Ülül'azim Ülülazm Peygamberler

Ulü'l Azm Peygamberleri Hangileridir ve Niçin Bu İsim Sadece Onlara Verilmiştir?

"Ulû" kelimesi Arapça'da "sahip" demektir. Kıyas dışında, yine aynı mânâya gelen "zû" kelimesinin çoğuludur. Meselâ, zü'l-mal, "mal sahibi;" ulü'l-elbâb ise "akıl sahipleri" mânâsına gelir.

Azm, kararlılık, irade ve dönme bilmeme gibi mânâlar için kullanılır. Başına "ulû" kelimesi getirilince de mânâ, azim ve karar sahipleri olur. Mevzuumuzla alâkalı olmamakla beraber, bu kelimenin tedai ettirdiği bir âyete sadece işaret etmek istiyorum. Hz. Âdem hakkında "Onu azimli bulmadık."[1] mealindeki âyette müfessirlerden bazıları "Onu günaha girmeme mevzuunda azimli bulmadık." gibi bir tefsirde bulunmuşlar. Ben şahsen, bir nebi hakkında böyle bir tefsiri kabul edemeyeceğim. Gönlüm böyle bir mânâyı kabule yanaşmıyor. Şöyle bir mânâ vermek, bana daha muvafık geliyor: "O bilmeyerek bir günaha girdi. Fakat bunu daha önce plânlayıp kararlaştırmış değildi. Bu mevzuda ısrar mânâsına azmi de yoktu."

Ulü'lAzm peygamberlere gelince, bunlar Kur'ânı Kerim'de şöyle anlatılmaktadır: "Hatırla, bir vakit peygamberlerden söz almıştık. Sen'den, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan... Onlardan sapsağlam bir söz aldık."[2] "Sen'den" tabiriyle kastedilen Efendiler Efendisi Hz. Muhammed'dir (sallallâhu aleyhi ve sellem). Diğerleri de Hz. Nuh (aleyhisselâm), Hz. İbrahim (aleyhisselâm), Hz. Musa (aleyhisselâm) ve bir de Hz. İsa'dır (aleyhisselâm).

Her peygamber peygamberdir, ama bunların pazarında her şey çok pahalıdır ve bunlar çok çetin imtihanlardan geçmişlerdir. Bu peygamberlere ait Kur'ân'da zikredilen kıssalar iyiden iyiye tetkik edilse niçin bunlara "azim" sahibi peygamberler dendiği çok iyi anlaşılır. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine yapılan her türlü eza ve cefaya katlanmanın yanında, ağzından, şikâyet mânâsına ve kaderi tenkit ifade eden tek kelime dahi çıkmamıştır. Bedir'de galip gelir, ancak Uhud bir dağ gibi O'nun omuzlarına biniverir. Uhud'dan dönerken, söz dinlemedeki nezaketi tam kavrayamadığından bozguna sebebiyet veren sahabiye tevbih işmam eden hiçbir kelâm sarf etmez. Hz. Hamza'nın şehadeti O'nu çok dilgîr etmiştir, ancak O, bu mevzuda dahi ızdırabını sinesine gömmeyi bilmiştir.

O'nun bir derdi vardır: İnsanların hidayete ermesi. O bu mevzuda çok hırslıdır. O kadar ki, kendisini bu uğurda telef edecek duruma gelmiştir. Âyet O'nu: "Bu Kur'ân'a inanmıyorlar diye nerdeyse üzüntünden kendini telef edeceksin."[3] diyerek ikaz ediyor ve bize O'nu böyle bir tablo ile gösteriyor.

O daima hak uğruna kendini bitirip tüketme ufkunda yaşıyor. Küsme, darılma, gönül koyma, O'nun semtine yanaşamıyor. O bütün başına gelenlere dayanma noktasında hep azimle sebat ediyor.

Yıllarca bir kanaviçe örüyor ve gelen gaybî bir el onu paramparça ediyor.. O hiç hayıflanmadan başlıyor yeniden örüyor..

Esasen bu husus, peygamberlere ait umumî bir vasıftır. Ancak, peygamberler, derece itibarıyla aynı olmadıkları gibi, maruz kaldıkları belâ ve musibet itibarıyla da bir değildirler ve tabiî, ümmetleri itibarıyla da...

