FANDOM


Mürselat Nebe

2010 Kur'an Yılında Mersin Yenişehir Kaymakamlığı İlçe Müftülüğünün Dünyanın En Kapsamlı Kur'an Portali Projesidir.

Naziat
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
Fransızca [1]
İngilizce Meali Pickthall)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
Au nom d'Allah, le Tout Miséricordieux, le Très Miséricordieux.
In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful
Neden soruşturuyorlar? O büyük nübüvvet haberinde
Sur quoi s'interrogent-ils mutuellement?
Whereof do they question one another?
Ki onlar onda ıhtilâfa düşüyorlar
Sur la grande nouvelle,
(It is) of the awful tidings,
Hayır ileride bilecekler
à propos de laquelle ils divergent.
Concerning which they are in disagreement.
Hayır, hayır ileride bilecekler
Eh bien non! Ils sauront bientôt.
Nay, but they will come to know!
Değilmi ki biz arzı bir döşek yaptık
Encore une fois, non! Ils sauront bientôt.
Nay, again, but they will come to know!
Ve dağları birer kazık
N'avons-Nous pas fait de la terre une couche?
Have We not made the earth an expanse,
Ve sizleri çift çift yarattık
et (placé) les montagnes comme des piquets?
And the high hills bulwarks?
Ve uykunuzu bir sübat yaptık
Nous vous avons créés en couples,
And We have created you in pairs,
Ve geceyi bir libas yaptık
et désigné votre sommeil pour votre repos,
And have appointed your sleep for repose,
Ve gündüzü bir meaş yaptık
et fait de la nuit un vêtement,
And have appointed the night as a cloak,
Ve üstünüze yedi sağlam bina çattık
et assigné le jour pour les affaires de la vie,
And have appointed the day for livelihood.
Ve içlerine şa'şaalı parıl parıl bir kandil astık
et construit au-dessus de vous sept (cieux) renforcés,
And We have built above you seven strong (heavens),
Ve o mu'sıralardan şarıl şarıl bir su indirdik
et [y] avons placé une lampe (le soleil) très ardente,
And have appointed a dazzling lamp,
Çıkaralım diye onunla taneler ve otlar
et fait descendre des nuées une eau abondante
And have sent down from the rainy clouds abundant Water,
Ve sarmaş dolaş bağlar bağçeler
pour faire pousser par elle grains et plantes
Thereby to produce grain and plant,
Şübhesiz ki o fasıl günü bir miykat olmuştur
et jardins luxuriants.
And gardens of thick foliage.
O gün ki sur üfürülür derken gelirsiniz fevcâ fevc
Le Jour de la Décision [du Jugement] a son terme fixé.
Lo! the Day of Decision is a fixed time,
Semâ da açılmış olmuştur ebvab
Le jour où l'on soufflera dans la Trompe, vous viendrez par troupes,
A day when the trumpet is blown, and ye come in multitudes,
Ve dağlar yütürülmüş olmuştur serab
et le ciel sera ouvert et [présentera] des portes,
And the heaven is opened and becometh as gates,
Şübhesiz ki Cehennem olmuştur mırsad
et les montagnes seront mises en marche et deviendront un mirage.
And the hills are set in motion and become as a mirage.
Azgınlar için bir meâb
L'Enfer demeure aux aguets,
Lo! hell lurketh in ambush,
Devirlerce içine kalacaklar
refuge pour les transgresseurs.
A home for the rebellious.
Ne bir serinlik tatacaklar ne de bir şarab
Ils y demeureront pendant des siècles successifs.
They will abide therein for ages.
Ancak bir hamîm ve bir gassak
Ils n'y goûteront ni fraîcheur ni breuvage,
Therein taste they neither coolness nor (any) drink
Bir ceza ki bervechi vifak
Hormis une eau bouillante et un pus
Save boiling water and a paralysing cold:
çünkü ummazlardı onlar hiç bir hisab
comme rétribution équitable.
Reward proportioned (to their evil deeds).
Âyetlerimizi tekzîb ede ede kesilmişlerdi kezzab
Car ils ne s'attendaient pas à rendre compte,
For lo! they looked not for a reckoning;
Her şey'i ise biz ıhsa etmiş bir
et traitaient de mensonges, continuellement, Nos versets,
They called Our revelations false with strong denial.
kitaba geçirmişiz
alors que Nous avons dénombré toutes choses en écrit.
Everything have We recorded in a Book.
Artık tatınız, artık size azâb artırmaktan başka bir şey yapacak değiliz
Goûtez-donc. Nous n'augmenterons pour vous que le châtiment!
So taste (of that which ye have earned). No increase do We give you save of torment.
Şübhesizki korunanlara halâs ve kâm var
Pour les pieux ce sera une réussite:
Lo! for the duteous is achievement
Hadîkalar var, üzümler var
jardins et vignes,
Gardens enclosed and vineyards,
Ve turunç sîneli yaşıtlar var
et des (belles) aux seins arrondis, d'une égale jeunesse,
And maidens for companions,
Ve bir dolgun peymâne var
et coupes débordantes.
And a full cup.
Orada ne boş bir lâf işitirler ne de bir tekzîb
Ils n'y entendront ni futilités ni mensonges.
There hear they never vain discourse, nor lying
Bir karşılık ki rabbından atâ, yetermi yeter
A titre de récompense de ton Seigneur et à titre de don abondant
Requital from thy Lord a gift in payment
O Göklerin ve Yerin ve bütün aralarındakilerin rabbı, Rahman, bir hıtaba malik olamazlar ondan
du Seigneur des cieux et de la terre et de ce qui existe entre eux, le Tout Miséricordieux; ils n'osent nullement Lui adresser la parole.
Lord of the heavens and the earth, and (all) that is between them, the Beneficent; with Whom none can converse.
O günkü Kıyama duracak Ruh ve Melâike saf saf. Bir kelime söyliyemezler, o kimseden başka ki o Rahman ona izin vermiş o da savabı söylemiştir
Le jour où l'Esprit et les Anges se dresseront en rangs, nul ne saura parler, sauf celui à qui le Tout Miséricordieux aura accordé la permission, et qui dira la vérité.
On the day when the angels and the Spirit stand arrayed, they speak not, saving him whom the Beneficent alloweth and who speaketh right.
O günkü haktır, o halde dileyen Rabbına varacak bir yüz edinsin
Ce jour-là est inéluctable. Que celui qui veut prenne donc refuge auprès de son Seigneur.
That is the True Day. So whoso will should seek recourse unto his Lord.
[[إِنَّا أَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنْتُ تُرَابًا]]
Çünkü biz size yakın bir azâbı ıhtar ettik, o gün ki kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve diyecek ki kâfir: ah nolaydı ben bir türâb olaydım
Nous vous avons avertis d'un châtiment bien proche, le jour où l'homme verra ce que ses deux mains ont préparé; et l'infidèle dira: «Hélas pour moi! Comme j'aurais aimé n'être que poussière».
Lo! We warn you of a doom at hand, a day whereon a man will look on that which his own hands have sent before, and the disbeliever will cry: "Would that I were dust!"
Nebe Suresi/NAKİLLER - Nebe Tefsiri/Hak Dini Kur'an Dili
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


Sure Formülleri