Geçinme Belâsı Safahat Bayrak.gif
Mehmet Akif Ersoy
Mezarlık


4 lü şablon[düzenle | kaynağı değiştir]

Meyhane
Meyhane
İngilizce Tercüme
Osmanlıca

Esip coşmakta bayağılık havası içinden, kenarından;

Kaçmakta yücelik ruhu içinden, etrafından.

Blowing and gushing
the air of vulgarity
from inside,from the edge.
Fleeing the spirit of glory ,inside and around.
Osmanlıca

Çıkar bin ümitsizlik iniltisi titreyen toprağından,

İner bin mezar karanlığı geceler yağdıran fezasından.

Thousands of groan of despair comes out of the trembling soil,
Thousands of graves dark go down from the sky that is pouring night
Osmanlıca

Gelir feryâdlar ebkem duran her seng-i zârından:

Yıkılmış hânümanlar sanki çıkmış da mezârından,

Gelir feryatlar dilsiz duran inleyen taşlarından:

Yıkılmış yuvalar sanki çıkmış da mezarından!

Cries are heard from the dumb moaning stones:
Appeared as if ruined homes come out of their graves !
Osmanlıca

Hasret ağzını açmış çatlak ve yarık duvarından!

Çöker bir matem dumanı titreyen sönük sönük kandilden

Longing has opened her mouth through cracks and slit wall!
A mourning smoke falls down from the trembling dim candle
Osmanlıca

Sönüp gitmiş ocaklar yükselir gûyâ gubârından!

Giren bir kerre nâdim dir hayât-ı müsteârından;

Çıkan âvâre dir artık cihânın kâr ü bârından.

Sönüp gitmiş ocaklar yükselir güya toz dumanından

Giren bir kerre pişmandır kendine emanet edilmiş hayattan

Çıkan da artık dünya işlerine yabancılaşmıştır.

Furnaces that have gone off rise supposedly through the dust of smoke
One ,who has entered, is sorry for the life entrusted themselves
One who has come out has become estranged to the affairs of the world any longer.
Osmanlıca

Dökülmüş âb-rû lar bâde-i pesman de hâlinde.

Emel bir münkesir peymânedir saff-ı niâlinde!..



Buraya girenlerin yüzsuyu içkiler gibi yerlere dökülmüş,

Ümitleri de kırık bir kadeh gibi gene yerlerde sürünmekte
Manners of entrants have spilled all over like drinks,
Hopes have been creeping on the ground like a broken glass
Osmanlıca

Boğulmuş rûh-i insanî şarâbın mevc-i âlinde.

Nümâyan mel’anet sâkîsinin çirkin cemâlinde!

İnsanlık ruhu şarabın kızıl dalgalarında boğulmuş,

İçkiyi verenin çirkin suratında ise melunluk okunmakta.
The spirit of humanity have drowned in the red waves of wine,
Whereas evil is read on the ugly face of the man handling the drinks
Osmanlıca


Ne mâzî var, ne âtî, bak şu ayyâşın hayâlinde...

Tutup bir zehr-i âteşnâk dest-i bî-mecâlinde,

Şu ayyaşa bak, kafasında ne geçmiş ne gelecek düşüncesi var...

Dermanı kalmamış ellerinde tuttuğu yakıcı zehirle

Look at this drunk,in his mind there is neither thought of past nor future ...
He has lost his strength with the burning poison in his hand
Osmanlıca

Zevâl-i ömrü bekler hem şebâbın tâ kemâlinde!

Merâret intıbâ’ etmiş cebîn-i infiâlinde...

En genç çağında ömrünün bitmesini bekliyor.

Gücenik alnında hayatının acılığı derin izler bırakmış...
He is waiting for his life to end at his earliest age.
Bitterness of his life has left deep scars on his offended forehead ...
Osmanlıca

Derin bir iltivânın sîne-i zerd-i melâlinde

Odur ancak hüveydâ ser-nüvişt-i bî-meâlinde,

Müebbed bir de nisyan nazra-i sengîn-i lâlinde.

Melal ile sararmış derin buruşuklarla dolu alnında


Manâsız alınyazısına dair bundan başka bir şey de okunmuyor.