Bu mevzuda, Allah Resûlü'nün beyan buyurduğu bir manzara ne kadar mânidardır. Gayb perdesi aralanıyor ve O'na bütün peygamberler gösteriliyor. Gerisini O'nun mübarek dudaklarından dökülen şu cümlelerden dinleyelim: "Öyle peygamberler gördüm ki arkasında tek bir ümmet dahi yoktu. Bazılarının ardında üç-beş insan vardı. Bir kalabalık cemaatin gelmekte olduğunu gördüm; 'Bu benim ümmetim mi?' diye sordum. 'Hayır.' dediler 'Bu, Musa'nın ümmetidir.' Biraz sonra ondan çok daha kalabalık bir ümmet gördüm ve onların benim ümmetim olduğu haberini aldım."[4]

Düşünmek gerekir, bir peygamber ömür boyu çalışıp didiniyor da; kendisini anlayacak tek bir âşina sima bulamadan vefat ediyor. Bazıları sadece birkaç kişilik ümmete sahip oluyor. Bizler bu şekilde imtihan olsak, bu işin altından kalkabileceğimizi tahmin etmiyorum.

Hz. İbrahim, mancınıkla atılmak üzere elleri bağlı getiriliyor. Biraz sonra alevleri okyanus dalgaları gibi göğe yükselen dehşet verici ateşin içine atılacaktır. Melek müsaade istiyor, yardım etmek için çırpınıyor. Fakat O, tevekkülünden zerrece taviz vermeyerek "Allah bana yeter, O ne güzel vekildir."[5] diyor.

Hz. Nuh asırlar süren çırpınışları neticesinde bir avuç insanla ancak gemiye biniyor ve öz evlâdını dahi yanına alamıyor.[6] Nebi ruhunu taşıyan bir baba için bu manzara ne ızdırap vericidir. Bunu bizim anlamamız çok zordur hatta mümkün değildir.

Hz. Mesih, öldürülmek istendiğinde henüz otuz üç yaşındadır. Kafasını uzatsa dışarıda kendisini parçalamak için bilenen kılıçları görecektir. Fakat O azimle yerinde duruyor ve bir an dahi tereddüt göstermiyor.

Evet, onlar "Allahü yastafî.."[7] sırrına mazhar insanlardan seçilmiş seçkin ve yüce istidatlardır. Allah'ın rahmâniyet ve rahîmiyetiyle kaynattığı varlık kâsesindeki sütte onlar kaymak durumundadırlar. Cenâb-ı Hakk'ın Kudret ve İradesi onlarda bu şekilde tecellî etmiştir. Derin bir tevekkül ve pörsüme bilmeyen bir azim, onların ayrılmaz vasıflarıdır. Ve onun için onlara Ulü'lAzm, denmiştir. Derecesine göre her nebi ve velide de azim vardır. Fakat bu hasletin en münteha noktasında bulunanlar işte isimlerini saydığımız bu peygamberlerdir.

Tevbih: Azarlama, tekdir.

İşmam: Hissettirme, koklatma.

[1] Tâhâ sûresi, 20/115. [2] Ahzâb sûresi, 33/7. [3] Kehf sûresi, 18/6. [4] Buhârî, tıp 17; Müslim, iman 374; Tirmizî, sıfatu'l-kıyame 16. [5] Buhârî, tefsiru sûre (3) 173; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2/326. [6] Bkz.: Hûd sûresi, 11/45-47. [7] Hac sûresi, 22/75.



Muhammed aleyhisselama Habibullah denir.

Sual: Kelimullah ile kelimetullah aynı mıdır? Hazret-i İsa’ya niçin ruhullah denmiştir? Âdem safiyullah deniyor? Bunlar ne anlama geliyor?

CEVAP

Önce Ülülazm Peygamberlere verilen unvanları bildirelim:

Muhammed aleyhisselama Habibullah denir.

İbrahim aleyhisselama Halilullah denir.

Musa aleyhisselama Kelimullah denir.

İsa aleyhisselama Ruhullah denir. Kelimetullah da denir.

Âdem aleyhisselama Safiyullah denir.

Nuh aleyhisselama Neciyullah denir.


Bu altı Peygamber, diğer Peygamberlerden daha üstündür. Bunlara Ülülazm denir. Hepsinin en üstünü Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamdır.

Habibullah, Allahü teâlânın sevgilisi demektir. Çünkü en çok Onu seviyordu. Kâinatı Onun için yarattı.

Kelimullah, Allahü teâlânın kendisi ile konuştuğu kimse demektir. Kelim, kendisine söz söylenen, kendisiyle konuşulan demektir.

