FANDOM


Ruhul beyan tefsiri TAFSEER ROOHUL BAYAN - 15 Volumes 61354 std
Bakınız

Şablon:RBTbakınız d


Ruh-ul Beyan RBT Ruhul Beyan Tefsiri Rûh-u'l Beyan Tefsiri RBT/linkler
RBT/Giriş Fatiha Suresi/RBT Bakara Suresi/RBT Bakara SUresi/RBT/2 Enam Suresi/RBT Enfal Suresi/RBT Nas Suresi/RBT
Rûh-u'l Beyan Tefsiri/Arapça Nas Suresi/RBT/Arapça Felak Suresi/RBT/Arapça
Online RBT Türkçesi google döküman linki: [1] Maalesef Arabisi yok. Bir ilahiyatçı veya duyarlı bir mümin arabi ibareleri aşağıda geçen Ruhul Beyan Tefsirinin linklerinde doğrudan edit ederek bu sitede ekleyebilir. Bir İHL öğretmeni öğrencilerine de görev verebilir. En azından Arabi harfleri latince okunuşuyla ekleyebilir veya ek-le-te-bi-lir.
RBT/linkler


Ağlamak 3 Hikaye (Tevbe) 3 Hayır 3 Dünya Bağından Kurtul 3 Nikâbım Kaldır 3 Tevbe İsteyerek Olmalı 4 İman-ı Yeis 4 Tevbeyi Geciktiren 4 İnayet Rüzgarı 5 Farisî Beyit: 5 Hayra Koşuşmak Kişiden Kişiye Değişir 5 Günahlar Geciktirilir 5 Acele Yerler 6 Eski Ümmetlerin Cezalan 6 Bu Ümmete Kolaylık 6 Günah İşleyenler 6 Mühlet İhmâl Değildir 6 Mağrur Olmamak 7 Kadın Miras Kalmaz 7 Kadın ve Hürriyet 7 Kadınlara Baskı Yapmayın 7 Kadın Fuhş Işlememeli 8 İstisnanın Verdiği Manâ 9 Kadınlarla Güzel Geçinin 9 Hoşlanmadığınız Şey 9 Evlâd Çok Hayırdır 10 Nefsin Hoşlandıkları 10 Kıskanmak 10 Emir ve Yasaklar 10 Kıskanmak Nedir? 11 Hamama Gitmek İçin 11 Avret Mahalleri 11 Aile Saadeti 11 Kadın İdare Etmek 12 Hikaye (Evlenmek) 12 Üç - Dört Hanım 13 Sevdirildi... 13 Şeriatın Bâtını 14 Kalbe Nur İndiğinde 14 Güzel Koku 14 Namaz Münâcâttır 14 Davud Aleyhisselâm 15 Yüce Meali 15 Tefsiri: 15 Sebebi Nüzul 15 Bühtanın Manâsı 15 Mîsâk 16 Kadına Zulüm 17 Mü'min Müminin Kardeşidir 17 Din Nasihattir 17 Kendisi İçin Sevdiği 17 Halkın Sesine Kulak Ver 17 İnsaf ve Adaletli 18 Mehrin Miktarı 18 Meşrut 18 Mehir Hafif Olmalıdır 18 Bereketli Kadın 19 Mehri Vermeyen 19 Hanımı Eğitmelidir 19 Kadınların Dışarıya Gitmeleri 20 Hanımını Câhil Bırakan 20 Ailesini Câhil Bırakan 20 Hepiniz Çobansınız 20 Babalarınızın Nikahladığı 20 Kabahatlar 21 Tasavvuf! Manâlar 21 Himmetle Arınmalı 22 Farz ve Sünnet 22 Allah'a En Yakın İnsanlar 22 Son Nefese Kadar Boş Durma 22 Zahirî Mücâhede 23 Mücâhede Çekmeyen 23 Evliyanın Tutumu 23 Ayıbını Bilmemek 24 Başkalarının Hatalarını Araştırma 24 Haram Olan Kadınlar 24 Anneler 25 Anneler 25 Kız Kardeşler, 25 Anne ve Kızı 25 Zerdüşt Peygamber 25 Mahrem ile Evlenmek 26 Halalar 26 Teyzeleriniz 26 Yeğenler 26 Haram Olan Kadınlar 14 Sınıftır 27 Süt Anne ve Süt Kız Kardeş 27 Süt Neseb Gibidir 27 Kayın Analar 28 Üvey Kızlar 28 Rabîbe 28 Hücre 28 Hücre Kelimesi 29 Üvey Kızlar 29 Gelinler 29 İki Kız Kardeş 31

Ağlamak

Celâleddin-i Rumî (k.s.) buyurdular: Her ağlamanın sonu gülmektir. Ağlamak rahmettir. Her üzüntünün sonu sevinçtir. Sonunu gören mübarek kuldur. Her akan suyun gittiği yere yeşillik. Her göz yaşının aktığı yer de rahmet olur. Ağlamayan kaşlarda gülme çimenliği tutmaz. Ağlamayan çocuğa da süt verilmez.

Hikaye (Tevbe)

Ahmed bin Abdullah el-Makdisî (r.h.) buyurdular: -"İbrahim bin Edhem (k.s.) Hazretlerine, halinin başlangı¬cından sordum!" Buyurdular: -"Sarayımın penceresinden bakıyordum, köşkümün kena¬rında oturmuş bir fakir gördüm. Bu fakir ekmeği, su ve tuz (u katık yaparak) yedi. Sonra uyudu. Onu çağırdım. Ve ona: -"Sen karnını doyurdun ve uyumaya hazırlandın?" dedim o: -"Evet!" dedi. Bu hadise üzerine Ailâhü Teâlâ Hazretlerine tevbe ettim. Al¬lah'a döndüm. O gece hemen yünden yapılmış bir çul (aba) giy¬dim ve başıma sarık sardım ve yayan olarak Mekke-i mükerremeye doğru yola çıktım.

Hayır

Bil ki Ailâhü Teâlâ Hazretleri bir kula hayır dilediği zaman; 1 - Onu kendi nefsi için seçer. 2- Onun kalbinde bir kandil yakar. 3- O kişi hâk ile bâtılın arasını tefrik eder, 4- O kendi nefsinin ayıplarını görür. 5- Hatta dünyayı terk eder. 6- Dünyayı bırakır. 7- Kendi yularını dünyanın üzerine atar. (2/179)

Dünya Bağından Kurtul

Celâleddin-i Rumî (k.s.) Hazretleri buyurdular: Mülk, senin karının bağıdır. Dünya bir bukağıdır. Dünya bağından kurtul! Ta ki bulasın o ebedî mülkü. Bu cihan sizin canınızın hapishânesidir. O tarafa gidin! Haberin olsun o taraf, sizin sahranızdır.

Nikâbım Kaldır

Attâr (k.s.) Hazretleri buyurdular: Güneş gibi yüzünden nıkâbını kaldır. Eğer sen kendi yüzünden haberdâr isen... Cismânî kaf dağından geç! Ruhanî mülke doğru sefer yap! Mağrur yürüme! O yalancı mülkte... Ne izzet kaldı, Ne mâl ve ne de altın... Eğer renk satılırsa, kırmızı yanak için... İsmiyle satın alır herkes pazarda.... Allahü Teâlâ Hazretleri bizleri ve sizleri, dünyaya meyletmekten korusun! Gece gündüz nefsin hevâ-ü hevesine ısrar etmekten kalbimizi ölmekten muhafaza buyursun!

Tevbe İsteyerek Olmalı

"Yoksa kabahatleri yapan kimselere tevbe yok." "kabahat ve kötülük) günah demektir. (Ne zamana kadar günah işleyen?) "Tâ her birine ölüm gelince: Sekerâtü'1-mevt (ölüm sarhoşluğu) vaki olup ve ölüm mele¬ğini müşahede ettikleri zaman. Diğer alâmetlerden başka... Çün¬kü tevbe orada (ruh gargara edip çıkmak üzereyken) tevbe mak¬buldür. (Ölüm gelince ne yaptı?) "Dedi:" Can çekişip ruh verme ve ölüm meleğini müşahede etme anında dedi. (Ne söyledi?) "İşte ben şimdi tevbe ettim." Günahlarımdan tevbe ettim, dedi. Yani bu an kendisinden tevbe kabul olunmaz. Çünkü bu ân "ihtiyar" iradesiyle tevbeyi tercih etme hâli değildir. Bu isteyerek yapılan bir tevbe değildir. Zira bu an "iztırâr" zorunlu tevbe etme hâlidir. Çaresizlikle yapıl¬mış bir tevbedir.

İman-ı Yeis

"O ölenlere de yok" "Yoksa kabahatleri yapan kimselere tevbe yok." Kavl-i şerifine atıftır. Yani ölenlere tevbe yoktur. (Ne oldukları halde ölenlere tevbe yoktur?) "Kâfir oldukları halde" Kâfirler oldukları halde ölenlere tevbe yoktur. Küfürlerine ısrar edenler, ölüm yaklaştığı zaman veya âhiret azabını gördüklerini (azab kendilerine ayan beyân göründüğünde) tevbe edenlerin tevbesi makbul değildir. "Bunlar işte," Bu iki fırka, "Biz (azîmuşşân) hazırladık." ıîâ£if kelimesinin aslı, dir. Burada, Birinci dal (a) te (o) harifıne tebdîl edildi. (Bunlar için ne hazırladık?) "Bunlara, elîm bir azap..." Onlar için dâimi acı veren bir azab hazırladık.

