Yenişehir Wiki
Advertisement
Yenişehir Wiki
80.754
pages

Önceki Risale: Bakara 2: Kur'anın Hidayeti ve Şüphesizliğiİşarat-ül İ'caz (Badıllı)Bakara 4: Kitaplara ve Ahirete İman: Sonraki Risale

D. {{Alıntı|konum=sağ|{{RNK}}|10px|30px}}
<div style="font-size:150%;">'''Büyük Punto'''</div> Şablon:Risale bakınız


Arapça font problemi

Risale
Risale:Risale
Risale:Risale-i Nur
Risale: Mukaddime (Muhakemat)
Risale:Lemeat (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Makaleler (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Lemeat'tan (Kastamonu)
Risale:Teşhis-ül İllet (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Divan-ı Harb-i Örfi (Asar-ı Bediiyye)
Risale:İşarat-ı Gaybiye Hakkında Bir Takriz
Risale:Hakikat Çekirdekleri (Mektubat)
Risale:Hakikat Çekirdekleri (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Hakikat Çekirdekleri (2) (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Tarihçe-i Hayatın Zeyli (Asar-ı Bediiyye)
Risale
Risale:Hutbe-i Şamiye
Risale:Hutbe-i Şamiye (Asar-ı Bediiyye)

RNK : Risale-i Nur Külliyatı’ndan
Kuran:Kur'an .
Risale:Evrad .
Risale:33 Hadis .
Risale:Hazret-i Üstadın Tashih ve Tasarrufları Hakkında (Asar-ı Bediiyye) Risale:Vukufsuz Ehl-i Vukufa Cevap (Asar-ı Bediiyye)
Tüm risaleler :Risale:Risale-i Nur : Evrad
Büyük boy kitaplar: Sözler - Mektubat - Lem'alar - Şuâlar - Tarihçe-i Hayat - İşarat-ül İ'caz - Mesnevi-i Nuriye - Asâ-yı Musa - Barla Lahikası - Kastamonu Lahikası - Emirdağ Lahikası-1 ve Emirdağ Lahikası-2 -Sikke-i Tasdik-i Gaybi
Mesnevi-i Nuriye *İ’tizar *Mukaddime *Lem'alar Risalesi *Reşhalar *Lasiyyemalar *Katre *Hubab *Habbe *Zühre *Zerre *Şemme Risalesi *Onuncu Risale *Şule *Nokta *Münderecat Hakkında *Fihrist
Orta boy kitaplar:Muhakemat - İman ve Küfür Muvazeneleri
Küçük boy kitaplar: Âyet-ül Kübrâ - Bediüzzaman Cevap Veriyor - Divan-ı Harb-i Örfî - Elhüccet-üz Zehrâ - Ene ve Zerre Risalesi - Esma-i Sitte - Gençlik Rehberi - Hakikat Nurları - Hanımlar Rehberi - Hastalar Risalesi - Haşir Risalesi - Hizmet Rehberi - Hutbe-i Şamiye - İçtihad Risalesi - İhlas Risalesi - İhtiyarlar Risalesi - İman Hakikatleri - Konferans - Küçük Sözler - Lâtif Nükteler - Meyve Risalesi - Miftâh-ul İman - Mi'rac ve Şakk-ı Kamer Risaleleri - Mirkat-üs Sünnet - Mu'cizât-ı Ahmediye - Mu'cizât-ı Kur'aniye - Münâcât - Münazarat - Nur Aleminin Bir Anahtarı - Nur Çeşmesi - Nur'un İlk Kapısı - Otuz Üç Pencere - Rahmet ve Şefkat İlaçları - Ramazan-İktisat-Şükür Risaleleri - Sünuhat-Tulûat-İşârât - Sünuhat - Tulûat - İşârât Sünuhat - Tulûat - İşârât Tabiat Risalesi - Uhuvvet Risalesi - Üstad Hz.'nin Hulusi Ağabeye Gönderdiği Mektuplar - Üstad Hazretlerinin Mehmet Kayalar Ağabeye Gönderdiği Mektuplar Yirmi Üçüncü Söz - Zühret-ün Nur
Diğer risaleler ve parçalar: Âsâr-ı Bedîiyye - Tılsımlar - Sirac-ün Nur (*3. Şua (Münacat Risalesi) 25. Lem'a (Hastalar Risalesi) 25. Lem'a'nın Zeyli 17. Mektub (Çocuk Taziyenamesi) 26. Lem'a (İhtiyarlar Risalesi) 26. Lem'a'nın Zeyli 21. Mektub 4. Şua (Ayet-i Hasbiye Risalesi) 13. Lem'a (Hikmet-ül İstiaze Risalesi) 33. Mektup (Aynı Zamanda 33. Söz Pencereler Risalesi) Eski Said'in Yeni Said'e İnkılabı Zamanındaki Hazin Münacatı 12. Şua (Denizli Müdafaanamesi) 5. Şua Hasan Feyzi'nin Manzumesi)- Fihrist Risalesi - Zülfikâr - Ta'likât #Kızıl İcaz #Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Abdurrahman) #28. Mektup'un 6. Meselesi (Vehhabi meselesi) #18. Lem'a #Şualar, 14. Şua, Hata-Savab Cedveli #Maidet-ül Kur'an (Tılsımlar Mecmuasının Zeyli) #Hazinet-ül Bürhan (Tılsımlar Mecmuasının Zeyli) #İnna A'tayna'nın Sırrı #Gayrı Münteşir (Neşredilmemiş) Kısımlar *Gayrı Münteşir Mektuplar *Risalelerden