FANDOM


RÜ'YET-İ HİLAL - RU'YET-İ HİLAL

Hilalin görülmesi anlamına gelen ru'yet-i hilal, dinî bir kavram olarak, kameri ayların tespitinde ayın gözetlenmesi ve görülmesi anlamına gelmektedir.

Namaz vakitlerinin belirlenmesinde güneşin hareketleri; oruç, hac, zekat, fıtır sadakası, kurban gibi ibadetlerle bayram günlerinin tespitinde ise ayın hareketleri esas alınmaktadır. Bu ibadetlerin zamanlarının doğru olarak belirlenmesi, kameri aybaşlarını, özellikle Ramazan, Şevval ve Zilhicce aylarının ilk günlerinin doğru tespitine bağlıdır.

Kameri ayların tespitinde hilalin gözlenmesi önemlidir. Ancak günümüzde, atmosfer olayları ve gezegenlerin durumları çok ince bir şekilde hesaplanabildiğinden, ayların başlangıcı tam olarak tespit edilebilmektedir. Dinin özüne uygun olan da budur. Zira Yüce Allah; "... yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için aya konak yerleri düzenleyen O'dur." (Yûnus, 10/5); "Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir." (Rahmân 55/5) buyurmak suretiyle ayların hesapla tespit edilebileceğine işaret etmiştir.

Hz. Peygamberin, hilal görülünce oruç tutulması ve hilal görülünce bayram yapılması konusundaki tavsiyeleri (Buhari, Savm, 5; Müslim, Sıyam, 3-4), "Biz ümmî bir toplumuz; hesabı ve okuma yazmayı bilmeyiz. Ay kah şöyledir, kah böyledir. Yani bazen 29 çeker, bazen 30." (Buhari, Savm, 11, 13; Müslim, Sıyam, 15) hadisi ile birlikte değerlendirildiğinde, kameri aybaşlarının hesapla belirlenebileceği, o zamanki toplumun hesap bilmemesi ve o günün teknik imkânlarının yetersiz olması sebebiyle bu tavsiyede bulunduğu anlaşılacaktır.

Günümüzde ayın bütün hareket ve menzillerinin en ince teferruatına kadar bilinip kolaylıkla hesap edilebildiğinden, kameri ayların tespit ve ilanında astronomik verilere itibar edilmelidir. (İ.P.)


Hilal'in görülmesi. Hilal; ay'ın batı tarafında göründüğü sıradaki halidir. İkinci ve üçüncü günü ay'a da aynı isim verilir. "Rü'yet" görme anlamındadır. Rü'yet-i hilal de bu hilallerin izlenerek çıplak gözle görülmesi anlamında bir İslâm fıkıh terimidir.

Güneş ve ayın hareketleri bütün toplumlarda ay ve yıl hesapları için bir ölçüt olarak kabul edilmiştir. Kamerî takvim, ay ve yıl hesaplarında ayın hareketlerini esas alan takvimdir. İslâm dininin temel ibadetlerinden olan oruç ve hac ibadetlerinin vakitleri, ayın dünya etrafındaki dönüşlerine göre belirlenmiştir. Kur'ân'da şöyle buyurulmaktadır: "Sana hilalleri soruyorlar. De ki: Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir" (el-Bakara, 2/ 189).

Kameri aylar, hilalin batıda görülmesiyle başlar. Hilalin tekrar batıda görünmesi bazen yirmi dokuz bazen de otuz gün sürdüğünden, kameri ayın başlangıcını tesbit etmek ancak onu sürekli izlemekle mümkündür.

Ramazan orucuna başlamak ve orucu bitirmek Ramazan ve Şevvâl hilallerinin görülmesiyle olur. Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü hilal gözetlenir; şayet hava bulutlu ise veya hilal gözetlendiği halde görülmezse, Şaban ay'ı otuz güne tamamlanır ve Ramazana böyle başlanır. Kamerî aylardan genellikle yedisi yirmi dokuz, beşi otuz gündür. Hangi ayın yirmidokuz, hangisinin otuz gün olacağı astronomi bilginlerince dahi daha önceden tespit edilemediğinden, İslâm'ın bu iki temel ibadeti olan oruç ve Hacc'ın tam zamanında yapılabilmesi için hilalin her ay veya en azından Recep, Şaban, Ramazan, Şevval ve Zilhicce aylarında izlenmesi gerekmektedir. Hilali izleme, ibadete bir zemin hazırladığı için aynı zamanda bir ibadettir. Cenab-ı Allah'ın (O sayılı günler) Ramazan ay'ıdır. İnsanlar için bir (rehber ve) hidayet kaynağı olan Kur'an bu ayda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu ay'a erişirse (bu ay'ın hilalini görürse) oruç tutsun" (el-Bakara, 2/185) buyurması bu ibadetin başlangıcını belirlemiştir. Dolayısıyla hilalin rü'yeti ile yani görülmesiyle oruç ibadetine başlanır.

Hilal ile ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.s)'den bize intikal etmiş hadisler bir hayli çoktur. Ebu Hureyre (r.a), Peygamber Efendimiz (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu söyler: "Ramazan orucunuzu hilali gördüğünüzde tutun. Hilali gördüğünüzde açın. Şayet hava kapalı olursa (ay'ın tespitine engel olursa) otuza tamamlayınız" (Buhari, Savm, II; Müslim, Siyam, 19, H. No: 1081; Nesâî, Siyam, 9; Darimi, Sivam, 2; Ahmed b. Hanbel, II, 422).

Başka bir rivayette ise şöyle buyurur: "Hilali görmedikçe orucu tutmayın. Hilali görmedikçe orucu bozmayın. Hilali gördüğünüzde orucu açın. Şayet hava kapalı olursa (hilalin görülmesine engel olursa) otuz gün sayın" (Ahmed b. Hanbel, II, 430, 456).

Abdullah İbn Abbas (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Orucu Ramazan'dan önce tutmayın. Orucu hilali gördüğünüzde tutun. Hilali gördüğünüzde açın. Şayet hilalin görülmesine bulut engel olursa otuz günü tamamlayın" (Nesâî, Siyam, 13; Tirmizi, Siyam 5, H. No: 688).

Diğer bir rivayette: Abdullah İbn Abbâs der ki: Ramazan ayından önce oruca başlayanlara şaşarım. Halbuki Rasûlüllah (s.a.s) şöyle buyurdıı:

"Orucu hilali gördüğünüz de tutun ve hilali gördüğünüz zaman açın. Şayet hava kapalı olursa (hilali görmenize mani olursa) sayıyı otuza tamamlayın " (Nesâî, Siyâm, 12; Dârimî, Savm, 2; Ahmed b. Hanbel, I, 221; İmam Malik, Muvatta, Siyam, I, H. No: 3).

