Yenişehir Wiki
Advertisement

D. {{Alıntı|konum=sağ|{{RNK}}|10px|30px}}
<div style="font-size:150%;">'''Büyük Punto'''</div> Şablon:Risale bakınız


RNK şablon sayfası
Arapça font problemi

Risale
Risale:Risale
Risale:Risale-i Nur
Risale: Mukaddime (Muhakemat)
Risale:Lemeat (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Makaleler (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Lemeat'tan (Kastamonu)
Risale:Teşhis-ül İllet (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Divan-ı Harb-i Örfi (Asar-ı Bediiyye)
Risale:İşarat-ı Gaybiye Hakkında Bir Takriz
Risale:Hakikat Çekirdekleri (Mektubat)
Risale:Hakikat Çekirdekleri (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Hakikat Çekirdekleri (2) (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Tarihçe-i Hayatın Zeyli (Asar-ı Bediiyye)
Risale
Risale:Hutbe-i Şamiye
Risale:Hutbe-i Şamiye (Asar-ı Bediiyye)

RNK : Risale-i Nur Külliyatı’ndan
Kuran:Kur'an .
Risale:Evrad .
Risale:33 Hadis .
Risale:Hazret-i Üstadın Tashih ve Tasarrufları Hakkında (Asar-ı Bediiyye) Risale:Vukufsuz Ehl-i Vukufa Cevap (Asar-ı Bediiyye)
Tüm risaleler :Risale:Risale-i Nur : Evrad
Büyük boy kitaplar: Sözler - Mektubat - Lem'alar - Şuâlar - Tarihçe-i Hayat - İşarat-ül İ'caz - Mesnevi-i Nuriye - Asâ-yı Musa - Barla Lahikası - Kastamonu Lahikası - Emirdağ Lahikası-1 ve Emirdağ Lahikası-2 -Sikke-i Tasdik-i Gaybi
Mesnevi-i Nuriye *İ’tizar *Mukaddime *Lem'alar Risalesi *Reşhalar *Lasiyyemalar *Katre *Hubab *Habbe *Zühre *Zerre *Şemme Risalesi *Onuncu Risale *Şule *Nokta *Münderecat Hakkında *Fihrist
Orta boy kitaplar:Muhakemat - İman ve Küfür Muvazeneleri
Küçük boy kitaplar: Âyet-ül Kübrâ - Bediüzzaman Cevap Veriyor - Divan-ı Harb-i Örfî - Elhüccet-üz Zehrâ - Ene ve Zerre Risalesi - Esma-i Sitte - Gençlik Rehberi - Hakikat Nurları - Hanımlar Rehberi - Hastalar Risalesi - Haşir Risalesi - Hizmet Rehberi - Hutbe-i Şamiye - İçtihad Risalesi - İhlas Risalesi - İhtiyarlar Risalesi - İman Hakikatleri - Konferans - Küçük Sözler - Lâtif Nükteler - Meyve Risalesi - Miftâh-ul İman - Mi'rac ve Şakk-ı Kamer Risaleleri - Mirkat-üs Sünnet - Mu'cizât-ı Ahmediye - Mu'cizât-ı Kur'aniye - Münâcât - Münazarat - Nur Aleminin Bir Anahtarı - Nur Çeşmesi - Nur'un İlk Kapısı - Otuz Üç Pencere - Rahmet ve Şefkat İlaçları - Ramazan-İktisat-Şükür Risaleleri - Sünuhat-Tulûat-İşârât - Sünuhat - Tulûat - İşârât Sünuhat - Tulûat - İşârât Tabiat Risalesi - Uhuvvet Risalesi - Üstad Hz.'nin Hulusi Ağabeye Gönderdiği Mektuplar - Üstad Hazretlerinin Mehmet Kayalar Ağabeye Gönderdiği Mektuplar Yirmi Üçüncü Söz - Zühret-ün Nur
Diğer risaleler ve parçalar: Âsâr-ı Bedîiyye - Tılsımlar - Sirac-ün Nur (*3. Şua (Münacat Risalesi) 25. Lem'a (Hastalar Risalesi) 25. Lem'a'nın Zeyli 17. Mektub (Çocuk Taziyenamesi) 26. Lem'a (İhtiyarlar Risalesi) 26. Lem'a'nın Zeyli 21. Mektub 4. Şua (Ayet-i Hasbiye Risalesi) 13. Lem'a (Hikmet-ül İstiaze Risalesi) 33. Mektup (Aynı Zamanda 33. Söz Pencereler Risalesi) Eski Said'in Yeni Said'e İnkılabı Zamanındaki Hazin Münacatı 12. Şua (Denizli Müdafaanamesi) 5. Şua Hasan Feyzi'nin Manzumesi)- Fihrist Risalesi - Zülfikâr - Ta'likât #Kızıl İcaz #Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Abdurrahman) #28. Mektup'un 6. Meselesi (Vehhabi meselesi) #18. Lem'a #Şualar, 14. Şua, Hata-Savab Cedveli #Maidet-ül Kur'an (Tılsımlar Mecmuasının Zeyli) #Hazinet-ül Bürhan (Tılsımlar Mecmuasının Zeyli) #İnna A'tayna'nın Sırrı #Gayrı Münteşir (Neşredilmemiş) Kısımlar *Gayrı Münteşir Mektuplar *Risalelerden Gayrı Münteşir Kısımlar *Barla Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Kastamonu Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Emirdağ-1 Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Emirdağ-2 Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Denizli Hapsinden Gayrı Münteşir Kısımlar *Afyon Hapsinden Gayrı Münteşir Kısımlar #Risale:Müdafaat Üstad Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaaları ve Resmi Makamlara Dilekçeleri *Birinci Millet Meclisinde Neşredilen Beyanname *Barla ve Isparta Hayatı (1926-1934) *Eskişehir Mahkemesi (1935) *Isparta ve Denizli Mahkemesi (1944) *Denizli Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Emirdağ Hayatı (Denizli Hapsinden Sonra) *Afyon Mahkemesi (1948 - 1949) *Afyon Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Afyon Mahkemesi Kararnamesi *Temyiz Mahkemesi *Temyiz Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Emirdağ Hayatı (Afyon Hapsinden Sonra) *Urfa Ehl-i Vukufuna Cevap (1951) *Gençlik Rehberi Mahkemesi (1952) *Samsun Mahkemesi (1952 *Isparta Mahkemesi (1956) *Emirdağ Hayatı (Isparta Mahkemesinden Sonra) *Diğer Talebe Müdafaaları
#İşarat-ül İ'caz (A. Badıllı Tercümesi) İşarat-ül İ'caz اشارات الاعجاز فى مظانّ الايجاز İşarat-ul İ'caz KUR'AN'IN ÎCÂZ YERLERİNDEKİ İ'CÂZ İŞARETLERİ *Mütercimin İzahları *Mukaddeme *Fatiha Suresi Tefsiri *Bakara 1: Huruf-u Mukattaa *Bakara 2: Kur'anın Hidayeti ve Şüphesizliği *Bakara 3: Allaha İman - Namaz - Zekat *Bakara 4: Kitaplara ve Ahirete İman *Bakara 5: Müminlerin Hidayeti ve Felahı *Bakara 6: Küfrün Mahiyeti *Bakara 7: Kalplerin Mühürlenmesi *Bakara 8: Münafıklar Bahsi *Bakara 9-10: Münafıkların Aldatması *Bakara 11-12: Münafıkların Fesad Çıkarması *Bakara 13: Münafıkların İmanda İkiyüzlülüğü *Bakara 14-15: Münafıkların Müminlerle Alay Etmesi *Bakara 16: Hidayeti Verip Dalaleti Satın Almaları *Bakara 17-18: Münafıklar Hakkında Ateş Temsili *Bakara 19-20: Münafıklar Hakkında Yağmur Temsili *Bakara 21-22: İbadet ve Tevhid Bahsi *Bakara 23-24: Nübüvvet Bahsi *Bakara 25: Cennet Bahsi *Bakara 26-27: Temsil Bahsi *Bakara 28: Yeniden Yaratılış *Bakara 29: Yedi Kat Sema Bahsi *Bakara 30: Hilafet-i İnsaniye *Bakara 31-33: Talim-i Esma *İstikbalin Hâkim-i Mutlakı Kur'andır
#Mesnevi-i Nuriye (A. Badıllı Tercümesi) Risale-i Nur Külliyatından Mesnevî-i Nuriye (Türkçe Tercümesi) Müellifi Bediüzzaman Said-i Nursî Mütercim: Abdülkadir Badıllı Tenbih: (Mesnevî-i Nuriye) ismi, Türkçe tercümesine Hz. Üstad tarafından konulmuştur. Arapça ismi her ne kadar "El-Mesneviyy-ül Arabiyy-ün Nurî'dir. İsim, ism-i müzekker olduğundan, Mesnevî'den sonra (Nuriye) değil, (Nurî) gelmesi lâzımdır. Fakat bu sıfat Türkçe telaffuzunda ağır ve nâmüsta'mel bir sıfat olduğu gibi; "El-Mesneviyy-ül Arabî Li-r Resail-in Nuriye" yani, "Nur Risalelerinin Arabî Mesnevîsi" manasında dahi olduğu için, "Risale"nin müfredi veya Risalelerin cem'i için sıfat olarak Nuriye gelmesi lâzım olduğundan "Mesnevî-i Nuriye" ismi tam yerindedir. (Mütercim) *Takdimler, Mukaddeme, Tenbih, İhtar, İtizar *Lem'alar *Reşhalar *Lasiyyemalar *Katre *Katrenin Zeyli *Habab *Hababın Zeyli *Habbe *Habbenin Zeyli *Habbenin Zeylinin Zeyli *Zehre *Zehrenin Zeyli *Zerre *Şemme *14. Reşha *5. Ders *Şule *Şulenin Zeyli *Nur *Kızıl İcazdan Bazı Parçalar
#Rumuzat-ı Semaniye Bu risalenin sebeb-i telifi, Kur’ân’ın tercümesini Kur’ân yerinde camilerde okutmak olan dehşetli suikastına karşı bir nevi mukabeledir. Ziyade tafsilât ve lüzumsuz bahisler girmiş. Fakat o mücahidâne ve heyecanlı mukabelede kıymettar bir gaybî anahtarı hissedip meczubâne arattırmak içinde, lüzumsuz tafsilât ve zaif ve pek ince emareler dahi girmiş. Kalbime geldi ki: Yirmi Dokuzuncu Mektubun gayet ehemmiyetli ve lüzumlu ve parlak ve îcazlı olan Birinci Makamı, bu İkinci Makamın bütün kusûratını ve israfatını affettirir. Ben de kemâl-i sürurla şükrettim, o kusurları unuttum. *Birinci Parça: 28.Mektubun 7.Meselesinin Hatimesi *İkinci Parça: 28.Mektubun 8.Meselesi *Üçüncü Parça: 29.Mektubun 3.Kısmı *Dördüncü Parça: 29.Mektubun 4.Kısmı *Beşinci Parça: 29.Mektubun 8.Kısmı
