Yenişehir Wiki
Advertisement

D. {{Alıntı|konum=sağ|{{RNK}}|10px|30px}}
<div style="font-size:150%;">'''Büyük Punto'''</div> Şablon:Risale bakınız


RNK şablon sayfası
Arapça font problemi

Risale
Risale:Risale
Risale:Risale-i Nur
Risale: Mukaddime (Muhakemat)
Risale:Lemeat (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Makaleler (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Lemeat'tan (Kastamonu)
Risale:Teşhis-ül İllet (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Divan-ı Harb-i Örfi (Asar-ı Bediiyye)
Risale:İşarat-ı Gaybiye Hakkında Bir Takriz
Risale:Hakikat Çekirdekleri (Mektubat)
Risale:Hakikat Çekirdekleri (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Hakikat Çekirdekleri (2) (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Tarihçe-i Hayatın Zeyli (Asar-ı Bediiyye)
Risale
Risale:Hutbe-i Şamiye
Risale:Hutbe-i Şamiye (Asar-ı Bediiyye)

RNK : Risale-i Nur Külliyatı’ndan
Kuran:Kur'an .
Risale:Evrad .
Risale:33 Hadis .
Risale:Hazret-i Üstadın Tashih ve Tasarrufları Hakkında (Asar-ı Bediiyye) Risale:Vukufsuz Ehl-i Vukufa Cevap (Asar-ı Bediiyye)
Tüm risaleler :Risale:Risale-i Nur : Evrad
Büyük boy kitaplar: Sözler - Mektubat - Lem'alar - Şuâlar - Tarihçe-i Hayat - İşarat-ül İ'caz - Mesnevi-i Nuriye - Asâ-yı Musa - Barla Lahikası - Kastamonu Lahikası - Emirdağ Lahikası-1 ve Emirdağ Lahikası-2 -Sikke-i Tasdik-i Gaybi
Mesnevi-i Nuriye *İ’tizar *Mukaddime *Lem'alar Risalesi *Reşhalar *Lasiyyemalar *Katre *Hubab *Habbe *Zühre *Zerre *Şemme Risalesi *Onuncu Risale *Şule *Nokta *Münderecat Hakkında *Fihrist
Orta boy kitaplar:Muhakemat - İman ve Küfür Muvazeneleri
Küçük boy kitaplar: Âyet-ül Kübrâ - Bediüzzaman Cevap Veriyor - Divan-ı Harb-i Örfî - Elhüccet-üz Zehrâ - Ene ve Zerre Risalesi - Esma-i Sitte - Gençlik Rehberi - Hakikat Nurları - Hanımlar Rehberi - Hastalar Risalesi - Haşir Risalesi - Hizmet Rehberi - Hutbe-i Şamiye - İçtihad Risalesi - İhlas Risalesi - İhtiyarlar Risalesi - İman Hakikatleri - Konferans - Küçük Sözler - Lâtif Nükteler - Meyve Risalesi - Miftâh-ul İman - Mi'rac ve Şakk-ı Kamer Risaleleri - Mirkat-üs Sünnet - Mu'cizât-ı Ahmediye - Mu'cizât-ı Kur'aniye - Münâcât - Münazarat - Nur Aleminin Bir Anahtarı - Nur Çeşmesi - Nur'un İlk Kapısı - Otuz Üç Pencere - Rahmet ve Şefkat İlaçları - Ramazan-İktisat-Şükür Risaleleri - Sünuhat-Tulûat-İşârât - Sünuhat - Tulûat - İşârât Sünuhat - Tulûat - İşârât Tabiat Risalesi - Uhuvvet Risalesi - Üstad Hz.'nin Hulusi Ağabeye Gönderdiği Mektuplar - Üstad Hazretlerinin Mehmet Kayalar Ağabeye Gönderdiği Mektuplar Yirmi Üçüncü Söz - Zühret-ün Nur
Diğer risaleler ve parçalar: Âsâr-ı Bedîiyye - Tılsımlar - Sirac-ün Nur (*3. Şua (Münacat Risalesi) 25. Lem'a (Hastalar Risalesi) 25. Lem'a'nın Zeyli 17. Mektub (Çocuk Taziyenamesi) 26. Lem'a (İhtiyarlar Risalesi) 26. Lem'a'nın Zeyli 21. Mektub 4. Şua (Ayet-i Hasbiye Risalesi) 13. Lem'a (Hikmet-ül İstiaze Risalesi) 33. Mektup (Aynı Zamanda 33. Söz Pencereler Risalesi) Eski Said'in Yeni Said'e İnkılabı Zamanındaki Hazin Münacatı 12. Şua (Denizli Müdafaanamesi) 5. Şua Hasan Feyzi'nin Manzumesi)- Fihrist Risalesi - Zülfikâr - Ta'likât #Kızıl İcaz #Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Abdurrahman) #28. Mektup'un 6. Meselesi (Vehhabi meselesi) #18. Lem'a #Şualar, 14. Şua, Hata-Savab Cedveli #Maidet-ül Kur'an (Tılsımlar Mecmuasının Zeyli) #Hazinet-ül Bürhan (Tılsımlar Mecmuasının Zeyli) #İnna A'tayna'nın Sırrı #Gayrı Münteşir (Neşredilmemiş) Kısımlar *Gayrı Münteşir Mektuplar *Risalelerden Gayrı Münteşir Kısımlar *Barla Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Kastamonu Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Emirdağ-1 Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Emirdağ-2 Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Denizli Hapsinden Gayrı Münteşir Kısımlar *Afyon Hapsinden Gayrı Münteşir Kısımlar #Risale:Müdafaat Üstad Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaaları ve Resmi Makamlara Dilekçeleri *Birinci Millet Meclisinde Neşredilen Beyanname *Barla ve Isparta Hayatı (1926-1934) *Eskişehir Mahkemesi (1935) *Isparta ve Denizli Mahkemesi (1944) *Denizli Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Emirdağ Hayatı (Denizli Hapsinden Sonra) *Afyon Mahkemesi (1948 - 1949) *Afyon Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Afyon Mahkemesi Kararnamesi *Temyiz Mahkemesi *Temyiz Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Emirdağ Hayatı (Afyon Hapsinden Sonra) *Urfa Ehl-i Vukufuna Cevap (1951) *Gençlik Rehberi Mahkemesi (1952) *Samsun Mahkemesi (1952 *Isparta Mahkemesi (1956) *Emirdağ Hayatı (Isparta Mahkemesinden Sonra) *Diğer Talebe Müdafaaları
#İşarat-ül İ'caz (A. Badıllı Tercümesi) İşarat-ül İ'caz اشارات الاعجاز فى مظانّ الايجاز İşarat-ul İ'caz KUR'AN'IN ÎCÂZ YERLERİNDEKİ İ'CÂZ İŞARETLERİ *Mütercimin İzahları *Mukaddeme *Fatiha Suresi Tefsiri *Bakara 1: Huruf-u Mukattaa *Bakara 2: Kur'anın Hidayeti ve Şüphesizliği *Bakara 3: Allaha İman - Namaz - Zekat *Bakara 4: Kitaplara ve Ahirete İman *Bakara 5: Müminlerin Hidayeti ve Felahı *Bakara 6: Küfrün Mahiyeti *Bakara 7: Kalplerin Mühürlenmesi *Bakara 8: Münafıklar Bahsi *Bakara 9-10: Münafıkların Aldatması *Bakara 11-12: Münafıkların Fesad Çıkarması *Bakara 13: Münafıkların İmanda İkiyüzlülüğü *Bakara 14-15: Münafıkların Müminlerle Alay Etmesi *Bakara 16: Hidayeti Verip Dalaleti Satın Almaları *Bakara 17-18: Münafıklar Hakkında Ateş Temsili *Bakara 19-20: Münafıklar Hakkında Yağmur Temsili *Bakara 21-22: İbadet ve Tevhid Bahsi *Bakara 23-24: Nübüvvet Bahsi *Bakara 25: Cennet Bahsi *Bakara 26-27: Temsil Bahsi *Bakara 28: Yeniden Yaratılış *Bakara 29: Yedi Kat Sema Bahsi *Bakara 30: Hilafet-i İnsaniye *Bakara 31-33: Talim-i Esma *İstikbalin Hâkim-i Mutlakı Kur'andır
#Mesnevi-i Nuriye (A. Badıllı Tercümesi) Risale-i Nur Külliyatından Mesnevî-i Nuriye (Türkçe Tercümesi) Müellifi Bediüzzaman Said-i Nursî Mütercim: Abdülkadir Badıllı Tenbih: (Mesnevî-i Nuriye) ismi, Türkçe tercümesine Hz. Üstad tarafından konulmuştur. Arapça ismi her ne kadar "El-Mesneviyy-ül Arabiyy-ün Nurî'dir. İsim, ism-i müzekker olduğundan, Mesnevî'den sonra (Nuriye) değil, (Nurî) gelmesi lâzımdır. Fakat bu sıfat Türkçe telaffuzunda ağır ve nâmüsta'mel bir sıfat olduğu gibi; "El-Mesneviyy-ül Arabî Li-r Resail-in Nuriye" yani, "Nur Risalelerinin Arabî Mesnevîsi" manasında dahi olduğu için, "Risale"nin müfredi veya Risalelerin cem'i için sıfat olarak Nuriye gelmesi lâzım olduğundan "Mesnevî-i Nuriye" ismi tam yerindedir. (Mütercim) *Takdimler, Mukaddeme, Tenbih, İhtar, İtizar *Lem'alar *Reşhalar *Lasiyyemalar *Katre *Katrenin Zeyli *Habab *Hababın Zeyli *Habbe *Habbenin Zeyli *Habbenin Zeylinin Zeyli *Zehre *Zehrenin Zeyli *Zerre *Şemme *14. Reşha *5. Ders *Şule *Şulenin Zeyli *Nur *Kızıl İcazdan Bazı Parçalar
#Rumuzat-ı Semaniye Bu risalenin sebeb-i telifi, Kur’ân’ın tercümesini Kur’ân yerinde camilerde okutmak olan dehşetli suikastına karşı bir nevi mukabeledir. Ziyade tafsilât ve lüzumsuz bahisler girmiş. Fakat o mücahidâne ve heyecanlı mukabelede kıymettar bir gaybî anahtarı hissedip meczubâne arattırmak içinde, lüzumsuz tafsilât ve zaif ve pek ince emareler dahi girmiş. Kalbime geldi ki: Yirmi Dokuzuncu Mektubun gayet ehemmiyetli ve lüzumlu ve parlak ve îcazlı olan Birinci Makamı, bu İkinci Makamın bütün kusûratını ve israfatını affettirir. Ben de kemâl-i sürurla şükrettim, o kusurları unuttum. *Birinci Parça: 28.Mektubun 7.Meselesinin Hatimesi *İkinci Parça: 28.Mektubun 8.Meselesi *Üçüncü Parça: 29.Mektubun 3.Kısmı *Dördüncü Parça: 29.Mektubun 4.Kısmı *Beşinci Parça: 29.Mektubun 8.Kısmı
#Tefekkürname: 29. Lem'a-yı Arabî #Arabî Münacat Risalesi: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Otuz birinci Lem'a'nın Üçüncü Şuaı olan Risale-i Münacattan Arabi bir parçadır. Gelen âyet-i uzmanın A'zamî bir tefsiridir." dediği Arapça bir münacat. #Arabi El-Hüccet-üz Zehrâ Risalesi: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Çok ehemiyetli Arabi bir risaleciktir. El hüccet-üz zehrâ risalesinden bir kısmının bir hülasasıdır" dediği Arapça bir parça. #Hizb-ül Mesnevi-ül Arabî: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Risale-i Nur'dan ehemmeyetle intişar eden Arabî Mesnevi-i Nuriye'nin içindeki kıymettar risalelerde eski Said'in yeni Said'e inkılabı zamanında dergh-ı ilahiyeye karşı münacatları, istiğfarları, tesbihatları ilm-el yakin derecesinde imanî şehadetlerinden parçalardır" dediği Arapça bir parça. #Ettefekkür-ul İmaniyyür Refi': Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiye'nin İkinci Babı olarak te'lif edilmiştir. 29. Lem'a'daki kısım ve meali için 'buraya', Şualarda geçen ve bir kısmının Abdülmecid abi tarafından yapılan tercümesi için 'buraya' bakabilirsiniz. #Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Hamza) #Kur'an Hattı Risaleler #Ayet ve Hadis Mealleri
S=Risale:Sözler . SÖZLER . Birinci Söz . İkinci Söz . Üçüncü Söz . Dördüncü Söz . Beşinci Söz . Altıncı Söz . Yedinci Söz . Sekizinci Söz . Dokuzuncu Söz . Onuncu Söz . On Birinci Söz . On İkinci Söz . On Üçüncü Söz . On Dördüncü Söz . On Beşinci Söz . On Altıncı Söz . On Yedinci Söz . On Sekizinci Söz . On Dokuzuncu Söz . Yirminci Söz . Yirmi Birinci Söz . Yirmi İkinci Söz . Yirmi Üçüncü Söz . Yirmi Dördüncü Söz . Yirmi Beşinci Söz . Yirmi Altıncı Söz . Yirmi Yedinci Söz . Yirmi Sekizinci Söz . Yirmi Dokuzuncu Söz . Otuzuncu Söz . Otuz Birinci Söz . Otuz İkinci Söz . Otuz Üçüncü Söz . Lemeat . Konferans . Fihrist
M=Risale:Mektubat . MEKTUBAT . Birinci Mektup . İkinci Mektup . Üçüncü Mektup . Dördüncü Mektup . Beşinci Mektup . Altıncı Mektup . Yedinci Mektup . Sekizinci Mektup . Dokuzuncu Mektup . Onuncu Mektup . On Birinci Mektup . On İkinci Mektup . On Üçüncü Mektup . On Dördüncü Mektup . On Beşinci Mektup . On Altıncı Mektup . On Yedinci Mektup . On Sekizinci Mektup . On Dokuzuncu Mektup . Yirminci Mektup . Yirmi Birinci Mektup . Yirmi İkinci Mektup . Yirmi Üçüncü Mektup . Yirmi Dördüncü Mektup . Yirmi Beşinci Mektup . Yirmi Altıncı Mektup . Yirmi Yedinci Mektup . Yirmi Sekizinci Mektup . Yirmi Dokuzuncu Mektup . Otuzuncu Mektup . Otuz Birinci Mektup . Otuz İkinci Mektup . Otuz Üçüncü Mektup . İşarat-ı Gaybiye Hakkında Bir Takriz . Hakikat Çekirdekleri . Gönüller Fatihi Büyük Üstada . Fihriste-i Mektubat . Hakikat Işıkları . Dua
L=Risale:Lem'alar . LEM'ALAR . Birinci Lem'a . İkinci Lem'a . Üçüncü Lem'a . Dördüncü Lem'a . Beşinci Lem'a . Altıncı Lem'a . Yedinci Lem'a . Sekizinci Lem'a . Dokuzuncu Lem'a . Onuncu Lem'a . On Birinci Lem'a . On İkinci Lem'a . On Üçüncü Lem'a . On Dördüncü Lem'a . On Beşinci Lem'a . On Altıncı Lem'a .On Yedinci Lem'a . On Sekizinci Lem'a . On Dokuzuncu Lem'a . Yirminci Lem'a . Yirmi Birinci Lem'a . Yirmi İkinci Lem'a .Yirmi Üçüncü Lem'a . Yirmi Dördüncü Lem'a . Yirmi Beşinci Lem'a .Yirmi Altıncı Lem'a . Yirmi Yedinci Lem'a . Yirmi Sekizinci Lem'a .*Yirmi Dokuzuncu Lem'a . Otuzuncu Lem'a . Otuz Birinci Lem'a .Otuz İkinci Lem'a . Otuz Üçüncü Lem'a . Münâcat .Fihrist . Dua
Ş=Şualar .Risale:Şuâlar . ŞUÂLAR . İkinci Şuâ . Üçüncü Şuâ .Dördüncü Şuâ .Altıncı Şuâ . Yedinci Şuâ . Dokuzuncu Şuâ . On Birinci Şuâ . On İkinci Şuâ . On Üçüncü Şuâ . On Dördüncü Şuâ .Beşinci Şuâ . On Beşinci Şuâ . Birinci Şuâ . Sekizinci Şuâ *Yirmi Dokuzuncu Lem’a’dan İkinci Bab . Eddâî .Dua . İçindekiler
TH =Risale:Tarihçe-i Hayat . BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ TARİHÇE-İ HAYATI . Ön Söz .Giriş . İlk Hayatı . Barla Hayatı . Eskişehir Hayatı .Kastamonu Hayatı .Denizli Hayatı .Emirdağ Hayatı - Afyon Hayatı - Isparta Hayatı - Hariç Memleketler - Bedîüzzaman ve Risale-i Nur - Dua - İçindekiler
İİ. İŞARATÜ’L-İ’CAZ . Risale:İşarat-ül İ'caz . Tenbih . İfadetü’l-Meram . Kur'an'ın Tarifi . Fatiha Suresi . Bakara Suresi 1-3. âyetler . Bakara Suresi 4-5. âyetler . Bakara Suresi 6. âyet . Bakara Suresi 7. âyet . Bakara Suresi 8. âyet - Bakara Suresi 9-10. âyetler . Bakara Suresi 11-12. âyetler . Bakara Suresi 13. âyet . Bakara Suresi 14-15. âyetler . Bakara Suresi 16. âyet . Bakara Suresi 17-20. âyetler . Bakara Suresi 21-22. âyetler . Bakara Suresi 23-24. âyetler . Bakara Suresi 25. âyet Bakara Suresi 26-27. âyetler . Bakara Suresi 28. âyet Bakara Suresi 29. âyet . Bakara Suresi 30. âyet . Bakara Suresi 31-33. âyetler . Ecnebi Feylesofların Kur’an Hakkındaki Beyanatları . Mehmed Kayalar’ın Bir Müdafaası . Dua . Fihrist
MN= MESNEVÎ-İ NURİYE . İ’tizar . Mukaddime . Lem'alar Risalesi . Reşhalar . Lasiyyemalar . Katre . Hubab . Habbe . Zühre . Zerre . Şemme Risalesi . Onuncu Risale . Şule - Nokta . Münderecat Hakkında - Fihrist
AM=ASÂ-YI MUSA: Risale:Asa-yı Musa .Mukaddimat - Asa-yı Musa’dan Birinci Kısım - Birinci Mesele - İkinci Meselenin Bir Hülâsası - Üçüncü Mesele - Dördüncü Mesele - Beşinci Mesele - Altıncı Mesele - Yedinci Mesele - Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası - Dokuzuncu Mesele - Onuncu Mesele - On Birinci Mesele - Asa-yı Musa’dan İkinci Kısım - Birinci Hüccet-i İmaniye - İkinci Hüccet-i İmaniye - Üçüncü Hüccet-i İmaniye - Dördüncü Hüccet-i İmaniye - Beşinci Hüccet-i İmaniye - Altıncı Hüccet-i İmaniye - Yedinci Hüccet-i İmaniye - Sekizinci Hüccet-i İmaniye - Dokuzuncu Hüccet-i İmaniye - Onuncu Hüccet-i İmaniye - On Birinci Hüccet-i İmaniye - Fihrist
BL BARLA LÂHİKASI- Risale:Barla Lahikası - : Takdim - Yedinci Risale olan Yedinci Mesele - Mukaddime - Yirmi Yedinci Mektup ve Zeylleri - Yirmi Yedinci Mektup'un Zeyli ve İkinci Kısmı - İkinci Zeyl - Yirmi Yedinci Mektup'un Üçüncü Zeyli - Yirmi Yedinci Mektup'un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihayetidir - Mektubat'ın Üçüncü Kısmı (1) - Mektubat'ın Üçüncü Kısmı (2) - Kastamonu ve Emirdağ'da Yazılan Mektuplar
EL-2 EMİRDAĞ LÂHİKASI – 1 .Risale:Emirdağ Lahikası-1 . Yirmi Yedinci Mektup’tan Takdim - Birinci Kısım Mektuplar - İkinci Kısım Mektuplar - Üçüncü Kısım Mektuplar
EL-2 EMİRDAĞ LÂHİKASI – 2: Risale:Emirdağ Lahikası-2 . Yirmi Yedinci Mektup’tan (Emirdağ’ında ve Isparta’da Son İkametlerinde Yazılan Mektuplardır) Giriş - Birinci Kısım Mektuplar - İkinci Kısım Mektuplar - Üçüncü Kısım Mektuplar
KL Risale:Kastamonu Lahikası. Yirmi Yedinci Mektup’tan KASTAMONU LÂHİKASI: Takdim - Lemeat'tan Önceki Mektuplar - Lemeat'tan - Lemeat'tan Sonraki Mektuplar
STG SİKKE-İ TASDİK-İ GAYBÎ *Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-1 *Birinci Şuâ *Sekizinci Şuâ *On Sekizinci Lem'a *Yirmi Sekizinci Lem'a *Sekizinci Lem'a *Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-2 *Dua

Gayrı Münteşir Kısımlar Listesi

Üstad'ın ve talebelerinin matbu Emirdağ-2 Lahikasında yer almayan bazı mektupları

Üstad'ın Mektupları[]

1. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬دَائِمًا‮ ‬اَبَدًا‮ ‬

Aziz, sıddık, muhlis (*[1]) kardeşim ve hizmet-i imaniyede metin, muktedir arkadaşım!

