FANDOM


Men dakka dukka

Men dakka dukka yani "pislik, adilik, andavallık yapma; bunlar sana yol, su, elektrik olarak geri dönmez. ayrıca bunlar sana sadece oldukları gibi de dönmezler. öyle bir dönerler ki varolmamak istediğini hatırlarsın, küçülürsün, mahfolursun, intaharın eşiğine gelir show tvye çıkarsın. mazallah, düşman başına." manasına geldiğini düşündüğüm eski dilde atasözümüz.

"Men dakka dukka" şiiriEdit

Mandalın uçunda, asılmış fanilerle
Dokunsan düşecek, saçında kehle
Fütüvvet eyle, can Ahilerle
Gör herzeliğini, men dakka dukka...
  • kehle; bit
  • fütüvvet;dostluk ,arkadaşlık, bir felsefe şekli....
  • herzelik; sahtecilik, yalancılık.....
  • men dakka dukka; ne ekersen onu biçersin, yaptığının karşılığı sana elbet döner,
  1. calma el kapisini parmak ucuyla, calarlar kapini bilek gucuyle seklinde atalar tarafindan modifiye edilmis bir versiyonu da vardir.
  2. "pislik, adilik , andavallık yapma; bunlar sana yol, su, elektrik olarak geri dönmez. ayrıca bunlar sana sadece oldukları gibi de dönmezler. öyle bir dönerler ki varolmamak istediğini hatırlarsın, küçülürsün, mahfolursun, intaharın eşiğine gelir show tvye çıkarsın. mazallah, düşman başına." manasına geldiğini düşündüğüm eski dilde atasözümüz.
  3. (bkz: çalma elin kapısını çalarlar kapını)
  4. ben de çıktım bir geyğin avına geyik de çekti beni kendi dağına....diye devam eden türkünün temasını teşkil eden derin manalı kelime topluluğu
  5. Attila İlhan'ın "Bıçağın ucu" romanında meyhaneci Nubar'ın Halim'e söylediği özlü söz. Ayrıca telaffuzu çok hoş.
  6. "Eden bulur" olarak çevrilebilir.
  7. Şukkada şukka ,bukkada bukka ,men dakka dukka ,men dakka dukka diye sorulan bilmecede geçen kelime grubu.cevap :havan ve havan eli.
  8. Aşağıdaki şarkının bana hatırlattığı ve de ilahi adalet anlamına gelen arapça bir sözdür. Bazen adalet kamu hukuku gibi işler tarafların şikayetine luzum yoktur. bir kapıyı nasıl çaldıysanız kapınız birgün aynı şekilde çalınır. Çikolata renkli şarkıcı esmeray'dan.
nasıl bir kalp bıraktın
bilir misin ardında
bilir misin kırılan
kalpler düzelmez asla
dönüp de hiç baktın mı
merak edip arkana
eden bulur güzelim
kalır sanma yanına

Bir kıssa Harun Reşid 'denEdit

Kaç gündür dilime dolanı geziyorum. Hatta bugün bir arkadaşın yanında söylenirken “sen arapça biliyor musun?” sorusuna muhatap oldum. “Bu arapça değilki, farsça” demekle yetindim. Suskunluğumu burada bozayım. Şöyle ki;

Halife Harun Reşit’in bir bahçesi varmış. O bahçesinde de çok sevdiği bir de gül fidanı. Bir gün bahçıvanına şöyle demiş: “Bu fidana gözün gibi bak! Güzel bir gül tomurcuklanıp da açıldığında bana haber ver.” Bahçıvan geceleri bile gider, kontrol edermiş fidanı. Bakışlarından bile sakınır, üzerinde titrermiş. Geceleri rüyalarına girdiği bile olurmuş. O da sevmeye başlamış fidanı. Tomurcuklar çıkmaya başlamış. Hele bir tanesi varmış ki, diğerlerinden çok daha güzelmiş. O güzelim tomurcuk açmış ve insanın bakmaya kıyamayacağı kadar güzel bir gül oluvermiş. Bahçıvanın kalbi pır pır atmaya başlamış, içi içine sığmaz olmuş. “Hemen gidip halifeye haber vermeliyim” diye düşünürken, kuşun birisi o gülün üzerine konup başlamaz mı yapraklarını gagalamaya! Bahçıvan bağırmış kuş kaçsın diye. Yerinden ok gibi de fırlamış. Ama nafile! Mahvolmuş o nadide çiçek. Nasıl haber versin halifeye? Nasıl izah etsin? “Yalan söylemiyorum ya,” demiş bahçıvan. “Gider anlatırım durumu olduğu gibi.” Varmış Harun Reşit’in huzuruna. Anlatmış durumu gözyaşları içinde! Halife büyük bir olgunluk içinde dinlemiş ve tek bir cümle sarf etmiş: “Men dakka dukka!”

Ayrılmış huzurdan bahçıvan. Aradan zaman geçmiş. Bir gün görmüş ki, o kuş bir yılanın ağzında can vermiş aynı bahçenin içinde. “Allah’ım sen ne büyüksün” demiş ve soluğu halifenin yanında almış. Durumu anlatmış. Halifenin dudaklarında yine aynı cümle: “Men dakka dukka!”