#Tefekkürname: 29. Lem'a-yı Arabî #Arabî Münacat Risalesi: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Otuz birinci Lem'a'nın Üçüncü Şuaı olan Risale-i Münacattan Arabi bir parçadır. Gelen âyet-i uzmanın A'zamî bir tefsiridir." dediği Arapça bir münacat. #Arabi El-Hüccet-üz Zehrâ Risalesi: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Çok ehemiyetli Arabi bir risaleciktir. El hüccet-üz zehrâ risalesinden bir kısmının bir hülasasıdır" dediği Arapça bir parça. #Hizb-ül Mesnevi-ül Arabî: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Risale-i Nur'dan ehemmeyetle intişar eden Arabî Mesnevi-i Nuriye'nin içindeki kıymettar risalelerde eski Said'in yeni Said'e inkılabı zamanında dergh-ı ilahiyeye karşı münacatları, istiğfarları, tesbihatları ilm-el yakin derecesinde imanî şehadetlerinden parçalardır" dediği Arapça bir parça. #Ettefekkür-ul İmaniyyür Refi': Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiye'nin İkinci Babı olarak te'lif edilmiştir. 29. Lem'a'daki kısım ve meali için 'buraya', Şualarda geçen ve bir kısmının Abdülmecid abi tarafından yapılan tercümesi için 'buraya' bakabilirsiniz. #Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Hamza) #Kur'an Hattı Risaleler #Ayet ve Hadis Mealleri
S=Risale:Sözler . SÖZLER . Birinci Söz . İkinci Söz . Üçüncü Söz . Dördüncü Söz . Beşinci Söz . Altıncı Söz . Yedinci Söz . Sekizinci Söz . Dokuzuncu Söz . Onuncu Söz . On Birinci Söz . On İkinci Söz . On Üçüncü Söz . On Dördüncü Söz . On Beşinci Söz . On Altıncı Söz . On Yedinci Söz . On Sekizinci Söz . On Dokuzuncu Söz . Yirminci Söz . Yirmi Birinci Söz . Yirmi İkinci Söz . Yirmi Üçüncü Söz . Yirmi Dördüncü Söz . Yirmi Beşinci Söz . Yirmi Altıncı Söz . Yirmi Yedinci Söz . Yirmi Sekizinci Söz . Yirmi Dokuzuncu Söz . Otuzuncu Söz . Otuz Birinci Söz . Otuz İkinci Söz . Otuz Üçüncü Söz . Lemeat . Konferans . Fihrist
M=Risale:Mektubat . MEKTUBAT . Birinci Mektup . İkinci Mektup . Üçüncü Mektup . Dördüncü Mektup . Beşinci Mektup . Altıncı Mektup . Yedinci Mektup . Sekizinci Mektup . Dokuzuncu Mektup . Onuncu Mektup . On Birinci Mektup . On İkinci Mektup . On Üçüncü Mektup . On Dördüncü Mektup . On Beşinci Mektup . On Altıncı Mektup . On Yedinci Mektup . On Sekizinci Mektup . On Dokuzuncu Mektup . Yirminci Mektup . Yirmi Birinci Mektup . Yirmi İkinci Mektup . Yirmi Üçüncü Mektup . Yirmi Dördüncü Mektup . Yirmi Beşinci Mektup . Yirmi Altıncı Mektup . Yirmi Yedinci Mektup . Yirmi Sekizinci Mektup . Yirmi Dokuzuncu Mektup . Otuzuncu Mektup . Otuz Birinci Mektup . Otuz İkinci Mektup . Otuz Üçüncü Mektup . İşarat-ı Gaybiye Hakkında Bir Takriz . Hakikat Çekirdekleri . Gönüller Fatihi Büyük Üstada . Fihriste-i Mektubat . Hakikat Işıkları . Dua
L=Risale:Lem'alar . LEM'ALAR . Birinci Lem'a . İkinci Lem'a . Üçüncü Lem'a . Dördüncü Lem'a . Beşinci Lem'a . Altıncı Lem'a . Yedinci Lem'a . Sekizinci Lem'a . Dokuzuncu Lem'a . Onuncu Lem'a . On Birinci Lem'a . On İkinci Lem'a . On Üçüncü Lem'a . On Dördüncü Lem'a . On Beşinci Lem'a . On Altıncı Lem'a .On Yedinci Lem'a . On Sekizinci Lem'a . On Dokuzuncu Lem'a . Yirminci Lem'a . Yirmi Birinci Lem'a . Yirmi İkinci Lem'a .Yirmi Üçüncü Lem'a . Yirmi Dördüncü Lem'a . Yirmi Beşinci Lem'a .Yirmi Altıncı Lem'a . Yirmi Yedinci Lem'a . Yirmi Sekizinci Lem'a .*Yirmi Dokuzuncu Lem'a . Otuzuncu Lem'a . Otuz Birinci Lem'a .Otuz İkinci Lem'a . Otuz Üçüncü Lem'a . Münâcat .Fihrist . Dua
Ş=Şualar .Risale:Şuâlar . ŞUÂLAR . İkinci Şuâ . Üçüncü Şuâ .Dördüncü Şuâ .Altıncı Şuâ . Yedinci Şuâ . Dokuzuncu Şuâ . On Birinci Şuâ . On İkinci Şuâ . On Üçüncü Şuâ . On Dördüncü Şuâ .Beşinci Şuâ . On Beşinci Şuâ . Birinci Şuâ . Sekizinci Şuâ *Yirmi Dokuzuncu Lem’a’dan İkinci Bab . Eddâî .Dua . İçindekiler
TH =Risale:Tarihçe-i Hayat . BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ TARİHÇE-İ HAYATI . Ön Söz .Giriş . İlk Hayatı . Barla Hayatı . Eskişehir Hayatı .Kastamonu Hayatı .Denizli Hayatı .Emirdağ Hayatı - Afyon Hayatı - Isparta Hayatı - Hariç Memleketler - Bedîüzzaman ve Risale-i Nur - Dua - İçindekiler
İİ. İŞARATÜ’L-İ’CAZ . Risale:İşarat-ül İ'caz . Tenbih . İfadetü’l-Meram . Kur'an'ın Tarifi . Fatiha Suresi . Bakara Suresi 1-3. âyetler . Bakara Suresi 4-5. âyetler . Bakara Suresi 6. âyet . Bakara Suresi 7. âyet . Bakara Suresi 8. âyet - Bakara Suresi 9-10. âyetler . Bakara Suresi 11-12. âyetler . Bakara Suresi 13. âyet . Bakara Suresi 14-15. âyetler . Bakara Suresi 16. âyet . Bakara Suresi 17-20. âyetler . Bakara Suresi 21-22. âyetler . Bakara Suresi 23-24. âyetler . Bakara Suresi 25. âyet Bakara Suresi 26-27. âyetler . Bakara Suresi 28. âyet Bakara Suresi 29. âyet . Bakara Suresi 30. âyet . Bakara Suresi 31-33. âyetler . Ecnebi Feylesofların Kur’an Hakkındaki Beyanatları . Mehmed Kayalar’ın Bir Müdafaası . Dua . Fihrist
MN= MESNEVÎ-İ NURİYE . İ’tizar . Mukaddime . Lem'alar Risalesi . Reşhalar . Lasiyyemalar . Katre . Hubab . Habbe . Zühre . Zerre . Şemme Risalesi . Onuncu Risale . Şule - Nokta . Münderecat Hakkında - Fihrist
AM=ASÂ-YI MUSA: Risale:Asa-yı Musa .Mukaddimat - Asa-yı Musa’dan Birinci Kısım - Birinci Mesele - İkinci Meselenin Bir Hülâsası - Üçüncü Mesele - Dördüncü Mesele - Beşinci Mesele - Altıncı Mesele - Yedinci Mesele - Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası - Dokuzuncu Mesele - Onuncu Mesele - On Birinci Mesele - Asa-yı Musa’dan İkinci Kısım - Birinci Hüccet-i İmaniye - İkinci Hüccet-i İmaniye - Üçüncü Hüccet-i İmaniye - Dördüncü Hüccet-i İmaniye - Beşinci Hüccet-i İmaniye - Altıncı Hüccet-i İmaniye - Yedinci Hüccet-i İmaniye - Sekizinci Hüccet-i İmaniye - Dokuzuncu Hüccet-i İmaniye - Onuncu Hüccet-i İmaniye - On Birinci Hüccet-i İmaniye - Fihrist
BL BARLA LÂHİKASI- Risale:Barla Lahikası - : Takdim - Yedinci Risale olan Yedinci Mesele - Mukaddime - Yirmi Yedinci Mektup ve Zeylleri - Yirmi Yedinci Mektup'un Zeyli ve İkinci Kısmı - İkinci Zeyl - Yirmi Yedinci Mektup'un Üçüncü Zeyli - Yirmi Yedinci Mektup'un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihayetidir - Mektubat'ın Üçüncü Kısmı (1) - Mektubat'ın Üçüncü Kısmı (2) - Kastamonu ve Emirdağ'da Yazılan Mektuplar
EL-2 EMİRDAĞ LÂHİKASI – 1 .Risale:Emirdağ Lahikası-1 . Yirmi Yedinci Mektup’tan Takdim - Birinci Kısım Mektuplar - İkinci Kısım Mektuplar - Üçüncü Kısım Mektuplar
EL-2 EMİRDAĞ LÂHİKASI – 2: Risale:Emirdağ Lahikası-2 . Yirmi Yedinci Mektup’tan (Emirdağ’ında ve Isparta’da Son İkametlerinde Yazılan Mektuplardır) Giriş - Birinci Kısım Mektuplar - İkinci Kısım Mektuplar - Üçüncü Kısım Mektuplar
KL Risale:Kastamonu Lahikası. Yirmi Yedinci Mektup’tan KASTAMONU LÂHİKASI: Takdim - Lemeat'tan Önceki Mektuplar - Lemeat'tan - Lemeat'tan Sonraki Mektuplar
STG SİKKE-İ TASDİK-İ GAYBÎ *Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-1 *Birinci Şuâ *Sekizinci Şuâ *On Sekizinci Lem'a *Yirmi Sekizinci Lem'a *Sekizinci Lem'a *Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-2 *Dua