Evvelen: Sizi Nurların neşrinde ve vaizlerin diliyle ders vermenizde ve benim bedelime benim borcum olan o memleketimde Nurlarla o hemşehrilerime yardım ve imdad etmekte ruh u canımla tebrik edip, bin bârekâllah derim.

Sâniyen: Hadsiz hamd ü şükrederiz ki, pek az sıkıntı ve zahmetlerle Nurların pek çok fütuhatı geniş dairelerde tezahür etti ve ediyor, hususan mekteblerde.

Sâlisen: Orada Nurlarla alâkadar yeni o kardeşlerimize çok selâm ve dua ederiz. Ve hassaten Hoca Kasım’a selâmımla dersiniz: Risale-in Nur medrese mahsulü olmasından herkesten evvel hocalar ona koşmak ve sahib çıkmak lâzım iken geri kalıyorlar. Ve mekteb muallimleri felsefeye Nur’un tokatları için tenkid etmek değil, belki kemal-i takdir ve tasdikle Nurlara sarılmaları ve sahib çıkmaları ehemmiyetli bir hâdisedir. İnşâallah hocalar dahi yakında kendi mallarına koşacaklar.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

2. Parça[]

Rapor

Bediüzzaman Said Nursî ve diğer şahıslara aid teslim olunan kitab ve defterlerin içlerinde kanunen müsaderesi îcab eden muzır kitablar bulunup bulunmadığı hakkında incelenip neticesinin bir raporla bildirilmesi için Ankara Birinci Ağır Ceza Yüksek Reisliğince ehl-i vukuf seçilmemiz üzerine işbu beş çuval ve bir tahta sandık içindeki ilişik listede isimleri yazılı kitab ve mektub ve defterler teker teker okunup incelendikte:

Bunların çoğu Said Nursî’ye aid eserler olup, münderecatlarının hiçbir şahıs zikredilmeyerek yalnız Kur’an-ı Kerim ve ehadîs-i şerifeden ilham alınarak başka başka ünvanlar altında karihasına göre hazırladığı bir takım esrar-ı ilmiye ve hikemiyenin, madde âleminden temsiller getirilerek izahları yazılmış ve hal-i hazırdaki nev’-i beşeri ve bilhassa memleketimizdeki küçük ve büyük insan kitlelerini gafletten ikaz ile fikrî ve şehevanî dalaletten ve sû’-i itikad ve sû’-i ahlâk girivelerinden kurtarmağa matuf ifadelerden ve onları devletimizce dahi matlub olan güzel ahlâka sevkedebilecek yazılardan ibaret bulunmuş olduğu ve diğer şahıslara ait mektub ve saire dahi Said Nursî’nin eserlerinde okudukları noktalara ait hatırlarına gelen bazı mühim dinî ve ahlâkî mesailin kendisinden istifsarlarından ve bazıları dahi bu zâtın nâsih-i ümmet olduğundan bahisle arkadaşlarına kendisini tanıttırmalarından ibaret defterler olduğu anlaşılmış ve netice itibariyle münderecatlarında kanunî mevzuata muhalif siyasî ve idarî bir mahzur görülememiş olduğundan, bu eserlerde müsaderelerini îcab eden bir hal bulunmadığı kanaatına varılmış bulunduğuna dair işbu raporumuz Ankara Birinci Ağır Ceza Yüksek Reisliğine sunulmuştur. 23/5/956

Diyanet İşleri Reisliği Müşavere ve Dinî Eserler İnceleme heyeti a’zaları

Bilirkişi Bilirkişi Bilirkişi

Hasan Fehmi Başoğlu Hasan Hüsnü Erdem Şehid Oral

3. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Üstadımız Said Nursî diyor ki:

Madem Isparta benim hakikî bir memleketimdir. Ben ruh u canımla bu hakikî memleketime ve insanlarına hayır kazandırmak istiyorum. Şimdi çok mühim olan o hayır da şudur:

Afyon nasılki bütün Risale-i Nur Külliyatı’nı iade etmekle âlem-i İslâm ve hattâ âlem-i insaniyette çok büyük bir hayra vesile oldu. Ve sekiz seneden beri olan hatayı hiçe indirip affettirdi. Bu mübarek Isparta da âlem-i İslâm nazarında Mısır Câmi’-ül Ezher’i ve eski Şam-ı Şerif mübarekiyetine mazhar olduğundan; elbette Risale-i Nur’u sahiblerine iade etmekle hasıl olacak çok büyük şeref noktasında Afyon’dan geri kalmayacak, belki yirmi derece yükselecektir. Isparta’nın âdil adliyesi, vatanperver demokratı ve dindar halkı bu hayr-ı azîmi memleketine kazandırmak ve Afyon’un mazhar olduğu şereften yüz derece ziyade bir şerefi kendilerine temin etmek için, bu mübarek Isparta’nın mahsulü olan Nur Risalelerinin iadesine çalışsınlar.

Hizmetinde bulunan Nur talebeleri

Haşiye: Nasılki Isparta’nın bir mebusu olan Tahsin Tola, Ankara ve Afyon’un Risale-i Nur’u iadesine yüz adam kadar faide verip bu hayr-ı azîmin yarısını Isparta’lılara kazandırdı. Gıyaseddin vilayat-ı şarkiye mebuslarının bu hayr-ı azîmde büyük bir hisse almalarına vesile oldu. Gazi Yiğit de Afyon’un o büyük hayrının yarısını Demokrat mebuslarına kazandırdı.

Üniversite Nur talebelerinin bu ilânnameyi neşretmesiyle, Risale-i Nur’un âlem-i İslâm ve Avrupa’da büyük fütuhatına vesile oldu. Ve bir İslâm devletinin maarifine ehemmiyetli bir hayır kazandırdı. S.N.

4. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Sözler Mecmuasına aid hata-savab

sahife satır hata savab

148. sahife bize gelenlerde noksan kalmış, gelmedi.

174 6 naks nakz

178 (Hâşiye) 18 (Hâşiyenin 2. satırında) beraber nüktesiz beraber isimdeki ى hariç nüktesiz

179 7 yetiştirmemiş bindirmemiş

Hâşiye: Bu sehivde de bir sır var ki: Altmışdörtte çendan te’lif tamam olmuş, fakat yetmiş­dörde kadar bazı hâşiye, bazı nükteler ilâvesine bir nevi îma-i gaybîdir diye ihtimali var.

5. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Sözler Mecmuasının hitam bulması ve müsaderedeki mecmuaların umumen geri alınması bizler için büyük bir bayram hükmündedir. Sizin elinize geçen o mübarek mecmuaların bir kısmının fiyatı olarak elli banknotu Bahri ile gönderdiğim gibi, şimdi bugün Nur’un bir kahramanı Seyyid Sâlih’in Urfa’ya gönderdiğim kitabların fiyatı olarak verdiği 100 lirayı dahi kardeşimiz Halıcı Halil ile gönderdim.

Sâniyen: Muallim Abdurrahman haremiyle Nurlar hesabına bu havalide Nurlara büyük hizmetlerinin bir emaresi olarak, onların mektubunu ve Seyyid Sâlih’in Nurlara temas eden birkaç mühim suallerini havi pusulayı bera-yı malûmat size gönderdim. Benim bedelime Ankara’ya giden Seyyid Sâlih’e meşveretinizi beyan edersiniz ve münasib olan cevabı verirsiniz. Size havale ediyorum. Zâten Medresetüzzehra erkânıyla üniversitenin Nurcularına herşeyimi havale etmişim. Onlar ne yapsa razıyım.

Kardeşiniz

Said Nursî

6. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Ben hadsiz şükrederim ki, sehivler pek azdır. Sizi ruh u canımla tebrik ederim.

Sâniyen: Barla’lı kardeşimiz Bahri bana dedi: “Matbu’ Onuncu Söz’den bir kısım nüshaları Barla’da kalmış.” Varsa siz alınız, bana gönderiniz.

Sâlisen: Ben Denizli ile pek çok alâkadarım ve oraya müştakım. Fakat şimdi ihtiyar elimde değil. Siz fedakâr Ahmedlerin mektublarına cevab veriniz.

Said Nursî

7. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Mecmualara girmeyen Mektubatı dahi makine ile teksir etmek, erkânların münasib gördüğü kısımlar teksir kâğıdında Hüsrev’in pek kıymetdar tashihiyle yazılması bugün hatırıma geldi. Birden aynı zamanda Nur efesi Hacı Sami geldi. Sami mektubumdur.

Said Nursî

8. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Veladet-i Fahr-i Âlem’in kâinatı tenvir gecesini ve onunla âlem-i İslâmın manevî büyük bir bayramının bir fecri hükmünde olarak sizleri bütün ruh-u canımızla tebrik ediyoruz.

Sâniyen: Hacı Sami’nin size haber verdiği Mektubat teksir edilsin. Yalnız Mektubat’tan başka risalelerde teksir olunan parçalar yazılmasın. Hem Yirmidokuzuncu Mektub’un tevafukata dair kısmı herkese faidesi olmadığından şimdilik yazılmasın. Yirmisekizinci Mektub’un yine tevafukata dair kısmı dâhil yazılmasın. Küçük mektublardan Onuncu Mektub Sözler Mecmuasına girdiğinden yazılmasın. Ve Onbirinci Mektub’un İkinci Mes’elesi Barla Yaylası ile başlayan kısım o da Sözler Mecmuasına girdiği için yazılmasın. Yirminci Mektub’un baştaki sahifesi yazıldıktan sonra Birinci Makam tâ ikinci Makam’a kadar Asâ-yı Musa’ya girdiği için yazılmasın. Daha münasib gördüğünüz tarzda yaparsınız. Bazı cümleler veya fıkraları da çıkarabilirsiniz veya ilâve edebilirsiniz.

Sâlisen: Bana gönderdiğiniz İnebolu’nun çıkardığı Tarihçe-i Hayat ile keza göndereceğiniz İnebolu’nun çıkarmakta olduğu Cevşen-ül Kebir fiyatlarına mukabil yüz banknot gönderiyorum.

Râbian: Samsun tarafında İnebolu gibi sadakat ve gayretle Nurlara çalışmakta bulunan kardeşlerimizin meb’uslara yazdıkları mektubuyla Küçük İbrahim’in mektubunun bera-yı malûmat suretlerini de gönderiyorum. Aynılarını da Ankara’ya Sungur ve arkadaşlarına gönderdik.

Said Nursî

9. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz kardeşlerimiz!

Avukatımız Temyiz’e bir istida yazmış. Afyon’daki kitablarımızın tamamını müsadere eden kararname ile bana gönderdi. Ben de istida ve kararnameyi Ankara’daki Nurculara bu hülâsa ile bera-yı malûmat gönderdim. Bu hülâsa da size gönderildi.

Said Nursî

Reis Tevfik Önen, Aza Kâzım Kaynak, Aza Dursun İlhan, Aza Vedat Mengi, Savcı Büker, Kâtib Alaaddin, Kâtib Fevzi Yaman, Kâtib Lütfü Kaynak

Bunlar bu defaki müsadere kararıyla kahr duasına müstehak oldular.

Said Nursî

10. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Mektubat’ın tevafuka dair kısmı şimdilik yazılmasın demiştim. Bugünlerde Mektubat’a aid fihristeyi tashih ettim ki, Onbeşinci Lem’a namını almış. Baktım ki, tevafuka dair güzel noktalarını tamamıyla yazmış. eğer büyük ruhlu Küçük Ali kardeşimizin teksir kâğıdına yazdığı Lem’alarda o fihriste tamamıyla yazılmışsa o kâfidir. Yoksa tevafuka dair yalnız Rumuzat-ı Semaniye ve tevafukata dair fihristesi yazılsın. Ben tashihten sonra size göndereceğim. Bera-yı malûmat Tarsus’taki Abdülmecid’in mektubu ile, İstanbul dârülfünunu Nurcularının Ankara Nurcularına yazdığı mektubu ve benim de ve Hayri ve Osman’ın da Ankara’daki Nurcu kardeşlerimize ehemmiyetsiz bir evhamdan bir kardeşimizin telaşına dair bir mektubumuz gönderildi.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Said Nursî

11. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Evvelâ: Yedinizde bulunmayan Mektubat’ı tashih ederek gönderiyorum. Mektubat’a mahsus fihristenin bir kısmı içinde var. Eğer Küçük Ali Onbeşinci Lem’ada Mektubat fihristesini yazmamış ise yazarsınız. Eğer münasib görürseniz o yazmış ise de, umum kısmı Mektubat’a aid parçayı Mektubat içinde tekrar yazarsınız. Ben fihristeyi Yirmialtıncı Mektub’a kadar tashih ettim.

Sâniyen: Matbu’ Hizb-ü Ekber-i Nuriye’nin 29. sahifesinden 35. sahifeye kadar Arabîsinin mükemmel tercümesi müstakillen yazılmış. Hattâ ben nüshalarıma elyazısı ile o nüshaları ilâve etmişim. O Türkçe tercümesini haber gönderdim ki yeni huruf ile tab’edilen Gençlik Rehberi’nin arkasına ilhak edilsin. Hem münasib görürseniz eski huruflu mevcud olan Rehberlerin arkasına ilâve etmek için 100 kadar eski harfle teksir edilsin. Eğer sizde Münacat Türkçe tercümesi yoksa göndereceğiz. Hasan Hüseyin de canlı mektubumuzdur. Umuma binler selâm.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

12. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Aziz sıddık ve mübarek kardeşlerim!

Evvelâ: Yirmidokuzuncu Mektub’daki Kur’an kelimesine dair âyetlerle Resul kelimesine aid yüzelliden fazla âyetleri ben kendime hizb-ül Kur’anın âhirinde vird etmişim. Fakat bazı âyetler noksan yazılmış. Ben burada hâfızlara verdim. Hem o hâfızlar Kur’an ve Resul kelimesine aid âyetlerin tamamını yazdılar. Hem ben de Hizb-ül Kur’anın âhirinde okudukça gayet kuvvetli ve şirin gördüm.

Sâniyen: Mısır’daki Câmi-ül Ezher’in büyük bir müderrisi Ali Rıza isminde bir zât hususi bir adamı benim yanıma göndermiş. Pek çok selâm ve alâkadarlık göstermiş ve demiş ki: Said Nursî’nin eserleri benim yanımda var. Onun talebeleri de burada yani medresemizde var. İnşâallah Medresetüzzehra’nın üstadı olan Câmi-ül Ezher’de bir küçük Medrese-i Zehra da teşekkül edecek. Ben de o mübarek müderrisi, İstanbul’da Fetva Emini ve Nurlara çok tarafdar olan merhum Ali Rıza Efendi ile ve bizim ve Risale-i Nur’un beraetine Denizli’de sebebiyet veren Ali Rıza ile beraber her sabah manevi kazançlarımı defter-i a’mallerine geçmesi için rahmet-i İlahiyeden niyaz etmeğe karar verdim.

Sâlisen: Hüsrev’in imzasıyla Reis-i Cumhur’a Hüsrev’in haberi olmadan çekilen telgrafın bir zararı yok. Veya meczub bir dostun veya kurnaz bir adamın bir fuzuliliğidir, ehemmiyetsizdir.

Râbian: İstanbul’dan haber aldım ki; Rehberler bütün ciltlenmiş, Münacatın da tab’ı tamam olmuş O beşyüz Münacat, Rehber’in beşyüz nüshasının arkasına konulacak. Hakikaten Münacat gayet basit ve kolay olduğu halde, gayet kuvvetli ve her okuyana faidesi kat’î var. Ben eskiden beri onun Arabîsini vird olarak okuyordum. Şimdi Türkçesini de Arabî gibi okudukça hiçbir usanç vermeden zevkli görüyorum. Demek تَفَكُّرُ‮ ‬سَاعَةٍ onda var. Tam bu zamanda da intişarı ehl-i imana umum kardeşlerime ve hemşirelerime hususan mübarek ihtiyarlar ve masum evlâdlara dua ediyorum, onların dualarını isterim.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

13. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Mübareklerin Medresetüzzehra namına bu defa bana getirdikleri Nur hediyeleri içinde merhum şehid Hâfız Ali’nin mahsus nüshasını, İşarat-ül İ’caz tefsirinde Hâfız Ali’nin tevafukat-ı harfiyesine dair çok güzel tevafukatlı işaret etmiş o tefsiri benim çok hoşuma geldi ve herşeyi bıraktım onu mütalaaya başladım. Gördüm ki: İşarat-ül İ’caz umum Risale-i Nur’un bir fihristesi, bir listesi ve o Nur bahçesinin bir fidanlığı ve sırr-ı i’caz-ı Kur’anın bir menbaı olduğunu gördüm. Gayet ince ve derin olduğu için şimdiye kadar âlimler pek azını anlamışlardı. Fakat kimin eline geçmiş ise fevkalâde takdir etmiş ve emsalsiz demiş. Hattâ Dârülhikmet’te merhum şâir Mehmed Âkif demiş ki: En büyük âlim odur ki, bu tefsiri anlasın; değil ki emsalini yapabilsin. Hakikaten ben de merhum Mehmed Âkif gibi derim. Dehşetli eski harb içinde avcı hattında bazan da at üzerinde îcazdaki i’cazın en ince münasebatını görmek, onlarla tam meşgul olmak ve koca dehşetli harbin tehlikesi onu müşevveş etmemek ve incimad derecesindeki soğuk içinde avcı hattında o incecik i’caz münasebetlerini herşeyden daha ehemmiyetli görmek, Eski Said’in hakikaten hizmet-i Kur’aniyede hârika bir fedakârlığıdır. Hattâ Yeni Said’in 30 sene bu acib zamanda gazeteleri okumamasını ve 10 sene İkinci harbi bilmemesini, sormamasını ve i’dam niyetiyle hapisliğinde Kur’an esrarını yazmaktan vazgeçmemesini ve bütün tehlikeleri hiçe saymasını; o Eski Said’in ilmî ve manevî fedakârlığını, Yeni Said’in bu otuz senedeki fedakârlığından daha hârika gördüm.

Sâniyen: Bu İşarat-ül İ’caz bir defa daha aynı tarzda ve kerametli kıt’ada tab’ etmek ve Arabistan, Pakistan gibi yerlere gitmek münasib görüldü. Fakat Eski Said’in îcazda i’cazı beyan ettiği ve en ince münasib belâgatı beyanı içinde gayet ince ve kısa îcazlı cümleleri bir derece izah veya Türkçe tercüme etmek lâzım geliyor. Eski kuvvet ve iktidarım kalmadığı için yalnız kendi başıma yapamıyacağım. İnşâallah yakın bir zamanda Arabî bilen Nur kahramanlarından üç-dört talebe eski zamandaki Said’in talebeleri gibi yanıma gelip eski medresede gibi bir ders verip onlar da o ders içinde kısmen tercüme kısmen izah suretinde yazılmasını rahmet ve tevfik-i İlahîden niyaz ediyoruz. Arabîsini İstanbul tab’ edecek ve yazacağımız tercüme ve izahı Medresetüzzehra erkânları yazacaklar inşâallah.