Kelimetullah, Allahü teâlânın kelimesi demektir. Kelime, burada ruh anlamındadır, bir de hikmetli söz anlamındadır. İsa aleyhisselam için kullanılan Ruhullah veya Kelimetullah, Allah’ın ruhundan üfleyerek babasız meydana getirdiği kimse anlamındadır. Bir de Allah’ın hikmetli sözlerini bildiren, anlatan anlamındadır. Kelime ile Kelim ifadesini karıştırmamalıdır.

Halilullah, Allahü teâlânın dostu demektir. Çünkü bunun kalbinde, Allahü teâlânın sevgisinden başka, hiçbir mahlukun sevgisi yoktu.

Safiyullah, Allahü teâlânın ihsanı ile seçilmiş olarak yaratılmış temiz kimse demektir.

Neciyullah, hep Allahü teâlâ ile meşgul olan, ilahi feyizlerle sevinç bulan kimse demektir.

Peygamber efendimiz hariç diğerleri bir kavme bir millete gönderildi. Peygamber efendimiz ise bütün âlemlere gönderildi. Hepsi Onu ümmetine müjdeledi. Miracda hepsine imam olup namaz kıldırdı.


Kuran-ı Kerimde Ahkaf Suresi 35. ayette "Ey Muhammed! Azim sahibi peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlar için (azab hususunda) acele etme. Sanki onlar kendilerine vaad edilen azabı gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Hiç yoldan çıkan fasıklar topluluğundan başkası helak edilir mi?"

buyurulmaktadır.Bu ayette geçen "azim sahibi(yani ulu'l azm) peygamberler" ifadesi hayatı binbir zorlukla,çileyle geçen peygamberler için kullanılmış özel bir ifadedir.

Bu peygamberlerin hangisi olduğu konusunda ise el-Bağavî ve başkalarının İbn Abbas ve Katade’den naklettiği 2 ayet vardır.Bunlar:

1."Hani Biz peygamberlerden senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan ahidlerini almıştık." (el-Ahzab, 33/7)

2."O, ‘dini dosdoğru tutun, onda ayrılığa düşmeyin’ diye dinden Nuh’a tavsiye ettiğimizi, İbrahim, Musa ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi size de şeriat yaptı." (eş-Şura, 42/13)

Bu iki ayetten yola çıkan alimler Ulul azm peygamberlerin ayetlerde ismi geçen;

-Hz.Nuh(a.s) -Hz.İbrahim(a.s) -Hz.Musa(a.s) -Hz.İsa(a.s) Hz.Muhammed(s.a.v) olduğuna karar vermişlerdir. Bu peygamberlerin hayatı incelendiğinde neden bu özel ifadenin kullanıldığı daha iyi anlaşılacaktır.


ULU'L-AZM

Azim ve sebat sahibi peygamberler; Allah'ın emirlerini gerçekleştirme hususunda en çok dikkat ve titizlik gösteren peygamberler anlamında bir terim.

Bütün peygamberler yılmadan tevhid inancını yaymaya çalışmışlardır. Bu peygamberler, zamanlarındaki zorbalar karşısında bütün sıkıntıları, güçlükleri, zorlukları, anlayışsızlıkları omuzlamışlar; ihanetlere ve işkencelere göğüs germişlerdir.

Bütün peygamberlerin sebat sahibi olduğunda âlimler ittifak etmişlerdir. İslâm âlimlerinin çoğu aşağıdaki ayetlerde isimleri zikredilen peygamberlerin bir derece daha üstün olduğunu kabul etmişlerdir.

"O dini doğru uygulayın, onda ayrılığa düşmeyin' diye hem Nuh'a tavsiye ettiğini, hem sana vahyeylediğimizi, hem İbrahim ve, Musa ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi sizin için de şeriat yaptı" (eş-Şûra; 12/13).

"Hatırla o zamanı ki, biz peygamberlerden misaklarını almıştık. Senden de, Nuh'tan da, İbrahim'den de, Musa ile Meryem oğlu İsa'dan da" (el-Ahzab, 33/7).

Azim sahibi peygamberlerin en önemli özelliklerinden birisi de sabır sahibi olmalarıdır. Kur'ân-ı Kerîm'de bu durum şöyle belirtilmektedir:

"O halde (habibim) peygamberlerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi sen de sabret" (Ahkaf, 48/35).

İslâm bilginleri, Hz. Nuh'u, İbrahim'i, Musa'yı, İsa'yı, peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.s)'i ulu'l-azm peygamberlerden sayarken bu âyetleri delil göstermektedirler.