Gayrı Münteşir Kısımlar *Barla Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Kastamonu Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Emirdağ-1 Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Emirdağ-2 Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Denizli Hapsinden Gayrı Münteşir Kısımlar *Afyon Hapsinden Gayrı Münteşir Kısımlar #Risale:Müdafaat Üstad Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaaları ve Resmi Makamlara Dilekçeleri *Birinci Millet Meclisinde Neşredilen Beyanname *Barla ve Isparta Hayatı (1926-1934) *Eskişehir Mahkemesi (1935) *Isparta ve Denizli Mahkemesi (1944) *Denizli Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Emirdağ Hayatı (Denizli Hapsinden Sonra) *Afyon Mahkemesi (1948 - 1949) *Afyon Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Afyon Mahkemesi Kararnamesi *Temyiz Mahkemesi *Temyiz Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Emirdağ Hayatı (Afyon Hapsinden Sonra) *Urfa Ehl-i Vukufuna Cevap (1951) *Gençlik Rehberi Mahkemesi (1952) *Samsun Mahkemesi (1952 *Isparta Mahkemesi (1956) *Emirdağ Hayatı (Isparta Mahkemesinden Sonra) *Diğer Talebe Müdafaaları
#İşarat-ül İ'caz (A. Badıllı Tercümesi) İşarat-ül İ'caz اشارات الاعجاز فى مظانّ الايجاز İşarat-ul İ'caz KUR'AN'IN ÎCÂZ YERLERİNDEKİ İ'CÂZ İŞARETLERİ *Mütercimin İzahları *Mukaddeme *Fatiha Suresi Tefsiri *Bakara 1: Huruf-u Mukattaa *Bakara 2: Kur'anın Hidayeti ve Şüphesizliği *Bakara 3: Allaha İman - Namaz - Zekat *Bakara 4: Kitaplara ve Ahirete İman *Bakara 5: Müminlerin Hidayeti ve Felahı *Bakara 6: Küfrün Mahiyeti *Bakara 7: Kalplerin Mühürlenmesi *Bakara 8: Münafıklar Bahsi *Bakara 9-10: Münafıkların Aldatması *Bakara 11-12: Münafıkların Fesad Çıkarması *Bakara 13: Münafıkların İmanda İkiyüzlülüğü *Bakara 14-15: Münafıkların Müminlerle Alay Etmesi *Bakara 16: Hidayeti Verip Dalaleti Satın Almaları *Bakara 17-18: Münafıklar Hakkında Ateş Temsili *Bakara 19-20: Münafıklar Hakkında Yağmur Temsili *Bakara 21-22: İbadet ve Tevhid Bahsi *Bakara 23-24: Nübüvvet Bahsi *Bakara 25: Cennet Bahsi *Bakara 26-27: Temsil Bahsi *Bakara 28: Yeniden Yaratılış *Bakara 29: Yedi Kat Sema Bahsi *Bakara 30: Hilafet-i İnsaniye *Bakara 31-33: Talim-i Esma *İstikbalin Hâkim-i Mutlakı Kur'andır
#Mesnevi-i Nuriye (A. Badıllı Tercümesi) Risale-i Nur Külliyatından Mesnevî-i Nuriye (Türkçe Tercümesi) Müellifi Bediüzzaman Said-i Nursî Mütercim: Abdülkadir Badıllı Tenbih: (Mesnevî-i Nuriye) ismi, Türkçe tercümesine Hz. Üstad tarafından konulmuştur. Arapça ismi her ne kadar "El-Mesneviyy-ül Arabiyy-ün Nurî'dir. İsim, ism-i müzekker olduğundan, Mesnevî'den sonra (Nuriye) değil, (Nurî) gelmesi lâzımdır. Fakat bu sıfat Türkçe telaffuzunda ağır ve nâmüsta'mel bir sıfat olduğu gibi; "El-Mesneviyy-ül Arabî Li-r Resail-in Nuriye" yani, "Nur Risalelerinin Arabî Mesnevîsi" manasında dahi olduğu için, "Risale"nin müfredi veya Risalelerin cem'i için sıfat olarak Nuriye gelmesi lâzım olduğundan "Mesnevî-i Nuriye" ismi tam yerindedir. (Mütercim) *Takdimler, Mukaddeme, Tenbih, İhtar, İtizar *Lem'alar *Reşhalar *Lasiyyemalar *Katre *Katrenin Zeyli *Habab *Hababın Zeyli *Habbe *Habbenin Zeyli *Habbenin Zeylinin Zeyli *Zehre *Zehrenin Zeyli *Zerre *Şemme *14. Reşha *5. Ders *Şule *Şulenin Zeyli *Nur *Kızıl İcazdan Bazı Parçalar