Sâlisen: İzmir’de Mehmed Yayla ve Abdurrahman Bey’in makine ile hizmet-i Nuriye etmek niyetlerine yüz bârekâllah diye ruh-u canımızla onları tebrik ediyoruz. Onların ne yolda hareket edeceklerini de Medresetüzzehra erkânlarına havale ediyoruz. Bir de Kastamonu havalisi kahramanlarından Ahmed Kureyşî’nin ve leffen size görderdiğimiz mektubunda eski meb’us oğlu Demokrat meb’usu ikisi de Nur’un has talebeleri içinde kabul edildiklerini Ahmed Kureyşî’ye benim bedelime yazarsınız.

Binler dua ve umuma selâm.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

14. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Eskiden gönderilmişken şimdi tekrar zamanıdır. Münasib görür bu mealde Tarsus mes’elesini karşılamak için bir şey yazılsın. İtalya’da Papa’nın Zülfikar’ı alıp çok takdir ettiklerine dair melfuf mektubu da gönderiyoruz.

Said Nursî

15. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Hiç merak etmeyiniz. Bu yeni taarruzda hiçbir halt edemiyecekler. Belki şimdiye kadar olduğu gibi عَسَى‮ ‬اَنْ‮ ‬تَكْرَهُوا‮ ‬شَيْئًا‮ ‬وَهُوَ‮ ‬خَيْرٌ‮ ‬لَكُمْ sırrına mazhar olacağını, yüzden birisi Nurları göremeyen resmî memurlarda görmeğe, vazife itibariyle dikkat etmeğe mecbur olmalarıdır. Zâten Nur’un fevkalâde parlaması, Pakistan ve Mısır’a gitmesi elbette dinsizler tarafından bir taarruza maruz olmak ihtimali kavi idi. Lillahilhamd pek hafif geçiyor.

Meselâ: Bana karşı burada pek hainane ve damarlarıma dokunduracak bir tarzda, birden sermaye-i hayatım has nüshaları müsadere etmek niyeti ile buraya geldiler. Bu ise Başvekil’e ve Dâhiliye ve Maarif Vekillerine ve din lehinde olanlara komünist ve masonlar hesabına bir taarruz manasında görünüyor. Onun için onlar bizim müdafaamıza ihtiyaç bırakmıyacaklar inşâallah.

Sâniyen: Hiç ömrümde tahattur edemediğim ve benim arkadaşlarım dahi diyorlar ki: Biz ömrümüzde görmedik ki, zîhayatların umumî bayramı olan nevruz günü ve gecesi en şiddetli zemherir günleri gibi sabahtan akşama kadar kar yağması, birkaç gün yağmurla şiddetli gelmesi aynı zamanda hem İstanbul’da hem burada hem Tarsus’ta Risale-i Nur’a taarruz tevafuk etmesi, mükerrer tecrübelere binaen buradaki Nurcuların kanaatleri geliyor ki, zelzeleler gibi bu hârika vaziyet dahi küre-i havanın da bir hiddetidir ve taarruza bir itirazıdır.

Sâlisen: Hoca Sabri’nin burada üç ders İşarat-ül İ’caz’dan okuması, inşâallah üç ay kadar kıymeti, ehemmiyeti var. Ve üç saat karakoldaki sıkıntısı beni üç gün belki üç ay sıkıntıdan kurtarmağa vesile oldu. Eğer onu Halıcı Sabri zannedip onunla uğraşmasa idiler, benim menzilimi basacak idiler. Çok müteessir olacaktım. Onun için bu hali medar-ı teessür değil, bilakis medar-ı şükürdür. Onun medrese tayini bıraktığı bulgurunu gömleğiyle beraber teberrük olarak ona gönderiyoruz. Küçücük medrese-i Nuriyesinde aynı medrese tayini gibi âfiyetle yesin.

Râbian: Mason komünistler hesabına eski müfritlerin namına bu defa bana karşı taarruzları birden tevakkuf etti. İnşâallah sondur. Çünki buraya o iş için gelenler, birden geri gittiler. Umum kardeşlerime ve hemşirelerimize selâm ve dualarını istiyoruz.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Hasta kardeşiniz

Said Nursî

Hâşiye: Medar-ı şükrandır ki, ben gayet hiddetli iken, en has buradaki kardeşlerimin üçünü şiddetle itab ederken, birden Cevşen-ül Kebir nüshaları geldi. Hem benim hiddetimi feraha ve sürura çevirdi ve dinsizlerin hücumunu da manen bir derece kırdı. Cevşen’de sahife 132’de ikinci satırdan sonra melfuf pusuladaki oniki satır noksandır. Bir kâğıda yazılıp ilâve ediniz. Sahife 112’nin altıncı satırının âhirinde (لا‮ ‬يغيب) olacak, (لا) noksan kalmış.

16. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Evvelâ: Bütün ruh-u canımızla Leyle-i Kadir sırrıyla seksen sene ibadetkârane bir ömr-ü bâkiyi kazandıran Ramazan-ı Şerifinizi tebrik eder ve rahmet-i İlahiyeden niyaz ederek herbir gecesi Nurcular hakkında bin geceden daha hayırlı olmasını dergâh-ı İlahîden rica ediyoruz.

Sâniyen: Bir aydır Hüsrev’in tafsilatlı mektubunu almadığımızdan bir parça merak ettim. (Haşiye-1[2]) İnşâallah şimdiye kadar olduğu gibi daima hârika bir muvaffakiyetle Medresetüzzehra’nın vazifesini görecek ve görüyor. Çok cihetlerde hâriç ve dâhilde çekirdekleri sünbüller veriyor.

Sâlisen: Ankara’da küçük Nur medresesi talebelerinin bir ehemmiyetli mektubunu da leffen gönderiyoruz.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

Haşiye-2: Sıhhıye memuru Hayri kardeşimiz, size yakın olan Dinar’a yine sıhhiye memuru vazifesiyle naklen tayin edilmiştir.

17. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Demokratlar içerisinde meb’us Gazi ve Gazi gibi dindarlar ve Isparta’da Rüşdü ve akrabası ve Emirdağı’nda Mehmed Çalışkan ve Hamza gibi demokratların hatırı için yalnız bir saat dünyaya baktım.

Said Nursî

Aziz kardeşlerim!

(Bu yazıyı Üstadımız yazdırdılar.)

İngilizlerin bizi Atlantik Paktı’na almadıklarına müteessir olmuştuk. Bilakis Üstadımızın bize beyan ettiği bu hakikatlar karşısında alınmadığımıza ruh-u canımızla memnun olduk.

Mehmed, Hamza

İngiltere’nin İslâmiyet’e karşı düşmanlığı

Ellibeş sene önce İngiltere’nin Hindistan Müstemleke Nâzırı matbuatta intişar eden bir makalesinde, müslümanların elinde Kur’an bulundukça İngiltere’nin İslâmlara tamamıyla hâkim olamıyacağını, tam hâkimiyetin tesisi için Kur’anın sukut ettirilmesi îcab ettiğini yazmak suretiyle, hükûmetinin İslâmiyet hakkındaki gizli siyasetini açığa koymuştu. İngiltere hükûmeti, İslâmlar hakkında iki türlü hatt-ı hareket takib etmektedir:

Birisi: O zamanın İslâmların önderliğini yapan Türklere karşı olup, Türkiye’de gizli bir ifsad komitesi kurarak, Türkleri İslâmiyet’ten uzaklaştırmağa ve Kur’anı Türkiye’de sukut ettirmeğe çalışmakta idiler.

Diğeri de: Türkiye’den başka memleketlerdeki müslümanlara tatbik edilen siyaset idi ki, bu siyasete göre de din hususunda müslümanlara geniş müsamaha gösteriyorlar ve onları okşuyorlardı. Türkiye’deki faaliyetlerinden, Türkleri İslâmiyet’ten uzaklaştırmak ve bu gayede muvaffak oldukları takdirde Türkleri diğer müslümanların gözünden düşürerek Türklerin önderliğini bertaraf etmek amacını güdüyorlardı. Lozan Muahedesi’nde İngilizler, İslâmiyet ve Kur’an aleyhine olan siyasetlerine devam ederek, o zamanki Türk hükûmetiyle İslâmiyeti Türkiye’den kaldırmak esasında anlaşmaya varmışlardı. Eski İngiliz Başvekili Loid Corc ölünceye kadar bu siyaseti izhar etmiştir. Lozan Anlaşması’na göre o zamanın hükûmeti İngilizlere İslâmiyeti peşkeş çekmişler, Türkiye’den İslâmiyeti otuz sene zarfında kaldıracaklarını tahmin ederek ona göre teşkilatlar vücuda getirerek çalışmaya başlamışlardı. Otuz sene geçince, bu müddetin kâfi gelmediğini görerek tekrar otuz sene daha çalışmak îcab ettiğini o zamanın başvekili Meclis’te açıklamıştı. Şimdiki Demokratların bazı dindarları, eski İttihad-ı İslâm ve İttihad-ı Muhammedî gayesini tahakkuk ettirmek için çalışanlarla birlikte idiler.

Demokratların eski hükûmet gibi dini ve şeair-i İslâmiyeyi İngilizlere rüşvet vermemeğe kalkmamaları îcab eder. Zira artık buna lüzum kalmamıştır. İngilizler son resmî beyanatlarında, Türklerin Asya’lı ve müslüman bulunmalarından dolayı onlarla işbirliği yapılamıyacağını açıklamışlardır. Halen Ehl-i Salib fikrini devam ettirdiklerine, bu aşikâr bir delildir. İngilizler de zâten İkinci Cihan Harbi’nden sonra Amerika’nın gölgesinde kalarak, talî derecede bir devlet olmuştur. Bu yüzden kendilerine fazla ehemmiyet verip, dostluğunu temin için dini rüşvet vermeğe ve onlara yaranmağa çalışmanın lüzumu kalmamıştır. İngiliz’in kendisi de bugün Amerika’nın yardımına muhtaç bir haldedir. Demokratlar 400 milyon müslümanın nefretini kazanmış olan İngilizlerin dostluğu yerine; bilakis müslümanları intibaha getirip onlarla kardeşlik ittifakı yaparak, onların eskiden olduğu gibi önderliğini yapmağa çalışmalıdırlar. Elbette bu daha çok hayırlıdır. Bu hayırlı nokta-i istinadı kazanmak için ezan-ı Muhammedî gibi dinin diğer şeairini de yerine getirmek, yeni hükûmetin en büyük vazifesi olmalıdır. Yeni hükûmet İngiliz dostluğundan ziyade, Amerika’nın dostluğuna ehemmiyet vermelidir. Çünki Amerika ve Amerikan halkının âlem-i İslâmla dost olmaları daima menfaatları îcabıdır. Ve İngilizler gibi İslâmiyet aleyhine bir siyasetleri yoktur.

İşte ben ellibeş seneden beri İngilizlerin bu gizli çalışan Kur’an düşmanlarına karşı, Risale-i Nur’u ikameye çalıştım. Cenab-ı Hakk’a yüzbin şükür olsun ki, Risale-i Nur onların bu sinsi siyasetine karşı geldi ve onları mağlub etti. Eski İttihad-ı İslâm ve İttihad-ı Muhammedî’nin arkadaşı olan demokratların bazı dindarları, herşeyden önce elmas bir kılınç gibi, Kur’anî hakikatlar olan Risale-i Nur’u ellerinde tutarak âlem-i İslâmın kardeşliğini kazanmaya ve aynı zamanda İngilizlerin son beyanatlarıyla bize karşı takib ettikleri siyaset ellibeş sene önceki siyasetin aynı olduğu anlaşıldığına nazaran, içimizde bulundurdukları ifsad komitelerini yok etmeğe çalışmalıdırlar. (Haşiye)

Haşiye: Otuzbeş seneden beri “Eûzü billahi mineşşeytani vessiyaseti” diyen ve siyasetle hiç alâkadar olmayan Bediüzzaman, yalnız bugün 20/6/1951’de bir saat için dünya ile meşgul olmuş ve bu hakikatleri yazdırmıştır.

Hamza, Mehmed, Nuri

18. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Bütün ruh-u canımızla leyle-i kadrinizi tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak sizler ve bizler hakkında o mübarek gecesini bin ay kadar hayırlı eylesin. Seksen sene bir ömr-ü bâki Nurculara temin eylesin, âmîn.

Sâniyen: Mu’cizatlı Kur’anımızı fotoğrafla gayet güzel yirmibin nüsha tab’ etmek için Abdülmuhsin’i buradan gönderdik. Buradan bir-iki adamı dahi o mes’ele için gönderdik. İstanbul’daki Hacı Nazif gibi dostlar bu mes’eleye çalışacaklar. Masarıf-ı tab’iyesi için sadaka ve hediye kabul etmiyoruz. Yalnız bir nevi abone gibi yani ödünç alıp bilâhere iade etmek şartıyla, bazı Nur merkezlerinde kendi ihtiyarlarıyla bir iki üç adam tedarik edebilir. Emirdağı’nda beş arkadaş 1500 banknot hazırladılar. Hüsrev’in gönderdiği 1000 banknot burada duruyor. Ben de nafakama ait ve sattığım bazı kitablarımın fiyatı olarak 500 banknotu Abdülmuhsin ile İstanbul’a gönderdim. Eğer tam mükemmel olarak İstanbul’da muvaffak olamazsak, Mısır’a gönderip Câmi-ül Ezher’deki Nurcular onu hem daha güzel ve daha mükemmel fotoğrafla tab’ etmeğe çalışacaklar.

Bu hârika ve herkesin nazarını celbeden Mu’cizatlı Kur’an intişarıyla hem hatt-ı Kur’aniyeye, hem Kur’anı iştiyakla okumasına büyük bir hizmet olacak. Baştaki Kur’an tarifine dair iki sahife, hem Türkçe hem Arabça basılacak, sonra Kur’anın başına bırakılacak.

Sâlisen: Eskiden kaybolan Yirmidördüncü Cüz’ün yerine yazılan cüz yaldızlı olmamasından ve öteki cüzlere yetişmemesinden eğer sizde yaldızlı yazılmış Yirmidördüncü Cüz varsa buraya gönderiniz. Yoksa bu cüz’ü göndereceğiz ki, güzelce ve hem daha ziyade yaldızlı yapınız ki, arkadaşlarından geri kalmasın.

Umum kardeşlerime, hemşirelerime selâm ve dua ve Ramazan-ı mübareklerinin tam makbuliyetini rahmet-i İlahiyeden niyaz ederiz ve dualarını da rica ederiz.

Hasta kardeşiniz

Said Nursî

19. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Umuma selâm. Tekrar Sadık ile Kur’anımızı burada toplanan para ile İstanbul’a gönderiyoruz. Hem yanımdaki kitablarımı da şimdilik muvakkaten Eskişehir’e, sonradan sizinle meşveretten sonra da ya Antalya ya Mersin ya Urfa’ya göndermek niyetindeyiz. Mektubat’ın 99. sahifesinin 2. satırının âhirinde “Rabbanî” sehivdir, savabı “Ribaî”dir. Bundan başka pek az ve manaya zarar vermeyen küçücük sehivleri işaret etmedim. Mektubat mâşâallah çok güzel ve sıhhatli basılmış.

Said

20. Parça[]

Aziz, sıddık Medreset-üz Zehra erkânları ve Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın kâtibi Altunbaşlı Hüsrev kardeşim!

Sâbık mektubu şimdi de neşredebilirsiniz. Münasib görürseniz Mektubat mecmuasının âhirinde de ilhak edersiniz. Hem şimdi buradaki hizmette bulunan kardeşlerime El-Hutbet-üş Şamiye namındaki Arabî ve matbu’ risaleyi onlara bir parça okuyorum. Onlar da tercümesine çalışıyorlar. Çok da mühim hakikatları var. Âdeta bu zamandaki insanlara ders veriyor. Tercümesi de kolaydır. Ben rahatsız olduğumdan siz orada tercüme edin. Bu mektubla beraber neşredersiniz. Bu zamanın yaralarına inşâallah bir deva olur.

Sâniyen: İstanbul’a gönderdiğimiz Kur’anımızı fotoğrafla yaldızla tab’ etmek için altmış bin lira lüzumu var demişler. Onun için şimdilik o azîm mes’eleyi iki-üç ay te’hir etmeğe lüzum oldu. Belki de bunda bir mühim hikmet var ki, te’hir edilmiş. Daha tam zamanı gelmedi ve tefsiri olan Risale-i Nur’un tamamını, o cevher-i arşî ve âlî için gayet muvafık bir zaman ve zemin lâzımdır ki, bir parça te’hir etti. Belki de Câmi-ül Ezher Medreset-üz Zehra ile teşrik-i mesaî edip Mısır’da parlak bir tarzda fotoğrafla basılmasını bekliyor. Kur’anın tab’ı için İstanbul’da toplanan parayı muhafaza edilmesi için size göndereceğiz.

Sizin gönderdiğiniz Delâil-ün Nur ve Hülâsalar geldi. Hem Mektubat’ın 128. sahifesine kadar aldık. Size de Hüccet-üz Zehra’nın Birinci Makamının mumlu kâğıda yazılmışını gönderdik. Sungur veya Ceylan hangisi lüzumu varsa yardımınıza gelebilirler. Yüz mâşâallah, bin bârekâllah, Mektubat hem sıhhatli hem güzel çıkıyor. Mumlu kâğıdı da bir gelen olursa gönderebileceğiz. Burada biz tashihine bakamadık, lüzum varsa siz bakarsınız.

Said Nursî

21. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Seksen küsur sene bir ömr-ü bâki kazandıran ve hayratın sevabını yüzlere, binlere çıkaran şuhur-u selâsenizi ruh-u canımızla tebrik ediyoruz.

Sâniyen: Nur’un kahraman talebelerinin müdafaatlarının mecmuası çok güzel olmakla beraber Nur’un kahramanının kalemi yine bir kerametini göstermiş ki, tamamında zararlı bir yanlış yapmayarak yalnız son sahifenin beşinci satırında Hata-Savab Cedveli kelimesinde “savab” yerinde “sevab” yazmış. Latif ve zarif, zararsız bir yanlış yapmış, yani “hata-sevab” olmuş.

Sâlisen: Bugün Yirmiikinci Mektub’u tashih ettim. Birinci Mebhası mü’minler içinde adavetin ne kadar zararlı olduğunu hüccetlerle isbat ettiğinden şimdiki çok esbabın iktiza ettiği adavet hastalığına tam bir ilâç buldum. Yirmi sene evvel bir münzevi, cemaat-ı İslâmiyeye ziyade şefkatinden bu hakikatı görmüş, o zaman yazmış idi. Şimdi dünya halini bilemiyorum. Fakat tahminen dâhil ve hâriç ihtilaftan, adavetten istifade eden vatan ve millet düşmanları, dehşetli ve geniş bir adaveti aşıladıklarından, bu Birinci Mebhas mümkün olsa her vilayetin resmî adamları neşrine izin verip ahaliye okutturulması vatan ve millet namına elzemdir. Eğer siz münasib görseniz orada vali ve emniyet müdürüne bir suretini gösterirsiniz. Yirmi sene evvel bir adam millete acıyarak bu parçayı yazmış, dört-beş mahkeme onu görüp değil itiraz, beğenmiş bir nasihattır. Müsaade ederseniz biz bunu teksir edeceğiz dersiniz. İçinde münasib görmediğiniz kelimeleri tadil edebilirsiniz. Meselâ âhirzamanda gelecek Süfyan ve Deccal yerine eşhas-ı müdhişe yazabilirsiniz. Umum kardeşlerime ve hemşirelerime binler selâm.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

22. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki Risale-i Nur’un neşrinde Medresetüzzehra erkânlarının sarsılmaz, geri çekilmez himmetleri, gayretleri ceridelerle intişarına ihtiyaç bırakmamış. İntişardaki ihlası, ceridelerdeki münafî-i ihlas olan cereyanlara âlet olmaktan muhafaza etmiş. Hattâ en ziyade Nurlara tarafdar olan Sebilürreşad’ın hakkımızda neşriyatına tarafdar olamazdım. Ve hatırını kırmamak için onu teşebbüslerini zahir reddedemedim fakat kalben razı değildim. Medresetüzzehra’nın ihtiyac-ı hakiki derecesinde neşriyat-ı hâlisanesi, ceridelere ihtiyaç bırakmamış.