Abdullah bin Ömer (r.a)'den Rasûlüllah (s.a.s)'in Ramazan'ı anlatarak şöyle buyurduğu rivayet olunur: "Hilali görmedikçe orucu tutmayın. Hilali görmedikçe orucu açmayın. Şayet hava kapalı olursa (hilali görmenize mani olursa) görüldüğü gibi kabul edin " (Buharî, Savm, 11; Müslim, Siyam, 2, H. No: 1080; Nesâî, Siyam, 10, 11; Dârimî, Savm, 2; Muvatta, Siyam, I, H. No: I).

Hava bulutlu olduğu takdirde ise, Ramazan hilali bir âdil kişinin, Şevvâl hilali de iki âdil kişinin şahitliğiyle sabit olur.

Hilali gözleyen ve gördüğünü beyan eden kimsenin, âdil olması şarttır. İmam-ı Merginanî (Hilali gördüğünü söyleyen kimsede) mutlaka adâlet aranır. Zira İslâmi meselelerde, ibadet hususunda fâsıkın haberi makbul değildir. Tahavî'nin "ister âdil olsun, ister âdil olmasın" sözünün tevili mestur olması (âdil mi, değil mi bilinmemesi) halindedir" (İmam Merginanî, Şerhu Bidayetil-Mübtedi, Kahire 1965, I, 121) diyerek, önemli bir konuya işaret eder. Hilali tek başına gördüğünü iddia eden fasık bir kimse "Ulûl-emr" ve "kadı'ya" müracaat eder. Eğer mü'minlerin velayetine haiz olan bu kimseler hilali gördüğü hususundaki bu beyanını tasdik ederlerse mesele yoktur. Bu durumda bütün mü'minlerin oruca başlaması gerekir. Ancak âdil olan bir kimse hilali gördüğünü ilân ederse, kadı (hakim) tasdik etsin veya etmesin, bunu duyan kimselerin oruca başlamaları farzdır (Fetavay-ı Hindiyye, I,197-198). Çünkü Ramazan ayının girdiği, âdil bir kimsenin beyanıyla sabit olmuştur.

Ramazan orucunun başladığını tespit için tek kişinin hilali gördüğüne dair şahitliği, şu hadis-i şeriflere dayanılarak yeterli görülmüştür.

1- Nafi' Hz. Ömer'in oğlu Abdullah'ın şöyle söylediğini rivayet eder:

"İnsanlar hilali izliyorlardı. Ben Rasûlüllah (s.a.s)'e onu (hilali) gördüğümü haber verdim. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s) oruç tuttu ve insanlara orucu tutmalarını emretti" (Ebu Davud, Savm, 7, H. No: 2342; Dârimi, Savın, 3; Hâkim, el-Müstedrek, I, 423).

İkrime, Abdullah İbn Abbas'ın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Bir bedevî Rasûlüllah (s.a.s)'e geldi. "Ben hilali gördüm" dedi. Rasûlüllah, "Lailahe illallah Muhammedur-Rasûlüllah'a şahitlik eder misin?" dedi. Bedevi "Evet" dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz "Ey Bilal, insanlara bildir de yarın oruç tutsunlar" buyurdu (Tirmizi, Savm, 7, H. No: 691; İbn Mace, Savm, 6, H. No:1652; Ebu Davud, Savm, 14, H.No: 2340, 2341; Nesâî, Siyam, 8, H. No: 2115; Dârimî, Savm, 7; Hakim, Müstedrek,

Tirmizi, bu hadisi şerifi rivayet ettikten sonra şunları söylüyor: "İlim ehlinin çoğu bu hadisle amel ederek oruç tutmak için yalnız bir kişinin şahitliği de makbuldur demişlerdir. Nitekim İbnul Mübarek, Şâfiî, İmam Ahmed ve Küfe ehli bu görüştedir. Buna mukabil orucun bozulması için en az iki şahidin gerekli olduğunda ittifak vardır".

"Ramazan'ın bittiğini gösteren Şevvâl hilalini tesbitte iki şahid gereklidir" derken, şu hadislere dayanılmaktadır:

1- Rib'i İbn Haris, Peygamber Efendimizin sahabelerinden birinin şöyle buyurduğunu rivâyet eder: "İnsanlar Ramazan'ın son günü hakkında ihtilafa düşmüşlerdi. Bu sırada iki bedevî geldi ve "Dün akşam hilali gördük" diyerek Rasûlüllah (s.a.s)'in yanında Allah'a yemin edip şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s) insanların orucu bozmalarını emretti" (Ebu Davud, Savm, 13).

Bu ravilerden zikredilen ikinci bir rivayet şöyledir: "Rasûlüllah (s.a.s) Ramazan'ın otuzuncu gününü tamamlamak üzere ve oruçlu iken sabahleyin iki bedevi geldi. Allah'tan başka ilah olmadığına yemin ederek önceki akşam hilali gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s) emriyle oruca son verildi" (Dârekutnî, Siyam, 14).

Yine aynı ravilerden nakledilen üçüncü bir rivayet şöyledir: "Müslümanlar Ramazan'ın otuzuncu gününü tamamlamak üzere oruçlu iken sabahleyin iki bedevî geldi. Allah'tan başka ilah olmadığına ve dün hilali gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s)'in emriyle oruca son verildi" (İbn Hanbel, IV, 314).

Ebu Umeyr İbn Enes der ki: "Rasûlüllah (s.a.s)'in sahabilerinden olan Ensar kabilesine mensup amcalarım şu hadisi rivayet ederek dediler ki: Havanın elverişsizliği yüzünden Şevval ayının hilalini göremedik ve oruç tutuyorduk. Gündüzün geç vakitlerinde bir kafile geldi; dün hilali gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine (Rasûlüllah (s.a.s) insanların oruçlarını bozmalarını ve ertesi gün bayram namazına gitmelerini emretti" (İbn Mace, Siyam, 6 H. No: 1653; Nesâî, el-İdeyn, 21; Ahmed b. Hanbel, V, 87).

Hz. Enes (r.a)'den şu hadis-i şerif nakledilir: "Enes'in amcaları Rasûlüllah (s.a.s)'in huzurunda hilali gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s) insanlara oruçlarını bozmalarını ve ertesi gün bayram namazına gitmelerini emretti" (Ahmed b. Hanbel, III, 279).

Abdurrahman b. Ebi Leyla şöyle der: "Ömer (r.a)'le beraber bulunuyorduk. Ona bir adam gelip "Şevvâl hilalini gördüm" deyince Hz. Ömer (r.a) "Ey insanlar orucunuzu bozun" dedi" (Ahmed b. Hanbel, I, 28).

Her ne kadar Hz. Ömer (r.a)'den rivayet edilen bu haber tek kişinin şahitliği ile Ramazan orucunun bozulabileceğini ifade ediyorsa da, diğer hadislerde iki veya daha çok kişinin şahitliği beyan edildiği için, Ramazan orucunun sona erdiğine karar vermek üzere en az iki şahidin gerektiği hükmü verilmiştir. Bununla beraber, tek kişinin şahitliğini kabullenen alimler de vardır.

