Yenişehir Wiki
Advertisement

D. {{Alıntı|konum=sağ|{{RNK}}|10px|30px}}
<div style="font-size:150%;">'''Büyük Punto'''</div> Şablon:Risale bakınız


RNK şablon sayfası
Arapça font problemi

Risale
Risale:Risale
Risale:Risale-i Nur
Risale: Mukaddime (Muhakemat)
Risale:Lemeat (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Makaleler (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Lemeat'tan (Kastamonu)
Risale:Teşhis-ül İllet (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Divan-ı Harb-i Örfi (Asar-ı Bediiyye)
Risale:İşarat-ı Gaybiye Hakkında Bir Takriz
Risale:Hakikat Çekirdekleri (Mektubat)
Risale:Hakikat Çekirdekleri (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Hakikat Çekirdekleri (2) (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Tarihçe-i Hayatın Zeyli (Asar-ı Bediiyye)
Risale
Risale:Hutbe-i Şamiye
Risale:Hutbe-i Şamiye (Asar-ı Bediiyye)

RNK : Risale-i Nur Külliyatı’ndan
Kuran:Kur'an .
Risale:Evrad .
Risale:33 Hadis .
Risale:Hazret-i Üstadın Tashih ve Tasarrufları Hakkında (Asar-ı Bediiyye) Risale:Vukufsuz Ehl-i Vukufa Cevap (Asar-ı Bediiyye)
Tüm risaleler :Risale:Risale-i Nur : Evrad
Büyük boy kitaplar: Sözler - Mektubat - Lem'alar - Şuâlar - Tarihçe-i Hayat - İşarat-ül İ'caz - Mesnevi-i Nuriye - Asâ-yı Musa - Barla Lahikası - Kastamonu Lahikası - Emirdağ Lahikası-1 ve Emirdağ Lahikası-2 -Sikke-i Tasdik-i Gaybi
Mesnevi-i Nuriye *İ’tizar *Mukaddime *Lem'alar Risalesi *Reşhalar *Lasiyyemalar *Katre *Hubab *Habbe *Zühre *Zerre *Şemme Risalesi *Onuncu Risale *Şule *Nokta *Münderecat Hakkında *Fihrist
Orta boy kitaplar:Muhakemat - İman ve Küfür Muvazeneleri
Küçük boy kitaplar: Âyet-ül Kübrâ - Bediüzzaman Cevap Veriyor - Divan-ı Harb-i Örfî - Elhüccet-üz Zehrâ - Ene ve Zerre Risalesi - Esma-i Sitte - Gençlik Rehberi - Hakikat Nurları - Hanımlar Rehberi - Hastalar Risalesi - Haşir Risalesi - Hizmet Rehberi - Hutbe-i Şamiye - İçtihad Risalesi - İhlas Risalesi - İhtiyarlar Risalesi - İman Hakikatleri - Konferans - Küçük Sözler - Lâtif Nükteler - Meyve Risalesi - Miftâh-ul İman - Mi'rac ve Şakk-ı Kamer Risaleleri - Mirkat-üs Sünnet - Mu'cizât-ı Ahmediye - Mu'cizât-ı Kur'aniye - Münâcât - Münazarat - Nur Aleminin Bir Anahtarı - Nur Çeşmesi - Nur'un İlk Kapısı - Otuz Üç Pencere - Rahmet ve Şefkat İlaçları - Ramazan-İktisat-Şükür Risaleleri - Sünuhat-Tulûat-İşârât - Sünuhat - Tulûat - İşârât Sünuhat - Tulûat - İşârât Tabiat Risalesi - Uhuvvet Risalesi - Üstad Hz.'nin Hulusi Ağabeye Gönderdiği Mektuplar - Üstad Hazretlerinin Mehmet Kayalar Ağabeye Gönderdiği Mektuplar Yirmi Üçüncü Söz - Zühret-ün Nur
Diğer risaleler ve parçalar: Âsâr-ı Bedîiyye - Tılsımlar - Sirac-ün Nur (*3. Şua (Münacat Risalesi) 25. Lem'a (Hastalar Risalesi) 25. Lem'a'nın Zeyli 17. Mektub (Çocuk Taziyenamesi) 26. Lem'a (İhtiyarlar Risalesi) 26. Lem'a'nın Zeyli 21. Mektub 4. Şua (Ayet-i Hasbiye Risalesi) 13. Lem'a (Hikmet-ül İstiaze Risalesi) 33. Mektup (Aynı Zamanda 33. Söz Pencereler Risalesi) Eski Said'in Yeni Said'e İnkılabı Zamanındaki Hazin Münacatı 12. Şua (Denizli Müdafaanamesi) 5. Şua Hasan Feyzi'nin Manzumesi)- Fihrist Risalesi - Zülfikâr - Ta'likât #Kızıl İcaz #Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Abdurrahman) #28. Mektup'un 6. Meselesi (Vehhabi meselesi) #18. Lem'a #Şualar, 14. Şua, Hata-Savab Cedveli #Maidet-ül Kur'an (Tılsımlar Mecmuasının Zeyli) #Hazinet-ül Bürhan (Tılsımlar Mecmuasının Zeyli) #İnna A'tayna'nın Sırrı #Gayrı Münteşir (Neşredilmemiş) Kısımlar *Gayrı Münteşir Mektuplar *Risalelerden Gayrı Münteşir Kısımlar *Barla Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Kastamonu Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Emirdağ-1 Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Emirdağ-2 Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Denizli Hapsinden Gayrı Münteşir Kısımlar *Afyon Hapsinden Gayrı Münteşir Kısımlar #Risale:Müdafaat Üstad Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaaları ve Resmi Makamlara Dilekçeleri *Birinci Millet Meclisinde Neşredilen Beyanname *Barla ve Isparta Hayatı (1926-1934) *Eskişehir Mahkemesi (1935) *Isparta ve Denizli Mahkemesi (1944) *Denizli Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Emirdağ Hayatı (Denizli Hapsinden Sonra) *Afyon Mahkemesi (1948 - 1949) *Afyon Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Afyon Mahkemesi Kararnamesi *Temyiz Mahkemesi *Temyiz Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Emirdağ Hayatı (Afyon Hapsinden Sonra) *Urfa Ehl-i Vukufuna Cevap (1951) *Gençlik Rehberi Mahkemesi (1952) *Samsun Mahkemesi (1952 *Isparta Mahkemesi (1956) *Emirdağ Hayatı (Isparta Mahkemesinden Sonra) *Diğer Talebe Müdafaaları
#İşarat-ül İ'caz (A. Badıllı Tercümesi) İşarat-ül İ'caz اشارات الاعجاز فى مظانّ الايجاز İşarat-ul İ'caz KUR'AN'IN ÎCÂZ YERLERİNDEKİ İ'CÂZ İŞARETLERİ *Mütercimin İzahları *Mukaddeme *Fatiha Suresi Tefsiri *Bakara 1: Huruf-u Mukattaa *Bakara 2: Kur'anın Hidayeti ve Şüphesizliği *Bakara 3: Allaha İman - Namaz - Zekat *Bakara 4: Kitaplara ve Ahirete İman *Bakara 5: Müminlerin Hidayeti ve Felahı *Bakara 6: Küfrün Mahiyeti *Bakara 7: Kalplerin Mühürlenmesi *Bakara 8: Münafıklar Bahsi *Bakara 9-10: Münafıkların Aldatması *Bakara 11-12: Münafıkların Fesad Çıkarması *Bakara 13: Münafıkların İmanda İkiyüzlülüğü *Bakara 14-15: Münafıkların Müminlerle Alay Etmesi *Bakara 16: Hidayeti Verip Dalaleti Satın Almaları *Bakara 17-18: Münafıklar Hakkında Ateş Temsili *Bakara 19-20: Münafıklar Hakkında Yağmur Temsili *Bakara 21-22: İbadet ve Tevhid Bahsi *Bakara 23-24: Nübüvvet Bahsi *Bakara 25: Cennet Bahsi *Bakara 26-27: Temsil Bahsi *Bakara 28: Yeniden Yaratılış *Bakara 29: Yedi Kat Sema Bahsi *Bakara 30: Hilafet-i İnsaniye *Bakara 31-33: Talim-i Esma *İstikbalin Hâkim-i Mutlakı Kur'andır
#Mesnevi-i Nuriye (A. Badıllı Tercümesi) Risale-i Nur Külliyatından Mesnevî-i Nuriye (Türkçe Tercümesi) Müellifi Bediüzzaman Said-i Nursî Mütercim: Abdülkadir Badıllı Tenbih: (Mesnevî-i Nuriye) ismi, Türkçe tercümesine Hz. Üstad tarafından konulmuştur. Arapça ismi her ne kadar "El-Mesneviyy-ül Arabiyy-ün Nurî'dir. İsim, ism-i müzekker olduğundan, Mesnevî'den sonra (Nuriye) değil, (Nurî) gelmesi lâzımdır. Fakat bu sıfat Türkçe telaffuzunda ağır ve nâmüsta'mel bir sıfat olduğu gibi; "El-Mesneviyy-ül Arabî Li-r Resail-in Nuriye" yani, "Nur Risalelerinin Arabî Mesnevîsi" manasında dahi olduğu için, "Risale"nin müfredi veya Risalelerin cem'i için sıfat olarak Nuriye gelmesi lâzım olduğundan "Mesnevî-i Nuriye" ismi tam yerindedir. (Mütercim) *Takdimler, Mukaddeme, Tenbih, İhtar, İtizar *Lem'alar *Reşhalar *Lasiyyemalar *Katre *Katrenin Zeyli *Habab *Hababın Zeyli *Habbe *Habbenin Zeyli *Habbenin Zeylinin Zeyli *Zehre *Zehrenin Zeyli *Zerre *Şemme *14. Reşha *5. Ders *Şule *Şulenin Zeyli *Nur *Kızıl İcazdan Bazı Parçalar
#Rumuzat-ı Semaniye Bu risalenin sebeb-i telifi, Kur’ân’ın tercümesini Kur’ân yerinde camilerde okutmak olan dehşetli suikastına karşı bir nevi mukabeledir. Ziyade tafsilât ve lüzumsuz bahisler girmiş. Fakat o mücahidâne ve heyecanlı mukabelede kıymettar bir gaybî anahtarı hissedip meczubâne arattırmak içinde, lüzumsuz tafsilât ve zaif ve pek ince emareler dahi girmiş. Kalbime geldi ki: Yirmi Dokuzuncu Mektubun gayet ehemmiyetli ve lüzumlu ve parlak ve îcazlı olan Birinci Makamı, bu İkinci Makamın bütün kusûratını ve israfatını affettirir. Ben de kemâl-i sürurla şükrettim, o kusurları unuttum. *Birinci Parça: 28.Mektubun 7.Meselesinin Hatimesi *İkinci Parça: 28.Mektubun 8.Meselesi *Üçüncü Parça: 29.Mektubun 3.Kısmı *Dördüncü Parça: 29.Mektubun 4.Kısmı *Beşinci Parça: 29.Mektubun 8.Kısmı
#Tefekkürname: 29. Lem'a-yı Arabî #Arabî Münacat Risalesi: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Otuz birinci Lem'a'nın Üçüncü Şuaı olan Risale-i Münacattan Arabi bir parçadır. Gelen âyet-i uzmanın A'zamî bir tefsiridir." dediği Arapça bir münacat. #Arabi El-Hüccet-üz Zehrâ Risalesi: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Çok ehemiyetli Arabi bir risaleciktir. El hüccet-üz zehrâ risalesinden bir kısmının bir hülasasıdır" dediği Arapça bir parça. #Hizb-ül Mesnevi-ül Arabî: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Risale-i Nur'dan ehemmeyetle intişar eden Arabî Mesnevi-i Nuriye'nin içindeki kıymettar risalelerde eski Said'in yeni Said'e inkılabı zamanında dergh-ı ilahiyeye karşı münacatları, istiğfarları, tesbihatları ilm-el yakin derecesinde imanî şehadetlerinden parçalardır" dediği Arapça bir parça. #Ettefekkür-ul İmaniyyür Refi': Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiye'nin İkinci Babı olarak te'lif edilmiştir. 29. Lem'a'daki kısım ve meali için 'buraya', Şualarda geçen ve bir kısmının Abdülmecid abi tarafından yapılan tercümesi için 'buraya' bakabilirsiniz. #Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Hamza) #Kur'an Hattı Risaleler #Ayet ve Hadis Mealleri
S=Risale:Sözler . SÖZLER . Birinci Söz . İkinci Söz . Üçüncü Söz . Dördüncü Söz . Beşinci Söz . Altıncı Söz . Yedinci Söz . Sekizinci Söz . Dokuzuncu Söz . Onuncu Söz . On Birinci Söz . On İkinci Söz . On Üçüncü Söz . On Dördüncü Söz . On Beşinci Söz . On Altıncı Söz . On Yedinci Söz . On Sekizinci Söz . On Dokuzuncu Söz . Yirminci Söz . Yirmi Birinci Söz . Yirmi İkinci Söz . Yirmi Üçüncü Söz . Yirmi Dördüncü Söz . Yirmi Beşinci Söz . Yirmi Altıncı Söz . Yirmi Yedinci Söz . Yirmi Sekizinci Söz . Yirmi Dokuzuncu Söz . Otuzuncu Söz . Otuz Birinci Söz . Otuz İkinci Söz . Otuz Üçüncü Söz . Lemeat . Konferans . Fihrist
M=Risale:Mektubat . MEKTUBAT . Birinci Mektup . İkinci Mektup . Üçüncü Mektup . Dördüncü Mektup . Beşinci Mektup . Altıncı Mektup . Yedinci Mektup . Sekizinci Mektup . Dokuzuncu Mektup . Onuncu Mektup . On Birinci Mektup . On İkinci Mektup . On Üçüncü Mektup . On Dördüncü Mektup . On Beşinci Mektup . On Altıncı Mektup . On Yedinci Mektup . On Sekizinci Mektup . On Dokuzuncu Mektup . Yirminci Mektup . Yirmi Birinci Mektup . Yirmi İkinci Mektup . Yirmi Üçüncü Mektup . Yirmi Dördüncü Mektup . Yirmi Beşinci Mektup . Yirmi Altıncı Mektup . Yirmi Yedinci Mektup . Yirmi Sekizinci Mektup . Yirmi Dokuzuncu Mektup . Otuzuncu Mektup . Otuz Birinci Mektup . Otuz İkinci Mektup . Otuz Üçüncü Mektup . İşarat-ı Gaybiye Hakkında Bir Takriz . Hakikat Çekirdekleri . Gönüller Fatihi Büyük Üstada . Fihriste-i Mektubat . Hakikat Işıkları . Dua
L=Risale:Lem'alar . LEM'ALAR . Birinci Lem'a . İkinci Lem'a . Üçüncü Lem'a . Dördüncü Lem'a . Beşinci Lem'a . Altıncı Lem'a . Yedinci Lem'a . Sekizinci Lem'a . Dokuzuncu Lem'a . Onuncu Lem'a . On Birinci Lem'a . On İkinci Lem'a . On Üçüncü Lem'a . On Dördüncü Lem'a . On Beşinci Lem'a . On Altıncı Lem'a .On Yedinci Lem'a . On Sekizinci Lem'a . On Dokuzuncu Lem'a . Yirminci Lem'a . Yirmi Birinci Lem'a . Yirmi İkinci Lem'a .Yirmi Üçüncü Lem'a . Yirmi Dördüncü Lem'a . Yirmi Beşinci Lem'a .Yirmi Altıncı Lem'a . Yirmi Yedinci Lem'a . Yirmi Sekizinci Lem'a .*Yirmi Dokuzuncu Lem'a . Otuzuncu Lem'a . Otuz Birinci Lem'a .Otuz İkinci Lem'a . Otuz Üçüncü Lem'a . Münâcat .Fihrist . Dua
Ş=Şualar .Risale:Şuâlar . ŞUÂLAR . İkinci Şuâ . Üçüncü Şuâ .Dördüncü Şuâ .Altıncı Şuâ . Yedinci Şuâ . Dokuzuncu Şuâ . On Birinci Şuâ . On İkinci Şuâ . On Üçüncü Şuâ . On Dördüncü Şuâ .Beşinci Şuâ . On Beşinci Şuâ . Birinci Şuâ . Sekizinci Şuâ *Yirmi Dokuzuncu Lem’a’dan İkinci Bab . Eddâî .Dua . İçindekiler
TH =Risale:Tarihçe-i Hayat . BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ TARİHÇE-İ HAYATI . Ön Söz .Giriş . İlk Hayatı . Barla Hayatı . Eskişehir Hayatı .Kastamonu Hayatı .Denizli Hayatı .Emirdağ Hayatı - Afyon Hayatı - Isparta Hayatı - Hariç Memleketler - Bedîüzzaman ve Risale-i Nur - Dua - İçindekiler
İİ. İŞARATÜ’L-İ’CAZ . Risale:İşarat-ül İ'caz . Tenbih . İfadetü’l-Meram . Kur'an'ın Tarifi . Fatiha Suresi . Bakara Suresi 1-3. âyetler . Bakara Suresi 4-5. âyetler . Bakara Suresi 6. âyet . Bakara Suresi 7. âyet . Bakara Suresi 8. âyet - Bakara Suresi 9-10. âyetler . Bakara Suresi 11-12. âyetler . Bakara Suresi 13. âyet . Bakara Suresi 14-15. âyetler . Bakara Suresi 16. âyet . Bakara Suresi 17-20. âyetler . Bakara Suresi 21-22. âyetler . Bakara Suresi 23-24. âyetler . Bakara Suresi 25. âyet Bakara Suresi 26-27. âyetler . Bakara Suresi 28. âyet Bakara Suresi 29. âyet . Bakara Suresi 30. âyet . Bakara Suresi 31-33. âyetler . Ecnebi Feylesofların Kur’an Hakkındaki Beyanatları . Mehmed Kayalar’ın Bir Müdafaası . Dua . Fihrist
MN= MESNEVÎ-İ NURİYE . İ’tizar . Mukaddime . Lem'alar Risalesi . Reşhalar . Lasiyyemalar . Katre . Hubab . Habbe . Zühre . Zerre . Şemme Risalesi . Onuncu Risale . Şule - Nokta . Münderecat Hakkında - Fihrist
AM=ASÂ-YI MUSA: Risale:Asa-yı Musa .Mukaddimat - Asa-yı Musa’dan Birinci Kısım - Birinci Mesele - İkinci Meselenin Bir Hülâsası - Üçüncü Mesele - Dördüncü Mesele - Beşinci Mesele - Altıncı Mesele - Yedinci Mesele - Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası - Dokuzuncu Mesele - Onuncu Mesele - On Birinci Mesele - Asa-yı Musa’dan İkinci Kısım - Birinci Hüccet-i İmaniye - İkinci Hüccet-i İmaniye - Üçüncü Hüccet-i İmaniye - Dördüncü Hüccet-i İmaniye - Beşinci Hüccet-i İmaniye - Altıncı Hüccet-i İmaniye - Yedinci Hüccet-i İmaniye - Sekizinci Hüccet-i İmaniye - Dokuzuncu Hüccet-i İmaniye - Onuncu Hüccet-i İmaniye - On Birinci Hüccet-i İmaniye - Fihrist
BL BARLA LÂHİKASI- Risale:Barla Lahikası - : Takdim - Yedinci Risale olan Yedinci Mesele - Mukaddime - Yirmi Yedinci Mektup ve Zeylleri - Yirmi Yedinci Mektup'un Zeyli ve İkinci Kısmı - İkinci Zeyl - Yirmi Yedinci Mektup'un Üçüncü Zeyli - Yirmi Yedinci Mektup'un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihayetidir - Mektubat'ın Üçüncü Kısmı (1) - Mektubat'ın Üçüncü Kısmı (2) - Kastamonu ve Emirdağ'da Yazılan Mektuplar
EL-2 EMİRDAĞ LÂHİKASI – 1 .Risale:Emirdağ Lahikası-1 . Yirmi Yedinci Mektup’tan Takdim - Birinci Kısım Mektuplar - İkinci Kısım Mektuplar - Üçüncü Kısım Mektuplar
EL-2 EMİRDAĞ LÂHİKASI – 2: Risale:Emirdağ Lahikası-2 . Yirmi Yedinci Mektup’tan (Emirdağ’ında ve Isparta’da Son İkametlerinde Yazılan Mektuplardır) Giriş - Birinci Kısım Mektuplar - İkinci Kısım Mektuplar - Üçüncü Kısım Mektuplar
KL Risale:Kastamonu Lahikası. Yirmi Yedinci Mektup’tan KASTAMONU LÂHİKASI: Takdim - Lemeat'tan Önceki Mektuplar - Lemeat'tan - Lemeat'tan Sonraki Mektuplar
STG SİKKE-İ TASDİK-İ GAYBÎ *Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-1 *Birinci Şuâ *Sekizinci Şuâ *On Sekizinci Lem'a *Yirmi Sekizinci Lem'a *Sekizinci Lem'a *Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-2 *Dua

Gayrı Münteşir Kısımlar Listesi

Üstad'ın ve talebelerinin matbu Afyon Hapsi mektuplarında yer almayan bazı kısımlar

İçindekiler

1. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz sıddık kardeşlerim!

Ben merak ediyorum, sizlerden bana ait ne soruyorlar ve vaziyet ne merkezdedir? Burada çok dostlarımız vardı. Onların lehimizde çalışmaları var mı, yok mu? Mahkemeye ne vakit çağrılacağız? Ben iki gece sobasız bu koğuşta sıtmadan gelen ağır bir hastalık sıkıntısı içindeyim.

Said Nursî

2. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz sıddık kardeşlerim!

Sekiz lira gönderdim. Borçlarımı veriniz. Gelirken Mustafa ve Halil’in otomobil ücreti dahi sayılsın. Hasan’ın bana çok faidesi dokunan kömürünün bedelini dahi kabul etsin.

Said Nursî

3. Parça[]

(Bu gelen mektub, Ceylan’ın mektubudur.)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

Çok muhterem, çok mübarek ağabeyim, efendim hazretleri!