Tevbeyi Geciktiren

Bil ki: Allâhü Teâlâ Hazretleri, tevbelerinin kabul edilmesi konusunda fasıklardan "yakında tevbe ederim" düşüncesiyle ta Ölüm hazır oluncaya kadar tevbesini geciktiren fasıklar ile küfür üzere ölenlerin tevbelerinin arasını müsavi tuttu ve ikisinin aynı seviyede olduğunu beyân etti. Sanki "bunların tevbe etmeleri ve tevbe etmemeleri birbiri¬ne müvâsidir (eşittir)" buyurdu. Çünkü bunlara tevbe yoktur. Çünkü ölümün hazır olması, âhiretin ilk hallerinden bir hâl¬dir. Küfür üzerine ölmek, yakîn üzere tevbeyi kaçırmaktır. Yine "yakında tevbe ederim diyerek Ölümün hazır olmasına kadar tevbeyi geciktiren" kişinin hâli de böyledir. Çünkü bu anda tevbe etmeye mahal ve mecali yoktur. Bu (küfür üzere ölen kişinin tevbesi ile tevbesini ölümün ha¬zır olma zamanına kadar geciktiren kişinin tevbelerinin aynı) sevi¬yede tutulması; 1- Günahkârın tevbesini ihmâl etmemesi, 2- Akıllı kişinin mağfireti taleb etme yolunda acele etmesi ve gevşek davranmaması içindir. Celâleddin-i Rumî (k.s.) buyurdular: Kendi ömür mektubunu kararttın. Simsiyaha kesildi mektubun... Tevbe et! Hemen onlardan el çek. Tevbe et ki, Allah tevbeleri kabul eder. Allah'ın emrini tut. O ne güzel emirdir.

İnayet Rüzgarı

Allâhü Teâlâ Hazretleri tarafından inayet rüzgarı estiği zaman; 1- Kul kendisinden tevbe etmeye bir sür'at (ve çabukluk) bulur. 2- Nefsini tevbenin sebeblerine uzatır, 3- Kul, çok basit ve küçük bir şeyin tesirinde kalır. 4- Ve böylece kabahat ve çirkinliklerinden hemen tevbe Ebû Süleyman ed-Dârâni (r.h.) Hazretleri buyurdular: -"Kıssa anlatan (bir hikayecinin) meclisinde bulundum. Onun hikâyeleri bana tesîr etti. Oradan kalkıp gittiğimde, kalbimde bir şey kalmıyordu. Sonra ikinci kere kendisine döndü¬ğüm ve kendisini dinlediğimde, yine sözleri kalbime tesir ediyor ve tesiri kalbimde kalıyordu. Evime döndüm. Muhalefet aletlerini kırdım. Sonra tarikata girdim. Bu hikâye Yahya bin Muaz (r.h.) Hazretlerine anlatılınca bu¬yurdular: -"Serçe, turnayı avlamış!" Serçe ile hikayeciyi; turna ile de Ebû Süleyman ed-Darânî Hazretlerini kasdettiler. Farisî Beyit: Adamın nasihata kulak vermesi gerekir. Adama öğüt ver. Ve eğer Aslana öğüt verir, Ve duvara öğüt yazılırsa ne fayda!

Hayra Koşuşmak Kişiden Kişiye Değişir

Allahü Teâlâ buyurdu: "Ve koşuşun rabbınızdan bir mağfirete ve bir cennete ki, eni semâvât u arz genişliğidir; müttakîler için hazırlanmıştır. Günahkârın koşuşması, tevbeyedir. Isrâr'dan terk etmeye koşmaları, Gaffar ve Melik olan Allâhü Teâlâ Hazretlerine dönmesidir. İtaatkârın koşuşması ise, kötülüklerden kaçınması, Çok hayır işlemesi, Hasenata koşuşmasıdır.

Günahlar Geciktirilir

Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular: -"Sağ tarafın meleği, sol tarafın meleği üzerine emin (ve emir)dir. Kul bir hasene (iyi) bir amel işlediğinde sağ tarafın me¬leği o iyiliği on kat misliyle yazar. Farisî beyit tercümesi: İyi görüşlü insanlara işi buyurma Buna lüzum yok. İyi amellere bire on yazılır Allah tarafından. Bir lütuf ve ihsan olarak...! Kul bir günah ve kötülük işlediğinde, sol taraf meleği hemen yazmak ister: sağ tarafın meleği ona: -"Dur! Hemen yazma!" der. O da altı saat durur. Eğer günah işleyen kimse altı saat i-çinde, tevbe ve istiğfar edecek olursa, ona hiçbir şey yazılmaz. Eğer bu zaman içerisinde tevbe ve istiğfar etmese, sol tarafın meleği ona sadece bir günah yazar. Her Müslüman kişi sabaha girdiğinde ve akşama ulaştığında tevbe etmeli ve tevbesini geciktirmemelidir.

Acele Yerler

Ebû Bekir Vasitî (k.s.) Hazretleri buyurdular: Her şeyde acele etmemek güzeldir. Ancak üç şeyde acele edilir: 1- Vakti geldiğinde namazı kılmak, 2- Ölüyü defnetmek, 3- Günah istenildiğinde tevbe etmekte hemen acele edilmelidir.

Eski Ümmetlerin Cezalan

Eski ümmetler, günah işledikleri zaman, helâl olan şeyler, kendilerine haram olurdu. Eski ümmetlerden biri, günah işlediklerinde, kapısının üze¬rinde veya alnının üzerinde; -"Falanca oğlu falan, şu günahı işledi, onun tevbesi de şöy¬ledir..." diye yazılı görürdü.

Bu Ümmete Kolaylık

Allâhü Teâlâ Hazretleri, bu zorluğu ve deşifre olmayı bu ümmete kolaylaştırıp hafif hale getirdi. Allâhü Teâlâ Hazretleri buyurdu: "Halbuki, kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah'ın mağfiretine sığınırsa, Allah'ı bir gafur, rahîm bulur. Maamâfîh, kim bir vebal kazanırsa, onu sırf kendi aleyhine'kaza¬nır. Allah alîm, hakîm de bulunuyor. Rivayet olundu: Allâhü Teâlâ Hazretleri, İblîs'e lanet ettiğinde, şeytan, Allâhü Teâlâ Hazretlerinden kendisine mühlet verilmesini istedi. Allâhü Teâlâ Hazretleri de, şeytana mühlet verdi. Yani Allâhü Teâlâ Haz¬retleri, kendisine kıyamet (sabahına) kadar yaşama mühleti verdi. Ve Allâhü Teâlâ Hazretleri ona . -"Bak ne düşünüyorsun?" buyurdu. Şeytan: -"Senin izzetine yemin ederim ki, senin kulunun göğsünden elbette çıkmayacağım, ta canı çıkıncaya kadar!" dedi. Allâhü Teâlâ buyurdu: -"İzzetim ve Celâlime yemin ederim ki, canı çıkıncıya kadar, kulumun tevbe (kapısını) kapatmayacağım!"

Günah İşleyenler

(Aziz okuyucu!) Allah'ın rahmetine bak! Allâhü Teâlâ Hazret¬lerinin kullarına olan şefkat ve acımasını gör! Allâhü Teâlâ Hazretleri (Müslüman) kullarından günah işleyenleri "Mü'minler" diye isimlendirdi. Ve buyurdu: "Hepiniz Allah'a tevbe edin ey mü'minler ki felah bulabilesiniz!" Ve Allâhü Teâlâ Hazretleri, tevbe etmelerinden sonra mü'minleri sevdiğini beyan etti: "Her halde Allah çok tevbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever."

Mühlet İhmâl Değildir

Hafız buyurdu: Felek sana bir mühlet verirse, Aldanma! Hak yoldan çıkma! Sana kim dedi ki, 0 acuze dünya hile yapmayı terk etti diye... 0 seni aldatmaya çalışmaktadır!. Bunun için de marifetüllah, Aşk ve muhabbeti tahsil etmeye çalış...

Mağrur Olmamak

İnsana gereken, eşyadan hiçbir şeyle meşgul olmamalı. Hallerden hiçbir hâl ile mağrur olmamalı, Hiçbir şeye aldanmamahdır. Allâhü Teâlâ Hazretleri mühlet verse de asla ihmâl etmez. Ölüm elbette gelecektir. Ömür bittiği zaman; kap dolar.

Kadın Miras Kalmaz

"Ey o bü¬tün iymân edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl ol¬madı." "kerhen" kelimesi masdardır (yani mefûlü mutlaktır.) "kadınlar,"dan hâl vaki olmanın yerindedir.

Kadın ve Hürriyet

Câhiliyet döneminde, bir adam öldüğü zaman, onun yakınla¬rı, o ölen kişinin eşi veya malının üzerine elbisesini atıp: -"Ben bunun malına mirasçı olduğum gibi onun hanımına da mirasçıyım!" derdi. Böylece bu kişi, o kadını miras (malı gibi) almayı hak kaza¬nırdı. Bunu her bir akrabası yapabilirdi. (Miras malı gibi elde edilen kadının hiçbir hakkı kalmazdı. Bütün hakkı o mirasçıya geçerdi.) Sonra o adam dilerse, 1- O kadını ilk mehri ile kendisine nikahlardı. 2- Veya dilerse o kadını başka bir kocaya verir ve onun başlık parasını alırdı. (Mehir veya başlık parası adı altında) aldığı paradan kadına hiçbir şey vermezdi. 3-Ya da, kadını evde hapsederdi. 4- Kadına baskı yapardı... Böylece kadın kocasından miras aldığı bütün malı kendisine bıraksın diye onu zorlardı. Eğer kadın, üzerine herhangi bir kimse tarafından elbise a-tılmadan önce, ailesine (baba evine) dönebilirse kurtulurdu. O zaman o kadın kendi nefsi hakkında söz sahibi olurdu. İn¬sanların (mal gibi) kendisine vâris olmalarını önleyebilirdi. (İslâm dini, kadına yapılan bu kötülüğü ve kadının hürriyeti¬ni elinden alan bu âdet, gelenek ve örfü ortadan kaldırdı ve) bu¬yurdu: -"Sizin kendi düşüncenize göre, miras mallarına kavuşur gibi kadınları, miras olarak almanız size helâl değildir. Bu durum ka¬dınların zoruna gitmektedir. (Ve caiz değildir, haramdır.)

Kadınlara Baskı Yapmayın

"Ve onları tazyik etmeyin. cümlesinin üzerine atıftır. Nefyin tekidi için değildir. Hitab, kocalaradır. Hapsetmek ve tazyîk etmek demektir. Baskı yapmak hastalığı (kompleksi) mümtenidir. Böyle bir (psikolojik hastalığın) ilacı gerçekten çok zordur. Çünkü (İslâm'dan önce) adam bir kadın ile evlendiğinden ona hacet ve ihtiyacı yoksa, kadını kötü muamele ile eve hapse¬derdi. Bu kötülüğüne karşılık kadının malından ona bir şeyler, fidye vermesini sağlardı. Ve böylece kadının bütün malını elinden alırdı. Ve kadın hulû' yapardı. (Kocasına para verip, para karşılığın¬da kendisini boşandırırdı.) (islâm dini bu davranışları haram kıldı ve:) "Ve onları tazyik etmeyin!" buyurdu. Yani, kadın¬lara tazyîk ve baskı yapmayın, demektir. (Niçin baskı ne yapmayın?) "Verdiğiniz mehrin birazını kurtaracaksınız diye..." Onlara vermiş olduğunuz mehrin bazısını mecburen ve zo¬raki size versinler diye kadınlara tazyîk etmeyin. Kadınlardan bir şeyler almak için onlara baskı yapmayın.