Bir de dilsiz ve donmuş bakışlarında ebedî bir unutkanlık sezilmek;

On his deep wrinkled forehead
that turned yellow by boredom
Nothing else can be read related to his meaningless destiny.
An eternal forgetfulness can be felt in his dumb and frozen eyes ;
Osmanlıca



Canım sıkıldı dün akşam, sokak sokak gezdim;

Sonunda bir yere saptım ki, önce bilmezdim.



Canım sıkıldı dün akşam, sokak sokak gezdim;

Sonunda bir yere saptım ki, önce bilmezdim.

I felt bored yesterday evening, I wandered around the streets;

Finally, I chose a place that I never knew before.

Osmanlıca


Bitince bir sıra ev, sonra bir de vîrâne,

Dikildi karşıma bir han kılıklı meyhâne.


Bitince bir sıra ev, sonra bir de virane

Dikildi karşıma bir han kılıklı meyhâne.

When finished, a row of house, then a wreck
Disguised as an inn,a tavern appeared.
Osmanlıca



Basık tavanlı, karanlık, sefîl bir dükkân;

İçinde bir masa, yahut civar tabutluktan

Basık tavanlı, karanlık, sefil bir dükkân;

İçinde bir masa, yahut civar tabutluktan

A dark, miserable shop with a low ceiling ;

Within a table, or from a coffin that is not used any more

Osmanlıca


Atılma çok ölü görmüş acıklı bir teneşir!

Yanında hurdası çıkmış bir eski püskü sedir.

Atılma çok ölü görmüş acıklı bir teneşir!

Yanında hurdası çıkmış bir eski püskü sedir.

A sad bench that had seen lots of dead !

Beside a shabby scrap divan.

Osmanlıca

Sakat, bacaksız on, on beş hasırlı iskemle,

Kırık dökük şişeler, bir de çinko tepsiyle,

Sakat, bacaksız on onbeş hasırlı iskemle,

Kırık dökük şişeler, bir de çinko tepsiyle.

Injured, ten or fifteen matted legless chairs,

Broken bottles and a tray of zinc.

Osmanlıca

Beş on kadeh, iki üç testi... Sonra tezgâhlık

Eden yan üstüne devrilme kirli bir sandık.

Beş on kadeh, iki üç testi...Sonra tezgâhlık

Eden yan üstüne devrilme kirli bir sandık...

Five or ten glasses, two or three jugs...Then

A dirty crate that is used as a bench tipping over the side ...

Osmanlıca

Sönük sönük yanıyor rafta isli bir lamba...

Önünde bir küme: fes, takke, hırka, salta, aba

Sönük sönük yanıyor rafta isli bir lamba..

Önünde bir küme: Fes, takke, hırka, ceket, aba

A dull sooty lamp is burning on the shelf

In front of it a cluster: Fes, skullcap, cardigan, jacket, aba

Osmanlıca

Kımıldanıp duruyorken, sefîl bir sohbet,

Bu isli zulmete vermekte büsbütün vahşet:

Kımıldanıp duruyorken, sefil bir sohbet,

Bu isli karanlığı büsbütün korkunç yapmada:

While a miserable conversation is moving slowly,

Makes this sooty darkness completely scary:

Osmanlıca

- Kuzum Dimitri, bu aksam biraz ziyâdece ver...

- Ziyâde, anladık amma ya içtiğin şişeler?

-Kuzum Dimitri, bu akşam biraz fazlaca ver...

-Fazla, anladık ama ya içtiğin şişeler?

-Dear Dmitri, give a little more this evening ...

-More, we see that, but what about the bottles you drank?

Osmanlıca

- Çizersin...

- Öyle mi? Lâkin, silinmiyor çetele!

- Bakın tavan tebeşirden görünmez oldu...

- Hele!

-Çizersin...

-Öyle mi? Lâkin silinmiyor çetele!

-Bakın tavan tebeşirden görünmez oldu...

-Hele!
-You delete ...

-Oh, yeah? Scoreboard: but tally is not deleted!

-Look, the ceiling became invisible because of the chalk ...

-That's why!

Osmanlıca

- Bizim peşin paramız... Anladın mı dün kuruşu?

- Ayol tükendi mezem... Bari koy biraz turşu.

-Bizim peşin paramız... Almadın mı dün kuruşu?