İstifsar-ı hatırla mübarek ellerinizden sıhhat ve âfiyetinize dua ederek öpüyoruz. Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür, üçüncü medrese-i Yusufiyeye bizi de idhal etti. Ve geleli günden beri vazife-i Nuriyelerimizi noksansız görmeğe çalışıyoruz. Kalem sahibi olan arkadaşlar, hususan Halil, Mustafa, Kasap İbrahim, Hacı Osman Çalışkan hapishane hatıratlarını mükerreren yazmaktadırlar. Ve şöyle diyorlar: Bizim vazifemiz, neşr-i esrar-ı Kur’aniyedir ve kalemle hizmet etmektir. Zındıkların vazifeleri de, nura perde çekmeğe çalışmaktır. Biz vazifemizi yapıyoruz, onlar da vazifelerini yapıyorlar. Va’dinde hulfetmeyen Rahîm-i Zülcemal hazretleri, elbette bizleri muvaffak edecek, onları aksiyle tokatlayacaktır. Buyurduğunuz gibi inşâallah ecr-i azîm ve sevab-ı kesîr ile bu üçüncü medrese-i Yusufiyeden çıkacağız. Ve üç arkadaş dediğimiz gibi, zaferle Medreset-üz Zehra’yı ziyaret edeceğiz. Bizim kat’iyyen çabuk çıkmamak (çıkmak) fikrimiz yoktur. İstiyoruz ki; bir ay yatıp zafersiz çıkacağımıza, senelerce yatalım fütuhat-ı azîm ve Nur’un tamamen serbestiyetiyle çıkalım.

Emanetleri tamamen aldık. İnayet-i İlahiye ile işlerimiz de fütursuz görülmektedir, Üstadın rahatı da elhamdülillah çok iyidir, mûcib-i merak tarzda değildir. Mübarek mektubunuzu ve fakire hitaben Nur şakirdlerine yazılan mektubunuzu sevinçler içinde aldık ve mazrufu açmadan sevgili Üstadımıza takdim ettik. Tevkifat olmadığınızdan çok memnundurlar. Esasen merakları sizdedir. Bizlerden yüzlerce hapiste kalsak da, Nur’un faaliyeti ve intişarı geri kalmamak için sizlerin serbest kaldığınızı, Cenab-ı Erhamürrâhimîn’den istiyoruz. İki Nurcunun gelip de görmeden gittiklerine çok müteessir olduk. Şimdiden sonra gelenler, Çobanlarlı Ali veya kardeşi Ahmed namıyla gelsinler. Çünki İsmail yakında asrî cezaevlerine gidecektir. Efe Şükrü’yü Üstadımız ikinci bir Said olarak tarafınıza göndermiştir. Birkaç şişe gülyağı daha ihtiyacımız vardır. Denizli müdafaatını da istiyoruz. Ve Gençlik Rehberi’nin bir küçük haşiyesiyle Afyon hapsi mektublarını ve Onbeşinci Rica’yı Efe Şükrü ile takdim ettiğimizi arzeder, ellerinizden hürmetle öperiz. Osman, Hıfzı, Hasan, Mehmed, İbrahim Edhem, Mehmed Yayla kardeşlerimizin sadakatla çalıştıklarını ve Tavşanlı’dan üç hocanın ve Mustafa Amuca oğlunun geldiklerini bildirerek nihayet veririm efendim.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kusurlu

Ceylan

4. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Gerçi Nur talebeleri tam bîtaraf kalmak ve siyasete girmemek, mesleğimizce lâzım ve elzemdir. Fakat hem avam hem siyasetçiler, bizi siyasî bir cereyana alâkadar tevehhüm ederler. O cereyanın seyyiatından hissedar tahayyül edebilirler. Her nasılsa Emirdağı’nda bir kısım kardeşlerimiz eski parti ile bir maslahata binaen münasebetdar olmuş ve merhum bir dostumuz oradaki parti reisinin kardeşi olmasından, bırakmadı ki aleyhimize hareket etsinler. Hem Nurlarla alâkadar ve derd-i maişet için muvafık siyasete girmiş çok zatlar bulunması, hem Emirdağı’nda bir-iki muzır münafık ve bize çok zararı dokunan ve zahiren kendilerini muhalif partide gösterip tâ bize yardımları olmasın ve yardımımız dahi onlara olmasın ve çok iftiralarla bu yeni hâdisede bir tesir yaptı ve Emirdağı’nda bir kısım kardeşlerimiz hakikaten bîtaraf iken, siyasetçi tevehhüm edildiler.

İşte bu hâdise Nurcuları, siyasetin şimdiye kadar bu dindar millete ettiği seyyiatlarından tebrie etmek ve o zulümlere hiçbir cihette tarafdar olmadıklarını ve razı olmadıklarını göstermek ve hiçbir garaz ve başka maksadlar karışmadan kemal-i ihlasla hakaik-ı imaniye hizmetini yaptıklarını herkese bildirmek ve bizi temizlemek için, inayet-i İlahiye şefkat tokatıyla bu çilehaneye bizi topladı.

Said Nursî

5. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Bugünde sorguda çok ehemmiyetsiz bazı mektublarda isimleri bulunan zâtları sordular. Ben de hiçbirisini söylemedim. Dedim: “Böyle manasız şeylere cevab vermeye mecbur değilim. Hiç ehemmiyeti olmayan lüzumsuz şeyleri benden sormayınız.” Ben de kısa cevab verdim. Ben anladım ki, Nurlara ilişmeğe çare bulamadılar ve bulamıyorlar. Onun bedeline beni çürütmek, ihanet etmek, sıkıştırmak için yapıyorlar. Ben de “Tevekkeltü Alallah” diye sabır ve tahammül ediyorum. Siz de hiç merak etmeyiniz. Yeni gelenlere selâm ederim.

Said Nursî

6. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Pehlivan cür’etli kardeşim!

Bir zaman gayet cesur ve kuvvetli bir adam, ona hücum eden bir korkak ve kuvvetsiz adamdan kaçıp ona yalvararak “Aman bana ilişme” dediğini gördük. Merak ile sorduk. Dedi: “Belimde sepette kıymetli yumurtalar var, kırılmasın diye kaçıyorum.” İşte biz dahi, bir cihette ona benzeriz.

Said Nursî

7. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşim Sabri!

Benim bir parça tereyağım var. Şimdi bir parça un aldım. Sen benim için güzel bir helva yap. Sen nezaret et ve tarif et, Hıfzı ve Mustafa ve Metin yapsınlar. Senin bana Emirdağı’nda gönderdiğin tatlılar hoşuma gidiyordu. Hem bunu aynen onlar gibi senin sadakan ve hediyen olarak kabul edeceğim. Ben zayıf düşmüşüm, pek az yiyebilirim. Belki inşâallah bu bir teberrük ve ilâç olur.

Said Nursî

8. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Ben merak ediyorum, dünkü mahkememizin te’hiri sizi mahzun etti mi? Ve Halil Hilmi’nin tam işitemediğim müdafaası neye istinaden konuştu? Ve benim de kısaya (kısaca) bir-iki cümleyi onlara hitabımı münasib gördünüz mü? Eğer Yirmiüçüncü Söz tam yazılmış ise, tashih için bana gönderiniz.

Said Nursî

9. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Benim müdüre va’dettiğim ki, sana Pencereler Mektubunu yazdıracağım. Sizi bu kıymetdar risale ile, bu kıymetli zamanda meşgul etmek için gönderdim. Hem yazınız, hem inşâallah تَفَكُّرُ‮ ‬سَاعَةٍ‮ ‬خَيْرٌ‮ ‬مِنْ‮ ‬عِبَادَةِ‮ ‬سَنَةٍ sırrına mazhar olursunuz.

Said Nursî

10. Parça[]

12/10/1948

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Eski zamanda memleketimde medrese talebeleri arefe gününde bin İhlas-ı Şerif okuyup bir hatme-i İhlasiye ile hacıların sevablarına ve dualarına hissedar olmağa çalışıyordular. Ben iki gündür okuyorum.

Said Nursî

11. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim ve mahpus arkadaşlarım!

Bütün ruh u canımla Kurban Bayramınızı tebrik ederim. Ve bazı esbaba binaen sureten musafahaya halim müsaade etmediğinden benim bedelime canımdan ziyade sevdiğim Nur şakirdlerini tevkil ediyorum. Sizin ile bayram musafahasını yapsınlar. O has kardeşlerimle bayramlaşan, benim ile on defadan ziyade bayramlaşmış gibidir. Çünki herbiri bu bîçare âciz Said yerinde, muktedir hâlis bir Saiddirler. Hem sureten görüşmek bedeline, her koğuştaki tevkil ettiğim eski kardeşlerimi ve yeni hapis kardeşlerimi bu dört gün bayramda bütün dualarıma ve manevî kazançlarıma dâhil etmeğe karar verdim.

Said Nursî

12. Parça[]

Çok aziz, tam sıddık, hâlis, çok cesur kardeşim!

Senin bu yeni müdafaanı haklı ve hakikatlı ve kanunî gördüm. Fakat bir derece mübarezekârane olmasından, şimdilik onlara izhar zamanı gelmemiş. Çünki mesleğimiz, müsbet harekettir. Menfî tarzda hücuma halimiz müsaid değildir.

Binler bârekâllah, çok ince tedkikatla hakiki hukukumuzu müdafaa etmişsin. Fakat bu kudsî hakikatlara kulak verecek başlar lâzımdır ve bu güzel manaları tasdik edecek kalbler gerektir. Bizi adliye ile ezdirmeğe çalışanlar o kulakları ve kalbleri bulmağa kadar ihtiyatkârane sabretmek lâzımdır.

Said Nursî

13. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Çiçekler altı ay benim seccademin başında bulunmuş. Peynir parçaları, her gece benim yediğim mübarek bir teberrüktür. Üzüm taneleri, bu gece yedim bildim ki, başkaların kısmeti içinde var. Saçlarım da beraber Hüsrev’e ve Mehmed Feyzi’ye…

Said Nursî

14. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz kardeşlerim,

Herhalde üç avukatlarımız mahkeme elinde bulunan çok kıymetli mu’cizatlı Kur’anımızı ve kitablarımızı o insafsızların ellerinden kurtarmağa çalışmak lâzımdır. Hem Siracünnur’un âhirindeki yasak olmuş Beşinci Şua’ı çıkarsınlar, o mecmuamızı da bize iade ve Zülfikar’ın sebeb-i müsaderesi olan iki sahifeyi koparsınlar, o büyük kıymetdar mecmuamızı bize iade etmelerine çalışmaları elzemdir. Hem benim bu ağır vaziyetimin tahfifine, hem Ankara’da hem burada Arpacı Sâlih ile beraber müracaat etsinler. Hem benim Denizli’de dokuz ay hapsim kanunen aynı mes’ele ve aynı mevhum cürüm olmasından bu cezamıza sayılması hakkımızdır. Çalışsınlar.

Said Nursî

15. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Ceylan!

Bir sene çamaşırlarımı yıkayan Râbia bana bir gömlek, bir parça kömür göndermiş. Ben bir senedir ona çok minnetdar olduğumdan, onun hediyesini geriye çevirmem. Fakat kaidem bozulmamak için, bana Mekke’den gelen zemzemi ve hurmaları ona mukabil çok selâmım ile beraber gönderiniz.

Said Nursî

16. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Kardeşlerim! Siz nasıl münasib görseniz makbulümdür. Abdurrahman Salahaddin’in mübarek masumu olan Said Nuri’nin dünyaya gelmesi, bir fâl-i hayırdır. İnşâallah sıkıntıların gitmesine bir işarettir.

Said Nursî

17. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Ceylan!

Bana ve Nurlara ait kırk küsur sahife kararnameden benim için yazılan ve tashih ettiğim iki parça zayi’ olmasın ve size lüzumu kalmadığı vakit bana gönderiniz. Hem son yazdığım pusulalar, benim defterime göre küçük yapraklarda yazınız, belki bana lâzım olur, bana gönderiniz.

Said Nursî

18. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Mahkememizi başka yere nakletmek esbab-ı mûcibesinden yalnız bir-ikisine işaret etmeğe bir ihtar aldım ki, siz ve avukatlarımıza bir me’haz olsun.

Birincisi: Burada dehşetli bir mana hükmediyor ki, çok muktedir üç avukatımızın haklı kanunî müdafaatlarını ve heyet-i hâkimenin çok ümid ve itimad ettiğimiz hüsn-ü niyetlerini akîm bıraktı. Ve hiç emsali bulunmayan bir uzun tecrid-i mutlakta mecbur olduğum hukukumu müdafaadan beni men’etmekle mes’ele bir iken arkadaşlarımla teması yasak edip beni insafsız ve kanunsuz tam perişan etmek ve mahkemelerde şahlar, âdi adamlar ve muvafıklar ve muhalifler, hattâ en muzır dinsizler ve vatanperver dindarlar beraber bulunup garazsız ve hissiyat karışmadan muhakeme oldukları halde; burada kâh “O Kürddür, ne için ona talebe oldunuz?”, kâh “O Şafiîdir,” bazan “O, Mustafa Kemal aleyhindedir, onun dersini dinlemeyiniz”, bazan “Onun dostları müfritane onu medhediyorlar, elini öpmeyiniz”, yani ihanet ediniz ve çürütünüz, kâh bir adamın (İbrahim Kantar gibi) mahkemeye gelmemesiyle, otuz-kırk masumun mahkemelerini te’hir ve mevkufiyetlerini devam ettiriyorlar. Kâh “Belki bir-iki şakird daha var” diye sırf kanunsuz onbeş günde Temyiz hakkımız iken, iki ay belki niyetlerince altı ay te’hir etmek ve onbir ay beni tecrid etmek, konuşturmadan herbir günde Denizli hapsinde bir ay kadar azab vermek ve masum şakirdlerin ayn-ı hakikat ve kuvvetli müdafaatlarına hiç ehemmiyet vermemek kat’î gösteriyor ki; hakikat-ı adaletin zıddı bir mana burada hükmediyor ki, bu iş böyle oluyor.

Said Nursî

19. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Kardeşlerim!

Kat’î bildim, şimdiye kadar hem dostlarımızı hem avukatlarımızı on defadan ziyade o malûm düşman münafık aldatmış ki; bütün teşebbüslerini akîm bırakmış. Avukatlarımız aldanmasınlar, onun sözlerine itimad etmesinler, hakkımızı kanun dairesinde arasınlar. Benim şahsıma karşı, bu ağır kışta çok ağır ve soğuk muamele yapıldı. Burada bir gün, Denizli’de bir ay kadar sıkıntı çektirdiler. Kaç defa avukatlarımıza tahliye olanlar ile haber gönderdim, onlardan bir ses çıkmadı. Demek onları da aldatmış. Bu hakikatı ihtiyatla, gücendirmemek ve mahrem tutmak ve meşveret tarzında üç avukatımıza bildirmek münasib ise, onlar ifşa etmemek şartıyla mahremce bildiriniz.

Said Nursî

20. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Bir ehemmiyetsiz mes’eleyi size beyan etmek için bir ihtar aldım. Şöyle ki: Gizli düşmanlarımızın telkinatıyla benim aleyhimde hatır u hayale gelmeyen propaganda yapılmış, mahkemeyi ve makam-ı iddiayı şaşırtmışlar. Meselâ birisi şudur: Müslüman memurları aleyhime çevirmek desisesiyle derler: “Said bize dinsiz der.” Hattâ savcının doksan hatasını gösteren cetvelde otuzaltıncı hatayı resmen mahkemeye okudu. Buna karşı bir-iki yerde ve mahkemede bir defa kısaca cevab verildiği halde, yine o propaganda kimseyi kandıramadığı ve akîm kalmakla beraber devam ediyor. Şimdi buna karşı derim:

Evvelen: Ben fıtratımda ziyade şefkat itibariyle eskiden beri sair âlimlere nisbeten mümkün olduğu kadar tekfirden çekindiğimi, beni tam tanıyanlar bilir.

Sâniyen: Mezheb-i Hanefî’de çok maddelere küfür denildiği halde, mezheb-i Şafiî’de o günahlara küfür denmez, günah-ı kebire denilmez. Eğer sarih küfrü görse o vakit hükmeder. Ben Şafiî iken yine tevili mümkün olsa, hükmetmekten çekinirim. Çünki tekfir bana çok ağır geliyor.

Sâlisen: Benim sarfettiğim zındık ve dinsiz kelimelerini, gizli ve şahsen tanımadığım ve kırk seneden beri bu millette iman ve İslâmiyet aleyhinde çalışmalarını bildiğim, kökü Avrupa’da bir komite efradına diyorum. Bana zulmedenlerin çoğunu, masumlarının hatırı için hakkımı onlara helâl ediyorum. Yalnız bazan hiddet ettiğim vakit, “ehl-i dalalet” derim. Yani harekâtında dalalet ve zulme ve fıska düşer. Yoksa küfre düşer demek değildir.

Râbian: Gayr-ı muayyen ve şahısları ve isimleri zikredilmeyen insanlara dair bazı fena sıfatlar için “Böyle yapan münafıktır” veya “Dinsizliğe yardım eder” veya “Kâfir olur” denilse dahi gıybet dahi sayılmaz. Ve Kur’an-ı Hakîm’de böyle mübhem şahıslar hakkındaki şiddetli tabiratı gibi bir tabir olduğu halde; savcı o tabiratı kendine ve muayyen şahıslara alsa, o kendi kendini tekfir eder. Bana ilişmesi bütün bütün kanunsuzdur.

Said Nursî

21. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Bu onbir sahifeyi çok güzel gördüm. Siz çabuk yazınız. Hem eğer münasib görseniz, benim tarafımdan mahkeme heyetine bir istida yazınız:

Afyon Ağırceza Mahkemesine

Bu ellibir sahife kararnamenin bana ve Nurlara ait kırk küsur sahifesini gayet ehemmiyetli bir mübarek eser olarak gördüm. Ve heyet-i hâkimenin kıymet-i ilmiyelerini ve adaletlerini ve geniş tahkikatlarını gayet parlak gösterdiğinden benim aleyhimde olsa ruh u canımla o kıymetdar eserin neşrine tarafdarım ve size minnetdarım. Çok rica ederim ki, o şaheserin teksiri için bize izin veriniz.

Said Nursî

22. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Yarım felçli ve yarım nüzullü ve semli hastalığım, kırk seneden beri hiç terketmediğim hususî evradıma mani’ olduğu ve kuvve-i müfekkiremi ve cesedimin her tarafını atalete uğrattığı halde, ihtiyarsız teşehhüde ve Fâtiha’ya dair parça yazıldı. Kalben derdim: “Bundan bir faide çıkmaz.” Halbuki benim namazıma öyle parlak bir huzur ve tefekkür verdi ki, gafleti dağıttı. Beni hayrette bıraktı. Zaten az bir intibah dahi, ibadette büyük ehemmiyeti var. Acaba siz o son parçayı nasıl görüyorsunuz? Namazınızda o kelimeler, o beyandan sonra sizde bir değişiklik yaptı mı?

Said Nursî

23. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

İhlas ve tesanüdümüze zarar veren hususî hissiyattan ve lüzumsuz tenkidlerden çekininiz. Ben bu yüzden çok zahmet çektim. Geçmiş halleri tenkid etmek manasızdır, o daha dönmez ve ıslah edilmez. Hem bir-iki zâtın ihtiyatsızlığını, hakikî fedakâr kardeşlerimize teşmil etmek büyük bir hatadır. Hem her doğruyu söylemek, doğru değildir. Ve hususan Üstadı hakkında hususî fikrini ve mübalağakârane medhini izhar etmek, aleyhimizdekilere bir yardım hükmüne geçebilir. Hem burada en lüzumlu vazifemiz, Nurları yazmak ve tashih etmek ve yazdırmaktır. Bunun hâricinde böyle hodfüruşane ve zararlı bir münakaşaya sebeb olur. Ben bazı yazılarınızda israf görüyorum. Malda israf olduğu gibi, kelâmda dahi israf caiz olmaz. Bize zarardır. Çabuk bu dedikoduları kesiniz, Nurlarla meşgul olunuz.

Said Nursî

24. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Eski kabineye verdiğim istida ki; “Siracünnur ve Zülfikar’da iliştiğiniz iki parçayı çıkarınız, mütebâki kısmının neşirlerine izin veriniz” meâlindeki talebimiz kabul olmamış diye cevablarından hiç müteessir olmayınız. Çünki heyet-i vekile, Nur’daki hakikate karşı gelmeye çabalıyordu ki, bahanelerle ve iftiralarla bizi hapse soktular. Ben bu adem-i kabulden mahzun değilim, belki bir cihette memnunum. Çünki ……………… Ferasetinize havale ediyorum.

Said Nursî

25. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık, sarsılmaz, muhlis kardeşlerim!

Evvelen: Bu medrese-i Yusufiyedeki tek ders zahiren küçük ve hakikaten pek büyük ve çok kuvvetli ve çok geniş bir risaledir. Hem benim tefekkürî hayatımın, hem Nur’un tahkikî hayat-ı maneviyesinin ilmelyakîn, aynelyakîn ittihadından çıkan bir meyve-i imaniye ve firdevsî bir semere-i Kur’aniyedir. Denizli meyvesinden değil geri, belki ileride. Ve bu semere-i Firdevs’in inşâallah çok fütuhatı olacak.

Sâniyen: Zülfikar, Siracünnur elbette gizli düşmanımız mason ve komünist maskesi altında anarşist ve mürted münafıkların çok dehşet verip bellerini kırdıklarından, herhalde Beşinci Şua’ı bahane derek eski kabinenin bir kısım erkânını aldatmışlar. Fakat bu plânları dahi akîmdir. Neşrolan ve istinsahla ziyadeleşen kısım kâfidir. Hükûmetin elindeki kısım, hükûmet memurlarına lüzumu var ki, kader-i İlahî bu hale müsaade ediyor.

Sâlisen: Benim kanaatım gelmiş ki, beni merhametsizce tazib edenlerin bir kısmı yahudi komitesiyle ve mürted ve komünist ve zındık ve anarşist komitesiyle bilerek veya bilmeyerek bir alâkaları var ve Türk milletinden değildirler. Çünki Türk’te ve İslâmiyet’te ve insaniyette fıtrî bir tarzda ihtiyarlara, hem gariblere, hem hastalara, hem zaîflere, hem mazlumlara ve hem münzevilere, hem ciddi âlimlere karşı şefkat, merhamet, acımak, dostane bakmak hasleti var olduğu halde; şimdi benim gibi bütün o acınacak haller birden üstünde varken; tam bir kin, bir adavet, bir gayz ile ihanetlerle beni sıkanların içinde görüyorum. Fakat merak etmeyiniz, onların hiç ehemmiyeti yok. Ben aldırmıyorum, beş para kıymet vermiyorum.