Kadın Fuhş Işlememeli

"Meğer ki, kadınlar arayı açacak bir fuhş irtikâb eylemiş olsunlar. kelimesi, her ne kadar, "Açıkladı ve beyân etti" fiilinden ise de. "külfetle açıkladı, iyice beyan etti" manasına¬dır. Burada geçen, "Eşlerin arasını açacak apaçık fa¬hiş/ten murad; 1- Kadının çirkin davranması, 2- Kadının geçimsiz olması, 3- Kocasına isyankâr olması, 4- Halkı incitmesi, 5- Komşuları ve tanıdıklarıyla geçinmemesi ve sü¬rekli kavgalar etmesi, 6- Kocasına eziyet etmesi, 7- Kocasının ailesine eziyet etmesi, 8- Kötü söz söyleme alışkanlığı, 9- Gerçekten çirkin ve fuhuş kelimeleri konuşması, 10- Dilinin çok bozuk olması, 11- Diliyle zarar vermesi.. . Veya burada geçen, "arayı açacak apaçık fa¬hiş, "ten murad; kadının zina etmesidir.

İstisnanın Verdiği Manâ

"Meğer ki, kadınlar arayı açacak bir fuhş irtikâb eylemiş olsunlar." Kavl-i şerifi, 1- Hallerin umûmisinden (genelinden), 2- Veya akitlerin umumiliğinden, 3- Ya da illetlerin (sebeblerin) umumiliğinden, müstesna¬dır. Bütün bunlara göre bu kavl-i şerifin manâsı şöyledir: Sizin kadınlara baskı yapmanız ve onlara zor kullanmanız helâl olamaz; hallerin hiçbir halinde, vakitlerin hiçbir vaktinde ve illetlerin (ve sebeblerin) hiçbir illete ve sebebiyle onlara baskı yapmanız caiz olmaz; ancak, 1 - Kadınlar fuhş yaptıklarından, 2- Veya kadınlar, karı-kocanın arasını ayıran fuhş ve kötülükleri işlediklerinde onlara baskı yapılması caizdir, demektir. Bütün bu durumlarda baskıya sebeb, kadınlar olmuş olur. Siz de hulû'308 taleb etme konusunda mazur olmuş olursunuz.

Kadınlarla Güzel Geçinin

"Haydin! Onlarla güzel geçinin." Hitab, kadınlarına kötü muamele eden ve kadınlarla iyi ge çinmeyenleredir. (E/181) "Maruf, şeriatın ve mürüvvetin inkâr etmediği (di nin ve akl-i selîmin) kabul ettiği şeydir. Burada geçen, maruftan murad, 1- Kadınla gecelemekte adaletli olmak, 2- Nafakasını (barınma, yeme, içme ve giymesini örf ve adetlere göre temin etmek), 3- Kadına güzel söz söylemek, 4- Kadını incitmemek, 5- Ve bunlara benzer şeylerdir.

Hoşlanmadığınız Şey

"Şayet Kendilerini hoşlanmadınızsa," Kadınların tarafından olmaksızın (onların bir tesiri olmadan) sadece sizden kaynaklanan bir sebeble onlarla tabiî sohbet etmek dilediğinizde hoşlanmaz ve zikredilen şeyler, sizden kaynaklanırsa, sadece nefsinizin hoşlanmaması ve ikrahtan dolayı kadınlardan ayrılmayın! Sabredin! Büyük bir sabırla ve onlarla güzelce geçinin. (Çün¬kü:) "Olabilir ki, siz bir şeyi hoşlanmazsınız da, Allah onda birçok hayırlar takdir etmiş bulunur."

Evlâd Çok Hayırdır

Burada geçen, "çok hayır"dan murad; 1-Salih evlâttır. 2- Muhabbettir, 3- Ülfettir. 4- Dinde sâlih olmaktır. 5- Dindar ve güzel ahlaklı olmaktır. "çok hayır" kavli şerifi, cezanın illetidir, onun ma¬kamına ikâme edildi. Onun gerekli olmasının lüzumunun kuvvetini ilan etmesinden dolayıdır.... Sanki şöyle denildi: Eğer kadınlarınızdan hoşlanmazsanız bi¬le onlara sabredin! Belki de hoşlanmadığınız şeylerde daha çok hayır vardır; hoşlandığınız ve sevdiğiniz şeylerde değil. Aslında nakıs (ve efâl-i mukârebeden olan) Fiili burada tam fiildir, rafedicidir. Çünkü mâ ba'dîhaberin takdir edilmesin¬den müstağnidir.

Nefsin Hoşlandıkları

Yani, senin kerih görüp hoşlanmadığın birçok şeyde; Allâhü Teâlâ Hazretleri birçok hayır kılmıştır. Muhakkak ki nefsin kerih görüp, hoşlanmadığı bir çok şey;' 1- Aslında dinde en güzel şeydir, 2- Dinde maslahatiı şeydir, 3- Akıbeti en övülen, 4- Güzel sonu olan, 5- Ve hayra en yakın, 6- Hatta hayrın kendisi olabilir... Nefis bunların zıddı olan şeyleri de sever. Yani nefis, 1 - Dinine zarar veren, 2- Dünyasına kötü olan, 3- Âhıretine zararı olan, 4- Akıbeti kötüye götüren, 5- Şerre yakın, 6- Şer olan şeyleri sever. Sizin nazarınız (dikkat ve bakışlarınız) sizin için hayırlı maslahattı olan (dünya ve âhiretinize) faydalı olan şeylere olmalıdır. Nefislerinizin arzuladığı heveslere olmamalıdır.

Kıskanmak

Bil ki, 1 - Kadınlarla maruf ile muamele etmek: 2- Allâhü Teâlâ Hazretlerinin rızâsına muhalif olmayan şey¬lerde kadınlara sabretmek, 3- Yoksa gayret yapılması gereken yerlerde gayrette bulunmak (kıskanmak) vâcibtir. Çünkü gayret (kıskanmak); 1- Allah'ın ahlakındandir. 2- Peygamberlerin ahlakıdır. 3- Evliyâ'nın ahlakıdır. 4- Âlimlerin ahlakıdır. 5- Salihlerin ahlakıdır.

Emir ve Yasaklar

-"Siz Sa'd'in gayret (ve kıskançlığına) şaşırıyor musunuz? Ben ondan daha kıskancım, Allâhü Teâlâ da benden daha gayretlidir. Allâhü Teâlâ Hazretleri, gayretinden dolayı, gizli ve açık kötü¬lükleri haram kıldı. Zahir amellerden olanlar, hallerin zahirilerine taalluk eden emir ve yasaklardır. Bâtınî haller ise, Allâhü Teâlâ Hazretlerinin gayrisine mey¬letmektir.

Kıskanmak Nedir?

Gayret (ve kıskançlıktan bina edilen yol; 1- Kadınların yanına (bulundukları mahrem yerlere) erkekle¬rin girmemesi 2- Kadının sokağa çıkmamasıdır. Hamam ihtiyacı için çıkmalarının dışında...

Hamama Gitmek İçin

İmam Kâdî Hân (r.h.) hazretleri, buyurdular: -"Hamama girmek kadın ve erkeklere meşru ve mubahtır." Kadınların hamam için evden çıkamayacaklarını söyleyen bazılarının hilâfına (kadınların hamam için evden çıkabileceğini beyân buyurdu.) Hamama Girmenin Şartı Rivayet olundu: Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, hamama girdiler. Ve hamamı tutuşturdu. Halid bin Velid (r.h.) Hazretleri, Humus şehrinin hamamına girdi. Lakin hamamda kendisinden başka bir insan olmazsa, av¬ret mahallinin açılması mubah olur. imam Kâdî Hân Hazretlerinin sözleri bitti.

Avret Mahalleri

Bu zamanımızda, insanlar aile, evlâd, yakınlarını, küçüklerini ve emirlerinin altında olan insanların avret mahallerini açmaktan menetmiyorlar. Bundan dolayı müttakî (takva ehli olan) kişiler, bu zamanda özürsüz olarak hamama gitmemelidirler.

Aile Saadeti

Ve'l-hâsıl kadın, 1- Namusuna halel getiren yerlerden beri, 2- Şaibeli şeylerden uzak, 3- Kötülüklerden sakınır, İffetle müttasıf olduğu zaman, kocaya düşen vazife; 1 - O kadınla güzelce, 2- Maruf ile muamele etmek, 3- O kadının diğer vaziyetlerine sabretmek, 4- Ve kadının kötü ahlakına tahammül etmektir. 5- Bunun dışında olan kötülüklerinin hilâfına, o kadına sabır ve tahammül etmelidir. Şeyh Sadî (k.s.) buyurdular: Güzel yüzlü kadın mutlaka örtülü olmalıdır. Bütün kadınlar güzeldir. Onun didarını çenette kocası görür... Eğer sofu isen, Ve güzel sözlü isen, O zaman iyilik et. Kötülüğü görmezlikten gel. Kadının yolu Pazara girerse kadınla alışveriş etmeli. Kadın, kadınla olmalıdır. Yoksa kadın evinde oturmalı kadın ile... Bizden olmayanların (namahrem olanlara) kadın gözü kör olsun... O takdirde kadın, nursuz ve farsız olarak evde otursun... Kadını sokağa çıkan ailede, mürüvvet kalmaz. O ailede büyüklük, heybet saygı (ve korku) kalmaz. Bizden biri haykirmalıdır. 0 zaman timsahın ağzının içine kaç... Zira o an, ar ve namustan dolayı hayatta olanlar ölürler... Ölmek daha güzeldir, elbet yaşamaktan...