#Rumuzat-ı Semaniye Bu risalenin sebeb-i telifi, Kur’ân’ın tercümesini Kur’ân yerinde camilerde okutmak olan dehşetli suikastına karşı bir nevi mukabeledir. Ziyade tafsilât ve lüzumsuz bahisler girmiş. Fakat o mücahidâne ve heyecanlı mukabelede kıymettar bir gaybî anahtarı hissedip meczubâne arattırmak içinde, lüzumsuz tafsilât ve zaif ve pek ince emareler dahi girmiş. Kalbime geldi ki: Yirmi Dokuzuncu Mektubun gayet ehemmiyetli ve lüzumlu ve parlak ve îcazlı olan Birinci Makamı, bu İkinci Makamın bütün kusûratını ve israfatını affettirir. Ben de kemâl-i sürurla şükrettim, o kusurları unuttum. *Birinci Parça: 28.Mektubun 7.Meselesinin Hatimesi *İkinci Parça: 28.Mektubun 8.Meselesi *Üçüncü Parça: 29.Mektubun 3.Kısmı *Dördüncü Parça: 29.Mektubun 4.Kısmı *Beşinci Parça: 29.Mektubun 8.Kısmı
#Tefekkürname: 29. Lem'a-yı Arabî #Arabî Münacat Risalesi: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Otuz birinci Lem'a'nın Üçüncü Şuaı olan Risale-i Münacattan Arabi bir parçadır. Gelen âyet-i uzmanın A'zamî bir tefsiridir." dediği Arapça bir münacat. #Arabi El-Hüccet-üz Zehrâ Risalesi: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Çok ehemiyetli Arabi bir risaleciktir. El hüccet-üz zehrâ risalesinden bir kısmının bir hülasasıdır" dediği Arapça bir parça. #Hizb-ül Mesnevi-ül Arabî: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Risale-i Nur'dan ehemmeyetle intişar eden Arabî Mesnevi-i Nuriye'nin içindeki kıymettar risalelerde eski Said'in yeni Said'e inkılabı zamanında dergh-ı ilahiyeye karşı münacatları, istiğfarları, tesbihatları ilm-el yakin derecesinde imanî şehadetlerinden parçalardır" dediği Arapça bir parça. #Ettefekkür-ul İmaniyyür Refi': Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiye'nin İkinci Babı olarak te'lif edilmiştir. 29. Lem'a'daki kısım ve meali için 'buraya', Şualarda geçen ve bir kısmının Abdülmecid abi tarafından yapılan tercümesi için 'buraya' bakabilirsiniz. #Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Hamza) #Kur'an Hattı Risaleler #Ayet ve Hadis Mealleri
S=Risale:Sözler . SÖZLER . Birinci Söz . İkinci Söz . Üçüncü Söz . Dördüncü Söz . Beşinci Söz . Altıncı Söz . Yedinci Söz . Sekizinci Söz . Dokuzuncu Söz . Onuncu Söz . On Birinci Söz . On İkinci Söz . On Üçüncü Söz . On Dördüncü Söz . On Beşinci Söz . On Altıncı Söz . On Yedinci Söz . On Sekizinci Söz . On Dokuzuncu Söz . Yirminci Söz . Yirmi Birinci Söz . Yirmi İkinci Söz . Yirmi Üçüncü Söz . Yirmi Dördüncü Söz . Yirmi Beşinci Söz . Yirmi Altıncı Söz . Yirmi Yedinci Söz . Yirmi Sekizinci Söz . Yirmi Dokuzuncu Söz . Otuzuncu Söz . Otuz Birinci Söz . Otuz İkinci Söz . Otuz Üçüncü Söz . Lemeat . Konferans . Fihrist
M=Risale:Mektubat . MEKTUBAT . Birinci Mektup . İkinci Mektup . Üçüncü Mektup . Dördüncü Mektup . Beşinci Mektup . Altıncı Mektup . Yedinci Mektup . Sekizinci Mektup . Dokuzuncu Mektup . Onuncu Mektup . On Birinci Mektup . On İkinci Mektup . On Üçüncü Mektup . On Dördüncü Mektup . On Beşinci Mektup . On Altıncı Mektup . On Yedinci Mektup . On Sekizinci Mektup . On Dokuzuncu Mektup . Yirminci Mektup . Yirmi Birinci Mektup . Yirmi İkinci Mektup . Yirmi Üçüncü Mektup . Yirmi Dördüncü Mektup . Yirmi Beşinci Mektup . Yirmi Altıncı Mektup . Yirmi Yedinci Mektup . Yirmi Sekizinci Mektup . Yirmi Dokuzuncu Mektup . Otuzuncu Mektup . Otuz Birinci Mektup . Otuz İkinci Mektup . Otuz Üçüncü Mektup . İşarat-ı Gaybiye Hakkında Bir Takriz . Hakikat Çekirdekleri . Gönüller Fatihi Büyük Üstada . Fihriste-i Mektubat . Hakikat Işıkları . Dua
L=Risale:Lem'alar . LEM'ALAR . Birinci Lem'a . İkinci Lem'a . Üçüncü Lem'a . Dördüncü Lem'a . Beşinci Lem'a . Altıncı Lem'a . Yedinci Lem'a . Sekizinci Lem'a . Dokuzuncu Lem'a . Onuncu Lem'a . On Birinci Lem'a . On İkinci Lem'a . On Üçüncü Lem'a . On Dördüncü Lem'a . On Beşinci Lem'a . On Altıncı Lem'a .On Yedinci Lem'a . On Sekizinci Lem'a . On Dokuzuncu Lem'a . Yirminci Lem'a . Yirmi Birinci Lem'a . Yirmi İkinci Lem'a .Yirmi Üçüncü Lem'a . Yirmi Dördüncü Lem'a . Yirmi Beşinci Lem'a .Yirmi Altıncı Lem'a . Yirmi Yedinci Lem'a . Yirmi Sekizinci Lem'a .*Yirmi Dokuzuncu Lem'a . Otuzuncu Lem'a . Otuz Birinci Lem'a .Otuz İkinci Lem'a . Otuz Üçüncü Lem'a . Münâcat .Fihrist . Dua