Said Nursî

26. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık, hâlis, müdakkik kardeşlerim!

Evvelen: Senin gazi elin bu derece güzel, okunaklı yazısını bilmezdim. Yoksa o mübarek parmakları çok çalıştıracaktım.

Sâniyen: Nur’un metni izaha ihtiyacı olsa, ya satırın üstünde ya kenarda hâşiyecikler yazılsa daha münasibdir. Çünki metin içine girse, teksir edilen nüshalar ayrı ayrı olur, tashih lâzım gelir. Hem sû’-i istimale kapı açılır, muarızlar istifade ederler. Hem herkes senin gibi muhakkik, müdakkik olmaz; yanlış bir mana verir, bir kelime ilâve eder, ehemmiyetli bir hakikatı kaybetmeye sebeb olur. Ben tashihatımda böyle zararlı ilâveleri çok gördüm. Hem benim tarz-ı ifadem, bu zamanın Türkçesine pek uygun gelmiyor. Bir parça dikkat ve teenni ister. Belki bunun da bir faidesi, bir hikmeti var.

Sâlisen: Senin nüshanın başında ve âhirindeki mektublardan işaret ettiğim kısmını, risalenin âhirinde yazılsa münasib bir takriz olur.

Râbian: Şimdi ihtiyat çok lâzım. Hem senin, hem koğuşun dikkat altında olduğunu hissediyorum.

Said Nursî

27. Parça[]

Ceylan!

Son yazdığım ve bu dehşetli ve zehirli hastalık tekmiline mani olmuş parçayı Hüsrev’e gönder. O benim bedelime ilim, irade, kudret, Hülâsat-ül Hülâsa’daki kısmını bir nevi tercümesini yazsın. Eğer isterse yazdığını bana tashih için göndersin. Hem bana çok dua etsinler.

Said Nursî

28. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Kardeşlerim!

Hemşiremiz Zehra’ya Elhüccetüzzehra vermek lâzımdır. Eğer Nazif Çelebi kendi yazdığı nüshayı Kastamonu için ona verse iyi olur. Yoksa benim yanımda bir nüsha var, onu vereceğiz. O hemşiremiz tam bir ilâç gibi, hem maddî hem manevî hastalığımın şiddetli fırtınaları aynı vaktinde gelmesi ve o iki marazın bir derece sükûnet bulması, o mübarek hemşirenin tam sadakatına bir emaredir.

Said Nursî

29. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Bu gelen noktalara dair hem buradaki dostlar ve avukatlar, hem Emirdağ’ındaki kardeşlerim çalışsınlar.

Birinci Nokta: Bana hapis kanunuyla muamele etsinler. Keyfî ve tahakkümî tazyiklere tahammülüm kalmadı.

İkinci Nokta: Onlara desinler ki: “Said kendine hürmet, muhabbet istemiyor. Hattâ talebelerini de kendini medhetmekten men’ ediyor. Yalnız der: Bana eziyet ve hakaret edilmesin?” Halbuki evham yüzünden beni hem mahpuslara hem kapıya hâriçten gelen dostlarıma bakmaktan ve onlara “Merhaba” işaretini vermekten men’ edip yasak etmişler. Dünyada emsali bulunmayan bir tecrid içindeyim.

Üçüncü Nokta: Tâ bayrama kadar mümkün olduğu kadar beni dünya ile meşgul etmemek ve taciz ve eziyet vermemek, pek çok ihtiyacım var.

Said Nursî

30. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Kardeşlerim!

Bu taamlara hediye manası karıştığı için bana dokunuyor. Onları ucuz fiyatla münasib ve talib adamlara veriniz. O fiyatla şuhur-u selâsede bana lâzım olacak yiyecek şeyleri alırsınız. Ben sizlere teberrük verecektim. Sonra bildim ki, sizin ihtiyacınız yoktur.

Said Nursî

31. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Kararnamenin yetmişbeşinci sahifesinde büyük bir hataları var. O da şudur:

Ben Denizli müdafaatımda yazmışım ki: Gizli düşmanlarımız bize hücum için istibdad-ı mutlaka “Cumhuriyet” namını vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla, sefahet-i mutlaka “medeniyet” namını vermekle cebr-i keyfî-i küfrîye “kanun” namını takmakla, hem hükûmeti ve adliyeyi iğfal, hem bizi perişan etmeğe çalışıyorlar.

Şimdi kararnamede tamamıyla tahrif ve tağyir edilmiş, aleyhimize çevirmişler. O mahdud gizli münafıklara ait müdafaamızı, garazkâr ehl-i vukufun yanlışlarına istinaden hükûmete, bütün memurlara çevirip büyük bir hata ve iftira etmişler. Hem benim Kürdlüğüm hakkında insafsızca isnadları zalimanedir. Bizim avukatlarımız bu iki noktayı hem tamam müdafaatımı tam nazara alsınlar.

Hem yahudi ve hristiyan içimizde hem Peygamber’i (A.S.M.) hem milletin ecdadlarını inkâr ve adavet edenlere mahkeme ilişmediği halde, neden Mustafa Kemal’e benim haklı tenkidimi ve onu sevmememi suç saymış?

Said Nursî

32. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Kardeşlerim!

Ben de ruh u canımla Receb-i Şerifinizi tebrik ve umumunuza dua ve selâm ederim. Allah sizlerden ebediyen razı olsun ve sizleri dünya ve âhirette mes’ud eylesin, âmîn. Ve hizmet-i imaniye ve neşr-i envârda daima muvaffak etsin, âmîn. Ve bu şuhur-u selâsede sizler Leyle-i Regaib ve Leyle-i Mi’rac ve Leyle-i Beraet ve Leyle-i Kadr’in esrarlarına, envârlarına ve tam faziletlerine mazhar eylesin, âmîn. Ve Zübeyr’i hizmet-i imaniye ve Nuriyede daima muvaffak eylesin, âmîn âmîn âmîn.

Said Nursî

33. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Ceylan!

Bu gönderdiğim Temyiz Lâyihasını Emirdağı’nda baban ve amucaların yazdılarsa, elbette onlardan birisi Ankara’ya gidecek; orada dostların tensibiyle mahkemeye verebilir. Fakat bize karşı muameleleri ne kanunîdir ve ne de hakikattır. Onun için bizim kanunî ve hakikatlı müdafaatlarımızı nazara almıyorlar. Bir kısmını aksülamel ile aleyhimize çeviriyorlar. Şimdi merak ettim, acaba bizim bütün evrak ve müdafaatlarımızı Mahkeme-i Temyiz’e göndermişler mi? Yoksa bunda da bizi aldatmışlar mı?

Said Nursî

34. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Şimdi bu anda bir mes’ele için sizinle bir meşveret etmek hatıra geldi:

Denizli’de beraetimize ehemmiyetli bir sebeb, Meyve Risalesi’nin Ankara’ya makamata göndermek ve galebe etmesi olmasından; eğer siz bu Elhüccetüzzehra’yı Meyve derecesinde veya daha ileri biliyorsanız veya münasib görseniz çabuk üç-dört nüsha Ankara’nın iki-üç makamatına gönderilsin. Çünki bizimle mücadeleleri siyasî ve içtimaî değil, belki hakaik-ı Kur’aniyenin bütün felsefelerin fevkinde tezahürlerine hizmetimizdir ki; onlar bilemediklerinden başka manalar verip, gizli münafıklar onlardan istifade ederler, bize memurları hücum ettiriyorlar.

35. Parça[]

Kardeşlerim!

Maksad, hakikatı ve Nurların mahiyetini gösterip kurtarmaktır, ilân etmektir. Yoksa beraetimize ve lehimizde hüküm verilmeğe vesile olmak değil. Madem münasib gördünüz. Risale-i Nur’un bir müdafaası namında hem yeni harf, hem eski harf, hem resmî, hem gayr-ı resmî bera-yı malûmat başta Diyanet Riyasetine, Mahkeme-i Temyiz’e, Denizli’de beraetimize muvafakat eden Ankara Ağırceza Mahkemesine gönderilsin.

Said Nursî

11/5/1949

Hazret-i Üstadımız bu manalı mektubunu, Ankara Temyiz mahkemesinde duruşmamızın yapılmakta olduğu saatlerde Afyon hapishanesinde yazdı.

Zübeyr

36. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık, muhlis kardeşim Ahmed Feyzi!

Ben bu gece merhum Hasan Feyzi sisteminde bir Feyzi’yi gördüm. Birden sen zihnime iliştin. Ben dedim: “Fırsat buldukça bu cesur Feyzi’yi, Mehmed Feyzi gibi yanıma alıştıracağım. Tam temkinli, israfsız ve tam ihlasla Nurları hiçbir şeye vasıta, hattâ uhrevî makamlara ve dünyadaki maksadlara âlet yapmamağa ve yaptırmamağa çalışsın.”

Şimdi o hakikatı gece hali bir hakikat olarak senin bu Hasan Feyzi gibi yeni bir takrizin ile elime geldi. Nazif, Salahaddin, Ceylan, Zübeyr, Sungur, Tabancalı şimdi sizler bu takrizi güzelce tashih, ıslah ve bir derece muhtasar yapınız ki, Hasan Feyzi’nin takrizi gibi, buranın dersinin âhirinde neşredilsin.

37. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık, çok hâlis, çok eski kardeşim ve hizmet-i Kur’aniyede çok fedakâr arkadaşım Ahmed Nazif!

Evvelen: Hiç hayatımda görmediğim ve her gün ondan vefatımı beklediğim bu semli, pek ağır ve sıkıntılı hastalığımdan kalben diyorum ki: Ben ölsem, pek çok Hüsrevler, Tahirîler, Nazifler gibi benden daha kuvvetli kardeşlerim kalıyorlar. Bana ihtiyaç kalmadı. El-hükmü lillah diyerek ölümümü kemal-i ferahla karşılamak suretini rahmet-i İlahiyeden niyaz edip istiyorum.

Sâniyen: Şimdiye kadar hakkımızda kanunsuz şiddetli muameleler, hizmet-i imaniye ve Nuriyemize başka ve ehemmiyetli sahalarda daha parlak ve tesirli inayetlerin tezahürü, bizi şimdilik pek ağır sıkıntımızda sabırla tahammüle davet eder.

Sâlisen: Bu üçüncü musibetimizde bana karşı bütün bütün kanunsuz ve garaz ve aksülamel ile mukabele ve beni mahkemede haklı müdafaatımdan men’etmek ve ondört ay tecrid-i mutlakta tazib etmekle bildim ki; benim onlara müracaatım lüzumsuzdur, belki zararlıdır. Onun için senin ve Abdurrahman’ın iki ehemmiyetli fikrinize cevab vermedim.

Râbian: Salahaddin’in yeni ve ihtiyatkârane ve tedbirdarane takrizini sen münasib görsen, bazı ihtiyatsızlara bir ikaz nevinden baba-oğul Çelebilerin imzasıyla Elhüccetüzzehra’nın âhirinde, Hüsrev ve arkadaşları münasib görseler Isparta’da neşretsin. Siz bir defa daha bakınız, ıslah ve tadile lüzum varsa yaparsınız.

Said Nursî

38. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Benim kalbime bu gece bir mana geldi. Size yazıyorum ve beyan ediyorum.

Evvelen: Ben tahammülüm fevkindeki şimdiki azabım ve ikinci defa olarak öldürmeyecek fakat kuvvetten tam düşürecek bir nevi semli ilâcı ile şiddetli sıkıntılarım ile ben Temyiz mahkemesinin çabuk bizi kurtarmasını istemiyorum, uzatmasını istiyorum; tâ hakikat tam tezahür etsin. Milyonlar başlar feda oldukları o hakikata, değil muvakkat rahatımız ve fâni dünya hayatımız, belki lüzum olsa başımızla beraber bütün şeref, mal, rahat, haysiyet, maddî ve manevî makamat kemal-i iftiharla feda edilse yine kazanıyoruz ve vazifemizdir.

Sâniyen: Elhüccetüzzehra herhalde Meyve gibi, Nurların manevî bir müdafaası olarak resmen neşretmek ve resmî makamata vermek lâzımdır. Çünki ona karşı hiçbir felsefe, hiç şübhe, hiçbir inad dayanamaz. Küfr-ü mutlakı esasıyla keser, kırar. Hem Risale-i Nur’a karşı gelenlere mukabil elmas kılınçtır. Hem onu neşreden Medreset-üz Zehra şakirdlerini, zabıtanın taarruzlarından kurtarmağa vesile olur. Çünki hükûmet onlara ilişse, onlar derler ki: Mahkemeleriniz bizlerde bir siyaset, bir cem’iyet bulmadı. Kararnamesiyle yalnız ilmî olarak Nurlara iliştiler. Biz dahi Nurlar hülâsat-ül hülâsasını ilmî ve imanî bir müdafaaname yazdık ve neşretmesi bizim kanunca inkâr edilmez hakkımızdır, deyip onları susturur.

Said Nursî

Kardeşlerim!

Bir hiss-i kabl-el vuku’la avukatların mektubunu görmüş gibi, bir saat evvel yazdığım pusulayı nasıl buldunuz?

Said Nursî

39. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Kardeşlerim!

Onbeşinci Rica’nın işaret ettiğim kısmı, sizlerin tensibiyle bu mukaddemeden sonra veya Hüccet’in âhirinde veyahut Hüsrev’in münasib gördüğü yerde yazılsın. Sizler ve Isparta kardeşlerimiz, makamata karşı yazılan mukaddemeyi tadil ve tevsi’, ıslah edebilirsiniz. Hem makamata gönderilecek nüshalarda benim hastalığım bahisleri, aynı yerde haşiye yapılsın, daha münasibdir. Hem meşveretle, münasib görmediğimiz bir kısım mes’eleleri, yeni harfle yazacağınız nüshalarda terkedebilirsiniz.

Said Nursî

40. Parça[]

(Makamata gidecek Elhüccetüzzehra’nın mukaddemesi)

Mukaddeme: Hapse beraber giren ve Said’den Elhüccetüzzehra’yı ders alan Nur şakirdlerinin bir ilmî müdafaalarıdır. Evet biz Nur talebeleri, bizi mahkûm edenlere deriz:

Madem mes’elemiz birdir, Said Nursî’nin aynı suçuyla mes’ul oluyoruz. Ve madem bu yirmi senede pek şiddetli taharri ve mahkemelerin tedkikinde Said’in siyasete ve emniyet ihlâline dair bir kat’î madde bulunmamış. Ve Denizli mahkemesinde dava edip bizi şahid gösterdiği gibi, biz yakînen biliyoruz ki; o otuz senedir siyaseti bırakmış ve gazeteleri okumamış ve on sene harb-i umumîyi sormamış, bilmemiş ve istirahatı için yirmibeş sene müracaat etmemiş, her sıkıntıya tahammül etmiş. Elbette onun suçu siyasî olamaz. Demek yalnız ve yalnız onun mevhum suçu ilimden, belki o hayatını vakfettiği hakaik-i imaniye ve Kur’aniyenin beyanında bir medar-ı mes’uliyet var diye tevehhüm edilmiş. Hattâ Denizli’de bu mezkûr hakikata binaen Meyve Risalesi’ni yazdı, bir müdafaa-i Nuriye namında Ankara’nın yedi makamatına gönderdi. Hem orada takdir edildi, hem beraetimize bir sebeb oldu. İşte biz Nur talebeleri, bu Afyon hapsinden ders aldığımız Elhüccetüzzehra’yı aynen Meyve Risalesi gibi bir müdafaaname olarak bera-yı malûmat makamınıza takdim ediyoruz.

41. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Kardeşlerim! Başta Hüsrev’in, Tahirî’nin müdafaaları, sonra Zübeyr’in üç müdafaası, hem Sungur’un iki müdafaası ve Ceylan’ın birinci kısa müdafaası, Ahmed Feyzi’nin birinci ve kısa müdafaası gibi münasib olan parçalarla bir zeyl olarak benim büyük müdafaamın neşrinden sonra bu avukatların ve talebelerin müdafaaları neşredilecek. Tâ intişar eden kararnameye ve neşri muhtemel bulunan garazkâr iftiranamelere karşı mukabele etsin.

Said Nursî

42. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Ceylan! Isparta’dan Diyanet Riyaseti’ne verilmek üzere bana gönderilen ve tevkifimizden sonra Emirdağı’na gelen kitablardan Dâr-ül Fünun’un parasına mukabil Ziya’ya verilen Emirdağı’ndaki Hatice çoktan beridir Sultan, Fethiye, Şadiye ve sair hemşirelerimin isimlerini dualarımda söylerken bu Hatice daima beraberdir.

Said Nursî

43. Parça[]

Ceylan!

Ben unutmuştum, Isparta’dan gelen kitablar benim tashihimden geçmemişler. Tahliyemden sonra veya bir çare bulunsa tashih edilecek, inşâallah.

Said Nursî

44. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Hüsrev gelmiş. Ben müdüre verdiğim pusulayı Zübeyr’e de verdim. İcazetnameyi ve karar sehivlerini yarın onlara vereceğim. Acaba müdafaatımı zeyilleriyle bitirmişler mi, merak ediyorum. Siz benim tarafımdan Hüsrev’e binler safalarla geldiniz deyiniz.

Said Nursî

45. Parça[]

Kardeşlerim!

Bu arzuhali mümkün olduğu kadar çabuk Hüsrev’e ki, hem müdafaatta hem müstakil teksir etsin. Ve bir surete dahi bera-yı malûmat Mahkeme-i Temyiz’e ve başında bu fıkra yazılsın:

“Beni konuşturmadılar. Üçüncü bir şiddetli iddianameyi bize dinlettirdiler. Yanıma kimseyi bırakmadılar ki, gelsin bana yazı ile yardım etsin. Ben hasta, yazım noksan. Bu şekvamı bu zamanda hakkımda iki defa tam adalet yapan Mahkeme-i Temyiz’e bir Layiha-i Temyizim olarak makamınıza takdim ediyorum.” mealinde bir başlık yazınız. Yazdığınız ve yazdırdığınız eski veya yeni harfle olan suretlerin sıhhatlerine çok dikkat ediniz. Bazan bir harfin noksanı ve ziyadesi, bir hakikatı bozar. Gördünüz, mahkemede “kabul etmemek” de bir mim noksan kasden bıraktılar. Lehimizde iken aleyhimize çevirdiler.

Daha tamam yazmadım. Altıncı’da kaldı, mâba’di var.

Benim bu nüshamı sonra bana iade etmek ve sıhhatına çok dikkat etmek şartıyla bir sureti Sebilürreşad gazetesini çıkaran Eşref Edib’e, birisi de Ehl-i Sünnet gazete sahibi Abdurrahîm Zapsu’ya, biri de Temyiz mahkemesine, biri de Diyanet Riyaseti’ne ve Yusuf Ziya’ya, biri de Ankara Ağırceza Heyetine, biri de din lehinde çalışan Millet Partisi’ne taahhüdlü veya emin vasıtalarla göndermek münasib ise gönderiniz. Hem çok ihtiyat ediniz, burada sizi tecessüs ederler.

Said Nursî

46. Parça[]

Aziz, sıddık, kahraman kardeşim Hüsrev!

Üstadınız tahliye oldu. Hayri’yle Ziya, Konya namına gelmişler. O da ruh u canıyla kabul etmiş. Kararın sehivleri olan parça, Mahkeme-i Kübra’ya Şekva hem müdafaatın âhirinde, hem münasib görülürse ehemmiyetleri için birer müstakil nüshaları bulunsun. Bu iki kardeşimizi iki canlı mektub olarak gönderiyoruz.

Said

47. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Ey beni görmek isteyen âhiret kardeşlerim ve hemşirelerim!

Bazı esbaba binaen şimdilik zaruret olmadan görüşmemek lâzım gelmiş. Zübeyr’i tam bir Said olarak tevkil ettim. Onunla görüşen, benimle görüşmüş gibi kabul ederim.

48. Parça[]

(Otuzuncu Söz’ün başına geçecek bir fıkradır)

Risale-i Nur’un Otuzuncu Söz’ün evvelinde ve Otuzuncu Lem’anın âhirinde şiddetle vurduğu felsefe ise, dini dinlemeyen ve Kur’an hakikatına dehalet etmeyen ve tabiata ve maddiyyun mesleğine beşeri sevkeden, manen zararlı bir kısım felsefedir. Yoksa bizim dârülfünunlarımıza giren ve münevver muallimlerimizin imanlarına zarar vermeyen hakiki felsefe değildir. Bu felsefe, Risale-i Nur’la çabuk barışır. İnşâallah bir vakit bizim dârülfünunlarımızın kıymetdar muallimleri tam barışacaklar.

49. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelen: Geçen bayramınızı ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Sureten görüşmediğimizden merak etmeyiniz. Biz manen daima beraberiz.

Sâniyen: Zübeyr’in ve başkaların bir-iki sualine cevabdır. Dediler ki: Neden halkın hâlisane teveccüh ve hürmetlerinden çekiniyorsun. Ve memurların bu bayramda halkı senin ziyaretine gelmesine men’etmelerine ve mütemadi tarassud etmelerine karşı sıkılmadın, memnun oldun?

Elcevab: Risale-i Nur bazı yerlerinde bu ehemmiyetli sualin cevabını vermiş. Bir hülâsası budur:

Bu zamanda enaniyet ziyade hükmettiğinden hakikata hizmet edenler ihlasını muhafaza etmek için, enaniyeti okşayan şeylerden bütün bütün çekilmek lâzım geldiği gibi; bu zamanda ekseriyetçe halkın teveccüh ve hürmeti ve malını pek pahalı verir. Yani verdiği sadaka, hediye ve hürmete mukabil bende salahat belki de bir manevî mertebe niyetiyle veriyor. Bazan makbul duaları da mukabilinde ister. Demek benim hakikî şahsıma vermiyor, belki hüsn-ü zanla kâmil tahayyül ettiği “Said” namında bir şahsa veriyor. Öyle ise o sadaka ve hürmet ve teveccüh bana caiz değil, helâl olmuyor. Çünki eğer ben kendimi sâlih ve onların düşündüğü gibi bilsem, o vakit bir gurur ve enaniyet olup o salahatın ademine delildir. Salahate mukabil olan mal, bana helâl olamaz. Eğer kendimi sâlih bilmezsem, onların düşündüğü bende olmadığını bilsem yine bana o teveccüh ve o hediye caiz olmaz. Hem mukabilinde makbul dua ve himmet istenildiğinden o fiyatı veremediğimden alması bana ağır geliyor. Belki de caiz değil. Eğer yalnız gurbetim ve ihtiyarlığım ve hastalığım ve hocalığım için merhamet, hürmet, teveccüh, yardım olsa idi belki bana dokunmayacaktı.

