FANDOM


Mehmet Vehbi Çelik
Dosya:Mehmed Vehbi Efendi Çelik.jpg
Doğum1862
Türkiye Cumhuriyeti Hadim, Konya
Ölüm27 Kasım 1949 (87 yaşında)
MeslekMilletvekili
Bakınız

Şablon:HBFTKbakınız d


HBFTK Hülasat-ül Beyan Fi Tefsir-ül Kur'an Mehmet Vehbi Çelik Konyalı Mehmet Vehbi Efendi
Fatiha Suresi/HBFTK Enfal Suresi/HBFTK [ Online word metni]
RBT Şablon:RBT Şablon:HBFTK Ruh-ul Beyan Tefsiri

Wikipedia-logo-tr
Vikipedi'den Mehmet Vehbi Çelik ile ilgili bir şeyler var
Bakınız

Şablon:Tefsirbakınız - d {{Tefsirbakınız}}


Tefsir Tefsirler KK
Muhammed Esed Tefsiri Hak Dini Kur'an Dili Elmalı tefsiri
Tefsir şablonları' Şablon:RBT Şablon:HBFTK Şablon:HDKD Şablon:Muhammed Esed Tefsiri Şablon:FZK Fî Zilâl-il Kur'an Seyyid Kutub Ömer Nasuhi Bilmen
Şablon:Elmalı Tefsiri Şablon:Tefsirler Şablon:Elmalıbakınız Şablon:Elmali Tefsir Şablon:HDKD/Sadeleştirilmiş Şablon:ET
Şablon:Tefsir Şablon:KK

Bakınız

Şablon:Tefsirlerbakınız - d {{Tefsirlerbakınız}}


Tefsir Tefsirler Tefsirciler Müfessirler ve tefsir kitapları listesi
Dirayet tefsirleri Rivayet tefsirleri Rivâyet Tefsiri Ahkam tefsirleri
Muhammed Esed Tefsiri Tefsir-i Kebir KK'e ilk tefsir Mukatil bin Süleyman Hak Dini Kur'an Dili Muhammed Hamdi Yazır Tefsir-i Nişaburî Tefsir-i Taberi Mefatih-ul Gayb Tefsir-ul Kur'an Ebu´l-Leys Semerkandi Hazretlerinin Tefsir-ul Münir Vehbe Züheyli Keşşaf Zemahşeri İbni Kesir Kurtubî Râzî Hülasat-ül Beyan Fi Tefsiril-ül Kur'an Hülâsatül Beyân Fî Tefsîr'il Kur'ân HBFTK Ömer Nasuhi Bilmen Ömer Nasuhi Bilmen tefsiri Fi Zilalil Kur'an Seyyid Kutub
Tefsir/Ramazan Tefsiri kur'an Tefsir Tartışma<
DİRÂYET
"Bilmek, tanımak" akıl, zekâ, kabiliyet.
Müfessirler

Mehmet Vehbi Çelik (d. 1862, Hadim, Konya) - (ö. 28 Kasım 1949), Osmanlı Meclisi Mebusanı 1. Dönem ve 4. Dönem Konya, TBMM 1. Dönem Konya milletvekilliği yapmış, IV. İcra Vekilleri Heyeti'nde Şeriye ve Evkaf Vekilliği (Diyanet ve Vakıflar Bakanlığı) yapmış bir din ve siyaset adamıdır.

Hadim ve Konya Medreseleri mezunudur. Mahmudiye Medresesi Müderrisliği, Konya Hukuk Mektebi Fıkıh Öğretmenliği, Kuvâ-yı Milliye Harekâtına katılmış ve Konya Vali Vekilliği yapmıştır. Osmanlı [Meclisi Mebusan] I. ve IV. Dönem Konya Mebusluğu, TBMM I. Dönem Konya Milletvekilliği, Büyük Millet Meclisi I. Reis Vekilliği, Şer’iye ve Evkâf Encümen Reisliği, 4. İcra Vekilleri Heyeti Şer’iye Evkâf Vekilliği yapmıştır. Evli ve beş çocuk babasıdır.[1]

Hayatı Edit

1862 Hadim, Konya doğumlu olup, Hasan Bey'in oğludur.

Meclisi Mebusan'da mebusluğuEdit

Osmanlı Meclisi Mebusanı'nda bulunmuş, 

TBMM Konya vekilliğiEdit

Mahmudiye Medresesi Müderrisi iken 58 yaşında I. Dönem Konya Milletvekili seçilmiştir.

TBMM 2. Başkanlığı Vekilliğinde, Edit

Şeriye Encümeni Başkanlığında, Edit

Şer'iye ve Evkaf Vekilliğinde (Bakanlığında) Edit

bulunmuştur.

Konya Müdafaa-i Hukuku resiliği Edit

İstanbul hükümetiyle Anadolu'nun bağlantısı kesildiğinde Konya Müdafaa-i Hukukun başında bulunuyordu

Konya valiliğiEdit

Bu sırada Valinin Konya'yı terk etmesi üzerine, Müdafaa-i Hukuk adına Konya Valiliğini üzerine almıştır. (Bunun benzeri tarihimizde yoktur). Vehbi Hoca, Konya'nın Birinci Millet Meclisi'ne seçtiği milletvekilleri arasında bulundu. İlk şeriye vekillerinden oldu. Konya'nın Milli Mücadeleye maddi ve manevi büyük katkısını sağlamış olanların başında gelir.

1921 Anayasası hazırlayıcılığıEdit

İlk anayasayı hazırlayanların arasında bulunmuştur. Meclis'te mütedil sağ kanadın tabi başkanı olarak Milli devletin kuruluşunda önemli hizmetleri olmuştur.

Din bilginlerinde zamanın üstadı olarak tanınan Vehbi Hoca,din duygusu ile milliyet duygusunu gönlünde birleştirmiş bir bilgindi.

EğitimiEdit

Hadim ve Konya medreselerinde yetiştikten sonra İstanbul'da o zaman en yüksek Teoloji Fakültesi sayılan Darül-Hilafe medresesinden de en iyi dereceyle icazet aldıktan sonra mesleğinde zirveye ulaşmış, bir otorite olmuştur.

Meşrutiyet döneminde bir aralık taşrada büyük illerde yüksek okul açma denemesine girişildiği sırada Konya'da da bir hukuk mektebi açılmıştı.O dönemde de İstanbul'dan taşra'ya rağbet olmadığından bu yüksek okula ancak mahalli yeteneklerden hoca aranmıştı.Bunlar arasında medeni Hukuk-Fıkıh hocalığı Vehbi Efendi'ye verilmişti. Vehbi Hoca bu görevde önemli başarı sağlamıştır.

Milli mücadelede katkılarıEdit

Onun asıl hüviyet ve himmeti, Milli Mücadele başlarken ortaya çıkmasındadır.

Mehmet Vehbi Efendi Kuvay-ı Milliye hareketi içinde aktif rol almıştır. Nefir’i aam (bütün herkesin gücüne ihtiyaç duyulduğu durum) halinde olan ülkemizin, müstevliler tarafından tarumar edilmemesi için herkesin elinden geleni yapmaya çalıştığı anda, sorumluluk gereği gecesini gündüzüne katarak, köy köy, kasaba kasaba, dolaşarak etkileyici ve teşvik edici konuşmalarıyla halkın uyanmasına ve bilinçlenmesine katkıda bulunmuştur.

Anadolu'da Müdafaa-i Hukuk'un ilk kurulduğu yerlerden birisi Konya'dır.Kuranların başında Vehbi Hoca bulunmuştur.Vehbi Hoca son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne Konya'dan mebus seçilmişti.Bu Meclisin başkan vekilliğini yapmıştır.Bu görevdeki himmeti önemlidir.Misak-ı Milli'nin bu Meclis tarafından kabulünde şahsi otoritesiyle rol oynamıştır.Milli Mücadeleyi desteklemesi için Meclis tarafından Padişah'a gönderilen üç kisilik heyette Vehbi Hoca'da bulunmuştur.Bu Meclisin İngilizler tarafından basılıp dağıtılmasından sonra Ankara'da ilk büyük Millet Meclisine en erken katılanlardan birisi olmuştur.Bir aralık Konya Valisinin vazifeyi bırakıp kayıp olması üzerine,halkın arzusuyla Valiliği üstlenmiş ve Mevlana şehri Konya’mızın İtalyanlarca işgalini önlemiştir.

Hilafetin kaldırılması sürecindeki göreviEdit

Meclis tarafından umur-u şeriye vekaletine seçilmiştir.Bu görevde iken saltanatın ilgasına dair şeri fetvayı (hilafetten indirme) veren ve bunu meclis huzurunda okuyup kabul ettiren de Mehmet Vehbi Hoca idi.

PARTİYE KATILMAMA KONUSUNDAKİ İRADESİ Edit

Şer'iyye ve Evkaf Vekilliğinden çekilen Mehmed Vehbi Efendi, hiçbir partiye girmeme konusunda kararlıydı. Bu yüzden zamanının ileri gelenleriyle arasında fikir ihtilâfı olmuştu.

Bu ihtilâfın içyüzünü, ilk Mecliste zabıt kâtipliği yapmış olan merhum Mahir İz Bey şöyle anlatmaktadır:

"Bir yandan savaş devam ediyor, bir yandan da Meclis iki cereyanın bütün hızıyla çalkalanıyordu. Sene başı idi ve Başkanlık Divanı seçilecekti. Yapılan seçimde, hatırımda yanlış kalmadıysa, muhaliflerden İkinci Grubun başı olan Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey 148 rey aldı. Hâlbuki İkinci Grubun yekûnu 72 kişi idi. Bu miktarın üstündeki reyler Halk Partisinden verilmişti. Bu hâdise üzerine Parti bir disiplin kararı aldı:

Parti toplantısında herkes reyini serbestçe söyleyebilecek; fakat Parti grubunda ekseriyetle karar alındıktan sonra, artık bu 'Parti grup kararı' aleyhinde Mecliste mebuslar ne konuşabilecek, ne de rey vereceklerdi.

Bu da kâfi görülmemiş ve ayrıca Kabinenin bütün âzâsının da Partiye (Halk Partisine) kaydolunması mecburiyeti kabul edilmişti.

Fakat Şer'iyye ve Evkaf Vekili olan Konya mebusu, meşhur tefsir sahibi, benâm ulemadan Mehmed Vehbi Efendi, bu teklifi kabul etmedi. İstifa teklif ettiler, onu da yapmadı: 'Beni Meclis seçmiştir, ancak o düşürür' dedi.

İş Meclise geldi. Vehbi Efendi kürsüye çıktı, durumu anlattı ve 'Ben bugüne kadar hiçbir partiye girmedim, bundan sonra da girmem. Kula kul olmam, Allah'a kul oldum kâfi' dedi ve kürsüden indi."


VEHBİ EFENDİ TARASSUD ALTINDA Edit

Vehbi Efendi, Birinci T.B.M.M.'nin feshinden sonra Milletvekili olmamasına rağmen tarassut altında bulundurulmuştur.

Basılmakta olan ve bir taraftan da satışa çıkarılan tefsirin bine yakın nüshasını eski bir talebesi olan Balıkesir'de imamlık vazifesi yapan Necmettin'e götürmüş, sonra diğer ciltlerini de tab' işlerini kontrol etmek üzere İstanbul'a gelmişti.

Bir gün köprüde eski Canik mebusu Nafiz Beye tesadüf etmiş ve Nafiz Bey ile birlikte Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Beyin Karaköy'de bulunan yazıhanesine gitmişti. Orada nargilesini içerken İzmir suikastinin mürettiplerinden maslub (asılmış) Ziya Hurşit de gelmişti. Merhum Vehbi Efendi Ziya Hurşid'in ilk Büyük Millet Meclisinden eski bir mebus arkadaşı olması dolayısıyla onunla hasbıhalde bulunmuştu. Bu sebepten Vehbi Hoca İzmir suikastinden dolayı 1927'de Konya'da tevkif edilmiş, bir hafta kadar polis kısmı adli reisinin odasında nezarette kaldıktan sonra bir emirle ilmiye kisvesinden tecrit edilmek suretiyle Ankara'ya gönderilmiştir. On gün kadar nezarette kaldıktan sonra yapılan tahkikat neticesinde suikastla hiçbir alâkası olmadığı anlaşılmış ve İstiklâl mahkemesine sevkedilmesine mahal kalmadan serbest bırakılmıştır.


VEFATI Edit

Mehmet Vehbi Efendi 27 Kasım 1949 yılında 88 yaşında iken Rahman'a kavuşmuştur. Kabri Konya'da Ankara yolu üzerindeki Musalla Kabristanındadır. Mezar taşında ise şu cümleler yazılıdır:

"el-Mağfur bütün mevcudiyeti ile İslâmlığa ve bütün varlığı ile vatanına hizmet eden, Tefsîr-i Kur'ân sahibi, Şer'iye Vekili, Konya'nın Öz evlâdı Hadimli Hoca Mehmet Vehbi Çelik ruhuna Fâtiha."

Alt kısmında da Afyon Karahisarlıların Hoca Vehbi Efendi hakkında son bir Cemile ve hürmetleri nişanesi olmak üzre bizzat kendileri yazıp mermer üzerine kazdırarak kabrine taliki için hediye ettikleri şu kıt'a vardır:

"Hüvelbâki:

Eyledi Üstad-ı kül Vehbi Efendi irtihal

Bir eşi gelmez ferid-i asr idi bi-iştibah

Geldi bir hatif esefle söyledi tarihini

Son müfessir Hadimi Vehbi Efendi göçtü ah"


HATIRALAR Edit

GÜÇLÜ KARAKTERİNE BİR ÖRNEK

Mahir İz Bey, Mehmed Vehbi Hoca Efendi'nin özellikle Meclisteki ahvâline yakînen şahit olmuştur. Kendisi şunları anlatmaktadır:

"Meslek sahibi, karakterli bir din adamı idi; başkalarına benzemezdi. Konya'da Vali Vekilliği yaptığı zaman, Konya Ovasının sulanması hakkında yetkililerle münakaşa edebilecek kudrette –hoca efendilerin arasındaki tâbirle– umur-u hariciyesi de vardı. Yani yalnız din işlerini değil, dünya işlerini de yakînen takip ederdi. Meclis müzakere salonuna girdiği zaman, konuşulan mesele veya kanun Hazineyle ilgiliyse, mutlak söz alır, fikrini söylerdi.