Kadın İdare Etmek

Sonra bil ki, kadınlarla geçinmek; erkeklerle geçinmekten daha zor ve daha güçtür. Zira kadınlar; 1- Din yönünden çok hassas, 2- Ruhen ince, 3- Aklen zayıf, 4- Yaratılış yönünden narin, 5- Hilkat bakımından dar varlıklardır, işte bütün bu sebeblerden dolayı; 1 - Kadınlarla güzel muamele etmek, 2- Onlarla iyi geçinmek, 3- Kadınlara sabretmek, 4- Kadınlara tahammül etmek, 5- Güzel ahlakla kadınlara iyi davranmak lazım. Kadınlarla güzel geçinmek, Allah yolunda cihât etmekle denk sayılmıştır. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, pak ve temiz olan hanımlarıyla iyi geçiniyordu.

Hikaye (Evlenmek)

Rivayet olundu: Âbidlerden biri, hanımına karşı çok iyi davranıyordu. Ta ha¬nımının ölümüne kadar böyle devam etti. Hanımı Ölünce yakınları kendisine evlenmesi için teklif ve telkinde bulundular. O bundan yüz çevirip, evlenmekten imtina ediyordu. Kendini şöyle savunuyordu: -"Yalnızlık kalbimi daha fazla rahat ettiriyor." Sonra âbid adam şöyle dedi: -"Hanımın vefatından bir Cuma (bir hafta) sonra bir rüya gördüm. Gök kapıları açılmıştı. Sanki oradan bir takım insanlar iniyor, havada birbiri peşinden kayar gibi yürüyorlardı. Bu adam¬lardan biri dönüp bana bakıyor ve hemen arkasından: (2/182) -"Şu kötü ve uğursuz adama bakini" diyordu. Öbürü de: -"Evet! Öyledir" diye cevap veriyordu. Üçüncüleri de aynı şeyi söylüyordu. Sonuncu adam gelinceye kadar niçin bana böyle dediklerini sormaya korktum. Nihayet sonuncusu geldiğinde, ben ona: -"Bu kötü adam da kim?" diye sordum. O: -"Sensin!" dedi. Büyük bir şaşkınlıkla: -"Niçin?" diye sordum. 0: -"Biz senin amelini Allah yolunda cihâd eden mücahidlerin amelleriyle birlikte yükseklere çıkarıyorduk. Fakat bir haftadan beri, amelini cihaddan geri kalanlarla birlikte bırakmamız emrolundu." Sordum: -"Sebebi?" O: -"Bunun neden ileri geldiğini bilemiyorum!" diye bana cevab verdi." Âbid gördüğü bu rüya üzerine sabahleyin ihvanına: -"Hemen beni evlendirin!" dedi. Âbid böylece iki ve üç eşle hayat sürdü. (Hep iki veya üç eşi oldu.)

Üç - Dört Hanım

Kadınların çokluğu dünyadan değildir. Çok kadınla evlenmek dünyevî değildir... Çünkü zâhidlerin ve âbidlerin çoğunun üç veya dört hanımı vardı. Enes (r.a.) buyurdular: Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular: "Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: 1- Kadın, 2- Güzel koku, 3- Namaz gözümün nuru kılındı.

Sevdirildi...

Bazı hâl erbabı buyurdular: -"Bazı hikayecilerin meclisinde bulundum. Kıssacı şöyle di¬yordu: -"Hiç kimse nefsinin hevâ ü hevesinden kurtulmamış ve se¬lâmet bulmamıştır, hatta falan..." Bu makamda mübarek ismi şeriflerinin zikri layık olmayan Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin ismini de andı. Ben ona: -"Allah'tan kork!" dedim. Bunun üzerine o kıssacı; -"Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri; -"Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: 1-Kadın, 2-Güzel koku, 3- Namaz gözümün nuru kılındı!" buyurmadı mı?" diye bana itiraz etti. Ben de; -"Yazıklar olsun sana! Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri bu ha-dis-i şeriflerinde; -"Bana dünyanızdan kadın sevdirildi!" buyurdular. Ama, "Ben sevdim," buyurmadılar; diyerek o hikayeciye itiraz et¬tim. Onun sözlerini çürüttüm. Sonra buyurdular. -"Sonra üzüntüyle o hikayecinin meclisinden çıktım. O gece, Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerini rüyamda gördüm. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular: -"Kederlenme! Üzülme! Muhakkak ki biz onu öldürdük!" Sonra bu âlim buyurdu: -"Bu kıssacı (hikayeci) bazı kasabalara gitti. Yolda yol kesici¬ler tarafından öldürüldü!

Şeriatın Bâtını

Bazı âlimler buyurdular: -"Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin nikâh işini çok yapması, şeriatın bâtını ile ilgili bir fiildir..."

Kalbe Nur İndiğinde

Hakîmü't-Tirmizî (r.h.) Hazretleri, "Nevâdiru'l-Usûl" isimli ki¬tabında (bu hadis-i şerifin şerhinde) buyurdular: -"Peygamberler (s.a.) hazerâtı, peygamberliklerinin fazileti sebebiyle kuvvette ziyâde kılındı. Çünkü nurdan göğüsler (sudûr-kalb) dolduğu zaman, damarlar taşar ve damarlar, nefis ve be¬den bundan lezzetler alır. Böylece şehvetin eserleri ortaya çıkıp onu kuvvetlendirir.

Güzel Koku

Ama güzel koku ise, gönlü tezkiye eder ve kalbi kuvvetlendi¬rir. Kokunun aslı cennetten çıkmadır. Âdem Aleyhisselâm, cen¬netten yeryüzüne indirildiğinde, tesettür için kendisine büründü-ğü yaprakların bıraktığı kokulardandır...

Namaz Münâcâttır

Amma namaz ise, Allâhü Teâlâ Hazretlerine münâcâttır. E-fendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdukları gibi: -"Namaz kılan Rabbine münâcât ediyor!" Sen işin ve hâlin hakikatini öğrendiğinde; seni inkâr etmek¬ten korurum! Çünkü ihtiyar (seçilmişin) yanında her işin esrardan bir sırrı vardır. Lakin avamın akıllan bunu ihata edemez. Kavra-yamaz ve anlayamaz. Bin sene yaşasalar bile yine bunu anlaya¬mazlar...

Davud Aleyhisselâm

Celâleddin-i Rumî (k.s.) buyurdular: Muhakkik olan kişi ile mukallidin arasında bir çok fark vardır. Çünkü biri Davud'tur. Diğeri de sestir... Dervişin işi, görüşü ve anlaması senindir. Dervişler tarafına inkâr etmek konusunda gevşek ol.

Yüce Meali

Ve şayet bir zevceyi bırakıp da yerine diğer bir hanım al¬mak istiyorsanız; evvelkine yüklerle mehir vermiş de bulunsa¬nız, içinden bir şey almayın. Ne diye alacaksınız! Bir bühtan e-derek ve açık bir vebal yüklenerek mi?!20 Nasıl alırsınız ki; birbirinize karıştınız ve onlar sizden kuv¬vetli bir mîsâk almışlardı.21 Bir de, babalarınızın nikâhı geçmiş kadınları nikahla¬mayın. Geçen geçti... Şüphe yok ki, o pek çirkindi, iğrenç idi; o ne fena âdetti. Sizlere şunlar haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, hemşi¬releriniz, halalarınız, teyzeleriniz, biraderlerinizin kızları, hemşi¬relerinizin kızları, ve sizi emziren süt analarınızla süt hemşirele¬riniz, ve kadınlarınızın anaları, ve kendileriyle zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan ellerinizde bulunan üvey kızlarınız, -şayet ana-larıyla zifafa girmemiş iseniz beis yok- ve kendi sulbünüzden gelmiş oğullarınızın halîleleri, ve iki hemşire beynini cem'etmeniz... Geçen geçti... Ona Allah, gafur, rahîm bulunu¬yor.23

Tefsiri:

Kadını Bırakmak "Ve şayet bir hanıma bedel almak istiyorsanız; Bir kadınla evlenmeye rağbet ederseniz; "Bir zevcenin yerine," Kendisinden ayrılmak ve onu boşamak suretiyle başka bir hanım almak isterseniz; "Evvelkine vermiş olsanız," Zevcelerin birine (ilkine) vermiş olsanız, demektir. Burada "eş"ten murad, cinstir. (Ne vermiş olsanız?) "Yüklerle (mehir)" Çok mal, demektir. (Boşayacağınız kadına çok mal vermiş olsanız bile yapma- "Onun İçinden almayın. 0 çok malın içinden almayın, "Hiçbir şeyi," Bırakın çok şey almayı, o maldan az bir şey bile almayın. "Ne diye alacaksınız!" 0 verdiğiniz mehirden ne diye alacaksınız, illimi "Bühtan ederek," Bühtan edenler olduğunuz halde... Veya kelimesi, mefûlü leh'tir. Bu durumda da manâsı, bühtan için ve büyük bir zulüm için, demektir.

Sebebi Nüzul

Câhiliyet döneminde erkekler, bir kadınla evlendiklerinde, daha sonra hoşlarına giden bir kadın görüp, onunla evlenmek istedikleri zaman, nikâhlarının altında olan kadına fahiş bir iftira ile iftira ederlerdi. Eski hanımına fuhuş isnadında bulunurdu. Böylece eski hanım, kendisinden almış olduğu mehir ile kendisine sığınırdı. (Kadıncağız, "aman benim adımı kötüye çıkartma senden almış olduğum mehrin hepsini sana iade edeyim" derdi.) Adam da onunla evlenirken ona vermiş olduğu bütün mehri (ve hatta fazlasıyla ondan) para alır, onu boşar ve gider yeni ka¬dınla evlenirdi. İşte İslâmiyet bu bunu nehyetti. Kadına bühtan ve iftira etmeyi yasakladı.