Önceki Risale: Üçüncü Parça: 29.Mektubun 3.KısmıRumuzat-ı SemaniyeBeşinci Parça: 29.Mektubun 8.Kısmı: Sonraki Risale

Yirmidokuzuncu Mektubun Dördüncü Kısmı

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Bu kısım üç nüktedir. Lafzullâh'ta ve lafz-ı Kur'an'da ve lafz-ı Resûl-u Ekrem'de (A.S.M.) yüzer i'câzi nüktelerinden üç nükte beyan edilecektir.

Tenbih[]

Kur'an-ı Mu'cizül Beyanın en ziyade münteşir nüshalarının sahifeleri en uzun âyet olan Ayet-i Müdayene vahid-i kıyasî ve mikyasî olmuştur. Ve o ölçüye binaen sahifeler tanzîm edilmiş. Ve satırlar için vahid-i kıyasî ve mikyasî ve ölçü sûre-i İhlas olmuştur. Onun için bu kısım mushaflarda tezahür eden meziyetler ve mehasin doğrudan doğruya Kur'an'ın i'câzına aittir. Ve Kur'an'ın malıdır. Bu mehasinin enva'ı çoktur. Bir nev'i tevâfukâttır. tevâfukâtın da enva'ı çoktur. Bir sahife içindeki tevâfukât ve karşı karşıya sahifelerdeki tevâfukât ve mecmu' Kur'an'daki tevâfukâttır. Bunların da hem manevi, hem lafzî, hükmî aksamları var.

Biz o çok enva'dan ve çok efraddan yalnız bir sahifedeki tevâfukâtı tafsilen yeni bir Kur'an'ı yazdırmakla göstereceğiz. Sair enva'a icmali işaretler edeceğiz. Ve tevâfukât-ı gaybiyeye mazhar mu'cizekar ve parlak ve şübhesiz olarak İkibinsekizyüzaltı (2806) lafz-ı Celâl'deki tevâfukâtı harikadır. Ve o tevâfukâtla beraber âyetlerin münasebet-i adediyesi bazı sûrenin âyetleriyle, bazen bir sahife karşıki veya arkadaki sahifenin adediyle manidar ve medar-ı dikkat nisbet-i adediyeyi gösteriyor. Lafz-ı Celâl'dan sonra en mühim lafz-ı Kur'an ve lafz-ı Resûl-u Ekrem (A.S.M.) deki mu'cizane ve harika tevâfukâttır.

Bu tevâfukâtın bir sahifedeki nev'i ise; tevâfukât-ı Kur'aniyenin tefsîri olan Risaletü'n Nur'da zahiren görülmüş ve gözlere de gösterilmiştir. Ve mecmu' Kur'an'da tevâfukât-ı acibeyi iki üç nükte ile bir derece beyan edeceğiz.

Birinci Nükte[]

Kur'an'daki Kur'an kelimesinde pek çok sırlarından bir sırrı şudur: Latif bir tevâfuktur ki: Kur'an'daki Kur'an tevâfukâtı, mu'cize-i Mi'raca işaret eden sûre-i İsra'da ve Şakk-ı Kamer'i beyan eden sûre-i Kamer'de o silsile-i tevâfukâtın altısından dört silsilesinin esaslarını buldum. Resûl-i Ekrem Aleyhissalat-ü Vesselam'ın en büyük mu'cizesi "Kur'an ve Mi'rac ve Şakk-ı Kamer" olduğundan, Mi'rac Şakk-ı Kamer ortasında sırr-ı cilve-i i'câzı, lafz-ı Kur'an ile bana ihsas etti. O üç mu'cize-i azime birbirine merbut olduğunu bir hatıra verdi. Kur'an'da altmışdokuz Kur'an kelimesi gördük. Altmışyedi tam ve manidar tevâfukdadır. İkisi sûre-i El Kıyamet'de, iki Kur'an lafzı kıraat manasında olduğundan tevâfuka girmemişler. Bu adem-i tevâfuk manidar bir işarettir ve bir tevâfuktur.

Benim matbu' nüsha-i Kur'an, Kur'an'ın hatt-ı hakikisine yakın olduğunu anlıyoruz. Başka nüshalarda gördüğümüz tevâfukât tam görülmezse o nüshalar müstensih veya matba'anın kusuriyle hatt-ı hakikiyesinden uzaklaşmışlar ki matlub tevâfuku göstermemişler. Kur'an kelimesi Sözler'de bir keramet-i i'câziye-i basariyeyi gösterdiği gibi; Kur'an-ı Azimüşşan'daki dahi keramet değil, aynı bir şule-i i'câziyeyi göstermeye dair bir nüktedir. Sözler'de bir sahifede tevâfukât sûretinde kendini göstermiş.

Kur'an ise; mecmu' Kur'an bir sahife-i vahide hükmünde öyle harika bir tevâfuku var. Zerre miktar insafı olan dikkat etse itiraf edecek ki: Bu sun'-u beşer olamaz. Ve tesadüfün işi değildir. Şöyle ki: sûre-i İsra'da sahife ikiyüzseksenbeşte (285) üç Kur'an kelimesi var. Biri dördüncü satırda, ikincisi onbirinci satırda, üçüncüsü sekizinci satırda. Birinci ile ikinci tam muvazi terazinin iki gözü gibi, üçüncüsü satır nihayetinde terazinin dili mesabesinde vaziyet almış. Her birisi bir silsile-i tevâfukât teşkil ediyor.

Birinci Silsile[]

[1] Sahife 285'te وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَذَا الْقُرْآنِ لِيَذَّكَّرُوا ayeti,

[2] sahife 289'da إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَ قُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا ayetine bakar.

[3] Bununla beraber sahife 290'da وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِي هَـذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ ayetine bakar.

[4] Sahife 476'da كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ayetine bakar.

[5] Sahife 517'de قۤ وَ الْقُرْاَنِ الْمَجِيد ayetine bakar gider.

[6] Sahife 529'da وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُدَّكِرٍ ayetine bakar.

[7] Sahife 571'de إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا ayetine bakar.

[8] Sahife 590'da بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَجِيدٌ .. فِي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ ayeti , o silsile-i nuraniyeyi çeker. O uzun mesafede birbirine bakar.