Bir gün yine askerî yetimler ve dullara ait bir kanun görüşülüyordu. Fakat bu arada hükümetin bir an evvel öncelikle çıkarmak istediği ehemmiyetli bir kanun vardı. Bütün vekiller heyeti, hattâ Mustafa Kemal Paşa, Meclise gelmişlerdi. Paşa ön sırada ve kürsüye yakın bir yerde ayakta duruyordu. O esnada görüşülen kanunun müzakeresinin kâfi olduğuna dair bir takrir verildi. Reis, takriri reye koydu. Vehbi Efendi söz istedi. Reis takririn reye konulduğunu, ondan dolayı söz veremeyeceğini bildirince, Vehbi Efendi dâhilî nizamnâme (içtüzük) gereğince kifayet aleyhinde söz istedi. Büyük salon kapısının yanından hareket ederek kürsüye yaklaşırken, Mustafa Kemal Paşa eliyle yolunu kesip:

"Hocam, mühim işimiz var, sözünden vazgeç" dedi.

Vehbi Efendi, Paşanın kolunu tutarak:

"Bu Beytülmal (Hazine) meselesidir, konuşacağım Paşam!" dedi ve kürsüye çıkıp maksadını söyledi."

"RİSALELERİN YAZILDIĞINI GÖRSEYDİM, BÜTÜN ESERLERİMİ YAKARDIM"

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Şaban Akdağ anlatıyor:

"Allah rahmet etsin Konyalı Mehmed Vehbi, 16 ciltlik tefsir sahibi. Göstermişler ona "senin tefsirine uyuyor mu, bakıver?" demişler. İtiraz etmiş Risale-i Nur'a.

Hacılar Köyünden koyun çobanı geliyor Üstada "Üstadım eğer müsaade edersen 21. Lem'ayı (İhlâs hakkında) Mehmed-i Vehbi'ye okutacağım" diyor. "Peki" diyor Üstad. Bu çekiyor çarıkları, o zaman çarık mercedes, varıyor Konya'ya. Halıcı Sabri'nin dükkânına gidiyor. "Oo ayağı çarıklı, başı sarıklı, üstü abalı hoş geldin, ne bu vaziyet?" diyor, Sabri ağabey. "Ağabey ben Mehmed Vehbi Efendi'nin yanına gideceğim, bir müşkülüm var onu halledeceğim." Diyor. "Bu vaziyette çarıkla, sarıkla onun yanına gidilmez." "Ben çobanım, ben gideceğim oraya." Meğer Mehmed Vehbi dükkânda oturuyormuş, alıp götürüyor çobanı evine. "Nedir müşkülün oğlum?" diyor. "Hocam! Bir Bediüzzaman geldi Isparta'ya üç cumaya gitmeyen kâfir olur diyor" demiş çoban. Böyle bir şey yok da kitabı ona okutturmak için öyle diyor. "Eserlerinden birini oku da bana bir yol göster" demiş. "Peki" diyor ve 21. Lem'ayı hem okuyor, hem ağlıyor, hem okuyor hem ağlıyor, yemin ediyor, "kardeşim, Mehmed Vehbi'nin imdadına Bediüzzaman yetişti, eğer bu eserlerin yazıldığını görseydim, bütün eserlerimi yakardım ben" diyor. "Değil elini ayaklarının altını öp, beni de talebeliğine kabul etsin, selâm söyle" diyor.

Döndükten sonra Üstad cümle kapısının önüne çıkıyor: "Keçeli! Sahra dolusu kırmızı koyunu tasadduk ettin" diyerek iltifat ediyor. Çoban da: "sayenizde Üstadım" diyor.

Üstad hazretleri bu hadiseye şu ifadeleri ile işaret eder:

"Konya âlimlerinin Risale-i Nur'u yazmakta ve takdir etmekte olduklarını ve tefsir sahibi Hoca Vehbi'nin (r.h.) Risale-i İhlâs karşısında mağlûbiyetle beraber, Risale-i Nur'a karşı hayran ve takdirkâr olması münasebetiyle, Hâfız Ali demiş: "Risale-i Nur'un bir kerametidir, öküze et ve arslana ot atmaz. Öküze ot verir, arslana et verir. O arslan Hocanın en evvel İhlâs Risaleleri eline geçmiş."


YAHUDİLER KURTULDU MU? Edit

İsrail Devleti bin dalevere ve dümenden sonra 1947 yılında kurulunca İstanbul'daki yahudî vatandaşlardan biri, Hulasatü'l-beyan tefsirinin yazarı Konya milletvekili Mehmed Vehbi Efendi ile karşılaşır ve der ki;

"Efendi hazretleri, Peygamberiniz biz yahudilerin Müslümanlar tarafından yok edileceğini hatta taş ve ağaçların arkalarına saklanan yahudiyi göstererek gelip onu öldürmesi için Müslümanlara sesleneceğini bildirmiş. Hâlbuki görüyorsunuz biz, devlet kurduk. Ne dersin… Bu nasıl olacak, merak ediyorum…"

Mehmed Vehbi merhum gayet sakin şöyle cevap verir:

"Doğrusu ben o hadis-i şerifi okur ve yahudiler yeryüzüne dağılmış vaziyetteler. Onlar nasıl tek tek bulunur da temizlenir diye merak eder dururdum. Şimdi iş pek kolaylaştı ve Efendimizin hadisi artık benim için merak konusu olmaktan çıktı. Demek ki bulmak mesele olmayacak… Hadis aynıyla hakikat… Yaşayanlar bunu görecek…"


HAKKINDA SÖYLENENLER Edit

"Başta, çok mübarek tefsirin çok muhterem ve kıymettar sahibi olan Hoca Vehbi Efendi olarak, Risale-i Nur u takdir edip alakadarlık gösteren bütün Konya ve civarı ulemalarını, bütün kazançlarıma ve dualarıma şerik ettim. Ve has kardeşlerim dairesi içinde isimlerini bildiğim zatları, isimleriyle dua vaktinde yâd ediyorum." Bediüzzaman Said Nursî

"Konya'lı Sabri'nin Nurlar hakkında fevkalâde faaliyeti ve son müfessir Hoca Vehbi Efendi'nin himmeti ve Abdüllatif ve Hatîb Mahmud ve Fethullah, Receb, Ziver, Hasan, Rıfat, Nebi gibi kardeşlerimizin gayreti ve Konya hocalarının müstesna bir surette Nurları takdir etmeleri, Nur dairesi hakkında büyük bir inayet-i İlahiyedir" Bediüzzaman Said Nursî

"Vehbi Efendi, meslek sahibi, karakterli bir âlimdi. Âlimler arasında Umur-ı hariciyesi de olan zatlardandı. Yani yalnız din işleri değil, dünya işlerini de yakînen takip ederdi. Doğru bildiğini yapmaktan hiç çekinmezdi. Hoca Efendi, eski medrese ulemâsının o devirde canlı bir timsali idi." Mahir İz

"Vehbi Efendi kelimenin bütün manasıyla milletin vekili idi. Hürriyet-i fikriye ve kanaat-i vicdaniyesini hiçbir menfaat karşısında feda etmeyecek derecede karakter sahibi idi. Hiç kimsenin tesiri altında kalmaz hiçbir bloğa katılmazdı." Mahir İz

"İnancı ve kanaati hiçbir yerde sarsılmayan eski medrese ulemâsının o devirdeki canlı bir timsali idi." Vehbi Vakkasoğlu

"Sohbetleri gayet tatlı ve nüktedandı. Sevdikleri ile şakalaşmaktan hoşlanırdı." Veli Ertan

"Vehbi Efendi, muktedir, çalışkan bir âlimdir." Ömer Nasuhi Bilmen

"İlm ü fazilet sahibi bir zattır." Abdullah Develioğlu


MEHMED VEHBİ EFENDİ'DEN NÜKTE-İ ÂZAM Edit

Her kim kimi sena ederse hakikatte o sena onu halk eden Allah'u Teâlâ'yı senadır.

İman; Vacip Teâlâ'nın Zatı'nı ve Sıfatını ve Enbiya-yı Kiramın nübüvvetlerini ve ahvali âhireti ve sair iman edilmesi lazım olan şeylere inanıp, kalp ile tasdik ve lisanla ikrar etmektir.

Allahü Teâlâ'nın rızasını tahsilden daha büyük bir mertebe olmadığından rıza-yı ilahinin husulüne fevz-i azim denmiştir.

Vacip Teâlâ insanları musibetle imtihan ettiği gibi bolluk ve rahatla dahi imtihan eder ve birçok insanları nimetin vüs'atı tuğyana sevk ettiği görülür ve kendilerine verilen nimeti hazmedemediğinden akıbet helaklarına sebep olur.

İnsanın rızkı akıl ve zekâsıyla değil belki Allah'ın ihsanıyladır. Çünkü en ziyade akıllı olan kimsenin son derece çalıştığı halde fakir olup karnını doyuramadığı ve ahmak kimsenin milyonlara mâlik olduğu her yerde ve her zaman görülen bir hakikattir.

Esasen bir partiye bağlanmak meşrebime uygun olmadığından, parti hissiyatiyle mütehassis olmadım ve olamam.

Ben bugüne kadar hiçbir partiye girmedim, bundan sonra da girmem. Kula kul olmam, Allah'a kul oldum kâfi.

Ahkâmı saklamak kitabın elfazını değiştirmekle olabilirse de, mütevatir olan kitaplarda elfazını değiştirmek ciheti müşkül olup, âyeti arzuya göre tevil ederek mana-yı aslisinden çıkartmakla mana-yı hakikisinden uzaklaştırmak pek kolay olduğundan alel ekser tahrif bu yolda vuku bulmuştur.

Hiçbir müftü kendi reyi ile fetva veremez. Vermez değil, veremez. (…) Mezhep imamlarının ihtilaf etmiş olduğu yerde, zamana en uygun geleni ekseriyetle tercih olunabilir. Fakat ekseriyetle yeniden bir mesele ihdas edilebilir mi? Hâşâ! Bu olamaz, bu olamaz.

…Hükümet adam yetiştiremez. Hükümet, yalnız yetişeni takdir etsin, yeter.

Ruhaniyet, cismaniyet tabiri Hıristiyanlığa aittir. İslâmiyette ruhaniyet, cismaniyet diye bir tabir yoktur.

…İslâmiyette müstebit bir hükümet yoktur. İslâm hükümeti tamamen meşruadır. Fakat meşrutiyeti, şeriatın hükümlerini icra suretiyle şartlanmıştır. Ama bu olabildi mi, olamadı mı?

Tefsir-i Hazin'de beyan olunduğu veçhile küfür; bir şeyi setredip örtmek manasınadır. Kâfirler hakkı setredip kabul etmedikleri için kâfir denilmiştir.

İlmi olmayan kimse hilafete lazım olan adaleti icra edemez ve binaenaleyh; hilafete ehil olamaz.

Nusret gelince azlık zarar vermediği gibi, zillet gelince kesret te fayda vermez. Binaenaleyh itibar inayet-i ilahiyededir. Ve bunu hariçte binlerce vukuat da isbat etmektedir.

İnsanın hakkı takip etmesi ve tervicine çalışması en büyük bir meziyet olduğundan her şahısta bu meziyet bulunmadığı cihetle, ekseriye yalnız kalır.

Allah'ın ilmi ezeli olduğundan imtihana ihtiyacı yoktur. Binaenaleyh; kullarını müptela kılar ki iyilerini kötülerine bildirmek için imtihan eder. Su Halde kullarını imtihan; kulların kendi hallerini kendilerine bildirmek içindir.

… Zamanımızda söz dinlemek ve dinletmek ve büyüklerin nasihatına kulak vermek ve birbirinden utanmak geçmiştir. Zira herkes kendinden büyük kimseyi görmüyor ve tanımıyor.

Emanetlere hıyanet; ekseriye evlad ü ıyale sarfetmek ve onlara muhabbet sebebiyle olduğundan Cenab-ı Hak evladın ve emvalin fitne olduğuna beyan buyurmuştur.

…Namazdan sonra oyun ve çalgı gibi maasiden ihtiraz namazın muhafazasından mahduddur.

Dünya malı insanın cismine ve Kur'ân ruhuna hizmet eder. Saadet-i nurani, saadeti cismaniyeden efdaldir. Su halde Kur'ân ruha hizmet ettiği için bedene hizmet eden maldan elbette hayırlıdır.

Yağmur suyu arazinin kabiliyetine göre te'sir ettiği gibi Kur'ân'da insanların kabiliyet ve istidadlarına göre te'sir ettiğinden herkes istidad ve kabiliyetine göre nasibedâr olur.

Ölüme numune olan uyku ve haşre numune olan uyanmayı her gün nefsinde müşahede eden bir kimsenin haşri inkâr etmesi ancak düşünemediğinden ileri geldiğinde şüphe yoktur.

…İnsanı idlal edip haktan ayırmaya çalışan şeytan cinden olduğu gibi insandan dahi olur.

Herkes dünyada kimin bayrağı altındaysa ahirette dahi onun bayrağı altında bulunacak demektir.