Sâlisen: Risale-i Nur haysiyetiyle benim şahsıma haddimden çok ziyade olan teveccüh ve hürmeti aynen hediye ve sadaka ile verilen mal gibi bana şahsım itibariyle kabul ve arzu etmekliğimi caiz görmüyorum. Çünki Nurlardaki mal benim değil, Kur’anın malıdır. Fikrimin mahsulü değil, belki şiddet-i ihtiyacım için bu zamanda en evvel o kudsî ilâçlar bana verilip tercüman oldum. Sonra o çok menfaatlı hizmeti, Nur şakirdlerinin şahs-ı manevîsi tam tamına gördü. Benim hisseme karşı ziyade teveccüh ve hürmet çok pahalı oluyor. O fiyatı veremediğimden ve başkaların hakkı olduğu için o manevî hediyeyi kabul etmek bana ağır geliyor, helâl olmuyor. Onun içindir ki, şimdi bu üçüncü imtihanımızda Nur şakirdlerinin her birini derecesine göre nisbeten kendime birer vâris ve hizmet-i kudsiyede birer Said ve her birisine hususan haslara icazet-i ilmiye ve bir nevi şehadetname hükmünde birer icazetname vermeye karar verip ve o icazetnameye liyakatlarını rahmet-i İlahiyeden rica ediyorum. Ve onların hüsn-ü zan ile benden bekledikleri üstadlık ve ustabaşılık vazifesi itibariyle benim bedelime Nur’un her bir mecmuası birer üstad ve birer ustabaşı, onlara inayet-i İlahiye tarafından verildi. Ve Nur’a hizmet olan büyük vazifem dahi, o mübarek ve metin ve hâlis şakirdlere verilmiş diye kanaat ettim. Bunun için benim bu teveccüh ve hürmet-i umumîde hissem pek azdır. O küllî teveccühü kendime kabul etmek, kendi nokta-i nazarımda ihlasıma münafî görüyorum.

İkinci sual: Senin bu teveccüh-ü ammeden çekilmen, Nur’un intişarına ve istifadesine belki bir zarar olur.

Elcevab: Vazifemizi yapmak ve vazife-i İlahiyeye karışmamak elzemdir. Nurları halka kabul ettirmek ve onları ondan istifade ettirmek, vazife-i İlahiyedir. Ona karışmayız. Yalnız müşteri ve muhtaç olanlara tebliğ ve göstermektir. Ve onları aramak ve Nurları satın almağa teşvik etmeğe ihtiyaç kalmamış. Çünki hem bu şiddetli imtihanlarda Nurlar çok kıymetdar olduğu tahakkuk ettiği için müşteri aramaz. Müşteri onu aramalı ve yalvarmalı. Hem Nur onbeş sene zarfında üç-dört dehşetli imtihan meydanında muhtaç müşterilere kendini göstermiş. Hem اَلرَّاضِى‮ ‬بِالضَّرَرِ‮ ‬لاَ‮ ‬يُنْظَرُ‮ ‬لَهُ yani zarara rızasıyla ve pis zevkiyle veya inadıyla razı olana merhamet edilmez ve lâyık değildir, kaide-i esasiye ile Nurların hiç bir şübhe ve vesvese bırakmayan kuvvetli hüccetlerine karşı temerrüd edip kabul etmeyen belki aleyhinde bahanelerle çalışanlara şefkat ve merhamet edilmez. Ve onların hatırı için onlara dalkavukluk ve temelluk etmek, Nurların izzetine münafî olduğu gibi

اَلرَّاضِى‮ ‬بِالضَّرَرِ‮ ‬لاَ‮ ‬يُنْظَرُ‮ ‬لَهُ düstur-u esasiyesine muhalif ve onların pek çok çirkin temerrüd ve inadlarını bir okşamak hükmüne geçtiği için onları unutmak, zihnen meşgul olmamak şimdiki vaziyetime lâzım gördüğümden; bu pek soğuk ve ihanetkârane bana karşı vaziyetlerinden müteellim olmuyorum, belki bir cihette memnun oluyorum.

Râbian: Bu zamanda avam-ı mü’minînin tam itimad etmesi ve iman hakikatlarını tereddüdsüz alması için öyle muallimler lâzım ki; değil dünya menfaatlerini belki âhiret menfaatlerini dahi ehl-i imanın menfaat-i uhreviyesine feda ederek o ders-i imanîde her cihetle şahsî faidelerini düşünmeyip yalnız ve yalnız hakikatlara rıza-i İlahî ve aşk-ı hakikat ve hizmet-i imaniyedeki şevk-i hak ve hakkaniyet için çalışsın. Tâ her muhtaç delilsiz kanaat edebilsin, bizi kandırıyor demesin. Ve hakikat pek çok kuvvetli olduğunu ve hiç bir cihette sarsılmadığını ve hiç bir şeye âlet olmadığını bilsin, tâ imanı kuvvetlensin ve o ders ayn-ı hakikattır desin ve vesvese ve şübheleri zâil olsun. İşte mezkûr hakikatlar içindir ki, mukabil bir şey vermediğim maddî ve manevî hediyeler bana dokunuyor ve kabul edemiyorum.

Hâmisen: Madem hususî vazife-i Nuriyem kardeşlerime havale edilmiş, benim şahsıma karşı ne kadar bela gelse ehemmiyeti yoktur, merak etmeyiniz. Bilakis hizmet-i imaniye itibariyle memnun oluyorum. Çünki gizli düşman münafıklar yalnız beni ihanetlerle, iftiralarla düşürmeğe, çürütmeğe, söndürmeğe gaddarane çalışmaları, şahsımdan pek çok ziyade çalışan kardeşlerime ilişmemeye bir vesile olduğu için Cenab-ı Hakk’a şükrediyorum.

Said Nursî

50. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Yirmidokuzuncu Mektub’un Sekizinci Kısmı’nın Birinci Remzi’nin Beşinci Remz’inde İşarat-ül İ’caz’daki Lafzullah’ın hurufatının (72) (77) tevafukatına dair kanaat-ı kat’iyye ile bir işaret-i gaybiyeyi hissettik. Bu hâşiyeyi o makama yazdık. Kim biz gibi kanaat getirse, kendi nüshasındaki o makama yazar.

Hâşiye: Bu yetmişyedide bu mübarek harflerin tevafukatı otuzsekiz sene evvel te’lif edilen İşarat-ül İ’caz bu tevafukla güya işaret eder ki, müellif yetmişyedide vazife-i te’lifiyesi tam olur. Hakikaten Hüccetüzzehra son te’lifi ve yetmişyedi senesinin mahsul-ü hayatı olduğunu tasdik ederiz.

Said Nursî

51. Parça[]

Bu istida, lâyiha-i tashihin bir parçasıdır. Mümkünse büyük müdafaatımın âhirindeki şekvanın âhirine veyahut birinci zeylinin başında veyahut ikinci zeyl olan Onaltıncı Mektub’un başında yazılmasını Hüsrev’in tensibine havale ediyorum.

Said Nursî

52. Parça[]

Aziz, sıddık, kahraman ağabeyim!

Evvelen: Hazret-i Üstadımız şöyle buyurdular: Diyanet Riyaseti’ne gönderilmek üzere hazırlanan Nur takımı, Emirdağı’ndan Isparta’ya iade edilmiş. Bu takım bir yere verilmemişse muhafaza edilsin, belki bir zaman lâzım olacak. Ben tashih edeceğim.

Sâniyen: İkinci Zeyl’i aldık. Üstadımız çok sevindiler. Rahatsızlığına bir ilâç gibi şifa verdi.

Zübeyr

53. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, sıddık, kahraman ağabeyim!

Evvelen: İstifsar-ı hatırla arz-ı hürmetler eder, ellerinizden öperim.

Saniyen: Ankara işini Çalışkanlar görecek. Benim gitmeme lüzum kalmadı.

Sâlisen: Hazret-i Üstadımız tashihatta ilâve buyurdukları hâşiye ve nükteler ve müdafaattaki bir-iki sehvi havi bir pusulayı takdim ediyorum. Hazret-i Üstadımız dün Emirdağı’na teşrif buyurdular. Bendeniz mahkeme gününü burada bekliyeceğim. Az da olsa bu ayrılık çok acı geldi. Mübarek odasına çıkamıyorum. Ancak namazı orada teessür ve yeis içinde kılıyorum. Emniyete haberleri olsun kabilinden gideceğini söylediğim zaman şöyle dediler: “Hoca Efendi’nin hiç bir şeyine müdahaleye kanunen hakkımız yoktur. Türkiye’de 63 vilayet var. Arzu ettiği vilayete ve kazaya gider.”

Kahraman ağabeyim. Dua ve himmetinizi yalvarırım. Bu kadar aceleyle yazabildim. El ve ayaklarınızdan öperim. 3.12.1949

Çok kusurlu biçare

Zübeyr

Mahkeme bu ayın ondördünde:

14/12/1949 günü

54. Parça[]

Üstadımızın tashihatta ilâve ettiği nükteler:

Evvelen: Yirmidokuzuncu Mektub’un İkinci Makamı’nın en baş sahifesindeki sual ve cevabdan sonra şu nükte yazılacak:

Bu risalenin sebeb-i te’lifi; Kur’anın tercümesini Kur’an yerinde câmilerde okutmak olan dehşetli sû’-i kasdına karşı bir nevi mukabeledir. Ziyade tafsilat ve lüzumsuz bahisler girmiş. Fakat o mücahidane ve heyecanlı mukabelede kıymetdar bir gaybî anahtarı hissedip meczubane arattırmak içinde lüzumsuz tafsilât ve zaîf ve pek ince emareler dahi girmiş. Kalbime geldi ki: “Yirmidokuzuncu Mektub’un gayet ehemmiyetli ve lüzumlu ve parlak ve îcazlı olan Birinci Makamı, bu İkinci’nin bütün kusuratını ve israfatını afvettirir.” Ben de kemal-i sürurla şükrettim, o kusurlarımı unuttum.

Sâniyen: Yirmidokuzuncu Mektub’un İkinci Makamı’nın Sekizinci Kısmı’nın Üçüncü Remz’in Birinci Kısmındaki Dördüncü Letafetinde bir sahife kadar sonra, tevafuk sırrıyla şahid gösterilen onyedi sureden ondördüncü suredeki 359 tarihinin üzerine hâşiye konulacak. Hâşiyesine şu nükte yazılacak:

Hâşiye: (اِذَا‮ ‬السّمَاءُ‮ ‬انْفَطَرَتْ) 359 hurufuyla, beşerin başına semadan atom bombasının inmesine ve kalbine anarşi mikrobu girmesine remzeder.

Sâlisen: Yirmidokuzuncu Mektub’un İkinci Makamı’nın Sekizinci Kısmı’nın Üçüncü Remzi’nin İkinci Kısmındaki “Mühim bir ihtar”dan bir sahife kadar sonra “351 adedi bu sene-i Arabiyeyi gösterdiğinden otuzbir defa (Haşiye)” cümlesindeki “otuzbir defa” kelimelerinin üzerine ve hâşiyesine şu nükte yazılacak:

“Bu işarete otuz bin defa bârekâllah. Çünki İkinci Harb-i Umumî beşerin şükürsüzlük ve küfran-ı nimetten çıktı.”

Hâmisen: Yirmidokuzuncu Mektub’un İkinci Makamı’nda Sekizinci Kısım’da Birinci Remz’in Beşinci Remz’indeki Hâtime’ye bir hâşiye yapılacak ve şu nükte yazılacak:

“Ehemmiyetli yetmişler, yetmişyedi senedeki Said’in yaşını gösterdiği gibi, Nur te’lifi o tarihte tamam olur diye remzeder.”

(Müdafaat’taki cüz’î sehivler)

Birincisi: Müdafaatın altmışdördüncü sahifesinde on ve onbirinci satırlarında “cazibe-i umumiye” kelimelerinden sonra “yi” harfi ve “muhafaza” kelimesi sehven girmiş, kaldırılsın.

İkincisi: Seksenaltıncı sahifede onuncu satırın âhirine yakın “demesi” kelimesi kaldırılacak.

Bin bârekâllah Hüsrev’e ki, koca müdafaatta üç-dört sehivden başka yok.

55. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Evvelen: Sekizinci Lem’anın Keramet-i Gavsiyesinin tetimmesi (فَيَا‮ ‬مُنْشِدًا‮ ‬نَظْمِى‮ ‬فَقُلْهُ‮ ‬وَلاَ‮ ‬تَخَفْ) bahsinde (نَظْمِى) kelimesinin makam-ı ebcedîsi 1000 olup, “Risalet-ün Nur” makam-ı ebcedîsi iki farkla bindir, diye tashih edilsin. (رسائل‮ ‬كتاب‮ ‬النور‮ ‬بها) cümlesi yerinde (رسالة‮ ‬النور) yazılsın.

Sâniyen: Mu’cizat-ı Kur’aniyenin Beşinci Zeylinde Kenz-ül Arş’ın birinci nükte-i Kur’aniyesi sahifesinde iki nun yerinde iki mim girmiş. İki sehiv olmuş. Birisi “vav” yirmi bin olarak hem “yâ”nın hem “mim”in; sahihi hem “lâ”nın iken, hem “lâm”ın yazılmış, sehiv olmuş.

İkincisi: “Yâ” yirmibin dokuzyüz ve bir cihette ondokuz bin olmakla; sahihi hem “lâ”nın iken sehven hem “lâm”ın yazılmış.

Sâlisen: Âtıf’ın güzel tab’ettiği Hülâsat-ül Hülâsa’nın sahifesinde sahihi (تزاحمت‮ ‬خواتيم‮ ‬وحدته‮ ‬على‮ ‬كل‮ ‬مكتوبٍ‮ ‬حتى‮ ‬مصنوعاته) iken (مكتوب) yerinde (مكتوم) yazılmış. Mâşâallah hem Delâil-i Nuriye hem Hülâsat-ül Hülâsa çok şirin ve parlak basılmış.

56. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

İnşâallah mahkememizin te’hiri hayırdır. (اَلْخَيْرُ‮ ‬فِى‮ ‬مَا‮ ‬اخْتَارَهُ‮ ‬اللّهُ) Siz merak etmeyiniz. Ben az merak ederken kalbe ihtar edildi ki: “Şimdilik te’hirde iki maslahat var:

Birincisi: Denizli gibi Afyon’un dahi Nurlardan ister istemez resmî ve gayr-ı resmî olan muhtaçların istifadeleridir. Bu te’hir ise, mes’ele-i Nuriyeyi i’zam ve nazar-ı dikkati celbe bir ilânat olup, ehemmiyetini gösterir. Müştaklar onu aramağa başlar.

İkincisi: Bu sıralarda birden serbestiyet verilse idi, herhalde resmen Nurlardan bahsetmekten men’edilen gazete ve mecmua cerideleri neşriyatlarıyla hem Nurların hem şakirdlerinin yüzlerini dünyaya ve cereyanlara çevirmek ve dindar cereyanlar onların manevî kuvvetinden istifadeye çalışmak ve bir nevi siyaset-i diniye şeklini vermek cihetiyle, Nurların hiçbir şeye ve dünyevî ve siyasî hiçbir maksada âlet olmaya hiçbir cihette müsaade etmeyen ihlası zedelenirdi. Belki de zaîf talebelerde kırılırdı. Bu zarar gelmemek hikmetiyle âdil kader-i İlahî zalimlerin bu gadirlerine müsaade etti.

Sâniyen: Herbiriniz derecesine göre birer Said, birer vâris ve vekilim olarak benim bedelime hem Nur’un hem benim işlerimi düşünmeye ve idare etmeye kuvvetli bir ihtarla tayin ve tavzif olmanızın bir hikmeti şudur:

Bu son zehirlenmek, benim vücuduma ağır bir kuvvetsizlik ve fikrime öyle bir halet vermiş ki; siz benim bedelime çalışıyorsunuz ve düşünüyorsunuz diye teselli vermese idi, hiç dayanamıyacaktım. Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükrederiz ki, bir mütekaid Said yarım ölmüş fakat binler Saidler dirildiler. Daha ihtiyaç bırakmıyorlar.

Hâşiyecik: Mükerreren o malûm masondan bildim ki; Denizli beraeti ile Nurların fevkalâde parlaması, intişarı dinsizlere dehşet vermesinden, mahkemeyi aldatıp bahanelerle Nurların serbestiyetine mani’ oluyorlar. Fakat (سِرًّا‮ ‬تَنَوَّرَتْ) ile aksülamel oluyor. Nurların daha ziyade parlamasına ve perde altında intişarına bir vesile oluyor inşâallah.

57. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelen: Yirmi günden beri şiddetli tesemmüm hastalığımla beraber gayet endişeli ve meraklı bir tarzda Medreset-üz Zehra’nın vaziyeti ve erkânlarının faaliyeti bir taarruza hedef olmuş veya oluyor gibi şiddetli ızdırabda idim. Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun, hem Hâfız Ali hem Hâfız Mustafa hem bir Said olan bir kardeşimiz Hakîm-i Lokman gibi o manevî yaralarıma merhemler getirdi.

Sâniyen: Siz hiç merak etmeyiniz. Nurlar her tarafta hâriç ve dâhilde intişar edip parlaklığını gösteriyor, hasımlarını susturuyor. Gizli münafık düşmanlar bütün kuvvetleriyle Nurların neşrine ve parlamasına mani’ olmağa çalıştıkları halde, bilakis parlamasına vesile oluyor. Şimdi de mahkemeyi te’hirleri, Nurların sırf serbestiyetine ve neşrine meydan vermemek plânıdır. Onun da ehemmiyeti yok.

Sâlisen: Emanetleri aldık.

Said Nursî

58. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Çok sevgili ağabeyimiz!

Sevgili kıymetdar Üstadımız, Diyanet Riyaseti’ne gidecek takımı tashih ederken bazı yerlerini tashih ve bazı yerlerine ilâve yapmıştır. İnşâallah aynı nüshayı (Haşiye; Diyanet Riyaseti’ne gidecek nüsha gibi sizde varsa tashih edip bizim o Diyanet’e gidecek nüshamızı bize iade edersiniz.) size takdim ediyoruz. Diyanet hocalarının ilişmemeleri için, Üstadımız öyle yapmış.

1- Yirmidokuzuncu Mektub’un Üçüncü Kısmı başından nihayete kadar onbeş sahifenin başına Üstadımız şöyle yazmışlardır:

“Bu Üçüncü Kısım, uzun bir müşavere ve ziyade tafsilatlı bir mes’ele-i nakşiye ve lafziyye ve hatt-ı Kur’anî yasak olmasından gelen hiddetli ve heyecanlı ve israflı bir tedbir ve mübarek tevafuka dairdir. Herkes istifade edemediğinden iğneledim.”

2- Yirmidokuzuncu Mektub’un Altıncı Kısmı’nın başında:

“Bu Hücumat ve Zeyli ve İşarat-ı Seb’a hem mahrem hem yirmi sene evvel hakkımda eşedd-i zulme karşı te’lif edilmesinden, onları neşretmezdim. Fakat üç-dört mahkeme fevkalâde neşrettikleri için, mecmuadan çıkarmadım. Yirmi sene işkenceli cezasını çektiğimden intişarına mani’ olmak manasızdır.”

3- Yedinci Remz’in Üçüncü parçasının iki küçük remzinden birinci küçük remzinin başına:

“Bu kısmı herkes bilemez ve faide vermez. Okunmamak için iğneledim.”

4- İşarat-ül İ’caz tefsirinin latif ve yüksek bu şübhesiz tevafukun başına:

“Bu dört-beş yaprak, çok zaman evvel bir latif mana için pek uzun bir taharri ve lüzumsuz bir sohbet-i ilmiye ve tevafukiyeye dair kaleme alınmıştı. Sonra kardeşlerim benim herşeyimi kaydettikleri gibi, bu lüzumsuz ve uzun tafsilatlı mebhası dahi İşarat-ül İ’caz tefsirinin hatırı için Yirmidokuzuncu Mektub’un içine dercetmişler. Ben de iğneledim.”

5- Yirmidokuzuncu Mektub’un Sekizinci Kısmı’nın Dördüncü Remzi’nin bir kısmı “Bir mes’ele-i ilmiye-i itikadiye-i kaderiyeyi beyan eder. Şöyle ki: Dördüncü Remiz’de zikredilen ihbar-ı gaybî iki kısımdır.” Buradan Beşinci Remiz’e kadar mükerrer yazıldığından üstadımız çizmiştir. Ve arkasına da şöyle yazmıştır:

“Kardeşlerim! Denizli beraetimizde lehimizde rapor veren ehl-i vukuf demiştiler: “Said normal olduğu zaman gayet sıhhatlı ve hakikatlı yazar. Ve normal olmadığı zaman yani meczub olduğu vakit yazıları müşevveş olur.” Ben onların bu kararlarından çok hayret ederdim. Şimdi sırrını bildim: Onlar bu remizleri ve Kur’an harflerine ait nükteleri tedkik edememesinden meczubane ve gayr-ı ilmî bir tafsilat zannetmişler. Bir cihette az hakları var. Fakat huruf-u Kur’ana hücum, o meczubane ve heyecanlı beyanı lüzumsuz görmez.”

6- Rumuzat-ı Semaniye’nin âhirinde:

“Ben bu nüshanın tashihinden tesemmüm hastalığıyla çok yoruldum. Ehl-i vukufun Nur’un Remizler kısmını cezbe halinde yazmış demelerine bir derece hak verdim. Fakat Kur’anın tercümesini Kur’an yerinde câmilerde hâfızlar okumak plânını işiten bîçare Said, bu israflı tafsilata manen mecbur olmuş.”