[9] Sonra yukarı tarafında 261. sahifede الۤرۤ تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْآنٍ مُبِينٍ ayetine bakar.

[10] Sonra sahife 252'de وَلَوْ أَنَّ قُرْآنًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ أَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الأَرْضُ ayetine bakar.

İkinci Silsile[]

[11] Yine sûre-i İsra'da 285. sahifede وَإِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِي الْقُرْآنِ وَحْدَهُ وَلَّوْا عَلَى أَدْبَارِهِمْ نُفُورًا ayeti, yine sahife-i vahid hükmünde olan mecmu Kur'an bir silsile-i Kur'aniye teşkil ediyor.

[12] Sahife 460 da عَرَبِيًّا غَيْرَ ذِي عِوَجٍ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ قُرآنًا ayetine bakar.

[13] Yalnız matbaanın kusuruyla şu silsile az bir inhiraf ile yine قُرآنًا عَرَبِيًّا den bir satır evvel وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ ayetine bakar.

[14] Sahife 478'de الْقُرْآنِ وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لاَ تَسْمَعُوا لِهَذَا ayetine bakıyor.

[15] O da sahife 490'da وَقَالُوا لَوْلاَ نُزِّلَ هَذَا الْقُرْآنُ عَلَى رَجُلٍ مِّنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ ayetine bakar.

[16] Sonra sahife 519'da فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ ayetine bakar.

[17] Sonra sahife 528'de sekizinci satırda وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُدَّكِرٍ ayetine bakar.

[18] Sonra arkadaki sahife 234'de إِنَّا أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ayetine bakar.

[19] Sahife 175'de وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَأَنصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ayetine bakar.

[20] Sahife 123'de حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْآنُ تُبْدَ لَكُمْ ayetine bakarlar.

Üçüncü Silsile[]

[21] Yine sûre-i İsra'nın sahife 285'de وَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرآنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ حِجَابًا مَسْتوُرًا ayeti,

[22] sahife 277'de فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ayetine tam manidar baktığı gibi,

[23] sahife 27'de الْقُرْآنُ شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ ayetine bakar.

[24] Sahife 488'de إِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ayetine bakar.

[25] Sahife 508'de أَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ أَمْ عَلَى قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا ayetine bakar.

[26] Sahife 528, sekizinci satırda وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُدَّكِرٍ ayetine bakar.

[27] Sonra 530. sahifede الْقُرْآنَ الرَّحْمَنُ .. عَلَّمَ ayetine bakarlar.

Dördüncü Silsile[]

[28] 376. sahifede وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآنَ مِن لَدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ ayeti,

[29] 439. sahifede يس وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ ayetine bakar.

[30] Sonra 547. sahifede لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ ayetine tam müvazi bakar.

[31] 212. sahifede وَمَا كَانَ هَـذَا الْقُرْآنُ أَنْ يُفْتَرَى مِن دُونِ اللّهِ وَلَـكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ ayetine tam bakarlar.

Beşinci Silsile[]

[32] Yine sûre-i İsra'da 289.sahifede وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاء وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ den başlar.

[33] 480.sahifede وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا أَعْجَمِيًّا لَقَالُوا لَوْلاَ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ ayetine bakarlar.

[34] Sonra 482.sahifede قُرْآنًا وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ ayetine bakar.

[35] Sonra 529.sahifede وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُدَّكِرٍ ayetine bakarlar.

Altıncı Silsile[]

[36] sûre-i Hicr'de sahife 266'da الَّذِينَ جَعَلوُا الْقُرْآنَ عِضِينَ ayeti,

[37] sahife 299'da وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَذَا الْقُرْآنِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍ ayetine bakar.

[38] Sahife 319'da فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلاَ تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِن قَبْلِ اَنْ يُقْضۤى إِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُل رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا ayetine,

[39] sahife 395'de إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لَرَادُّكَ إِلَى مَعَادٍ ayetine,

[40] hem sahife 505'de الْقُرْآنَ نَفَرًا مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ ayetine,

[41] sahife 536'da إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ ayetine bakarlar.

[42] Hem sahife 287'de فِي القُرْآنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ طُغْيَانًا كَبِيرًا ayeti,

[43] sahife 90'da الْقُرْآنَ أَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ ayetine,

[44] hem sahife 384'de وَأَنْ أَتْلُوَ الْقُرْآنَ فَمَنِ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ ayetine,

[45] hem sahife 573'de أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلاً ayetine manidar bakarlar.

Yedinci Silsile[]

[46] Hem sûre-i İsra'da sahife 290'da قُل لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَن يَأْتُوا بِمِثْلِ هَـذَا الْقُرْآنِ لاَ يَأْتوُنَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا ayeti,

[47] karşı sahifenin arkasındaki sahife 292'de وَقُرْآناً فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَأَهُ ayetine bakarlar. Fakat aynı satır başında bu nihayetindedir. Tevâfukları matlub iken müstensih bozmuş.

[48] Hem sahife 376'da طَسۤ تِلْكَ آيَاتُ الْقُرْآنِ وَكِتَابٍ مُبِينٍ ayetine bakar.

[49] Hem onunla beraber sahife 452'de صۤ وَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ ayetine bakar.

[50] Hem onunla beraber sahife 282'de إِنَّ هَـذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ

[51] hem sahife 209'da قَالَ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءنَا ائْتِ بِقُرْآنٍ غَيْرِ هَـذَا

[52] hem sahife 129'da وَاوُحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ ayetine tam bakarlar.

[53] sûre-i Müzzemmil'de sahife 574'de الْقُرْآنِ فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ ayeti

[54] sahife 589'da وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لاَ يَسْجُدُونَ ayetine tam bakar.

[55] Hem sûre-i Yasin'de sahife 443'de وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُبِينٌ ayeti,

[56] 578'de إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ تَنزِيلاً

[57] hem sahife 382'de إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَقُصُّ عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَكْثَرَ الَّذِي هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

[58] hem sahife 361'de وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلاَ نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ جُمْلَةً وَاحِدَةً كَذَلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِ فُؤَادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْتِيلاً ayeti,

[59] hem sahife 318'de وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا ayeti,

[60] hem sahife 203'te الْقُرْآنِ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَ ayetine bakar.

[61] Hem sûre-i Yusuf'un başında sahife 234'te الْقُرْآنَ بِمَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ هَـذَا ayeti,

[62] sahife 214'te وَمَا تَتْلُو مِنْهُ مِن قُرْآنٍ وَلاَ تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ إِلاَّ كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا ayetine bakar.

[63] sûre-i Hicr'de sahife 265'de وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ ayeti,

[64] hem sahife 361'de وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا ayetine tam bakar.

[65] sûre-i Rum'da sahife 409'da وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ ayeti,

[66] sahife 430'da وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَن نُؤْمِنَ بِهَذَا الْقُرْآنِ وَلاَ بِالَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ ayetine bakar.

[67] Sahife 311'de طه مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى ayetine bakar.

Dosya:Rumuzat 1.png

Silsile Hârici Küçük Tevâfukat

Dosya:Rumuzat 2.png

İkinci Nükte[]

Kur'an-ı Hakim'de lafz-ı Resûl'ün zikir ve tekrarındaki esrarın bir-ikisine işaret eder. Şöyle ki: Nasıl ki Kur'an'da lafz-ı Kur'an sûre-i İsra ile sûre-i Kamer'den başlayan sisile-i tevâfuk, Birinci Nükte'de beyan edildiği vecihle bir lem'a-ı i'câziyeyi gösteriyor. Öyle de lafz-ı Resûl, sûre-i Muhammed ve sûre-i Fetih'de مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ den başlayan o kelime ile bize ihtar edilen altı silsile-i tevâfuk çok manidar bir sûrette bir sahife-i vahide hükmünde olan mecmu' Kur'an'da o altı silsile uzanmış birbirine bakıyor.

Nasıl ki âyât-ı Kur'aniyedeki hakaikin hakiki tefsîrleri olan Risaletü'n-Nur eczaları içinde Mu'cizat-ı Ahmediye Risalesi, lafz-ı Resûl-i Ekrem yüzer defa tekrar edildiği hâlde pek nadir istisna ile gayet parlak bir tevâfuku göstermekle menba'-ı mu'cizat olan Zat-ı Risaletin bir unvanı olan Resûl-i Ekrem (A.S.M.) kelimesi dahi o Zati Nuranî'den istifade edip mu'cizane bir keramete mazhar olmuştur.

Öyle de, Resûl-i Ekrem Aleyhisselatu Vesselam'ın ferman ve bürhan-ı Risaleti olan Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'da Lafz-ı Resûl tekrarının ve o lafzı tekrar eden âyetlerde mu'cizane suri ve manevi tevâfukât var. Lafız birbirine baktığı gibi âyetler manaca birbirine o kadar kuvvetle isbat eder, tekmil eder; dikkat eden katiyyen anlar ki; tesadüf işi olmadığı gibi fikr-i beşerin düşünüşü de olamaz. İşte numune için sûre-i Muhammed (A.S.M.) ve sûre-i Fetih'ten başlayan, Risalet-i Muhanımediyeyi (A.S.M.) gösteren silsilelerin birincisi: sûre-i Fetih'teki مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ dan başlar. Yirmisekiz ayette lafz-ı Resûl zikredilmiş, birbiri üstünde bir satırda düşer. Yalnız hattın adem-i intizamından bazılarında az inhiraf var. âyetler dahi o kadar manidar birbirine bakar ki, dikkat eden hayret eder.