ESERLERİ Edit

1- Hülâsatül Beyân Fî Tefsîr'il Kur'ân:Edit

1911-1915 yılları arasında Konya'da yazılan eser, 15 cilt olarak iki ayrı zamanda basılabilmiştir. Daha sonraki yıllarda çeşitli baskıları yapılan eserin Latin alfabesiyle ilk nesri 1966-1969 yıllarında gerçekleştirilmiştir. Tefsir ilmi bakımından bazılarınca yeterli bulunmayan eser, bazı özellikleri(1) sebebiyle halk nezdinde rağbet görmüştür.

Mehmed Vehbi Efendi, az-çok okur-yazar her Müslümanın istifade edebileceği bir tarzda güzel bir Türkçe ile tefsir yazmıştır. Bu tefsirde âyetlerin evvelce Türkçe mealleri yazılmış, sonra da bu mealler daha geniş birer ibare ile bir nevi tekrar edilmiştir. Bunun yanında birçok âyetlerin esbab-ı nüzûlü yazılmış; âyetlerin ve sûrelerin aralarındaki insicam ve tenasüp gösterilmiş, âyât-ı celileden birçoklarının ihtiva ettiği nüktelere, faidelere işaret olunmuş, açık bir tarzda birçok faydalı şeyler de ilave edilmiştir. Fakat âyetler ve âyetleri teşkil eden mübarek kelimeler ayrıca tahlil ve tavzih edilmemiştir.

"Hülâsatü'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kur'ân" ın diğer bir özelliği, İslâm Âlemi'nde geçmişte yazılan en muteber tefsirlerden hülasalar naklederek tefsir mevzuunda daha çok görüş belirtmiş olmasıdır. Kadî Beydavî, Fahri Razî, Hâzin, Medârik, Ebussu'ûd Efendi, Nimetullah Efendi, İbn Cerîr et-Taberî, Nisaburî ve Sıddık Han gibi pek çok müfessirlerin görüşleri nakledilmiştir.

Diğer bir hususiyeti de o zamanda Türkçe neşredilen tefsirler içinde en geniş olanıdır.

15 cilt olan bu büyük eserde âyetler izah edilirken derinliklerine kadar inilmiş; ayetler toplu şekilde değil de, teker teker ele alınmış ve tefsiri yapılmıştır.

Eserin yazıldığı dönem baz alınırsa dili çok sadedir.

Herkesin anlayabileceği şekilde selis bir üslupla yazılmıştır.

2- el-Akâidü'l-Hayriye fî Tahrîri Mezhebi'l-Fırkatı'n- Nâciye ve Hüm Ehlü's- Sünne ve'l-Cema'a ve'r-Redd alâ Muhâlifihim:Edit

Arapça olarak hazırlanan bu eserde inanç konularıyla ilgili 133 mesele incelenmiştir. 1919'da tamamlanan kitap, müellif tarafından "Akâid-i Hayriye Tercümesi" adıyla Türkçe'ye çevrilmiştir. Yazma nüshası Konya Yusuf Ağa Kütüphanesi'ndedir. Ayrıca 1340 -1343 yıllarında Ahmet Kâmil Matbaası tarafından Osmanlıca olarak basılan eser, 144 sahifeden ibarettir. İsminden de anlaşılacağı gibi eski ve yeni bozuk itikatların günümüz insanının inanç, ibadet ve ahlâkında olumsuz etkiler yapması üzerine, Müslümanlara bu alanda yarar sağlamak için kaleme alındığını belirten müellifimiz, eserini bir mukaddime, üç bab ve bir hatime'den oluşturduğunu beyân eder.

3- Ahkâm-ı Kur'âniyye:Edit

160 Ana baslıkta, 482 hükmün yer aldığı eserde konular alfabetik sıraya göre ele alınmıştır.(2) Bu eserin de Konya Yusuf Ağa Medresesi'nde bir nüshası bulunmaktadır (No:170). İtikad, ibadet, ahlâk ve sosyal konularla ilgili Kur'ân hükümlerinin vazıh bir şekilde ifade edildiği bu eser, eski ve yeni harflerle matbudur.

4- Sahih-i Buharî Muhtasarı ve Tercümesi :Edit

Bu eseri Konyalı Mehmed Vehbi Efendi dört cilt olarak terceme etmiştir. Toplam 111 ana başlıkta 1646 hadisi ele alıp incelemiş ve hadislerin işaret ettiği hükümleri dile getirmiştir.

5- Avâmil-i Umran :Edit

"Avâmil-i Umran" isimli 52 sayfalık Osmanlıca kaleme aldığı eserinde, memleketin iç ve dış işleriyle ilgili söz söylemenin çok önemli olduğuna işaret ederek Meclis'e seçilmiş insanların huzurunda, devleti ve milleti ilgilendiren konularda bu konuşmaların lüzumuna dikkat çekiyor. Bu gibi konularda fikir beyân etmenin hatadan uzak olamayacağını ve yine de bu hususlarda söz söylemenin gerekliliğini belirtiyor.

Bu risalede Taksim'deki bir kışlanın ve müştemilâtının satımı (özelleştirilmesi), maddî ve manevî değeri üzerinde mütalaaları gündeme getirerek hukukî yönlerine dikkatleri çekiyor.

Ayrıca bu risalede ilim ve amelin birlikte düşünülmesi gereğine işaret ederek sadece ilmin ya da amelin yeterli olamayacağına, Almanya ve İngiltere Parlamentosu'ndaki bazı uygulamaları örnek göstererek memleketimizde de teori ile pratiğin birleştirilerek görev ve sorumluluk verilmesinin lüzumuna işaret ediyor. Eserin bir nüshası, 103885 demirbaş kaydıyla TDV İslâm Araştırmaları Merkezi Kütüphanesi'ndedir.

DİPNOTLAREdit

(1) Dilindeki sadelik ve önceki bazı tefsirlerin hülâsası olması bakımından.

(2) Eser'in, 1922, 1924, 1941, 1947, 1966, 1971 (İst.) yıllarında çeşitli baskıları yapılmıştır.

(3) Eserin, 1966 ve 1981(İst.) yıllarında çeşitli baskıları yapılmıştır.


Hayatı - diğer incele Edit

Mehmet Vehbi ÇELİK veya Konyalı Mehmet Vehbi Efendi (1861-1949) Edit

Mehmet Vehbi ÇELİK (1861-1949)

KONYALI MEHMED VEHBİ EFENDİ (1861-1949) -1. BÖLÜM-

Şer'iye ve Evkaf Vekili bulunduğu sırada Vekâletin resmî atlı arabasına bir gün bile binmemiş, mebusluğunda olduğu gibi vekilliğinde de evi ile Meclis arası üç kilometre mesafe olmasına rağmen her gün yaya gidip gelmiştir.

Döneminin değerli âlim ve siyaset adamı olan Mehmed Vehbi Efendi, 1861 yılında Konya'nın Hadim kazasına bağlı Kongul köyünde dünyaya gelmiştir. Babası devrinin âlimlerinden Çelik Hüseyin Efendi'dir. Mehmed Vehbi Efendi, ilçesine izafeten Hâdimî diye anılmış, soyadı kanunu çıkınca babasının lakabı olan "Çelik" soyadını almıştır.

ŞAHSİYETİ Edit

Veli Ertan, Hoca Efendi'nin şahsiyetini şu şekilde anlatmaktadır: "Şer'iye ve Evkaf Vekili bulunduğu sırada Vekâletin resmî atlı arabasına bir gün bile binmemiş, mebusluğunda olduğu gibi vekilliğinde de evi ile Meclis arası üç kilometre mesafe olmasına rağmen her gün yaya gidip gelmiştir. Vekilliği sırasında ne sarığında ve ne de giydiği mest ve lâstiğinde en küçük bir değişiklik yapmamıştır. Sıhhatli idi. Sohbetleri gayet tatlı ve nüktedandı. Sevdikleri ile şakalaşmaktan hoşlanırdı. 30 yaşından sonra nargile içmeye alışmış ve tiryakisi olmuştu. Tren seyahatlerinde ve diğer yolculuklarında nargilesini beraberinde taşırdı. Tiryaki olmasına rağmen bazen iradesini kullanır, altı ay nargileyi içmediği bile olurdu. Gene tekrar içmeye başlardı. Bir gün bile hasta olarak yatağında yattığı görülmemiştir."

TAHSİLİ Edit

İlk tahsiline doğduğu köyün mektebinde başlamış ve Anbarlızâde Mehmet Efendi'den Kur'ân-ı Kerîm'i hatmederek, kıraat ve tecvid dersleri almıştır. 1876 yılında Tomakzâde Mehmed Efendi'den Emsile ve Binâ okumuş, 1877 yılında da Hadim Medresesine kaydolmuştur. Hadim Medresesinde Hâfız Ahmed Efendi'den sarf ve nahiv'in yanında diğer ilimleri de okumuştur. Hâfız Ahmed Efendi'nin Bardas köyüne Müderris olması üzerine Mehmed Vehbi Efendi'de tahsiline devam etmek için hocası ile birlikte Bardas köyüne gitmiştir. 1879 yılında tekrar Hadim Medresesine dönmüş, orada bir yıl kaldıktan sonra da 1880 yılında Konya'da bulunan Şirvaniye medresesine gitmiştir. Burada Konya Müftüsü Hacı Hüseyin Efendi'den Mollacami, Tavaslı Osman Efendi'den de Fıkıh ve Usul derslerini okuyup icâzet almıştır.


MÜDERRİSLİK VAZİFESİ Edit

1888 yılından itibaren Konya Medreselerinde ders okutmaya ve icâzet vermeye başlayan Mehmed Vehbi Efendi, gösterdiği liyakat üzerine 1899 yılında Mahmudiye medresesi müderrisliğine tâyin edilmiştir. 1901 yılında ise Konya Hukuk Mahkemesine üye tâyin edilince müderrislik vazifesinden istifa etmiştir. Hukuk Mahkemesi üyeliğinde iki yıl kaldıktan sonra da Konya'da yeni açılan Mekteb-i Hukuk'a Vesâyâ(1) müderrisi tâyin edilmiştir.

SİYASETE GİRİŞİ Edit

1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilânıyla birlikte Konya Mebusu olarak İstanbul Meclis-i Mebusanı'na katılmış, fakat hiçbir partiye kaydolmamıştır. Bu konuda: "Esasen bir partiye bağlanmak meşrebime uygun olmadığından, parti hissiyatiyle mütehassis olmadım ve olamam" diyen Mehmed Vehbi Efendi, 1911 yılında meclisin dağılması üzerine ömrü oldukça siyasetle meşgul olmamaya azmederek Konya'ya geri dönmüştür. Konya'ya döndükten sonra Türkçe bir tefsir(2) yazmaya karar veren Mehmed Vehbi Efendi bir yandan da tedris(3) ile meşgul oluyordu. Fakat bu sırada I. Dünya Savaşının başlaması hasebiyle seferberlik ilân edilmiş ve öğretim hayatı da durmuştu. Çünkü hem savaşla birlikte gelen zor şartlar ve imkânsızlıklar, hem de askere alınan talebeler dolayısıyla medreseler tatil edilmişti.

KUVA-YI MİLLİYE'YE HİZMETLERİ Edit

1918 yılında I. Dünya Savaşında her iki tarafa mensup devletlerin antlaşma sağlaması ile birlikte savaş sona ermişti. Osmanlı Devleti de Mondros mütarekesini imzalamıştı. Fakat Yunanlıların 1919 yılında İzmir'e asker çıkarmasıyla memleket tehlikeli bir duruma düşmüştü. Bu tehlikeli durumu idrak eden cevvâl ve asil Türk Milletinin böyle bir haksızlığa tahammül edemeyeceği pek tabiî idi. Bunun için memleketin muhtelif yerlerinde "Kuva-yı Milliye" adı ile en büyük desteğini din adamlarından gören bir hareket oluşturulmuştu. Özellikle Doğu Anadolu'da Erzurum ve Sivas Kongreleri yapılmış, memleketin muhtelif yerlerinde teşkilât oluşturulmuştu. Vatanın düştüğü bu tehlikeli durum karşısında, Mehmed Vehbi Efendi siyasete karışmamak azmini bir yana bırakarak ön saflarda yer almış ve Milli Kuvvetler lehinde ateşli vaazları ile halkı Millî Mücadeleye teşvik etmişti. Bir yandan da bazı subaylarla gizliden gizliye irtibat kurarak Milli Kuvvetler lehinde istihbarat edinmiştir.

Mehmed Vehbi Efendi'nin bu çalışmalarından ve temaslarından ürken Konya Valisi Cemal Bey, Vehbi Efendi'yi göz hapsine almıştır. Vehbi Efendi bu durumdan yılmamış, vatanın selâmeti için çalışmalar yapmaktan geri durmamıştır. Fakat halk, Vehbi Efendi'nin üzerindeki baskıyı sezmiş ve valiyi tehdit etmeye başlamıştır. Halkın baskısına tahammül edemeyen Vali Cemal Bey, nihayetinde şehri terk etmiştir.

Valinin kaçması üzerine fırsatçı İngiliz ve İtalyan temsilcileri ve 1500 kadar silâhlı İtalyan askeri Konya'yı almayı düşünürler. Bu haber kısa zamanda halk arasında yayılır ve büyük bir infiâle sebep olur. Kuva-yı Milliyenin o zaman Beyşehirdeki kumandanı şehit Miralay Nazım Bey, ordunun Vehbi hoca hakkındaki güven ve arzusunu bildirmesi üzerine Konya memurîn, ulemâ ve eşrafı toplanarak Mehmet Vehbi Efendiyi "Vali Vekâleti"ne seçerler. Valilik görevini kabul eden Mehmed Vehbi Efendi, şehrin İtalyanlarca işgal edilmesine de Allah'ın izniyle engel olmuş olur.