7- Otuzüçüncü Mektub’un başında:

“Otuzuncu Mektub, Arabî matbu İşarat-ül İ’caz tefsiridir. Otuzbirinci Mektub, otuzbir Lem’adır. Otuzikinci Mektub, Arabî Katre, Zerre, Şemme, Zühre ve Zeyilleri ve matbu’ ve kendi kendine manzum tarzını alan Lemaat Risaleleridir.”

8- Yirmidokuzuncu Mektub’un Sekizinci Kısmından Yedinci Remz’in ikinci parçası olan 10 sahife ve her cüzde Lafzullah ve Rab adedlerini gösterir. Şimdi yeniden derin tedkikat ile tashih etmeğe halim kat’iyyen müsaid olmadığından ve yanımda mukabele edilecek başka nüsha bulunmadığından tashih edemedim.

9- Yedinci Remz’in üç parçasından birinci parçasının başında:

“Bu fihriste-i huruf-u Kur’aniye, Yedinci Remz’in birinci parçasıdır. Tashihine mani’ şiddetli hastalık, hem yanımda başka nüsha olmadığıdır.”

59. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

(İstanbul’a gönderdiğimiz bir pusuladır. Bera-yı malûmat size gönderiyoruz. Mahremdir, haslara mahsus.)

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Kat’iyyen tahakkuk etti ki: Bize karşı gizli zındık düşmanlarımızın tahrikâtıyla mahkeme ve Ankara’da bazı dinsiz masonların plânıyla mahkeme bütün kuvvetiyle Risale-i Nur’un intişarına mani’ olmağa çalıştıklarını ve Nurcuların da tesanüdlerini kırmak, birbirinden soğutmak; hakkımızdaki en baş proğramlarıdır. Medar-ı mes’uliyet hakikat noktasında bir şeyi bulamıyorlar. Resmen savcı demiş, makamata yazmış: “Denizli beraeti bütün bütün Risale-i Nur’u parlattı ve tevessü’ ettirdi. Ona karşı susturmak veya söndürmeğe çalışmak lâzımdır. İşte bu dehşetli plânları içindir ki; iki-üç günlük işi, üç sene bahanelerle uzatıyorlar.

İşte ey hakikî Nur şakirdleri! Birinci vazifeniz, bu dinsizcesine hücuma karşı bütün kuvvetinizle Nurların perde altında neşrine ve muhafazalarına, onların maksadı aksine olarak kardeşlerinizin mabeyninizde tesanüdün takviyesine çalışmaktır. En ziyade lâzım ve ehl-i imanın imanına kuvvetli bir hizmet ve bu vatanın saadetine en ehemmiyetli bir medar-ı saadet budur.

2- İstanbul’daki Zülfikar’ı bütün tedbirinizle müsadereye meydan vermemek ve zayi’ olmamak için muhafaza edip emin ellere yetiştirmektir. Çabuk cildleyiniz, hem çok ihtiyat ve tedbirle otuz-kırk tane şahsıma emin bir zâtla acele gönderiniz.

3- Bu mahkememizin te’hiri gerçi onların plânıyla aleyhimizdedir, fakat hakikatta Nur’un hiç bir şeye âlet olmadığını, hakaik-ı imaniyeden başka bir maksad bulunmadığını göstermek ve ehl-i imanın tam itimad ve kanaatlarına vesile olmak; bu tarafgirane, garazkârane seçimler zamanında kader-i İlahî hakkımızda bu te’hire müsaade verdi.

Said Nursî

60. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Kışın son zamanı olduğu halde, soğuğun sıfırdan otuz derece aşağıya düşmesi hatırıma iki manayı gösteriyor:

Birinci mana: Risale-i Nur Külliyatı iki defa talebeleriyle beraber Ankara Ağırceza ve Temyiz Mahkemelerinde tedkikten geçtiği ve hiç bir şey bulunmadığından ittifakla beraet kazandığı ve Temyiz Mahkemesi aynı kanaatla beraet hükmünü tasdik ettiği halde, bu sefer de yine taht-ı muhakemeye alınıp keyfî uzatılması ve Mahkeme-i Temyiz’in dahi iki-üç gün zarfında karar verdiği halde, Afyon mahkemesi iki buçuk sene keyfî uzatıp sırf Nurların intişarına ve serbestiyetine mani olmak istenilmesi, elbette bu soğuk muameleye karşı kış dahi soğuk yüzünü gösterdi.

İkinci mana: Dinî mecmuadan okuduğumuza göre; imanın altı rüknünü inkâr eden, Türklüğün Yeni Âmentü’sü isimli ve bu vatan ve millete çok dehşetli bir hakaret olan bu yazının yirmi seneden beri memleketimizde yayılmasını isteyen ve eline ehemmiyetli bir memuriyet geçen bazı insafsız ve dinsizlere bakınız ki; bütün âlem-i İslâma yayılan, hususan Mekke, Medine, Mısır, Şam, Hindistan allâmelerinin takdir ve tahsinlerine mazhar olup, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın kabr-i şeriflerinin üzerine konulan ve yüzbin adamların imanlarını kurtaran Risale-i Nur Külliyatı, hususan Asâ-yı Musa, Zülfikar mecmualarının neşrine izin verilmemesi elbette kışın bu emsalsiz soğuğunun bir sebebi olmasına hiç şübhemiz kalmadı. Mükerrer vakıalar ve emarelerle Risale-i Nur bir sadaka-i makbule hükmünde belaların def’ine bir vesile olduğundan; şimdi iki günlük işi, iki buçuk sene uzatmakla Nurların gizlenmesine çalışmakla elbette musibet ve bela fırsat buldu geldi. Kışın hiddetiyle kendini gösterdi kanaatındayız.

Emirdağ Nur talebelerinden

Sadık, İbrahim

61. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok sevgili, kıymetdar ağabeyimiz Hüsrev!

Bundan evvelki yazılan mektubların tetimmesidir: Diyanet Riyaseti şubelerine takımın birer nüsha göndermesini mümkünse eski harfle teksir edilip teksir makinesiyle yirmi-otuz adet teksir edilmek hakkındaki Üstadımızın maksadı ki, Hüsrev’i bu işde tashih bahanesiyle veya hakiki teksir ciheti ona verilip tâ makine kâğıdına yazılan, hazır olan Sözler ve Lem’alar bu vesile ile makine ile teksir edilsin ve Diyanet Riyaseti namına denilsin ki, resmen ilişilmesin. Üstadımız bu şekilde buyurdular.

Sâdık, İbrahim, Halil

62. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Çok sevgili, çok aziz ağabeyimiz efendimiz!

Eğer sizler karar verseniz ki; siz kendiniz Ankara Diyanet Riyaseti ile Kur’anımızın tab’ına ve bazı müftülere Nur Risalelerini göndermek için Diyanet Riyaseti teksir etmesine dair oraya gitmek kat’î kararınızı verdi iseniz, bize çabuk acele bildiriniz. Tâ biz hem takımı, hem de makine ile çıkan her mecmualardan birer tane alıp hareketiniz gününde biz de buradan hareket edeceğiz. Hattâ niyet etmiştik ki, o takımı oraya Halil getirip siz beraber oraya götürecektiniz. Fakat nazar-ı dikkati celbetmemek için Halil’i oraya göndermekten vazgeçtik.

63. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Çok mübarek, çok sevgili ağabeyimiz, efendimiz!

Size üç defa Ankara Diyanet Riyasetine gitmek için mektub gönderdik. Fakat bu Eflani’den Sungur ve arkadaşları geldiler. Sevgili üstadımız o vazifeyi Sungur’a verdi ve siz sevgili ağabeyimiz şimdilik kaldınız. Ve bilâhere Diyanet Riyaseti Kur’anı tab’ edeceği zaman işaret vereceğini haber vermek üzere hâmil-i pusula Reşad Efendi’yi size gönderiyoruz. Bilâhere Diyanet’ten gelen haberi size bildiririz.

K. Halil

64. Parça[]

Yirmidokuzuncu Mektub’un Sekizinci Kısmı’nın Birinci Remzi’nin Beşinci Remzinde, İşarat-ül İ’caz’daki Lafzullah’ın hurufatının (77) tevafukatına dair kanaat-ı kat’iyye ile bir işaret-i gaybiyeyi hissettik. Bu hâşiyeyi o makama yazdık:

Hâşiye: Bu yetmişyedide bu mübarek harflerin tevafukatı, otuzsekiz sene evvel te’lif edilen İşarat-ül İ’caz, bu tevafukla güya işaret eder ki; müellif yetmişyedide vazife-i te’lifiyesi tam olur. Hakikaten Hüccetüzzehra son te’lifi ve yetmişyedi senesinin mahsul-ü hayatı olduğunu tasdik ederiz.

Nur şakirdleri namına Zübeyr

Yine bu remzin hâtimesinde yazılacak hâşiye:

Hâşiye: Ehemmiyetli yetmişler, yetmişyedi senedeki Said’in yaşını gösterdiği gibi, Nur te’lifi o tarihte tamam olur diye remzeder.

65. Parça[]

Yirmidokuzuncu Mektub’un İkinci Makamı’nın Sekizinci Kısmın Üçüncü Remzin birinci kısmındaki Dördüncü Letafetinde bir sahife kadar sonra, tevafuk sırrıyla şahid gösterilen onyedi sureden ondördüncü suredeki “259” tarihinin üzerine bu hâşiye yazılacak:

Hâşiye: (اِذَا‮ ‬السّمَاءُ‮ ‬انْفَطَرَتْ) 359 hurufuyla, beşerin başına semadan atom bombasının inmesine, kalbine anarşi mikrobu girmesine remzeder.

Yirmidokuzuncu Mektub’un İkinci Makamı’nın Sekizinci Kısmı’nın Üçüncü Remzi’nin ikinci kısmındaki “Mühim bir ihtar”dan bir sahife kadar sonra gelen “351 adedi, bu sene-i Arabiyeyi gösterdiğinden otuzbir defa” cümlesindeki “otuzbir defa” kelimelerini üzerine bu gelecek hâşiye yazılacak:

Hâşiye: Bu işarete otuz bin defa bârekâllah. Çünki İkinci Harb-i Umumî, beşerin şükürsüzlük ve küfran-ı nimetten çıktı.

66. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok muhterem, çok kıymetli ağabeyimiz Hüsrev Efendi!

Sevgili Üstadımız diyor ki: Birinci Zeyl, yüz mâşâallah istediğimiz tarzda gayet güzel, yanlışları pek az bir surette çıkması, Hüsrev’in hârika kaleminin bir kerameti daha göstermiş. Ben bu dakikada yüzotuzuncu sahifeye kadar baktım, zararlı yanlışlar göremedim. (Haşiye[1]) Demek Medreset-üz Zehra’nın erkânı hiç bir cihette bana daha ihtiyaç bırakmıyor ki, çok parçaları münasib bir tarzda birleştirmişler. Eğer sonra bazı ehemmiyetli yanlışı görsem, küçük bir hata-savab cedveli göndereceğim. Fakat bu nüshayı göndermiyeceğim, bende kalsın. Gönderen hediye-i Nuriyeye karşı bin bârekâllah derim, şiddetli bir hastalığıma bir tiryak hükmüne geçti, diyor.

K. Mehmed

67. Parça[]

(Sebilürreşad’ın 26. sayısının kapağından)

İmtisal-i cehd-i fillah olubdur niyyetim

Din-i İslâm’ın mücerred gayretidir gayretim

Fazl-ı Hak, himmet-i cünd-ü ricalullah ile

Ehl-i küfr serteser kahreylemektedir niyyetim

Enbiya ü evliyaya istinadım var benim

Lütf-ü Hak’dandır hemen ümid-i feth-i nusretim

Mal can ile n'ola olsam cihanda içtihad

Hamden lillah var gazâya sad hezar rağbetim

Ol Muhammed mu’cizat-ı Ahmed-i Muhtar ile

Umarım galib ola a’da-yı dine devletim.

Fatih Sultan Mehmed

68. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelen: Mahkememizin yine kırk gün te’hir etmesinde üç faide var. Mûcib-i merak değil, mûcib-i teşekkürdür.

Birincisi: Maddeten ve manen hissedildi ki, Afyon Adliyesi de Denizli gibi Nurlardan istifadeye perde altında başlamasıdır.

İkincisi: Risale-i Nur’un hârika kuvvetini mahkeme anlamış ki, böyle bahanelerle iki günlük işi kırk güne atıyor ki; Adliye Vekili ve Başvekil Meclis-i Meb’usanda Nur’un faaliyetine karşı gelemiyoruz demeleri ve Afyon Adliyesi de aynı hârika kuvveti bilmiş ki, serbestiyetine mani’ olmak için böyle te’hir etmiş ve ediyor.

Üçüncüsü: Bu te’hir gösteriyor ki; üç senede hakikî olarak medar-ı mes’uliyet bir şey bulamıyorlar. Yoksa habbeyi kubbe yaptıkları halde, böyle nazik zamanlarda çok medar-ı mes’uliyet bahaneler gösterecektiler. Risale-i Nur tam galebe etmiş.

Sâniyen: Nur’un hizmetinde çok ehemmiyetli vazifeleri gören Şamlı Hâfız Tevfik ve Safranbolu’lu Mustafa Osman’ın mektubları beni cidden ağlattırdı. Ben Barla’yı ve Tevfik gibi kardeşlerimi unutamıyorum. Hayalen çok vakitlerde kendimi orada tahayyül ediyorum. Âhir hayatımı da o mübarek yerde geçirmek isterdim ve bazı vakitte Senirkent’te oturmak arzu ederdim. Fakat şimdilik ihtiyar elimde değil. Isparta ve civarı benim için taşı toprağı ile mübarektir. Isparta’nın Medreset-üz Zehra’sı ise, umum Anadolu Üniversitesi ve âlem-i İslâm’ın dârülfünunu olacağını kuvvetle ümid ediyoruz. Onun için ben kabrimi o havalide istiyorum.

Mustafa Osman’ın Bitlis’li Abdürrezzak ve Van’lı Çaycı Emin ile muhaberesi ve Nur’dan hediyesi, beni çok memnun eylemiş, zâten Mustafa Osman da Safranbolu Isparta’sında bir Hüsrev olduğunu biliyorum.

Sâlisen: Eski hizmetkârım nükteci nakkaş küçük Mehmed’in şoförle gönderdiği mektubu beni çok memnun etti. Mâşâallah eski zamanda gördüğüm nükteci Mehmed’i bu mektub vasıtasıyla eski gördüğüm gibi cidden ferahlandım. Onun hayatta ve ne halde olduğunu bilemiyordum. Fakat şimdi kırk gün sonra yine mahkeme burada olduğu için tâ bayrama kadar burada kalmak lüzum var.

Râbian: Kardeşimiz Âtıf’ın Pakistan gibi yeni İslâm devletlerine Delâil ve Hülâsat-ül Hülâsa’yı göndermek ve başında Arabî bir fıkra da benim bulunmak niyetini Hüsrev’e yazıyor. Evet Âtıf’ın bu fikriyle bunları büyük Nur mecmualarıyla beraber Medreset-üz Zehra’nın erkânı münasib gördüğü tarzda göndermeleri münasibdir. Erkânlar benim bedelime Arabî fıkrayı yazarlar.

Hâmisen: Hakikî fedakâr Zübeyr, en lüzumlu ve hizmete şiddet-i ihtiyacım zamanında buraya imdadıma geldi. Yoksa Isparta’dan o sistemde birisini isteyecektim. Çünki Halil askere gitmek üzeredir.

Umum kardeşlerime ve hemşirelerime selâm ve dua.

Kardeşiniz

Said Nursî

69. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Evvelen: Leyle-i Kadrinizi ruh u canımızla tebrik ve Ramazanın her bir gecesinin Nur şakirdlerinin hakkında birer Leyle-i Kadir kadar bir Leyle-i Beraet hükmünde olmasını rahmet-i İlahiyeden niyaz ediyoruz.

Sâniyen: Ramazanın aşr-i âhirinde en ziyade dünyayı unutmağa ihtiyacım varken, Risale-i Nur’a ehemmiyetsiz bir taarruz yapıldı ki; buradaki kardeşlerimizin Sebilürreşad’a bera-yı malûmat yazdıkları ve size bera-yı malûmat leffen gönderdiğimiz mektubdaki hâdise beni bir-iki gün ziyade sarstı. Fakat inayet-i İlahiye ile inşâallah bu hâdise yeni hükûmeti eski hükûmetin rağmına olarak Risale-i Nur lehinde vaziyet almağa sebebiyet verecek diye teselli oldum.

Sâlisen: İnebolu talebeleri namına büyük ruhlu küçük İbrahim’in mektubuyla Abdurrahman Salahaddin’in merhum Molla Mehmed kardeşimin vefatı münasebetiyle yazdıkları mektubları bu küçük hâdisenin teessüratını izale ettikleri için Allah razı olsun dedim. Benim kardeşim onların kardeşi de olduğu için, ben de onları ta’ziye ederim. Benim tarafımdan onlara bildirirsiniz. Ve Akşehir’de Nur’un on talebesinin imzasıyla benim Akşehir’de bir mikdar kalmam arzusuyla yazdıkları samimane mektublarına çok teşekkürle beraber, şimdilik kendim onlara cevab veremiyorum, kader kısmete bırakıyorum.

Umum hemşire ve kardeşlerine dua eden ve dualarını isteyen

Kardeşiniz

Said Nursî

70. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Mübarek ağabeyimiz Hüsrev!

Evvelen: Üstad bayramınızı tebrik ediyor.

Sâniyen: İnşâallah yeni çıkaracağınız Sözler mecmuasının fiyatı olarak Üstadımız kendine ait 100 lira, kardeşimiz Şükrü Efendi ile gönderdim. Şükrü Efendi benim de vekilim olarak bayramınızı tebrik edecek diyor. Biz de büyük ağabeyimiz Hüsrev’le Medreset-üz Zehra erkânlarının ellerinden öper, bayramlarını tebrik ederiz.

Ziya, Zübeyr, Sungur, Ceylan

71. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Kahraman Ağabeyim!

Şu pusulayı çok acele yazıyorum ki, Halil’e yetiştiremedim diye onun için kusura bakmazsınız. Üniversitenin meb’uslara hitaben yazdığı beyanname İstanbul’a gönderilen 200 aded Tarihçe-i Hayatların başına geçecek. Ayrıca Üniversitenin meb’uslara yazdığı beyanname, Sungur’un müdafaası ve Mustafa Osman’ın istidası bir arada müstakil olarak teksir edilecek. Bu üçü Tarihçe-i Hayatların âhirine ilâve edilmeyecek. Hem Hazret-i Üstadımızın emriyle şimdilik meb’uslara Tarihçe-i Hayat’ın gönderilmesi te’hir edilmiştir.

Sâniyen: Yukarıdaki Tarihçe-i Hayatlara ait malûmatı, Hazret-i Üstad’dan sorarak yazdık. O da teyid etti.

Bîçare Kardeşiniz

Yusuf Ziya

72. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

(İstanbul’a gönderilen mektubun suretidir.)

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelen: Mektubunuzda isimleri bulunan has kardeşlerimizin İstanbul’a gelmekliğim hakkında tedbirlerine minnetdarım ve onlardan ziyade kendim oraya gelmeyi ruh u canımla arzu ediyorum. Ve çok zaman o mübarek yerlerde geçirdiğim eski hayatlarımı sinemavari görmek bu âhir-i ömre büyük bir iştiyakım var. Fakat görüyorum ki, ihtiyar arzularımdan ziyade gaybî bir irade ve inayetkâr bir sevkiyat benim ihtiyar arzumu susturuyor. Ben de Risale-i Nur’a birer faide, birer maslahat gördüğümden her zahmete sabır ve tahammüle karar veriyorum. Şimdilik daha Afyon’dan kitablarımızı ve Kur’anımızı almadığımdan buradan çok sıkıldığım halde, başka yere gidemiyorum. Belki inşâallah bir zaman arzu ettiğiniz tarzda hayatım kalmış ise oraya gelirim.

Sâniyen: Başta mektubunuzda isimleri bulunan bütün hakikî dostlarımıza çok selâm edip onların dualarını rica ediyorum. Şahsıma karşı şu son sû’-i kasd şiddetle beni rahatsız ediyor. İnşâallah dualarınızla Şâfî-i Hakikî şifa ihsan eder. Benim İstanbul’da kalbimle alâkadar çok yerler var. O zamanlar oralarda ciddî dostlarım vardı. Hayatta olanlara çok selâm ve dua ediyorum ve dualarını isterim.

Sâlisen: Dine ve hakaik-ı imaniyeye neşriyatıyla hizmet eden Eşref Edib gibi dinî mecmualar sahibi Yirminci Lem’a-i İhlas’ı hem neşretmek, hem mâbeynlerinde hakikî bir düsturu rehber yapmak ve beraber dikkatle okumak bu zamanda iktiza ediyor ve hizmet-i imaniye onu emrediyor. Şayet Lem’a-i İhlas’ta bazı cümleleri beğenmezlerse orada Nur talebeleri tayyedebilirsiniz. Din ve iman için neşriyat yapanlar, bu ağır şerait altında bir neferin bir saat nöbeti bir sene ibadet gibi, sırr-ı ihlas şartıyla bir büyük fazilet ve yüksek bir hizmet-i imaniye ve derecat-ı uhreviye kazanırlar.