Birinci Silsile , Birinci Satır[]

[1] (514) مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ

[2] (475) وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلاً مَنْ قَبْلِكَ مِنْهُم مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ

[3] (422) وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللهُ وَ رَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُبِينًا

[4] (421) وَمَن يَقْنُتْ مِنكُنَّ ِللهِ وَ رَسُولِهِ وَتَعْمَلْ صَالِحًا نُؤْتِهَا أَجْرَهَا مَرَّتَيْنِ وَأَعْتَدْنَا

[5] (399) وَلَمَّا جَاءتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى

[6] (358) إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللهِ وَ رَسُولِهِ وَإِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلَى أَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتَّى يَسْتَأْذِنُوهُ

[7] (356) الرَّسُولَ قُلْ أَطِيعُوا اللهَ وَأَطِيعُوا

[8] (323) وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلاَّ نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنَا فَاعْبُدُونِ

[9] (256) قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ إِنْ نَحْنُ إِلاَّ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلَـكِنَّ اللهَ يَمُنُّ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ

[10] (196) وَاللهُ وَرَسُولُهُ أَحَقُّ أَنْ يُرْضُوهُ إِنْ كَانوُا مُؤْمِنِينَ

[11] (187) رَسُولِهِ كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللهِ وَعِنْدَ

[12] (182) وَأَطِيعُواْ اللهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا

[13] (181) وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَأَنَّ لِلّهِ خُمُسَهُ وَ لِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ

[14] (125) يَوْمَ يَجْمَعُ اللهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا اُجِبْتُمْ قَالُوا لاَ عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ

[15] (124) وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا إِلَى مَا أَنزَلَ اللهُ وَإِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءَنَا أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ شَيْئًا وَلاَ يَهْتَدُونَ

[16] (121) وَإِذَا سَمِعُوا مَا أُنزِلَ إِلَى الرَّسُولِ تَرَى أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ

[17] (90) مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللهَ وَمَن تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا

[18] (62) وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنتُمْ تُتْلَى عَلَيْكُمْ آيَاتُ اللهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

[19] (56) رَبَّنَا آمَنَّا بِمَا أَنزَلَتْ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ

[20] (41) تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُم مَنْ كَلَّمَ اللهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ

[21] (522) كَذَلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِنْ رَسُولٍ إِلاَّ قَالوُا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

[22] (539) وَالَّذِينَ آمَنُوا بِاللهِ وَرُسُلِهِ اوُلَئِكَ هُمُ الصِّدِّيقُونَ وَالشُّهَدَاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنوُرُهُمْ

[23] (540) لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ

[24] (543) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوَاكُمْ صَدَقَةً ذَلِكَ خَيْرٌ لَكُمْ وَأَطْهَرُ فَإِنْ لَمْ تَجِدُوا فَإِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

[25] (545) ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِّ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

[26] (551) وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ

[27] (554) وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللهِ لَوَّوْا رُؤُسَهُمْ وَرَأَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُم مُسْتَكْبِرُونَ

[28] (566) فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَابِيَةً

İkinci Silsile - Ondördüncü Satır[]

[29] (513) هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللهِ شَهِيدًا

[30] (495) وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَاءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ

[31] (491) وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَى بِآيَاتِنَا إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَقَالَ إِنِّي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

[32] (290) رَسُولاً قُل لَوْ كَانَ فِي الأَرْضِ مَلآئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِم مِنَ السَّمَاء مَلَكًا

[33] (201) وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ أَلاَ إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ اللّهُ فِي رَحْمَتِهِ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

[34] (199) وَإِذَا أُنزِلَتْ سُورَةٌ أَنْ آمِنُوا بِاللّهِ وَجَاهِدُواْ مَعَ رَسُولِهِ اسْتَأْذَنَكَ اوُلُوا الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُن مَعَ الْقَاعِدِينَ

[35] (194) وَمَا مَنَعَهُمْ أَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ إِلاَّ أَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّهِ وَبِرَسُولِهِ وَلاَ يَاْتوُنَ الصَّلاَةَ إِلاَّ وَهُمْ كُسَالَى وَلاَ يُنفِقُونَ إِلاَّ وَهُمْ كَارِهُونَ

[36] (189) ثُمَّ أَنَزلَ اللهُ سَكِينَتَهُ عَلَى رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَأَنزَلَ جُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا

[37] (187) أَلاَ تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نَكَثُوا أَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِإِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُم بَدَؤُكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ أَتَخْشَوْنَهُمْ فَاللّهُ أَحَقُّ أَنْ تَخْشَوْهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤُمِنِينَ

[38] (154) وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَـذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلاَ أَنْ هَدَانَا اللّهُ لَقَدْ جَاءتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ

[39] (142) رِسَالَتَهُ اَللهُ اَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ

[40] (118) لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَأَرْسَلْنَا إِلَيْهِمْ رُسُلاً كُلَّمَا جَاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنْفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُوا وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ

[41] (86) يَاۤ اَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوۤا اَطِيعُوا اللَّهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاُولِى الاَمْرِ مِنْكُمْ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ فِى شَىْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللَّهِ وَ الرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُوءْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الاَخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَاْوِيلا

[42] (78) وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ

[43] (514) اِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللهِ اُولۤئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظِيمٌ

[44] (517) وَاَصْحَابُ الاَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ

[45] (543) اِنَّ الَّذِينَ يُحَاۤدُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُۤ اُولۤئِكَ فِى الاَذَلِّينَ

[46] (550) وَاِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ لِمَ تُوءْذُونَنِى وَقَدْ تَعْلَمُونَ اَنِّى رَسُولُ اللَّهِ اِلَيْكُمْ فَلَمَّا زَاغُوۤا اَزَاغَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ وَاللَّهُ لا يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

[47] (594) فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَيهَا

Üçüncü Silsile - Onbirinci Satır[]

[48] (513) لَقَدْ صَدَقَ اللهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَاۤءَ اللهُ اَمِنِينَ

[49] (495) اَنَّى لَهُمُ الذِّكْرَى وَقَدْ جَاۤءَهُمْ رَسُولٌ مُبِينٌ

[50] (373) اِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ

[51] (361) وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِى اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْاَنَ مَهْجُورًا

[52] (355) اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُوءْمِنِينَ اِذَا دُعُوۤا اِلَى اللهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاُولۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

[53] (340) وَجَاهِدُوا فِى اللهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَاجْتَبَيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِى الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِلَّةَ اَبِيكُمْ اِبْرَهِيمَ هُوَ سَمَّيكُمُ الْمُسْلِمِينَ مِنْ قَبْلُ وَفِى هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاۤءَ عَلَى النَّاسِ فَاَقِيمُوا الصَّلَوةَ وَاَتُوا الزَّكَوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللهِ هُوَ مَوْلَيكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ

[54] (313) فَاْتِيَاهُ فَقُولاۤ اِنَّا رَسُولاً رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىۤ اِسْرَاۤئِيلَ وَلا تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِئْنَاكَ بِاَيَةٍ مِنْ رَبِّكَ وَالسَّلامُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى

[55] (290) رَسُولاً قُلْ سُبْحَانَ رَبِّى هَلْ كُنْتُ اِلا بَشَرًا

[56] (255) قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِى اللهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمَوَاتِ وَالاَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُوءَخِّرَكُمْ اِلۤى اَجَلٍ مُسَمًّى

[57] (206) لَقَدْ جَاۤءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُوءْمِنِينَ رَوءُفٌ رَحِيمٌ

[58] (199) وَلا تُصَلِّ عَلۤى اَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ اَبَدًا وَلا تَقُمْ عَلَى قَبْرِهِ اِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ

[59] (169) قُلْ يَاۤ اَيُّهَا النَّاسُ اِنِّى رَسُولُ اللهِ اِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِى لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالاَرْضِ لاۤاِلَهَ اِلا هُوَ يُحْيِ وَيُمِيتُ فَاَمِنُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ النَّبِىِّ الاُمِّىِّ الَّذِى يُوءْمِنُ بِاللهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

[60] (116) اِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ اَمَنُوا الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَوةَ وَيُوءْتُونَ الزَّكَوةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ

[61] (78) تِلْكَ حُدُودُ اللهِ وَمَنْ يُطِعِ اللهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا الاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

[62] (72) وَمَا كَانَ اللهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلَكِنَّ اللهَ يَجْتَبِى مِنْ رُسُلِهِ مَنْ يَشَاۤءُ فَاَمِنُوا بِاللهِ وَرُسُلِهِ وَاِنْ تُوءْمِنُوا وَتَتَّقُوافَلَكُمْ اَجْرٌ عَظِيمٌ