Hanefi mezhebine göre Ramazan hilalinin görülmesinde aranan şahit sayısı Şevval hilalinin görülmesinde aranandan farklı olduğu gibi, her iki ayda da havanın açık veya kapalı olması durumunda da aranan şahit sayıları değişmektedir:

A- Orucun başladığını bildiren Ramazan hilalinin görülmesinde gerekli olan şahit sayısı:

a) Havanın kapalı (bulutlu veyâ sisli) olması halinde Ramazan hilali için tek bir kişinin hilali gördüğüne dair şahitliği yeterlidir. Erkek veya kadın olması farksızdır. Ancak, şahidin müslüman, âdil, akıllı veya baliğ olması şarttır.

b) Havanın açık olması halinde iki görüş zikredilmiştir:

aa-Tercih edilen görüşe göre; haberleri zann-ı galib ifade edecek sayıda çok kişinin hilali gördüklerine dair şahitlik etmeleri gerekmektedir. Bu kişilerin sayılarını da tayin etmek Müslüman Ulul-emre (idareciye) bırakılmıştır.

bb-Diğer bir görüşe göre ise; iki âdil şahidin şehadeti yeterli sayılmıştır. Günümüzde bu görüşün alınmasını uygun görenler vardır.

B- Orucun (Ramazanın) bittiğini belirten Şevval hilalinin görülmesinde gerekli olan şahit sayısı:

a) Havanın kapalı olması halinde: âdil iki erkeğin veya bir erkek iki kadının hilali gördüklerine dair şahitlikleri yeterlidir. Şahitlerin müslüman, akıllı, baliğ, hür ve âdil olmaları şarttır.

b) Havanın açık olması halinde; yine iki görüş zikredilmiştir

aa-Tercih edilen görüşe göre, haberleri zann-ı galib ifade edecek sayıda şok kimsenin şahitlik etmeleri gerekir.

bb-Diğer bir görüşe göre ise, iki âdil şâhidin şahitliği yeterli sayılmaktadır. Bu zayıf görüştür (Hilal hakkında Hanefi mezhebinin görüşleri için bakınız: (Bedâyiü's-Sanâyi', II, 985, 989; Serahsi, el-Mebsut, Matbuatu's-Saade Kahire (t.y.), III, 139-140).

Şâfiî hukukçuları ihtilaf-ı metali, yanî boylam farkını gözönünde bulundururlar. Buna rağmen, onlara göre hilal doğuda görülürse onların batısında kalan bütün müslümanların bunlara uyması gerekir. Ama batıda görülürse doğudakileri bağlamaz. Aynı meridyen üzerinde olanlar da birbirlerine tabi olurlar. Diğer fıkıh ekollerine göre ise buna itibar edilmez. Dünyanın neresinde olursa olsun, hilalin görülmesi diğer yerler hakkında da geçerlidir. Hilâl bir yerde görüldüğünde diğer bütün müslümanların bayram yapmaları gerekir. Bu da İslam ümmeti arasındaki birliği sağlamaya daha uygundur.

Fukahânın büyük çoğunluğuna göre rasathane hesaplarına itibar edilmez. Hilalin görülmesi gerçekleşmediği takdirde önceki ayı otuza tamamlamakla kamerî ay başlar. Şâfiilerden bazı âlimlerle çok az sayıdaki hanefi âlimlere göre ise, rasathane hesaplarına da itibar edilir. Ancak yukarıda kaydettiğimiz bütün hadislerde hesap ile hilalin tespiti asla söz konusu edilmemiştir. Rasûlüllah (s.a.s)'den sahih senedlerle rivayet edilen bu hadislerde hilallerin sübutunu, hilalin gözle görülmesine bağlamaktadır.

Bu anlamda rivayet edilmiş bütün hadislerin hiçbirinde hesaba itibar edileceğine dair bir işaret mevcut değildir. Hatta Rasûlüllah (s.a.s) bir hadislerinde "Biz ümmî bir ümmetiz: yazı bilmez, hesap bilmeyiz" (Buhârî, Savm, 13; Müslim, Siyam, 15; Ebû Davûd, Savm, 4) buyurarak hesaba itibar edilmeyeceğini kesin olarak belirtmiştir. Sahabenin ittifakı da hesap üzere değil, rü'yet üzere olmuştur.

İslâm dini, belli bir zümrenin değil, her sınıf ve milletten insanların dinidir. Hilalin gözle gözetlenmesi havâs-avâm herkesin imkanı dahilinde olan bir husustur. Hesap esas alındığı takdirde ancak bu işten anlayanlar tahkiki bir bilgiye dayanarak hilali tesbit edebilirler. Genel halk tabakası ile bu işten anlamayanlar onları taklit etmek zorunda kalırlar. Tahkiki bir bilgiye dayanarak bütün müslümanların Ramazan orucuna başlamaları ve bayram yapmaları mümkün olmaz. Bununla beraber rü'yeti esas alan âlimlerden bir kısmı, hilalin hesapla kesin olarak tesbit edilebileceğini de kabul etmezler.

Gözle görmenin esas olduğunu söyleyen âlimlerin bir kısmı, hesapla hilalin tespitini, müneccim ve kâhinlerin sözlerini kabul etme ile aynı durumda görür ve bu gibilerin sözlerine itimat etmenin İslâm'da yasaklandığını ifade ederler.

Hanefilerin bu husustaki genel görüşleri ise şöyledir: Astronomi âlimlerinin ayın hareketlerini esas alarak yaptıkları hesaplara itibar edilerek Ramazan ayının girdiği ilan edilemez. İbn Abidin şöyle der: "Muvakkitlerin (zamanı hesaplayan uzmanların) sözüne itibar yoktur. Yani halka oruç farz olmak için, onların sözü delil olmaz. Müneccimlerin hesabı ile amel etmek caiz değildir. Muvakkitlerin, filân gecede hilâl gök yüzünde şöyle görülecektir demeleri ile oruç tutulmaz." Fetavay-ı Hindiyye'de "Hilal meselesinde müneccimlerin haberlerine müracaat edilmeyeceği gibi; geçerli olan görüşe göre, onların sözleri de kabul edilemez. Hatta bir müneccimin bu hususta yaptığı hesapla, kendisinin amel etmesi caiz değildir" denilmektedir (Fetavay-ı Hindiyye, I, 197).

Meselenin özü şudur: İslâm bilginleri, astronomi ilminin sonuçlarını inkâr noktasında değildir. Ancak hilalin gözlenmesi, nassla sabit olan bir ameldir. Nitekim Hanefî fukahası bunun vacib olduğunda ittifak etmiştir. İlmin ilerlemiş olması her hangi bir vacibi ortadan kaldırmaz. Kaldı ki; gözle görmenin kalbe vereceği rahatlıkla, takvim yaprağına bakmak arasında büyük bir fark vardır.