Daha sonra İstanbul Hükümeti Kuva-yı Milliyenin ileri gelenleriyle anlaşarak Suphi Bey isminde birini Konya'ya Vali tayin etmiştir. Vehbi Hoca da 1919 yılında tekrar İstanbul Meclis-i Mebusanı'na Konya'dan milletvekili seçilerek İstanbul'a yerleşmiştir.

16 Mart 1920'de İstanbul İngilizler tarafından işgal edilince Meclis, Ankara'da bulunan M. Kemal Paşa ile görüşmek üzere bir heyet seçer. Bu mebuslar heyeti içinde Mehmed Vehbi Efendi'nin yanı sıra, Kastamonu mebusu Yusuf Kemal, Sinop mebusu Rıza Nur ve Eskişehir mebusu Abdullah Azmi Efendi de vardır. Heyet Mustafa Kemal Paşa ile bir görüşme yapar ve diğer mebuslar da Ankara'ya gelmeye başlar. Heyetteki mebuslar Ankara'da kalır. Mehmed Vehbi Efendi ise, Çumra ayaklanmasını bastırmak için Refet Paşa ile birlikte Konya'ya geri döner. Bir süre sonra da yani 23 Nisan 1920 yılında Vehbi Efendi Ankara'da açılan Büyük Millet Meclisine Konya Mebusu olarak iştirak eder. Daha sonra Meclis Reisi Celâleddin Ârif Bey'in üç ay izinli olarak Erzurum'a gitmesi hasebiyle, Meclis, Vehbi Efendi'yi Reis seçer ve bir müddet Meclis Reisliğinde bulunur.

1921'deki Kütahya bozgunu üzerine, Sakarya Vadisine kadar geri çekilen orduyu ziyaret etmek, moral vermek ve müşahedelerini Meclise bildirmek üzere, 15 arkadaşıyla birlikte görevlendirilir. Bütün askerî birlikleri dolaşır, askerlere nasihat edip moral verir. O sırada, "Meclisin Sakarya Vadisinde harp edilmesine dair olan meylini" takviyeye karar vererek Ankara'ya döner ve bu konuda Meclise bilgi verir. Ferâset sahibi Mehmed Vehbi Efendi bu düşüncesinde yanılmaz. Zira kısa bir süre sonra Sakarya Savaşı başlar ve yirmi iki gün sonra 13 Eylül 1921'de zafer kazanılır. Mehmed Vehbi Efendi, ordunun ihtiyacı olan erzakı temin etmek için müfettiş olarak Konya'ya gönderilir. Bu çalışmaları sırasında, Mustafa Kemal Paşa'dan Meclis Reis Vekili seçildiğine dair bir telgraf alır ve Konya'daki işlerini toparlayarak Ankara'ya gider ve yeni görevine başlar. Kısa bir süre sonra, Abdullah Azmi Efendi'nin istifası üzerine, Şer'iyye ve Evkaf Vekili(4) seçilir.

VAHİDÜDDİN'İ HAL' FETVASI Edit

16 Kasım 1922 tarihinde son Osmanlı Padişahı Sultan Vahidüddin, İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan ayrılır. Bu hâdiseyi TBMM'e zamanın başvekili Rauf Bey haber verince, Şer'iyye ve Evkaf Vekili Mehmed Vehbi Efendi de Sultan Vahidüddin'i Padişahlıktan ve Halifelikten azleden hal' fetvasını vermişti. Fetva ittifakla kabul edilmiş ve böylece hilafet makamına 148 oyla Abdulmecid Efendi getirilmişti.

Mehmed Vehbi Efendi'nin Şer'iyye ve Evkaf Vekili olduğu dönemin en mühim hâdisesi bu olsa gerek… 18 Kasım 1922 tarihinde Meclis gizli bir oturumda durumu görüşür. Şer'iyye ve Evkaf Vekili Mehmed Vehbi Efendi'de şu konuşmayı yapar:

"Efendim, müsaade buyurun. Ahvali tafsil edecek değilim. Bugün halife makamında olan bir adam (Vahidüddin), ecnebi bir düşman himayesine iltica ederek, fiilen hilâfetten feragat etmiştir. (Elbette sesleri). Binaenaleyh, ikinci bir halifenin seçimi Müslümanlar üzerine vâciptir. Müslümanların bugün hal' ve akdine bugün memur olan Yüce Meclisinizdir. Dolayısıyla Müslümanlar arasında fitne ve fesada sebep olmaması için, her şeyden evvel bunu seçmeli. Ondan sonra şartları ne idi veyahut onun hakkı ne idi, milletin hakkı ne idi düşünülsün. Efendiler, bunlar ikinci meseledir. Şimdi İstanbul'u düşünelim, Anadolu'yu düşünelim, bütün İslâm âlemini düşünelim. Bütün İslâm âlemi gözünü şu Meclise dikmiş bakıyor: Ne yaptılar ve ne yapacaklar diyerek… Şimdi bir fetva isteniyor. Bu da haklıdır ve doğru bir meseledir. Öteden beri geleneklerimiz de böyledir."

Ve Mehmed Vehbi Efendi'nin, Sultan Vahidüddin'in halifelikten çıkaran fetvası:

"Müslümanların İmamı olan Zeyd (biri), düşmanın umum Müslümanlar aleyhinde mahvı gerektiren şiddetli şartları zaruret olmaksızın kabul ile İslâm hukukunu müdafaadan acizliği göstermeye; Müslümanların müdafaa için olan cihadlarında düşmana muvafakatla Müslümanların ihtilâl ve intikasını [düşmesini] icap ettiren hareketlere fiilen teşebbüs ve ihtilâlci hareketlere devam ve ısrar ve sonra da, ecnebi himayesine sığınarak Hilâfet Makamını terk ve firar ile hilâfetten bilfiil feragat etmekle şer'an mühali' olur mu?

"Elcevap: Allahu A'lem bissevap; olur.

Ketebehü'l-fakir

Afa anhü'l-Gani

Mehmed Vehbi

"Bu suretle, İslâmın hak ve menfaatlerini siyaneten Hilâfet Makamına lâyık bir zata, hal' ve akit erbabı tarafından biat olunmak vâcip olur mu?

"Elcevap: Allahu A'lem; olur.

Ketebehü'l-fakir

Afa anhü'l-Gani

Mehmed Vehbi"

Bu önemli hâdiseyi böylece geçmemek, madalyonun her iki yüzüne de bakarak bazı ayrıntıları paylaşmak icap ediyor… Mustafa Armağan'ın bir makalesinden bazı kesitlere bakalım(5):

…Osmanlı Padişahı Vahidüddin, İngilizlerin İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington'a bir mektup yazarak İstanbul'da hayatını tehlikede gördüğü için sığınma talebinde bulunmuş, "Bir an evvel İstanbul'dan mahal-i âhare" (bir başka yere) naklini istemiştir. İmza yerinde "Padişah" değil, yalnızca "Halife-i Müslimîn Mehmed Vahdettin" yazısı okunmaktadır. Çünkü 15 gün önce saltanat Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılmış ve Osmanoğulları üzerinde yalnızca Hilafet makamı bırakılmış, bu da TBMM'nin meşru hakkı sayılarak "Türkiye Devleti makam-ı Hilafetin istinadgâhıdır" hükmünü içeren önergenin 6. maddesiyle kanunlaşmıştır…

…Bir Osmanlı padişahının bu acınası duruma düşmesinin, düşmanı olan İngilizlere iltica talebinde bulunmasının ağırlığını dakika dakika bir zehir gibi içer. Elinin altındaki Hazineden tek kuruş almadığı gibi, henüz 4 aylıkken kaybettiği babası Abdülmecid'den kalma elmaslı sorguç ve som altından bir çekmeceyi makbuz karşılığında Hazine-i Hassa müdürüne teslim eder. Yanına, Sultanlık tahsisatı olan 50 bin liradan başka bir para almadan gider…

…1926'da San Remo'da sefalet içinde vefat ettiğinde Gazi Mustafa Kemal Adana'dadır. Gazi, "İsteseydi" demiştir, "Topkapı Sarayı'nın bütün cevahirini götürüp öyle bir ordu kurup dönerdi ki! Ama yapmadı." Tarihteki en köklü devlet tecrübelerinin birinin içinden gelen Vahdettin, bulunduğu mevkinin gerektirdiği sorumluluğu daima müdrikti. Hiçbir zaman bir karşı ihtilal düşünmedi, bu tekliflerle kendisine gelenleri hep geri çevirdi, hatta Mekke'deyken Hilafeti devralmak isteyen Şerif Hüseyin'in kendisini siyasetine alet edeceğini fark eder etmez, İtalya'ya dönmüş ve muhtemelen kalsaydı sahip olabileceği bazı maddî ödülleri elinin tersiyle geri çevirmeyi bilmişti. Osmanlı'ydı ve Osmanlı olmanın ağırlığını, o en güç dönemlerinde bile asla unutmamıştı. İngilizlere sığındığı halde onların elinde oyuncak olmaması bile yeter bunu ispat için…

…Her şeyden önce o karanlık günlerin koordinatlarını zihnimizde iyi tespit etmemiz gerek. Birincisi, Saltanat 1 Kasım'da TBMM tarafından kaldırılmış ve Vahdettin'in üzerinde yalnız Halifelik makamı kalmıştır; yani "kaçarken" padişah olarak kaçmamıştır! İkincisi, 5 Kasım akşamı İsmet Paşa ve heyeti trenle Lozan'a hareket etmiştir. Dahası, İngiltere, Fransa ve İtalya barış görüşmelerine Osmanlı hükümetinin de katılmasını istemektedirler. Hatta bu isteklerini Sadrazam Tevfik Paşa'ya da bildirmişlerdir. Ancak Tevfik Paşa, Ankara hükümetine de haber vermiş, görüşmelere beraber katılınmasını teklif etmiştir. Ortam gerginleşmiş, savaşı kazanan Ankara hükümeti, İstanbul'un bu işe ortak edilmesini hazmedememiştir. TBMM "kızgın" ve asabî'dir Rauf Orbay'ın deyişiyle. Her şeye rağmen, artık yalnız Halife de olsa Vahdettin'in tarafını tutanlar ile muzaffer Ankara hükümeti yanlıları arasındaki uçurum gitgide büyümektedir. İşte 16 Kasım'da Vahdettin'in aldığı üzücü kararın arkasındaki siyasî zemin budur. Vahdettin'in yurdu terk ettiği haberi Meclis'e işte bu kızgın ortamda bir bomba gibi düşmüştür…

…Bu durumda sormak gerekmez mi: Vahdettin "Ben bu işte yokum" diyerek çekip gitmekle Ankara'nın işini kolaylaştırmamış mıdır? Eğer kalsaydı, muhtemelen Lozan'da işler daha da karışmayacak ve zaten bocalayan diplomasimizin elleri daha fazla bağlanmayacak mıydı? Nitekim hemen ertesi günü (18 Kasım 1922) Abdülmecid, TBMM tarafından halife seçilmemiş midir? Konyalı Mehmed Vehbi Efendi tarafından "hal" (hilafetten indirme) fetvası verilen Vahdettin'in gitmesi, muhakkak ki Ankara'nın işini kolaylaştırmıştır. Bu çabasının takdir edilmeyişine tepki gösterdiği bir konuşmasında sonraları şu anlamlı cümleleri söylemiştir: "Facialara ve olaylara kalkan olamadı isem de, paratoner vazifesi gördüm. Bütün musibetleri üzerime çektim, kendimi feda ederek vatanı kurtarmaya çalıştım."


SİYASETİ BIRAKMASI Edit

Şer'iyye ve Evkaf Vekilliği yapan Mehmed Vehbi Efendi, bu suretle, Lozan'daki sulh görüşmeleri sırasında Bakanlar Kurulu'nda bulunur. Meclis, Bakanlar Kurulu hakkında itimatsızlık reyi verince Şer'iyye ve Evkaf Vekilliğinden çekilir. 1923 Nisan'ında Birinci Büyük Millet Meclisinin feshedilmesi üzerine de, siyasî hayatı sona erer.


MEŞHUR TEFSİRİNİ TAB' ETTİRMESİ Edit

Mehmed Vehbi Efendi, Tetkikat ve Te'lifatı İslâmiyye heyeti meyanında bulunan Şemsettin Günaltay'ın cesaret vermesiyle hazırlamış olduğu 15 ciltlik tefsirinin tab'ına karar verir. Eserin basılması hususunda Konya'nın eşraf ve tacirlerinden Hacı Kaymakzâde Hacı Mahmut ve oğlu Kâsım Efendilerin maddî yardımıyla tefsirin tab'ına muvaffak olunmuştur.

Merhum Mehmed Vehbi Efendi'nin kuvvetli bir irade sahibi olduğunu, oğlu emekli hâkim Asım Çelik'in tefsirin basımı ile alakalı bir hâdiseyi anlatmasından anlıyoruz: "Ankara'da Şer'iye Vekili olarak bulunduğu sırada tefsirin bastırılması için bazı ilgililerle istişare yaparken o zaman Şer'iye Vekâleti (Tetkikat ve Te'lifat-ı İslâmiyye heyeti) âzâsından olan eski başvekillerden Şemsettin Günaltay, peder merhumun el yazısıyla olan tefsirden bir formayı İstanbul'a götürmüş, tab'ı hususunda Evkâf-ı İslâmiyye matbaası idarecileriyle görüşmüştü. Matbaada eserin yalnız bir sayfasına yazılması lâzım geldiği, sahife arkasına yazılmaması icap ettiği söylenmişti. Eğer böyle olmazsa mürettipler tarafından kolaylıkla ve yanlışsız olarak dizilmesine imkân olmadığı neticesine varılmıştı. Merhum Şemsettin Günaltay gelip durumu peder merhuma anlatmış, peder merhum da rahmetlik ağabeyim Fevzi Çelik'e ve bana birkaç sayfa yazdırıp tetkik ettikten sonra bu işin bizim tarafımızdan yazılmasını, uygun görmemiş olacak ki 7000 sayfalık eseri oturup yeni baştan bizzat yazmıştır.