-Ayol, tükendi mezem... Bari koy biraz turşu.
-Our money is cash ... Didn't you take the dime yesterday?

-Dear, appetizers run out ...Please put a little pickle.

Osmanlıca

Arattı kendini ustan... Dinince dinlersin!

-Hasan be, sende nasıl nazlı nazlı söylersin!

Arattı kendini ustan...Dinince dinlensin!

-Hasan be, sen de nasıl nazlı nazlı söylersin!
I have missed your master ... He rests according to rest religion!

-Hey Hasan ,how delicately you sing !

Osmanlıca

Nedir o türkü... Aman başka yok mu?... Hah, şöyle!

- Ömer, ne nazlanıyorsun? Biraz da sen söyle.

Nedir o türkü... Aman başka yok mu? Hah, şöyle!

-Ömer, ne nazlanıyorsun? Biraz da sen söyle.

What is that song ... Oh, don't you have another?

Yes,that's it!-Omar,Why are you coqueting? Sing me a little bit.

Osmanlıca

- Nevâzil olmuşum, Ahmed, bırak sesim yok hiç...

- Sesin mi yok? Açılır şimdi: bir imam suyu iç!

-Nezle olmuşum Ahmet, bırak, sesim yok hiç...

-Sesin mi yok? Açılır şimdi: Bir imam suyu iç!
-I have caught a cold, Ahmed anyway,I have no voice at all ...
-Do you?It will soon be nice: Drink an imam juice !
Osmanlıca

- Yarin ne iştesin Osman?

- Ne işteyim... Burada!

- Dimitri çorbacı, doldur! Ne durmuşun orada?

Yarın ne iştesin Osman?

-Ne işteyim... Burada!

-Dimitri çorbacı, doldur! Ne durmuşun orada?
-What will you be doing tomorrow ,Osman?
What will I be doing..I will be here !
-Dimitri man, fill!
Why do you standstill there?
Osmanlıca

- O kim gelen?

- Baba Arif.

- Sakallı, gel bakalım...

Yanaş.

-O kim gelen?

-Baba Arif.

-Sakallı, gel bakalım.,

Yanaş
-Who is coming?
-Baba Arif.
Bearded ,come;
come next to me.
Osmanlıca

- Selamün aleyküm.

- Otur biraz çakalım...

- Dimitri, hey parasız geldi sanma, işte para!

- Ey anladık a kuzum...

-Selamün aleyküm.

-Otur biraz çakalım...

-Dimitri, hey, parasız geldi sanma, işte para!

-Ey anladık a kuzum...

-Selamün Alaikum.

-Sit down a little,let's clink ...

-Dimitri, hey,don't think that I 'm peniless, here is the money!

Ay, We saw that dear...

Osmanlıca

- Sar be yoldaşım cıgara...

- Aman bizim Baba Ârif susuz musuz içiyor!

- Onun bi dalgası olmak gerek: tünel geçiyor.

-Sar be yoldaşım cıgara...

-Aman bizim Baba Arif susuz musuz içiyor!

-Onun bi dalgası olmak gerek: Tünel geçiyor.
Wrap a cigarette my companion...
-Oh our Baba Arif is drinking without water!
Must be a wave of him:He is passing through a tunnel.
Osmanlıca

- Moruk, kaçıncı kadeh? Şimdicik sızarsın ha!

- Sızarsa mis gibi yer, yetmemiş adam değil a.

-Moruk, kaçıncı kadeh? Şimdicek sızarsın ha!

-Sızarsa mis gibi yer, yatmamış adam değil a.
-Geezer,How much have you drunk?You will pass out soon!
-If he passes out ,this is a clean place,Hasn't he slept here before ?
Osmanlıca

Yavaş yavaş kafalar, kelleler kızışmıştı,

Ağız, burun hele sesler bütün karışmıştı;

Yavaş yavaş kafalar, kelleler kızışmıştı,

Ağız, burun, hele sesler bütün karışmıştı;
Little by little heads were dimmed,
mouth,nose also the voices all mixed;
Osmanlıca

Dikildi ağzına baktım, açık duran kapının,

Fener elinde bir erkek, yanında bir de kadın.