Sâniyen: İstanbul Üniversitesinin küçük Saidlerinin Eski Said ve Yeni Said’in tarihçe-i hayatından yazdıkları ve Sebilürreşad’ın neşrine teşebbüs ettiği ve size gönderdiğimiz risaleciğini gayet az tashih ettim. Onu mükemmel bir surette hem tashih hem tadil hem tekmil etmek size aittir. Onu tadilinizden sonra Birinci Zeyl olan talebe müdafaatının bir zeyli veya bir lâhikası diye teksir etseniz, Risale-i Nur aleyhine çalışanları bir derece susturabilir diye hem Ankara hem İstanbul Üniversitesindeki talebeler karar vermişler, haber aldım.

Sâlisen: Eşref Edib’in benim hakkımda bir nevi müdafaa nevinde neşri için benden izin istediği ve evvelce size gönderdiğim ve siz de münasib görüp Zübeyr’e gönderdiğiniz ve “Parlak Makale” namını verdiğiniz parçayı da bu yeni zeylin âhirinde neşrini münasib görseniz teksir edilsin. Ve başında “Sebilürreşad bunu neşretmek için Said’den izin istemiş. O da bize havale etmiş. Biz de bu surette neşrini münasib gördük.” yazınız.

Râbian: Bunda bana göndereceğiniz Birinci Zeyl’i Afyon’dan gönderdiğim parayı onun fiyatını saymak istiyorsunuz. Halbuki ben size çok borçluyum. O eski nüshaların bir kısım fiyatı imiş. Şimdi parası verilmiş diye yazmanız, Nur kahramanının bir nevi kerameti telakki ettiğimden, ileride fiyatını vermek üzere kabul ediyorum. Çünki bugünlerde hem hane kirasını hem zeylin fiyatın vermeğe halim müsaid değildi. Bin bârekâllah dedirtti.

Umum kardeşlerimizin ve hemşirelerimizin geçen Leyle-i Regaiblerini ve gelecek Leyle-i Mi’raclarını ruh-u canımızla tebrik ve benim için şimdiden Isparta’dan bir hane hazırlamanız, beni fevkalâde minnetdar eyledi.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

Hâşiye: Mehmed Ali ile hem üniversitenin genç Saidlerinin risaleciğini hem Eşref Edib’in makalesini gönderdik. Fakat Eşref Edib’in makalesinin âhirinde bir kısmını çizdim. Üniversite talebelerinin nüshasını tam tashih edemedim. Hususan imlâ yanlışları. Siz benim bedelime tashih edersiniz.

Said Nursî

23. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Mahkememizin yine kırk gün te’hir etmesinde üç faide var. Mûcib-i merak değil, mûcib-i teşekkürdür.

Birincisi: Maddeten ve manen hissedildi ki, Afyon adliyesi de Denizli gibi Nurlardan istifadeye perde altında başlamasıdır.

İkincisi: Risale-i Nur’un hârika kuvvetini mahkeme anlamış ki, böyle bahanelerle bir-iki günlük işi kırk güne atıyor ki, Adliye Vekili ve Başvekil Meclis-i Meb’usan’da “Nur’un faaliyetine karşı gelemiyoruz” demeleri ve Afyon Adliyesi de aynı hârika kuvveti bilmiş ki, serbestiyetine mani’ olmak için böyle te’hir etmiş ve ediyor.

Üçüncüsü: Bu te’hir gösteriyor ki, üç senede hakiki olarak medar-ı mes’uliyet bir şey bulamıyorlar. Yoksa habbeyi kubbe yaptıkları halde böyle nazik zamanlarda çok medar-ı mes’uliyet bahaneler gösterecektiler. Demek Risale-i Nur tam galebe etmiş.

Sâniyen: Nur’un hizmetinde çok ehemmiyetli vazifeleri gören Şamlı Hâfız Tevfik ve Safranbolu’lu Mustafa Osman’ın mektubları beni cidden ağlattırdı. Ben Barla’yı ve Tevfik gibi kardeşlerimi unutamıyorum. Hayalen çok vakitlerde kendimi orada tahayyül ediyorum. Âhir hayatımı da o mübarek yerde geçirmek isterdim ve bazı vakitte Senirkent’te oturmak arzu ederdim. Fakat şimdilik ihtiyar elimde değil. Isparta ve civarı benim için taşı toprağı ile mübarektir. Isparta’nın Medresetüzzehra’sı ise, umum Anadolu üniversitesi ve âlem-i İslâmın dârülfünunu olacağını kuvvetle ümid ediyoruz. Onun için ben kabrimi o havalide istiyorum.

Mustafa Osman’ın Bitlis’li Abdürrezzak ve Van’lı Çaycı Emin ile muhaberesi ve Nur’dan hediyesi beni çok memnun eylemiş. Zâten Mustafa Osman’da Safranbolu Isparta’sında bir Hüsrev olduğunu biliyorum.

Sâlisen: Eski hizmetkârım Tenekeci Nakkaş Küçük Mehmed’in şoförle gönderdiği mektubu beni çok memnun etti. Mâşâallah eski zamanda gördüğüm Tenekeci Mehmed’i bu mektub vasıtasıyla eski gördüğüm gibi cidden ferahlandım. Onun hayatta ve ne halde olduğunu bilemiyordum. Fakat şimdi kırk gün sonra yine mahkeme burada olduğu için ta bayrama kadar burada kalmak lüzum var.

Râbian: Kardeşimiz Âtıf’ın Pakistan gibi yeni İslâm devletlerine Delâil ve Hülâsat-ül Hülâsa’yı göndermek ve başında Arabî bir fıkrada benim bulunmak niyetini Hüsrev’e yazıyor. Evet Âtıf’ın bu fikriyle bunları büyük Nur mecmualarıyla beraber Medresetüzzehra’nın erkânı münasib gördüğü tarzda göndermeleri münasibdir. Erkânlar benim bedelime Arabî fıkrayı yazarlar.

Hâmisen: Hakiki fedakâr Zübeyr, en lüzumlu ve hizmete şiddet-i ihtiyacım zamanında buraya imdadıma geldi. Yoksa Isparta’dan o sistemde birisini isteyecektim. Çünki Halil askere gitmek üzeredir. Umum kardeşlerime ve hemşirelerime selâm ve dua ve dualarını isteriz.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

24. Parça[]

Ziyaret etmek ve görüşmek isteyenler bu mektubu görsün, görüşmediğimden gücenmesin.

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Şimdilik görüşmediğimin altı sebebi var:

Birincisi: Mahkemelere gitmemek için doktorlar rapor vermişler ki, bunun (yani Said’in) insanlarla görüşmeğe tahammülü yoktur. Raporu tekzib etmemek için şimdilik sabretmek lâzım.

İkincisi: Yirmiyedi senedir ehl-i siyaset beni tazyik ediyor. Bir bahaneleri de, “İnsanları başına topluyor” diyorlar. Ben de bu yeni mübarek Eskişehir’e geldim. Resmî adamları o eski asılsız vehme ve bahaneye düşürtmemek için şimdilik zaruretsiz görüşmüyorum.

Üçüncüsü: Yirmisekiz senedir mütemadiyen tarassud ve tecessüs ile halkları benden ürkütmek, hattâ hapislerimde tecrid-i mutlakta bıraktıkları için, insanlarla görüşmekten bana sıkıntı geldi.

Dördüncüsü: Otuzbeş senedir “Eûzü billahi mineşşeytani vessiyase” diye hayat-ı içtimaiyeye hususan hayat-ı siyasiyeye mümkün olduğu kadar karışmamak, bakmamak bir düstur-u hayatım olduğundan, insanlarla dünyevî sohbetlerden sıkılıyorum. Yalnız imana ve hakikata ait bir sohbet-i ilmiye edebilirdim. Yoksa bana sıkıntı veriyor.

Beşincisi: Benimle gürüşenler benim haddimden ziyade hüsn-ü zan etse bana ağır geliyor. Cenab-ı Hakk’a şükür, kendimi beğenmiyorum, benim şahsımı beğenenleri de beğenmiyorum. Çünki beni ya tasannua ya riyaya sevk etmek için, kuvvetimden fazla manevî bir yük yüklüyorlar.

Altıncısı: Müteaddid defa zehirlendiğim için hususan bu son zehir pek ziyade sinirlerime, asabıma tesir etmiş. Az bir şey ile müteessir oluyorum. Gayet ihlas ve samimiyet ve uhrevî bir niyetle yahut zarurî bir hizmet için olmazsa ruhum istiskal ediyor. Onun için benimle görüşmek isteyen kardeşlerim sıkılmasınlar, gücenmesinler. Şimdilik görüşmediğime bedel, Risale-i Nur’la görüşsünler. Benim has talebelerim ki, onlara birer genç Said namını vermişim, benim bedelime onlar görüşsünler.

Said Nursî

25. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Evvelen: Kardeşimiz Kahraman Rüşdü’nün gönderdiği mektub ile gazeteyi bana okudular. Dünkü gün aynı gazeteyi görmüş gibi hiddet ediyordum. Fakat Demokrat bütün kuvvetiyle beni müdafaa etmek lâzımgelirken, acaba Demokrat dindarları da aldanmışlar ki, beni ve Risale-i Nur’u himaye etmiyorlar. Ve aleyhime dönmek ihtimali var mı ki diye bu akşam telaş ettim. Fakat birden bu sabah mektubunuzu aldığım vakit o telaşım gitti ve anladım ki: Demokratlar anlamışlar ki, onların büyük bir kuvveti Nurcular olduğundan, Demokrat kongresinde milletvekili beni müdafaa etmiş. O Halk partilerinin müfrit kısmından o gazeteci iki acib yalan ve iftirası, bu noktayı yazmaya beni mecbur etti ki;

Birisi: Ciltlerle kitabları inkılab aleyhindedir diye demesi gösteriyor ki, o hakaik-ı imaniye ve Kur’aniyenin haricinde sırf bir dinsizlik manasını inkılaba vermiş, inkılabı öyle kabul ediyor. Bu müslüman millete bu iftirayı eden, belasını bulacak.

İkinci iftirası, diyor ki: “Said Nursî Kürd milliyetini din namına Anadolu evlâdlarına neşrediyor.” Acaba bu bedbaht, İslâmiyet milliyetini Kürd milliyeti demekle divanece mana veriyor. Ellibeş seneden beri “Irkçılık firengî bir hastalıktır ki, firenkler İslâmiyet’i parçalamak için içlerine sokmuşlar” deyip ellibeş seneden beri “Milliyetimiz yalnız İslâmiyettir” der. Bütün eserlerinde bu esası takib etmiş gitmiş bir adam hakkında böyle bir isnad, yirmi derece bir iftiradır. Kürdlük isnadıyla ilişenlere karşı, Hücumat-üs Sitte’nin bir desisesinde ve Yirmialtıncı Mektub’un bir kısmında kat’î cevabı var olmakla beraber, ellibeş seneden beri hattâ Mart hâdisesinde ırkçıların kulüpleri açıldığı zaman, onların umumuna “Milliyetimiz İslâmiyettir. Bütün biz kardeşiz. Irkçılıkla tefrika vermeyiniz. Türk milliyeti, İslâmiyet milliyeti içinde mezcolmuştur. Türk milliyeti, İslâmiyet milliyetidir.” diye o dehşetli hâdiselerde belayı onda birisine indiren ve bütün memleketini, akrabalarını ve aşiretlerini bırakıp sırf Türk milleti evlâdına hakikat-ı imaniyeyi ders veren ve yirmisekiz sene işkencelerle azabı çektirdikleri halde o hizmet-i imaniyeden vazgeçmeyen bir adama bu ırkçılığı isnad etmek, yüz derece bir haksızlık ve insafsızlıktır.

Hem medeniyet nikâhı içinde şer’î nikâh da yapılsın demesini, aile hayatı aleyhinde sayması; o gazetecinin bu dinin kıymetini takdir etmediğini ve din aleyhinde olduğunu îma ediyor.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

Haşiye: Üstadımız hem çok rahatsız, hastalığı şiddetli ve kendisi hiddetli, acele bir surette söyledi. Biz de kaleme aldık. Ve dedi: Medresetüzzehra erkânları ne karar verseler ben kabul ederim. Bana sormağa lüzum yok, dedi. Daha tashihe vakit bulmadan postaya verildi. Siz imlâsını ve yanlışını tashih edersiniz.

Halil, Mustafa

26. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Nur’un Kahramanı Hüsrev Kardeşim!

Evvelâ: Size müjde. Afyon mahkemesi (Müddeiumumî müstesna) müttefikan bütün Risale-i Nur’un beraetine karar vermişler. On güne kadar kararnamenin suretini de bize verecekler. Müddeiumumî temyiz ettiği için resmen onbeş gün kadar te’hir etmiş. Onbeş güne kadar tam netice verecekler. Demokratların mühim bir kısmı Risale-i Nur lehinde olduğuna bazı emareler görüyorum. İnşâallah yakında lâkayd kısımları da Nurları iltizam etmeğe manevî mecburî bir ihtiyaç hissedecekler.

Sâniyen: Hüccetüzzehra’nın Arabî kısmını size gönderiyorum.

Sâlisen: Yirmidokuzuncu Mektub’un tevafukata dair iki nükteciğini bugün gördüm. Bera-yı malûmat size de gönderiyorum.

Sual: En büyük hakaik-ı Kur’aniye ve imaniye ile meşgul olduğun halde, neden onu muvakkaten bırakıp en ziyade uzak olan Kur’an’daki huruf-u hecaiyenin adedlerinden ve sırlarından bahsediyorsun?

Elcevab: Çünki o meş’um zamanda, Kur’anın bir temel taşı olan hurufuna şiddetli hücum ediliyordu. Ve o mübarek, kudsî ve herbiri ondan yüze ve bine kadar sevabı bulunan o harflerin tebdiline çalışıyorlardı.

İkinci Nükte: Huruf-u Kur’aniyenin tahrif ve tebdiline ve Kur’an hattının latin hattına değiştirilmesine mukabil, Risale-i Nur hakikatlarıyla o dehşetli hatayı reddettiği aynı zamanda, Kur’anın harflerindeki lemaat-ı i’caziyeyi göstermekle o belaya karşı müdafaa etmek hissi, tevafukat hakkında Said’in pek çok israfat ve tafsilâta girmesini teşvik eden sebeb ise, Kur’an’la ve kıraatiyle meşguliyet bir ehemmiyetli ibadet olduğuna ve her harfin hiç olmazsa on sevabı olduğu gibi, harfleriyle bu nevi’ iştigal dahi gayet şirin ve tatlı bir ilmî ve fiilî kıraat ve ibadet olduğuna Said’in kanaatıdır. Umuma selâm.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Duanıza muhtaç

hasta kardeşiniz

Said Nursî

27. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Isparta’daki fırtına ve zayiatı ta’ziye ediyorum. Böyle musibetlerde zayi olan mallar sadaka hükmüne geçerek bir mal-i bâki olması bana teselli verdi. Cenab-ı Hak o mübarek memleketi âfâttan muhafaza eylesin, âmîn.

Sâniyen: Abdülmuhsin buraya geldi. Eskiden teksir ettiğiniz Hüccetüzzehra’nın birinci kısmının لاَ‮ ‬اِلهَ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬اللّهُ‮ ‬وَحْدَهُ‮ ‬لاَ‮ ‬شَرِيكَ‮ ‬لَهُ‮... ‬الخ yirmi sahifelik kısmı ve ondan sonra Yirminci Mektub’un İkinci Makamı’nda müjdeler hariç yalnız mukaddimesi dâhil olarak, isbat kısmında Birinci Kelime’den tâ Onuncu Kelime’ye kadar ve ondan sonra yine Hüccetüzzehra’nın Üçüncü Kısmı olan اَشْهَدُ‮ ‬اَنَّ‮ ‬مُحَمَّدًا‮ ‬رَسُولُ‮ ‬اللّهِ hakikatına şehadet eden yirmidört sahife kadar yazılacak. Sonra da Küçük Ali’nin Risale-i Nur’un çok tahşidatı hakkındaki sualine dair cevabı da içinde bulunan mektub, hem bu defa Abdülmuhsin’in beraber aldığı tebdiline dair bir parça başta yazılacak. Hem yanında götürdüğü o parçanın bir suretini size gönderecek.

Sâlisen: O küçük mecmuacık iman hakikatında ehemmiyeti olduğu gibi, bazı yerlerde gece konferanslarında iştiyakla okunmuş ve bazı meb’uslar da iştirak etmişler. Nurlar yalnız vücud ve vahdeti mutlak bir surette isbat etmek değil, belki tevhidin bütün meratibini ve hakaik-ı imaniyeyi aynelyakîn derecesine getiren bir tarzda, bütün kemalât-ı insaniyenin en yükseği olan hakikî marifetullahı kazandıran ve hakaik-ı imaniyenin inkişafını temin eden ve dehşetli rahneleri tamir ederek ve umumî daire-i İslâmiyeti muhafaza için küfr-ü mutlaka karşı bir sedd-i âhenin yapmasıyla hem hâlis ve tefekkürî ve ilmî bir ibadet, hem iman, hem huzur ve marifet-i İlahiye ve sıfat ve esma-i İlahiyenin hazinelerini açan miftahlar destgâhıdır.

Râbian: Eğer vaktiniz ve vaziyetiniz müsaid ise, bu mübarek mecmuacık en evvel Nur kahramanı Hüsrev’in mübarek yazısı ile olsun. Eğer sizin şimdi Arabî teksir meşguliyetiniz fazla ise, kendiniz Ahmed Nazif Çelebi’ye havale edip onlara bir cihette yardım edersiniz.

Duanıza çok muhtaç kardeşiniz

Said Nursî

28. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Medreset-üz Zehra erkânlarını “her cihetle benim vârislerim olduklarından” benim bedelime umum Nur kardeşlerime bana gelen tebriklerine mukabil bayramlarını tebrik etmeleri için tevkil ediyorum. Hem onları yani Medreset-üz Zehra erkânlarını hem onlar vasıtasıyla bütün Nurcuları bilmukabele tebrik ederim. Ben hastayım, onlar bana dua etsinler. Ben de onlara dua ederim.

Hasta kardeşiniz

Said Nursî

(Haşiye): Muhterem Ağabeyimiz,

Üstadımıza muhtelif yerlerden tebrikler geliyor. Üstadımız “Ben hastayım, cevab veremem. Hüsrev’e bu mealde bir şey yazarsınız.” dedi. Hürmet ve selâmlarımızla arzederiz.

Çok kusurlu âciz kardeşleriniz

Abdülmuhsin, Mustafa Acet, Mehmed Çalışkan

29. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Ben de bütün ruh u canımla, seksen sene bir bâki ömrü kazandıran Ramazan ve içindeki Leyle-i Kadrinizi, pek az ve muvakkat (yüzler masumlar bedeline) bir zahmetle pek çok sevab ve bâki ve saadetli feyizler, faziletler kazanmanızı tebrik ederim.

Said Nursî

30. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Ceylan!

Bu mektub kimin bilemedim. Ziya aynen Zübeyr gibi etsin. Hayatını Nurlara, iman hizmetine fedakârane verecek bir mahiyette bilirim. Dünya ile hususan kadınlarla evlenmek, alâkadar olup bağlanmaz zannederim. Salahaddin, Nur’un bir kahramanı iken tezevvücü onu dünyaya esir eyledi. Ona ve Nurlara çok zarar oldu. Eğer Ziya’nın dünya ile ve evlenmek ile alâkadar olmağa niyeti kat’î varsa, Nur’un erkânlarıyla meşveret etmek ona lâzımdır. Ben bu mes’elede fikir beyan edemem. Ziya gibi bir Nur kahramanı dünya ile zincirlerle bağlanması, hizmet-i Nuriye fetva vermesiyle olur.

Said Nursî

31. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

Aziz, sıddık, fedakâr kardeşlerim ve hakikî vârislerim genç Said’ler!

Ben sizleri benim yerimde Nurlara tam sahib ve muhafız ve nâşir bildiğimden, bu hayattan çıkmak bana ağır gelmiyor. Genç Said’lerin hayatları yeter. Hem her biri inşâallah Nur’un birer kahramanı olup Nur’un her bir mecmuasını birer üstad yaparak, bu bîçare Said’e ihtiyaç bırakmayacak diye teselli buluyorum ve hadsiz şükrediyorum.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Duanıza muhtaç,

hasta kardeşiniz

Said Nursî

Abdülmuhsin benim size hayatdar mektubumdur. Onu umumunuza bedel kabul ettim.