DİPNOTLAR Edit

(1) Vesâyâ: Veraset ve intikal.

(2) "Hülâsat'ül Beyan Fî Tefsîr'il Kur'ân" adındaki 15 ciltlik bu muazzam eserini 1915 yılının sonunda bitirmiş ise de o yıllarda malî durumu müsait olmadığından tab' ettirememiştir.

(3) Tedris: Öğretme, ders verme.

(4) Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti: Din işleri ve vakıflar bakanlığı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında 3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı yasayla kaldırılan bakanlık. TBMM Hükûmeti'nde Şeyhülislamlık ile Evkaf Nezareti'nin birleştirilmesiyle meydana gelmiş olup 3 Mayıs 1920'de Umur-ı Şer'iyye Vekâleti adıyla kuruldu; daha sonra 14 Ağustos 1923'te Şer'iyye Vekâleti adını aldı. Cumhuriyet yönetiminin lâik devlet ilkesini gerçekleştirme hedefi; dinî işlerin Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle yürütülmesi sonucunu ortaya çıkardığından bunu gerçekleştirmek amacıyla 3 Mart 1924'te kabul edilen 429 sayılı yasayla Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti kaldırılıp aynı yasayla Başbakanlığa bağlı "Diyanet İşleri Başkanlığı" ve "Vakıflar Genel Müdürlüğü" kurularak Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti'ne bağlı bütün okullar, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Maarif Vekâleti'ne bağlandı. (http://www.boyutpedia.com/default~ID~1320~aID~41653~link~ser'iyye_ve_evkaf_vekâleti_(din_isleri_ve_vakiflar_bakanligi).html).

(5) Makalenin tamamı için bkz. http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=193203&title=yorum-mustafa-armagan-vahdettin-hain-miydi&haberSayfa=0


1- Mehmed Vehbi Efendi

2- Vehbi Efendi'nin müderrislik yaptığı Mahmudiye medresesi

3- Mustafa Kemal Paşa'nın mecliste çekilmiş bir fotoğrafı

4- Refet Paşa

5- Son Osmanlı Padişahı Sultan Vahidüddin

6- Son Halife Abdulmecid Efendi

7- Şemsettin Günaltay

8- Vehbi Efendi'nin 15 ciltlik büyük eseri Hülâsat'ül Beyan Fî Tefsîr'il Kur'ân

KONYALI MEHMED VEHBİ EFENDİ (1861-1949) -2. BÖLÜM

PARTİYE KATILMAMA KONUSUNDAKİ İRADESİ Edit

Şer'iyye ve Evkaf Vekilliğinden çekilen Mehmed Vehbi Efendi, hiçbir partiye girmeme konusunda kararlıydı. Bu yüzden zamanının ileri gelenleriyle arasında fikir ihtilâfı olmuştu.

Bu ihtilâfın içyüzünü, ilk Mecliste zabıt kâtipliği yapmış olan merhum Mahir İz Bey şöyle anlatmaktadır:

"Bir yandan savaş devam ediyor, bir yandan da Meclis iki cereyanın bütün hızıyla çalkalanıyordu. Sene başı idi ve Başkanlık Divanı seçilecekti. Yapılan seçimde, hatırımda yanlış kalmadıysa, muhaliflerden İkinci Grubun başı olan Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey 148 rey aldı. Hâlbuki İkinci Grubun yekûnu 72 kişi idi. Bu miktarın üstündeki reyler Halk Partisinden verilmişti. Bu hâdise üzerine Parti bir disiplin kararı aldı:

Parti toplantısında herkes reyini serbestçe söyleyebilecek; fakat Parti grubunda ekseriyetle karar alındıktan sonra, artık bu 'Parti grup kararı' aleyhinde Mecliste mebuslar ne konuşabilecek, ne de rey vereceklerdi.

Bu da kâfi görülmemiş ve ayrıca Kabinenin bütün âzâsının da Partiye (Halk Partisine) kaydolunması mecburiyeti kabul edilmişti.

Fakat Şer'iyye ve Evkaf Vekili olan Konya mebusu, meşhur tefsir sahibi, benâm ulemadan Mehmed Vehbi Efendi, bu teklifi kabul etmedi. İstifa teklif ettiler, onu da yapmadı: 'Beni Meclis seçmiştir, ancak o düşürür' dedi.

İş Meclise geldi. Vehbi Efendi kürsüye çıktı, durumu anlattı ve 'Ben bugüne kadar hiçbir partiye girmedim, bundan sonra da girmem. Kula kul olmam, Allah'a kul oldum kâfi' dedi ve kürsüden indi."

VEHBİ EFENDİ TARASSUD ALTINDA Edit

Vehbi Efendi, Birinci T.B.M.M.'nin feshinden sonra Milletvekili olmamasına rağmen tarassut altında bulundurulmuştur.

Basılmakta olan ve bir taraftan da satışa çıkarılan tefsirin bine yakın nüshasını eski bir talebesi olan Balıkesir'de imamlık vazifesi yapan Necmettin'e götürmüş, sonra diğer ciltlerini de tab' işlerini kontrol etmek üzere İstanbul'a gelmişti. Bir gün köprüde eski Canik mebusu Nafiz Beye tesadüf etmiş ve Nafiz Bey ile birlikte Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Beyin Karaköy'de bulunan yazıhanesine gitmişti. Orada nargilesini içerken İzmir suikastinin mürettiplerinden maslub (asılmış) Ziya Hurşit de gelmişti. Merhum Vehbi Efendi Ziya Hurşid'in ilk Büyük Millet Meclisinden eski bir mebus arkadaşı olması dolayısıyla onunla hasbıhalde bulunmuştu. Bu sebepten Vehbi Hoca İzmir suikastinden dolayı 1927'de Konya'da tevkif edilmiş, bir hafta kadar polis kısmı adli reisinin odasında nezarette kaldıktan sonra bir emirle ilmiye kisvesinden tecrit edilmek suretiyle Ankara'ya gönderilmiştir. On gün kadar nezarette kaldıktan sonra yapılan tahkikat neticesinde suikastla hiçbir alâkası olmadığı anlaşılmış ve İstiklâl mahkemesine sevkedilmesine mahal kalmadan serbest bırakılmıştır.

VEFATI Edit

Mehmet Vehbi Efendi 27 Kasım 1949 yılında 88 yaşında iken Rahman'a kavuşmuştur. Kabri Konya'da Ankara yolu üzerindeki Musalla Kabristanındadır. Mezar taşında ise şu cümleler yazılıdır:

"el-Mağfur bütün mevcudiyeti ile İslâmlığa ve bütün varlığı ile vatanına hizmet eden, Tefsîr-i Kur'ân sahibi, Şer'iye Vekili, Konya'nın Öz evlâdı Hadimli Hoca Mehmet Vehbi Çelik ruhuna Fâtiha."

Alt kısmında da Afyon Karahisarlıların Hoca Vehbi Efendi hakkında son bir Cemile ve hürmetleri nişanesi olmak üzre bizzat kendileri yazıp mermer üzerine kazdırarak kabrine taliki için hediye ettikleri şu kıt'a vardır:

"Hüvelbâki:

Eyledi Üstad-ı kül Vehbi Efendi irtihal

Bir eşi gelmez ferid-i asr idi bi-iştibah

Geldi bir hatif esefle söyledi tarihini

Son müfessir Hadimi Vehbi Efendi göçtü ah"


HATIRALAR Edit

GÜÇLÜ KARAKTERİNE BİR ÖRNEK Edit

Mahir İz Bey, Mehmed Vehbi Hoca Efendi'nin özellikle Meclisteki ahvâline yakînen şahit olmuştur. Kendisi şunları anlatmaktadır:

"Meslek sahibi, karakterli bir din adamı idi; başkalarına benzemezdi. Konya'da Vali Vekilliği yaptığı zaman, Konya Ovasının sulanması hakkında yetkililerle münakaşa edebilecek kudrette –hoca efendilerin arasındaki tâbirle– umur-u hariciyesi de vardı. Yani yalnız din işlerini değil, dünya işlerini de yakînen takip ederdi. Meclis müzakere salonuna girdiği zaman, konuşulan mesele veya kanun Hazineyle ilgiliyse, mutlak söz alır, fikrini söylerdi.

Bir gün yine askerî yetimler ve dullara ait bir kanun görüşülüyordu. Fakat bu arada hükümetin bir an evvel öncelikle çıkarmak istediği ehemmiyetli bir kanun vardı. Bütün vekiller heyeti, hattâ Mustafa Kemal Paşa, Meclise gelmişlerdi. Paşa ön sırada ve kürsüye yakın bir yerde ayakta duruyordu. O esnada görüşülen kanunun müzakeresinin kâfi olduğuna dair bir takrir verildi. Reis, takriri reye koydu. Vehbi Efendi söz istedi. Reis takririn reye konulduğunu, ondan dolayı söz veremeyeceğini bildirince, Vehbi Efendi dâhilî nizamnâme (içtüzük) gereğince kifayet aleyhinde söz istedi. Büyük salon kapısının yanından hareket ederek kürsüye yaklaşırken, Mustafa Kemal Paşa eliyle yolunu kesip:

"Hocam, mühim işimiz var, sözünden vazgeç" dedi.

Vehbi Efendi, Paşanın kolunu tutarak:

"Bu Beytülmal (Hazine) meselesidir, konuşacağım Paşam!" dedi ve kürsüye çıkıp maksadını söyledi."

"RİSALELERİN YAZILDIĞINI GÖRSEYDİM, BÜTÜN ESERLERİMİ YAKARDIM"

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Şaban Akdağ anlatıyor:

"Allah rahmet etsin Konyalı Mehmed Vehbi, 16 ciltlik tefsir sahibi. Göstermişler ona "senin tefsirine uyuyor mu, bakıver?" demişler. İtiraz etmiş Risale-i Nur'a.

Hacılar Köyünden koyun çobanı geliyor Üstada "Üstadım eğer müsaade edersen 21. Lem'ayı (İhlâs hakkında) Mehmed-i Vehbi'ye okutacağım" diyor. "Peki" diyor Üstad. Bu çekiyor çarıkları, o zaman çarık mercedes, varıyor Konya'ya. Halıcı Sabri'nin dükkânına gidiyor. "Oo ayağı çarıklı, başı sarıklı, üstü abalı hoş geldin, ne bu vaziyet?" diyor, Sabri ağabey. "Ağabey ben Mehmed Vehbi Efendi'nin yanına gideceğim, bir müşkülüm var onu halledeceğim." Diyor. "Bu vaziyette çarıkla, sarıkla onun yanına gidilmez." "Ben çobanım, ben gideceğim oraya." Meğer Mehmed Vehbi dükkânda oturuyormuş, alıp götürüyor çobanı evine. "Nedir müşkülün oğlum?" diyor. "Hocam! Bir Bediüzzaman geldi Isparta'ya üç cumaya gitmeyen kâfir olur diyor" demiş çoban. Böyle bir şey yok da kitabı ona okutturmak için öyle diyor. "Eserlerinden birini oku da bana bir yol göster" demiş. "Peki" diyor ve 21. Lem'ayı hem okuyor, hem ağlıyor, hem okuyor hem ağlıyor, yemin ediyor, "kardeşim, Mehmed Vehbi'nin imdadına Bediüzzaman yetişti, eğer bu eserlerin yazıldığını görseydim, bütün eserlerimi yakardım ben" diyor. "Değil elini ayaklarının altını öp, beni de talebeliğine kabul etsin, selâm söyle" diyor.

Döndükten sonra Üstad cümle kapısının önüne çıkıyor: "Keçeli! Sahra dolusu kırmızı koyunu tasadduk ettin" diyerek iltifat ediyor. Çoban da: "sayenizde Üstadım" diyor.

Üstad hazretleri bu hadiseye şu ifadeleri ile işaret eder:

"Konya âlimlerinin Risale-i Nur'u yazmakta ve takdir etmekte olduklarını ve tefsir sahibi Hoca Vehbi'nin (r.h.) Risale-i İhlâs karşısında mağlûbiyetle beraber, Risale-i Nur'a karşı hayran ve takdirkâr olması münasebetiyle, Hâfız Ali demiş: "Risale-i Nur'un bir kerametidir, öküze et ve arslana ot atmaz. Öküze ot verir, arslana et verir. O arslan Hocanın en evvel İhlâs Risaleleri eline geçmiş."