Râbian: Otuzbeş senedir ki, siyaseti bırakmıştım ve Nurculara da bırakınız diyordum. Sebebi, siyaset ihlası kırar. Fakat şimdi hissettim ki; bazı münafıklar dindarları perde yapıp dini siyasete âlet, sonra da siyaseti dinsizliğe âlet etmeğe çalıştıklarından safdil dindarların hatırı için bir-iki defa siyasete baktım. Gördüm ki: Bizi bu üç-dört mahkemede dini siyasete âlet ediyor diye bizi itham edenler, kendileri dessasane dini tezyif etmek için dinsizlik düsturlarını kanuna bağlamak gibi, dünyada hiç bir şeddad, hiç bir zalim yapmadığı bir dehşet gördüm. Şiddetli bir me’yusiyetim içinde Hürriyet başında bizimle yani İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) cem’iyetiyle İttihadcıların bir kısmındaki gizli farmasonlara muarız ve manen bizimle yani İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) ile müttefik olan Ahrar Fırkası yine otuzbeş sene sonra dirildi, yine uyandı. Birden şeair-i İslâmiyenin başında olan ezan-ı Muhammedî’yi (A.S.M.) farmasonların zincirlerini kırıp ilân etmesiyle siyasetten kat’-ı alâka eden eskide İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) şimdi Nurcular namını alan ve İttihad-ı İslâm içinde bulunan kardeşlerimiz yanlış basmamak için bazı şeyleri söylemek isterdim. Fakat Risale-i Nur benim bedelime konuşuyor ve Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir nâşiri Eşref Edib Bey, seksenikinci nüshasında söylemek istediği “Kızıl taassub” hakkında aynen söylemiş. Allah razı olsun dedim, yine yüzümü çevirdim.

Hâşiye: Maatteessüf bir halimi beyan edeceğim: Pek çok iştiyakla o merkez-i mübarekte hâlis dostlarımla konuşmak, sohbet etmek çok ziyade ihtiyacım olduğu halde, bu yirmibeş sene işkenceli tecrid-i mutlak ve benimle ihlasa zararlı olan siyasete hiç bir cihetle karışmamak için inziva-i mutlakta kendimi alıştırdığımdan gayet müştak olduğum bir kardeşimi yirmi dakikadan fazla zarurette ancak tahammül edebilirim. Ben oraya gelsem, ruh u canımla sevdiğim eski ve yeni kardeşlerimle görüşmeğe tahammülüm olmayacak. İnşâallah bu acib hal de tahavvül eder.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

73. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelen: Sözler mecmuasının hitam bulması ve müsaderedeki mecmuaların umumen geri alınması, bizler için büyük bir bayram hükmündedir. Sizin elinize geçen o mübarek mecmuaların bir kısmının fiyatı olarak elli banknotu Bahri ile gönderdiğim gibi, şimdi bugün Nur’un bir kahramanı Seyyid Sâlih’in Urfa’ya gönderdiğim kitabların fiyatı olarak verdiği 100 lirayı dahi kardeşimiz Halıcı Halil ile gönderdim.

Sâniyen: Muallim Abdurrahman haremiyle Nurlar hesabına bu havalide Nurlara büyük hizmetlerinin bir emaresi olarak onların mektubunu ve Seyyid Sâlih’in Nurlar’a temas eden birkaç mühim suallerini havi pusulayı bera-yı malûmat size gönderdim. Benim bedelime Ankara’ya giden Seyyid Sâlih’e meşveretinizi beyan edersiniz ve münasib olan cevabı verirsiniz, size havale ediyorum. Zâten Medreset-üz Zehra erkânıyla üniversitenin Nurcularına her şeyimi havale etmişim. Onlar ne yapsa razıyım.

Kardeşiniz

Said Nursî

74. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelen: Veladet-i Fahr-i Âlem’in kâinatı tenvir gecesini ve onunla âlem-i İslâm’ın manevî büyük bir bayramının bir fecri hükmünde olarak sizleri bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz.

Sâniyen: Hacı Sami’nin size haber verdiği Mektubat teksir edilsin. Yalnız Mektubat’tan başka risalelerde teksir olunan parçalar yazılmasın. Hem Yirmidokuzuncu Mektub’un tevafukata dair kısımları hem Yirmisekizinci Mektub’un yine tevafukata dair kısmı herkese faidesi olmadığından şimdilik yazılmasın. Küçük mektublardan Onuncu Mektub, Sözler mecmuasına girdiğinden yazılmasın. Ve Onbirinci Mektub’un İkinci Mes’elesi “Barla Yaylası” ile başlayan kısım o da Sözler mecmuasına girdiği için yazılmasın. Yirminci Mektub’un başındaki sahifesi yazıldıktan sonra Birinci Makam tâ İkinci Makam’a kadar Asâ-yı Musa’ya girdiği için yazılmasın. Daha münasib gördüğünüz tarzda yaparsınız. Bazı cümleler veya fıkraları çıkarabilirsiniz veya ilâve edebilirsiniz.

Sâlisen: Bana gönderdiğiniz İnebolu’nun çıkardığı Tarihçe-i Hayat ile keza göndereceğiniz İnebolu’nun çıkartmakta olduğu Cevşen-ül Kebir fiyatlarına mukabil 100 banknot gönderiyorum.

Râbian: Samsun tarafından İnebolu gibi sadakat ve gayretle Nurlara çalışmakta bulunan kardeşlerimizin meb’uslara yazdıkları mektubuyla Küçük İbrahim’in mektubunun bera-yı malûmat suretlerini de gönderdim. Aynılarını da Ankara’ya Sungur ve arkadaşlarına gönderdik.

Hasta Said Nursî

75. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Mektubat’ın tevafuka dair kısmı şimdilik yazılmasın demiştim. Bugünlerde Mektubat’a ait fihristeyi tashih ettim (ki, Onbeşinci Lem’a namını almış) baktım ki, tevafuka dair güzel noktalarını tamamıyla yazmış. Eğer büyük ruhlu Küçük Ali kardeşimizin teksir kâğıdına yazdığı Lem’alarda o fihriste tamamıyla yazılmışsa o kâfidir. Yoksa tevafuka dair yalnız Rumuzat-ı Semaniye ve tevafukata dair fihristesi yazılsın. Ben tashihten sonra size göndereceğim. Bera-yı malûmat Tarsus’taki Abdülmecid’in mektubu ile İstanbul dârülfünunu Nurcularının Ankara Nurcularına yazdığı mektubu ve benim de ve Hayri ve Osman’ın da Ankara’daki Nurcu kardeşlerimize ehemmiyetsiz bir evhamdan bir kardeşimizin telaşına dair bir mektubumuz gönderildi.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Said Nursî

76. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Evvelen: Yanınızda bulunmayan Mektubat’ı tashih ederek gönderiyorum. Mektubat’a mahsus fihristenin bir kısmı içinde var. Eğer Küçük Ali Onbeşinci Lem’ada Mektubat fihristesini yazmamış ise yazarsınız. Eğer münasib görürseniz, o yazmış ise de umum kısmı Mektubat’a ait parça Mektubat içinde tekrar yazarsınız. Ben fihristeyi Yirmialtıncı Mektub’a kadar tashih ettim.

Sâniyen: Matbu’ Hizb-ül Ekber-i Nuriye’nin yirmidokuzuncu sahifesinden otuzbeşinci sahifeye kadar Arabîsinin mükemmel tercümesi müstakillen yazılmış. Hattâ ben nüshalarıma elyazısıyla o nüshaları ilâve etmişim. O Türkçe tercümesini, haber gönderdim ki yeni hurufla tab’ edilen Gençlik Rehberi’nin arkasına ilâve etmek için yüz kadar eski harfle teksir edilsin. Eğer sizde münacat Türkçe tercümesi yoksa göndereceğiz. Hasan Hüseyin de canlı mektubumuzdur. Umum kardeşlerime binler selâm.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

77. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelen: Medreset-üz Zehra’nın medrese-i Nuriyesi olan Sava kahramanlarının başta Mustafa Gül’ün gayet güzel ve içinde Nur’un çok mübarek şakirdlerinin isimleri bulunan mektubu beni çok sevindirdi. O mektubda isimleri bulunan o hâlis, fedakâr kardeşlerime birer birer selâm ve dua ederim ve dualarını isterim.

Sâniyen: İnebolu kahramanı Nazif Çelebi’nin benim hesabıma size göndereceği 500 Cevşen ve 300 Hizb-i Ekber-i Nuriye’den Emirdağı’na bana 100 Cevşen, 100 Hizb-ül Ekber-i Nuriye’yi gönderiniz. Öteki kısmı benim size borçlarım hesabına siz orada müştaklara verirsiniz. Münasib gördüğünüz fiyata verirsiniz.

78. Parça[]

(Bu parça ilâvedir.)

Sahife Ukte Satır Hata Savab
38 22 2 لاَ‮ ‬يُؤْخَذُ لاَ‮ ‬يُؤَاخِذُ
85 70 5 لاَ‮ ‬يَزُولُ لاَ‮ ‬يَذِلْ
94 79 2 يَا‮ ‬ذَا‮ ‬الْبَاْسِ يَا‮ ‬ذالتاس
46 30 7 صَرِيخَ‮ ‬مَنِ‮ ‬اسْتَصْرَخَهُ صَرِيخَ‮ ‬مَنِ‮ ‬اسْتَصْرَمَهُ
112 97 6 خَطَايَا‮ ‬مَنْ‮ ‬لاَ‮ ‬يَغِيبُ خَطَايَا‮ ‬مَنْ‮ ‬يَغِيبُ

Bu yanlışlar tashih edilip sonra müştaklara verilsin. Hem benim için 100 tane geldi. Kâfi gelmedi. Benim için 50 tane daha gönderiniz.

Sâniyen: İki Nurcu Ankara’ya gittiler. Hem Başvekil, hem Dâhiliye Vekili, hem Maarif Vekili lehimizdedir. Ve bize müjdeli haber geldi. Onun için beni merak etmeyiniz. Ben gelen sıkıntıdan manevî sürur duyuyorum.

Said Nursî

79. Parça[]

(Bu parça, Diyanet Riyaseti’ne gönderilecek olan talebelerin müdafaalarının baş tarafına yazılacaktır.)

Muhterem Reis Ahmed Hamdi Efendi!

Bu defaki Afyon Mahkememizde Risale-i Nur’un tercümanı ve talebeleri ve Risale-i Nur hakkındaki Afyon Mahkemesi’ne gönderdiğiniz kıymetdar raporunuzla bir vazife-i zaruriyeniz olan ulûm-u diniye ehlini himaye etmeyi mükemmel yaptığınızdan hem mazlum Said, hem masum arkadaşları sizlere çok teşekkür ile beraber fevkalâde minnetdardırlar. Mes’elemiz dinî ve ilmî olmasından, her daireden hususan adliye ve zabıtadan evvel daireniz alâkadar olduğundan, hem Denizli mahkememizde hem Afyon mahkememizde en evvel dairenize müracaat edip şekvamızı siz mübarek âlimlere arzediyoruz.

Hüsrev

Münasibdir...

Said Nursî

80. Parça[]

(Bu samimi mektub, mektubatta yazılmaya lâyıktır. Said Nursî)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok sevgili, çok mübarek, çok müşfik Üstadım Efendim Hazretleri!

Arz-ı ta’zimat ile el ve ayaklarınızdan, sıhhat ve âfiyetinize dua ederek öperiz efendim.

Evvelâ: Bütün kuvvetimle Risale-i Nur’un kurbanı ve en geri ve âdi bir hizmetkârı olmaklığımla iftihar ederek Rabbime şükrediyorum.

Sâniyen: Ehl-i imanın saadeti ve selâmeti için bütün hayatını Kur’anın hakikî tefsiri olan Risale-i Nur’la geçiren ve Risale-i Nur’dan âlem-i İslâm’ın istifadeleri için kendi istirahatını ve rahatını dahi feda ederek daimî yalnızlıkla geçen inziva köşelerinde ve hapishanelerde vakit geçiren Üstadımın ve Risale-i Nur’un küçük ve âdi bir fedaisi olmakla kendimi bahtiyar biliyorum.

Sâlisen: Ufacık fâni ve geçici ve aldatıcı bir hayata geniş, bâki ve daimî bir hayatı bağışlayan Risale-i Nur’a ve bu kudsî hizmette Üstadıma sadakatla bağlanan ve hayatlarını da tamamen Risale-i Nur’a bağışlayan Nur’un hâlis kahraman talebelerinin arasında liyakatsız bu âcizanenin de bulunması ve az zamanda bazı noktalarda çok istifadeler görmesi elbette Risale-i Nur’un zahirî bir kerametidir. Böyle bir hakikatın en geri hâdimliğinde bulunmaklığım, benim için en büyük bir bahtiyarlıktır.

Râbian: Dünkü gazetede Risale-i Nur’un ehl-i siyaset için mühim parçaları olan mahrem Hücumat-üs Sitte ve Beşinci Şua için Siracünnur mecmuasının toplanması bizi çok müteessir etmiş ise de, daha ziyade onların Nurlarla meşguliyetleri ve Nurlara gösterdikleri alâkaları ve ileride inşâallah Risale-i Nur’u kendilerine rehber edecekleri ve onunla da amel edeceklerine pek kuvvetli kanaatımız geldiği için birden mesrur olduk Üstadım Efendim.

Siz sevgili Üstadımıza Afyon mektubatını tashih için takdim ediyorum. Nefsinin esiri olmuş bu fakire mübarek dualarınızı ve himmetlerinizi, el ve ayaklarınızdan öperek yalvarırım Efendim Hazretleri.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Çok kusurlu talebeniz

Mustafa

81. Parça[]

(Hüsrev’in bir mektubudur.)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا

Çok sevgili, çok mübarek, çok aziz, çok kıymetli Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Diyanet Riyaseti’nin bu raporu Afyon müddeiumumîsinin iddianamesinden evvel olmakla beraber, bu rapor netice itibariyle bizi cezalandıracak bir mahiyette değildir. Hem sevgili Üstadımız, iddiacının Diyanet Riyaseti’nin bu raporuna istinaden yazdığı ve suç gösterdiği noktalara hem itiraznamesinde, hem cetvelde noksansız olarak cevab vermişlerdir. Bu vaziyetten hiçbir talebenizin Beşinci Şua’nın mes’elelerinde yazılan rivayetlere mevzu ve tevillerine yanlış demelerinden başka hiçbir zararımıza …… yoktur.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Çok kusurlu talebeniz

Hüsrev

82. Parça[]

Afyon’da çıkan Kocatepe Gazetesi’nin 29 Teşrin-i Evvel 948 tarihli nüshasında:

Kendi ağzından Bediüzzaman, nam-ı diğer Said-i Kürdî’nin hayatı

Bediüzzaman hakkında kısa malûmat:

Yukarıda yan tarafta Bediüzzaman’ın müridleriyle beraber mahkemeye gidişlerini gösterir iki fotoğrafı

Aslen Van’lı olan ve şarkta büyük nüfuz sahibi bulunan Bediüzzaman, nam-ı diğer Said-i Kürdî Bakanlar Kurulu’nun kararıyla evvelâ Denizli’ye sürülmüştür. Denizli’de din propagandası yaptığı için bir yıl hapse mahkûm edilerek Isparta’ya nakledilmiştir. Isparta’da aynı suçtan iki yıl hapsedilmiş ve oradan iki yıl evvel Emirdağı İlçesi’ne sürgün olarak gelmişti. Yeni İskân Kanunu’nun çıkmasıyla Şeyh Said Emirdağı’ndan ayrılmayacağını hükûmete bildirmiştir. Bunun üzerine hükûmet Bediüzzaman’ın Emirdağı’ndaki durumu ile yakından alâkadar olmağa başlamış ve şeyhin Emirdağı’nda Nur isminde risaleler çıkararak din propagandası yaptığını tesbit ederek olayı şehrimiz C.Savcılığına bildirmiştir. Hâdiseye Savcılık el koymuş, şeyh ile müridlerini tevkif ederek Afyon Ağırceza Mahkemesine dosyayı vermiştir. Bediüzzaman’ın Afyon’a getirilmesini alâkadar eden davanın ilk tahkikatı sona ermiştir. Okuyucularımıza üç buçuk ay evvel ilk tahkikatın açılması hitamından sonra Bediüzzaman hakkında tafsilat vereceğimizi va’detmiştik. Bu nüshadan itibaren sözümüzü yerine getirmiş bulunuyoruz. Bediüzzaman’ın kendi ağzından hikâye edilen hayatında rejim aleyhinde dinî propaganda mahiyetinde gördüğümüz cümleler tamamen çıkartılmıştır. Şeyhin hayatını yazmakla hiçbir gizli emelimiz bulunduğunu belirtmeyi yerinde buluruz.

Mesleğimiz îcabı efkâr-ı umumiyenin alâkasını çeken hâdiseleri ve hâdiselerin muvakkat kahramanlarının hüviyetlerini bildirmek meslekî vazifemiz çerçevesi içindedir. Bediüzzaman’ın insanlık üstünde bir kudret olduğu hakkındaki dedikoduyu ref’eden, onun da bizim gibi bir alel’âde insan olduğunu isbat eden bu yazı serisi, bir bakımdan faideli olduğu kanaatındayız.

Kendi ağzından Bediüzzaman’ın hayatı

Şimdi sözü Bediüzzaman’a bırakalım:

Hürriyet ilânını, Birinci Harb-i Umumî’yi, mütareke senelerini, millî hükûmetin ilk teşekkülünü ve cumhuriyet zamanını birden derk eden hükûmet ricali beni pek iyi tanırlar. Bununla beraber müsaadenizle hayatıma bir sinema şeridi gibi, sizinle göz gezdirelim.

(Arkası devam edecek)

83. Parça[]

(Kahraman Zübeyr’in Kocatepe Gazetesi’ne verdiği cevaptır.)

Bediüzzaman Said-ün Nursî gibi realizmin yüksek bir feylesofu olan bir dâhî hakkında vereceğiniz bir malûmattan memnun kalmış, sevinmiştik. Bu husustaki merak ve tecessüsle takib edeceğimiz yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorduk. 29 Teşrin-i Evvel 948 tarihli nüshanızda ilk yazınızı okuyunca müteessir olmakla beraber, bu ehemmiyetli âlemşümul hâdisenin içyüzüne vâkıf olmadan sathî bir malûmat eseri olan yazılarınızı sütunlarınızda neşrettiğinize hayret ettik. Zira biz gazeteyi realiteyi tahrif veya tahvil etmeden motomot (aynen) efkâr-ı umumiyeye arzeden bir neşir vasıtası olarak biliyoruz ve böyledir. Şimdi yazılarınızdaki yanlışları sırasıyla takdim ediyoruz:

1- Said-ün Nursî’nin şöhreti “Bedi’zaman” değildir, “Bediüzzaman”dır.

2- Bediüzzaman Denizli’ye nefyedilmemiştir. Orada sadece beraetle neticelenen muhakemesi yapılmıştır.

3- Bediüzzaman Denizli ve Isparta’da mahkûm edilmemiştir. Bilakis masumiyeti güneş gibi aşikâr olarak beraet ettirilmiştir.

4- Şeyh diye, tarîkat tesis eden ve tarîkat dersi verene denir. Bediüzzaman’ın tarîkatla ilgisi olmadığı mahkemelerde isbat edilmiştir. Bu itibarla Bediüzzaman şeyh değildir. Onun eserleri vardır. Cem’iyeti eserleriyle irşad etmiş ve etmektedir. Eser veren bir kimseye de müellif denir. O hârika eserleriyle dâhî bir müellif olarak büyük bir şöhret ve değere mazhar olmuştur.

5- Mürid tabiri de, şeyhle talebesi mabeynindeki bir ıstılahtır. Bediüzzaman’la mahkemeye verilen temiz nasiyeli şahsiyetler mürid değildir. Bediüzzaman’ı dâhî bir feylesof ve üstad bilip, eserlerini iştiyakla okuyan ve yazan ve kendilerini böylelikle eserlerinden ilm ü irfan elde ettikleri hocalarının talebeleri addeden kimselerdir.

6- Rejim aleyhinde ve dinî propaganda mahiyetinde gördüğümüz cümleler, üç mahkemenin gayet geniş ve dakik tahkikat ve taharriyatı Bediüzzaman’ın yazılarında rejim aleyhinde bir tek cümle tesbit edemediği halde; sizin bu körükörüne yaptığınız taklid efkâr-ı umumiye indinde gazeteniz hakkında menfî bir kanaat uyandırmış ve gazetecilik şeref ve haysiyetiyle kabil-i te’lif olmayan vukufsuzluğunuzu şiddetle reddetmiştir. Bediüzzaman propagandacı değildir. O, hârika eserleriyle materyalizm bataklıklarında halâskârlık vazifesini yapmış, eserlerini bulup okuyabilen millet ve gençliğimizin ahlâk ve vazife bağlarını takviye etmiştir. Bu hilaf kabul etmez hakikatı, yüzlerce eseri teyid etmektedir.

7- Yüzlerce eserleriyle bu vatan ve millete senelerdir mürşidlik eden, materyalizm ve rasyonalizm gibi komünistlerin iki dehşetli silâhı olan felsefenin hakikatla hiç alâkası olmadığı, tamamen bâtıl ve muhal olduğunu isbat edip felsefe âleminde yeni bir çığır açmasıyla komünistlikle zehirlenmek tehlikesine maruz kalan kahraman Türk gençliğini kızıl ejderin yaralayıcı vahşeti ve korkunç pençesine düşmekten kurtaran bir mütefekkir, bir dâhî ve realizm feylesofuna alel’âde bir insan nazarıyla bakmanın bir cinayet olduğunu her halde siz de takdir edersiniz. Said-ün Nursî’deki bahr-ı umman halindeki bir ilim ve hârika bir şahsiyetin mevcudiyetini, dâhiyane te’lif ettiği eserlerini dikkat ve iştiyakla tetebbu’ eden allâmeler tasdik ederek, ona Bediüzzaman şöhretini vermişlerdir. O dâhî hiçbir menfaat gözetmeden yalnız ve yalnız bu mübarek vatan ve kahraman Türk milleti ve eşsiz Türk gençliğini komünistlik ve masonluktan muhafaza etmek için hiç görülmeyen bir feragat-ı nefisle, komünist ve masonların taarruz ve tazyiklerine karşı göğüs gererek, yılmadan çekilmeden, yorulup yıpranmadan çalışmıştır. Gayet şümullü ve ehemmiyetli davasının tahakkukunda da daima muvaffak, muzaffer olmuştur. İstanbul, Ankara Üniversitesi gibi en yüksek bir ilm ü irfan ocağı muhitinde Yirminci Asrın tek realizm feylesofu diye takdir ve tahsin ile tanıtılan dâhî bir büyüğümüz herhangi bir insan seviyesinde görülemediği gibi; bugün en yüksek bir ilim adamı ile bile mukayesesi kabil değildir. Çünki Mısır’daki Câmi’-ül Ezher gibi büyük bir İslâm üniversitesindeki allâmeler dahi, onun eseri karşısında hayranlık ve takdirkârlıklarını izhar ederek onun manevî büyüklüğü karşısında gıyaben ta’zimkâr vaziyet takınmışlardır. Bediüzzaman’ı tanıyan ehl-i ilim şu kanaata sahib olmuşlardır: Bediüzzaman’ın cevablandıramayacağı bir sual yoktur. Bediüzzaman’ın ikna’ edemiyeceği bir allâme tahmin ve tasavvur edemiyoruz.