32. Parça[]

(Bediüzzaman Said Nursî’nin hastalığı dolayısıyla verilen raporun suretidir.)

Doktor Tahir Barçın

Diploma No: 1221/4689

Emirdağı’nın Çilli Mahallesinde mukim Bediüzzaman Said Nursî’nin 25/4/1958 günü evinde yapılan muayenesinde:

Hastanın yatakta yatar vaziyette bulunduğu, kaşektik denecek derecede zayıf, kansız ve mecalsiz olduğu, sesinin çıkmadığı, konuşmasının işitilip anlaşılmasına imkân bulunmadığı, ayağa kalkacak durumda olmadığı, umumî bir düşkünlük hali görülmekle şimdilik bir hafta yatakta tedavisi îcab ettiğine dair rapor verildi.

25/4/1958

Pul İmza

33. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Şimdi muhtelif garazkâr çok cereyanlar perde altında kendilerine tarafdar bulmak ve muarızlarını çürütmek için her çeşit desiseleri istimal ettiklerinden, Nur dairesindeki kardeşlerimize bir hakikatı beyan etmek lâzım geliyor. Tâ ki kudsî hizmet-i Nuriye ve imaniyeye bir zarar gelmesin.

Birincisi: Risale-i Nur’a girenin birinci vazifesi, tam sadakat ve tam sebat etmektir. Yoksa hem kendine zarar, hem binler hakikî mü’minler olan Nurculara yardım lâzım gelirken fütur verir.

İkincisi: Yirmibirinci Lem’a-yı İhlas’ta isbat ve tafsil edildiği gibi; Nur şakirdleri birbirlerini tenkid etmemek ve itiraz etmemek, kusuru varsa da lütufkâr bir tarzda hatıra getirmek ve mümkün olduğu kadar birbirine tam tesanüd ve ittifak ve kusura bakmamak.. değil evhamla, şübhelerle ittiham etmek, belki gözü ile de kabahatını görse ve kendine karşı da adavetini bulsa, yine onun aleyhine itiraz etmemek, yalnız bir nev’ meşveretle birbirini kusurdan muhafazaya çalışmak gerektir. Yoksa perde altında fırsat bekleyen münafıklar ve siyasî dinsizler ve bid’akâr cereyanlar az bir gevşeklik mabeyninizde bulsa, parmaklarını sokabilirler. Sizin tesanüdünüzü kırıp, ehemmiyetli zarar verebilirler. Çünki en büyük kuvvetimiz tesanüd ve sebat ve sadakattır. Bu âhirde Alevîlik ve Vehhabîlik cereyanları da birbiriyle çarpıştırılmış.

Elhasıl: Nurcu bir şakird, iki vazife-i içtimaîsi var:

Birincisi: İhlas. Hiçbir dünyevî menfaatı hizmetinde niyet etmemek. İstemeden menfaat gelse, Allah’a şükreder. Hem sadakat ve tam sebat etmek gerektir.

İkincisi: Tam tesanüd ve kardeşlerini tenkid etmemek, kuvve-i maneviyelerini kırmamak ve hiçbir vecihle rekabet etmemek ve kusuru varsa örtmektir.

Said Nursî

34. Parça[]

Aziz Kardeşlerime beyan ediyorum ki:

Ben İstanbul'a ve İstanbul'daki dostlarıma pek ziyade müştaktım. Her vakit ruhen temenni ediyordum ki; İstanbul'a gelip bu mübarek şehirdeki sadık dostlarımı ve ahbablarımı göreyim. Fakat maatteessüf otuz senedenberi tecrid ve inzivada bulunduğum için, insanlarla görüşmeye zaruret olmadıkça tahammülüm kalmadığından, za'fiyetten, ihtiyarlıktan ve hasta bulunmuş olmaktan dolayı fazla konuşamıyorum.

Buna mukabil kat'iyyen size haber veriyorum ki: Risale-i Nurun her bir kitabı bir Said'dir. Hangi kitaba baksanız, siz benimle karşı karşıya görüşmekten on defa ziyade hem faydalanır, hem hakiki surette benimle görüşmüş olursunuz.

Ben şuna karar vermiştim ki: Allah için benimle görüşmek isteyenleri, görüşemediklerine bedel, her sabah okuduklarıma, dualarıma hissedar ediyorum ve inşaallah etmekte devam edeceğim.

Said Nursî

35. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Hakiki bir vatanım olan mübarek Isparta'ya misafir geldiğimden, siz kardeşlerimiz beş defadır haddimden pek çok ziyade şefkatkârane iltifatınıza karşı ruh-u canımla teşekkür ediyorum. Fakat bu tezahür yeter. Çünkü hem mesleğime, hem tarz-ı hayatıma, hem burada bir miktar istirahat etmeme zarar gelmek ihtimali var. Onun için umumunuzu duama dahil ediyorum. Siz de bana dua edersiniz. Ben sizlere hakiki akraba ve kardeşlerim nazarıyla bakıyorum. Sizler de öyle göstermişsiniz... Daha istikbal etmeyin, hoş geldin vakti kalmadı.

Kardeşiniz

Hasta

Said Nursî

Talebelerinin Mektupları[]

1. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Sevgili, kahraman kardeşlerim!

Afyon Savcılığından Temyiz’e gönderilen dosyaların tarih ve numarasını bildiren ve Ankara’da alâkalı zâtların takib edilmesi beyan edilmesini bildiren mektubunuzla Ahmed Hikmet Bey’in mektubunu aldık. Alâkadarlara verilecektir. Dünkü cum’a günü dost, dindar meb’uslara yirmi aded daha Ed-Difa’ ceridesinin yazısı ile, Üstadımızın onları alâkadar eden ve en büyük vazifeniz ve vazifeleri diye belirten mektublarını Gazi Bey vermiştir. Arz olunur.

Yine dünkü gün kahraman Seyyid Sâlih kardeşimizin Emniyet tarafından odası arandı. Bazı risaleler ve mektublar ve Ankara Üniversite Nurcuları namına imzalı teksir edilen mektub da beraber alınmıştır. İnşâallah hizmet-i Nuriye cihetinde hayırdır. Hem o, hem diğer fedakârlar Ziya ve emsalleri Nurlardan aldığımız fevkalâde iman ve Kur’an derslerini ilân için bir zemin ihsan etmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyoruz, diyorlar. Hem kahraman Sâlih gibi bizim de aransa o hakikat-ı âliyenin yüksek kıymetini iftiharla beyan etmek bizim için bir saadettir, diyorlar. Bakalım o nur-u hakikatı bu zaman ve zemine rahmetiyle ihsan eden Hak nasıl ve ne suretle ilân ettiriyor ve ettirecek? Mukabele edilemez İlahî ve Kur’anî hakaiki önünde dalaleti zahiren de nasıl zebun edip eğdirecek, bekliyoruz. Ve yalnız onun rahmetine, onun merhametine ve inayetine ve himayetine güveniyoruz. Hem bu büyük ihsanına bizleri mazhar buyurup ve yine o ihsanın ilerideki mazhar olacak hadsiz ferdlerine o ihsanını arzetmekte ve neşretmekte biz âciz kullarına o ihsanının intişarına hademe ve hizmetkâr kıldığından hadsiz iştiyak ve minnetdarlıkla Rabb-i Rahîm’e şükrediyor ve o ihsan-ı İlahînin vesilesi olan sevgili Üstadımızdan daima razı olmasını âciz lisanımızla ve kalbimizle yalvarıyoruz.

Ey sevgili Üstadımız! Bu lütf u ihsanın vesilesi bulunmaklığınızla şu zindan-ı dünyada kalbimizde bir manevî cennet, bir nur-u saadet hediye etmekle ve bütün saadetlerin ve iştiyakların fevkinde bir menba’-ı huzur ihsan etmekle biz talebelerini mes’ud eden siz mübarek Üstadımıza ve siz bir misal-i rahmeti olduğunuz Rabb-i Rahîmimize acaba nasıl teşekkür edelim? İster istemez daima arzetmek mecburiyetinde kaldığımız bu hadsiz teşekkür ve minnetdarlığımız bize o Nur’un daima gelen ihsanının bir in’ikası ve siz sevgili Üstadımızın bizi tarîk-i hidayette iştiyakla sevkeden ve letaifimize daima muhtaç olduğu gıda-i manevîsini veren Risale-i Nur hediyenizin ve bununla beraber her gece ve her gündüz tekrar ile zikrettiğiniz o Nurların, o hakikatların madeni ve esası olan kudsî tesbihat ve evrad ve zikr-i İlahînin mübarek kalb ve lisanınızla tekrarından çıkan nur-u feyzi ve sevabları talebelerinize birer birer hediye ve ihsan etmekteki her günkü lütfunuzun bu maruzatımız iştiyaklarımızın sönük bir âyinesidir.

Evet sevgili Üstadımız! Siz her günkü bu ihsan ve hediyelerinizle talebelerinizi şu hizmetlere bir derece liyakat kesbetmeğe yine siz vesile oluyorsunuz. Nurlardaki hizmetiniz ve ihsanınızdan ayrı olarak bu cihette dahi azîm ve tarife gelmeyen ihsanlarınız var ki, kısm-ı a’zamını hakir talebeleriniz dâr-ı bekada mizan-ı haşirde kendi defter-i hasenatlarında o muazzam hediyeleri tam anlayacaklar.

Evet sizin hizmetiniz nasıl ki bir çekirdek olup âlemşümul şu hizmet-i Kur’aniyeyi netice verdi ve verecek. Onun gibi sizin kudsî dualarınız ve dualarınızla hediyeleriniz o çekirdekmisal hizmetin neşv ü nemasına ve parlak yayılmasına ve sünbüllenmesine manevî bir bahar, bir bereket hükmüne geçmiş. Evet Sıddık Süleyman kardeşimizden dinledik: Barla’da büyük muazzam çınar ağacında ve Çam Dağlarındaki büyük çam ve katran ağaçlarında uzun geceler ve aylar ve seneler herkesin nevm-i gaflet içerisinde olduğu zamanlarda o büyük ağaçların dallarında yaz ve bahar mevsimlerinde bülbüller gibi ötüşünüzü, arkası kesilmeyen o zikir ve fikr-i İlahîde mütemadiyen devam ettiğinizi ve Barla Dağları ve o haşmetli ağaçlar ve o ağaçların hadsiz dal ve budakları ve hadsiz çiçekleri arasında şu asrın ve nev’-i insanın bir bülbülü olarak bulunduğunuzu hayretler ve ruhumuzu saran iştiyaklar ve hasretler ve âh ne olaydı o zamanları görse idik, dinlese idik diye hasretli iştiyaklarla o kardeşlerimizden işte her cihetle İslâmiyetin beşeriyete şamil bütün tarîklerinde İslâmiyet hesabına şu asrın bir bülbülü ve veraset-i nübüvvet itibariyle bir serzakiri olduğunuzu kat’î anladık.

Demek o ıssız ve kimsesiz dağların haşmetli ağaçları ve dalları arasında Rahman-ur Rahîm’in rahmetini celbedecek hazînane ve garibane niyazlarınızla Cenab-ı Hak’tan zafer-i İslâmı dilediniz. Âfâk-ı İslâmı saran zulmet ve karanlıkların izalesini yalvardınız. Ve istikbalin nuranî sahiblerinin ve İslâmiyetin fedakâr hâdimlerinin ihsas etmesini istediniz.

وَ‮ ‬آمِنْ‮ ‬فَزَعَنَا‮ ‬بِدَفْعِ‮ ‬الْبِدْعِيّاتِ‮ ‬الْهَائِلاَتِ‮ ‬عَنْ‮ ‬شَعَائِرِ‮ ‬اْلاِسْلاَمِ‮ ‬وَ‮ ‬فَرِّحْ‮ ‬قُلُوبَنَا‮ ‬بِاِعْلاَنِ‮ ‬الشّعَائِرِ‮ ‬اْلاِسْلاَمِيّةِ‮‬

عَلَى‮ ‬رُؤُسِ‮ ‬الْمِنَارَاتِ‮ ‬عَنْ‮ ‬قَرِيبِ‮ ‬الزَّمَانِ‮ ‬وَ‮ ‬بِنَشْرِ‮ ‬رَسَائِلِ‮ ‬النّورِ‮ ‬بِكَمَالِ‮ ‬الرّوَاجِ‮ ‬بَيْنَ‮ ‬الْعَالَمِ‮ ‬اْلاِسْلاَمِ‮‬

وَ‮ ‬سَلِّمْنَا‮ ‬وَ‮ ‬سَلِّمْ‮ ‬دِينَنَا‮ ‬وَ‮ ‬سَلِّمْ‮ ‬رَسَائِلِ‮ ‬النّورِ‮ ‬وَ‮ ‬طَلَبَتَهَا‮...الخره

yalvarışlarla bugünkü neşr-i imanîyi ve zafer-i İslâmı yalvardınız.

Nur Sözleriyle tahkikî imanı bütün memlekette bütün ferdlere neşredip ve bid’aları o Nurlar ile mağlub etmekle ve bütün âlem-i İslâm ve insana uzanan bu mukaddes hizmet-i imaniyenizle bu karanlık asrın bir meş’ale-i hidayet ve vesile-i saadeti olduğunuz dost ve düşmanın tasdike mecbur olacağı surette zahir ve aşikâre olup tebeyyün eden ve şimdi bilfiil şu zamanda ve şu vatanda en mühim ve en haşmetli ve en kıymetdar mes’ele ve dava olarak kendisini meydana koyan ve nazarları kendisine çeviren ve bütün devair-i hükûmet ve tabakat-ı milleti kendisiyle meşgul eden ve din düşmanlarının bütün plân ve niyetlerini altüst eden ve en mütemerridleri dahi bu ne acib bir mes’ele ve ne yenilmez ve söndürülmez bir nur imiş diye hayretlere sevkeden ve bütün muannidlerin inadlarını, zalimlerin zulümlerini yüzlerine çarpan, muvakkat ve aldatıcı ve cazibedar oyunlardan, denaetlerden, inkılablardan sonra bâki ve sermedî olan ezelî hakaikını meydana çıkarıp “Çekilin ey beşeri idlâl eden ve ehl-i imanı me’yus ve mükedder eyleyen haysiyetsiz, faziletsiz, yalancı, habis ruhlar! Söz ve karar, hüküm ve ferman Kur’an namına benimdir.” deyip Kur’an namına lisan-ı hal ile nida eden Risale-i Nur’un şu aşikâr mücahede-i uzmasından kat’-ı nazar..

Yalnız olarak o garibane ve kimsesiz dağlarda haşmetli çam ve katran ağaçlarının dallarında kim bilir nasıl bir ubudiyet ve naz u niyaz içerisinde dergâh-ı İlahîye takdim ettiniz ki, zafer-i İslâmı isteyen o dualarınızla dahi yine şu muhteşem ve emareleri görülmeğe başlayan ve istikbalde tam tahakkuk edeceğini müjdeleyen feveran-ı İslâmın bir çekirdeği, bir vesilesi olmuştunuz. Ve yine rahmet-i Rahmaniyeyi şu mazlum millet lehine celbeden o dualar sebebiyle اَلسّبَبُ‮ ‬كَالْفَاعِلِ sırrına nail olurdunuz. Fakat heyhat! Yalnız şu hal-i mazlumane ve garibaneniz, şu dua ve ubudiyetiniz kâfi gelen şu hakikata (kâfirin dahi tasdik edeceği bir bürhan ile) ve veraset-i nübüvvetin bir tecellisi olan Risale-i Nur’la iman-ı tahkikîyi neşredip, dinsizlik ve dalalet önüne sed çeken güneş gibi zahir ve müeyyed bürhanlarla hiç mümkün değildir ki, mezkûr hakikat inkâr edilebilsin veya unutturulmak istenilsin veyahut üzerine perde çekilsin ve hâkeza…

Şu mücahedatınız ve hizmet-i imaniyeniz arasında maruz kaldığınız sıkıntılar ve işkenceli nefiyler, hapisler, yirmiye yaklaşan zehirler, akl u hayale gelmeyen iftira ve isnadlar ve bütün kuvvetinizle şu mübarek vatan ve milletin saadetine çalıştığınız ve 1000 yıllık kahraman ecdadları olan şu vatan ve milletin asıl sahibleri olan ve ekserîsi şeref-i İslâm uğrunda şehid olmuş nuranî zâtların imanlı bahadırlarının namına onların İslâmiyetle parlayan tarihlerini muhafaza ve onların evlâdları olan, şimdi şu vatanda yaşayan müslümanların o şeref-i âlîden mahrum olmamaları için sa’y ü gayret edişinize ve binler polis ve emniyet memurları kadar asayiş ve emniyete hizmet edişinize mukabil, tam aksine mütemadiyen emniyet ve asayişi ihlâl suçu ile itham edilişiniz ve işte böyle acib bütün isnad ve ithamlara karşı a’zamî sabr u tahammülünüz ve bununla beraber daima o kudsî vazifenizde devam edişiniz, mukabele etmek iktidarınız olduğu halde bir tek masuma dahi zarar gelmemesi için masum ve mazlum olarak çilelere boyun eğmeniz ve bütün bunlara karşı sabr u tahammülünüz öyle kat’î ve sarsılmaz bir şehadettir, bir delalettir ki; sâbık güneş gibi parlak iki hakikat faraza olmasa dahi, şu hal dahi o mev’ud zafer-i İslâmın bir sebebi, bir dâîsi olabilirdi.

Bunlara kıyasen daha nice hakikat-ı kudsiye ve berahin-i mutlaka vardır ki; baştan aşağıya, mebde’den müntehaya, çekirdekten meyvesine kadar insaniyetin bütün taifelerini ve çeşitli meslek ve meşreb sahiblerini tatmin edip, itiraza mahal bırakmayacak bir tarzda ruh-u İslâmı ve hakikat-ı İslâmı tam tebarüz ettirmek ve tatbik edip ve ettirerek bütün mahiyet ve hakikatıyla şu asrın başında görünüyor; Kur’an namına, İslâmiyet hesabına cinn ü inse hakikatı bağırıyor ve memuriyetinizi ilân ediyorsunuz. Ve mezkûr deliller gibi küllî ve umumî binler bürhanlar kuvvetinde şehadetlerin, güneşten daha parlak işaretlerin icmaıyla veraset-i nübüvvetin bir âyinesi, bir hakikatı olan Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini enzar-ı cihana ve ins ü canna, ehl-i iman ve insana gösteriyorsunuz.

Şu halde ehl-i iman ve İslâm tek çare-i necatın ve tek kurtuluş yolunun ve yalnız rıza-i İlahî ve kabul-ü Rabbanî canibine karşı yol alan bu sırat-ı müstakim âyinesinde yürümek, ona bakmak ve ona iltihak etmek ve kuvvetini ona sarfetmek lâzım ve elzem olduğu bedihîdir, aşikârdır ve artık tamamen zahirdir.

Ankara’daki Nur Talebeleri

Üstadımız Efendimizden aldığımız bir mektubdur. Bir suretini bera-yı malûmat sizlere de takdim ediyoruz.

Hüsrev

2. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Sevgili, kahraman, fedakâr kardeşlerim!

Dindar Demokratların delaletiyle Afyon Mahkemesi, Risale-i Nur’un bütün risalelerini ve mecmualarını ve mektublarını tamamen sahiblerine iadesine karar verdiğini Emirdağı’ndan aldığımız telgraf üzerine hem bera-yı malûmat sizlere arzediyoruz, hem başta Üstadımız olarak sizleri bütün ruh-u canımızla tebrik ediyoruz. Hem bu büyük zafere bizi kavuşturan Hazret-i Allah’a nâmütenahî şükredip, şükran secdeleriyle arz-ı minnetdarî eyliyoruz.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Hüsrev

3. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri İstanbul’dan Emirdağı’na tekrar avdet etmişlerdir. Şimdi Emirdağı’nda bulunuyorlar. Aşağıdaki manzumeyi Emirdağ talebelerinden bir zât Üstadımıza yazmış. Üstadımız Efendimiz de bize göndermiş. Biz de hem malûmat, hem tebrik olarak sizlere gönderiyoruz.

