FANDOM


Mearic Nuh

2010 Kur'an Yılında Mersin Yenişehir Kaymakamlığı İlçe Müftülüğünün Dünyanın En Kapsamlı Kur'an Portali Projesidir.

Cin
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
Fransızca [1]
İngilizce Meali Pickthall)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
Au nom d'Allah, le Tout Miséricordieux, le Très Miséricordieux.
In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful
Haberiniz olsun ki biz Nuhu kavmına gönderdik, kavmını inzar et diye, gelmezden evvel onlara bir azâbı elîm
Nous avons envoyé Noé vers son peuple: «Avertis ton peuple, avant que leur vienne un châtiment douloureux».
Lo! We sent Noah unto his people (saying): Warn thy people ere the painful doom come unto them.
Dedi ki: ey kavmım! Haberiniz olsun ben size açık bir nezîrim
Il [leur] dit: «O mon peuple, je suis vraiment pour vous, un avertisseur clair,
He said: O my people! Lo! I am a plain warner unto you
Şöyle ki Allaha kulluk edin ve ona korunun ve bana itaat eyleyin
Adorez Allah, craignez-Le et obéissez-moi,
(Bidding you): Serve Allah and keep your duty unto Him and obey me,
[[يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَىٰ أَجَلٍ مُسَمًّى ۚ إِنَّ أَجَلَ اللَّهِ إِذَا جَاءَ لَا يُؤَخَّرُ ۖ لَوْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ]]
Günahlarınızdan size mağfiret buyursun ve sizi müsemma bir ecele kadar te'hîr eylesin, muhakkak ki Allahın takdir eylediği ecel gelince te'hîr olunmaz eğer bilseidiniz!
pour qu'Il vous pardonne vos péchés et qu'Il vous donne un délai jusqu'à un terme fixé. Mais quand vient le terme fixé par Allah, il ne saurait être différé si vous saviez!»
That He may forgive you somewhat of your sins and respite you to an appointed term. Lo! the term of Allah, when it cometh, cannot be delayed, if ye but knew.
Dedi ki ya rab! Ben kavmımı gece gündüz da'vet ettim
Il dit: «Seigneur! J'ai appelé mon peuple, nuit et jour.
He said: My Lord! Lo! I have called unto my people night and day
Fakat benim çağırmam onlara firardan başka bir şey artırmadı
Mais mon appel n'a fait qu'accroître leur fuite.
But all my calling doth but add to their repugnance;
[[وَإِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا]]
Ve ben onları mağfiret buyurman için her da'vet ettiğimde onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve esvablarına büründüler ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler
Et chaque fois que je les ai appelés pour que Tu leur pardonnes, ils ont mis leurs doigts dans leurs oreilles. se sont enveloppés de leurs vêtements, se sont entêtés et se sont montrés extrêmement orgueilleux.
And lo ! whenever I call unto them that Thou mayest pardon them they thrust their fingers in their ears and cover themselves with their garments and persist (in their refusal) and magnify themselves in pride.
Sonra ben onları yüksek sesle çağırdım
Ensuite, je les ai appelés ouvertement.
And lo! I have called unto them aloud,
Sonra hem i'lâm ederek söyledim onlara hem gizli gizli söyledim
Puis, je leur ai fait des proclamations publiques, et des confidences en secret.
And lo! I have made public proclamation unto them, and I have appealed to them in private.
Gelin dedim: rabbınızın mağfiretini isteyin, çünkü, o, mağfireti çok bir gaffardır
J'ai donc dit: «Implorez le pardon de votre Seigneur, car Il est grand Pardonneur,
And I have said: Seek pardon of your Lord Lo! He was ever Forgiving.
Bol hayır ile üzerinize semayı salsın
pour qu'Il vous envoie du ciel, des pluies abondantes,
He will let loose the sky for you in plenteous rain,
Ve size mallar ve oğullarla imdad eylesin, ve sizin için Cennetler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın
et qu'Il vous accorde beaucoup de biens et d'enfants, et vous donne des jardins et vous donne des rivières.
And will help you with wealth and sons, and will assign unto you Gardens and will assign unto you rivers.
Neye siz ummazsınız Allah için bir vakar
Qu'avez-vous à ne pas vénérer Allah comme il se doit,