Bühtanın Manâsı

"Bühtan" lügatte, yalan demektir. İnsanın sahibine (karşısındakine) kibir ve üstünlük yoluyla tevcih ettiği yalandır. Bu kelimenin aslı, "Adam apışıp kaldı!" cümlesinden gel¬mektedir. Kişi hayret ve dehşete kapıldığı zaman böyle söyle¬nir. Bühtan, hakkında söylenen (üzerinde yalan söylenen) kişiyi hayret ve dehşete düşüren yalandır. Bühtan kelimesi bazen de, bâtınî fiiller hakkında kullanılır. Burada ise bühtan, zulüm ile tefsir olundu. (Kadınlara iftira ederek onlardan mehirlerini ve mallarını almak daha nedir?) "Ve açık bir vebal yüklenerek mi? Açıkça günah ve hata ve zahirî günah olduğu halde, demek-

"Nasıl alırsınız ki;"

Hangi yönden ve bunu ne sebeple yapıyorsunuz? "Ve muhakkak ki," Halbuki muhakkak sizler "birbirinize karıştınız." Halbuki sizinle onların arasında sizin kendilerine zulmetme¬nize mâni olan haller cereyan etti. Bu haller; 1-Halvet. 2- Mehir kararı verildi. 3- Hak sabit oldu. 4- Kadınların size hizmetleri oldu. 5- Ve bunlara benzer şeyler aranızda geçti, demektir.

Mîsâk

1-"Ve onlar sizden kuvvetli bir mîsâk almışlardı." Mâ kablinin üzerine atıftır ve onun hükmünün içindedir. Yani sizden ahid ve vesika aldı. O da; 1-Sohbet hakkı, 2- Karı-kocalık, 3- Muaşeret, 4- Beraberlik... (Allâhü Teâlâ Hazretlerinin kadınların lehine erkeklerden almış olduğu misak ve ahidler şunlardır: Kadınlarla iyi geçinmek, 1- Tatlılıkla boşamak, 2- Kadınlara iyilik ve ihsanda bulunarak talak ver¬mek, 3- Kadınlar Allah'ın emânetidir, 4- Kadınların terelerinin Allah'ın kelimeleriyle helal olması...) Veya Ailâhü Teâlâ Hazretlerinin kadınlar hakkında sizden al¬dıkları şu vesika ve ahidlerdir. Bu ahid ve misâk, Ailâhü Teâlâ Hazretlerinin; "O talâk iki defadır, ondan sonrası ya iyilikle tutmak, ya gü¬zellikle salmaktır. Onlara verdiklerinizden bir şey almanız da sizle¬re helâl olmaz, meğer ki erkekle kadın Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korksunlar. Eğer siz de bunların hudûd-ı ilâhiyeyi dürüst tutamayacaklarından korkarsanız, kadının ayrıl¬mak için hakkından vazgeçmesinde artık ikisine de günah yoktur. Bunlar işte Allah'ın tâyin ettiği huduttur, sakın bunları aşmayın! Her kim Allah'ın hududunu aşarsa, işte onlar hep zalimlerdir. Âyet-i kerimesinden sizden almış olduğu; 1- Kadınları güzellikle tutmak, 2- Veya onları ihsan ile serbest bırakmaktır. Bu ahid ve misâklar, ya da Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin (2/183) Siz kadınları, Allah'ın emânetiyle aldınız! Kadınların ferclerini (kadınlıklarını) Allah'ın kelimesiyle kendinize helâl etti¬niz!... Hadis-i şerifleriyle işaret edilen; 1- Allah'ın emâneti, 2- Allah'ın kelimesiyle ferclerinin helal olmasıdır...

Kadına Zulüm

Bil ki, bu muameleler (iftira, kadını mehrini vermeye zorla¬mak, kadına haksızlık etmek ve kadına zulmetmek ve) 1 - Kadınları tazyik etmek, 2- Onları evlenmekten menetmek, 3- Kadınların elinde bulunan malı zulmen almak, 4- Ve benzeri kadınlara olan haksızlıklar; Ailâhü Teâlâ Hazretlerinin kadınların hak ve hukukuna riâyet hakkında kuvvetil misâk almasından sonra, bütün bu hakların hepsi ve benzerleri hakkında kadınlara zulmetmek gibi hareket¬ler; 1 - îmanın emarelerinden 2- imânın neticelerinden, 3- Ve imanın meyvelerinden değildir.

Mü'min Müminin Kardeşidir

Çünkü; 1- Mü'min, mü'minin kardeşidir. 2- Mü'min, mü'mine zulmetmez. 3- Mü'min, mü'mine sövmez. 4- Mü'min, mü'mini düşmana teslîm etmez. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular: -"Mü'min, mü'min için bazısı bazısını şiddetle tutan bir bina (nin duvar taşlan) gibidir.

Din Nasihattir

Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular: -"Din nasihattir.

Kendisi İçin Sevdiği

Kişinin kendisi için sevmiş olduğu bir şeyi Müslüman kardeşi için sevmeyen kişiden imanın olmadığını Efendimiz (s.a.v.) Haz¬retleri beyan ettiler. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular: "Sizden hiçbiriniz kendisi için sevdiği hayırdan bir şeyi kar¬deşi için sevmedikçe iman etmiş olamaz.

Halkın Sesine Kulak Ver

Farisî Beyit: Tohumu eken, İyi gözü verdi. Beyhude dimağ pişirdi. Ve bâtıl hayâl bağladı. Kulağından pamuğu çıkart. Ve milletin sesine kulak ver. Kimseye zulmetme! Eğer sen bu gün halkın sesine kulak vermezsen. Bir gün halkın sesine kulak vermek mecburiyetinde kalır¬sın... Elbet bir gün.

İnsaf ve Adaletli

Kişiye düşen vazife, bütün hallerinde; 1- Yabancılara, 2- Hususiyetle akrabalara, 3- Ve eşlerine (hanımına) karşı insaflı olmalıdır. Muhakkak ki kişinin, (yabancılara, akraba ve hanımlarına) karşı adaletli olması dinî vecibelerdendir.

Mehrin Miktarı

Bilki bu âyet-i kerime, mehirde haddi aşmanın (karşılıklı al¬datmanın) caiz olduğuna delâlet etmez. Çünkü Allâhü Teâlâ'nın; "Ve şayet bir zevceyi bırakıp da yerine diğer bir hanım al¬mak istiyorsanız; evvelkine yüklerle mehir vermiş de bulunsanız, içinden bir şey almayın. Ne diye alacaksınız! Bir bühtan ederek ve açık bir vebal yüklenerek mi?! âyet-i kerimesinden geçen, (çok mal) verilmesi caiz olduğuna delâlet etmez. Nasıl ki; "Yerde, gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de fasit olmuş gitmişti. Rabbin o Arş'ın rabbi Allah münezzeh sübhândır; onların isnat ettikleri vasıflardan. Âyet-i kerimesinde geçen, "bir takım ilâhlar"ın var olması gerekmiyorsa... Yerde ve göklerde bir takım ilâhların var olması gerekmediği gibi, bir kişinin evlenirken hanımına çok mal da vermesi gerekmez... (Bunlar beyândır. Yoksa caiz olduğuna delâlet için değil¬dir...)

Meşrut

Velhâsıl, bir şeyi başka bir şeye şart koşan kişi, meşrutun kendi nefsinde meydana gelmesinin (mümkinattan olmasının) caiz olması lazım gelmez. İmam Fahreddin-i Râzî Hazretleri de tefsir-i kebirinde böyle buyurdular.

Mehir Hafif Olmalıdır

"Mürşidü'l-Müteehhilîn" de söylenenler de bunu te'yid e-dip desteklemektedir. "Nikâhı murad edilen kadında mehrinin hafif olmasına riâyet edilir. Zîrâ Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular: -"Kadınlarınızın en hayırlısı yüzü güzel (olduğu halde); mehirleri az olandır." Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, hanımlarıyla on dirhem karşılığında evlendi. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin hanımlarının hane-i saadetlerinin (mübarek evlerinin) döşemesi de şöyleydi: 1-Bîr el değirmeni, 2-Bir su kabı, 3- Bir yastık: İçi hurma lîfi (hurma ağacının kabu¬ğu ile) dolu olan deri bir yastık.

Bereketli Kadın

Yine haberde şöyle vârid oldu: "Bir kadının bereketindendir; 1- Evlenmesinin seri olması, 2- Rahminin çocuk doğurmaya elverişli ve seri olması, 3- Ve mehrinin kolay olması..." Erkek hanımının mehrini tam ve kamilen kendisine vermelidir. Veya buna niyet etmelidir. Mehri müeccel ise (te'cîl edilmiş veresiye olarak ileride verecekse) niyetini düzgün tutmalıdır. 0 mehrin hepsini veya bir kısmını eksik vermeyi asla niyet etmemelidir. Zîrâ bu durumda hırsız durumuna düşmüş olur.

Mehri Vermeyen

Kim hanımının mehrini yemeyi ve zimmetine geçirmeyi niyet etse, o kişi kıyamet günü zinâkâr olarak gelir. Nasıl biri, ödemeyi niyet etmeksizin birinden borç isterse, hırsız durumuna düşüyorsa (dolandırıcı olmuş oluyorsa), evlenirken de sonra da veririm deyip de eşinin mehrini vermemeyi niyet eden kişi, zina ediyor demektir. Erkek hanımının mehrini ödeme süresini uzatamaz. Ancak erkek fakir olur da hanımı da kendi istek ve arzusuyla mehrin ödenmesine uzun bir süre tanırsa; o hariç...

Hanımı Eğitmelidir

Erkek hanımını eğitmelidir. Eşine; 1- Taharet (temizlik) ahkamını, 2- Hayız, 3- Nifâs, 4- Istihâze, 5- Namaz, 6- Oruç, 7- Hac, 8- Zekat, 9- Ve bunlara benzer vadb ve farz olan bütün amelî ibâdetleri öğretmelidir. 10 -Hammına ilmihal bilgisini vermelidir. 11 -Akaidini öğretmeli... 12 -Allâhü Teâlâ Hazretlerini, 13 - Mübarek sıfatlarını, 14 -Güzel isimlerini, 15 -Melekleri, 16 -Kitablan, 17 -Peygamberleri, 18 -Âhiret gününü, 19 -Kader ve kazayı 20 -Ve bunlara benzer ehl-i sünnet ve'1-cemâatin itikâdî konularını güzel bir şekilde eşine öğretmelidir. 21 -Hanımını bozuk inançlardan, 22 -Hurâfelerden, 23 -Bid'âtlardan 24 - Batıl inançlardan, 25- lslâmî olmayan örf ve adetlerden, 26-Bozuk tarikatlardan, 27 -Sapık hocalara gitmekten, 28 -Sahte şeyhlerden, 29 -Ve lslâmî olmayan inançlardan kurtarmalıdır. 30 -İnanç ve itikat ile ilgili ilmihal bilgisini sağlam olarak eşine aktarmalıdır. Eğer kocanın kendisi de bilmiyorsa sormalı ve öğrenmelidir. Müftfnin bu konularda kendisine vermiş olduğu cevâbı hanımına nakletmelidir. Eğer kadının kocası, kadının dinini, imanını ve ilmihalini öğrenmesi için gerekli bilgiyi vermez, dışarıdan sorup bilgiyi hanımına getirip aktarmazsa, (veya ilim öğrenmesi için gerekli olan kitap ve diğer malzemeleri alıp eve getirmezse;) kadın, dinini öğrenmek ve ehlinden sormak için kocasından izinsiz dışarıya çıkabilir...