Ş=Şualar .Risale:Şuâlar . ŞUÂLAR . İkinci Şuâ . Üçüncü Şuâ .Dördüncü Şuâ .Altıncı Şuâ . Yedinci Şuâ . Dokuzuncu Şuâ . On Birinci Şuâ . On İkinci Şuâ . On Üçüncü Şuâ . On Dördüncü Şuâ .Beşinci Şuâ . On Beşinci Şuâ . Birinci Şuâ . Sekizinci Şuâ *Yirmi Dokuzuncu Lem’a’dan İkinci Bab . Eddâî .Dua . İçindekiler
TH =Risale:Tarihçe-i Hayat . BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ TARİHÇE-İ HAYATI . Ön Söz .Giriş . İlk Hayatı . Barla Hayatı . Eskişehir Hayatı .Kastamonu Hayatı .Denizli Hayatı .Emirdağ Hayatı - Afyon Hayatı - Isparta Hayatı - Hariç Memleketler - Bedîüzzaman ve Risale-i Nur - Dua - İçindekiler
İİ. İŞARATÜ’L-İ’CAZ . Risale:İşarat-ül İ'caz . Tenbih . İfadetü’l-Meram . Kur'an'ın Tarifi . Fatiha Suresi . Bakara Suresi 1-3. âyetler . Bakara Suresi 4-5. âyetler . Bakara Suresi 6. âyet . Bakara Suresi 7. âyet . Bakara Suresi 8. âyet - Bakara Suresi 9-10. âyetler . Bakara Suresi 11-12. âyetler . Bakara Suresi 13. âyet . Bakara Suresi 14-15. âyetler . Bakara Suresi 16. âyet . Bakara Suresi 17-20. âyetler . Bakara Suresi 21-22. âyetler . Bakara Suresi 23-24. âyetler . Bakara Suresi 25. âyet Bakara Suresi 26-27. âyetler . Bakara Suresi 28. âyet Bakara Suresi 29. âyet . Bakara Suresi 30. âyet . Bakara Suresi 31-33. âyetler . Ecnebi Feylesofların Kur’an Hakkındaki Beyanatları . Mehmed Kayalar’ın Bir Müdafaası . Dua . Fihrist
MN= MESNEVÎ-İ NURİYE . İ’tizar . Mukaddime . Lem'alar Risalesi . Reşhalar . Lasiyyemalar . Katre . Hubab . Habbe . Zühre . Zerre . Şemme Risalesi . Onuncu Risale . Şule - Nokta . Münderecat Hakkında - Fihrist
AM=ASÂ-YI MUSA: Risale:Asa-yı Musa .Mukaddimat - Asa-yı Musa’dan Birinci Kısım - Birinci Mesele - İkinci Meselenin Bir Hülâsası - Üçüncü Mesele - Dördüncü Mesele - Beşinci Mesele - Altıncı Mesele - Yedinci Mesele - Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası - Dokuzuncu Mesele - Onuncu Mesele - On Birinci Mesele - Asa-yı Musa’dan İkinci Kısım - Birinci Hüccet-i İmaniye - İkinci Hüccet-i İmaniye - Üçüncü Hüccet-i İmaniye - Dördüncü Hüccet-i İmaniye - Beşinci Hüccet-i İmaniye - Altıncı Hüccet-i İmaniye - Yedinci Hüccet-i İmaniye - Sekizinci Hüccet-i İmaniye - Dokuzuncu Hüccet-i İmaniye - Onuncu Hüccet-i İmaniye - On Birinci Hüccet-i İmaniye - Fihrist
BL BARLA LÂHİKASI- Risale:Barla Lahikası - : Takdim - Yedinci Risale olan Yedinci Mesele - Mukaddime - Yirmi Yedinci Mektup ve Zeylleri - Yirmi Yedinci Mektup'un Zeyli ve İkinci Kısmı - İkinci Zeyl - Yirmi Yedinci Mektup'un Üçüncü Zeyli - Yirmi Yedinci Mektup'un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihayetidir - Mektubat'ın Üçüncü Kısmı (1) - Mektubat'ın Üçüncü Kısmı (2) - Kastamonu ve Emirdağ'da Yazılan Mektuplar
EL-2 EMİRDAĞ LÂHİKASI – 1 .Risale:Emirdağ Lahikası-1 . Yirmi Yedinci Mektup’tan Takdim - Birinci Kısım Mektuplar - İkinci Kısım Mektuplar - Üçüncü Kısım Mektuplar
EL-2 EMİRDAĞ LÂHİKASI – 2: Risale:Emirdağ Lahikası-2 . Yirmi Yedinci Mektup’tan (Emirdağ’ında ve Isparta’da Son İkametlerinde Yazılan Mektuplardır) Giriş - Birinci Kısım Mektuplar - İkinci Kısım Mektuplar - Üçüncü Kısım Mektuplar
KL Risale:Kastamonu Lahikası. Yirmi Yedinci Mektup’tan KASTAMONU LÂHİKASI: Takdim - Lemeat'tan Önceki Mektuplar - Lemeat'tan - Lemeat'tan Sonraki Mektuplar
STG SİKKE-İ TASDİK-İ GAYBÎ *Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-1 *Birinci Şuâ *Sekizinci Şuâ *On Sekizinci Lem'a *Yirmi Sekizinci Lem'a *Sekizinci Lem'a *Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-2 *Dua