8- “Birden terk eden” cümlesindeki “terk” değil, “derk”tir. Yazılarınızdaki yanlışları çok kısa olarak izah ettik. Yoksa o değişiklikleri gazeteniz sahifesiyle yirmi sahifelik bir yazı ile açıklamak lâzım geliyor. Bu münasebetle bir memleketin mühim bir elemanı olmanız hasebiyle sizin ile şu kadarcık konuşabileceğiz. Şöyle ki: Türk Milleti cihanşümul bir çok dâhîler yetiştirmiştir. Memleketimizi kırk senedir satmak kasdıyla çabalayan mukaddesat düşmanı ve vatan haini olan mason ve komünistler, o dâhîleri neslimize tanıtmamışlardır. Daima gizlemeğe çalışmışlardır. Aynen bunun gibi Yirminci Asır’da tek bir feylesof olan Bediüzzaman Said-ün Nursî’yi de kapatmağa çalışmışlar ve bir derece muvaffak olmuşlardır. Fakat uyanık Türk Milleti ve Türk gençliği o dâhîdeki yüksek hakikatı görmüş ve onu tanımış ve tanıtmıştır. O dâhînin cihanşümul dehasını bütün dünya ilim âlemine tanıtmakta Türk gençliği gecikmeyecektir. Zâten o yüksek hakikat şimdiye kadar kendi kendini tanıtmış ve tanıtacaktır. Binlerce nüshanın bir haftada kapışılacak olan o hârika eserlerin tab’ında intizar etmektedir.

Hakikat böyle iken, siz onun kıymetini idrak edemezseniz; böyle tahrifkâr yazılarınızla komünist ve masonlara yardım etmiş olursunuz. Bunu da sizden ümid etmiyoruz. Bilakis büyük değerlerin tanıtılmasına, vatan ve millet ve gençliğimizin ve beşeriyetin ilm ü irfana sahib olmalarında büyük yardımları yapmanızı bekliyoruz ve bu yazımızı Matbuat Kanunu mûcibince de gazetenizin aynı sütununda neşretmenizi, kanunun verdiği hakka dayanarak istiyoruz.

84. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Ben sizi merak ederim. Rahatınız nasıldır?

Sâniyen: Beni merak etmeyiniz. Ümidimizin haricinde emsalsiz bir zulüm ve garazla Risale-i Nur’a hiddet ve kanun namına kanunsuzlukla tecavüzle soğuk muamele ile Nur şakirdlerini ağlatmalarına, aynı zamanda kışın bu vakitte emsalsiz kar ve soğuk ile hiddeti ve ağlaması ve ağlatması tevafukunda tesadüfî olmadığını ve tevkifimiz ve Nur’un müsadere zamanında geçen kışın aynı hiddetine benzer tevafuk ederek zeminin zelzele ile, Nur’un bir sadaka-i makbule hükmünde olduğuna işaretini inkâr eden ve vatan namına vatanın bir medar-ı saadeti olan Nurları tezyif eden o zalim, bu vatan ve millete musibettir diye işaret eder. Fakat yazık ki, şahsına değil, masumlara dokunur. Büyük hatalar Mahkeme-i Kübra’ya bırakılmasından, öyleler muvakkaten ceza görmüyorlar.

Said Nursî

(Bundan evvelki mektubun tetimmesidir.)

Birincisi: “Geçici şeylerin kıymeti, ehemmiyeti yok” bir darb-ı meseldir. Hususan o geçici musibetlerin çok ve bâki manevî faideleri kazandıranı olsa, sıkıntısının hiç kıymeti yok.

İkincisi: Kâfir münafıklar, Yahudi, Nasrani şiddetle Kur’an aleyhinde oldukları halde sahabelerin alâka-i imaniyelerine ve Kur’anın kıymetine hiçbir zarar hattâ vesvese vermediği gibi; garazkârların dahi Nurlara tezyifleri hiç kıymeti olmaz.

Üçüncüsü: Sizler az zamanda pek uzun zaman, belki bir kısmınız yüz sene kadar vazife görmüşsünüz. Ve yazılarınız dahi bedelinize o vazifenizi etrafta mükemmel yapıyor. Onun için vazife-i İlahiyeye karışmayıp, kaza ve kaderine razı olmak lâzımdır.

Dördüncüsü: Bu fânilerin bize fenalıklarına karşı pek yakında kabir azabı ve intikam-ı İlahî ve Cehennem ateşi, bizim hiddet ve intikamımıza ihtiyaç bırakmıyor. Hem bu mazlumiyetimizi bilenden yüzde doksanı hem bize cidden acıyor, dualarıyla yardım ederler. Hem zalimlere hiddetle beddua edip bize muavenet ederler.

Beşincisi: Eğer biz şimdi çıksak, tam ve hazîn bir iftirak olur. Hem bizi rahat bırakmazlar.

(Daha yazacaktım. Bir hal mâni’ oldu.)

85. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Hem ihtiyat ve tesanüde dair bir ihbar-ı gaybî, hem hariçten birisinin “Bir casusun Feyzi’nin yazılarını aleyhimize çevirdiklerini” bana ihbarı, hem sobamın demiri sebebsiz üç parça olmasının, hem benim Ahmed Feyzi kardeşime şiddetli bir surette “Bu müdafaatı bırak ve yazdıklarını gizle, başka birine gösterme. Çünki siyasetvaridir. Hem Nurcuları, Risale-i Nur’u siyasete âlet ediyorlar diye mana veriyorlar.” deyip o dikkatli ve haklı kardeşimi bir derece incittiğimin ve şevkini o nevi yazılardan kırdığımın, hem bu kabinenin zamanında dehşetli ve sebebsiz bir sıkıntı çektiğimin hikmetlerini şimdi kardeşim Nazif’in bir gazeteden aldığı bir parça bu beş halin sırrını gösterdi.

Said Nursî

86. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Kardeşlerim!

Tahminimce kışın bu hiddeti bize hücum için değil, belki Sebilürreşad gibi dindarların neşriyatlarına bir taarruz içindir. Siz o taarruzdan korkmayınız. Şimdiye kadar yalnız bize idi. Şimdi pek çok muarızları bulacaklar. İnşâallah bizim için bir zarar olmaz. Vakit bulamamıştım, iki defteri şimdi gördüm. Birisini tashihe başladım.

87. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Kardeşlerim!

Sebilürreşad’ın bu sırada bizim lehimizde yazıları bize zararlı idi. Çünki Risale-i Nur’u dahi dinî ve siyasî bir mecmua nazarıyla bakmaya sebeb olup, kabinenin dikkatini celbedecekti. Hem bu fırtınalı sırada evrakımız Temyiz’e gitmediği hayırlıdır. Demek kabinenin dindarlar aleyhindeki şiddeti, komünistleri aldatmak veya Rus’a bir rüşvet için idi. Dünkü beyanname hangi gazete ve kimindir?

Said Nursî

88. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Mehmed Ali dilimi anlamıyor. Ben demiştim ki, Zübeyr ile Sungur Nur’un kahramanlarıdır. Her biri yirmi-otuz yeni talebelerden ziyade ehemmiyetleri vardır. Ben bir sebebden telaş ettim. Acaba hiç sarsılmayan bu iki Abdurrahman’larım, bunlar da aldanabilir mi ki tam Ceylan gibi çalışamadılar.

Said Nursî

89. Parça[]

(Bu mektub, Nazif Çelebi’lerin Afyon’a hapse geldikleri günlerde yazılmıştır. İbrahim)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Böyle sıkıntılı, hüzünlü vakitlerde ve yerlerde mümkün olduğu kadar birbirine teselli vermek ve kuvve-i maneviyesini kırmamak, belki takviye etmek ve tesanüdü kuvvetleştirmek ve keder verecek sözleri ve hâdiseleri lüzum-u kat’î olmadan söylememek, hususan bana keder verecek hiçbir şeyi dememek bizlere şimdi gayet elzemdir. Aleyhimizde olanlar istifade ediyorlar, daha ziyade sıkıntı vermeğe başlıyorlar.

Madem sizin için istirahatımı, izzetimi, haysiyetimi, hattâ lüzum olsa canımı feda ediyorum. Siz dahi binler masum kardeşlerimiz ve Nurlar için sabr u tahammüle çalışınız. Ve çirkin hallere ve sözlere bakmayıp kulak vermeyiniz. Nur dersleri yazılarındaki kedersiz zevkler size yeter. Biz vazifemizi yapıp, vazife-i İlahiyeye karışmamak ve inayet-i Rabbaniyenin imdadımıza gelmesini beklemektir.

Said Nursî

90. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Medreset-üz Zehra’nın bana gönderdiği mübarek teberrükleri, ben de size teberrük veriyorum. Ben bir parça yağı kendime aldım. Siz kendinize taksim ediniz. Yüksek mektebden hanımlar taifesinden bir nevi Abdurrahman ve bir Âsiye mahiyetinde Nurlarla çok alâkadar, hem sebatkâr Nurcu hemşiremiz Bedriye’nin mektubuna, Salahaddin (onu biliyor) münasib bir cevab yazsın.

Said Nursî

91. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Heyet-i Vekile’nin istidamıza ayn-ı cevab suretini Ahmed Hikmet arasın. Bize gösterilen kâğıd ise, o garazkârın ifadesidir. Hem bu cevab yeni kabinenin, yoksa eskisinindir? Merak ediyorum. Zannımca eskisinindir.

Tashih bu surette olsun: “Bazı yerlerde ehl-i imanın nokta-i istinadının yıkılmağa başladığı ve bir kısım esbab ve neşriyat imanın erkânına karşı muhalif cephe alıp” ilâ âhirihi…

Siz bu musahhah tarzı çabuk Hüsrev’e bildiriniz. Belki teksir ederler ve muarızların ellerine geçer, yanlış mana verirler. Hem benim son mektubumdaki parçacığı dahi beraber Hüsrev’e gönderebilirsiniz. Hem Hüsrev münasib görmediği kelimeleri ya kaldırır, ya ta’dil eder. Ona havale ederiz.

Said Nursî

92. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Âsiye ve Râbia’ya pek çok selâm ve dua ederiz. Ben yarım saat evvel birden Âsiye namı dilime ve kalbime geldi. Ben de mükerrer kaç defa dedim: Çok Âsiye’leri Afyon bize hemşire veriyor.

Said Nursî

93. Parça[]

Aziz, sıddık, halis, sebatkâr ve fedakâr kardeşlerim,

Evvelâ: (bkz.)

Sâniyen: Benim yazımla son ders bir defter burada bir kardeşimizde vardı. Ona diyeceğim, sana versin.

Sâlisen: Birden kalbime kuvvetli bir hatıra ile geldi ki: “Bu medresede yazılan Arabî Hülâsat-ül Hülâsa’sından ilim ve irade ve kudret-i İlahiye hakkındaki kısmı risalet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm hakkındaki kısım gibi bir nevi tercüme içinde muhtasar bir tarzda o çok ehemmiyetli kudsî sıfât-ı İlahiyeyi isbatına çalış ve ehl-i dalalet ve tabiatı sustur.”

İnşâallah vakit ve hal müsaade etse, birkaç gün sonra başlayacağım.

Said Nursî

(Bu gelen mektub yazıldığında Üstadımız bir gün dehşetli ateşler içinde yatağıma yıkılmış ve beş gün kalkamamış, çok ızdırablar içinde inlemiş. Kendisi ve bizce tam bir zehirle zehirlendiği kat’î tahakkuk etmiş. Hattâ ümidlerimizi kıran vasiyetlerini yapmış. Bugünlerde benim tahliye günüm olduğundan pek fecaatli durumda Üstadımı …… bırakmak mecburiyetinde kaldım. 9-2-49 Çarşamba

(Üç gün Afyon’da kaldığımda Üstadım iyiliğe yüz tutmuştu. İbrahim)

94. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık, müdakkik kardeşim Ahmed Feyzi!

İlim, irade, kudretin tercümesini sana havale edecektim. Fakat Hüsrev teksir makinesiyle kolayca ve muhtasar yazması fikri, o vazifeyi ona verdirdi. Hem tashih için buraya geldiği vakit inşâallah seninle beraber hem izah, hem ıslah, hem tekmil edeceğiz. Sen şimdi Nur’un dersiyle ve yazmak ve yazdırmasıyla meşguliyetin ve koğuşun ve kışın sıkıntısının ve nüshalar ayrı olmak için şimdi en münasib Hüsrev ve arkadaşları o vazifeyi yapsınlar. Biz onlara yardımcı olacağız.

Said Nursî

95. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Vatan Gazetesi Üstadımıza kırk sene evvel olan 31 Mart hâdisesinde bir inkılabcı nazarıyla bakmış. Onun o hâdisedeki mahiyetine dört-beş not olarak hem matbu’ tarihçe-i hayatına, hem bir haftada iki defa basılan meşhur Divan-ı Harb-i Örfî ve Said-ül Kürdî namıyla olan müdafaatına ve o zaman İstanbul’da bulunanların malûmatlarına istinaden deriz:

Birinci Nokta: O hâdise İtilafçı-İttihadcıların bir müsademesidir. İttihad-ı Muhammedî Cemaati ekseriyet-i mutlaka itibariyle karışmadı. Belki teskinine çalıştı. Hattâ Üstadımız Bâb-ı Seraskerî’de isyan eden sekiz taburu bir nutukla itaata getirdi. Yüzer zabitleri kurtardı.

İkinci Nokta: Üstadımız o vakit İstanbul’da bütün kuvvetiyle ihtilali yatıştırmağa tesirli çalıştı. Ve İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) yani İttihad-ı İslâm Cem’iyeti’ne dair hiç emsali vuku’ bulmamış Ayasofya’da elli bin adama okuduğu nutkunu umumuna kabul ettirmiş. Ve Volkan Gazetesi’ne verdiği bir makale ile İzmit ve sair taraflarda otuz bin kişinin o makale hakkaniyetine karşı o cem’iyete dâhil oldukları ilân edildi.

Üçüncü Nokta: Divan-ı Harb-i Örfî’de pek şiddetli ve dokunaklı müdafaatı, hattâ demiş: “Eğer meşrutiyet bir şubenin istibdadından ibaretse veya hilaf-ı şeriat hareket ise, bütün dünya şahid olsun ki ben mürteciim.” Hem reis Hurşid Paşa ona sordu: “Sen şeriat istemişsin?” Cevaben dedi: “Ben şeriatın bir tek mes’elesine bin ruhum olsa feda etmeğe hazırım.” Hem bu şiddetle beraber beraet etmiş.

Afyon Medrese-i Yusufiye talebeleri namına

Ahmed Nazif Hüseyin Tabancalı Salahaddin Ahmed Feyzi Zübeyr Ceylan

96. Parça[]

Kardeşim Nazif Bey!

Halil Hilmi Bey’e sordum. 28 Mayıs 949 günü karar verileceğini söylemiştir. Sabri Bey’e de dünkü bir mektub yazarak yaptıkları duruşmayı bildirmiş. Tanrı’dan hakkınızda hayırlısını temenni eder, selâmlarımı sunarım. Salahaddin Bey’in gözlerinden öperim.

13/5/949

Yusuf Akgün

Evvelâ: İnşâallah bu Yusuf dahi Denizli’deki beraetimize ve lehimize rapor veren ehl-i vukuftan iki Yusuf gibi Nur’un bu Üçüncü Medrese-i Yusufiye’nin şakirdlerinden sayılmış ki, bize sizin ve Sabri’nin münasebetiyle çok alâkadar ve elinden geldiği kadar yardım etmiş.

Sâniyen: Bir hiss-i kabl-el vuku’ ile, avukatların Temyiz Mahkemesi’nin uzatmasına dair mektubunu görmüş gibi bir saat evvel yazdığım pusulayı nasıl buldunuz?

Said Nursî

97. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Çok sıddık, çok eski, çok metin, çok sarsılmaz kardeşim Ahmed Nazif!

Sen hem Hüsrev, hem Hâfız Ali sisteminde bütün hayatınızı iman hakikatlarına, Nurlara vermişsin. Ben bugünlerde sende bir mahzunluk, bir çekinmek ve yazıda bir füturluk hissettiğimden merak ettim. Bugünlerde iki-üç pusula yazmıştım ve senin fikrini bilmek isterdim.

Said Nursî

98. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Ceylan! Eğer münasibse Âsiye ve Râbia peynirimi salamur yapsınlar, tâ yumuşak kalsın. Hem bu tuzsuz parçayı bu şekerle beraber Âsiye’ye ver, tâ tatlı yapılsın. Yanımda Hüsrev’in hattıyla bir Meyve var idi, çabuk suretini almak için Ahmed Feyzi’ye gönderdim. O koğuşta güzel yazılar var, nöbetle yazsınlar. Ormancı güzel yazısıyla yardım etsin, her biri bir kısmını yazsın.

Said Nursî

99. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Salahaddin kardeşim ve biraderzadem!

Sinop Hapsinde bilmediğim birisi mektubla benden para istemesi, iki-üç cihette bana ve mes’elemize zarar verdi. Sen ona de ki:

Hediye kabul etmeyen, hediye veremez. Hem yirmibeş senedir Nurs’taki kardeşine, oralarda hiç kimseye mektub yazmayan ve hükûmet ve mahkemeler onu muhabere için kimse ile görüştürmemek için sıkıştıran ve ne ile yaşıyor diye hakkında asılsız evham edilen ve emsalsiz bir tecrid-i mutlakta fakr-ı haliyle beraber azab çeken bir adama bu tarzda mektublar yazmak üç cihetle zarar verdi.

Said Nursî

100. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Bütün ruh-u canımla sizin mi’rac-ı şerifinizi tebrik ederiz. Cenab-ı Hak, Erhamürrâhimîn bu mübarek gecede ettiğiniz duaları ve ibadetleri ahsen-i kabul ile kabul eylesin ve Leyle-i Kadir gibi hakkınızda bin ay kadar hayırlı ve sevab versin. Âmîn, âmîn, âmîn. Benim bedelime hapis arkadaşlarımızı da tebrik ediniz.

Said Nursî

101. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Bir hafta te’hir Hüccetüzzehra’nın kerametidir ki, kendini resmî olarak okuttursun diye kanaatım var. Bundan müferrah oldum. Tahirî ile az konuştum. Tam işitemedim. Hüccetüzzehra’nın birkaç nüshasını buraya getirmiş gibi kulağıma geldi. Eğer getirmiş ise, herhalde bir nüshayı görmek isterim. Siz münasib ve emin bir surette elime geçiriniz. Hem Halil ve Mehmed Çalışkan tekrar Mahkeme-i Temyiz’e gittiler mi? Merak ediyorum. Siz merak etmeyiniz, اَلْخَيْرُ‮ ‬فِى‮ ‬مَا‮ ‬اخْتَارَهُ‮ ‬اللّهُ Hüccet dahi Meyve gibi çokların imanlarını kurtarmaya vesile olur.

Said Nursî

102. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

(Mahremdir. İhtiyat her vakit lâzımdır.)

Ceylan! Hakikaten Nur kahramanı çok güzel yapmış. Hem o tarz lâzım idi. Ben çok sevindim. Kararnameye mukabil, büyük müdafaatım meydana çıkması gerektir. Ve Hüccet dahi Meyve gibi, resmî bir ilmî müdafaa olur. Nurların teksirine bir nümune ve vesiledir.

Said Nursî

103. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Merak ediyorum, Onbeşinci Rica Hüccet’e girmiş mi? Ve Hüsrev ve arkadaşları münasib gördüler mi? Ve müdafaatım tamamen ve Cetvel ve Posta Gazetesi’ne Cevab dahi girmiş mi? Avukat Ahmed Hikmet burada mı? Yoksa Ankara’da mı kaldı? Ahmed Feyzi iki nüsha Meyve’yi yazdı. Hangisi benim, hangisi onun? Yoksa ikisini de benim için mi yazdı? Bin mâşâallah. Tam vazife-i Nuriyede Medreset-üz Zehra erkânlarının mesleğine girdi. Bütün müsaid vaktini Nurların tashihine ve dersine ve yazmasına ve yazdırmasına hasretmeğe başlamış.

Said Nursî

104. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Ceylan! Senin yazı faaliyetinde bir noksan, bir tevakkuf hissediyorum. Senin gibilerin az bir sarsıntıları şimdilik beni meraklandırıyor. Sakın, sakın! Yoksa bir kederin mi var?

Said Nursî

105. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Ruh-u canımla bayramınızı tebrik ederim.

Sâniyen: Belki beni uzak yere gönderirler veyahut bu defaki zehir beni kabre sevkedecek. Ben de herbirinizi kendi yerimde birer Said ve Nurlara birer bekçi ve muhafız olarak vâris bırakıyorum. Bir bekçiye binler muhafız olursunuz. Hem sizler dahi benim yerimde her bir mecmua-i Nuriyeyi bir manevî Said görüp benim bedelime ondan ders almağa çalışınız. Sarsılmayınız. Fâni zahmetlerin ehemmiyeti yoktur. Bizim manevî sıhhatimize hiçbir şey mâni’ olmaz. Hattâ berzahtaki merhumlar ve yirmi sene sureten görmediğim Nur kardeşlerimi her zaman görür gibi bir nevi beraberlik hissediyorum.

