FANDOM


İnfitar Suresi/1-19-İnfitar Suresi/Elmalı/1-19 Mutaffifin Suresi/1-36 İnşikak Suresi/1-25-İnşikak Suresi/Elmalı/1-25
|
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
İngilizce Meali (M. Pickthall )
Veyl o mutaffifîne
Eksik ölçüp tartanların vay haline!
Woe unto the defrauders:
Ki nâs üzerinden kendilerine ölçtükleri zaman tam basarlar
Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler.
Those who when they take the measure from mankind demand it full,
Onlara ölçtükleri veya tarttıkları vakıt ise eksiltirler
Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.
But if they measure unto them or weigh for them, they cause them loss.
Zannetmez mi bunlarki büyük bir gün için ba's olunacaklar?
Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?
Do such (men) not consider that they will be again
Zannetmez mi bunlarki büyük bir gün için ba's olunacaklar?
Büyük bir gün için.
Unto an awful Day,
O günki nâs rabbül'âlemîn için kıyam edecekler
Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rabblerinin huzurunda divan duracaklar.
The day when (all) mankind stand before the Lord of the Worlds?
Hayır hayır: çünkü fâcirlerin yazısı siccîndedir
Hayır hayır, kötülerin yazısı muhakkak Siccin'dedir.
Nay, but the record of the vile is in Sijjin
Bildinmi siccîn nedir?
Bildin mi sen, Siccin nedir?
Ah! what will convey unto thee what Sijjin is!
Terkıym olunmuş bir kitab
Yazılmış bir kitaptır o.
A written record.
Veyl o gün o yalan diyenlere
Vay haline yalanlayanların o gün!
Woe unto the repudiators on that day!
O dîn gününü tekzîb edenlere
Onlar ceza gününü yalanlayanlardır.
Those who deny the Day of Judgment
Ki onu ancak her bir haddini aşgın, günaha düşgün, tekzîb eder
Onu ancak sınırı aşan ve günaha düşkün olanlar yalanlar.
Which none denieth save each criminal transgressor,
Karşısında âyetlerimiz okunurken evvelkilerin esatîri dedi
Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, "eskilerin masalları" der.
Who, when thou readest unto him Our revelations, saith: (Mere) fables of the men of old.
Hayır hayır: fakat onların kazancları kalblerinin üzerine pas bağlamıştır.
Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur.
Nay, but that which they have earned is rust upon their hearts.
Hayır hayır: muhakkakki onlar o gün rablarından hicabda kalacaklar
Hayır hayır, doğrusu onlar o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar.
Nay, but surely on that day they will be covered from (the mercy of) their Lord.
Sonra onlar muhakkak Cahîme yaslanacaklar
Sonra onlar muhakkak cehenneme girecekler.
Then lo! they verily will burn in hell,
Sonra da denecek: işte bu, sizin o tekzîb edip durduğunuz
Sonra da onlara: "İşte bu, yalanlayıp durduğunuz şeydir" denilecek.
And it will be said (unto them): This is that which ye used to deny.
Hayır hayır: Çünkü ebrarın yazısı ılliyyîndedir
Hayır hayır, iyilerin yazısı muhakkak Illiyyîn'dedir.
Nay, but the record of the righteous is in Iliyin
Bildinmi ılliyyîn nedir?
Bildin mi sen, Illiyyîn nedir?
Ah, what will convey unto thee what Iliyin is!
Terkıym olunmuş bir kitab
Yazılmış bir kitaptır o.
A written record,
Ki ona mukarrebîn şâhid olurlar
Allah'a yaklaştırılmış melekler ona tanık olurlar.
Attested by those who are brought near (unto their Lord).
Haberiniz olsunki ebrar muhakkak bir naîm içindedir
Haberiniz olsun ki, iyiler nimet içindedir.
Lo! the righteous verily are in delight,
Erîkler üzerinde nezaret ederler
Tahtlar üzerinde etrafa bakarlar.
On couches, gazing,
Yüzlerinde naîmîn revnakını tanırsın
Yüzlerinde nimet ve mutluluğun sevincini görürsün.
Thou wilt know in their faces the radiance of delight
Onlara öyle bir rahîktan sunulur ki mahtum
Onlara damgalı saf bir içki sunulur.
They are given to drink of a pure wine, sealed,
Hıtamı misk, işte ona imrensin artık imrenenler
Onun sonu misktir. İşte ona imrensin artık imrenenler.
Whose seal is musk. For this let (all) those strive who strive for bliss
Hem mizacı Tesnîmden
Karışımı Tesnim'dendir (En üstün cennet şarabındandır).
And mixed with water of Tasnim,
Bir çeşmeki mukarrebîn onunla içerler
Allah'a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır o.
A spring whence those brought near to Allah drink
Evet, o cürm işleyenler iyman edenlere gülüyorlardı.
Doğrusu o suç işleyenler inananlara gülüyorlardı.
Lo! the guilty used to laugh at those who believed,
Ve onlara uğradıkları zaman birbirlerine göz kırpıyorlardı.
Onlara uğradıkları vakit birbirlerine göz kırpıyorlardı.
And wink one to another when they passed them;
Ve evlerine döndükleri zaman zevklenerek dönüyorlardı.
Evlerine döndükleri zaman zevklenerek dönüyorlardı.
And when they returned to their own folk, they returned jetting;
Ve onları gördükleri vakıt ha, işte bunlar sapıklar diyorlardı
Müminleri gördükleri vakit; "işte bunlar sapıklar" diyorlardı.
And when they saw them they said: Lo! these have gone astray.
Halbuki üzerlerine gözcü gönderilmemişlerdi
Oysa onlar müminler üzerine bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
Yet they were not sent as guardians over them.
İşte bugün de iyman edenler kâfirlere gülecekler
İşte bugün de inananlar kâfirlere gülecek.
This day it is those who believe who have the laugh of disbelievers,
Erîkler üzerinde nazar edecekler
Koltuklar üzerinde etrafa bakacaklar.
On high couches, gazing.
Nasıl kâfirler ettiklerinin cezasını buldularmı?
Nasıl, kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı?
Are not the disbelievers paid for what they used to do?
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.