YAHUDİLER KURTULDU MU? Edit

İsrail Devleti bin dalevere ve dümenden sonra 1947 yılında kurulunca İstanbul'daki yahudî vatandaşlardan biri, Hulasatü'l-beyan tefsirinin yazarı Konya milletvekili Mehmed Vehbi Efendi ile karşılaşır ve der ki;

"Efendi hazretleri, Peygamberiniz biz yahudilerin Müslümanlar tarafından yok edileceğini hatta taş ve ağaçların arkalarına saklanan yahudiyi göstererek gelip onu öldürmesi için Müslümanlara sesleneceğini bildirmiş. Hâlbuki görüyorsunuz biz, devlet kurduk. Ne dersin… Bu nasıl olacak, merak ediyorum…"

Mehmed Vehbi merhum gayet sakin şöyle cevap verir:

"Doğrusu ben o hadis-i şerifi okur ve yahudiler yeryüzüne dağılmış vaziyetteler. Onlar nasıl tek tek bulunur da temizlenir diye merak eder dururdum. Şimdi iş pek kolaylaştı ve Efendimizin hadisi artık benim için merak konusu olmaktan çıktı. Demek ki bulmak mesele olmayacak… Hadis aynıyla hakikat… Yaşayanlar bunu görecek…"


HAKKINDA SÖYLENENLER Edit

"Başta, çok mübarek tefsirin çok muhterem ve kıymettar sahibi olan Hoca Vehbi Efendi olarak, Risale-i Nur u takdir edip alakadarlık gösteren bütün Konya ve civarı ulemalarını, bütün kazançlarıma ve dualarıma şerik ettim. Ve has kardeşlerim dairesi içinde isimlerini bildiğim zatları, isimleriyle dua vaktinde yâd ediyorum." Bediüzzaman Said Nursî

"Konya'lı Sabri'nin Nurlar hakkında fevkalâde faaliyeti ve son müfessir Hoca Vehbi Efendi'nin himmeti ve Abdüllatif ve Hatîb Mahmud ve Fethullah, Receb, Ziver, Hasan, Rıfat, Nebi gibi kardeşlerimizin gayreti ve Konya hocalarının müstesna bir surette Nurları takdir etmeleri, Nur dairesi hakkında büyük bir inayet-i İlahiyedir" Bediüzzaman Said Nursî

"Vehbi Efendi, meslek sahibi, karakterli bir âlimdi. Âlimler arasında Umur-ı hariciyesi de olan zatlardandı. Yani yalnız din işleri değil, dünya işlerini de yakînen takip ederdi. Doğru bildiğini yapmaktan hiç çekinmezdi. Hoca Efendi, eski medrese ulemâsının o devirde canlı bir timsali idi." Mahir İz

"Vehbi Efendi kelimenin bütün manasıyla milletin vekili idi. Hürriyet-i fikriye ve kanaat-i vicdaniyesini hiçbir menfaat karşısında feda etmeyecek derecede karakter sahibi idi. Hiç kimsenin tesiri altında kalmaz hiçbir bloğa katılmazdı." Mahir İz

"İnancı ve kanaati hiçbir yerde sarsılmayan eski medrese ulemâsının o devirdeki canlı bir timsali idi." Vehbi Vakkasoğlu

"Sohbetleri gayet tatlı ve nüktedandı. Sevdikleri ile şakalaşmaktan hoşlanırdı." Veli Ertan

"Vehbi Efendi, muktedir, çalışkan bir âlimdir." Ömer Nasuhi Bilmen

"İlm ü fazilet sahibi bir zattır." Abdullah Develioğlu


MEHMED VEHBİ EFENDİ'DEN NÜKTE-İ ÂZAM Edit

Her kim kimi sena ederse hakikatte o sena onu halk eden Allah'u Teâlâ'yı senadır.

İman; Vacip Teâlâ'nın Zatı'nı ve Sıfatını ve Enbiya-yı Kiramın nübüvvetlerini ve ahvali âhireti ve sair iman edilmesi lazım olan şeylere inanıp, kalp ile tasdik ve lisanla ikrar etmektir.

Allahü Teâlâ'nın rızasını tahsilden daha büyük bir mertebe olmadığından rıza-yı ilahinin husulüne fevz-i azim denmiştir.

Vacip Teâlâ insanları musibetle imtihan ettiği gibi bolluk ve rahatla dahi imtihan eder ve birçok insanları nimetin vüs'atı tuğyana sevk ettiği görülür ve kendilerine verilen nimeti hazmedemediğinden akıbet helaklarına sebep olur.

İnsanın rızkı akıl ve zekâsıyla değil belki Allah'ın ihsanıyladır. Çünkü en ziyade akıllı olan kimsenin son derece çalıştığı halde fakir olup karnını doyuramadığı ve ahmak kimsenin milyonlara mâlik olduğu her yerde ve her zaman görülen bir hakikattir.

Esasen bir partiye bağlanmak meşrebime uygun olmadığından, parti hissiyatiyle mütehassis olmadım ve olamam.

Ben bugüne kadar hiçbir partiye girmedim, bundan sonra da girmem. Kula kul olmam, Allah'a kul oldum kâfi.

Ahkâmı saklamak kitabın elfazını değiştirmekle olabilirse de, mütevatir olan kitaplarda elfazını değiştirmek ciheti müşkül olup, âyeti arzuya göre tevil ederek mana-yı aslisinden çıkartmakla mana-yı hakikisinden uzaklaştırmak pek kolay olduğundan alel ekser tahrif bu yolda vuku bulmuştur.

Hiçbir müftü kendi reyi ile fetva veremez. Vermez değil, veremez. (…) Mezhep imamlarının ihtilaf etmiş olduğu yerde, zamana en uygun geleni ekseriyetle tercih olunabilir. Fakat ekseriyetle yeniden bir mesele ihdas edilebilir mi? Hâşâ! Bu olamaz, bu olamaz.

…Hükümet adam yetiştiremez. Hükümet, yalnız yetişeni takdir etsin, yeter.

Ruhaniyet, cismaniyet tabiri Hıristiyanlığa aittir. İslâmiyette ruhaniyet, cismaniyet diye bir tabir yoktur.

…İslâmiyette müstebit bir hükümet yoktur. İslâm hükümeti tamamen meşruadır. Fakat meşrutiyeti, şeriatın hükümlerini icra suretiyle şartlanmıştır. Ama bu olabildi mi, olamadı mı?

Tefsir-i Hazin'de beyan olunduğu veçhile küfür; bir şeyi setredip örtmek manasınadır. Kâfirler hakkı setredip kabul etmedikleri için kâfir denilmiştir.

İlmi olmayan kimse hilafete lazım olan adaleti icra edemez ve binaenaleyh; hilafete ehil olamaz.

Nusret gelince azlık zarar vermediği gibi, zillet gelince kesret te fayda vermez. Binaenaleyh itibar inayet-i ilahiyededir. Ve bunu hariçte binlerce vukuat da isbat etmektedir.

İnsanın hakkı takip etmesi ve tervicine çalışması en büyük bir meziyet olduğundan her şahısta bu meziyet bulunmadığı cihetle, ekseriye yalnız kalır.

Allah'ın ilmi ezeli olduğundan imtihana ihtiyacı yoktur. Binaenaleyh; kullarını müptela kılar ki iyilerini kötülerine bildirmek için imtihan eder. Su Halde kullarını imtihan; kulların kendi hallerini kendilerine bildirmek içindir.

… Zamanımızda söz dinlemek ve dinletmek ve büyüklerin nasihatına kulak vermek ve birbirinden utanmak geçmiştir. Zira herkes kendinden büyük kimseyi görmüyor ve tanımıyor.

Emanetlere hıyanet; ekseriye evlad ü ıyale sarfetmek ve onlara muhabbet sebebiyle olduğundan Cenab-ı Hak evladın ve emvalin fitne olduğuna beyan buyurmuştur.

…Namazdan sonra oyun ve çalgı gibi maasiden ihtiraz namazın muhafazasından mahduddur.

Dünya malı insanın cismine ve Kur'ân ruhuna hizmet eder. Saadet-i nurani, saadeti cismaniyeden efdaldir. Su halde Kur'ân ruha hizmet ettiği için bedene hizmet eden maldan elbette hayırlıdır.

Yağmur suyu arazinin kabiliyetine göre te'sir ettiği gibi Kur'ân'da insanların kabiliyet ve istidadlarına göre te'sir ettiğinden herkes istidad ve kabiliyetine göre nasibedâr olur.

Ölüme numune olan uyku ve haşre numune olan uyanmayı her gün nefsinde müşahede eden bir kimsenin haşri inkâr etmesi ancak düşünemediğinden ileri geldiğinde şüphe yoktur.

…İnsanı idlal edip haktan ayırmaya çalışan şeytan cinden olduğu gibi insandan dahi olur.

Herkes dünyada kimin bayrağı altındaysa ahirette dahi onun bayrağı altında bulunacak demektir.


ESERLERİ Edit

1- Hülâsatül Beyân Fî Tefsîr'il Kur'ân:

1911-1915 yılları arasında Konya'da yazılan eser, 15 cilt olarak iki ayrı zamanda basılabilmiştir. Daha sonraki yıllarda çeşitli baskıları yapılan eserin Latin alfabesiyle ilk nesri 1966-1969 yıllarında gerçekleştirilmiştir. Tefsir ilmi bakımından bazılarınca yeterli bulunmayan eser, bazı özellikleri(1) sebebiyle halk nezdinde rağbet görmüştür.

Mehmed Vehbi Efendi, az-çok okur-yazar her Müslümanın istifade edebileceği bir tarzda güzel bir Türkçe ile tefsir yazmıştır. Bu tefsirde âyetlerin evvelce Türkçe mealleri yazılmış, sonra da bu mealler daha geniş birer ibare ile bir nevi tekrar edilmiştir. Bunun yanında birçok âyetlerin esbab-ı nüzûlü yazılmış; âyetlerin ve sûrelerin aralarındaki insicam ve tenasüp gösterilmiş, âyât-ı celileden birçoklarının ihtiva ettiği nüktelere, faidelere işaret olunmuş, açık bir tarzda birçok faydalı şeyler de ilave edilmiştir. Fakat âyetler ve âyetleri teşkil eden mübarek kelimeler ayrıca tahlil ve tavzih edilmemiştir.

"Hülâsatü'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kur'ân" ın diğer bir özelliği, İslâm Âlemi'nde geçmişte yazılan en muteber tefsirlerden hülasalar naklederek tefsir mevzuunda daha çok görüş belirtmiş olmasıdır. Kadî Beydavî, Fahri Razî, Hâzin, Medârik, Ebussu'ûd Efendi, Nimetullah Efendi, İbn Cerîr et-Taberî, Nisaburî ve Sıddık Han gibi pek çok müfessirlerin görüşleri nakledilmiştir. Diğer bir hususiyeti de o zamanda Türkçe neşredilen tefsirler içinde en geniş olanıdır. 15 cilt olan bu büyük eserde âyetler izah edilirken derinliklerine kadar inilmiş; ayetler toplu şekilde değil de, teker teker ele alınmış ve tefsiri yapılmıştır. Eserin yazıldığı dönem baz alınırsa dili çok sadedir. Herkesin anlayabileceği şekilde selis bir üslupla yazılmıştır.

2- el-Akâidü'l-Hayriye fî Tahrîri Mezhebi'l-Fırkatı'n- Nâciye ve Hüm Ehlü's- Sünne ve'l-Cema'a ve'r-Redd alâ Muhâlifihim:

Arapça olarak hazırlanan bu eserde inanç konularıyla ilgili 133 mesele incelenmiştir. 1919'da tamamlanan kitap, müellif tarafından "Akâid-i Hayriye Tercümesi" adıyla Türkçe'ye çevrilmiştir. Yazma nüshası Konya Yusuf Ağa Kütüphanesi'ndedir. Ayrıca 1340 -1343 yıllarında Ahmet Kâmil Matbaası tarafından Osmanlıca olarak basılan eser, 144 sahifeden ibarettir. İsminden de anlaşılacağı gibi eski ve yeni bozuk itikatların günümüz insanının inanç, ibadet ve ahlâkında olumsuz etkiler yapması üzerine, Müslümanlara bu alanda yarar sağlamak için kaleme alındığını belirten müellifimiz, eserini bir mukaddime, üç bab ve bir hatime'den oluşturduğunu beyân eder.

3- Ahkâm-ı Kur'âniyye:

160 Ana baslıkta, 482 hükmün yer aldığı eserde konular alfabetik sıraya göre ele alınmıştır.(2) Bu eserin de Konya Yusuf Ağa Medresesi'nde bir nüshası bulunmaktadır (No:170). İtikad, ibadet, ahlâk ve sosyal konularla ilgili Kur'ân hükümlerinin vazıh bir şekilde ifade edildiği bu eser, eski ve yeni harflerle matbudur.

4- Sahih-i Buharî Muhtasarı ve Tercümesi:

Bu eseri Konyalı Mehmed Vehbi Efendi dört cilt olarak terceme etmiştir. Toplam 111 ana başlıkta 1646 hadisi ele alıp incelemiş ve hadislerin işaret ettiği hükümleri dile getirmiştir.

5- Avâmil-i Umran:

"Avâmil-i Umran" isimli 52 sayfalık Osmanlıca kaleme aldığı eserinde, memleketin iç ve dış işleriyle ilgili söz söylemenin çok önemli olduğuna işaret ederek Meclis'e seçilmiş insanların huzurunda, devleti ve milleti ilgilendiren konularda bu konuşmaların lüzumuna dikkat çekiyor. Bu gibi konularda fikir beyân etmenin hatadan uzak olamayacağını ve yine de bu hususlarda söz söylemenin gerekliliğini belirtiyor.

Bu risalede Taksim'deki bir kışlanın ve müştemilâtının satımı (özelleştirilmesi), maddî ve manevî değeri üzerinde mütalaaları gündeme getirerek hukukî yönlerine dikkatleri çekiyor.

Ayrıca bu risalede ilim ve amelin birlikte düşünülmesi gereğine işaret ederek sadece ilmin ya da amelin yeterli olamayacağına, Almanya ve İngiltere Parlamentosu'ndaki bazı uygulamaları örnek göstererek memleketimizde de teori ile pratiğin birleştirilerek görev ve sorumluluk verilmesinin lüzumuna işaret ediyor. Eserin bir nüshası, 103885 demirbaş kaydıyla TDV İslâm Araştırmaları Merkezi Kütüphanesi'ndedir.


DİPNOTLAR Edit

(1) Dilindeki sadelik ve önceki bazı tefsirlerin hülâsası olması bakımından.

(2) Eser'in, 1922, 1924, 1941, 1947, 1966, 1971 (İst.) yıllarında çeşitli baskıları yapılmıştır.

(3) Eserin, 1966 ve 1981(İst.) yıllarında çeşitli baskıları yapılmıştır.

