin harcı olamaz.

Fakat şunu söyleyebiliriz; o devirde, âdeta koyun iziyle keçi izinin birbirine karıştığı o meş’um dönemde, herkesin ya da çoğunluğun düştüğü hataya Mehmet Akif bey de düşmüştür… Bununla birlikte Safahat’ın son bölümlerinden aşağıya aktaracağımız beyitler, onun da pişmanlar sınıfına girdiğini veya en azından ima yollu da olsa bu hislerini anlatmaya çalıştığını göstermektedir:

Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi? Ya böyle kalfa değil, basbayağı muallimdi.

Nasıl da kadrini vaktiyle bilemedik, tuhaf iş; Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!

Ayrıca Mehmet Akif bey’in Mısır’dayken, saygı duyduğu yakın dostlarından Yozgatlı Mehmet Efendi’ye söylediği şu sözler, hastalandığı yıllarda II. Abdülhamid Han hakkındaki görüşünü değiştirmiş olduğuna bir delil olarak kabul edilebilir: “Ölmez de iyileşebilirsem, hatıralarını yazmak istiyorum. Hatıralarımda Sultan II. Abdülhamid’e karşı i’tizâr (özür dileme) ve itiraflarım olacak.” [Nakleden: Şemsettin Şeker]

Aleyhte yazılan saçma sapan şeylerEdit

Mumsema gurubunun şiirdeki duyguyu şairliğe veremediği YAZIEdit

2.abdülhamit Vs M.akif Ersoy Mumsema Mehmet Âkif Ersoy’un, Müslümanların halifesi olan Sultan II. Abdülhamid Han'a, (Korkak, baykuş, merkep, hayvan, zalim, mel’un, kızıl kâfir, hâlâ şampanya yerine sofrasında ayran içen herif… ) gibi çirkin sözler söylediği ve mason Abduh gibi reform istemiştir.

İşte kitap, inanmayan bakabilir Safahat, 1966 baskısı(Mehmet Âkif Ersoy) (Kütüphanelerde bulabilirsiniz.)

Ayıca; İstibdat isimli şiirinde Halife-i müslimine diyor ki:

”Düşürdün milletin en kahraman evladını ye’se Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun ruh-i İblis’e”

Bir İslam halifesine mel’un diyene ne demeli? Şeytana rahmet okutmak tabiri de çok çirkindir.

Ey bunca zamandır bize te’dip eden Ey alemi İslamı ezen, inleten , Bizler ki senin va’di ilahine inandık Bizler ki binüç bu kadar yıl seni andık Bizler ki beşer bir sürü ma’buda taparken Yıktık o zaman şirki, devirdik ebediyyen Bizler ki birer hamlede evhamı bitirdik Mabedlere ma’budu hakikiye getirdik Bizler ki senin ismini dünyaya tanıttık Gördükse mükafatını, Ya Rab, yeter artık Çektirmediğin hangi alem, hangi ezadır Her anı hayatın bize bir ruz-u cezadır.

Diye başlayan şiirinde (Yeter artık çektirdiğin cezalar) diyor. ’a böyle nasihat verilir mi hiç? bize zulüm mü ediyor hâşâ? Ayrıca “Ya Rab Bu Uğursuz Gecenin Yok Mu Sabahı” adlı şiirinde

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı! Nûr istiyoruz. Sen bize yangın veriyorsun! diyoruz. Boğmaya kan gönderiyorsun! Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında, Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında, Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm; Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm! Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i, En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i!. Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın Emvâci hurûş-âver olurken melekûta? Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet, Teslis ile çöksün mü bütün âleme zulmet? Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban? Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin, Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in? İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet? Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet? Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ? Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ! Câni geziyor dipdiri. Can vermede mâsûm! Suç başkasınındır da niçin başkası muhkûm? Lâ yüs'ele binlerce sual olmasa du kurbân; İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!

Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık; Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık! Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın. Yaksaydın a mel'unları. Tuttun bizi yaktın! Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi: Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi! Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted: Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed! Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar, Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar! En kanlı senâatle kovulmuş vatanından, Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan! İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok. Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok! Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi? Ağzım kurusun. Yok musun ey adl-i İlâhî!

Alakalı Yazılar mehmet akif ersoy bülbül Mehmet Akif Ersoy - Tükürün M.akif Ersoy Müslümanlık Nerde Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı.. Mehmet Akif Ersoy söz ve şiirleri

bu YAZI üzerine siyasi forumlarda yazılan saçma sapan yazılarEdit


Mehmet Âkif Ersoy, 1966 baskılı Safahat isimli kitabında diyor ki:


...