Sâlisen: Bu musalaha-i hasbihale karşı o adam dönmeyip inadında devam etse şimdiye kadar bilerek bilmeyerek mason ve anarşist hesabına beni emsalsiz tazib veya yanlış mana vermek ile iftiralarla Nurlara hücum ettikten sonra, doğrudan doğruya gizli zındık, mason, anarşist, mürted, komünist hesabına bir nifak perdesine bürünerek belki zahiren mutaassıb, kıskanç, bid’akâr bazı ehl-i ilim gibi müslümanlık suretini kendine takıp öyle neşriyat yapmak ihtimali var. Siz merakla değil, belki ehemmiyetsiz iftiralar ve münafıkane isnadlardır, bir garazkârane neşriyattır diye halkın bunu okumasından vazgeçirmeğe çalışınız. Hem mahkemede yaptığınız gibi, iftiralı bir ithamnameye karşı yirmi kuvvetli itiraznameye yazdığınız ve Zübeyr ve Sungur ve Ahmed Feyzi, emsalleri hiç çekinmeyerek mukabele ettiğiniz bunun eseri intişarına sebeb olmadan çürütünüz. Çünki o halde doğrudan doğruya Kur’an ve iman ve İslâmiyete karşı zındıka ve anarşistlik davası ve mücadelesidir.

Said Nursî

106. Parça[]

[Sungur Ankara’da iken Üstadımıza yazdığı mektubun suretidir.]

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

Çok aziz, çok mübarek, çok müşfik, çok sevgili Üstadımız Efendimiz Hazretleri,

Mübarek, makbul, kıymetli mektubunuzu Diyanet Riyaseti Başkanı Ahmed Hamdi Efendiye teslim ettik. Sevinçler içinde mübarek mecmua ve Nurları kendi hususî kütüphanesine koydu. “İnşaallah bunları kendi öz ve has kardeşlerime okumak için vereceğim ve bu suretle tedricî tedricî neşrine çalışacağız” dedi.

Çok sevgili Üstadım Efendim,

Mübarek mektubunuzdaki emirlerinizi yapacağını söyledi. “Fakat şimdi hemen birdenbire bunların neşri olmaz. Ben bu eserleri has kardeşlerime okutturup meraklılara göre ileride neşrederiz. İnşaallah tam ve parlak şekilde ileride neşrine çalışacağını” söyledi.

Aziz Üstadım Efendim! Şimdi derhal bu bîçare talebeniz Nurların neşri için elimize bir vesika vermediğinden üzüldüm. Fakat kendisi Risale-i Nur’un neşrine taraftar ve bütün kuvvetiyle çalışacağını söylediği için sevindim.

Çok sevgili Üstadım! Ahmed Hamdi Efendi siz sevgili Üstadımızı nasıldır dediler. Bu bîçare “Evrad ve manevî vazifeler cihetinde bir noksanlık yok. Fakat cihette her türlü perişanım.” Perişan olmayan ve daima aziz olan siz sevgili Üstadımızın bu sözlerinizi söyleyince gözleri yaşararak dediler: “İnşâallah o daha çok yaşayacak ve pek büyük hizmetler daha yapacak.” dediler.

Çok sevgili Üstadım Efendim! Bundan sonra bu bîçare yine görüşmek üzere oradan ayrıldım. Konya’lı ve Emirdağ’lı Mülkiye okuyan Ahmed ve Mustafa ile beraber şimdi Ankara Müftüsü olan ve siz sevgili kahraman Üstadımızla Erzincan ve İstanbul’da arkadaşlık eden ve ihtiyar olan Sadık Efendi ile görüştük. Âh sevgili Üstadımız bize, kurtarıcımız ve vesile-i saadetimiz olan sevgili Üstadımızın eski hatıralarından biraz bahsettiler. Kendisi anlatırken daima âh çekiyor, hayret ve istihsanla kâh gülüyor, kâh üzülüyor ve bize diyor ki: “Kardeşler! O zât, bize benzemez. O bir hârikadır. Hem onun bazı halleri vardır ki, o o zaman kendine sahib değildir. Kalbine ne doğarsa, o tecelliyat-ı İlahiyedir.” diye Risale-i Nur’un kudsî tercümanını bize anlatıyordu. Hattâ Ayasofya Câmiinde binlerce kişiye aziz, kahraman Molla Said’in nutkunu anlatırken hayretler içinde kaldık. “Ey mehdiler, bu kurulacak bina-yı devletin mehdileri sizsiniz. Bu bina ya bina-yı küfür, ya bina-yı iman, ya bina-yı nifak olacak… ilh.” nutkunuzu ve sonlarında “Kalbden hakaik çıplak çıkıyor. Nâmahrem olanlar dışarıya gitsinler.” diye bütün binlerce halkı hayretlere sevkeden kahramanlar kahramanının nutkunu bize söylerken, keşki o zamanki nutkunu dinleyebilse idik diye içimizden âh ettik. Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür, mübarek kalbinizden fışkıran Risale-i Nur’u okuduk elhamdülillah. Hem Divan-ı Örfî’de mahkemedeki paşalara, aziz Üstadımızı i’damla tehdid etmelerine karşı, “Ben ecel istasyonunda ölüm şimendiferini bekleyen bir kimseyim. Ben korkmam.” diye istikbalin kahraman kurtarıcısının kahraman sözlerini, bu mübarek ihtiyar müftüden dinledik.

Duanıza muhtaç, perişan ve çok kusurlu hizmetkârınız

Sungur

107. Parça[]

باسمه سبحانه

Aziz Sıddık sarsılmaz kardeşlerim!

Mecliste muhalif partilerin şiddetli tenkidleri içinde dindarlara temas eden bir kanunun kabulü ve adliye vekili o gürültülere karşı: "Mesela biz Said'in faaliyetine mani olamıyoruz" demesi iki cihetle lehimize dönecek.

Birincisi: Kemiyeten kesretli muhalifler, Nurlar'ın lüzumuna ve intişarına taraftar olmalarına bir vesile oldu.

İkincisi: Madem adliye vekili "Nurun neşrine mani' olamıyoruz" diyor. Demek mevcud kanunlar bizi mes'ul etmezler. Zaten meselemiz eski kanunla olacak.. ve Başvekilin "Belki bu yeni kanunu tatbik etmiyeceğiz" dediği ve çok gürültülere sebeb olan aynı kanunla, yeni bir mesele gibi muamele görmesi bütün bütün kanunsuzdur.

Said Nursi

108. Parça[]

باسمه سبحانه

Evvela: Ruh-u canımla bayramınızı tebrik ederiz.

Saniyen: Belki beni uzak bir yere gönderirler. Veyahut bu defaki zehir beni kabre sevkedecek. Ben de herbirinizi kendi yerimde birer Said ve Nur'a birer bekçi ve muhafız olarak vâris bırakıyorum. Bir bekçiye bedel, binler muhafızlar olursunuz. Hem sizler dahi benim yerimde her bir mecmua-i Nuriyeyi birer manevi Said görüp, benim bedelime ondan ders almaya çalışınız!..

Sarsılmayın!. Fânî zahmetlerin ehemmiyeti yoktur. Bizim manevi sohbetimize hiçbir şey mani' olmaz. Hatta berzahtaki merhumlar ve yirmi sene sureten görmediğim Nur kardeşlerimi her zaman görür gibi bir nevi beraberlik hissediyorum.

Said Nursi

109. Parça[]

Aziz Sıddık sarsılmaz kardeşlerim.!

Mücmel bir manevî ihtar ile bir meseleyi kısaca kalbe geldiği gibi beyan edeceğim:

Altı makamata gidip galebe eden müdafaatım cevabı gelmiş: Ve bize tecavüze çare bulamamışlar. Yalnız bir makamdan gizli bir iş'ar ile, benim fedakâr kardeşlerimi benden soğutmak ve şiddetli alâkalarını gevşetmek plânı var. Zaten çoktan beri beni ihanetler ve iftiralar ve tecridlerle bu kudsî ve uhrevî ve imanî alâkayı bozmaya çalıştılar, muvaffak olamadılar.

Şimdi Nurcuları ürkütmek ve zaif bir damar bulup nazarlarını başka tarafa çevirmeye bazı bahaneler buluyorlar. İnşaallah demir gibi metin Nurcular'ın kahramanâne sebatları ve tahammülleri ve bir mücahid-i ekber olan Nurun hakikatleri, onun elinde birer elmas kılınç bulunan şakirtlerin şahs-ı manevisinin pek harika fedakârlığı onların bu plânını da akim bırakacak...

Evet, cennet ucuz olmadığı gibi, Cehennem dahi lüzumsuz değil...

Sizlere tekrar ile beyan edilmiş: Eski zamanın kahraman mücahidlerine nisbeten, en az zahmet çeken ve ağır şerait altında ve bu zamanın şiddet-i ihtiyaç cihetiyle çok sevab kazanan, inşaallah hâlis Nurculardır... Ve boşu boşuna bad-ı heva belki zararlı giden birkaç sene ömrünü, böyle bir kudsî hizmet-i imaniye ve Kur'aniyede sarfeden ve onun ile ebedî bir ömrü kazanan Nur talebeleridir.

Ben kendi hisseme düşen bütün hücumlarına karşı pek çok zaafiyetimle beraber tahammüle karar verdim. İnşaallah kuvvetli, fedakâr, kahraman kardeşlerim benden geri kalmazlar ve kaçmazlar. Ve kaçanları da geri çevirmeye şimdiye kadar çalıştıkları gibi çalışacaklar.

Said-i Nursi

110. Parça[]

Bu gelen noktalara dair hem buradaki dostlar ve avukatlar, hem Emirdağı'ndaki kardeşlerim çalışsınlar:

Birinci Nokta: Bana hapis kanunuyla muamele etsinler. Keyfî ve tahakküm! tazyiklere tahammülüm kalmadı.

İkinci Nokta: Onlara desinler ki; Said kendine hürmet, muhabbet istemiyor. Hatta talebelerini de kendini medhetmekten men'ediyor. Yalnız der: Bana eziyet ve hakaret edilmesin... Halbuki evham yüzünden beni hem mahpuslara hem kapıya hariçten gelen dostlarıma bakmaktan ve onlara merhaba işaretini vermekten men' edip yasak etmişler. Dünyada emsali bulunmayan bir tecrid içindeyim.

Üçüncü Nokta: Ta bayrama kadar mümkün olduğu kadar beni dünya ile meşgul etmemek ve ta'ciz ve eziyet vermemek pek çok ihtiyacım var.

Said Nursi

111. Parça[]

باسمه سبحانه

Kardeşlerim!

Hücum edenlere karşı şimdilik bizim mabeynimizdeki uhuvvetimizde en kuvvetli kuvvetimiz tesanüd ve birbirinin kuvve-i maneviyesini takviye etmek ve müdafaatta yardım ile tenkidlerden memnun olmak, hiçbir vecihle gücenmemek ve telâş etmemek.. ve ihtiyatla beraber aleyhimizdeki işa'alara kulak vermemek, demir gibi sebat etmektir. Yoksa üç elifin yüzonbir kuvvetini, üç kuvvete tebdil etmek ile, hücum edenlerin planlarına karşı mağlubiyete sebebiyet verir.

Hatta yirmi dakika evvel yazdığım mahrem müşahede-i hayaliyede iki zat tahmin etmiştim. Şimdi başka iki ehemmiyetli kardaşımız pek ehemmiyetsiz bir tenkid yüzünden birbirlerine bir gücenmek hissettim.

Said Nursi

112. Parça[]

باسمه سبحانه

Aziz Sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Sizin Leyle-i Mi'racınızı bütün ruh-u canımla tebrik ederim.

Saniyen: Yirmi seneden beri bir davamız ki: asayişe mümkin olduğu kadar Nur şakirtleri dokunmuyorlar. Ve bize hücum edenlerin, en başta "Emniyeti ve asayişi bozmak" davalarına bir emare ve davamızı cerhetmeye bahane olması kuvvetle muhtemel bulunan bu hapis hadisesi inayet-i ilâhiyye ile harika bir tarzda sizin sadakat ve ihlâsınızın bir kerameti olarak yüzden bire indi. Kubbe, habbe edildi. Yoksa hakkımızda habbeyi kubbe yapanlar bundan istifade edip aleyhimizdeki iftiralarını çoklara inandıracaklardı..

...........

Hamisen: Nur'un dersleri vasıtasıyla geçen musibet, yüzden bire indi. Yoksa zemin ve zamanın nezaketi cihetiyle, baruta ateş atmak hükmünde onun habbesi kubbeler olacaktı. Hatta resmi bir kısım memurlar demişler ki: "Nur'un dersini dinleyenler, hapiste vukua gelen fırtınaya karışmadılar. Eğer Nur'un dersi dinlense idi hiçbir şey olmazdı."

Siz mümkin olduğu kadar ikiliğe meydan vermeyiniz. Hapis sıkıntısına başka sıkıntı ilave olmasın. Mahpuslar dahi Nurcular gibi kardeş olsunlar, birbirinden küsmesinler.

Said Nursî

113. Parça[]

باسمه سبحانه

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Bu medrese-i Yusufiye'nin koğuşlarının birden açılmaları, biçare mahpuslara bir bayramdır. Ve çobanların kavalı ve Mevleviler'in neyi ve dervişlerin tekkelerde def çalmaları gibi, burada düdük ve def çalınması dinleyenlere, ya Şafiî mezhebini takliden ve ehl-i tarikatın ve Mevlana Celâleddin'in fetvalarına ve Kur'an'ın neş'e ve şevk-i uhrevî veren edebiyatının, toprağı altın yerine çeviren bir nevi müsaadesine ve ehl-i kalbe mahsus, haram olmayan ayn-ı sefahet ve lehviyatta bir çeşit zevk-i manevi te'minine binaen muvakkaten dinlenebilir. İnşallah hüsn-ü niyete göre ve اِنَّمَا اْلاَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ sırrıyla zararı olmaz. Hem istemeden kulağa kendi kendine gelen çalgı seslerinin zararı yoktur.

Fıtratımda ziyade şefkat bulunmasından, hapistekilerin sıkıntıları ve teneffüse beraber çıkmamaları beni sıkıyor, sıkıntılarıma yüz sıkıntıları ilâve ediyordu. Bu hal beni o sıkıntıdan kurtardığı için, hem kendimi hem onları tebrik ederim.

Said Nursî

114. Parça[]

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ أَبَدًا دَاۤئِمًا

Aziz Sıddık Kardeşlerim!

Evvelâ: Hiç telaş ve merak etmeyiniz. Hakkımızdaki her hadisede hem perde altında, hem neticeler itibariyle, hem rahmet ve inayetin iltifatları ve tebessümleri, hem kader ve kısmetin adalet ve şefkat ve terbiyeleri var olduğu, kat'î ve mükerrer tecrübelerle tahakkuk ettiğinden, biz en acı vaziyet ve sıkıntılara karşı kemal-i sabır içinde şükretmekle mükellefiz. Ve cildleri ve derileri soyulan Cercis Aleyhisselâm gibi binler, milyonlar hakikat mücahidlerinin hakaik-i imaniyyenin kudsî hizmetinin bir numunesine mazhar olan Nur şakirtlerinin çektikleri zahmetler, o eski zatların zahmetlerine nisbeten binde bir olmaz. Ve ücret ve kazanç cihetinde inşaallah birdirler ve beraberdirler.

Saniyen: Onbir defa bana su-i kasd eden ve dört defa mahkemeleri aleyhimize sevkedip üç hapse sokan gizli düşmanlarımızın Nurlar hakkında planları akîm kaldığından, bütün desiseleriyle ehemmiyetsiz şahsıma karşı sıkıntı ve tecrid-i mutlak ve kimseyle temas etmemek ve damarıma dokundurmakla işkenceler verdirmeye çalışıyorlar. Ben de o işkencelerin altında inayetin iltifatını görüp, tahammül ederek şükür ederim.

Zannederim, her birinizden vücudça on derece zaif ve on derece ziyade sıkıntılarıma karşı tahammülüm, sizin gibi kuvvetli âlicenab zatların küçücük ve geçici ve cüz'î sıkıntılarınızı nazarınızda hiçe indirir. Daha size teselli vermeye lüzum görmüyorum.

Salisen: Şimdi şahsımı çürütmek ve sıkmak ve ihanet etmekten sıkılmayın. Çünkü Nurlar'a ve talebelerine ilişilmediğine bir alâmettir ve tam aldandıklarına bir emaredir. Yani kıymeti, hüneri şahsımda zannedip beni sıkıyorlar, çürütmek istiyorlar. Bu aldanmalarında pek büyük bir maslahat ve Nurlar'a çok faydası var. Benim yapamadığım vazife-i şahsiyem ve hizmet-i nuriye bu suretle menfî bir tarzda yapılıyor. İnşaallah o nisbette sevab kazandırarak kusuratlarıma keffaret olur.

Rabian: Gizli münafıklar her nasılsa, bazı resmi memurları aldatıp ki; "Said ile görüşen dost ve Nurcu olur. Kimse temas etmesin!" Onları evhamlandırmışlar. Hatta hey'et-i idare ve gardiyanlar dahi benden kaçıyorlar. Ben de memnun olurum ve bu hale şükür ederim. Sizlerle sureten görüşemediğimden zararı yok. Çünkü bir hanede maddeten ve manen ve ruhen ve kalben ve vazifeten ve fikren ve muaveneten daima beraberiz, manevî görüşüyoruz, yeter...

Said Nursî

115. Parça[]

................

Sâniyen: Eskişehir’in dehşetli musibetinden intibaha gelmeyen Eskişehir’li muannid müddeînin iftiralı desiseleriyle mürur-u zaman ve afv kanunlarını geçiren, onaltı sene evvel garazkârane ittihamnamelerini toplattırıp iki çuval kadar evrakları Eskişehir’den Afyon’a celbettirip o bahane ile Risale-i Nur’un serbestiyetine ve intişarına mani’ olmak için bir vesile yapmak garazıyla bütün bütün kanunsuz ve emsalsiz bir surette Afyon mahkemesi bu defa dahi yine otuzdokuz gün mahkemeyi te’hir ettirdi. Fakat bunların eşedd-i zulmüne mukabil inayet-i İlahiye birkaç cihette bu te’hirde Nurlar ve şakirdlerine hususan hakikat-ı ihlaslarına menfaata çevirdiğine kanaatımız var. Her ne ise, uzun söyleyecektim fakat rahatsızlık yeter dedi.

Sâlisen: Sebilürreşad’ın hakkımızda neşretmek için size leffen gönderdiğimiz makaleyi, siz münasib görseniz neşretsin. Bana o fikirle göndermiştiler. Ben de size havale ediyorum. Hem üniversitedeki küçük Saidlerin ve üniversiteyi tenvir eden ve nurlandıran Nur şakirdlerinin namına Abdülmuhsin imzasıyla gelen ve leffen size gönderilen mektubları gösteriyor ki, üniversite ileride bir Nur medresesi olacağına bir emaredir.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Said Nursî

116. Parça[]

باسمه سبحانه

Ey musibete, hastalığa ve hapse düşen bîçare insan!

Uzun bir ömür isterseniz ve büyük bir ticaret arzu ederseniz ve manevî büyük bir sürur ve sevinç isterseniz ve umum vaktinizi, hattâ uykuda dahi olsa, ibadette olmak isterseniz, öyle ise farz namazınızı terk etmeyiniz. İşte bu farz namaz, sizin hapiste ve hastalıktaki herbir dakika ömrünüzü bir saat kadar ibadet zamanına çevirebilir. Ve Ahiretiniz için musibette geçen dakikalar bir ibadet ve tesbih taneleri gibi olur. Farz namaz ise, tesbihi çeken ip gibi onları cem edip dağılmaktan muhafaza ediyor, Nefs-i emmarenin bir parça tembelliğinin hatırı için ruh ve kalb ve aklın zahmetini ve sıkıntısını çekmek, hapis ve hastalığı ve musibeti ikileştirir. Yani maddî musibete merakla manevî bir musibeti ilave eder. Farz namaz, ruha ve kalbe ferah vermekle bearaber nefis dahi zahir az bir zahmet içinde bir istirahat hissedebilir, işsiz ve özürsüz bir insan hapis gibi yerlerde musibetlerde herşeyden ziyade Cenab-ı Hakkın dergâhını namaz ile çalar, meded ister.

Hastaların piri, üstadı, Hazret-i Eyyüb Aleyhisselam'dır. Mahbusların pîri, üstadı dahi, Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm'dır. Medrese-i Yusufiye'de oturanlar namazsız kalmamalı. Hususan şuhur-u selasede ayetle seksen üç sene dört ay mânevi uzun bir ömrü kazandıran Ramazan-ı Şerif ayındaki oruç ve namaz gibi ibadet, büyük şevk ile yapılmaz mı? Hususan günahlardan bir derece kesilmiş olan hapiste; musibette ve hastalıktaki insanlar daha ziyade hürmet edip farzları eda etmek gerektir, elzemdir. Namazı vaktinde kılmanın ne derece tükenmez uhrevî bir sermaye olduğu bununla anlaşılıyor ki: herbir namaz vaktinde âlem-i İslâm denilen muazzam camiinde yüz milyondan fazla bir cemaat-i kübra namaz kılıyor. O cemaatte her bir adam umum o cemaate hem şefaatçi, hem duacı olur. O vakit namaza iştirak etmeyen hissesini alamaz. Kaynayan mîrî ve askeri kazanına karavanasını götürmeyen tayinatını alamadığı gibi o cemaat-i kübranın manevî matbahında, kaynayan kazanından manevî erzakını alamaz. Belki vaktinde namaza iştirakle, o cemaatin ordusuna iştirak etmiş olmakla ve dualarına "âmin" demek hükmünde olan namazı vaktinde kılmakla olabilir.

İşte alem-i Ebedî olan Ahiretin nihayetsiz hayatını tükenmez böyle âb-ı hayat çeşmesi hükmünde olan üçyüz elli milyonun dualarını, ve şefaatlerini, namazı vaktinde kılmakla kazanılabilir.

Evet, her asırda üç yüz elli milyondan ziyade efradı bulunan müslümanlardan her vaktin namazında hiç olmazsa yüz milyondan fazla bir cemaat-i a'zam beraber اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ deyip "bizleri doğru yola hidayet eyle." Namazın akabinde, "müminleri mağfiret eyle" diye duâ ve niyaz ediyorlar. Bu şefaat ve bu dua bir mü'mine ahiret için tükenmez bir sermayedir. Namazı kılmakla ve bilhassa cemaate girse, o sermayeyi kazanabilir. Ebedî hayatına daimî bir varidat te'min eder.

Said Nursî

  1. Yalnız 73. sahifenin sekizinci satırında “aktablar”ın yerinde, “ehl-i tahkik” yazılsın; tâ mübalağa zannedilmesin.
Advertisement