KAYNAKLAR Edit

1- Konyalı Mehmed Vehbi, Hülâsat'ül Beyân Fî Tefsir'il Kur'ân - Büyük Kur'ân Tefsiri, Üçdal Neşriyat, İstanbul, XV.

2- Remzi Ateşyürek, "Mehmed Vehbi Efendi", Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Ankara, 2003, XXVIII.

3- Ateşyürek, Mehmed Vehbi Efendi'nin Hayatı, Eserleri ve Tefsirdeki Metodu (Yüksek Lisans Tezi), T.C. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalı, Samsun, 1994.

4- Vehbi Vakkasoğlu, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e İslâm Âlimleri, Nesil Yayınları, İstanbul, 2005.

5- Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Zehra Yayıncılık, İstanbul, 2004.

6- Nursî, Emirdağ Lâhikası, Zehra Yayıncılık, İstanbul, 2007.

7- Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü'l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi, II.

8- Abdullah Develioğlu, Büyük İnsanlar (3000 Türk ve İslâm Müellifi), İstanbul, 1973.

9- Ömer Özcan, Risale-i Nur Hizmetkârları Ağabeyler Anlatıyor, Nesil Yayınları, İstanbul, 2007, I.

10- İzzettin Pak, Konyalı Mehmed Vehbi Efendi ve Tefsirdeki Metodu (1861 – 1949) Yüksek Lisans Tezi, T.C Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslâm Bilimleri Tefsir Anabilim Dalı, Ankara, 2007.

11- Mustafa Armağan, "Vahdettin hain miydi?", Zaman Gazetesi, (2005), http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=193203&title=yorum-mustafa-armagan-vahdettin-hain-miydi&haberSayfa=0

12- Ömer Özcan, "Şaban Akdağ", http://www.cevaplar.org/index.php?khide=visible&sec=5&sec1=91&yazi_id=6023&menu=1

13- İsmail Lütfi Çakan, "Sınırları Koruma Sorumluluğu", Altınoluk Dergisi, (1989), Sayı. 35, http://www.altinoluk.com/dergi/index2.php#sayfa=yillar&MakaleNo=d035s009m1


Hulâsatü'l-beyân adlı tefsiriyle tanınan son devir din âlimi ve siyaset adamı.

1861 yılında Hadim'in Kongul Köyü'nde doğmuştur. Babası, ulemâdan Çelik Hüseyin Efendi'dir İlk tahsilini köy mektebinde Anbarlızâde Mehmet Efendi'de görür. Tomakzâde Mehmet Efendi'de Emsile, Bina okur. 1877'de Hadim Medresesi'ne kaydolur. Burada Hafız Ahmet Efendi'de Sarf ve Arapça dersi alır. Hocası, Bardas (Karaman) Köyü Medresesi'ne müderris olunca onunla beraber gider. 1879'da Hadim Medresesi'ne geri dönen Mehmet Vehbi, bir yıl sonra Konya'da Şirvaniye Medresesi'ne girer. Konya Müftüsü Hacı Hüseyin Efendi'den (Kadınhanlı) Molla Câmî, Tavaslı Osman Efendi'den Fıkıh ve Usûl derslerini alır.

27 yaşında iken 1888'de, ders okutup icazet vermeye başlayan Mehmet Vehbi; gösterdiği liyâkat üzerine Konya Valisi Ferit Paşa tarafından Mahmudiye Medresesi'ne müderris tayin edilmiştir. Bu arada daha önce bahsedildiği gibi Ali Gâv Türbesi Türbedârı Mehmet Nesîb Dede'nin vefatı üzerine " bâ-irâde-i âliye " türbedarlık, Hadimli Mehmet Vehbi'ye tevcih edilir. Ardından imâ met görevini de üstlenir. Müderrislik görevi, " İrâde-i âliyye" ile 10 Aralık 1911 de yenilenen Mehmet Vehbi'ye, bu vazifeden dolayı aylık 150 kuruş maaş bağlanmıştır. 1901'den itibaren iki yıl Konya Hukuk Mahkemesi reisliği görevini de yürütmeye başlayan Mehmet Vehbi, hattat Topçu zâde İsmail Hakkı Efendi'nin ( 1919) kızı ile evlenir.

Şeyh Sadreddin Konevî imareti, Sarı Hafi Medresesi ve Konya Hukuk Mektebi'nde dersler verir fakat en uzun süre ders verdiği yer Mahmudiye Medresesi olur.

Siyasî Hayatı Edit

Ulemâdan Hadimli Mehmet Vehbi, II. Meşrutiyetin ilânından sonra yapılan seçimlerde I.Dönem Konya Milletvekili olarak İstanbul Meclis-i Mebusanı'na seçilerek Aktif siyasî hayatın içine girer.

Mondros Mütarekesi'nden sonraki rehavet devri; Yunan'ın İzmir'e çıkma¬ sı ile sona ermiştir. Millî duyguyu galeyana getiren o ortamda Mehmet Vehbi Millî Kuvvetler lehine konuşmalar yapar. Bazı subaylarla temasa geçer. Bun¬ dan ürken Vali Cemâl Bey. Hoca'yı göz hapsine alır. Fakat o; yılmaz. İlgilileri uyarmaya devam eder.

Konya'nın hareketli zamanlarıdır. Kafalar bulanık, doğrular eğrilere karıştırılmış, daha da önemlisi hizip-parti çekişmesi millî bütünlüğü gölgeler hale gelmiştir. Aslında 1908'den bu yana ekilenler biçilmektedir. Ama yanlış zaman ve ortamda. bazılarınca Birinci Konya İsyanı, diye değerlendirilen iç kaynaşmalar vardır. Fahrettin Paşa (ALTAY), halkı aydınlatmak üzere ü kişiye gider: Vehbi Efendi. Fakı Efendi ve Rıfat Efendi.. Ulemâdan bu üç zatı görevlendirir. Gösterilen çabalar sonucu olarak da Şakalak Köprüsünde jandarma devriyesine ateş açma (5-6 Mayıs gecesi) ve hapishane ayaklanması dışında bir olay meydana gelmez. Bunlar da bastırılır. Vehbi Hoca ve arkadaşları halkı irşatta başarılıdır.

Ferit Paşa'ya bağlı Millî Mücadele'ye menfî tavır alan bir kaç validen biri olan Cemâl Bey, Sivas Kongresi'ne delege göndertmemiştir. Bunun üzerine Konya'ya gönderilmesi kararlaştırılan Refet Bey'in, kuvvet toplayarak Konya'ya geldiğini öğrenen Cemâl Bey, telaş kapılarak mahkumları silahlandırır. fakat Konya halkı direnmek yerine milli kuvvetlerin safına geçmesi üzerine cemal bey Konya'yı terk edip İstanbul'a kaçar. Cemal Beyin yerine Hadimli Vehbi ( ÇELİK) vali vekili tayin edilir.

Bir yandan da meclisteki görevine devam eder. Meclis oturumlarında zaman za¬man söz alır, Ona göre devlet dairelerinde "ne kadar memur azalırsa o kadar iş ileri" gidecektir. "Bir dairede memurun çokluğu, işin ileri gitmesini icap" ettirmez. Bu açık bir gerçektir. Üstelik merkezde 7-8 bin lira fazla varken Hadim'de 200 kuruşa hizmet eden memurlar göz önüne bile alınmamıştır.İstanbul'da, han memur politikasının günümüzde de devam eden yanlışlığını, hem de taşra gerçeğini dile gerilen Mehmed Vehbi; 1911 'den sonra Konya'ya döner.

Konya'ya dönüşü ile medreselerde yeniden ders okutmaya başlar.Öğretmenlik görevlerinin yanında yazmayı da ihmal etmez.1908 yılında yayımlanan bir makalesinde İslâm Dini'nin nasıl yüceltileceği, doğuda ve batıda nasıl doğru anlaşılması gerektiği üzerinde durur. Ona göre "insanların hak olan bir şeye itirazları ancak hakikâti bilmediklerinden ileri" gelmektedir. "Hakikâtini bilince ise eski itirazından dolayı pişman olmayan zaten insan değildir. Ama buna karşılık; dinin esası gibi, esas dindenmiş gibi bazı cahil anlatıcıların söylediği gayr-i meşru maddelerle mücadele edilmelidir.

Makalesinde ileri sürdüğü fikirleri tatbik etme yoluna koyulur ve tefsirini yazmaya başlar. ve eserini 1915 yıllında 15 ciltte tamamlar.

I.Dünya Harbi, koca Osmanlı Devleti'ni madden ve manen bitiren yola girmiştir. Muhtemelen bir yenilgiye karşı Enver Paşa ve Teşkilât-ı Mahsûsa (Osmanlı İstihbarat Teşkilâtı) tedbir alma lüzumunu duymuşlardır. Onun için belli merkezlerde silâh, cephane ve asker-yönetici hazırlığı yaparak millî varlığımızın yok edilmesine karşı 1916'larda çare düşünülmüştür. Bu doğrultuda "Konya'da Veled Çelebi (İZBUDAK) ve Hadimli Vehbi Hoca", "asker-sivil gerilla kadrosunun seçkin unsurları" arasına alınmıştır.Ama hükümet valisiz, makam boştur. Bu durum, endişe doğurur. 26 Eylül 15/1919 Cuma günü ulemâ, tüccar ve esnaf temsilcileri Müftü Ali Rıza E fendi (Kadınhanlı) başkanlığında toplanır. Edip Bey (ŞAKRAK) ve Ömer Vehbi Efendi'nin teklifi İle Mehmet Vehbi Efendi, oybirliği vali vekili seçilir.

Halk "âdeta modern ve ideal bir usûl ile, kendi iradesine dayanarak seçimle bir vali vekili tayin" etmiştir. Vali Vekili Mehmet Vehbi, ilk iş olarak; işgal kuvvetleri komutanı ile görüşerek, asayişin sağlanacağını, fakat şehrin işgaline girişildiği takdirde buna silâhla karşı konulacağım bildirir. Bu haksız yere tutuklananlar ve hapsedildiler serbest bırakılır Kısa süren vali vekilliğinde (26 Eylül 1335/1919-28 Teşrinievvel(Ekim) 135/1919) Mehmet Vehbi, ikinci önemli icraatını da gerçekleştirir. 8 Ekim 919'da Konya ileri gelenlerini hükümet binasında toplar. Sivas Kongresi kararlarının Konya'da uygulanacağını açıklar. Bunun için önce Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Konya Şubesi'nin oluşturulması gerekmektedir. Toplantıya katılanlardan 30 kişi seçilir. Onlar da kendi içlerinden 10 kişimi Seçerek Konya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Yönetimi'ni oluştururlar.

Mehmet Vehbi'nin vali vekilliği; İstanbul Hükümeti'nin Kuvay-ı Milliye ileri gelenleri ile anlaşarak, Konya'ya Suphi Bey'i vali tayin etmesi ile sona erer.

Mehmet Vehbi, vali vekilliğinden ayrılır. Fakat Millî Mücadele'nin kazanılması için halkı uyarı ve harekete geçirme faaliyetleri devam eder. Zaten bu aylar Konya'nın hareketli zamanlarıdır. Mitingler düzenlenir. Hadimli, 15 Ocak I920'de düzenlenen Konya Mitingini'nin tertip komitesi içindedir. Mitingde heyecanlı bir konuşmada yapar.

Bu arada Mehmet Vehbi, Meclis-i Mebusan'a dördüncü dönem Konya Milletvekili olarak seçilir. 12 Ocak 1920'de toplanıp 18 Mart 1920'de çatışmalarına ara veren Son Osmanlı Meclisi'ndeki 5 Konya milletvekilinden biridir. Zaten bu mebusların üçü müderristir.

Mehmed Vehbi, orada da aktiftir. Mebuslar Meclisi, İngilizler tarafından işgal edilince, temsilen Meclis Heyeti olarak yanına Rauf Bey (ORBAY), Balıkesir Mebusu Abdülaziz M. Efendi (TOLUN) ile birlikte Padişah Mehmet Vahideddin'i ziyaret ederler. 16 Mart 1920 tarihinde padişaha: " Şevketmeâb, millet azimlidir. Vatanı da sizi de kurtaracaktır ."der. Vahideddin ise, "Hoca...Hoca..sözlerinize dikkat ediniz. Bu adamlar isterlerse yarın Ankara'ya girerler'" der Bunun üzerine Abdülaziz M. Efendi, eliyle sarayın penceresinden gözüken düşman donanmasını işaret ederek: "Bu kafirlerin kudreti şu denizdeki toplarının menzili içindedir. Millet demir gibidir. Onu yıkamayacaklardır." cevabını verir. Mehmet Vehbi ise ayakta ve heyecanla, " millet yurdunu son damla kanına kadar müdafaa edecek ve cenabı-ı Hak'ın inayeti ile muzaffer olacaktır , Padişahım...Buna itimat ediniz." deyince Rauf Bey, arkadaşlarını doğrular: "Hoca Efendiler, zat-ı şahanelerine hakikati arz ediyorlar.."

Padişahın cevabı, konuşmaların seyrine pek uygun değildir. Anlatıldığına göre: "Bu millet koyun sürüsü.. Bir çoban lâzım. O da benim." der. ve ayağa kalkarak görüşmelere son verir. Vehbi Hoca, sarayı terk ederken arkadaşlarına. "Bu adam nefsini ıslah etmezse âkıbeti fenadır" der. İlginçtir, Millî Mücadele kazanıldıktan sonra Sultan Vahideddin'in tahttan indirilme fetvasını, 1922'de Şer'iye ve Evkaf Vekili olarak Vehbi Hoca verecektir .