Dikildi ağzına, baktım, açık duran kapının,

Fener elinde bir erkek, yanında bir de kadın.
Stood by the door which is open,
A man with a lantern besides a woman.
Osmanlıca

Beş on dakika süren bir düşünceden sonra,

Kadın girdi o zulmet-serâ-yi menfûra.

Beş on dakika süren bir düşünceden sonra,

Kadın da girdi o tiksindirici karanlık dünyaya.
After a five or ten minutes thinking,
The woman also entered that disgusting dark world.
Osmanlıca

Gözünde ebr-i teessür, yüzünde hûn-i hicâb,

Vücûdu ra'şe-i nâ-çâr-ı ye's içinde harâb,

Gözleri acıyla buğulanmış, yüzü utançtan ateş kesilmişti,

Çaresiz kederler içinde titreyen vücudu haraptı.
Her eyes blurred with pain, her face had been red with shame
Her body,trembling in helpless grief ,was devastated.
Osmanlıca

Teveccüh eyleyerek sonradan gelen Baba'ya:

-Demek taşınmalı artık çoluk çocuk buraya!

Sonradan gelen Baba'ya yönelerek dedi ki:

-Demek taşınmalı artık çoluk çocuk buraya!
Turning to the Baba she said:
So should we move here with children!
Osmanlıca

Ayol, nedir bu senin yaptığın? Utan azıcık...

Anan da, ben de, yumurcakların da aç kaldık!

-Ayol, nedir bu senin yaptığın? Utan azıcık...

-Anan da, ben de, yumurcakların da aç kaldık!
Dear ,what is this you are doing?Shame on you...
Your mother,me and your children went hungry!
Osmanlıca

Ne iş, ne güç, gece gündüz içip zıbar sâde;

Sakın düşünme çocuklar aceb ne yer evde?

-Ne iş, ne güç, gece gündüz içip zıbar sade;

-Sakın düşünme çocuklar acaba ne yer evde?
Neither work ,nor power,just drink and get drunk day and night;
-Do not think what the children eat at home?
Osmanlıca

Evet, sen el kapısında sürün işin yoksa!

Getir bu sarhoşa yutsun, getir paran çoksa!

-Evet, sen el kapısında sürün işin yoksa;

-Getir bu sarhoşa yutsun, getir paran çoksa!
-yes,if you don't have a job crawl at someone else's door;
-Bring if you have much money,bring to this drunk so that he should swallow!
Osmanlıca

Zavallı ben... Çamaşır, tahta, her gün uğraş da,

Sonunda bir paralar yok, el elde baş başta!

-Zavallı ben...Çamaşır, tahta, her gün uğraş da,

-Sonunda bir paralar yok, el elde, baş başta!
-Poor me...Laundry,wipe the floors everyday,
-In the end there is no money,first-hand from the head
Osmanlıca

O tahtalar, çamaşırlar da geçti, yok hâlim...

Ayakta sallanışım zorlanır Hudâ âlim!

O tahtalar, çamaşırlar da geçti:

Yok hâlim... Allah biliyor, zorladır ayakta sallanışım!
-Those laundry,wiping were passed:
I'm not well ...God knows, it's difficult to swing on foot!
Osmanlıca

Çalışmadın, beni hep bunca yıl çalıştırdın;

O yavrucakları çıplak, sefil alıştırdın;

Çalışmadın, beni hep bunca yıl çalıştırdın;

O yavrucakları çıplak, yoksul alıştırdın;
You didn't work and made me work for all these years;
Those babies got used to being bare,poor because of you;
Osmanlıca

Bilir mahalleli kim, aldığın zamanda beni,

Çehiz çimenle donatmıştı beybabam evini.

Bilir mahalleli ki aldığın zamanda beni.

Çeyiz çimenle donatmıştı beybabam evini.
The neighborhood knows that when you got me.
My father had equipped your house with dowry.
Osmanlıca

Ne oldu şimdi o eşyâ? Satıp kumarda yedin!

Evet, kumarda yedin, hem de Karşılar’da yedin!

Ne oldu şimdi o eşya? Satıp kumarda yedin.

Evet, kumarda yedin, hem de Karşılar'da yedin!
What happened to those things now?You sold and lost in gambling .

Yes,you lost in gambling,furthermore you lost on the opposite land!