Çoğunluğun katıldığı sahih görüşe göre müneccimlerin ve astronomî bilginlerinin bu husustaki sözlerine itibar edilmez. Çünkü hesaplar kesin olsalar da bunları yapanlar hatadan masum değildirler. Nitekim memleketlerin takvimlerinin birbirinden farklı oluşu da bunu göstermektedir. Diğer yandan, hesaplara göre kamerî aylar mutlaka otuz veya yirmi dokuz değildir. Sürekli değişkendir. Bir yıl otuz gün süren bir ay, ertesi yıl yirmi dokuz olabilir. Allah Teâlâ, kullarına kolaylık olması için orucun yirmi dokuz olacağını Peygamberi vasıtasıyla bizlere bildirmiştir. Abdullah İbn Ömer (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu ifade ediyor: "Ayın yirmi dokuzuncu gecesi olunca hilali görmeden orucu açmayın. Şayet hava kapalı olursa (görmenize mani olursa) sayıyı otuza tamamlayın" (Buhârî, Savm, 11).

Abdullah (r.a)'dan nakledilen diğer bir rivayette şöyle der: "Rasûlüllah (s.a.s) Ramazan'dan bahsetti. İki elini birbirine vurarak; Bir ay şöyle şöyle ve şöyledir dedi. Üçüncü defasında baş parmağını kapattı ve şöyle buyurdu: "Orucu hilali gördüğünüzde tutun ve hilali gördüğünüzde açın. Şayet hava kapalı olursa (size engel olursa) ayı otuza göre takdir edin " (Müslim, Siyam, 2, H. No: 1080).

Abdullah'dan nakledilen diğer bir rivayet ise şöyle varid olmuştur: "Bir ay yirmi dokuz olur. Hilali görmeden orucu tutmayın ve hilali görmedikçe orucu açmayın. Şayet hava kapalı olursa (görmenize engel olursa) onu takdir edin" (Müslim, Siyam, 3 (7), H. No: 1080; Ebu Davud, Savm, IV, H. No: 2320; Dârimî, Savm, V; İmam Malik, Muvatta, Siyam, I). Bu hadis-i şerif'te zikredilen "onu takdir edin" ifadesinden neyin kastedildiği hususunda alimler arasında görüş farklılıkları vardır.

a) İmam Mâlik, İmam Şâfiî, İmam Ebu Hanife, Selef ve Halefden Cumhur-u Ulema diğer hadisleri delil göstererek bunun manasının "Şayet hilali göremezseniz ay'ı tam sayı olan otuza göre takdir edin" olduğunu söylemişlerdir.

b) İmam Ahmed İbn Hanbel ise "şayet hilali göremezseniz onun bulut altında olduğunu takdir edin" manasını ifade ettiğini bildirmiş ve ayın yirmi dokuzunda hava açık olur da hilal görülmezse, otuza tamamlanacağını; buna mukabil, hava bulutlu veya sisli olur da görülmezse, hilalin var sayılacağını ve o ay'ın yirmi dokuz kabul edileceğini söylemiştir.

c) İbn Şureyh, İbn Kuteybe gibi bir kısım âlimler ise buradaki "onu takdir edin" ifadesinden "Şayet hilali görmezseniz, astronomik hesaplara göre onu takdir edin" anlamının kastedildiğini ileri sürmüşler, ancak bu görüşleri âlimler tarafından kabul görmemiştir. Çünkü diğer bir rivayette "... Şayet hilali görmenize hava durumu mani olursa ay'ın sayısını otuz güne takdir edin" diye varid olmuştur (Buhârî, Şerh Umdetul-Kari, Muniriye matbaası, Mısır baskısı, X, 201; Müslim, Şerhi Nevevî, VII, 190).

Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Ramazan ayının başlangıç ve bitiş tarihlerinin tesbitinde başvurulacak yol, hilale bakmaktır. Hilal görülmediği takdirdedir ki birinci görüşe göre bu ayın otuz olduğu takdir edilecek; ikinci görüşe göre ise astronomik hesapların takdirine başvurulacaktır. Bu son görüşün kabule şayan olmadığı belirtilmiştir.

Abdullah İbn Ömer (r.a) Rasûlüllah (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Allah hilalleri, vakitleri bildiren vasıtalar kıldı. Hilali gördüğünüzde orucu tutun; hilali gördüğünüzde orucu açın. Şayet hava kapalı olursa (buna mani olursa) takdire çalışın ve bilin ki bir kameri ay otuz günden fazla olamaz” (Hakim, Müstedrek, I, 423).

Rü'yeti esas alanlar, şahitlerin yalan şahitlik etme ihtimali üzerinde de durarak, bunun mümkün olduğunu kabul eder ve derler ki: Şeriat zâhir ölçüleri esas almıştır. Her şahitlik hakkında bu durum söz konusudur. Bâtını ancak Allah bilir (İbn Abidin, a.g.e., s. 214). Bu ihtimali hesaba katan Hz. Peygamber (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

"Orucunuz, oruç tuttuğunuz gündür. Fıtır bayramınız, bayram yaptığınız gündür. Kurban bayramınız da bayram yaptığınız gündür" (Tirmizi, Savm, 11).

Hesaba itibar edileceğini söyleyenlerin delilleri:

Peygamber (s.a.s)'in "Biz ümmî bir ümmetiz: yazı bilmez, hesap bilmeyiz"şeklindeki hadisi o günkü bir vakıayı dile getirmektedir. Peygamber (s.a.s) İslâm ümmetinin bu hal üzere devam edeceğini söylemiyor. Hesaba başvurmanın müneccimlik ve kahinlikle de bir ilgisi yoktur. Kâhinler, yıldızların hareketlerinden fert ve toplumun geleceği hakkında mana çıkarır, kehânetlerde bulunurlar. Oysa rasathane hesapları bir ilimdir, ilmî usullerle neticeye varır.

Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de güneş, ay ve yıldızların belli ölçüler dahilinde hareket ettiklerini, kâinatın tamamına bir nizamın hakim bulunduğunu ve bu nizama bir değişikliğin arız olmadığını haber vermektedir. Astronomi ile meşgul olanlar, hassas aletlerle donatılmış rasathanelerde bu hareketleri hesap ederler. Hilalin hesapla tespiti müslümanlar arasında birliği sağlar. Böylece müslümanlar aynı günde oruca başlama ve aynı günde bayram yapma imkanına kavuşmuş olurlar.

Hesaba itibar edilmesini savunan âlimler, yukarıdaki delillerine ek olarak, orucun da namaz gibi bir ibadet olduğunu, namaz vakitlerini tespit ederken nasıl hesaba itibar ediliyorsa, oruç konusunda da hesaba itibar edilmesi gerektiğini söylerler.