Buna göre ulu'l-azm sıfatının sadece bu peygamberlere verilmesine sebep, bunların müstakil şeriat sahibi olmaları ve bu şeriatlarını yayabilmek için her türlü zorluk ve düşmanlıklara göğüs gerip sabretmeleridir (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, VI - 4363, 4364).


Ülülazm Peygamberler


Sual: Kelimullah ile kelimetullah aynı mıdır? Hazret-i İsa’ya niçin ruhullah denmiştir? Âdem safiyullah deniyor? Bunlar ne anlama geliyor?

CEVAP: Önce Ülülazm Peygamberlere verilen unvanları bildirelim:

Muhammed aleyhisselama Habibullah denir.

İbrahim aleyhisselama Halilullah denir.

Musa aleyhisselama Kelimullah denir.

İsa aleyhisselama Ruhullah denir. Kelimetullah da denir.

Âdem aleyhisselama Safiyullah denir.

Nuh aleyhisselama Neciyullah denir.

Bu altı Peygamber, diğer Peygamberlerden daha üstündür. Bunlara Ülülazm denir. Hepsinin en üstünü Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamdır.

Habibullah, Allahü teâlânın sevgilisi demektir. Çünkü en çok Onu seviyordu. Kâinatı Onun için yarattı.

Kelimullah, Allahü teâlânın kendisi ile konuştuğu kimse demektir. Kelim, kendisine söz söylenen, kendisiyle konuşulan demektir.

Kelimetullah, Allahü teâlânın kelimesi demektir. Kelime, burada ruh anlamındadır, bir de hikmetli söz anlamındadır.

İsa aleyhisselam için kullanılan ruhullah veya kelimetullah, Allah’ın ruhundan üfleyerek babasız meydana getirdiği kimse anlamındadır. Bir de Allah’ın hikmetli sözlerini bildiren, anlatan anlamındadır. Kelime ile kelim ifadesini karıştırmamalıdır. Halilullah, Allahü teâlânın dostu demektir. Çünkü bunun kalbinde, Allahü teâlânın sevgisinden başka, hiçbir mahlukun sevgisi yoktu.

Safiyullah, Allahü teâlânın ihsanı ile seçilmiş olarak yaratılmış temiz kimse demektir.

Neciyullah, hep Allahü teâlâ ile meşgul olan, ilahi feyizlerle sevinç bulan kimse demektir.

Peygamber efendimiz hariç diğerleri bir kavme bir millete gönderildi. Peygamber efendimiz ise bütün âlemlere gönderildi. Hepsi Onu ümmetine müjdeledi. Miracda hepsine imam olup namaz kıldırdı.



ÜLÜ'L-AZM

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:

Peygamberlerden ülü'l-azm olanların sabrettikleri gibi sen de sabr et. Onlara azâb verilmesi için duâ etmekte acele etme. (Ahkâf sûresi: 35)

Peygamberlerin aleyhimüsselâm sayısı belli değildir. Yüz yirmi dört binden çok oldukları meşhûrdur. Bunlardan üç yüz on üç veya üç yüz on beş adedi resûldür. İçlerinden altısı daha yüksek, ülü'l-azm peygamberlerdir. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)

Peygamberlik makâmı dört derecedir. Birincisi nebîler (kendilerine din gönderilmeyen peygamberler), ikincisi resûller (din gönderilen peygamberler), üçüncüsü ülü'l-azm peygamberlerdir. Dördüncü derece hâtem-ül-enbiyâ olmak yâni son olarak gelmek derecesidir. Bu en yüksek derece Muhammed aleyhisselâma mahsûstur. (Ali bin Emrullah)

Allahü teâlâ her bin senede bir ülü'l-azm peygamber göndermiş ve o insanların buna uymalarını emr buyurmuştur. Allahü teâlâ her yüz sene başında bu ümmetin âlimleri arasında bir müceddid, yenileyici, kuvvetlendirici seçerek, bununla İslâmiyet'i tâzeler. Hele bin sene geçince, geçmiş ümmetlerde ülü'l-azm bir peygamber gönderdiği ve onun işini bir nebiye bırakmadığı gibi, bu ümmete de tam bilgili bir âlim, ârif seçer. Bu zât geçmiş ümmetlerdeki, ülü'l-azm peygamberlerin işini yapar. (İmâm-ı Rabbânî)


Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.