Kadınların Dışarıya Gitmeleri

Ama koca eğer, hanımına; 1-Akâid. 2- Fıkıh (ilmihal bilgisini), 3- Allah'ın farzlarını 4- Allah'ın emir ve yasaklarını. 5- Resulünün sünnetlerini öğretirse; kadın kocasının izni olmadan; 1 - İlim öğrenmeye gitmek, 2- Zikir meclislerine katılmak, 3- Hatim merasimlerinde bulunmak, 4- Ve benzeri nafile ibâdetler için dışarıya çıkamaz. Bu durumlarda mutlaka, kocanın rızâsı olmalıdır.

Hanımını Câhil Bırakan

Eğer koca, hanımının dinî hükümlerden bir hükmü öğrenmeyi ihmâl eder, Farz, vacib ve sünnetleri yanlışsız öğretmez; Bunları gereğince hanımına vermez, Ve hanımının dinini ve diyanetini öğrenmek için dışarıya çıkmasına da mâni olursa; o kişi, hanımının günahlarında ona ortaktır.

Ailesini Câhil Bırakan

Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular: -"Kıyamet günü azâb, cihetinden insanların en şiddetlisi ehlini ve ailesini câhil bırakan kişidir."

Hepiniz Çobansınız

Efendimiz (s.a.v. Hazretleri buyurdular: "Hepiniz çobansız ve hepiniz gözetiminizin altında bulunanlardan sorumlusunuz. İmam (idareci) çobandır, raiyetinde (emrinin altındaki tebasından) sorumludur. Kişi, ailesinin çobanıdır, raiyyetinden sorumludur. Kadın çobandır, kocasının evinden sorumludur. Hizmetçi çobandır, efendisinin malından sorumludur.

Babalarınızın Nikahladığı

"Bir de, babalarınızın nikâhı geçmiş kadınları nikahlamayın." Burada yerine C zikredildi. Çünkü kendisiyle sıfat murad edildi. "Kadınlardan" kavl-i şerifi ise, nikâhlananları beyân etmektedir. "babalar" ismi mecaz olarak ecdadı da içine alır. Câhiliyet döneminde insanlar, babalarının eşleriyle de evleniyorlardı. Bu âyet-i kerimeyle bundan nehi olundu. (Üvey annelerle evlenmek haram kılındı.) Kavl-i şerifin manâsı: Babalarınızın nikahladığı kadınları nikahlamayın, demektir. "Ancak geçen geçti..." Nikâhlananlardan müstesnadır. Kelâmın muhâl'a ta'likten çıkarılmasıyla bu işin haramının mübalağa faydasını vermektedir. Babalarınızın halilelerini (onlara helal olan nikâhlı hanımlarını) nikahlamayın! Ancak o kadınlardan (daha önce nikahlayıp) ölen kadınlar hariç... Bu kelâm'dan maksat, ibâhe yolunu külliyen kapatmaktır. Bunun nazîri (bir benzeri) şu kavl-i şeriftir. "Elbette âyetlerimizi tekzîb eden ve onlara îmânı kibirlerine yediremeyen kimselere semânın kapıları açılmaz ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremezler, işte mücrimleri biz böyle cezalandırırız. Âyet-i kerimesinde geçen, "ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar," kavl-i şerifinde olduğu gibidir... "Şüphe yok ki, o" Babalarınızın hanımlarını nikahlamak, "Pek çirkindi." Çirkin bir iştir. Allâhü Teâlâ Hazretlerinin katında büyük bir ma'siyettir. Bu çirkinliğe ümmetlerin hiçbirinde ruhsat verilmiş değildir. "Ve iğrenç idi;" (2/184) Mürüvvet sahibi olanlar yanında böyle bir şey gerçekten kendisine buğzedilen çok iğrenç bir şeydir, "makt" şiddetli buğz demektir. "Ve o ne fena âdetti." Temyîz olmak üzere mensûbtur. Ne kötü yoldur. Bunu uygun gören ve yapanların (bu iğrenç işleri ne fena âdet ve gelenektir.) Çünkü bu iş, sahibini ateşe götürüyor.

Kabahatlar

Denildi ki: Kabahat (ve çirkinliklerin) mertebesi üçtür. 1- Kubh-i aklî (aklî çirkinlik), 2- Kubh-i Şer'î, (şer'î çirkinlik) 3- Kubh-i Âdi (örf ve adetlere göre çirkinlik). Kubh-i aklî (aklın çirkin gördüğü) şeye bu kavl-i şerif ile işaret edilmektedir: "Şüphe yok ki, o pek çirkindi." Kubh-i şer'î (şeriatın çirkin gördüğü) şeye şu kavl-i şerif ile işaret etti: "Ve iğrenç idi." Kubh-i Âdî (örf, adet ve geleneklere göre çirkin olan) şeylere ise şu kavl-i şerif ile işaret etmektedir: "Ve o ne fena âdetti." Ne zaman bütün kabahat (ve çirkinlikler) bir şeyde toplanırlarsa; muhakkak ki kubhun (ve çirkinliğin) en yüksek mertebesine ulaşmıştır.

Tasavvuf! Manâlar

Bu âyet-i kerimenin işaretinde şu gerçek anlaşılmaktadır: "Babalar"dan murat, ulviyyât (yükseklikler)dir. "Anneler"den murat ise, süfliyât (aşağılıklar)dır. İkisinin izdivacında Allâhü Teâlâ Hazretleri bir çok veledler (doğan şeyler) yarattı, ikisinin arasında çok şeyler yaratıldı. Allâhü Teâlâ Hazretlerinin; "Bir de, babalarınızın nikâhı geçmiş kadınları nikahlamayın." Kavl-i şerifiyle süfliyâta taalluk etmenin ve süfliyâta tasarruf etmeyi nehyetmeye işarettir. Bunlar, sizin ulvî babalarınızın, kendisinde tasarruf ettiği süflî annelerdir. "Ancak geçen geçti..." Ruhların karartı ve hayaller ile izdivacından meydana gelen ilâhî tedbirden, demektir. insanlar için zarurî olan hacetler, zarurî olarak sebebiyle zorunlu vardırlar. "Şüphe yok ki, o pek çirkindi, iğrenç idi; o ne fena âdetti." 1- Süfliyatta tasarruf etmek, 2- Süfliyatta taalluk etmek, 3- Süflî şeylere meyletmek, 4- Aşağılıklara yönelmek, 5- Ruhanî cevheri kirleten şeyleri yapmak, 6- Hayvânî sıfatların kirliliği 7- Ve bunlara benzer süflî ve adî şeyler; (Bütün bu kötülükler;) 1 - Onu süflî tabiatlı yapar, 2- Onu yüce huzurdan uzak kılar, 3- Ona dünyayı sevdirir, 4- Rabbin buğzunu unutturur, 5- Rabbin çirkin gördüğü şeylerin çirkinliğini unuttur, 6- Hakkı siler, 7- Kötü yola girer, 8- Bütün bu kötülüklerin sonucu hidâyetin karşılığında dalâleti satın almış olurlar.

Himmetle Arınmalı

Hafız buyurdu. O genç, himmet getirdi. Gök feleğin kandilini yaktı. O bir güldür. Her bir nesneye taalluk rengini kabul eder. Ondan azade, olmalıdır. Arınmalıdır insan mülevvesten...

Farz ve Sünnet

Mevlânâ Câmî (k.s.) buyurdular: Ey Sahiplerin sahibinin şeriatına göre hali iyi olan kişiî Sen sual ediyorsun, sünnet ve farzdan... Sünnet, geldi. Gönlü dünyadan çevirdi. Farz ise Mevlâ Teâlâ Hazretlerine yaklaştıran yoldur...

Allah'a En Yakın İnsanlar

Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular: -"Muhakkak ki kıyamet günü Allâhü Teâlâ Hazretlerine en yakın mecliste bulunan kişi, hüznü uzun ve dünyada aç olan kişidir... İnsanlar, yataklarına uzandılar. Yer yüzü yayıldı. Rağbet eden, onlann rağbet ettiği şeylerin misline rağbet edendir. Zararda olan ise, onlara muhalefet edendir. Onlar arpa ekmeği yediler. Hırka giydiler. Sağ ve selîm olarak dünyadan ayrıldılar..."

Son Nefese Kadar Boş Durma

Mevlânâ Celâleddin-i Rumî buyurdular: Her kim mahbubtur o kendisi çocuktur. Adam odur ki, şek ve şüpheden uzaktır. Ey soğuk ve serinlik! Sen cihâdı yaptırmıyorsun? Çalışmayı bıraktırıyorsun? Bedenden korumaktadır Vermemektedir... Ey işe yeterli olan, öncesi çok zordur. Bundan sonra açıldı kapılar. Ve yapıldı işler... O yoldan tıraş ve kazıma vardır. Zorlara katlanma vardır. Ta son ana kadar boş durma! Son nefese kadar ibâdet et! Çalış! Cihâd! ibâdete koyul!...

Zahirî Mücâhede

Ebû Ali ed-Dakkâk (r.h.) Hazretleri buyurdular: -"Kim zahirini mücâhede ile tezyîn edip süslerse; Allâhü Teâlâ Hazretleri de onun müşahedesini, onun gizli halini güzelleştirir! Zîrâ Allâhü Teâlâ Hazretleri şöyle buyurmaktadır: "Bizim uğrumuzda mücâhede edenlere gelince, elbette biz onlara yollarımızı gösteririz ve şüphesiz ki Allah her halde muhsinlerle beraberdir!"

Mücâhede Çekmeyen

Bil ki: "Kim bidayetinde (tasavvufun başlangıcında) mücâhede sahibi olmayan kişi; bu tarikatın kokusunu bulamaz."