Şâfiî âlimlerden İman Sübkî, hesaba itibar etmenin ötesinde hesabın esas alınması gerektiğini savunur. Ona göre şahitler, hilâli gördüklerine dair şahitlik etseler, hesap ehli de o gün görülmeyeceğini söyleseler, hesap ehlinin görüşüyle amel edilir. Çünkü hesap, kesindir, şahitlerin şahitliği ise zannîdir (Sübkî, İlmul-Menşur fi İsbati'ş-Şuhür, Mısır 1329, s. 26). Aynı mezhebe bağlı İbnu'l-Hacer ise, bu durumda hesaba uyabilmek için hesap uzmanlarının ittifakını şart koşar (İbn Abidin, a.g.e., s. 227).

Bu görüşte olan âlimler, her hesap uzmanına güvenilemeyeceğini, vereceği bilgiye dinî bir ibadet dayandırılacağından mü'min ve âdil olması gerektiğini belirtirler (Muhammed Bahît, İrşâdu Ehlil-Mille ila İsbatil-Ehille, Mısır 1329, s. 271).

Meselenin özü şudur: Bir kimse, Şevval hilalini gördüğünü veliyyülemr veya kadı'ya müracaat ederek beyan ederse, onlar tasdik ettiği anda Ramazan bayramı ilân olunmuş demektir. Laik olan (yani din ile devlet işlerini ayrı mütalaa eden) devletler Ramazan-ı Şerif ayının başlangıcını ve bayramını ilân etme hakkına sahip değildirler. Zira bu dini (İslâmî) bir meseledir. Onların bu konuda velayet hakkı yoktur. Velev ki ilân etseler dahi, hükmen geçerli değildir. Zira velayet hakkı bey'at sonucu ortaya çıkar. Halbuki laik devlet, hangi dinden olursa olsun, bütün vatandaşları eşit kabul etmek durumundadır. Nasıl yahudilerin ve hristiyanların bayram günlerini ilân etmiyorsa, müslümanların bayram günlerini de ilân edemez. Ettiği takdirde, vatandaşlar arasında eşitliği bozmuş ve din istismarı yapmış olur.

Son yıllarda rü'yet-i hilâl konusunda, farklı siyasî coğrafyalarda bulunan müslümanlar arasında bir ihtilaf görülmektedir. Bunun giderilmesi için rüyet-i hilâl toplantıları yapılmış ve bazı kararlar alınmıştır. Fakat pratikte bu kararların hiç bir faydası olmadığı müşahade edilmektedir. Müslümanlar yine ayrı ayrı günlerde Ramazan orucuna başlamakta ve farklı günlerde bayram etmektedirler. Bunun sebebini Kemalüddin İbnül-Hümam'ın şu tespitinde bulmak mümkündür: "Müslümanların kendi içlerinden bir emir seçmelerinin sebebi; İslâm'ın emirlerini (ve hükümlerini) hakkı ile eda etmek içindir" (Kemalüddin İbnül-Hümâm, Kitabû'l Müsayere, İstanbul 1979, 265) O, bu ifade ile siyasi şuurun temelini tespit etmiştir. Mü'minlerin kendi içlerinden seçtikleri bir emire itaat etmeleri, nassla emrolunmuştur. Günümüzde bu mahiyette bir emir sahibi bulunmadığı için rüyet-i hilal konusundaki ihtilaflar devam edecektir. Mükellef olan her mü'min, bu durumu iyi düşünüp tağutî güçlerin din istismarı karşısında direnmelidir. Tağutî güçleri reddetmenin bir iman meselesi olduğu asla unutulmamalıdır.

Şamil İA


Ramazan Ayının Başı ve Sonunun Tesbiti*

Soru: 1- Rü'yet-i hilâl ne demektir, bunun dinî hayatımızdaki yeri nedir?

Cevap:

'''Rü'yet-i hilâl''', yeni ayın görülmesi demektir. Hz. Peygamber (sav.) bir hadîs-i şeriflerinde "Biz ümmî bir ümmetiz; yazma ve hesaplama bilmeyiz, ay şu kadar ve şu kadardır; yani ya yirmi dokuz, yahut da otuz gün çeker" (Buhârî, Savm, 13) bir başka hadîsinde de "ayı gördüğünüz için oruca başlayın, ayı gördüğünüz için bayram ediniz; eğer -bir engel yüzünden- ay görülmezse Şaban ayını otuza tamamlayın (bundan sonraki gün oruca başlayın) buyurmuştur. (Buhârî, Savm. 11) Rü'yet, görmek demektir. Peygamberimiz (sav) oruca başlayıp bitirmeyi ayın görülmesine bağladıkları için "rü'yet-i hilâl" oruç ibadetinin başlangıç ve bitişini gösteren işaret ve zaman ölçüsü olmuştur. Görmek (rü'yet) hakiki ve hükmî diye ikiye ayrılır. Batı ufkunda bir engel (bulut, sis vb. ) bulunmadığı için gözle veya alet ile görmek "hakikî olarak görmektir". Ufukta bulut vb. bir engel bulunduğu için önceki ayı otuza tamamlayarak oruca başlamak; yani hilâlin görülebilir olmasını görme yerine koymak ise "hükmî olarak görmektir." Rasulullah (sav), ümmetinin ilk çağını (bu çağda okuma-yazma ve hesaplama bilgisinin yaygın olmadığını) gözönüne alarak herkesin, her şart içinde anlayıp uygulayabileceği basit ölçüler vermiştir. "Biz okuma ve hesap yapma bilmeyen ümmî bir ümmetiz" sözü o günkü durumu ifade etmektedir. Bu söz "devamlı olarak müslümanların yazma ve hesaplama bilmez bir toplum olacağı" şeklinde yorumlanamaz; çünkü vakıa bunun aksini göstermektedir. Buna göre ümmet içinde okuyup yazma ve hesap bilgisi gelişir ve yaygınlaşırsa "doğrudan görme" yerine, "ayın görülebileceği yer ve zamanları ilim ve hesap ile tesbit ederek önceden ilân etme" görme yerine geçer mi? Sorusu ortaya çıkmaktadır. Bu soruya birçok âlim gibi bizim de vereceğimiz cevap müsbettir; aslında hükmî rü'yet hadîs ile sabittir; bu da mahiyeti itibariyle hükmî rü'yettir; çünkü ilim ve hesap ile tesbit edilen husus, hilâlin ne zaman, nerede- bir engel olmaz ise- görülebileceğinden ibarettir.

Soru: 2- Türkiye'de yetkili olarak kabul edilen mercilerin, Ramazan'ın başlangıcı hakkında, önceden hazırlanmış takvimlere dayalı tesbitleri kabul edilebilir mi? Niçin?

Cevap: Türkiye'de yetkili olarak kabul edilen merciler Kandilli Rasathanesi ile Diyanet İşleri Başkanlığı'dır. Bir kanunla, kamerî aybaşlarının tesbiti görevi rasathaneye verilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı da burada tesbit edilen aybaşlarını ilân etmektedir.