İstanbul'un işgalinden sonra Mehmet Vehbi Ankara'ya geçer. Nisan 1920 başında Refet Bey'in beraberinde getirdiği n Konya heyeti ile görüşür. İçlerinde vali. belediye başkanı, müftü, Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti ve muhalifleri, komutan Fahrettin Bey'in de bulunduğu heyetle birlikte Konya'ya döner. Ardından 1920'de açılan TBMM'ne Konya Milletvekili olarak katılır. Ankara-Konya ve cepheler arasında âdeta mekik dokuyarak uğraşan meclisin faal üyelerindendir

22 Haziran 1920'de Yunan ileri taarruzu üzerine mecliste şiddetli tartışmalar çıkar. Cepheyi ziyaretten birkaç gün önce dönen Mehmet Vehbi, meclise moral aşılar: " Arkadaşlar, gidiniz de cepheyi, vatan ve milleti uğruna şehâde şerbetini içmeye azmetmiş kahramanları, onların sarsılmaz imanlarını görünüz. ordunun maneviyatı da kuvveti de yerindedir ve er-geç düşman mağlup olacaktır." der. Bu heyecanlı nutukla meclis sükunet bulur.

Konuşmalarını, güçlü bir mantık ve yerinde tespitler üzerine İnşa etmektedir. 5 Temmuz 1920'de yaptığı konuşmada, asker kaçaklarının çokluğuna dikkat çekerken, sebeplerini de ortaya koyar ve tedbir alınmasını ister. ….

Mehmet Vehbi, zaman zaman Reis ve İkinci Reis Vekili olarak meclis oturumlarını idare etmiştir. Yeri geldikçe, günümüzde de baş ağrıtan konulara değinir. Milletvekili maaşlarının artırılması meselesi bunlardandır. Mecliste bu doğrultuda bir teklif 08 ocak 1921 tarihinde görüşülürken o tam tersini savunur. Kendisi de milletvekili üstelik maaşla geçinen birisidir. Ama maaşın artırılması yerine "yarıya indirilmesini" ister. Milletvekillerini "zaruret çekmeye, kanaat etmeye" çağırır. Çünkü millet Öyledir. Durum iyileşince o zaman başka bir şey düşünülebilecektir.

22.01.1337 tarihli konuşmasında ise gayr-i Müslimlerin durumunu ele alır. Bu ülkede vergi veren, ölen, vatan için işini, yuvasını terk edenler Müslümanlardır. Gayr-i Müslimler ise evlerinden ayrılmamakta, işlerine devam etmektedirler. Giderekten onlar, nüfus olarak Müslüman kitle aleyhine çoğalacak hatta ülkeye hakim olacaklardır. Zaten mevcut zenginler onlardır. Öyleyse gayr-i Müslimler de maddî yönden vergilendirilmen, vermeyenler evlerinden Müslümanlar gibi uzaklaştırılarak yol vb. bayındırlık işlerinde çalıştırılmalıdırlar …..

Mehmet Vehbi, dolaylı da olsa basınla ilgili bir yaraya da parmak basar. Londra Konferansı öncesidir.

(4.2.1337/1921 tarihli 2 celse). Kamuoyu oluşturulması gerekmektedir. Konuşmasında, davetsiz gitmeyelim ama gazetelerde yazılar çıkartalım, der. Çünkü gazeteler, özellikle "Tan, bir makaleyi beş yüz liraya yazmaktadır

Meclis'e başkanlık ederken Men'-i Müskirat (içki yasağı) Kanunu ile ilg ili olarak "haddi şert “ denilen dayak cezasının kabulünü teklif eden Mehmet Vehbi, sadece politik kaygıları göz önünde tutarak düşünen birisi değildir. 14.10 1338/1922 tarihli görüşmede milletvekillerinin aylıktan ayrı olarak harcı rah alırken "donu yırtık, ayağı yalın, başı açık, üzerinde yüz yerinde yaması olan kadınları" düşünmelerini ister.

Vahideddin'in hal fetvasını veren Mehmet Vehbi, aynı sultanın Türkiye'yi terk etmesinden bir gün sonraki 18.11.1338/1922 tarihli 5. gizli celse görüşmelerinde "Hilafet'le ilgili düşüncelerini açıklar. Halifenin ne yapması gerektiğini, görevlerini sayar. Aynı zamanda bu sıra Şer'iye Vekili de olan Mehmet Vehbi'nin görüşü şudur: "Halife dünyayı imara çalışacaktır. Şeriatın hükümlerini uygulamaya mecburdur. Mazlumun intikamını zalimden almaya güç yetirecek, âlim, müctehid, sahibi rey ve tedbir olacaktır. Şecaat, besâlet (kahramanlık-yiğitlik) sahibi olacaktır. Bu şartları taşıyan kimse yoktur. Müslümanlar için bîr halifeye biat da lâzım ve vaciptir. Geciktirilmesi de caiz değildir. Öyleyse bir halife seçilir o da şer'î vazifesini meclise devreder. Meclis vasıtası ile gördürebilir." Böylece Mehmet Vehbi, bir din adamı olarak günün şartları ile uyum sağlayacak çözümler ortaya koymaya çalışmaktadır.


Mehmet Vehbi'nin, meclis çalışmaları ve milletvekilliğinde Edit

kendine has bir tutarlılık vardır. O, "meslek sahibi, karakterli bir din adamıdır. Yalnız din işlerini değil, dünya işlerini de yakînen takip ederdi. Mecliste maliyeye dair görüşmelerde mutlaka söz alır konuşurdu O, inancı ve kanaati hiç bir yer¬de sarsılmayan eski medrese ulemâsının o devirde canlı bir timsalindir. "Vehbi Efendi, kelimenin bütün manâsıyla milletin vekili idi. Hürriyet-i fikriye ve kanaat-i vicdaniye sini hiç bir menfaat karşılığında feda etmeyecek derecede karakter sahibi idi. Hiç kimsenin tesiri atanda kalmaz, hiç bir bloğa katılmazdı.'* 8

Mehmet Vehbi, meclisteki çalışmaları yanında, vekili bulunduğu Konya'yı ihmal etmemiştir. M. Kemâl, Rus Elçisi Aralof Yoldaş, Azerbaycan Elçisi İbrahim beyin de hazır bulunduğu Nalbant Mektebi diploma töreninde Hadimli Mehmet Vehbi Efendi de vardır. O da diploma verir Bu törenden üç gün sonra Mustafa Kemâl. Vali Vekili Mustafa Abdülhâlık (RENDA). Mehmet Vehbi, Kâzım Hüsnü ve Samsun Milletvekili Nazif Bey'ler şerefine bir öğle yemeği verir. Bundan Mustafa Kemâl'in nazarında itibarının yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Mehmet Vehbi, cepheyle teması hiç kesmemektedir. Yanında yukarıda adı verilen iki milletvekili (Kâzım Hüsnü. Nazif Bey) ve Maarif Müdürü Ferit Bey (UĞUR) olduğu halde Akşehir'e gider. On güne yakın bir ziyaretten sonra dönerler, Babalık, hem gidişini hem de dönüşü haber olarak vermiştir

Son Şer'iye ve Evkaf Bakanlarından olan Mehmet Vehbi'nin Mart 1923'ten itibaren TBMM Gizli Celse Zabıtlarında konuşmasına rastlanılmaz. Çünkü 15 Nisan 1923'te bakanlıktan sonra Birinci Meclis'in feshe¬ dilmesi ile geri dönmemek üzere milletvekilliğinden ayrılmıştır. Kendi tefsirin de; "bazı sebeplerle Şer'iye Vekilliği'nden çekilen Mehmet Vehbi'nin, bir süre siyaseti bırakıp" Ankara'da kaldığı yazılıdır. Ama "sebep" açıklanmamıştır. "

Ankara'da siyasetten yeni çekildiği sıra Şemsettin Günaltay'ın teşviki ve Konyalı Hacı Kaymak zâde Hacı Mahmut ve oğlu Kasım Efendi'nin maddî desteği ile 15 ciltlik tefsirini bastırmış daha sonraki yılarda siyasetten uzak kendi halinde bir hayat sürmüştür.

88 yaşlarında iken 27 Kasım 1949'da vefat eden Mehmet Vehbi, Musalla Kabristanı'na gömülmüştür. Şahsiyeti

Ciddi, vakur bir zattır. Kuvvetli bir irade sahibidir. Şer'iye ve Evkaf Vekili iken, vekâletin makam arabası olan resmî atlı arabaya bir gün bile binmemiş ve milletvekilliğinde olduğu gibi bakanlığında da, evi ile meclis 3 km. mesafede olmasına rağmen; her gün yaya gidip gelmiştir. Bakanken ne sarığında ne de giydiği mest ve lastiğinde en küçük bir değişiklik yapmamıştır. Her zaman siyah veya siyaha yakın koyu renk elbise giymektedir. Orta boylu, tıknazca ve soğukkanlıdır. Bir gün bile hasta olarak yatağında yattığı görülmemiştir.Sevdikleri ile şakalaşmaktan hoşlanırdı. Sohbetleri tatlı ve nüktedandır.

30 yaşından sonra nargile içmeye alışıp, tiryakisi olmuştur. Tren ve diğer yolculuklarında nargilesini yanında taşırdı. Tiryakisi olduğu halde bazen iradî olarak 6 ay içmezdi. Siyasetten çekilince Konya'da bir çeşit inziva hayatı yaşamıştır. Yeğeni Dr. Muammer Çelik'in bildirdiğine göre Atatürk'ün emri ile Ali Gâv (Mahmudiye) Medresesi ve bahçesi kendisine yazlık ikâmetgâh olarak tahsis edilmiştir,

Yazları bu bahçede geçirmiş ve 1944'te buradan ayrılmıştır. Kışları ise Tercüman Mahallesi'ndeki evinde kalmıştır. Son günlerini evinde, mescidinde mütalaa ile geçirmiştir. Arada bir çarşıya iner, tüccar oğlu Fevzi Çelik'in dükkanındaki koltuğuna oturup dostları ile görüşüp ziyaretçilerini kabul eder, nargilesinden de 1-2 nefes çekerdi.


Eserleri Edit

Mehmet Vehbi'nin bilinen eserleri şunlardır:

• Hulasatü'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kur'an. • Akaid-i Hayriye (Arapça ve Türkçe basılmıştır.) • Ahkâm-ı Kur'âniye {500 sayfalık, basılmıştır.) • Sahih-i Buhârî-Tecrîd-i Sarih (9 Cilt 5.000 sayfalık bir eserdir.) • Siyasî Hatıralar (basılamamıştır.) Mehmet Vehbi, eserleri kadar ülkeye bir çok talebe yetiştirmiş birisidir. Eğitimci Osman Zühdü Efendi (1881-1956), Bardaslı Hacı Hasan Efendi (1882-1961) Mehmet Hilmi Kağnıcı Efendi (1877-1957) Halil Efendi bunlardan bir kaçıdır .

YARARLANILAN KAYNAKLAR : Edit

ARABACI, Caner Osmanlı Dönemi Konya Medreseleri (1900-1924 ) Konya, ,1994.s.321-339 Mehmet Vehbi ÇELİK'in biyografisi , Caner ARABACI'nın Osmanlı Dönemi Konya Medreseleri (1900-1924 ) isimli kitabından iktibas yapılmıştır .

KAYNAKLAR Edit

1- Konyalı Mehmed Vehbi, Hülâsat'ül Beyân Fî Tefsir'il Kur'ân - Büyük Kur'ân Tefsiri, Üçdal Neşriyat, İstanbul, XV.

2- Remzi Ateşyürek, "Mehmed Vehbi Efendi", Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Ankara, 2003, XXVIII.

3- Ateşyürek, Mehmed Vehbi Efendi'nin Hayatı, Eserleri ve Tefsirdeki Metodu (Yüksek Lisans Tezi), T.C. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalı, Samsun, 1994.

4- Vehbi Vakkasoğlu, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e İslâm Âlimleri, Nesil Yayınları, İstanbul, 2005.

5- Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Zehra Yayıncılık, İstanbul, 2004.

6- Nursî, Emirdağ Lâhikası, Zehra Yayıncılık, İstanbul, 2007.

7- Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü'l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi, II.

8- Abdullah Develioğlu, Büyük İnsanlar (3000 Türk ve İslâm Müellifi), İstanbul, 1973.

9- Ömer Özcan, Risale-i Nur Hizmetkârları Ağabeyler Anlatıyor, Nesil Yayınları, İstanbul, 2007, I.

10- İzzettin Pak, Konyalı Mehmed Vehbi Efendi ve Tefsirdeki Metodu (1861 – 1949) Yüksek Lisans Tezi, T.C Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslâm Bilimleri Tefsir Anabilim Dalı, Ankara, 2007.

11- Mustafa Armağan, "Vahdettin hain miydi?", Zaman Gazetesi, (2005), http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=193203&title=yorum-mustafa-armagan-vahdettin-hain-miydi&haberSayfa=0

12- Ömer Özcan, "Şaban Akdağ", http://www.cevaplar.org/index.php?khide=visible&sec=5&sec1=91&yazi_id=6023&menu=1

13- İsmail Lütfi Çakan, "Sınırları Koruma Sorumluluğu", Altınoluk Dergisi, (1989), Sayı. 35, http://www.altinoluk.com/dergi/index2.php#sayfa=yillar&MakaleNo=d035s009m1


VefatıEdit

27 Kasım 1949'da vefat etmiştir.

İleri okumalar Edit

  • Milli Mücadelede Atatürk'ün Çevresi İlk Mücahitler / Sadi Irmak
  • Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c. 28

KaynakçaEdit

  1. "TBMM Albümü". tbmm.gov.tr. 29 Ekim 2012. http://www.tbmm.gov.tr/TBMM_Album/Cilt1/index.html. Erişim tarihi: 26 Ekim 2014. 

Şablon:IV. İcra Vekilleri Heyeti

Wikimedia Commons'ta:
Mehmet Vehbi Çelik ile ilgili çoklu ortam kategorisi bulunur.


Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.