Osmanlıca

Kızın yetişti, alan yok, nasıl olur ki? Soran

“Şu sarhoşun kızı İffet değil mi? Vazgeç aman!”

Kızın yetişti, alan yok, nasıl olur ki?

Soran "Şu sarhoşun kızı İffet değil mi? Vazgeç aman!"
The girl grew up, no one marries her, how is that?
Whoever asks "That drunk's daughter Iffet isn't she?Oh Give it up !"
Osmanlıca

Diyen kadınlara; “Pek doğru, pek” deyip gidiyor.

Bu söz zavallıyı bilsen ne türlü incitiyor!

Diyen kadınlara;"Pek doğru, pek" deyip gidiyor.

Bu söz zavallıyı bilsen ne türlü incitiyor.
Say women;You're so right,rightthey say and go away.
If only you knew how this word hurts the poor girl.
Osmanlıca

Benim güzel meleğim, hiç de tâli’in yokmuş:

Anan benim gibi sersem; babansa bir sarhoş!

Benim güzel meleğim, hiç de talihin yokmuş:

Anan benim gibi sersem, babansa bir sarhoş!
My sweet angel,you have had no luck at all :
Your mother is dumb like me,whereas your father is a drunk!
Osmanlıca

Necip de minderi koltukta geldi mektepten...

Demiş ki kalfa: “Sekiz aydır almadım hele ben

Necip de minderi koltukta geldi mektepten...

Demiş ki kalfa: "Sekiz aydır almadım hele ben
Necip has also come from school with his cushion in the armpit...The servant said that:Especially I haven't had
Osmanlıca

Ne haftalık, ne de aylık... Senin baban olacak

Kumarcı, oğlu için az yesin de tutsun uşak!”

Ne haftalık, ne de aylık... Senin baban olacak

Kumarcı, oğlu için az yesin de tutsun uşak!
Either a salary or a weekly wage...The Gambler that is your father,will eat less and hire a servant for his son!
Osmanlıca

Koğuldum anne! deyip ağlıyor zavallı çocuk...

Ne yapsın annesi? Dünyâda bir güvendiği yok!

" Kovuldum anne! deyip ağlıyor zavallı çocuk...

Ne yapsın annesi? Dünyada bir güvendiği yok!
"I got fired, Mom!says the poor child and he's crying ...
What can his mother do?She has no one in the world to trust !
Osmanlıca

O bâri bir adam olsun da kalmasın câhil,

Demiştim olmadı... Lâkin kabâhat onda değil:

O bari bir adam olsun da kalmasın cahil

Demiştim olmadı...Lâkin kabahat onda değil:
At least he would become a man not ignorant
I said but he didn't...But he is not to blame:
Osmanlıca

O her sabah okuyordu gürül gürül cüz'ünü;

Ayırmıyordu kitaptan ne olsa hiç gözünü.

O her sabah okuyordu gürül gürül cüzünü;

Ayırmıyordu kitaptan ne olsa hiç gözünü.
He read his cuz fluently every morning;
After all he always looked at his book.
Osmanlıca

Üç akşam oldu ki yoksun. Necip: Babam nerde!

Ben isterim onu mutlak, demez mi? Bak derde!

Üç akşam oldu ki yoksun.Necip: Babam nerde?

Ben isterim onu mutlak, demez mi? Bak derde!
You have been absent for three evenings.Necip:Where is Dad?
I absolutely want him,does he say?Look at his trouble!
Osmanlıca

Sular karardı; bu sâatte hiç gezer mi kadın?

O, sarhoşun biri; tut kim sokak sokak aradın...

Sular karardı; bu saatte hiç gezer mi kadın?

O, sarhoşun biri; tut ki sokak sokak aradın...
Waters darkened;Does a woman ever stroll at this time?
He is a drunk;let's say you looked for him in the streets
Osmanlıca

Nasıl bulursun a yavrum? Yarın gelir belki,

Dedim. Fakat çocuğun durmuyordu. Baktım ki

Nasıl bulursun yavrum? Yarın gelir belki Dedim.

Fakat çocuğun durmuyordu.Baktım ki
How can you find darling?Maybe he'll come tomorrow,
I said.But your child didn't stop.I saw that
Osmanlıca

Avutmanın yolu yok; komşunun Hüseyin Ağa’yı

Alıp dolaşmadayım yatsı vakti dünyâyı.