Bu hususu tesbit ettikten sonra sualinize vereceğim cevap "evet, kabul edilebilir" şeklinde olacaktır. Çünkü:

a) Rasathanenin kurucusu Fatin Hoca aynı zamanda bir İslâm âlimidir. Bu zat, kamerî aybaşlarını tesbit ederken astronomiyi şer'i ölçülere tâbî kılan prensipler vazetmiş, bu prensipler geliştirilerek bugüne kadar rasathanece uygulanmıştır. Astronomiye göre ay ile güneşin aynı zamanda batmaya başladıkları zamana içtima (kavuşum) zamanı denilmekte ve kamerî ay, bir kavuşumdan diğerine kadar sürüp tamamlanmaktadır. Dine göre kavuşum zamanını ve onu takip eden günü, aybaşı olarak kabul etmek mümkün değildir. Çünkü kavuşum günü ayın görülmesi imkânsızdır. Kavuşumu takip eden günün akşamında da her zaman ay görülmez. Dine göre aybaşı, ayın gözle görülmesinin mümkün hale geldiği akşamı takip eden gündür. İşte Fatin Hoca, kamerî aybaşlarını kavuşuma göre değil, ayın görülebilir hale gelmesine göre ayarlamış, hesaplarını buna göre yapmıştır; yani Hoca'nın koyduğu prensip, hükmî rü'yete uygun bulunmaktadır ve bu durumda, bir engel bulunmadığı takdirde hakikî rü'yet de gerçekleşebilmektedir.

b) Diyanet İşleri Başkanlığı 1974 yılında, rasathane, İ.Ü Fen Fakültesi ve Harita Genel Müdürlüğü yetkilileri ile seri toplantılar düzenlemiş, bu toplantılarda, İslâm dünyasında dinî günlerin başı ve sonu konusunda meydana gelen ihtilafı ve farkı ortadan kaldıracak tedbirleri tesbit etmiştir. Bu cümleden olarak, Fatin Hoca'nın, ayın ilk görüleceği, en Batı'daki yer olarak tesbit ettiği Fas'taki bir tepe terkedilmiş, bunun yerine dünyanın neresinde olursa olsun Ramazan hilâlinin ilk görülebileceği yer esası getirilmiştir. Bundan önce hiçbir yerde hilâlin görülmesi mümkün olmayacağına göre hiçbir yerde Ramazan ve bayram daha önce başlamayacaktır. Sonra başlamamasını önlemek üzere de fukahâ çoğunluğunun kabul ettikleri "ihtilaf-ı metâli'a itibar etmeme" hükmü benimsenmiştir. Bundan maksat, İslâm dünyasının bir yerinde hilâl görülünce, başka yerde -Doğu'dan Batı'ya farklı bölgelerde- hilâl görülsün, görülmesin Ramazan ve bayramın başlamasının gerekli bulunduğu hükmüdür. 1978 Yılında İstanbul'da toplanan İslâm Milletleri-arası Rü'yet-i Hilâl Konferansı da bu hüküm ve kararı benimsemiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı takvimini bu esaslara göre yapmakta, dinî gün ve bayramları buna göre ilân etmektedir. Bu usul ilme ve dine uygun bulunduğu için muteberdir ve kabul edilebilir niteliktedir.

Soru: 3- Bu konuda, şu ana kadar niçin bir görüş birliğine varılamamıştır?

Cevap:

Bunun sebebi, 1978 yılında İstanbul'da yapılan "Kamerî Aybaşlarını Tesbit Konferansı" kararlarına, altında imzası bulunan birkaç ülkenin uymamasıdır. 27-30/11/1978 tarihinde, ondokuz ülke ve üç kuruluştan kırkbir delegenin iştiraki ile yapılan bu konferansta, astronomi ve din bilginleri ayrı ve beraber toplantılar, tartışma ve müzakereler yapmışlar, sonunda ittifakla şu maddeleri de ihtiva eden kararlar almışlardır:

a) İster çıplak gözle, ister modern ilmin rasat metodlarıyle olsun, aslolan ayın görülmesidir. (rü'yet-i hilâldir).

b) Astronomların hesapla tesbit ettikleri kamerî aybaşlarına dinen itibar edilebilmesi için onların, bu tesbitlerini, hilâlin, güneş battıktan sonra -görüşü engelleyen manilerin bulunmaması halinde- gözle görülebilecek şekilde, ufukta fiilen mevcut olması esasına dayandırmaları gerekir ki, bu da "hükmi rü'yet" denilen görmedir..

c) Hilâlin rü'yet edilebilmesi için belli bir yer şart değildir. Yeryüzünün herhangi bir bölgesinde hilâlin görülmesi mümkün olursa, buna dayanılarak ayın başladığına hükmetmek doğru olur. İslâm dünyasında dinî birlik ve beraberliği sağlayabilmek için rü'yetin ilânı Mekke-i Mükerreme'de kurulacak rasathane tarafından yapılmalıdır. Müteakıp maddede müşterek takvim hazırlanması kararlaştırılmıştır, bunun için de Türkiye, Tunus, Cezayir, Suudi Arabistan, Irak, Katar, Kuveyt ve Mısır'dan seçilen üyelerin teşkil ettiği takvim komisyonunun peryodik olarak toplanıp çalışması karara bağlanmıştır. Hem ilme, hem de dine uygun bulunan bu karara, başta Suudi Arabistan olmak üzere birkaç ülke ısrarla uymamaktadır. Uzun çalışmalardan sonra elde edilen birlik, bazı ülkeler tarafından -makul bir gerekçe göstermeden- fiilen ihlâl edilmektedir. Bunlara sorulduğu zaman "biz rü'yete göre hareket ediyoruz" cevabını vermektedirler. "Yukarıda sözü edilen karar da rü'yeti esas almıştır, bundan önce herhangi bir yerde ayın görülmesi mümkün değildir" denildiği zaman, "biz onu bunu bilmeyiz, bizde bir müslüman ayı gördüm diye mahkemeye başvurursa hakim bunu kabul etmek ve aybaşının geldiğine hükmetmek durumundadır, biz de hakimin kararına uyarız" cevabını vermektedir. Öyle anlaşılıyor ki, yönetime dokunmadığı için böyle bir uygulama ve karara uyarak "şeriati uygulamış görünmek" bu ülkelerin işine gelmektedir.

Soru: 4- Başka bir ülkede görülmesi, Türkiye'de yaşayan müslümanları ne kadar ilgilendirmektedir?