Ortalık şöyle fena böyle müzebzep işler Ah o Yıldız’daki baykuş ölüvermezse eğer (s. 402) ...

Çoktan beridir vardı benim bir derdim Gideyim zalimi ikaz edeyim isterdim Kafes ardında hanımlar gibi Saikliydi Hamid Âl-i Osmandan bu korkaklık edilmezdi ümid (s. 415)

Ah efendim o ne hayvan o nasıl merkepti (s. 421)

Kız kadın hepsi haremlerde bütün gün mahpus Şu telakkiye bakın en kötü vahşet namus (s. 422)

Herifin sofrada şampanyası hâlâ ayran Bâri yirminci asırdan sıkıl artık hayvan (s. 422) ...

Ah efendim o herif yok mu kızıl kâfirdi (s. 422)

“Mısır’ın en muhteşem üstadı Muhammed Abduh”

Çıkarıp gönderelim hasılı şeyhim yer yer Oradan âlem-i İslama Cemaleddinler” (s. 422)



Mehmet Âkif Ersoy’un, Müslümanların halifesi olan Sultan II. Abdülhamid Han'a, (Korkak, baykuş, merkep, hayvan, zalim, mel’un, kızıl kâfir, hâlâ şampanya yerine sofrasında ayran içen herif… ) gibi çirkin sözler söylediği ve mason Abduh gibi reform istemiştir.

İşte kitap, inanmayan bakabilir Safahat, 1966 baskısı(Mehmet Âkif Ersoy) (Kütüphanelerde bulabilirsiniz.)

Ayıca; İstibdat isimli şiirinde Halife-i müslimine diyor ki:

”Düşürdün milletin en kahraman evladını ye’se Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun ruh-i İblis’e”

Bir İslam halifesine mel’un diyene ne demeli? Şeytana rahmet okutmak tabiri de çok çirkindir.

Ey bunca zamandır bize te’dip eden Allah Ey alemi İslamı ezen, inleten Allah, Bizler ki senin va’di ilahine inandık Bizler ki binüç bu kadar yıl seni andık Bizler ki beşer bir sürü ma’buda taparken Yıktık o zaman şirki, devirdik ebediyyen Bizler ki birer hamlede evhamı bitirdik Mabedlere ma’budu hakikiye getirdik Bizler ki senin ismini dünyaya tanıttık Gördükse mükafatını, Ya Rab, yeter artık Çektirmediğin hangi alem, hangi ezadır Her anı hayatın bize bir ruz-u cezadır.

Diye başlayan şiirinde (Yeter artık çektirdiğin cezalar) diyor. Allah’a böyle nasihat verilir mi hiç? Allah bize zulüm mü ediyor hâşâ? Ayrıca “Ya Rab Bu Uğursuz Gecenin Yok Mu Sabahı” adlı şiirinde

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı! Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun! diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun! Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında, Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında, Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm; Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm! Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i, En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i!... Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın Emvâci hurûş-âver olurken melekûta? Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet, Teslis ile çöksün mü bütün âleme zulmet? Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban? Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin, Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in? İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet? Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet? Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ? Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ! Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm! Suç başkasınındır da niçin başkası muhkûm? Lâ yüs'ele binlerce sual olmasa du kurbân; İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!

Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık; Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık! Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın... Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın! Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi: Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi! Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted: Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed! Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar, Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar! En kanlı senâatle kovulmuş vatanından, Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan! İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok... Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok! Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi? Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!

Diyor ve bu şiir ile Allahü Tealaya resmen tekalufat ediyor...

yine bir başka şiirde

”Böyle bir şehidin mükafatı ancak zaferdir Vermezsen ilahi dökülen hun-u hederdir”

Hun, kan demektir. Allah’a öğüt veriyor, bak zafer vermezsen şehitlerin kanı heder olacak, boşa gidecek diyor. Zafer olmasa bile şehidin kanı heder olur mu hiç? Sonra hâşâ Allah bilmiyor mu bunları?

Vehhabiler, Allah Arş’a istiva etti âyetinden, hâşâ Arş Allah’ın mekanı diyorlar. Âkif de, Allah’a öğüt veriyor; Eğer bu zulümleri durdurmazsan, yani Arşın yanar diyor. Yani evin başına yıkılır diyor.

Süleyman Nazife başlıklı şiirinde diyor ki:

Yakmaz mı bu tufan bu duman gitgide Arş’ı Hissiz mi kalır lücce-i rahmet buna karşı?

Lücce = deniz demektir. Rahmet denizin niye hissiz kalıyor diyor. Hâşâ Allah’İn hissi mi olur? Allah’ı da insanlar gibi sanıyor. Arş bu, Allah Arş’ı çok övüyor, Arş asla Âkif'in sözü ile yanmaz.