Evliyanın Tutumu

Ebü'l-Hasan el-Varak (r.h.) Hazretleri buyurdular: -"Bizim işimizin başlangıcında Ebu Osman'ın mescidinde hükümlerimizin en ince. en parlak ve en yükseği iysâr idi. Bize bir kapı açılıncaya kadar hep böyleydik. Bilinen bir şey üzerine gecelemezdik! Bize bir kötülük yapan kişiden, nefsimiz için intikam almazdık! Belki o kişiden özür dilerdik! Ve ona karşı mütevâzî olurduk! Kalbimizde bir kişiye karşı bir hakaret meydana geldiğinde de; hemen onun hizmetine koşardık! Hakir olduğunu düşündüğümüz adama gider adam akıllı hizmet ederdik! Ona ihsanda bulunurduk! Böylece kalbimizde bulunan hakaret ve kötülüğü defederdik!"

Ayıbını Bilmemek

Ebû Hafs (r.h.) Hazretleri buyurdular: -"Kendi ayıbını bilmeyen kişiden daha sür'atli helak olan kimse yoktur. Çünkü isyanlar, küfrün soğutulmuşudur."

Başkalarının Hatalarını Araştırma

Farisi Beyit; Ey temiz sofu! Başkalarının ayıbını araştırma! Ki, başkalarının günahı sana okunmasın Ve başkaların hataları sana yazılmasın! Başkalarının günahlarına şahitlik yapma! Eğer sen sadece kendi tarafında iyi olursan. Başkalarını kötü görürsen, bu kötülerin kötüsüdür. işte... Başkalarını ayıpladığın kötü akıbete elbette düşersin!

Haram Olan Kadınlar

(Kendileriyle evlenilmesi haram oian kadınlar: 1- Anneler, 2- Kızlar, 3-Kız kardeşler, 4- Halalar, 5- Teyzeler, 6- Erkek kardeşin kızları, 7- Kız kardeşin kızları, 8- Sütkardeşler, 9- Hanımlarınızın anneleri (kayın valideler). 10 - Üvey kızlar, 11-İki kız kardeşi bir nikâh altında toplamak...)

Anneler

"Sizlere şunlar haram kılındı: Analarınız." Annelerinizin nikâhı size haram kılındı, demektir. Şarabın haram olmasından, şarabın içilmesinin haram olduğu manâsı anlaşıldığı gibi... Hınzırın (domuzun) etinin haram olmasından, domuzun etinin yenilmesinin haram olduğu manâsı çıktığı gibidir. Kadınların haram olması, o kadınların nikâhlanması, demektir.

Anneler

Anneler,

1- Öz anne, 2- Baba anneler.. 3- Anne anneler.. 4- Üvey nineler, 5- Nereye kadar yükselirse yükselsin... Baba ve anne tarafından veya ikisinden biri tarafında olan bütün nineler de annenin hükmünün altına girer. "Ve kızlarınız," Kızlar kelimesi umûmidir: 1 - Öz kızlar, 2- Oğlunun kızları, 3- Kızının kızları, 4- Evlâdın evlâdının kızı... 5- Aşağıya indikçe bütün kendi soyundan olanların hepsi... Kız Kardeşleriniz "Ve kız kardeşleriniz (hemşireleriniz),"

Kız Kardeşler,

1- Anne ve baba tarafından öz kız kardeşler, 2- Baba tarafından kız kardeşler, 3- Anne tarafından kız kardeşler... Bu üç cihetten olan kız kardeşleri içine almaktadır.

Anne ve Kızı

Bil ki, anneleri ve kızları nikahlamak, Âdem Aleyhisselâm'ın zamanından bu zamana kadar sabittir. Bütün şeriat ve dinlerde haram idi. İlâhî dinlerin hiçbirinde anne ve kızıyla evlenmek asla helâl olmamıştır.

Zerdüşt Peygamber

Belki Mecûsîlerin peygamberi Zerdüşt kişinin anne ve kendi öz kızını nikahlamanın helal olduğunu söylemiştir. Ama Müslümanların çoğu, Zerdüşt'ün peygamber değil de de yalancı bir kişi olduğunda ittifak ettiler. Zerdüşt bunları nikahlamanın caiz ve helal olduğunu söylemişti. Kız kardeşleri nikahlamak ise, Âdem Aleyhisselâm'ın zama¬nında mübâh olduğu nakledildi. Âdem Aleyhisselâm'ın zamanında kız kardeşlerle evlenmenin mübâh olması zaruretten dolayı idi... Çünkü onlardan başka insan yoktu.

Mahrem ile Evlenmek

Âlimler zikrettiler: Bu haramın (burada zikredilen kadınlarla evlenmenin yasaklanmasının) sebebi vatı (cinsel ilişki)dir. Çünkü cinsel İlişkide küçümseme ve aşağılama manâsı vardır. İnsan bu işi anmaktan bile utanır. Bu işe ancak halvet halinde olduğu yerlerde ilgilenir. Küfretmenin ve sövmenin çeşitlerinin çoğu da ancak bu manâlarda (cinsel ilişki ile ilgili kelimelerle) olur. tş böyle olunca, cinsel ilişki gibi şeylerden annelerin korunması vacib oldu. Çünkü annenin oğluna olan nimetleri büyüktür. Annenin evlâdına çok değişik nimet ve ihsanlarından dolayı anneyi cinsel ilişki gibi bir âdî ve aşağılık şeylerden korunması farzdır. Bundan dolayı anneyle evlenmek haram kılındı. Kız çocuğu ise insanın bir parçasıdır. Bundan dolayı kız çocuğunun bu aşağılıktan korunması vacib oldu. Çünkü cinsel ilişki, aşağılamanın yerine geçmektedir. Diğerleri de böyledir... İmam Fahreddin-i Râzî (r.h.) Hazretleri tefsirinde zikretti.

Halalar

"Ve halalarınız/'

Hala" senin babanı doğuranın doğurduğu her dişiye söylenir.

Yakın veya uzak olsun fark etmez. 1- Babanın kız kardeşi, 2- Dedenin kız kardeşi,

Teyzeleriniz

"Ve teyzeleriniz," "Teyze," senin anneni doğuranın doğurduğu her di¬şidir; yakın veya uzak olsun... Teyze, 1- Annenin kız kardeşi, 2- Annenin annesinin kız kardeşleri, 3- Babanın annesinin kız kardeşleri. 4- Bu şekilde yukarıya doğru giden bütün ninelerin kız kardeşleri... Yani, halalar, babaların ve ecdadın kız kardeşlerine umûmidir. Teyzeler de, annenin ve ninelerin kız kardeşlerine şâmildir. Teyze, ister baba tarafından olsun, isterse anne tarafından veya her ikisi tarafından olanlara denilir.

Yeğenler

"Biraderlerinizin kızları» hemşi¬relerinizin kızları," Bütün cihetlerden ve onlardan doğanlar, her ne kadar uzaklaşirsa...

Haram Olan Kadınlar 14 Sınıftır

Bil ki Allâhü Teâlâ hazretleri, Kur'ân-ı kerimde on dört sınıf Kadın ile evlenmeyi haram kıldı. Bunlardan yedi tanesi nesep cihetinden olan kadın'ardin Bu yedi kadın burada zikredildi. Diğer yedi kadın ise. sebep cihetinden kendiiprivle evlenmek haram kılındı. Sebeb cihetinden kendileriyle evlenmek naram oian kadınların sayımına başlanıldı. Bunlar; 1- Sütanneler, 2- Süt kız kardeşler, 3- Kayın anneler, 4- Üvey kızlar, 5- Gelinler, 6- İki kız kardeşi bir nikâh altında toplamaktır) Ve Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:

Süt Anne ve Süt Kız Kardeş

"Ve sizi emziren süt analarınızla süt hemşireleriniz," Neseb'ten haram olan anne ve kız kardeşlerin sayımına öncelikle başlanıldığı gibi burada süt anne ve süt kız kardeşlerinden başlandı. Allâhü Teâlâ Hazretleri, süt emmeyi, neseb mertebesine indirdi. Hatta "süt emen çocuğun annesi ve süt kız kardeşler," diye isimlendirdi.

Süt Neseb Gibidir

Süt emen ve sütü emilen çocuklar kardeştirler. Yine böylece; 1 - Süt veren kadının kocası süt emen çocuğun babasıdır. 2- Süt veren kadının babası süt emen çocuğun dedesidir. 3- Süt veren kadının kocasının babası, süt emen çocuğun dedesidir. 4- Süt veren kadının kocasının annesi, süt emen çocuğun ninesidir. 5- Süt veren kadının kocasının kız kardeşleri, süt emen çocuğun halalarıdır. 6- Süt veren kadının kocasının bütün çocukları süt emen çocuğun kardeşleridir. a. Bu çocuklar, ister süt emmekten önce doğsun, b. ister süt emmekten sonra doğsunlar, c. Süt babanın çocukları, süt emen çocuğun baba bir kardeşleri sayılır. 7- Süt veren kadının annesi, süt emen çocuğun ninesidir. 8- Süt veren kadının kız kardeşleri, süt emen çocuğun teyzeleridir. 9- Süt veren kadının bu kocadan doğan bütün çocukları, süt emmen çocuğun anne ve baba bir kardeşleridir. Bunlar, a. Kız olsun, b. Veya erkek olsun. 10 - Süt veren annenin başka kocalardan olan bütün çocukları süt emmen çocuğun kardeşleridir. Bunlar, a. Onun anne bir erkek kardeşleri, b. Veya anne bir kız kardeşleridirler... Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular: -"Neseb'ten dolayı haram olan şeyler, süt emmekten dolayı da haram olur." Bu küllî hükümdür. Umûmiliğiyle üzerine cereyan eder. Amma, 1- Babaları bir olan kardeşinin annesi, 2- Oğlunun anne bir olan kız kardeşi, 3- Oğlunun annesinin annesi, 4- Baba bir halasının annesi, 5- Baba bir olan teyzesinin annesi. Bunların haramlığı neseb cihetinden değildir. Zaruri olarak süt haramlığı bunlara da şamil olmuş olsun. Süt tarafından bunlar helaldir. Belki bunlar helal veya haramlığı müsâharat {evlilik hısımlığı) cihetinden olmasındandır. Görmüyor musun bunların. Birincisi, babasının vatı ettiği (cinsel ilişkide) bulunduğu kadındır, İkincisi, kendisinin vatı ettiğinin kızıdır. Üçüncüsü de, kendisinin vatı ettiğinin annesidir. Dördüncüsü de kendisinin vatı ettiğinin sahih ninesidir. Beşincisi de kendisinin vatı ettiğinin fasit ninesidir.