Hüsrev

بِسْمِ‮ ‬اللّهِ‮ ‬الرّحْمنِ‮ ‬الرّحِيمِ

شَهْرُ‮ ‬رَمَضَانَ‮ ‬الَّذِى‮ ‬اُنْزِلَ‮ ‬فِيهِ‮ ‬الْقُرْآنُ


Olsun sana salâtü selâm ey Peygamber-i İzam

Gelmese idin cihana gelir mi idi bize Kur’an

Ey içi dışı nurlar dolu Furkan

Hoş geldin mübarek Ramazan

Emr-i Resul ile geldin, şahid oldun ey Eyyüb Sultan

Çok kumandanlar geldi, fethine olmadı ferman

Nihayet bahtiyar-ı tam oldu Fatih Sultan Mehmed Han

İşte size eş oldu bugün Bediüzzaman

Hoş geldin mübarek Ramazan

Bir devirde dalalet, idare-i Süfyan

Ufuklar karardı, çağırıyor millet el-aman

Bekliyor dünya yepyeni bir nur-u iman

İşte Risale-i Nur fatih-i cihan

Hoş geldin mübarek Ramazan

Zulüm ile zulmet göklere ağdı

Bu güzel vatana çok musibetler yağdı

Bu koca kubbeler kapkara karardı

Tenvir etti üstad-ı a’zam Bediüzzaman

Hoş geldin mübarek Ramazan

Yediden yetmişe kadar nurlu kardeşleri var

Dünya için ne kavga, ne bir savaşları var

Ne bir kaynayan kazan, ne bir matbah, ne bir leziz aşları var

İçleri dışları nurlar taşıyan

Hoş geldin mübarek Ramazan

Talebenizin kapıkulu da olamaz bu abd-i âciz

Aşkınızla dolu kanı ve canı, ediliyor kalbi taciz

Üstad eyliyor niyaz leylü nehar yazsın da bir mektub nâçiz

Belki böyledir kabule nişan üstad-ı âlîşan

Hoş geldin mübarek Ramazan


diye hem mübarek Ramazan-ı Şerifinizi tebrik, hem kalbimizin sürurundan gelen süruru beyan, bu şekilde kaleme almak hatıra geldi. Aczimize, cehlimize, yarı kırık kalemimize bakmadan, afvınıza mağruren tahrir ü takdimine cür’et edildi. Kabulünü rica ederken, mübarek el ve ayaklarınızı kemal-i hürmetle öper, ömr ü âfiyetinize dualar ederek siz mübarek Üstadımızın dualarını ruh-u canımızla yalvarıyoruz efendim hazretleri.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Çok kusurlu ve günahkâr, bîçare talebeniz

4. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Çok aziz, çok mübarek ve çok müşfik Üstadımız Hazretleri!

Evvelen: Bütün hayatını iman ve Kur’an hizmetine vakfeden, muvazzaf bulunduğu kudsî ve İlahî hizmetin aşk, vecd ve coşkunluğu ile mütemadiyen çalışan, vazifeyi yapıp vazife-i İlahiyeye karışmamak sırrıyla tam Peygamberimizin (A.S.M.) yolunu takib eden, ruhu kadar ve ondan daha fazla sevdiği talebelerine de aynı yolu tavsiye edip ders veren, insanlığın en yüksek mertebelerinde son derecede ince bir hassasiyetle bağlı bulunduğu kendi öz vatanını ve oradaki akrabalarını sırf Nur hizmeti için arayamayan ve dünya işlerini tamamen terkedip iktisad ve bereketle yaşayan, en büyük haz ve zevki Risale-i Nur’da bulan ve onun dersiyle talebelerine “İnsanlar âlem-i gaybdan âlem-i şehadete imtihan için gelmişler ve yine rücu’ edeceklerdir. Bu dünya dâr-ül mükâfat değildir. Hem yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, şerr-i mahz olan ademe yakın olduğundan ezici, sıkıcı, boğucu ve zevksizdir. Bütün çile ve tehlikelere rağmen memur-u İlahîlerin arkasından gitmek ve âlem-i şehadete gönderilmiş birer vazifedar sıfatıyla en ulvî zevkleri tadarak tefekküre dalmak gerektir.” diye pek çok hakikatları isbat ederek saadet ve selâmet yollarını öğreten kahraman ve mübarek ve dâhî Üstadımızın hürmet, muhabbet ve en coşkun şevk ile el ve ayaklarından öper ve o büyük Üstadımızın Cenab-ı Hak’tan aynı yolda daima ve yılmadan yürüyebilmek için Zât-ı Zülcelal Velkemal Hazretlerinden bizim içi duada bulunmasını ve himmetlerini eksik etmemesini rica ve istirham ederiz.

Sâniyen: Çok kıymetli Üstadımız Efendimiz Hazretleri! Dua ve himmetinizle muvaffak olacağız diye giriştiğimiz bir teşebbüsle Meclis-i Meb’usandaki kıymetli meb’uslarımıza tarihçe-i hayatınızı göndermek için yazdığımız mektubu müsaade ve münasib buyursanız bütün tarihçe-i hayat nüshalarının başına ilâve edeceğiz ve çabuk teksiri için de mektubun bir suretini Nazif Çelebi’ye göndereceğiz. Bizim şimdi göndereceğimiz nüshalara bu mektubu daktilo ile yazdık. Emr ü ferman Hazret-i Üstadımızındır.

Sâlisen: Hâfız Emin Ağabeyimiz vasıtasıyla mübarek selâmlarınızı aldık ve sevinçlerle kabul ederek Allah razı olsun dedik.

Sevgili Üstadımıza sıhhat ve âfiyetler dilerken, cümlemiz el ve ayaklarınızdan tekrar öperek müsaadelerinizle yazılarımıza burada son veririz kıymetli Üstadımız Efendimiz Hazretleri.

Dualarınıza her zaman muhtaç, kusurlu talebeleriniz

İstanbul Üniversitesi Nurcuları

5. Parça[]

Üniversite talebeleri tarafından Meclis-i Meb’usana bir istidadır.

Vatan ve milletimizi dinimizle kurtarmak, muhafaza etmek, refaha kavuşturmak için seçilen, kudsî ve şerefli bir vazife ile muvazzaf kıymetli meb’uslarımıza vatan ve milletin ebedî saadet ve selâmetini temin için dindar ve kahraman milletimizin iradesiyle seçilmiş hakikî mümessiller olmanız hasebiyle vatan ve millet hâdimliği mevzuundaki çok ehemmiyetli olan ve en baş plâna alınması lâzımgelen şu maruzatımızı sizlere arzetmeyi mukaddes bir vazife bildik. Şöyle ki:

Vatan ve milletimiz âlim, münevver, avam, muallim, profesör, liseli, üniversiteli, memur, tüccar, esnaf, san’atkâr, genç, ihtiyar, erkek ve kadın gibi muhtelif tabakalardan müteşekkildir. Şu halde bu mübarek milleti maddî ve manevî felâket ve ızdırablardan kurtarmak ve muhafaza etmek için bütün sınıfları ancak ve ancak dinen ve manen kalkındırmakla mümkün olduğu, umumî huzur ve salahın temini için bundan başka bir hall çaresi olmadığını ve olamıyacağını derketmiş bulunuyoruz. Tabiî sizler, bizden daha evvel bu âlî hakikatı idrak buyurursunuz.

Yalnız İslâmiyetin hakikatına nüfuz edip mükemmel bir müslüman olabilmek ve yüce İslâm dininin sonsuz zevkini alabilmek ve bunu halk tabakalarına aşılayabilmek için Kur’an-ı Hakîm’in her asra bakan vechesini ve hakikatlarını izhar etmek ve o asır beşeriyetini en kısa, en tesirli yoldan tenvir ve irşad edecek âyet-i kerimelerin tefsir edilip tahsil ettirilmesi lâzımdır. Bir kısım üniversite gençliği sizlere bu asırdaki bu mahiyet ve esasta olan bir eser külliyatının büyük müellifinin tarihçe-i hayatını takdim ediyor. İşte bu gayet ince hakikata binaendir ki, bu asırdan evvelki te’lif edilen İslâm dâhîlerinin eserleri yirminci asırda binbir çeşit sû’-i kasdlarla zehirlenen nesli, tahsil gençliğini ve türlü desise ve dehşetli plânlarla gaflet ve dalalete götürülen ehl-i imanı tam uyandıramıyor. Risale-i Nur okuyucuları içinde Risale-i Nur’u tanımazdan önce İslâmî eserlere merak etmemiş, ancak ve ancak Risale-i Nur’u okumaya başladıktan sonra o Avrupa’nın hakikî münevverlerinin dahi hayret ve takdir ve tahsinle okuduğu eserlerin kıymetini anlamış olan gençler pek çoktur. Eski eserleri okuyup da Risale-i Nur’u sonradan tanıyan, enaniyetten kurtulmuş ilmî şahıslar da o kadar eser okuduğu zamanımızda tertib edilen müdhiş plânlarla gaflet ve bid’atlar ve bir kısmı dalaletler içinde boğulduğunun hâlâ farkında olmadıklarını anlamışlar ve evvelâ Risale-i Nur Külliyatı’nı dikkat, tefekkür ve devamla okumaya karar vererek merak ve …… azmetmişler.

Bâtıl ve felâketli ideolojilerle nuranî yol istikametini kaybetmiş nesil ve koyu fikir karanlığı içinde uçuruma sürüklenmek plânı dâhilinde bırakılan biz tahsil gençliğini en dakik noktadan tenvir ve irşad eden, aynı zamanda gizli zındık düşmanların en dehşetli silâhları karşısında bahşettiği tahkikî iman kuvvetiyle çelikten bir kal’a gibi mukavemet ettiren din ve vatan fedaisi olarak feragat-ı nefisle kahramanane mücahede etmek kuvvetini veren ancak ve ancak Kur’an-ı Hakîm’in bu asırdaki bir mu’cize-i maneviyesi olan Risale-i Nur eczaları olmuştur. Bu eserler yekta bir İslâm dâhîsi olan büyük müellif ve mütefekkir Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri tarafından Risale-i Nur namı altında hârika ve muazzam bir külliyat halinde te’lif edilmiştir. Dalalette kalanlar eserleri okuyunca Hak yoluna girmiş, koyu ve muannid dinsizler kuvvetli dindar olmuş, imanları zaîfleyerek gaflet ve dalalete düşenler intibaha gelerek mukaddesatlarına sarılarak ulviyet peşinde koşmağa başlamışlar, imanlı kimseler iman meratibinde terakki ve tealî etmişler, yanlış itikadlarla miskinleşenler cevelan ve hareket haline gelerek dinî, ilmî, fennî sahalarda yüksek cihetine mâlik olmuşlardır. Risale-i Nur’un kesretle neşrolunduğu mıntıkalarda sû’-i istimal, hırsızlık, ahlâksızlık, serkeşlik kalkmış; hakikî müslümanlık yerleşmiştir. Risale-i Nur kafalara öyle bir manevî yasakçı yerleştirmiştir ki, bu nimete eren memurlar resmî zarf ve kâğıtları şahsî işlerinde istimalden korkmaya başlamışlardır. Risale-i Nur’u dikkat ve tefekkürle okuyan tahsil gençliği aldığı tahkikî iman derslerinin sağladığı iman kuvvetiyle menfîliklerden çekilip; ilim, irfan, terakki ve teâlî iştiyakıyla hummalı ve nuranî çalışmaların başından kalkamayacak bir hale gelmiş, vaktin kıymetini idrak gibi en mühim bir haslete mâlik olmuşlardır. Bunun içindir ki, eserleri temin edebilmek için günlerce iktisad hayatı yaşayarak para artırmak gayreti (ile) çırpınan gençler vardır. Devr-i sâbıktaki gizli din düşmanları bu eserlerin neşrine mani’ olmak için tertib ettikleri aleyhteki bütün plânlar inayet-i İlahiye ile lehine çevrilmiş. Bediüzzaman hapiste tecrid-i mutlakla ve istibdad-ı mutlakın eşedd-i zulmüyle mahvedilmesine çalıştırılırken eserlerin neşriyatı Anadolu, âlem-i İslâm ve Amerika’ya kadar intişar etmiş. İstanbul ve Amerika Üniversitesi’nde tehacüm ve iştiyakla okunarak o yüksek hakikat menbaı eserler kendi kendini neşretmiştir. Bugün birçok imanlı gençler Risale-i Nur’a medyun u müteşekkirdirler. Ve her iki üniversitedeki dinî kalkınma ve uyanış, Risale-i Nur eczalarının netice ve sünbülleridir.

Evet Efendim! Risale-i Nur’a manevî halaskârımız diye sarılan biz gençler şu kat’î kanaata varmışızdır ki; eğer Bediüzzaman Hazretleri vatan ve milleti mahv u perişan etmeğe matuf en müdhiş ve tahribçi savletler hengâmında, en ağır şartlar içerisinde eserlerini yazmak kahramanlığını yapmasa idi ve o hârika eserlerle iman ve İslâmiyet ve Kur’anı muhafaza ve müdafaa etmese idi, yüzbinlerle kardeşlerimiz Risale-i Nur’la tenvir edilmese idi, bu vatan çoktan elimizden gidecek ve dinsizlik hâkim olacaktı ve Risale-i Nur’un sünbül ve meyvesi olan bugünkü kurtuluş mümkün olamıyacaktı. Yirmibeş seneden beri Anadolu’nun her tarafında intişar eden Risale-i Nur eczaları şaşaasız, sessiz, gürültüsüz, mütevazi’ bir tarzda bugünkü zaferin kazanılmasında en büyük ve fakat en gösterişsiz bir tarzda rol oynamış, bu mübarek vatan ve milletin ve âlem-i İslâmın büyük bayramlarının mukaddimesini temin etmiştir. İşte millet ve gençliğimizin imanını kurtardığı ve Risale-i Nur’un büyük mecmualarından âlem-i İslâmın mühim merkezlerine gitmesiyle o dindar memleketlerde dinsiz bir devlet tarafından Türkiye aleyhinde yapılan propagandaları kırdığı ve milyonlarca müslümanların Türkiye’ye karşı olan uhuvvetini muhafaza ettiği ve daha da umumî ve küllî bir surette edeceği için Bediüzzaman senelerden beri mütemadiyen gizlenmekte, tanıtılmamakta ve çürütülmeğe ve ondört defa zehirletilmek suretiyle sû’-i kasdlarla imha edilmeğe çalışılmakta idi. Fakat onun eserlerindeki hakikat pek yüksek ve pek kuvvetli olduğu için tarihte hiçbir ilim adamına yapılmayan eşedd-i zulüm ve istibdad, bu müellif ve mütefekkirin şahsına yapıldığı halde kat’iyyen beş para etmedi. Bilakis emsalsiz işkence ve taarruzlar, eserlerin kesretle intişarına medar oldu. Nihayet Cenab-ı Hak antidemokratik cebirlere nihayet verecek ve bu istibdadı da yıkacak olan sizleri imdadımıza yetiştirdi. Bunun içindir ki sizlere gayet derecede mühim ve Meclis’te halledilmesi ihtiyaç lüzumu şedid ve âcil olan vatan ve millet ve âlem-i İslâm ölçüsünde bir hakikatı şu takdim eylediğimiz tarihçe-i hayatla ifşa etmeğe muvaffak olabilmişsek, üniversite gençliğinin uhdesindeki kudsî vazifelerden en mühimmine muvaffak olmanın sevinciyle Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükürler edeceğiz.

Bununla beraber Kur’an-ı Hakîm’in bu asırdaki bir mu’cize-i maneviyesi olması haysiyetiyle vatan ve millet ve gençliğimizin ve âlem-i İslâmın şiddetli ihtiyacını tam karşılayacak kuvvet ve mahiyette olan ve bunun için bu vatan ve milletin her sahadaki refah ve saadetini temin edecek hârika ve muazzam bir eser külliyatının müellifine tamamen serbestiyet verilerek, eserlerin fazla miktarda neşredilip hususan gençliğimizin imdadına yetiştirilmesine imkân verilmesinde ve yalnız ve yalnız particilik namına ve iktidarın elden gitmesi tevehhümüyle ve eserlerin neşrine mani’ olmak kasdıyla ve fahrî avukatların Demokrat olmaları sebebiyle Afyon Ağır Ceza muhakemesinde mahkûmiyeti mûcib en küçük bir delil bulamadıkları halde kanunsuz ve kasdî uzatılan mahkemelere son verilmesinde gayret ve himmetinizi istirham eder, hürmetle ellerinizden öperiz. Kat’î kanaatlarımıza bürhan ve hüccet olarak da 130 parçadan mürekkeb Risale-i Nur Külliyatı’nı ve müellifinin mütevazi tarihçe-i hayatını yüksek irfan ve vicdanlarınıza arz ve takdim ediyoruz.

Üniversite Nur Talebeleri namına,

Edebiyat Fakültesi’nden .... Yusuf Ziya Arun

Edebiyat Fakültesi’nden .... Muhsin Alev

Teknik Üniversite’den .... Nur Ziya Aksun

6. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬دَائِمًا‮ ‬اَبَدًا

Aziz, kahraman ağabeyimiz Ahmed Feyzi!

Evvelen: Biz Emirdağ talebeleri, belki umum Nurcular, başta Üstadımız senin ile iftihar ediyoruz. Ve senin sadakatın, Nurlara karşı sarsılmaz alâkan ve müdakkikane ve âlimane ehl-i dalalete karşı müdafaatınız bizlere bir hüsn-ü misal ve nümune-i imtisal hükmündedir.

Sâniyen: Bugünlerde Üstad’ın son sû’-i kasdı ile zehirlenmesinden hastalığı ağırdır ve seni çok merak ediyordu. Acaba Nur’un kahraman avukatı Ahmed Feyzi ne haldedir diye soruyordu. Bugünlerde birden mübarek zeytinden bir teberrükünüz geldi. Üstad dedi: Bu hâlis, müdakkik kardeşimin hatırı için, mukabelesiz hediyeyi kabul etmemek kaidemi bu defa kırdım, o hediyeyi kabul ettim. Ramazanda yemek için bir kısmını kendine aldı. Diğer kısmını bizlere yedirdi. Hem bugün Hüsrev Ağabeyimizin mektubunda senin bir parça şekvalı mektubunu Üstad’a okuduk. Üstad dedi ki: Ahmed Feyzi’nin Nur dairesinde kıymeti çok ehemmiyetlidir. Demir gibi sadakatı var. Her sabah merhum Hasan Feyzi ile beraber bütün manevî kazançlarıma şerik ediyorum. Onun bazı yazılarında zahiren bize bir zarar varsa da عَسَى‮ ‬اَنْ‮ ‬تَكْرَهُوا‮ ‬شَيْئًا‮ ‬وَهُوَ‮ ‬خَيْرٌ‮ ‬لَكُمْ sırrıyla Nurların menfaatına ve intişarına bir vesile olması cihetiyle o kusuru hiçe indirir dedi. O dünyevî cihetinde sıkıntılarına merak etmesin. Belki bir cihette bana karşı gelen şiddetli sıkıntılara aynen merhum Hasan Feyzi gibi sıkıntılarımı kısmen kendine alıp tahfifine yardım ediyor. Bu cum’a gününde senin o dünyevî sıkıntının geçmesine, kendine dua ettiği vakit otuz-kırk defa kendi nefsine ettiği aynı duayı sana da tekrarlamış.

Emirdağ Nur Talebelerinden

İbrahim, Zübeyr, Halil

7. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا‮ ‬بِعَدَدِ‮ ‬اَمْوَاجِ‮ ‬ذَرّاتِ‮ ‬الْكَائِنَاتِ

Çok aziz, çok müşfik, kurtarıcımız Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Evvelen: Sonsuz selâm ve hürmetlerimizle beraber ramazan-ı şerifinizi ve bilhassa yirmibeş seneden beri devam eden karanlık bir geceden sonra Allahü Ekber sadâlarıyla başlayan sabahınızı bütün ruh-u canımızla tebrik ederiz.