Sayfa başı

Gökalp

İleti başlığı: Re: Mehmet Akif'in Abdülhamit AleyhtarlığıTarih: 20 Şub 2010, 00:57 

Kıdemli Üye

Kayıt: 24 Ekm 2009, 10:41 İleti: 330 Mehmet Akif'in Meşrutiyet öncesinin hisleriyle doluyken yazdığı, II. Abdülhamid ve yönetimini eleştiren "İstibdad" adlı şiirinden örnek:

"Yıkıldın, gittin amma ey mülevves devr-i istibdad (kirli istibdad devri) Bıraktın milletin kalbinde çıkmaz bir mülevves yâd (kirli bir hatıra) Diyor ecdadımız makberlerinden (kabirlerinden) Ey sefil ahfad (oğullar) Niçin binlerce masum öldürürken her gelen cellad, Huruç etmezdi (çıkmazdı) mezbûhane (ümitsiz bir çırpınışla da) olsun birferyad? O birkaç hayme (çadır) halkından cihangirane (dünya çapında) bir devlet, Çıkarmış, bir zaman dünyayı lerzân etmiş (titretmiş) millet; Zaman gelsin de görsün böyle dünyalar kadar zillet, Otuz üç yıl devam etsin, başından gitmesin nekbet (felaket)... Bu bir ibrettir amma olmayaydık böyle biz ibret! Semâ peyma iken râyâtımız (gökte dalgalanırken bayraklarımız) tuttun zelil ettin; Mefahir bekleyen abadan evladı hacil ettin (babalarından övülecek işler bekleyen çocukları utandırdın); Ne âli (yüce) kavm idik; hayfâ (yazık) ki sen geldin sefil ettin; Bütün ümmîd-i istikbali artık müstahîl ettin (bütün gelecek ümidini artık imkansızlaştırdın); Rezîl olduk... Sen ey kâbus-i huni, sen rezîl ettin! Hamiyyet gamz (gayret ifâde) eden bir pak alın her kimde gördünse, "Bu bir cani" dedin sürdün, ya mahkum eyledin hapse. Müvekkel eyleyip casusu (hafiyelerini vekil edip) her vicdana, her hisse. Düşürdün milletin en kahraman evladını ye'se (ümitsizliğe)... Ne mel'unsun (ne lanetlisin) ki rahmetler okuttun ruh-i İblis'e! Değil kâbusun artık, devr-i devlet intibahındır. (Şimdi artık senin kabusun değil, uyanıklık devrindir) Gel ey nazende (nazlı) hürriyet ki canlar ferş-ı râhındır (yoluna sergidir). Emindir mevki'in: En pak vicdanlar penahındır (sığınağındır). Serapa mülk-i Osmanî müeyyed taht-gâhındır (Bütün Osmanlı ülkesi senin sağlam tahtındır) Serîr-ârâ-yı ikbâl ol ki: Bir millet sipahındır. (Yücelik tahtını süsle ki: bir millet askerindir) "


Sayfa başı

Gökalp

İleti başlığı: Re: Mehmet Akif'in Abdülhamit AleyhtarlığıTarih: 20 Şub 2010, 01:00 

Kıdemli Üye

Kayıt: 24 Ekm 2009, 10:41 İleti: 330 Yukarıda, açıktan olmasa da gizliden gizliye II. Abdülhamid'e çatan ve hürriyete çağrılar yapan Mehmet Akif, bir başka yerde de bu defa direkt hakaret yoluyla istibdadın sahibini eleştirmektedir:

"Gölgesinden bile korkup bağıran bir ödlek. Otuz üç yıl bizi korkuttu "Şeriat" diyerek."


Mehmet Akif, bu defa da direkt adını kullanarak bazılarının "kızıl", bazılarının "ulu" dediği hakana hakaretler yağdırır:

Âsim'dan

Kadri Bey sağdı, Trabzon'da henüz valiydi. Yine bir dolduran olmuştu ki, Abdülhamid'i, Karakoldan dediler: "Şimdi, İmam, Erzurum'a!" Bir de kış, bir de kıyametti ki artık sorma! Tıktılar çalyaka, bir tekneye; sırtım gevşek. Abam arkamda değil, sonra ne yorgan, ne döşek. Bakalım şimdi makamında görün Kadri Bey'i; Zorlu valiydi herif, -İlme de vardır emeği. Evet, oğlum, Hoca Mandal'la tutunduk el ele, Evvelâ Kâzım'ı gördük; bizi hürmetlerle, Alarak durmadı valiye haber gönderdi; Geliniz emrini vali de serîan (çabucak) verdi. Kâzım önden, hadi bizler de peşinden daldık. -Vay imam, sen yine düştün mü bu kışlarda? Yazık! Ya Hocam, sen niye ta Yıldız'a çıktın bu sefer? Otur anlat, bakalım, çünkü fena söylediler. -Kim fena söyledi? -İstanbul'a sormuştuk da... Oflu tedriç ile (yavaş yavaş) bağdaş kurarak koltukta, Dedi: Çoktan beridir vardı benim bir derdim; Gideyim, zâlimi(II. Abdülhamid) ikaz edeyim isterdim. O, bizim cami uzaktır, gelemez, mâni ne? Giderim ben, diyerek vardım onun câmi'ine. Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid, Koca şevketli! Hakikat bunu etmezdim ümid. Belki kırk elli bin askerle sarılmış Yıldız; O silahşörler, o al fesli herifler sayısız. Neye mal olmada seyret herifin bir namazı: Sade altmış bin adam kaldı, namazsız en azı! Hele tebzîri (savurganlık sınırını) aşan masrafı, dersen, sorma. Gördüğüm maskaralık gitti de artık zoruma, Dedim ki: "Bunca zamandır nedir bu gizlenmek? Biraz da meydana çıksan da hasbıhal etsek. Adam mı, cin mi nesin? Yok ne bir gören, ne eden; Ya çünkü saklanıyorsun bucak bucak bizden. Değil mi saklanıyorsun, demek ki, korkudasın; Ya çünkü korkan adamlar gerek ki saklansın. Değil mi korkudasın var kabahatin mutlak."


Sayfa başı

Genç Kalem

İleti başlığı: Re: Mehmet Akif'in Abdülhamit AleyhtarlığıTarih: 20 Şub 2010, 01:03 

Genel Yetkili

Kayıt: 12 Haz 2009, 14:36 İleti: 1303 Akif, 2. Abdülhamit dönemi içinde kendisine karşı çıkmıştır.

Hatta Akif ittihatçıdır büyük destek verir ama onlarında bazı başarısızlıklarını görünce onlarında alehine dönmüştür.

Doğru bildiğinden sapmayan bir adam ...


Sayfa başı

erst34

İleti başlığı: Re: Mehmet Akif'in Abdülhamit AleyhtarlığıTarih: 20 Şub 2010, 21:25 

Yeni Üye

Kayıt: 09 Şub 2010, 19:14 İleti: 36 adam osmanlıya karşıydı cumhuriyet dönemindede oğlu açlıktan öldü cesedi bir çöplükte bulundu şimdi çık işin içinden....


Sayfa başı

Genç Kalem

İleti başlığı: Re: Mehmet Akif'in Abdülhamit AleyhtarlığıTarih: 23 Şub 2010, 19:35 

Genel Yetkili

Kayıt: 12 Haz 2009, 14:36 İleti: 1303 erst34 yazdı: adam osmanlıya karşıydı cumhuriyet dönemindede oğlu açlıktan öldü cesedi bir çöplükte bulundu şimdi çık işin içinden....

Yok artık o kadar da değil ne çöpü ...

Milletin kafasını bulandırmaya çalışma sonra biri gerçek zanneder !


Sayfa başı

erst34

İleti başlığı: Re: Mehmet Akif'in Abdülhamit AleyhtarlığıTarih: 27 Şub 2010, 00:23 

Yeni Üye

Kayıt: 09 Şub 2010, 19:14 İleti: 36 burkic maalesef doğru ....


Sayfa başı

abdullah54

İleti başlığı: Re: Mehmet Akif'in Abdülhamit AleyhtarlığıTarih: 02 Mar 2010, 20:29 

Kıdemli Üye


Kayıt: 13 Haz 2009, 17:13 İleti: 1054 Osmanlıya karşımıydı şu şekilde belki olabilir zaten Osmanlının yıkılcağını anlayıp yeniden bir bağımsızlık için vatanın eskiye dönük düşüncelerinin silip vatanı kurtarmak adına Osmanlıya karşı olmuştur.Nerdeyse laik yapcaksınız adamı :)

_________________ Hak geldi batıl çöktü. Şüphesiz batıl çökücüdür." (İsra, 17/81)


Kim demiş avrupa insanı medeni? Ne edep var ne haya çırılçıplak bedeni! Eğer medeniyet açıp saçmaksa bedeni; Desenize hayvanlar bizden daha medeni! -Mehmet Akif Ersoy

Sayfa başı

mehmetakifersoy

İleti başlığı: Re: Mehmet Akif'in Abdülhamit AleyhtarlığıTarih: 10 Kas 2012, 08:22 