Kayın Analar

"Ve kadınlarınızın anaları," Nikâh olunan kadınlardan murat, mutlak olarak nikahlanan kadınlardır. Bu kadınlar ister cinsel ilişki bulunmuş olsun isterse bulunmamış olsun.. (2/186) Cumhûr-u ulemânın (âlimlerin hepsinin) görüşü budur. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinden rivayet olundu: Adamın biri bir kadın ile evlendi. Nikâhtan sonra, kendisiyle zifafa girmeden (cinsel ilişkide bulunmadan) kadını boşadı. Bu adam için, Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri şöyle buyurdular: -"Bu adamın (cinsel ilişkide bulunmadan önce) boşadığı kadının kızıyla evlenmesinde bir beis (ve sakınca) yoktur. Ama boşadığı kadının annesiyle evlenmek asla kendisine helâl olmaz." Kendileriyle zikredilen vecihlerden biriyle vatiy olunan kadın¬lar da bu hükme dâhildirler. Az önce geçtiği üzere... Kendilerine temas edilenler ve benzerleri de bu hükmün içindedir. Anneler kelimesi, süt anneleri de içine alır; nineleri aldığı gibi...

Üvey Kızlar

"Ve hücrelerinizde bulunan üvey kızlarınız," Üvey kızların nikâhlanması haram kılındı.  

Rabîbe

"Üvey kızlar" kelimesi, kelimesinin cemüdir. kelimesi, kişinin hanımının başka kocadan olan ço¬cuğuna denilir. Üvey evlâda denilmesi, kişinin kendi öz çocuğunu terbiye eder gibi onları da terbiye etmesi, beslemesi ve bakımını yapması gerektiği içindir. Çoğunlukla vezninin. manasınadır. Onun için buradaki, kelimesi,"terbiye edilmiş," demektir. Kelimenin sonundaki te (o) harfi ise kelimenin isme nakledilmesinden dolayı getirildi.

Hücre

İmam Fahreddin-i Razî (r.h,) Hazretleri buyurdular: "Hücreler," kelimesi, "hücre" kelimesinin cemiidir. "hücre" kelimesinde iki lügat vardır. lbni Sikkît (r.h.) buyurdular: "İnsanın himâyesi," kelimesinde olduğu gibi kesre; "Onun himâyesi" kelimesinde de olduğu gibi üstün ile varid oldu. Bu kelime aslında kişinin elbisesinde oyluklarının üzerinde toplanan kısımlar, demektir. "s'zin hücrelerinizde" kavl-i şerifinden murat, sizin terbiyenizde olanlar, demektir. Halk arasında; "Falanca kişi, falancanın himaye ve terbiyesindedir," denilir. Onun terbiyesinde olduğu zaman böyle söylenir.

Hücre Kelimesi

Bu istiarenin (hücre ve kucak kelimesinin terbiye manâsında kullanılmasının) sebebi, çünkü bir çocuğu terbiye eden herkes o çocuğu kendi kucağında oturtturur ve evinde bulundurur. Sonra hücre kelimesi yani kucağa oturtma kelimesi terbiye yerine kullanılmış oldu. Yine halk arasında; "Falanca kişi falan¬canın terbiye ve himâyesindedir," denilir.kelimesi, kelimesinden gelmektedir. Bu, koltuk, bağır ve yan manasınadır. Âlimlerin cumhuruna göre üvey kızla evlenmek için, terbiye için üvey kızı terbiye eden üvey babanın evinde bulunması şart değildir. Vasfiyet bu âyet-i kerimede galip geldi. Onlar (dul kadınlar) çoğunlukla büyük çocukları olduğu zaman nikahlanmazlar. Nikâh-landıkları zaman hep çocukları vardır. Böylece üvey babalar, üvey evlâtlarının terbiyesini üzerine almış olur ve onları terbiye ederler... Bundan dolayı burada, "Ve hücrelerinizde bulunan üvey kızlarınız," kavl-i şerifinde kelâm ga¬libe göre söylenildi, yoksa şart olarak değil... Yani üvey kızlarla evlenmenin haram olması için üvey kızların mutlaka üvey babaların evlerinde ve terbiyelerinde bulunmaları şart değildir... Şu kavl-i şerifte olduğu gibidir: "Bununla beraber siz mescidlerde itikâf hâlinde iken onlara mübaşerette bulunmayın! Zîrâ mescidin dışında itikâfa giren kişinin de itikâf halinde cinsel ilişkide bulunması haramdır. Evinin bir köşesinde itikâfa giren kadın gibi... İnsanlar çoğunlukla mescide itikâfa girdiği için burada böyle buyuruldu. Yoksa mescidin dışında da itikâfa giren kişinin mübaşerette bulunması yine haramdır...

Üvey Kızlar

"Kendileriyle zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan (olan üvey kızlarınız)" Kendileriyle zifafa girdiğiniz kadınların kızlarıyla evlenmek haramdır. Kendileriyle evlenmek haram olan üvey kızlar, anneleriyle zifafa girdiğiniz üvey kızlardır. 'en (harfi cerri) bir mahzûfa taalluk etmektedir. "üvey kızlarınız" kelimesinden hâl vaki oldu. "Kendileriyle dahil olduğunuz kadınlar" cümlesin¬den mûrad, kendileriyle kapalı kalmak, demektir. kavl-i şerifinin başındaki (J)be (harfi) tadiyet içindir. Bu kavl-i şerif, cimâ'dan kinayedir. Bu onların "üzerine bina etti," ve "Üzerlerine perde çekti," sözlerinde olduğu gibidir. Temas etmek, dokunmak ve benzerleri de dâhil olmanın hükmündedir. "Eğer olmadıysanız" Daha önce, "Onların anneleriyle zifafa girmediyseniz" Asla, "Size bir beis yoktur." Nikâh yapıp, kendilerine dâhil olmadığınız kadınlarından olan üvey kızları nikahlamanızda bir beis yoktur. Nikâh yapıp kendileriyle zifafa girmediğiniz annelerin veya zifaftan önce ölen kadınların kızlarıyla evlenebilirsiniz. Bu bir önceki kavli şerifte işar edilen manâyı tasrih etmektedir.

Gelinler

"Ve oğullarınızın halîleleri," Oğullarınızın zevceleri size haram kılındı. Burada erkeğin hanımına adı verildi. Çünkü. 1 - Kadınlar, kendi kocalarına helal olmaları, 2- Veya kocaları, onların mahalline hulul ettikleri için, 3- Denildi ki eşlerden her biri diğerinin izârının büründüğü için erkeklerin eşlerine halile ismi verildi. Oğulların zina ettiği kadınlar, onların yerlerine geçen, temas etmek ve benzeri hareketler de oğulların hanımlarının hükmüne girer. "Kendi sulbünüzden gelmiş (oğullarınızın)" Kendi sulbünde ve süt evlâtların dışında kalan evlâtlıkların hanımlarını bu hükmün dışına çıkartmak içindir. Çünkü bunlar ne kadar aşağıya inersen insin, sulbüyye olan evladların hükmündedirler. Dışarıdan evlatlık alınmış bir evlât hanımını boşarsa onu evlâtlık alan kişi, o hanımı nikahlayabilir. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin evlâdhğı olan Zeyd bin Ha-ris'de (r.a.) olduğu gibi... Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin halası, Abdulmuttalib'in Kızı Ümeyye'nin kızı Zeyneb binti Cahş el-Esediyye'yi Zeyd bin Harise (r.a.) Hazretlerinin boşamasından sonra nikahladı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Zeyd bin Harise (r.a.) Hazretle¬rini, kendisine evlâd edinmişti. Hatta müşrikler, onu bu şekilde ifâde ediyorlardı (Zeyd bin Muhammed diyorlardı.) Çünkü o dönemde evlâtlıklar, öz evlât olarak kabul ediliyor¬du. Bu hadise üzerine şu âyet-i kerimeler nazil oldu. "Muhammed sizin ricalinizden hiçbirinin babası değil ve lâkin Allah'ın Rasûlü ve peygamberlerin hâtemidir. Allah her şeye alîm bulunuyor. Allah, adam için, içinde iki kalb yapmamıştır ve kendilerin¬den zıhar yaptığın zevcelerinizi analarınız kiimamıştır, evlatlıkları¬nızı da oğullarınız kılmamiştır, o sizin ağzınızda lâfınizdır. Allah ise hakkı söylüyor ve doğru yola hidayet eyliyor. Onları babalan nâmına çağırınız! Allah yanında o daha doğrudur; eğer babalarını bilmiyorsanız dinde kardeşleriniz ve yaranınız (mevâliniz) dirler. Bununla beraber hata ettiklerinizde üzerinize bir günah yoktur ve lâkin kalplerinizin taammüd ettiğinde vardır. Hem Allah bir gafûr-rahîm bulunuyor.

İki Kız Kardeş

"Ve İki hemşire beynini cem'etmeniz..." İki kız kardeşin arasını nikâhta toplamak size haram kılındı. Câriye olarak değil. İki kız kardeşi câriye olarak satın alabilir. Ancak câriye olan iki kız kardeşle vatı etmek hususunda onlarda delâlet yoluyla bu hükmün altına girerler. Câriye olan iki kız kardeşten biriyle vatı edildiği zaman diğeri kendisine haram olur. Çünkü ikisi (iki kız kardeşi bir nikâhta toplamak ve iki kız kardeş olan cariyeler ile vatı etmenin) medarı birdir... "Ancak geçen geçti..." Istisnâ-i munkatı'dır. Yani, geçen şeylerden daha önce olanlardan dolayı müâhaza edilmezsiniz. "Ona Allah, gafurdur." Câhiliyet döneminde bunu yapanları bağışlar. Günahlarından tevbe eden, İslâm'da (Müslüman olarak) Rabbinin emirlerine itaat edenlere rahimdir. Dördüncü cüz tamam oldu Elhamdü lillah

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.