Cevap:

Alınan karara uyulsa idi yeryüzünde ayın ilk görülebileceği yer tek olduğu için bütün İslâm dünyası aynı gün oruca başlayacak, aynı gün bayram yapacak idi. Bu karara uymayanlar tefrikaya sebep olmaktadırlar. Türkiye'de yaşayan müslümanlar Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ilânına uymalı ve hiç değilse karara uyan ülkeler ile birlikte Türkiye'de birlik sağlanmalıdır. Ramazanı ve bayramı daha önce ilân eden ülkelere uyulmamalıdır. Çünkü:

a) İslâm, ilmin kesin olarak olmaz dediğine olur, imkânsız dediğine mümkün demez. Tesbit edilen prensiplere göre konferans kararlarına uygun aybaşı ilânından önce ayın görülmesi ilmen imkânsızdır. Fiilen de görülmüş değildir. Birlikte yapılan gözlemler bu sonucu doğrulamaktadır.

b) Hanefîlere göre hava açık olunca ayı, bir iki kişi değil, insana kanaat verecek bir topluluğun görmesi gerekir. Halbuki Hanbelî ve Şafiî mezheblerinde bir iki kişinin gördüm demesi yeterli olmaktadır. Türkiye'de yaşayan müslümanların çoğu Hanefîdir, açık havada bir iki kişinin ayı gördüm demesine rağmen diğer insanların görmemiş olması, Hanefîlere göre "rü'yetin sabit olmadığını"gösterir.

c) Kendi ülke ve bölgesinde ay görülmediği için oruca başlamayan veya bayram yapmayan müslüman günah işlemiş olmaz; çünkü birçok müctehid bölgeler arasında gün farkının bulunabileceği ve her bölgenin kendi rü'yetini esas alması gerektiğini savunmuşlardır. Farklı günde oruç ve bayram bu ictihada uygun düşer ve buna uyan müslümana "sen günah işledin" denemez. Fakat müslümanlar arasına tefrika sokan, onları din ve ibadet konusunda şüpheye düşüren, başkaları oruç tutarken oruç bozup bayram yapan, camilerde bayram namazı kılmaya kalkışan.. kimselere "sen fitne çıkarıyor, günah işliyorsun" denilebilir. Hedef İslâm dünyasında birliği sağlamak olmalı, bu hedefe ulaşıncaya kadar da her ülke kendi içinde birliğe riayet etmelidir. Birlik bu kadar önemli olmasa idi İslâm buna o kadar önem vermez, birliği sağlamak için bölge farkına itibar etmeden bir günde oruca girilmesi ve bayram yapılması hükmünü getirmezdi.

d) Namaz vakitleri de Kitab ve Sünnet'te güneşin hareketine, ışık ve gölge durumlarına bağlanmıştır. Fecir, zeval, gölgenin -eşyaya nisbetle- bir veya iki misli olması, güneşin batması, şafak namaz vakitlerini gösteren alâmetlerdir. Bu gün hemen bütün müslümanlar namazlarını, bu alâmetleri gözleyip tesbit ederek değil, takvime bakarak, ezanı dinleyerek kılmaktadırlar. Müezzinler de ezanlarını takvime bakarak okumaktadırlar. Güneşin hareketini ve buna göre ışık ve gölge durumunu hesap ederek takvim yapmak ile ayın hareketini hesap ederek aybaşı takvimi yapmak arasında ilmî ve şer'i bakımdan bir fark yoktur. Oruçlarımızı açarken de yine takvimlere bakmakta, güneşin batışını buradan öğrenmekteyiz. Şu halde çifte standardı terk edip, mûteber takvimlere ve ilânlara uymak en çıkar ve tutarlı yol olmaktadır.


İçtima: Ay, Dünya etrafında belirli bir yörünge üzerinde dolanmakta ve her dolanımında bir kez güneş ile aynı doğrultuya gelmektedir. Sırasıyla Dünya, Ay ve Güneş üçlüsünün aynı doğrultuya geldiği bu ana “İçtima” veya “Kavuşma” denir ki, bu Astronomik aybaşının başlangıcıdır. İçtima anında Ay’ın karanlık yüzü dünyaya dönük olduğundan, Hilâl’in dünyanın hiç bir yerinden görülmesi ilmen mümkün değildir.

Ru’yet: Hilalin içtima durumundan çıkıp, görülebilir bir parlaklığa ulaşabilmesi için, Ay’ın içtima doğrultusundan en az 8 derece ayrılması (bu süre 12 ile 16 saat arasında değişmektedir) ve güneş battığı anda hilalin ufuk yüksekliğinin en az 5 derece olması gerekmektedir ki bu, Hilal’in görülebilme olayı Kameri Aybaşı’nın başlangıcıdır.

Buna göre Ramazan Ayı’nın başlangıcı, İçtima anı değil, Rüyet halidir. Diyanet İşleri Başkanlığının hazırladığı takvimler de Hilal’in Rüyet’ine göredir. Doğrusu da budur.


Konuyla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığının açıklaması ve verdiği örnek şöyledir:


30 Ağustos 2008 Cumartesi günü Türkiye saatiyle 21.59 da Kavuşum (İctima), 31 Ağustos Pazar günü Türkiye saatiyle 12.31 de Ru’yet olacak ve hilal ilk defa Avustralya’nın batısından itibaren görünmeye başlayacaktır. Cumartesi günü Ankara’da ay güneşten 18 dk, Mekke’de 17 dk. önce batacağı ve her iki şehrin ufuk çizgilerinin altında bulunacağından kesinlikle görülemeyecektir. Pazar günü ise ay; Ankara’da 8 dk. Mekke’de 20 dk. sonra batacak olmasına ve Ankara’da 0 derece 59 dakika, Mekke’de ise 3 derece 51 dakika ufuk çizgisinin üstünde olmasına rağmen güneş ışınlarının kuvveti sebebiyle görülemeyecektir. Kavuşumu esas alan bazı İslam ülkelerindeki Müslümanlar 31 Ağustos Pazar günü, Peygamberimiz (asv)'in uygulamasını esas alıp Ru’yeti, yani hilalin görülmesini takip eden günü Kameri aybaşı kabul eden Türkiye gibi diğer İslam ülkelerindeki Müslümanlar ise 1 Eylül Pazartesi günü oruç tutmaya başlayacaklardır. Başkanlığımızın Ru’yeti Hilal Konferansı Kararları’na uygun olan Kameri ay başlangıcının tespiti ve uygulaması hakkında, vatandaşlarımızın hiçbir tereddüdü olmamalıdır.

Konuyla ilgili yapılan konferans


İslam ülkeleri arasında olan bu ihtilafı çözümü amacıyla Başkanlığımızın, 1978 yılında 20 Müslüman ülkenin katılımıyla İstanbul’da Ru’yet-i Hilâl Konferansı düzenlediği kamuoyunun malumudur.

Söz konusu bu konferansta alınan kararların üçüncü maddesine göre;

a) İçtima’dan (kavuşum) sonra Ay ile Güneş’in açısal uzaklığı 8 dereceden az olmamalıdır. Bilindiği üzere Ru’yet, 7 ile 8 dereceler arasında başlamaktadır. 8 derecenin esas alınmasında, ihtiyat bakımından görüş birliğine varılmıştır.

b) Güneş’in batışı anında Ay’ın ufuktan yüksekliğinin açısal değeri, 5 dereceden az olmamalıdır.