Yeni Üye

Kayıt: 10 Kas 2012, 08:08 İleti: 1 Arkadaşlar. Şu siteye üye olmamın tek nedeni yüce atamız M. Akif ersoy hakkındaki yalan haberlere bir cevap verme isteğidir. Kendisi Abdulhamit hana karşı gelip ittihat ve teraki cemiyetine üye olmuştur. Ama bu kısa süre sürmüştür ve sonrasında çok pişman olmuştur. Ya rab bu ugursuz gecenin yokmu sabahı şiiri. pişmanlığından sonraki ilk şiiridir. Orada geçen bir dörtlükte:

Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık; Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!

bu sözde ittihat ve teraki üyelerine hitap edilmiştir. ve bu şiirinde Allah (cc) sitem mihayetinde pişmanlığını anlatmaktadır. Kendisi çok büyük bir şair olmasının yanısıra. Çok buyukte bir Alimdir. Kuran-ı Kerimin Mealini yazmış ve camilerde Türkçe ezanın okundugu yıllarda dinide Türkçe yaşatır bunlar korkusuyla kitabı hiç yayınlamadan yakılmasını istemiştir. bukadar büyük bir alimi ve şairi din düşmanı diye adlandırmanın 2 farklı sebebi olabilir. 1.si cehaletten 2.si din ve vatan hainliğinden. Ümit ediyorumki 1. sebepten bu arkadaşımız bunları yazmıştır. Ve sözümü üstadın bir şiiriyle bitirmek istiyorum.

Zulmü Alkışlayamam

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! ... -Boğamazsın ki! -Hiç olmazsa yanımdan kovarım. Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale; Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale! Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim, Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu... İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?

Mehmet Akif Ersoy


En son Hürriyet tarafından, 10 Kas 2012, 09:16 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 değişiklik yapıldı. Lütfen, yazım kurallarına özen gösteriniz.


Sayfa başı

fatih1618

İleti başlığı: Re: Mehmet Akif'in Abdülhamit AleyhtarlığıTarih: 16 Nis 2013, 04:36 

Yeni Üye

Kayıt: 16 Nis 2013, 04:24 İleti: 2 Mamafih, Ecdâd'a neden sövdün? Halifeye ne cür'etle söversin.

_________________ ... Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana...

ﺁﻏﻼﺳە ﺩﺭﺩ ﺩﺭﻭﻧﻢ ﭼﺸﻢ ﮔﺮﯾﺎﻧﻢ ﺳﯖﺎ ﺁﺷﻜﺎﺭ ﺍﻭﻟﻮﺭﺩﯼ ﻏﺎﻟﺐ ﺭﺍﺯ ﭘﻨﻬﺎﻧﻢ ﺳﯖﺎ

Sayfa başı

tekyolpuyol

İleti başlığı: Re: Mehmet Akif'in Abdülhamit AleyhtarlığıTarih: 09 Arl 2013, 23:25 

Yeni Üye

Kayıt: 09 Arl 2013, 23:22 İleti: 1 Çok büyük ayıptır ettiği hakaretler. Hiçbir şekilde aklanamaz bu sözler. Yazıklar olsun akif


En son iğneci tarafından, 10 Arl 2013, 23:57 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 değişiklik yapıldı. İmla hatalarına dikkat ediniz.


Sayfa başı

cumhurkemal

İleti başlığı: Re: Mehmet Akif'in Abdülhamit AleyhtarlığıTarih: 15 Şub 2014, 21:07 

Kıdemli Üye

Kayıt: 31 Oca 2010, 18:23 İleti: 601 Tayyip'e de Abdülhamit yakıştırması yapıyorlar. Ama aradaki farkları unutmamak ve zaman zaman hatırlatmak gerekiyor.

Abdülhamit meclisi lağvetmişti çünkü meclis savaş kararı alarak devleti zor durumda bıraktı. Tayyip erdoğan hukuk sistemini ve emniyeti lağv etti çünkü kendi hırsızlıklarını soruşturuyorlardı. Abdulhamit kendi iktidarını eleştirenlere hain ve paralel devlet demedi. Tayyip ise kendi hırsızlıklarını soruşturanlara hain ve paralel yakıştırması yaptı. İhanet çetesi dedi. Devleti mafyalaştırdı. Dediklerinin arkasında bile duramadı ispat edemedi. Toplumu bölmek ve mezhep savaşı çıkarmak için elinden geleni yaptı. İkili oynadı. Milletin vicdani duygularını ranta çevirdi. Muhaliflerini tehdit etti, şaibeli suikastleri örtbas etti..

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.