[63] (46) فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَاْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ وَاِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُوءُسُ اَمْوَالِكُمْ لا تَظْلِمُونَ وَلا تُظْلَمُونَ

[64] (540) يَاۤ اَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَاَمِنُوا بِرَسُولِهِ يُوءْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِهِ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

[65] (541) ذَلِكَ لِتُوءْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللهِ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ اَلِيمٌ

[66] (545) لِلْفُقَرَاۤءِ الْمُهَاجِرِينَ الَّذِينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلا مِنَ اللهِ وَرِضْوَانًا وَيَنْصُرُونَ اللهَ وَرَسُولَهُ اُولۤئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

Dördüncü Silsile - Yedinci Satır[]

[67] (511) بَلْ ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُوءْمِنُونَ اِلۤى اَهْلِيهِمْ اَبَدًا وَزُيِّنَ ذَلِكَ فِى قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنْتُمْ قَوْمًا بُورًا

[68] (474) اَلَّذِينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَاۤ اَرْسَلْنَا بِهِ رُسُلَنَا فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

[69] (465) وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَاۤ اَلَمْ يَاْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ اَيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَاۤءَ يَوْمِكُمْ هَذَا

[70] (397) وَاِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ اُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاغُ الْمُبِينُ

[71] (355) وَاِذَا دُعُوۤا اِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ

[72] (337) وَمَاۤ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلا نَبِىٍّ اِلاۤ اِذَا تَمَنَّىۤ اَلْقَى الشَّيْطَانُ فِۤى اُمْنِيَّتِهِ فَيَنْسَخُ اللَّهُ مَا يُلْقِى الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللَّهُ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

[73] (253) وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجًا وَذُرِّيَّةً وَمَاكَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَاْتِىَ بِآيَةٍ اِلا بِاِذْنِ اللَّهِ لِكُلِّ اَجَلٍ كِتَابٌ

[74] (213) وَلِكُلِّ اُمَّةٍ رَسُولٌ فَاِذَا جَاۤءَ رَسُولُهُمْ قُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لا يُظْلَمُونَ

[75] (200) وَقَعَدَ الَّذِينَ كَذَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

[76] (196) وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ اَبِاللَّهِ وَاۤيَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِوءُنَ

[77] (190) قَاتِلُوا الَّذِينَ لا يُوءْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلا بِالْيَوْمِ الاَخِرِ وَلا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَلا يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ

[78] (178) يَاۤ اَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوۤا اَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَاَنْتُمْ تَسْمَعُونَ

[79] (123) مَا عَلَى الرَّسُولِ اِلا الْبَلاغُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ

[80] (108) وَقَالَ اللهُ اِنِّى مَعَكُمْ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلَوةَ وَاَتَيْتُمُ الزَّكَوةَ وَاَمَنْتُمْ بِرُسُلِى وَعَزَّرْتُمُوهُمْ

[81] مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ لِئَلا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللهُ عَزِيزًا حَكِيمًا رُسُلاً

[82] (99) يَاۤاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوۤا اَمِنُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِى نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِۤى اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللهِ وَمَلۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الاَخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلالاً بَعِيدًا

[83] (90) وَاِذَا جَاۤءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلۤى اُولِى الاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ

[84] (60) كَيْفَ يَهْدِى اللهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ اِيمَانِهِمْ وَشَهِدُوۤا اَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَاۤءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاللهُ لا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

[85] (554) يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَاۤ اِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الاَعَزُّ مِنْهَا الاَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُوءْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لا يَعْلَمُونَ

Beşinci Silsile - Altıncı Satır[]

[86] (509) يَاۤ اَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوۤا اَطِيعُوا اللَّهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ وَلا تُبْطِلُوۤا اَعْمَالَكُمْ

[87] (494) اَمْ يَحْسَبُونَ اَنَّا لا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَيهُمْ بَلَى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ

[88] (436) وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ جَاۤءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُنِيرِ

[89] (362) وَقَوْمَ نُوحٍ لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ اَغْرَقْنَاهُمْ وَجَعَلْنَاهُمْ لِلنَّاسِ اۤيَةً وَاَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ عَذَابًا اَلِيمًا

[90] (355) وَيَقُولُونَ اۤمَنَّا بِاللهِ وَ بِالرَّسُولِ وَاَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِنهُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَمَاۤ اُولۤئِكَ بِالْمُوءْمِنِينَ

[91] (205) مَاكَانَ لاَهْلِ الْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الاَعْرَابِ اَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللهِ وَلا يَرْغَبُوا بِاَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِهِ ذَلِكَ بِاَنَّهُمْ لا يُصِيبُهُمْ ظَمَاٌ وَلا نَصَبٌ وَلا مَخْمَصَةٌ فِى سَبِيلِ اللهِ وَلا يَطَوءُنَ مَوْطِئًا يَغِيظُ الْكُفَّارَ وَلا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلا اِلا كُتِبَ لَهُمْ بِهِ عَمَلٌ صَالِحٌ اِنَّ اللهَ لا يُضِيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنِينَ

[92] (186) وَاَذَانٌ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِۤ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الاَكْبَرِ اَنَّ اللَّهَ بَرِۤىءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوۤا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى اللهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَلِيمٍ

[93] (157) قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ بِى ضَلالَةٌ وَلَكِنِّى رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ

[94] (122) وَاَطِيعُوا اللهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُوا فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوۤا اَنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلاغُ الْمُبِينُ

[95] (112) اِنَّمَا جَزۤوءُا الَّذِينَ يُحَارِبُونَ اللهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِى الاَرْضِ فَسَادًا اَنْ يُقَتَّلُوۤا اَوْ يُصَلَّبُوۤا اَوْ تُقَطَّعَ اَيْدِيهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلافٍ اَوْ يُنْفَوْا مِنَ الاَرْضِ ذَلِكَ لَهُمْ خِزْىٌ فِى الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِى الاَخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

[96] (537) اۤمِنُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَفِينَ فِيهِ فَالَّذِينَ اۤمَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَبِيرٌ

[97] (542) اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ نُهُوا عَنِ النَّجْوَى ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَيَتَنَاجَوْنَ بِالاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَاِذَا جَاۤؤُكَ حَيَّوْكَ بِمَا لَمْ يُحَيِّكَ بِهِ اللهُ وَيَقُولُونَ فِۤى اَنْفُسِهِمْ لَوْلا يُعَذِّبُنَا اللهُ بِمَا نَقُولُ حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ الْمَصِيرُ

[98] (545) مَاۤ اَفَاۤءَ اللهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ اَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَ لِلرَّسُولِ وَلِذِى الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَىْ لايَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الاَغْنِيَاۤءِ مِنْكُمْ وَمَاۤ اۤتَيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللهَ اِنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

[99] (551) هُوَ الَّذِۤى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ

Altıncı Silsile - Dördüncü Satır[]

[100] (509) اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللهِ وَشَاۤقُّوا الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَاتَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى لَنْ يَضُرُّوا اللهَ شَيْئًا وَسَيُحْبِطُ اَعْمَالَهُمْ

[101] (477) اِذْ جَاۤءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلا تَعْبُدُوۤا اِلا اللهَ قَالُوا لَوْ شَاۤءَ رَبُّنَا لاَنْزَلَ مَلۤئِكَةً فَاِنَّا بِمَاۤ اُرْسِلْتُمْ بِهِ كَافِرُونَ

[102] (372) اِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ

[103] (270) وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِى كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُوا فِى الاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

[104] (260) رَبَّنَاۤ اَخِّرْنَاۤ اِلۤى اَجَلٍ قَرِيبٍ نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ اَوَلَمْ تَكُونُوۤا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَالَكُمْ مِنْ زَوَالٍ

[105] (199) فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلافَ رَسُولِ اللهِ وَكَرِهُوۤا اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فِى سَبِيلِ اللَّهِ وَقَالُوا لا تَنْفِرُوا فِى الْحَرِّ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ اَشَدُّ حَرًّا لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ

[106] (198) وَمَا نَقَمُوۤا اِلاۤ اَنْ اَغْنَيهُمُ اللهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِهِ فَاِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْ

[107] (179) يَاۤ اَيُّهَا الَّذِينَ اۤمَنُوا لا تَخُونُوا اللهَ وَ الرَّسُولَ وَتَخُونُوۤا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

[108] (134) وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّىۤ اِذَا جَاۤءَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لا يُفَرِّطُونَ

[109] (112) وَلَقَدْ جَاۤءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ بَعْدَ ذَلِكَ فِى الاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ

[110] (104) رُسُلِهِ عَلَى اللهِ اِلا الْحَقَّ اِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللهِ وَكَلِمَتُهُ اَلْقَيهَاۤ اِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ فَاۤمِنُوا بِاللهِ وَ

[111] (103) وَرُسُلاً قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلاً لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا

[112] (102) وَقَوْلِهِمْ اِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَكِنْ شُبِّهَ لَهُمْ