Avutmanın yolu yok;komşunun Hüseyin Ağa'yi

Alıp dolaşmadayım yatsı vakti dünyayı.
There was no way to comfort;I got the neighbour Hussein Agha and
Wandered the world at the isha time
Osmanlıca

Anam benim gibi evlâd doğurmaz olsaydı,

Bu hâli görmeden evvel gözüm yumulsaydı!

Anam benim gibi evlat doğurmaz olsaydı.

Bu hali görmeden evvel gözüm yumulsaydı!
If only my mother hadn't given a birth to a child like me.
My eyes had closed forever before I saw this state!
Osmanlıca

Herif! Şu hâlime bak, merhametli ol azıcık...

Bırak o zıkkımı, içtiklerin yeter artık.

Herif, şu halime bak, merhametli ol azıcık...

Bırak o zıkkımı, içtiklerin yeter artık.
Man,look at me,be merciful a little...
Drop that poison,you drank enough.
Osmanlıca

Efendiler, ağalar, siz de bir nasîhat edin,

Sizin belki var evlâdınız...

- Hasan, ne dedin?

Efendiler, ağalar, siz de bir nasihat edin,

Sizin de belki var evladınız...

-Hasan, ne dedin?
Gentlemen, Masters, you can also give advice,

You might also have a son ...

-Hassan, what did you say?

Osmanlıca

- Bırak, köpoğlu kadın amma çalçeneymiş hâ!

- Benimki çok daha fazlaydı.

- Etme!

- Elbet ya!

-Bırak, köpekoğlu kadın amma çalçeneymiş ha!

-Benimki çok daha fazlaydı.

-Etme!

-Elbet ya!
-Leave it,how rattle woman is that son of a dog!
-Don't say so!
-Of course!
Osmanlıca

Onun için boşadım.

Sen işitmedin mi Halim?

- Kadın lâkırdısı girmez kulağıma zâti benim.

Onun için boşadım.

Sen işitmedin mi Halim?

-Kadın lakırdısı girmez kulağıma artık benim.
For that reason I divorced from him.
Haven't you heard Halim?
-I won't hear women's words any more
Osmanlıca

Senin kadın dediğin âdetâ pabuç gibidir:

Biraz vakti taşınır, sonradan değiştirilir.

Senin kadın dediğin âdeta pabuç gibidir:

Biraz vakit taşınır, sonradan değiştirilir.
What you think as a woman is like shoes:
It's carried for a while then changed.
Osmanlıca

Kadın bu sözleri duymaz, tazallüm eylerdi;

Herif mezar taşı tavriyle sâde dinlerdi;
Kadın bu sözleri duymaz, şikayet ederdi; Herif mezar taşı tavrıyle sadece dinlerdi;
The woman didn't hear these words, but complained;
The guy just listened with the attitude of tombstone ;
Osmanlıca
Açıldı ağzı nihayet, açılmaz olsa idi! Taşıp döküldü içinden şu sonsuz lanet:

Açıldı ağzı nihayet, açılmaz olsa idi!

Taşıp döküldü içinden şu sonsuz lanet:
His mouth opened finally,if only it hadn't!That eternal curse poured out and spilled :
Osmanlıca
Cehennem ol seni hınzır orospu, git:Boşsun! -Ben anladım işi: Sen komşu, iyice sarhoşsun;
Cehennem ol seni hınzır orospu, git:Boşsun! -Ben anladım işi: Sen komşu, iyice sarhoşsun;
Go to hell you nasty bitch,go:You're void!-I got the matter:You neighbour,you're pretty drunk;
Osmanlıca

-Ayıltınız şunu yahu!

-İlişmeyin!

-Bırakın!

Herif ayıldı mı, bilmem, düşüp bayıldı kadın!

-Ayıltınız şunu yahu!

- İlişmeyin!

- Bırakın!

Herif ayıldı mı, bilmem, düşüp bayıldı kadın!
-Sober him up ahoy!
-Do not touch!
-Leave the guy!
I do not know if the guy's sobered up but , the woman's fallen down and fainted!
Osmanlıca



Safahat logo.jpg

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.