Sâniyen: Ey mücahid-i İslâm olan Üstadımız! Yakînen biliyor, inanıyor ve ilân ediyoruz ki: Bu asırda Kur’anın i’caz-ı manevîsinden süzülen ve bir şems-i manevî ve bir rahmet-i İlahî olan Risale-i Nur ve onun i’damlara götürüldüğü, zindanlara atıldığı ve zehirler verildiği ve daima tarassud ve tazyik altında tecridler içinde konulduğu halde yılmadan, usanmadan, sabr u sebatla çalışan, kahraman, vatan ve millet ve İslâmiyet kurtarıcısı olan müellifi Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri olmasa idi, hiçbir günkü salah alâmetleri görülebilir mi idi? Hâşâ bu çöl kanununu kırk senede kaldırırız deyip ezanı artık bir daha dirilmemek üzere mezara gömdüklerini söyleyenler, gazab-ı İlahî ile mahvoluyorlar.

Müderrisin var mı senin? Bence o çoktan yürüdü

Haydi göster bakayım şimdi de İbn-ür Rüşd’ü

İbn-i Sina niye yok? Nerede Gazalî’yi görelim

Hani Seyyid gibi, Razî gibi üç-beş âlim

En büyük fazlınız bunların âsârından

Belki on şerhe bakıp bir kuru mana çıkaran

Yedi yüz yıllık eserlerle bu dinin hâlâ

İhtiyacatını kabil mi telafi? Aslâ!

Doğrudan doğruya Kur’andan alıp ilhamı

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâmı

Kuru dava ile olmaz bu fakat ilim ister

Ben o kudrette adam görmüyorum, sen göster

Diye ruhları ağlayarak felahı isteyen Mehmed Âkif’ler mezarlarından kalkıp hizmet-i Nuriyenin şahlanışını temaşa etselerdi, acaba böyle mi söylerlerdi? İslâm felsefesini hakkıyla bilen yoktur diye hayıflanan Ali Fuat Başgil’ler bu hükmü vermeden evvel etraflarını dikkatle tedkik etselerdi, şu son çeyrek asrın en kahraman bir mücahidini ve İslâm felsefesinin en ince noktalarına nüfuz eden ve onu gayet açık, kolay ve anlaşılır bir şekilde ehl-i İslâma Risale-i Nur gibi hârika bir eser külliyatıyla sunan Bediüzzaman Said-ün Nursî Hazretlerini göreceklerdi. Bu suretle ruhlarını sıkan elemler muhakkak ki dinecek ve çektikleri âhlar sevince kalbolacaktı. Bu gibi daha binlerle Nur hârikalarını bir çırpıda saymak mümkün, fakat ne çare ki bizim âciz kalemimiz bunları yazmağa müsaade etmiyor. Efendimiz! Dua ve himmet buyurun da iman ve Kur’an hizmetinde fedai olalım.

Üstadımız! El ve ayaklarınızdan sonsuz hürmetlerle öperiz efendimiz.

8. Parça[]

Afyon Ağır Ceza Mahkemesi Reisliğine

Biz Nur talebeleri ve Risale-i Nur’un fahrî avukatları, Risale-i Nur’dan imanını kurtaran yüzbinler müslümanların namına bu mahkemeden soruyoruz ki:

Dört mahkeme beraetine karar verdikleri ve Temyiz de dört defa beraeti tasdik ettiği ve dört emniyet dairesi de aynen iade ettikleri ve 25 mahkemenin de “Risale-i Nur’da suç bulamıyoruz.” dedikleri halde; dört seneden beri 400 mübarek risalelerimizi mahzende çürütüp hapsetmek ve bahanelerle dört senedir 400 alâkadar Nur talebelerine gelip gitmek, soruşturmak için fakir halleriyle masraf ettirmek veya paralarıyla aldıkları risaleleri müsadere etmek ve bahanelerle evham verip 600 bin nüsha neşrolunan ve hiçbir yerde zarar vermeyen ve dâhil ve hariçte yüzbinler şahidin tasdikiyle imanı kuvvetlendirip büyük menfaatler temin eden Risale-i Nur’a karşı okutmamak için ihdas edilen bu vaziyet, bir musibet-i ammeye vesile olacağından cidden korkuyoruz ve size de ihtar ediyoruz.

14/10/952

Afyon Mahkemesi’ne verilen 51 Nur talebesi namına

Nur talebelerinden

Hüsrev, Nazif, Feyzi, Zübeyr

Mahkeme-i temyiz dört defa Risale-i Nur lehinde karar verip beraati tasdik ve bir mahkemenin aleyhinde kararını da reddettiğinden, yüksek bir adaleti nurlara gösterdiği için; şimdi bir küçük mesele vesilesiyle temyizin şimdiki kararına uyup uymadığını çok hasta Üstadımızdan Emirdağ sorgu hâkimi ve müdde-i umumisi geldiler sordular. O da musırrane dedi:

"Ben adaletli temyizin kendi kendini tekzib etmesine bir emare olan bu kararına razı değilim. Çünki mahkeme-i temyiz kendi dört defa lehdeki kararını tekzib etmek hükmüne geçer. Ben o mahkemeye bu hürmetsizliğe vesile olmayacağım." onun için musırrane "Razı olmam, bu defaki soruşturmasına cevab vermem" dedi.

Üstad'ımız şimdilik Eskişehir'dedir.

Zübeyr

9. Parça[]

Başvekile, Dâhiliye Vekaleti ve bera-yı malûmat Adliye Vekaleti’ne

Emirdağ demokratlarının bizzât verdiği hakikatlı bir arzuhaldir.

Partimizi için için çürütmeye matuf çeşitli entrikaları çeviren muhalefetin en müessir bir silâh telakki ettikleri ve resmî makamlardaki sureten bîtaraf bir hükûmet memuru görünen muhalefetin gizli mensubları vasıtasıyla muvaffak olmaya çalıştıkları bir plânı ifşa ve arzediyoruz:

Kazamızda on seneden beri ikamet etmekte olan Bediüzzaman Said Nursî otuz senedir “Eûzü billahi mineşşeytani vessiyase” deyip siyaseti terketmiş ve bütün mesaîsini Kur’an, iman ve İslâmiyet hakikatlarını, Kur’anın yüksek ve parlak bir tefsiri olduğu cumhur-u ülemaca takdir ve tasdik edilen Risale-i Nur eserlerinde beyan ve izhara hasretmiştir.

Dinî hizmetine mani’ olabilmek gibi akîm kalan bir gaye ile yaptırılan iftira ve ittihamlar neticesinde müteaddid mahkemeler Said Nursî ve Risale-i Nur’a beraetler vermiş ve kitabları tamamıyla sahiblerine iade etmiştir. Bu mahkemeler marifetiyle teşekkül ettirilen yüksek ehl-i ilim heyetinden müteşekkil ehl-i vukuflar, Risale-i Nur eserlerinin Kur’anî, imanî, dinî, İslâmî ve hikemî hakikatları ders veren kitablar olduğuna dair raporlar vermiştir. Ve hususan dört mahkeme Risale-i Nur’a beraet ve iade kararı vermiş. Denizli’de verilen umumî beraet kararını, Yüksek Temyiz Mahkemesi müttefikan tasdik etmiş ve Risale-i Nur davası kaziye-i muhkeme halini almıştır. Malatya hâdisesi münasebetiyle Risale-i Nur’la alâkadar olan yirmibeş mahkeme de “Risale-i Nur’da suç yoktur” demişlerdir.

Evet Risale-i Nur’un bu vatan ve millete olan büyük hizmeti ehl-i insaf ve ehl-i basiretçe malûm ve müsellemdir. Risale-i Nur kalblere manevî bir yasakçı bırakmakla, dâhilde emniyet ve asayişi bu kadar senedir muhafaza etmiştir. İran, Irak, Suriye, Mısır gibi yerlerden daha ziyade Türkiye’de asayişi ihlâl için tahrikatlar mevcud olduğu halde, hiçbir hâdise zuhur etmemiş ve yüzbinlerle Risale-i Nur talebelerinin otuz senedir herhangi bir vukuatı görülmemiştir. Risale-i Nur Kur’an, iman ve İslâmiyet hakikatlarını asrın müsbet ilim anlayışına muvafık yepyeni bir tarz-ı beyanla beyan ve izhar edip aklen, mantıken hüccet ve delillerle isbat ederek ders verdiğinden, şimalden gelen manevî tahribatın mukabilinde manevî hakikatlarla manevî cephede bir sedd-i Zülkarneyn hükmünde Kur’anî bir sed teşkil etmiştir. Komünizm ve dalaletin esasatını Kur’anî delil, hüccet ve bürhanlarla kökünden parçalamış ve bu gibi âfetlerin vatanımızı istila etmesine mani’ olmuştur. Hariçte Türkiye aleyhinde yapılan haricî propagandaları da kırmış ve âlem-i İslâmın Türkiye’ye olan eski muhabbetinin yeniden vücud bulmasına sebeb olmuştur. Ve nihayet Irak ve Pakistan’da olan Nur talebelerinin ziyadeliği, Bağdad Paktı’nın meydana gelmesine perde altında büyük bir âmil olmuştur.

Devr-i sâbıkın dinimize yaptığı emsalsiz taarruz ve tasallut ve eşedd-i zulüm ve istibdad-ı mutlak neticesinde, Nur talebeleri istibdadı izale edeceği ve bu mübarek milletin dinî hürriyete nail olacağı kanaatıyla Demokrat Parti’ye müzahir olmuş ve partimizin seçimlerde iktidara gelmesinde Anadolu vüs’atindeki birkaç milyonluk çoğunluğu ile en büyük bir âmil olmuştur. Bunun farkında olan muhalefet lideri İzmir seyahatında oldukça aşikâr olarak bu vaziyeti bir derece izhardan kendini alamıyarak muhalefete âdeta bir alarm işareti vermiştir.

İşte bilhassa o zamandan itibaren Demokrat Parti ile Bediüzzaman ve talebelerinin mabeynini bozmak için hükûmet mekanizmasındaki gizli muhalefet mensubları gizli bir faaliyete geçmiş ve bu cümleden olarak Said Nursî ve eserleri aleyhinde tertibler ve iftiralarla muhtelif vilayetlerde davalar açtırmış ve tazyikat ve tarassudat yapılmasını sinsice temin etmiştir. Diğer taraftan da eskiden beri millet-i İslâmiye indinde geniş bir hürmet ve metin bir itimada mazhar olmuş Bediüzzaman Said Nursî gibi bir din adamına yapılan tazyik ve tarassutlar ve hakkında açılan mahkemeler, dindar halk arasında Demokrat hükûmetinin din aleyhinde bir icraatı olduğu propagandası yapılarak milletimizin en hassas noktasından halkı Demokrat hükûmet aleyhine için için kışkırtmak plânı tatbik edilmiş ve edilmektedir.

Böyle dinî hisleri haince istismar ise, milletimizin ve partimizin ekseriyet-i mutlakasını teşkil eden dindar ahali içinde aldatıcı ve tesirli rol oynamaktadır. Birkaç misal:

1- Said Nursî çok ihtiyar ve hasta bir vaziyette olduğundan arasıra tebdil-i hava için menzil değiştirmekte, bulunduğu mahallin (tâ gençliğinden beri alışkın olduğu) dağ ve kırlarında teneffüs için çıkıp birkaç saat istirahat etmektedir. Ziyaretçi kabul etmemekte ve zaruret olmadıkça hem hastalığı dolayısıyla ve hem de ruhî bir haleti îcabı insanlarla görüşmemektedir. Arasıra yanına kabul ettiği kimseler de onun hizmetiyle, sıhhat ve istirahatıyla veyahut mahkeme işleriyle alâkalı kimselerdir. Onu görmeye gelen kimseler ise saf mü’minlerdir ki, zaruret olmadan bir kimseyi halkın hürmetinden istiğna düsturuna binaen kabul etmediği herkesçe bilinen bir hakikattır.

İşte bu zahir ve basit ve alelâde olan şeyler, Isparta’ya vardıktan bir sene sonra güya bir şeyler çevriliyormuş gibi alelumum basit şeylere olağanüstü bir renk ve vaziyet verilmek gayretkeşliğine başlamış, habbe kubbe gösterilmeye çalışılmış ve birin yanına yirmi ilâvelerle muamele yürütülüp vekalete gönderilmeye başlanmıştır ki, tarassud ve takib emri istihsal edilebilsin. Bu plân ve tertiblerde muvaffak olunmuş olacak ki, Said Nursî’nin Isparta’daki evinin karşısına sandalye atılarak polis oturtulmuş, günlerce tarassud ve tazyikat yapılmış ve teneffüs için çıktığı şehrin haricindeki açık havalı yerlere gidip gelirken onbeş adım arkasından polis arabası yürütülmüştür.

2- Emirdağı’na geldiği zaman o mezkûr tarassud ve tazyik devredilmiş idi. Masumiyet ve hem de işin basit bir vehimden ibaret olduğunu düşünerek ehemmiyet vermemiştik. Fakat halen devam ettirilmekte olması, hattâ haddini tecavüz edip âdeta devr-i sâbık zulümlerini canlandıran hareketler yapılması ve bunların partimizin millet indindeki sempatisine de zarar vermesi, artık tahammülümüzün fevkinde olmuştur. En son baskı budur ki: Said Nursî’nin İstanbul adliyesinden tamamen iade edilen kitablarını (hususan Adliye Vekaleti’nin İstanbul Savcısına verdiği iade emriyle Gençlik Rehberi’ni) bu geçen pazar günü getirenler Said Nursî’nin hanesine girince kapıya iki jandarma gönderilerek meskene bir nevi taarruz yapılmıştır. Ve güya büyük bir hâdise oluyormuş gibi, güya hükûmet tarafından tecrid-i mutlakta bırakılmağa, örfî idare askerî mahkemesince mahkûm ve ihtilattan suret-i kat’iyyede men’edilmiş birisinin yanına girilmiş gibi, kapıya derhal iki jandarma gönderildi. Said Nursî’nin, Adliye Vekili’nin iadesine emir verdiği eserini getiren avukatı yanına girdiği için karakola getirilmiş, halk arasında heyecan ve infial uyanmasına sebebiyet verilmiştir.

İstibdad-ı mutlakla iktidarı işgal edip yıkılmış olanlar, şimdi kalktılar millet iradesiyle hükûmet kurup istibdadı kıran ve parazit zümre saltanatını tar u mar eden Menderes hükûmetine gözleri dönmüş olarak müstebidlik isnad etmekte ve dindar ahaliyi bu isnadlarına inandırmak çaresinin en tesirlisi olarak da hükûmet içindeki gizli müntesibleri eliyle Demokrat hükûmet adına Said Nursî’ye tatbik ettirdikleri istibdad ve tarassudları şayi etmektedirler. Bir taraftan da resmîleri tahrik ederek gayr-ı kanunî menfî ve sırf şahsî zihniyet mahsulü âdi propagandaları resmî ağızlara, polis memurlarına yaptırmakta ve böylece hükûmeti temsil edenlerin bu menfîlikleri ile de halkı Demokrat hükûmetten gizliden gizliye nefret ettirmek neticesinin hasıl olmasına sinsice çalışmaktadırlar. Hususan Isparta’da.

Şu mühim noktayı da arzederiz: Yirmiyedi senelik eşedd-i zulüm ve istibdad-ı mutlak devrinin mebdeinde Bediüzzaman’a tatbik edilen takyidat ve tahdidat zamanında onun talebe dairesi umumiyetle şark vilayetlerinde iken, bu yirmiyedi sene zarfında onun aleyhindeki gayretkeşlikler ancak kalbden kalbe hamiyet-i diniye ve merhamet-i İslâmiyeyi uyandırmış ve fedakârane alâkadarlığı genişletmiştir. Ve Risale-i Nur eserlerinin bütün Anadolu sathına yayılmasına sebeb olmuş ve âlem-i İslâmda intişarını netice vermiştir. Aleyhindeki plânlar millet içinde tamamen lehine tecelli ettiği, tarihî bir vakıa haline gelmiştir.

Madem Said Nursî, Kur’anın bir kanun-u esasîsi olan وَلاَ‮ ‬تَزِرُ‮ ‬وَازِرَةٌ‮ ‬وِزْرَ‮ ‬اُخْرَى sırrı ile bir adamın cinayetiyle başkası mes’ul olamaz, kardeşi de olsa… Said Nursî Risale-i Nur’u okuyanlara, hususan vilayet-i şarkiyedekilere Nur dersiyle demiş ki: Dâhilî asayişe ilişmek, yüzden on cani yüzünden doksan masuma zulüm ve zarar etmektir. Onun için Risale-i Nur’u okuyanlar asayişe ilişmek değil, muhafaza etsinler.

İşte bu sır için siyasete ilişmiyor. Artık onun hakkında vehham ve desisecilerin plânlarını nazara alıp partimize ve milletimize zararlar tevlid edebilen muameleler icrasına son verilmesinin zamanı gelmiş ve hattâ geciktirilmiş olduğu kanaatındayız. Hakikat-ı hali vatan ve milletin ve hükûmetimizin selâmeti ve partimizin prestiji namına arzederiz.


D.P. İlçe Başkanı D.P. İdare Heyetinden Vilayet Genel Meclis Üyesi

Mehmed Başaran Abdullah Kerman Mehmed Sayın


Belediye Üyesi Belediye Üyesi Yenimahalle Muhtarı D.P. üyesi

Süleyman Güler Reşid Uzel Hakkı Saylam Hamza Emek


D.Partili D.Partili D.Partili Halktan

Mehmed Çalışkan Osman Çalışkan Mustafa Bilal Receb Atay


Not: Artık itimadımız kalmamış gibidir. Makamattaki memurlar acaba gizli ve tarafgir bir muhalefet mensubu mudur? Yoksa bîtaraf bir vazifedar mıdır? Bilemediğimizden istidamızı bizzât getirmek mecburiyetinde kaldık.

10. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Pek aziz, çok kıymetdar ağabeyimiz!

Kemal-i hürmetle binler selâm ederek makbul dualarınızı bekler, hizmet-i imaniyede muvaffakiyetler dileriz. Sizin Risale-i Nur’un dershane-i nuranîsinde en birinci safta ve en birinci talebe olmanız ve sorduğunuz müdakkikane, âlimane ve âdeta istikbalde gelecek milyonlar Nurcular namına sualleriniz, pek çok hakaikin anahtarı olmak hasebiyle ve otuz senedir görülmemiş bir sadakat ve metanetle bu Nurlara hizmetiniz dolayısıyla sizinle daima iftihar ediyoruz.

Mektubunuzu aldık. Üstadımız şiddetli hasta olduğundan ancak sizin mektubunuz olduğu için bakabildi. Şimdi bizimle dahi konuşmağa tâkati olmayan Üstadımız, yalnız sizin hatırınız için zorla bu mektubu temaşa edebildi. Eğer hasta olmasa idi, birşey yazdıracaktı.

Nur’un otuz senelik has hâdimi muhterem ağabeyimiz!

Gördüğünüz rü’yaya Üstadımız “Çok mübarektir, Cenab-ı Hak hayretsin” diyor. O mübarek rü’ya hakkında bizim hatırımıza şöyle geldi:

Sure-i كهيعص Hazret-i Zekeriya Aleyhisselâm’ın ihtiyarlığından Cenab-ı Hakk’a tazarru’sudur ki; Üstadımızın ihtiyarlığını ve dolayısıyla Risale-i Nur’un te’lif vazifesinin hitama ermesinden Üstadımızın ihtiyarlığından Risale-i Nur’un neşrine bir noksanlık vermiyeceğine bir îma var gibi tabir ettik. Üstadımıza istirahat verilmek işaretidir.

Sure-i حم‮ ‬عسق değil demesi de, Kur’an-ı Hakîm’in Mekke-i Mükerreme ve etrafındaki mebde-i intişarına baktığından onun bir mu’cize-i maneviyesi olan Risale-i Nur’un mebde-i intişarda olmayıp, kemal-i şaşaa ile âlemin aktarına yayıldığına birer işaret nev’inde telakki ile bir müjde işareti hissettik.

Muhterem ağabeyimiz! Şimdi o kadar büyük ve muazzam mesailin olduğu bir zamanda, küçük kusuratları nazara almamak lâzımgeliyor. Çakıl taşları gibi kusuratın affına şefaatçi olan Cebel-i Uhud gibi haseneleri nazara almak ve Cenab-ı Hak haşirde adalet-i mutlaka ile mizan-ı ekberde hasenatı seyyiatı galibiyeti mağlubiyeti noktasında hükmeylediğinden, böyle bir asırda küçük haseneler büyük hükmünde olduğundan cüz’î kusurlara nazar-ı müsamaha göstermek hayırlı netice vereceğinden bunları nazara almamak lâzımgeliyor. Hem değil öyle küçücük muterizleri, mahkemelerde dahi muarızları Üstadımız helâl ediyor. Halktan kim olursa olsun helâl ediyor.