Sadece bu esasa göre normal durumlarda Hilâl’in çıplak gözle görülebilmesi mümkündür. Başkanlığımızca hazırlanan takvimlerde de bu kararlar esas alınmaktadır.

Alınan bu kararlara rağmen, Hilâlin Ru’yetine değil de içtimaına itibar edilmesi nedeniyle, geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da bazı İslâm ülkeleri bir gün önce oruca başlayıp, bir gün önce bayram yapacaklardır.

Bunun dini ve ilmi hiç bir dayanağı yoktur ve yukarıda bahsedilen kararlara da aykırıdır.

Ramazan Hilali: 18 Aralık 1998 Cuma günü Greenwich saatiyle 22 43 (Türkiye saatiyle 19 Aralık Cumartesi günü 00 43, Suudi Arabistan saatiyle 01 43) de içtima, 19 Aralık 1998 Cumartesi günü Greenwich saatiyle 13 34 (Türkiye saatiyle 15 34, Suudi Arabistan saatiyle 16 34) de ru’yet olacak ve hilal ilk defa Türkiye ve Suudi Arabistan’ın doğusundan itibaren görülmeye başlayacaktır.

Ramazan ayının içtiması Greenwich’e göre 18 Aralık Cuma, ru’yeti ise 19 Aralık Cumartesi gibi ayrı ayrı günlere rastladığı için içtima’yı esas alıp bu takip eden günü de kameri aybaşı kabul eden bazı İslâm ülkeleri Ramazan ayına 19 Aralık Cumartesi günü, Peygamberimizin hadis-i mucibince; Ru’yet-i takip eden günü kameri aybaşı kabul eden Türkiye gibi bir kısım İslâm ülkeleri ise Ramazan ayına 20 Aralık Pazar günü başlayacaklardır.

Greenwich’e göre içtima günü olan 18 Aralık 1998 Cuma günü, ay güneşten, Mekke’de 11’dk. Ankara’da ise 2’dk. önce batmakta ve güneş battığı anda hilal; Mekke’de 2 derece 27’dk. Ankara’da ise 0 derece 48 dk. ufkun altında bulunduğundan dolayı kesinlikle görülememektedir. Hilal görülememesine rağmen yukarıda ifade edildiği üzere içtima’yı esas alan ülkeler hilal görülmüş gibi 19 Aralık 1998 günü Ramazan ayına başlayacaklardır. Bu uygulama Ruyet-i Hilal Konferansı kararlarına aykırıdır.

Ru’yet’in günü olan 19 Aralık 1998 Cumartesi günü ay güneşten; Mekke’de 37 dk. Ankara’da 44 dk. sonra batmakta ve güneş battığı anda hilal, Mekke’de 6 derece 44 dk. Ankara’da ise 6 derece 15 dk. ufkun üstünde bulunduğundan ve o saatte ayın parlaklığı güneşin ışınlarından daha kuvvetli olduğundan, ilk defa Türkiye ve Suudi Arabistan’ın doğusundan itibaren batıya doğru, batı ufku açık olan yerlerde net olarak görüleceğinden 20 Aralık 1998 Pazar günü Ramazan Ayının 1. günü olacaktır.




Bakınız

Şablon:İslam [ d]


İslam İslam'da iman AllahTevhid (din)

20160708 193218
Rüyet-i Hilal (Arapça: رؤية الهلال ‎ / ru'yat al-hilāl), İslam dünyasında Bayramlar ve Kutsal ayları tespit etmek amacı ile ayın astronomik olarak gözlemlenmesi.

Rüyet-i Hilal Komiteleri Edit

Türkiye'nin Diyanet İşleri Başkanlığı'nın da üye olduğu hilal gözetleme komitesinin adıdır. Komitenin amacı, İslam ülkeleri arasında bayram ve kutsal ayların kutlanışı konusundaki ihtilafı ortadan kaldırmaktır.

Bayramlar ve Rüyet-i Hilal Edit

Kurban Bayramı ve Rü'yet-i Hilal Edit

Ana madde: Kurban Bayramı

Kurban Bayramı İslam ülkelerinde Rü'yet-i Hilal meselesi yüzünden aynı günde kutlanamamaktadır. Aslında İslam'da Kutsal ayların hilalle başlaması gibi dinî bayramlar da hilalle başlar . Bu yüzden hilalin gözetlenmesi (rü'yet) önemsenir. İslam ülkeleri kendi aralarında Rü'yet-i Hilal Komiteleri oluşturulmuş olup bununla farklı tarihlerde Kurban bayramı kutlamalarının önüne geçilmek istenmektedir.

Türkiye'nin Diyanet İşler Başkanlığı, Kurban Bayramı uygulamalarında ikililik yapmaktadır. Mesela 2007 Kurban Bayramı arefesinde hacda Arafat'ta vakfeye durulurak diğer İslam ülkelerine ve "hac arafattır" hadisine uyulmuştur. Fakat Türkiye'de başka ülkelerin bayram yaptığı gün arefe olarak kutlanmıştır.

Ramazan Bayramı ve Rü'yet-i Hilal Edit

Ana madde: Ramazan Bayramı
Ana madde: Ramazan

Ramazan ayın hilalinin görülmesiyle Ramazan ayı başlar ve 29 -30 gün sonra, Ramazan ayının hilalinin gözükmesiyle Ramazan ayı biter ve Ramazan Bayramı başlar.

Rü'yet taraftarları Edit

Hesap Taraftarları Edit

Kurban Bayramının Farklı Kutlandığı Yıllar Edit

Bazı bayramlar ülkeler arasında bazen bir bazen iki gün farkla kutlanmaktadır. Bu durum tartışmalara ve spekülasyonlara yol açmaktadır.

  • 2007 Kurban Bayramı (Türkiye'de diğer islam ülkelerine göre '1 gün geç' kutlanmıştır. Veya diğer İslam Ülkeleri 'bir gün erken' kutlamıştır.)



ar:رؤية الهلال


RÜ'YET Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin yolunda, tam izinde giden büyüklere rü'yet devletinden bu dünyâda büyük pay namazda olmaktadır. Bu dünyâda Allahü teâlâyı görmek mümkün değildir. Dünyâ buna elverişli değildir. Fakat O'na tâbi olan büyüklere namaz kılarken rü'yetten bir şeyler nasîb olmaktadır. (Abdülhakîm bin Mustafâ)

Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem mi'râc gecesi (Receb-i şerîfin yirmi yedinci kandil gecesi) dünyâdan çıkıp âhirete gitti. Cennet'e girdi ve Allahü teâlâyı rü'yet devleti ile şereflendi. (İmâm-ı Gazâlî)

Rü'yet, Cennet ehlinin cümlesi içindir, bâzısının görmesi, bâzısının görmemesi hakkında bir söz bildirilmemiştir. (İmâm-ı Rabbânî)

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.