What aileth you that ye hope not toward Allah for dignity
Yaratmış iken o sizi tavır tavır bu tavra kadar
alors qu'Il vous a créés par phases successives?
When He created you by (divers) stages?
Görmediniz mi nasıl yaratmış Allah yedi Semayı uygun tabaka tabaka?
N'avez-vous pas vu comment Allah a créé sept cieux superposés
See ye not how Allah hath created seven heavens in harmony,
Kameri kılmış içlerinde bir nur, güneşi de kılmış bir lâmba
et y a fait de la lune une lumière et du soleil une lampe?
And hath made the moon a light therein, and made the sun a lamp?
Ve Allah yetiştirdi sizi Arzdan nebat tarziyle
Et c'est Allah qui, de la terre, vous a fait croître comme des plantes,
And Allah hath caused you to grow as a growth from the earth,
Sonra sizi onda geri çevirecek ve çıkaracak sizi bir çıkarış daha
puis Il vous y fera retourner et vous en fera sortir véritablement.
And afterward He maketh you return thereto, and He will bring you forth again, a (new) forthbringing.
Ve Allah sizin için Arzı bir sergi yapmıştır
Et c'est Allah qui vous a fait de la terre un tapis,
And Allah hath made the earth a wide expanse for you
Gidesiniz diye ondan geniş geniş yollarda
pour que vous vous acheminiez par ses voies spacieuses».
That ye may thread the valley ways thereof.
Nuh dediki: yarab! Ma'lûmun onlar bana ısyan ettiler ve malı ve veledi kendisine hasardan başka bir şey arttırmıyan kimsenin ardınca gittiler
Noé dit: «Seigneur, ils m'ont désobéi et ils ont suivi celui dont les biens et les enfants n'ont fait qu'accroître la perte.
Noah said: My Lord! they have disobeyed me and followed one whose wealth and children increase him in naught save ruin;
Ve büyük büyük mekre giriştiler
Ils ont ourdi un immense stratagème,
And they have plotted a mighty plot,
Ve sakın ilâhlarınızı bırakmayın ve sakın bırakmayın ne Veddi, ne Suvâı, ne de Yeğûsü ve Ye'ûku ve Nesri dediler
et ils ont dit: «N'abandonnez jamais vos divinités et n'abandonnez jamais Wadd, Suwâ, Yaghhû, Ya'ûq et Nasr'.
And they have said: Forsake not your gods. Forsake not Wadd, nor Suwa, nor Yaghuth and Yauq and Nasr.
Ve çoğunu şaşırttılar, sen de zalimleri artırma ancak şaşkınlıkca artır
Elles [les idoles] ont déjà égaré plusieurs. Ne fais (Seigneur) croître les injustes qu'en égarement.
And they have led many astray, and Thou increasest the wrong doers in naught save error.
Bir çok hatîatlarından dolayı suya boğuldularda ateşe atıldılar ve kendilerine Allahın dûnünden yardımcılar bulamadılar
A cause de leurs fautes, ils ont été noyés, puis on les a fait entrer au Feu, et ils n'ont pas trouvé en dehors d'Allah, de secoureurs».
Because of their sins they were drowned, then made to enter a Fire. And they found they had no helpers in place of Allah.
Nuh demiştiki: yarab, bırakma yeryüzünde kâfirlerden bir deyyar
Et Noé dit: «Seigneur, ne laisse sur la terre aucun infidèle.
And Noah said: My Lord! Leave not one of the disbelievers in the land.
Zira sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarıyorlar, ve nankör facirden başka da doğurmuyorlar
Si Tu les laisses [en vie], ils égareront Tes serviteurs et n'engendreront que des pécheurs infidèles.
If Thou shouldst leave them, they will mislead Thy slaves and will beget none save lewd ingrates.
[[رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمِينَ إِلَّا تَبَارًا]]
Yarab! Mağfiret buyur bana, ve babama anama, mü'min olarak evime girene ve bütün mü'minîn, ve mü'minâta, zalimleri ise artırma ancak helâkça artır
Seigneur! Pardonne-moi, et à mes père et mère et à celui qui entre dans ma demeure croyant, ainsi qu'aux croyants et croyantes; et ne fais croître les injustes qu'en perdition».
My Lord! Forgive me and my parents and him who entereth my house believing, and believing men and believing women, and increase not the wrong doers in aught save ruin.
Nuh Suresi/NAKİLLER - Nuh Tefsiri/Hak Dini Kur'an Dili
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


Sure Formülleri