اَلَّذِينَ يُوءْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ[]

Cümle 1: Onlar ki gaybe iman ederler[]

Ey aziz bilmiş ol ki: Bu ayette muhassılın muhassal ile nazm ve diziliş vechi ise; Kur'anın medhinden mü'minlerin medhine dökülüşü ve onunla sicimleşip ahenkleşmesidir. Zira mü'minlerin medhi, Kur'anın medhinin neticesi olarak, bu ona bir burhan-ı innî olmuş ve hidayetin semeresi durumunu almıştır. Hem mü'minlerin güzel hâli, onun kemalinin şahididir. Keza bu cümle, bir teşviki de tazammun eylemesi sebebiyle; hidayetten şu ayetin hissesi cihetine ve bunun ona, yani hidayete bir misal, bir örnek olduğuna işarettir.

Amma اَلَّذِينَ nin önceki ayetin son kelimesi olan لِلْمُتَّقِينَ ile vech-i münasebeti ise, "tahliye" تَحْلِيَه ile "tahliyye" تَخْلِيَه yi teşyi' etmektir, yolculamaktır. Çünki bu, yani tahliye تَحْلِيَه "tahliye" تَخْلِيَه nin arkadaşı ve ikisi birbirinin daimî refiki ve ortağıdırlar. Evet, tezyin, süsleme işi, daima tenzihten, yani enkazdan temizleme işinden sonra gelir. Görmez misin; "Takva" ki günahlardan, seyyiattan bir boşanma ve temizlenme hali olmakla; Kur'an-ı Hakîm, Takvayı üç meratibiyle zikreylemiştir. O mertebeler ise: 1- Şirki terk.. 2- Sonra maâsî ve günahları terk.. 3- Daha sonra da, Allahın masivasını terketmedir.

İşte, burada "Tahliyye" تَحْلِيَه den mûrad ise, hasenatı işlemektir. O da, ya kalb ile, ya kalıb ile ya da mal iledir. A'mal-i kalbiyenin güneşi imandır. A'mal-ı Kalıbiye (bedeniye) nin fihriste-i camiası Namazdır, ki Din'in direğidir.([1]) A'mal-i maliyenin kutbu da zekattır. Zira, Zekat, İslâm'ın kantarası,([2]) geçiş köprüsüdür.

Hem bunu da bil ki: Sen eğer اَلَّذِينَ يُوءْمِنُونَ بِالْغَيْبِ ye mukteza-yı hale göre bakarsan; bir îcazdır, öz kısadır dersin. Amma eğer ayetteki يُوءْمِنُونَ yi müradifi olan اَلْمُوءْمِنُونَ e muvazene ederek bakarsan; bir itnab, bir uzatmadır zannedersin. Evet, ayet, يُوءْمِنُونَ nin müradifi olan ve onun yerine gelmesi düşünülen اَلْمُوءْمِنُونَ nin başındaki ال i , ayet cümlesinin başındaki اَلَّذِينَ ile tebdil etmiştir. Evet, اَلَّذِينَ nin şe'ni, yalnız sıla ile zata işaret etmekdir. Burada ise, zat yok, sıfat bulunduğu için; güya ki imana teşvik etmek ve onu ta'zim etmek için, اَلَّذِينَ nin başka sıfatı yoktur da, yalnız budur. Hem ayrıca da remzediyor ki: "İman" zatın başında bir şem'dan, bir menardır ki, sair sıfatlar onun altında inceleşip görünmezler.

Ve keza, ism-i fail ile olan اَلْمُوءْمِنُونَ yi, muzari siğası ile olan يُوءْمِنُونَ ile değişmesi ise, iman etmek olan o mübarek halet-i müstahsenesini hayalin nazarında tasvir ve izhar etmek içindir. Hem يُوءْمِنُونَ ile olan tabiri, imanın istimrar ve daimîlik içinde teceddüt ettiğine ve afakî ve enfüsî delillerin yeniden yeniye ardı sıra gelmeleriyle, parlamasına ve tecellisine işaret etmek içindir. Demek oluyor ki; her bir yeni zuhûrun ve nuranî olan her bir delilin ona eklenmesiyle, imanı parlatıp ziyadeleştirmektedir.

Ve بِالْغَيْبِ ise, yani kalb ile iman, yani nifaksız, ihlas ile ve gaibiyetle beraber iman, ve gâibane olarak ve alem-i gaybe iman etmek.. gibi ma'naları olabilir.

Hem bilmiş ol ki: İman ise, Peygamberin (A.S.M.) getirmiş olduğu bütün zarûriyat-ı diniyenin tafsilatını ve gayr-ı zarurî olan kısımlarda da icmalini tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur.

Sual[]

[s12] Eğer desen: Avam-ı nastan yüzden biri dahi ancak iman hakikatlarının tabirine muktedir olabiliyor?..

Cevaben sana denilir: Ta'bir ve ifade edememek, imanın adem-i vücûduna, alem ve delil değildir. Nasıl ki çoğu zaman lisan, aklın tasavvuratındaki dekaiki tercüme etmekte kısa ve kasır kalıyor...

Kezalik, çoğu kere vicdanın derûnundaki sırlar dahi akla görünmüyor, belki akla karşı nazlanarak saklanıp gizleniyorken, nasıl akıl onları tercüme edebilecektir. Görmez misin ki; koca Sekkakî, o dahi imamın zekası, İmri-ül Kays'ın ya da başka bir bedevinin seciye ve karakterinin üslubundaki incelikleri yakalayıp, koparıp almada, yani sezip duymada kısa ve nakıs kalabiliyor. Bu sırra binaen: Avam halktaki îmanın vücuduna dair delilleri ise; ondan sual etmek ve birazcık izah istemekle sabit olmuş olur. Yani: Müslüman bir âmîden, nefy ve ispat arasında mütereddid olan şu tarzda bir sual ile istifsar edilse ki: "Ey âmî Kardeş! Sani-i alem ki, bu kâinat altı cihetiyle kabza-i tasarrufundadır. Şimdi senin aklında o Sani-i Kadîr, âlemin herhangi bir cihetinde, tarafında durup, mekan tutması mı mümkin, yoksa hiçbir mekanda bulunmaması mı?."