[113] (101) اِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللهِ وَرُسُلِهِ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلاً

[114] (96) وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُوءْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاۤءَتْ مَصِيرًا

[115] (16) اَمْ تُرِيدُونَ اَنْ تَسْئَلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِل مُوسَى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالاِيمَانِ فَقَد ضَلَّ سَوَۤاءَ السَّبِيلِ

[116] (515) وَاعْلَمُوۤا اَنَّ فِيكُمْ رَسُولَ اللهِ لَوْ يُطِيعُكُمْ فِى كَثِيرٍ مِنَ الاَمْرِ لَعَنِتُّمْ وَلَكِنَّ اللهَ حَبَّبَ اِلَيْكُمُ الاِيمَانَ وَزَيَّنَهُ فِى قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ اِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ اُولۤئِكَ هُمُ الرَّاشِدُونَ

[117] (545) وَمَاۤ اَفَاۤءَ اللهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَاۤ اَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلا رِكَابٍ وَلَكِنَّ اللهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلَى مَنْ يَشَاۤءُ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

[118] (556) وَاَطِيعُوا اللهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاِنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلاغُ الْمُبِينُ

Yedinci Silsile - Beşinci Satır[]

[119] (512) وَمَنْ يُطِعِ اللهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا الاَنْهَارُ وَمَنْ يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَابًا اَلِيمًا

[120] (426) الرَّسُولاً يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِى النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَاۤ اَطَعْنَا اللَّهَ وَاَطَعْنَا

[121] (358) لاَ تَجْعَلُوا دُعَاۤءَ الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاۤءِ بَعْضِكُمْ بَعْضًا قَدْ يَعْلَمُ اللهُ الَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنْكُمْ لِوَاذًا فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ اَمْرِهِۤ اَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ اَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

[122] (343) فَاَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللهَ مَالَكُمْ مِنْ اِلَهٍ غَيْرُهُ اَفَلا تَتَّقُونَ

[123] (340) اَللهُ يَصْطَفِى مِنَ الْمَلۤئِكَةِ رُسُلاً وَمِنَ النَّاسِ اِنَّ اللهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ

[124] (279) وَلَقَدْ جَاۤءَهُمْ رَسُولٌ مِنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ

[125] (188) اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللهِ وَلاَ رَسُولِهِ وَلاَ الْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً وَاللهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

[126] (186) وَاَذَانٌ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِۤ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الاَكْبَرِ اَنَّ اللَّهَ بَرِۤىءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوۤا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى اللهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَلِيمٍ

[127] (176) يَسْئَلُونَكَ عَنِ الاَنْفَالِ قُلِ الاَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَاَطِيعُوا اللهَ وَرَسُولَهُۤ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

[128] (169) اَلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِىَّ الاُمِّىَّ الَّذِى يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِى التَّوْرَيةِ وَالاِنْجِيلِ يَاْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَاۤئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالاَغْلالَ الَّتِى كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ اۤمَنُوا بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذِىۤ اُنْزِلَ مَعَهُۤ اُولۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

[129] (122) وَاَطِيعُوا اللَّهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُوا فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوۤا اَنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلاغُ الْمُبِينُ

[130] (118) يَاۤ اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَاۤ اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ اِنَّ اللهَ لا يَهْدِى الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

[131] (110) يَاۤ اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاۤءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ اَنْ تَقُولُوا مَاجَاۤءَنَا مِنْ بَشِيرٍ وَلا نَذِيرٍ فَقَدْ جَاۤءَكُمْ بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

[132] (109) يَاۤ اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاۤءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَثِيرٍ قَدْ جَاۤءَكُمْ مِنَ اللهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ

[133] (99) يَاۤاَيُّهَا الَّذِينَ اۤمَنُوۤا اۤمِنُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِى نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِۤى اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللهِ وَمَلۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الاَخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا

[134] (88) وَمَنْ يُطِعِ اللهَ وَالرَّسُولَ فَاُولۤئِكَ مَعَ الَّذِينَ اَنْعَمَ اللهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّنَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاۤءِ وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ اُولۤئِكَ رَفِيقًا

[135] (87) وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلَى مَاۤ اَنْزَلَ اللهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِقِينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًا

[136] (73) اَلَّذِينَ قَالُوۤا اِنَّ اللهَ عَهِدَ اِلَيْنَاۤ اَلا نُوءْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّى يَاْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَاْكُلُهُ النَّارُ قُلْ قَدْ جَاۤءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِى بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذِى قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

[137] (67) وَمَا مُحَمَّدٌ اِلا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ اَفَائِنْ مَاتَ اَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلۤى اَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِى اللهُ الشَّاكِرِينَ

[138] (53) قُلْ اَطِيعُوا اللهَ وَالرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللَّهَ لا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ

[139] (552) هُوَ الَّذِى بَعَثَ فِى الاُمِّيِّنَ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اۤيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِى ضَلالٍ مُبِينٍ

Sekizinci Silsile - Dördüncü Satır[]

[140] (511) وَمَنْ لَمْ يُوءْمِنْ بِاللهِ وَرَسُولِهِ فَاِنَّاۤ اَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَعِيرًا

[141] (371) اِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ

[142] (361) وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَالَيْتَنِى اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلاً

[143] (345) اَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ

[144] (344) يَاۤ اَيُّهَا الرُّسُلُ كُلوُا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلوُا صَالِحًا اِنِّى بِمَا تَعْمَلوُنَ عَلِيمٌ

[145] (260) فَلا تَحْسَبَنَّ اللهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِ رُسُلَهُ اِنَّ اللهَ عَزِيزٌ ذُوانْتِقَامٍ

[146] (255) اَلَمْ يَاْتِكُمْ نَبَوءُا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِنْ بَعْدِهِمْ لا يَعْلَمُهُمْ اِلا اللهُ جَاۤءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّوۤا اَيْدِيَهُمْ فِۤى اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُوۤا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَاۤ اُرْسِلْتُمْ بِهِ وَاِنَّا لَفِى شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَاۤ اِلَيْهِ مُرِيبٍ

[147] (252) وَلَقَدِ اسْتُهْزِىءَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَمْلَيْتُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا ثُمَّ اَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ

[148] (227) وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاۤيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُوۤا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ

[149] (219) ثُمَّ نُنَجِّى رُسُلَنَا وَالَّذِينَ اۤمَنُوا كَذَلِكَ حَقًّا عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُوءْمِنِينَ

[150] (200) لَيْسَ عَلَى الضُّعَفَاۤءِ وَلا عَلَى الْمَرْضَى وَلاعَلَى الَّذِينَ لايَجِدُونَ مَا يُنْفِقُونَ حَرَجٌ اِذَا نَصَحُوا لِلَّهِ وَرَسُولِهِ مَا عَلَى الْمُحْسِنِينَ مِنْ سَبِيلٍ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

[151] (195) وَلَوْ اَنَّهُمْ رَضُوا مَاۤ اۤتَيهُمُ اللهُ وَرَسُولُهُ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللهُ سَيُؤْتِينَا اللهُ مِنْ فَضْلِهِ وَرَسُولُهُۤ اِنّاَۤ اِلَى اللهِ رَاغِبُونَ

[152] (153) يَا بَنِىۤ اۤدَمَ اِمَّا يَاْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اۤيَاتِى فَمَنِ اتَّقَى وَاَصْلَحَ فَلا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاهُمْ يَحْزَنُونَ

[153] (48) اۤمَنَ الرَّسُولُ بِمَاۤ اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُوءْمِنُونَ كُلٌّ اَمَنَ بِاللهِ وَمَلۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ

[154] (14) مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلَّهِ وَمَلۤئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيل وَمِيكَالَ فَاِنَّ اللهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ

[155] (513) اِذْ جَعَلَ الَّذِينَ كَفَرُوا فِى قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَاَنْزَلَ اللهُ سَكِينَتَهُ عَلَى رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُوءْمِنِينَ وَاَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوَى وَكَانُوۤا اَحَقَّ بِهَا وَاَهْلَهَا وَكَانَ اللهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا

[156] (516) اِنَّمَا الْمُوءْمِنُونَ الَّذِينَ اۤمَنُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فِى سَبِيلِ اللهِ اُولۤئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

[157] (539) سَابِقُوۤا اِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاۤءِ وَالاَرْضِ اُعِدَّتْ لِلَّذِينَ اۤمَنُوا بِاللهِ وَرُسُلِهِ ذَلِكَ فَضْلُ اللهِ يُوءْتِيهِ مَنْ يَشَاۤءُ وَاللهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ

[158] (542) يَاۤ اَيُّهَا الَّذِينَ اۤمَنُوۤا اِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلا تَتَنَاجَوْا بِالاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَتَنَاجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَاتَّقُوا اللهَ الَّذِۤى اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

[159] (553) اِذَا جَاۤءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ اِنَّكَ لَرَسُولُ اللهِ وَاللهُ يَعْلَمُ اِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللهُ يَشْهَدُ اِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ

[160] (572) اِلاَّ بَلاغًا مِنَ اللهِ وَرِسَالاتِهِ وَمَنْ يَعْصِ اللهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَاۤ اَبَدًا

Dosya:Rumuzat 3.png

Lafz-ı Resûl'deki nükte-i azimenin beyanında yüzaltmış âyet yazıldı. İşbu âyetlerin hasiyeti pek azim olmakla beraber mana cihetiyle birbirini isbat ve tekmil ettiğinden çok manidar olduğu için muhtelif âyâtı hıfzetmek veya okumak arzusunda bulunanlara bir Hizb-i Kur'anî olduğu gibi, Kur'an kelimesindeki nükte-i azimenin beyanında altmışdokuz âyât-ı azimenin derece-i belâgatı pek fevkalade ve kuvvet-i cezaleti çok ulvidir. Bu da ikinci bir Hizb-i Kur'anî olarak ihvana tavsiye edilir.