Aradan bir süre daha geçmiş.Bahçıvan bahçede yürürken o yılan ayağına dolanmaz mı? Kendisini sokacağından korkan bahçıvan, kafasını bedeninden ayırıvermiş yılanın elindeki kürekle. Gene halifenin yanına koşmuş. Anlatmış durumu ve gene aynı cevabı almış: “Men dakka dukka!”

Eyvah demiş bahçıvan! Edip de bulma sırası bana geldi! Gerçekten de öyle olmuş. Bir zaman sonra, bahçıvan hiç istemeden kendisinden beklenmeyecek kötü bir iş yapmış. Halife de onu cezaya çarptırmış. Çarptırılmış çarptırılmasına, ama gel gelelim bizim bahçıvan yerinde duramaz, zıplar durur, bas bas da bağırırmış. Bir tek şey istermiş ısrarla: Halifeyle acilen görüşmek!

Ne dedilerse olmamış ve sonunda çıkarmışlar halifenin huzuruna: “Sana haksız bir ceza verildiğini mi düşünüyorsun?” demiş halife, “Hayır” demiş bahçıvan. “Benim derdim o değil. Ancak bana bunu reva gördüğünüz için, ettiğini bulma sırası size de gelecek. Onu hatırlatayım dedim.. Men dakka dukka….”

Yani eden bulur. Buluyor da, bulacak da. Ama kötümser bakmamak lazım geçmiş ve geleceğe. Sitemleri kumsallara yazılı olsun hayatlarımızın hep, güzellikleri kayalıklara. Bir de diğer akl-ı selim yarımın hatırladığı şu hikayeyi dinleyin. Şöyle ki;

Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar. Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler. Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar. Onların anlattıklarından Şakir’in bölgenin en zengin kişilerinden biri olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında başka bir çiftlik sahibidir. Derviş Şakir’in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer, içer, dinlenir. Şakir de ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır. Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükret.” der. Şakir ise şöyle cevap verir: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir. Bu da geçer.”

Derviş Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Bir kaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir’i hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken Şakir’den söz eder. “Haa o Şakir mi?” der köylüler, “O iyice fakirledi, şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor.” Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider, Şakir’i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkarıdır. Şakir bu kez Derviş’i son derece mutevazi olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır. Derviş vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: Üzülme…Unutma, bu da geçer…”

Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olup biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı içinde bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır. Şakir Haddad’ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer…”

Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer…”

Derviş, “ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır nede mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır…

O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki; mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın. Hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler. Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer” yazmaktadır.

Bu da geçer Ya Hû…

4 Yanıt to “Men dakka dukka”

hüseyin meço Says:

02 Şubat 2009 at 0:44


anlatacağım gerçek bir hikayedir.

hasan ve hüseyin kardeşlerdir.anneleri ile otururlar.gün gelir hasan da hüseyin de evlenir.hüseyin ayrı eve çıkar.hasan annesi ile oturur.gün gelir hüseyin zenginleşir.hasan hep aynı hasan.anne oldukça yaşlanmıştır.ve artık yatalak hasta olmuştur.hasanın karısı hüseyinin karısına derki sizin durumunuz oldukça iyi anneme birazda siz bakın olmaz mı.verilen cevap üzerine men dakka dukka başlar.ben sosyetik oldum.annemle alakam olmaz.banane şekerim.bu sefer hasan hüseyine aynı şeyi söyler.yıllarca annemize ben baktım.birazda siz bakın yada birazda para ver.bak yetmiyor.hüseyin işlerinin çokluğundan bahseder karısınında çalıştığından söz eder.kızları okul okuduğunu söyler ve annesine hiçbir zaman yardım etmez.gün gelir anne vefat eder.

hüseyin işlerini kaybeder.karısı yatalak hasta olur.hüseyinin annesi kadar yatar ve yokluk içinde o da vefat eder ortak arsalarına mütahhit bina yapar hasan dairesini alır hüseyin müeahhit kazığı yer.kızları okullarını yarım bırakmış iş bulamışlardır.hüseyin zorla bağkur emeklisi olmuştur.erken yaşlanmıştır.kirada sürünmektedir.

men dakka dukka için kendi yorumum şudur.

doğru zamanda doğru yerde doğru insanlarla olmak lazım.yanlış zamanda yanlış yerde yanlış insanlarla oldun mu vay ki vay.

tam men dakka dukkalıksındır.

saygı ile kalın.

2.yusra7 Says:


04 Mart 2009 at 0:52


Evet, ilahi adalet er ya da geç tecelli eder. Haksızlığa belki bazen mühlet verilir; ama o asla ihmal edilmez.

Benim de vaktiyle öğrendiğim bilgilere göre “Men dakka dukka” Arapçada “çalma kapımı, çalarlar kapını” anlamına geliyor.Şöyle ki: men (kim ) dakka ( kapıyı çalarsa ) dukka (kapısı çalınır ) Yani, Eden bulur.

Bu da geçer Ya Hû… kısmı da dahil olmak üzere güzel bir yazıydı, teşekkürler.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.