Eğer dese: "Hiçbir mekanda bulunup durması mümkin olmaz." O halde, onun vicdanında, "Allah ü Zülcelal hakkında ciheti nefyetme" hakikati sabittir demektir. Ve bu da ona kâfi gelir. Daha buna göre sair şeyleri kıyas eyle!

Hem sonra iman ise,-Sa'd-ı Taftazanî'nin tefsir ettiği üzere-"Cenab-ı Hak Tealanın kendi meşiet-i Sübhaniyesiyle istediği kulunun kalbine attığı bir nurdur." Yani: Abdin kendi cüz-i ihtiyarîsini sarfetmesinden sonra.... Buna göre, "iman" beşerin kalbi ve vicdanı için bir nurdur ve Şems-i Ezel olan Cenab-ı Allahtan gelen bir şua'dır ki; vicdanın melekûtiyet ülkesini birden ve bitamamiha ziyalandırıyor. İşte iman, bu nuru ile bütün kâinatla bir ahbablık, bir dostluk ve bir ünsiyet kuruyor ve Şems-i Ezelînin nurunu neşredip dağıtıyor, yayıyor. Hem iman, vicdan ile bütün eşya arasında öyle bir münasebet te'sis ediyor ve kalbe öyle manevî bir kuvvet ilka eyliyor ki; onunla insan bütün hadiseler ve musibetlere karşı direnmeye muktedir olmuş oluyor. Hem o iman, kalbe öyle bir vüs'at, bir ihata veriyor ki; onunla mazî ve müstakbeli yutabilecek bir kuvvete sahib olmuş oluyor.

Evet, nasıl ki iman, Şems-i Ezelden gelen bir şua'dır; kezalik iman, Saadet-i Ebediyeden, yani haşre imandan gelen bir lem'a ve bir ışıktır ki, onun ziyasıyla bütün emellerin, arzuların tohumlan; ve vicdanda tevdi' edilmiş bütün isti'datların çekirdekleri neşv u nema bularak, yeşerip ebede uzanır, giderler. Ve o halde, insandaki istidad çekirdeği ise, Tuba ağacı gibi bir şecerenin tohumuna inkılab ile, yeşerip dallanarak ebede uzanabiliyor.

Cümle 2: Namazlarını ikame ederler[]

Amma وَيُقِيمُونَ الصَّلَوةَ ise, bilesin ki: Bu cümlenin, evvelki cümle olan يُوءْمِنُونَ بِالْغَيْبِ ile nazm ve münasebet vechi, gündüzün ortasındaki güneşten daha zahirdir. Hem وَيُقِيمُونَ الصَّلَوةَ nin kalıba ait hasenatın içinden (yani beden hasenatı içersinden) hâs olarak "Namaz"ı ele alıp ileri sürmesindeki hikmet ise, şöyle bir işarettir ki; "nasıl Kur'anın tamamı fatihada, âlemin mecmu'u da insandadır" olan hakikati gibi; Namaz dahi bütün hasenat ve ibadetlerin bir fihristesi, bir enmûzeci ve bir makesidir. Zira namaz; bir çeşit orucu, Haccı, Zekâtı ve diğerlerini müştemil olup içinde saklamaktadır. Aynı zamanda mahlûkatın fıtrî ve ihtiyarî olan enva-i ibadetlerine de şamil bulunmaktadır. Evet, mesela namaz; rükû'da, sücûdda ve kıyamda bulunan Melâikelerin ibadetlerini, ve secde halinde bulunan Taşların; ve hal-i kıyamda olan Ağaçların; ve rükû' halindeki hayvanların ibadetlerini müştemil bu-lunmaktadır.

Hem sonra, اَلْمُقِيمِينَ yerine, ayet يُقِيمُونَ yi ikame eylemiştir ki; sami'in nazarına alem-i İslâmda ki o ilahî intibah-ı ruhanîyi ve o nuranî hayatı ve pek geniş olan hareketi izhar eylesin. Hem nev-i beşer dünyasının etrafından sami'in hayali önüne o mübarek ve müstahsen vaziyeti ve o muntazam haleti vaz'eylesin; tâ ki, sami'in meyelanını onlara dahil olmak ve yollarında sülük etmek için tehyic edip uyandırsın.

Evet, dağılmış ve etrafa yayılmış asker neferatını sevkedip toplamağa ve taburlar nizamı altına getirip dahil ettirmeğe mahsus "Borazan" denilen mâruf aletin te'sirini ve o nidanın yaptığı tahrikin vaziyetini görüp düşünen bir insan, kendisinin de o askerlere katılıp içlerine girmeye sevkeden bir iştiyakı kalbinde hisseder.

İşte, aynen onun gibi, وَلِلَّهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلَى âlem sahrasında dağılmış, yayılmış olan insanların arasında da Ezan-ı Muhammedi'nin te'sir ve teşviki de öyledir.

Ve keza, âyet, îcazın mesafesi yolunda يُصَلُّونَ kelimesiyle kısaltmayıp, belki يُقِيمُونَ الصَّلَوةَ ile uzunca tamamlaması, "Namazdaki ikame ma'nalarını mürâat etmenin ehemmiyetine işarettir. O ma'nalar ise; "Ta'dil-i erkân, devamlılık, muhafaza (yani vaktini), ciddiyet ve alem çarşısında onu teşvik ve terviç etmekten ibarettir.. Ve daha buna kıyasen teemmül eyle!