Yalnız, Kur'an kelimesi yedi silsile-i Kur'an'da mevcut olup umum o kelimeyi tutmuş hariç iki kalmış, o da kıraat manasında olduğundan o huruc nükteye kuvvet vermiştir.

İhtar[]

Resûl lafzı ise, o kelime ile en ziyade münasebetdar sûreler içinde sûre-i Muhammed (A.S.M) ile sûre-i Fetih olduğundan o iki sûreden çıkan silsilelere hasretiğimizden hariç kalan Resûl lafzı şimdilik dercedilmemiştir. Vakit müsaade etse bundaki esrar yazılacaktır. İnşaallah.

Üçüncü Nükte[]

Dört Nüktedir

Birinci Nükte[]

Lafzullâh mecmu' Kur'an'da 2806 defa zikredilmiştir. Bismillâh'dakilerle beraber lafz-ı Rahman 159 defa, Lafz-ı Rahim 220, Lafz-ı Gafur 61, lafz-ı Rab 846, Lafz-ı Hakim 86, Lafz-ı Alim 126, Lafz-ı Kadir 31, لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ deki هُوَ 26 defa zikredilmiştir. (Haşiye[1])

Lafzullâh adedinde çok esrar ve nükteler var. Ezcümle: Lafzullâh ve Rab'dan sonra en ziyade zikredilen Rahman, Rahim ve Gafur ve Hakim ile beraber Lafzullâh, Kur'an âyetlerinin nısfıdır. Hem Lafzullâh ve Allah lafzı yerinde zikredilen lafz-ı Rab ile beraber, yine nısfıdır. Çendan Rab lafzı 846 defa zikredilmişdir. Fakat dikkat edilse; beşyüz küsürü Allah lafzı yerinde zikredilmiş, ikiyüz küsürü öyle değildir. Hem Allah, Rahman, Rahim, Alim ve لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ deki هُوَ adediyle beraber, yine nısfıdır. Fark yalnız dörttür, هُوَ yerinde "Kadir" ile beraber, yine mecmu' âyâtın nısfıdır. Fark dokuzdur. Lafz-ı Celâlin mecmuundaki nükteler çoktur. Yalnız şimdilik bu nükte ile iktifa ediyoruz.

Kur'anda لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ deki هُوَ Listesi

Dosya:Rumuzat 4.png

İkinci Nükte[]

Sûreler itibariyledir. Onun dahi çok nükteleri var. Bir intizam, bir kasd ve bir irâdeyi gösterir bir tarzda tevâfukâtı vardır.

Sûre-i Bakara'da, âyâtın adediyle Lafz-ı Celâlin adedi birdir. Fark dörttür ki: Allah lafzı yerinde dört Hüve lafzı var. Mesela: لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ deki هُوَ gibi onunla muvafakat tamam olur. Al-i İmran'da, yine âyâtiyle lafz-ı Celâl tevâfuktadır, müsavidirler. Yalnız lafz-ı Celâl 209 dur; âyet 200 dür, fark dokuzdur. Böyle mezâyât-ı kelamiyede ve belâgat nüktelerinde küçük farklar zarar vermez. Takribi tevâfukât kafidir. sûre-i Nisa, Maide, Enâm üçünün mecmu' âyetleri, mecmuundaki lafz-ı Celâlin adedine tevâfuktadır. âyetlerin adedi 464, lafz-ı Celâlin adedi 461, Bismillâh'daki Lafzullâh ile beraber tam tevâfuktadır.

Hem mesela: Baştaki beş sûrenin lafz-ı Celâl adedi; sûre-i A'raf, Enfal, Tevbe, Yunus, Hud'daki Lafz-ı Celâl adedinin iki mislidir. Demek bu ahirdeki beş, evvelki beşin nısfıdır. Sonra gelen sûre-i Yusuf, Ra'd, İbrahim, Hicr, Nahl sûrelerindeki lafz-ı Celâl adedi, o nısfın nısfıdır. Sonra sûre-i İsra, Kehf, Meryem, Taha, Enbiya, Hac. o nısfın nısfının nısfıdır. (Haşiye[2])

Sonra gelen beşer beşer, takriben o nisbetle gidiyor. Yalnız bazı küsuratla fark var. Öyle farklar, böyle makam-ı hitabide zarar vermez. Mesela: Bir kısmı yüzyirmibir, bir kısmı yüzyirmibeş ve bir kısmı yüzellidort, bir kısmı yüzellidokuz. Sonra sûre-i Zuhruf'dan başlayan beş sûre; o nısf-ı nısf-ı nısfın nısfına iniyor. sûre-i Necm'den başlayan beş; o nısf-ı nısf-ı nısf-ı nısfın nısfıdır. Fakat takribidir. Küçük küsuratın farkları böyle makâmât-ı hitabiyede zarar vermez. Sonra gelen küçük beşler içinde, üç beşlerin yalnız üçer aded lafz-ı Celâli var. İşte bu vaziyet gösteriyor ki: Lafz-ı Celâlin adedine tesadüf karışmamış. Bir hikmet bir intizam ile adetleri tayin edilmiş..

Lafzullâhın Üçüncü Nüktesi[]

Sahifeler nisbetine bakar. Şöyle ki: Bir sahifede olan lafz-ı Celâl adedi, o sahifenin sağ yüzü ve o yüze karşıki sahifeye ve bazan soldaki karşıki sahife ve karşının arka yüzüne bakar. Ben kendi nüsha-i Kur'aniyemde bu tevâfuku tedkik ettim. Ekseriyetle gayet güzel bir nisbet-i adediye ile bir tevâfuk gördüm. Nüshama da işaretler koydum. Çok defa müsavi olur. Bazan nısıf ve yahud sülüs oluyor. Herhalde bir hikmet ve intizamı ihsas eder bir vaziyeti vardır.

Dördüncü Nükte[]

Sahife-i vahiddeki tevâfukâttır. Kardeşlerimle üç dört ayrı ayrı nüshaları mukabele ettik. Umumunda tevâfukât matlub olduğuna kanaatimiz geldi. Yalnız, matbaa müstensihleri başka maksadları takip ettiklerinden bir derece tevâfukâtta intizamsızlık düşmüş. tanzîm edilse; pek nadir istisna ile mecmu' Kur'an'da 2806 lafza-i Celâl'deki tevâfukât görünecektir. Ve bunda bir şule-i i'câz parlıyor. Çünki, fikr-i beşer, bu pek geniş sahifeyi ihata edemez. Ve karışamaz. Tesadüfün ise; Bu manidar ve hikmetdar vaziyete eli ulaşamaz.

Dördüncü Nükteyi bir derece göstermek için yeni bir Mushaf yazdırıyoruz ki; en münteşir Mushafların aynı sahife, aynı satırlarını muhafaza etmekle beraber, san'atkarlann lakaydlığı tesiriyle adem-i intizama maruz kalan yerleri tanzîm edib, tevâfukâtın hakiki intizamı inşaallah gösterilecektir, ve gösterildi.

اَللَّهُمَّ يَامُنَزِّلَ الْقُرْاَنِ بِحَقِّ الْقُرْاَنِ فَهِّمْنَا اَسْرَارَ الْقُرْاَنِ مَادَارَالْقَمَرَانِ

وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى مَنْ اَنْزَلْتَ عَلَيْهِ الْقُرْاَنَ وَ عَلَى اَلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعينَ

امين

Önceki Risale: Üçüncü Parça: 29.Mektubun 3.KısmıRumuzat-ı SemaniyeBeşinci Parça: 29.Mektubun 8.Kısmı: Sonraki Risale

  1. Kur'andaki âyâtın mecmu' adedi; 6666 olması ve şu geçen seksendokuzuncu (89) sahifede, mezkur Esma-i Hüsna'nın adedi 6 rakamiyle alakadar bulunması ehemmiyetli bir sırra işaret ediyor. Şimdilik mühmel kaldı.
  2. Bu beşer taksimat üzere bir sır inkişaf etmişti. Hiçbirimizin haberi olmadan şurada altı sûre kaydolmuş. Şüphemiz kalmadı ki: Gaybden ihtiyarımızın haricinde altıncısı girmiş. Ta bu nısfiyet sırr-ı mühimmi kaybolmasın.
Advertisement