Hem sonra, Namaz: Sultan-ı Ezel ile abdi arasında âlî bir nisbet, galî bir münasebet ve nezih bir hizmet olduğundan; her bir ruh'un o nisbet ve münasebete karşı âşık olması sezadır, yerindedir. Namazın erkânı ise, "Futûhat-ı Mekkiye" sahibi Muhyiddin-i Arabî (k.s) ve emsalinin şerheyledikleri gibi; bir çok esrarı mütazammındır. İşte namazdaki o nuranî esrara karşı, elbette her bir vicdanın meftun olup muhabbet etmesi gerekmektedir.

Keza Namaz: Sani-i Ezel'in gece ve gündüz içersinde beş defa kendi huzurunun serâdık ve hicaplarına yapılan da'vetlerdir, ki o namaz, mü'minin münacatı için miracı hükmündedir. Öyle ise, her kalbin bu ilahî da'vetlere müştak olması lazımdır.

Ve keza, Namazda: Adalet-i İlahiye Kanununa karşı itaati tesis etmek ve Rabbanî nizama imtisali temin etmek için, kalblerde Sani'in azamet ve heybetini idame etmek ve akılları ona tevcih eylemek ma'naları da bulunmaktadır. İnsan ise, -insan olduğu ve fıtratıyla medenî bulunduğu için- o kudsî idameye daima muhtaçtır.

İşte, veyl ve hasaretler namazı terkedenlerin başına.. Ve hüsranlar, zarar ve ziyanlar ona karşı tenbellik edenlere, ve cehaletler ve câmidlikler onun kıymetini bilmeyenlere olsun!.. Ve bu'd, aşağılık, kötülük, hakaretler de, namazı beğenmeyenlere olsun!..

Cümle 3: Rızık olarak verdiklerimizden infak ederler[]

Amma وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ cümlesi ise, bunun üstteki cümle ile münasebeti, nazm ve diziliş ciheti de şöyledir: Nasıl ki "Namaz" Dinin direği ve dinin Kıvamı da onunladır; onun gibi zekât dahi İslâmın kantarası ve köprüsü olup, ehl-i İslâm arasında olan yardımlaşma ancak bu köprüden geçer.

Lâkin zekatın ve sadakanın layık yerine düşebilmesi için, elbetteki bazı şartları olacaktır. O şartlar bunlardır:

Birinci Şart: Tasadduk eden kişinin sadakada israfa girmemesi lazımdır ki, sonra yerinde oturup kara kara düşünmesin.

İkinci Şart: Bundan alıp, şuna vermek değil, kendi öz malından vermektir.

Üçüncü Şart: Sadakayı verirken, minnet etmemek ve zekât verilenin başına kakmamak..

Dördüncü Şart: Sadaka ve zekât verirken, fakirleşeceğim diye korkmamak..

Beşinci Şart: Sadaka ve zekâtı sadece mala mahsus bırakmamak; ilim ile, fikir ile ve fiil ile de işleyip genişletmek..

Altıncı Şart: Sadaka ve zekatı alanın sefahette ve lüzumsuzluklarda sarfetmeyip, nafakasında ve zarurî ihtiyaçlarında sarfeylemektir.

İşte, bu nüktenin ihsan edilmesi; ve şu zekâtın kabul şartlarının hissettirilmesi için, Kur'an-ı Hakîm وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ yı يَتَصَدَّقُونَ ye ya da يُزَكُّونَ ye ve diğerlerine tercih etmekle, fehimlere pek mühim bir tasaddukta bulunmuştur.

Tahlil:

Ayetin başında da مِمَّا daki baziyet, مِنْ ile israfın reddine işaret olduğu gibi; مِمَّا nın takdim edilmesiyle sadaka ve zekatın kendi öz malından verilmesine ve رَزَقْنَا ile fakiri minnet esareti altında bırakmayı men'edip, kesip attığına işaret etmektedir. Yani: Malı veren Allahtır, sen arada bir vasıtasın.

Hem rızkı رَزَقْنَا daki نَا ya isnad etmekle, (Yani ki: "Biz Allahü Teâla onu veriyoruz." ma'nasıyla) لاَ تَخَفْ مِنْ ذِى الْعَرْشِ اِقْلاَلاً hadis-i şerifini ([3]) hatırlatmaktadır.

Hem يُنْفِقُونَ nin mutlak bırakılması ile, tasaddukun ilim ve fikir ve daha başka şeylerle de olabileceğine işaret ettiği gibi; يُنْفِقُونَ maddesiyle de, sadakanın şartlarından "alıcının" onu alıp nafakasına ve zarurî hacetlerine sarfetmesi gereğine bakmaktadır.

Zekat Meselesi[]

Hem sonra Hadis-i Sahihte اَلزَّكَوةُ قَنْطَرَةُ اْلاِسْلاَمِ buyurulmuştur. Yani: Zekat, müslümanın müslüman'a yardım edebilmesi için, üzerinden geçebileceği köprüdür. Çünki, müslümanların me'mûrünbih olan yardımlaşmanın vasıtası ancak zekattır. Belki nev-i beşerin içtimaî heyetinin nizamı ve hüsn-ü cereyanı için, yekdiğerleriyle olan muvasalat, ulaşım yolu zekattır.. Ve aralarında hayat maddesinin cereyanı için bir bağlantı, bir kanaldır. Belkide zekat, beşerin terekkiyatını engelliyen zehirlerin tiryakıdır.

Evet, zekat'ın vucûbiyeti ve ribanın haramiyetinde pek büyük bir hikmet ve çok yüksek bir maslahat ve son derece geniş bir rahmet vardır. Zira, eğer sen, tarihî bir nazarla sahife-i âleme dikkatle bakabilsen; ve beşer'in cemiyet ve cemaatındaki kötülüklerin kaynağını araştırıp düşünebilsen; heyet-i içtimaiyede olan bütün ihtilallerin ve fesadların üssül-esası yalnız iki kelime olduğunu kat'iyyen görecek ve bileceksin.

İşte, o iki kelimeden;

Birincisi: Ben tok olup doyduktan sonra, başkası açlıktan ölse bana ne!

İkinci kelime: Sen çalış, tâ ki ben yiyeyim. Sen zahmet çek, ki ben istirahat edeyim.

İşte gaddar, zâlim, muhteris ve mütecaviz olan birinci kelimedir ki, insanlık âlemini zelzeleye vermiş, darmadağın olmak üzeredir. Lâkin bu kelimenin ırkını, kökünü kesecek tek bir çare vardır, işte o da; ZEKAT'tır.

Hem zâlim, harîs ve çirkin olan ikinci kelimedir ki, beşerin terakkiyatını uçurum başına getirmiş, nerede ise herc-u-merc ateşi içine düşürmek([4]) üzeredir. Amma bu kelimenin de kökünü kurutacak tek bir ilacı ve devası vardır, o da: Ribanın haramiyetini -şeksiz- benimseyip, içtimaî hayatta yasağını katî uygulamadır.. Ve daha bu iki meseleye kıyasen sen düşün!

Evet, kat'iyyen bil ki: içtimaî heyetin (sosyal hayatın) intizam içinde yürüyüp devam etmesinin şartı, insan tabakalarının birbirlerinden kopmamak.. Yani: Havas tabakası avam tabakasından, zenginler sınıfı fukara sınıfından -aralarındaki sıla haytının bütün bütün kopacak tarzda- uzaklaşamamasındadır. Halbuki, bu günkü âlemde "Vücûb-ı Zekat"ın ve “Hürmet-i riba”nın icaplarının yapılmasının ihmali yüzünden, insan tabakaları veya sınıfları arasındaki mesafe o kadar genişlenmiş, ve havas ile avam tabakası arası o derece birbirinden uzaklaşmış ki; adeta nerede ise, kavuşturma-buluşturma sılası kalmamış gibidir. Evet, -hal-i hazırda- alt tabakadan (yani avam ve fakirler tabakasından) üst tabaka olan Havas ve zenginlere kar-şı ihtiram, itaat ve sevip sayma yerine, yalnız ihtilal sadası, hased sayhaları, kin ve nefret enini kopmaktadır. Üst tabaka olan havas ve zenginlerden de, alt tabakaya karşı merhamet, ihsan ve taltif yerine -maalesef- yalnız zulüm ve tahakküm ateşi ve tahkir gürültüsü yağmaktadır.

Ve işte bundandır ki; havastaki meziyet, tevazu' ve merhamete sebeb olması lazım iken; tekebbür ve gurura sebep olmuştur. Hem fukara aczi, avamın fakrı, kendilerine merhamet ve ihsanı celbetmeye sebep iken, esaret ve sefaletlerine sebep olmuştur. Eğer bu davaya şahid isteyecek olursan; işte sana medenî alemin fesadlı ve rezaletli hali!... Bak, gör; o alem, sana çok şahidleri ve şehadetleri gösterecektir.

Demek ki, insan alemindeki bu tabakaların aralarını musalaha ettirmek, barıştırarak, yakınlaştırmak için, yegane melce' ve merci' olan Zekattan başka bir şey yoktur. Evet, İslâmiyetin büyük rükünlerinden olan "Zekat", elhak içtimaî nizam ve heyetinin tedvir ve idaresinde pek yüksek ve geniş bir düsturdur.

Önceki Risale: Bakara 2: Kur'anın Hidayeti ve Şüphesizliğiİşarat-ül İ'caz (Badıllı)Bakara 4: Kitaplara ve Ahirete İman: Sonraki Risale

  1. Hadisin kaynakları için bak R.N.K. 2. baskı, sh: 362, sıra no: 6. -Mütercim-
  2. Hadisin birçok me'hazleri için bak: R.N.K. 2. baskı, sh: 810 sıra no: 833- Mütercim-
  3. Resûl-i Ekrem (A.S.M.) Hz. Bilal-i Habeşî'ye ferman buyurmuştur ki: "Ey Bilal onu tasadduk eyle! Arşın sahib ve maliki hakkında onu azaltacak diye korkma, ver." Hadisin zabtı اَنْفِقْ بِلاَلُ وَ لاَ تَخْشَ مِنْ ذِى الْعَرْشِ اِقْلاَلاً ifadesiyledir. Mehazları için bak: Risale-i Nur'un Kudsî Kaynakları, 2. baskı sh. 810'a ilave edilmiş, ancak henüz 3. baskı olarak tab'edilmemiştir. -Mütercim-
  4. Bediüzzaman Hazretleri bu sözleri 1. Cihan Harbi başlarında (1915) lerde söylemiş ve buraya kaydetmiş olmakla; beşer dünyasının mevcut hal ve vaziyetinden daha müthiş ve tahribci bir herc ü merc çekişmesi olan bir ikinci harbin yakında çıkacağına işaret eylemiş ve öyle de olmuştur. —Mütercim—
Advertisement