Üstadımız her zaman der ki: Ben bir çekirdeğim, çürüdüm gittim. Ben kendimi beğenmiyorum ve beni beğenenleri de beğenmiyorum diye en yakınlarının dahi hürmetine hiddet ediyor. Risale-i Nur’da bahsettiği gibi mesleğimiz benlik ve enaniyeti mutlak terktir diye Üstadımız bu ve emsali düsturlarına bütün kuvvetiyle sadık olduğunu ve kavlinin fiil ve halinde müşahede edildiğini ve bu manalar halinde tecessüm edip bütün kuvvetiyle benlikten ve şahsına kıymet vermekten kaçtığını, hususan Üstadımızın, şahsına yakın olanlar ve biz hizmetçileri kanaat-ı kat’iyye ile biliyoruz. Üstadımızın bir makam ve kemalâtı kabul etmediği ve böyle davalarda da bulunmadığı güneş gibi zahirdir. Fakat merhum Hasan Feyzi ve Ahmed Feyzi misillü ifratkâr gibi görünen müdakkik zâtları tezyif etmiş olmamak ve dehşetli esbablar hengâmında bunların Nurlara olan şevklerini bütün bütün kırmamak için, onların kanaatlarını Risale-i Nur’a ve Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsine ve dolayısıyla esrar-ı Kur’ana aid olarak onların Üstadımızın şahsına aid çok sözlerini ta’dil ve tayyederek şevklerini kırmamak için kabul etmiş ve şahsından bahsedilen yerleri redd ve tayyetmiştir.

Risale-i Nur’un büyük mecmuaları arasında intişar eden talebelerin bazı Risale-i Nur hakkındaki mektubları bir kısmı evvelce Barla’da iken Risale-i Nur’un doğrudan doğruya Kur’an hizmetine aid bulunmasının izharıyla o zaman pek az bulunan yardımcıların kaçmamaları için az bir kısmı kabul edilmiş. Ahmed Feyzi ve merhum Hasan Feyzi ve onlara benzeyen bir kısım talebelerin takrizleri ise, Üstadımızın şahsına bakan kısımları tamamen tayyedildikten sonra mütebâki kısmı Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi namına sükûtla karşılanmış. Müstensihler de onu bilmeyerek bazı metin içine dercetmişler.

Bu fitne ve dalalet asrında gizli düşmanlar perde altında türlü suretleri hususan dostluk suretini giyerek ehl-i imanı aldatmağa çalışanların tesiri altında farkına varmadan itiraza düşenlerin sözlerine ve kendi hissiyatını umuma mikyas yapanların ferdî fikirlerine mukabil bir cemaat-i uzma halindeki ehl-i kabul ve ehl-i istifadenin vaziyetleri, o itirazları nazar-ı itibare almamayı iktiza ediyor.

Eski zamandan beri mergub görülen ve hücum ve taarruzların bu kesreti zamanında bir nevi müsbet müdafaa hükmüne geçen Nur talebelerinin fıkralarının mecmuaların metni içine girmesi, bazı müstensihlerin sehivleridir.

Gençlik Rehberi’ndeki mes’ele-i mühimmenin baş tarafı eskiden İstanbul gibi yerlerdeki açık-saçık gezen gayr-ı müslim kadınlar ve onlara benzemeye çalışan bazı müslüman kadınları hakkında o sözü şimdi bazı din düşmanları, müslüman mübarek hanımlara teşmil ederek, Risale-i Nur’daki nurlara ve teselliye pek muhtaç kadınlar taifesinin Risale-i Nur’a karşı olan itimad ve alâkalarını zayıflatmağa medar olabilmesinden o kısmın yerine kadınların Hanımlar Rehberi’ni okumaları münasibdir. Tâ ki o fıkradaki şiddetten me’yus olmasınlar.

Resmî enaniyetlilerin olduğu bu zamanda medar-ı evham olabilen mes’elelerde Nur’un birinci şakirdi olan siz mübarek ağabeyimizle o Ahmed Feyzi ve merhum Hasan Feyzi gibi olanlar ile mülâyimane meşveret etseler ve onları kusurlu bulanlar da kusurlu olan kardeşlerimizi mülâyimane ikaz nev’inde müsamaha ile şefkatkâr olsalar, çok hayırlı ve münasib olur. Hem her meşreb bir olmadığından, müsamaha ile mukabele daha eslemdir.

O havalide ne olursa, Üstadımız size havale ediyor ve diyor ki: Hulusi nasıl münasib görse, benimki de öyledir diye size bu derece itimadı olduğuna kat’iyyetle kaniiz.

Mektubumuza nihayet verirken Risale-i Nur’un has ve kahraman ve mübarek şakirdi ağabeyimize binler selâmlar ve hürmetler ederek dualarınızı bekleriz.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Duanıza muhtaç

Zübeyr Ceylan Bayram

11. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, muhterem ağabeyimiz Abdülmecid!

Evvelen: Ellerinizden öperiz. Hem sizin, hem Hulusi Bey’in mektublarını aldık. Üstadımız size ve Hulusi Bey’e hususî selâm ediyor. Rü’yası hakkında “Allah mübarek etsin” dedi ve ilâve etti: “Rü’yada Kur’an peygamber suretinde, Kur’anın hakikî bir tefsiri olan Risale-i Nur da tercümanı suretinde tecelli ediyor. Halkın yanlış mana vermemesi için bu nevi rü’yaları ketmetmek daha evladır. Rü’yada Hulusi’nin hanesinin görünmesi ise, Risale-i Nur’un o hanede ders verilmesi ve Hulusi’nin bilhassa mebde-i intişarda çok muazzam hizmet-i Nuriyede bulunmuş olmasına işarettir.”

Tekrar selâm eder, ellerinizden öper, dualarınızı bekleriz.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kardeşleriniz

Tahirî Zübeyr Hüsnü Ceylan

(Mektubun arkasına Abdülmecid Ağabey’in elyazısıyla not:)

Mektubunuzu aynen takdim etmiştim. Aldığım cevabı da aynen takdim ediyorum.

Pek güzel ve doğru bir tabirdir. Cümlenize hürmetler.

12. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

1- İnşâallah huzur-u Hazret’e girmek nasib-i mukadder olur. Girdiğiniz zaman münasib bir anda Hazret’e kalbî, ruhî, sırrî selâmlarımı, hürmetlerimi, ta’zimlerimi hassaten mübarek ellerinden kemal-i ihlasla takbil eyler, duasını rica ederim.

2- Üstadımızın ihvan-ı Nur’a arasıra beyanatları vechiyle Üstadımızı ve âsâr-ı Nur’u ve talebelerini kimler sever ve muhabbet ederse, onlardan rahatsız olanlar benim rahatsızlığımı tahfif ederler buyurmuşlar. Abd-i âciz de muhtelif tarihlerde iken büyük kriz geçirdim. Elyevm yataktayım. Üstadımızın arzeylediğim beyanatı ruhuma pek büyük safa-yı küll oldu. Üstadımızın rahatsızlığını Cenab-ı Hak tahfif buyurur ise, bu hastalığa bin defa razıyım. Zira Hazret’in idame-i hayatı âlem-i insan ve İslâma büyük rahmet-i İlahîdir. Bizim vücud ve adem-i vücudumuz müsavidir.

3- Mukaddema Bediüzzamanımızı Ankaramıza bilhassa âcizane naçizane inşa ettirdiğim son derece müstakil hücre-i Nuriyelerine davet eyledim. Cevab-ı savabına leyl ü nehar intizar ediyorum. Allah aşkına bir cevab-ı savab lütuf buyursunlar, gününü lütfen tayin buyursunlar, abd-i âcizî geleyim alayım. Yoksa bir eminimi göndereyim veyahut ücret-i rahiyeyi posta vasıtasiyle takdim eyleyerek zâtının münasib gördüğü kardeşlerle mi teşrif buyururlar. Hukuk-u insaniye ve İslâmiyenin livechillah müdafaa ve muhafazası ve zâtına taalluk eden haklarının müdafaası lütf-u Hak ve imdad-ı Muhammedîmizle Ankaramıza teşriflerinde kemal-i sühuletle hall ü fasl olunması daha kolaylıkla olur. Zira ayaklara haber anlatmaktan, başlara haber anlatmak daha kolay olacağı kanaatinde olduğumu arzeylerim.

Tekrar tekrar mübarek ellerinden takbil ve cevab ve savabını beklediğimi arz ile Allah’a emanet eylerim.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Münteha-i zirve-i hiçte

biricik abd-i gubar

Osman Nuri

13. Parça[]

(Bera-yı malûmat huzur-u Nur’a)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Sahib-ün Nur ve-l kalem ve-l kelâm Bediüzzamanımız Efendimiz Hazretleri!

Mukaddema zât-ı nuriyelerine ancak Takdir-i Hak’la takdimine muvaffak olduğum ariza-i abîdanem vâsıl olur olmaz, vaktiyle zehirin tesiriyle devam eden evca’ ve ızdırabatınız هذَا‮ ‬مِنْ‮ ‬فَضْلِ‮ ‬رَبِّى o an için zâil olması ve mübeddel-i âfiyet oluvermeleri ve name-i abîdanemin nezd-i reşadiyelerinde ahsen şerait dairesinde mazhar-ı hüsn-ü kabul olduğu tebşirini hâmil, taraf-ı nuriyelerinden birbirinden muhterem canlı mektublarınız makamına kaim olmak üzere Mustafa Osmanımız ve Mustafa Sungurumuz ve Ahmed Atak’ımız ve Sâlih Özcanımız gibi kardeşlerimiz tevarih-i muhtelifede geldiler. Yekdiğerinden kıymetdar selâm ve kelâm ve dua ve iltifat-ı uzma ve hedaya-yı maneviyelerinden Delâil-ün Nur, Hülâsat-ül Hülâsa’yı ihda buyurdular. Bir müddet evvelde nam-ı abîdaneme cevab-ı tahrirî makamına kaim olmak üzere nutk-u kudsîlerinin muhatabı olmak şerefiyle a’zamî mübahi oldum. Hâlıkımıza her an lâ-yetenahî hamd ü sena ve Peygamberimize sayısız salât ü selâm olsun ve zât-ı nuriyelerini de iki cihanda saadet-i sermediyeye şan-ı uluhiyet ve Habibullah ile mütenasib surette nasib-i müyesser buyursun. Esma-i hüsna ve esma-i Nebevî hürmetine âmîn sümme âmîn.

Pek muazzez Bediüzzamanımız ve Sahib-ün Nurumuz! Bu ana kadar birbirini veli eden iltifat-ı nuriye ve kudsîlerinin bahr-ı kudsîlerine lütf-u Hak ve imdad-ı Muhammedîmiz ve himemat-ı reşadiyeleriyle müstağrak oldum. Bu arzeylediğim bahr-ı kudsîlerinin temevvücat-ı lâhutiyelerinden samia-i abîdaneme şöylece sadâ-yı acibeler ve garibeler ve gaybîler geldi. Şöyle ki: Bediüzzaman’ın teveccühat-ı kudsiyelerine ve­receğiniz cevabınız, cevab-ı kal olmasın, cevab-ı fiil olsun ki بسم‮ ‬الله‮ ‬قُلْ‮ ‬جَاءَ‮ ‬الْحَقّ‮ ‬وَ‮ ‬زَهَقَ‮ ‬الْبَاطِلُ‮ hükm-ü ezelî ve ebedî-i İlahîsi tecelli buyursun. Kâffe-i beliyyatı bir an evvel ref’e ve def’e vâfi ve kâfi ve şâfî olsun buyurdular. Abd-i âciz hemen bu emr-i gaybîye alerre’si vel’ayn dedim, müstaînen bi-tevfikihî teâlâ cevab-ı fiilîye şöylece başladım:

Abd-i âcizin hane ve arsa-i abîdanem Ankaramızın hal-i hazır inşaat ve ümranı devamına nazaran merkezî bir mahall-i münasibinde bulunuyor. Hava, su, menazır-ı tabiiye ve sair nokta-i nazarından yeni şehire her bakımdan müreccah olduğu gibi bilhassa semtimizin yepyeni, nur gibi çifte şerefeli bir câmi-i şerife mâlik ve sahib olması, maalesef henüz yeni şehirde ve sair pek çok semtlerde câmi-i şerif olmaması, semtimizin kadr-i maddî ve manevîsini leyl ü nehar a’lâ vü a’lâ buyuruyor. Komşularımız ilâ-mâşâallah birbirinden a’lâ ve aliyy-ül a’lâdırlar. Semtimiz Ankaramızın Ön Cebeci Topraklık mevkiinde Misafir Sokağı’nda eski numarası 24 yeni numarası 1 olan hane hane-i abîdanem bulunuyor. Bu haneye aid 4728 metre murabbaında bir arsası da vardır. Bu arsada oldukça yeşillik, muhtelif ağaçlarımız olduğu gibi menba suyumuz ve terkos suyumuz ve elektriğimiz vardır. İşte hülâsat-ül hülâsâ arzeylediğim arsa dâhilinde mâ-damelhayat ikamet buyurmanız için zât-ı nuriyelerine has müstakil bir hücre-i Nuriye inşa ettirmek lütf-u Hak ve imdad-ı Muhammedîmizle nasib ü mukadder oldu. Bu hücre-i Nuriyenin muhteviyatı iki oda, bir sofa, bir mutfak, bir banyo vesaireden ibarettir. İnşâallah kariben ufak-tefek nevakısı da ikmal ve itmamı hitam bulmak üzeredir. Hitam bulur bulmaz hücre-i Nuriyelerini nurlandırmalarını ve şereflendirmelerini hassaten rica eyleyeceğim, halen de rica eyliyorum. Şimdi de lütfen ve tenezzülen davet-i abîdaneme icabet buyuracağınıza dair müsbet ve kat’î cevab ve savab ve haber-i tebşirlerini sabırsızlıkla bekliyorum. İnşâallah cevab-ı savabınızı alır almaz Ankaramıza teşrifiniz hakkında ayrıca bir tafsil-i maruzatta bulunacağım. İnşâallah bu bâbda îcab edecek maddî ve manevî vecibeler lütf-u Hak ve imdad-ı Muhammedîmizle tamamen ve kâmilen îfa edilmeğe sa’y ü gayret edileceği şimdiden maruzdur.

Kemal-i ta’zimat ve tekrimatla selâmlar ve hatırlar, iki cihanda aziz ve nail-i murad olmalarını Hak Celle ve Alâ Hazretlerinden tazarru’ ve niyaz eyler, pek mübarek ellerinizden takbil ile kesb-i fahr eyler, îd-i adhâlarını kalbden, ruhtan, sırdan tebrik ve tes’îd eyler, zât-ı nuriyelerini ve bütün Nur mensublarını selâmlar ve hatırlar, bayram-ı şeriflerini tebrik ve tes’îd eyler, hep birlikte Allah’a emanet eylerim Efendimiz Hazretleri.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Münteha-i zerre-i hiçîde

biricik abd-i gubar

Osman Nuri

14. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬بِعَدَدِ‮ ‬عِلْمِ‮ ‬اللّهِ

Aziz ve muhterem ve mübarek ve müşfik Üstadım!

Risale-i Nur’un kahraman alemdarı, kıymetli emekdarı, Nurların münevver ve fedakâr hizmetkârı aziz ve muhterem kardeşim Hüsrev’in emirlerinize atfen Nurlardan münevver meyvecikler hükmündeki genç ve dinç nuranî azaların selim ve safi kalble Kur’anın bu asırda devam eden i’caz-ı manevîsini gösteren ve faaliyet-i nuraniyelerini ilân eden ve bunları takdir ve hizmet-i Nuriyeye teşvik buyuran aziz ve muhterem ve mübarek ve müşfik Üstadımızın emirname-i cevabiyelerini, fariza-i haccın îfasından dönünce toplanmış bir vaziyette gördüm. Ne derece memnun olduğumu ve Hâlık-ı Rahîm’e ne kadar minnet ve şükran kulluğunu yapmaya mecbur bulunduğumu hissettim. Bu vecibeyi îfadan elbette âcizim fakat ebede kadar hayat yolumuzu nurlandıran dersleriniz bize felillahilhamd o aczden fütur değil, belki o aczi makbul bir şefaatçi yaptırıyor.

Umum kardeşlere ve hemşirelere hitab eden bayram tebriğinize, bilhassa ondaki şümullü mübarek duaya bütün ruh u canımla âmîn diyor ve mübarek Üstadıma ve bütün nurlu ihvana âcizane ve bilmukabele arz-ı tebrikât ve ta’zimat eyleyerek, mübarek el ve ayaklarınızdan öpüyorum.

Ziyareti müyesser olan makamat-ı âliye-i mübarekede başta mübarek Üstadım olduğu halde bütün nurlu ihvanıma yine kemal-i acz ve noksanımla dualarda bulunmuş olduğumu arzeylerim. Mübarek dualarınıza çok muhtacım. Mütevaziane halî, lisanî ve kalemî hidemat-ı Nuriye aslî vazifemdir. Elbette bu can çıkıncaya kadar o hizmete devam niyetindeyim. Muvaffakiyeti Rahîm ve Kerim Rabbimden niyaz ederim.

اَلْبَاقِى‮ ‬اَلْحُبُّ‮ ‬فِى‮ ‬اللّه

Âciz, bîçare, kusurlu, dualarınıza muhtaç

muhibb-i muhlisiniz

Hulusi

15. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, kahraman Üstadımız Efendim Hazretleri!

İlk mekteblerde din dersleri tedrisatının mecburiyeti kararı radyolarda yayınlandığı gibi, Yeni Sabah gazetesi de neşretmiştir.

Başta sevgili büyük Üstadımızın ve Risale-i Nur talebelerinin en birinci derecede matlubları ihsan-ı İlahî tarafından kabul ve hidayet-i İlahiyenin mekteblere kadar girmesi keyfiyeti kalblerimizi sürura garketmiştir. Nur’un bu fütuhatının keyfiyet ve kemmiyet itibariyle çok büyük ehemmiyet ve değeri vardır. Bu keyfiyet, Yahudi ve komünist parasıyla takviye edilen Süfyan ordusunun mağlubiyeti tezahürüdür, bid’aların ortadan kalkması alâmetidir. Şimdi 32 bin muallim İslâm dinini hem öğrenecek hem öğretecek, hem inanacak hem inandıracaktır. Bu suretle binlerce muallim ve masum yavrular imanlarını kurtarmak suretiyle dünya ve âhiretlerini kazanmış olacaklardır.

Ey dünyadaki keyfini, zevkini, makamını ve malını iman uğruna feda eden, Risale-i Nur müellifi kahraman Üstadım! Sizi Kur’an ve iman hizmetinde çalışan sadık Risale-i Nur talebelerini candan ve bütün ruhumuzla kemal-i hürmetle tebrik eder, el ve ayaklarınızdan öperiz.

Kusurlu talebeniz

Abdurrahman ve Şahide

16. Parça[]

(Seyyid Sâlih Özcan’ın mektubundan)

Efendim Hazretleri!

1- Maarif Vekaleti din derslerini mekteblerde mecburen okunmasına karar vermiştir. Bu dersleri verecek olan muallimlerin bir dersi olmadığı gibi, bilgileri de yoktur. Kendilerini yetiştirmek için Risale-i Nur’u okumaları elzem olduğuna dair, Maarif’in ve hükûmetin nazar-ı dikkatini celbedecek gazetede birkaç makale Ankara Nurcuları münasib ve müsaade buyurursanız neşredecekler.

2- Kıbrıs’a baş müftü tayin edilen Urfa’lı Mehmed Kâmil’e Nur risalesi fakir olduğu için hediye verelim mi?

3- Tarihçe-i Hayatı Cevat Rıfat veya münasib bir kimseye İngilizce tercüme ettirmemiz münasib mi?

4- İhvan-ı Müslimîn’e ve Suriye’de Zeynelâbidîn’e lâhika mektublarından muntazaman göndermek münasib mi?

5- Zeynelâbidîn orada Nurlara hizmet ediyor. Ona teşvikkârane bir mektub Hüsrev Bey yazsa münasib mi?

6- Müftü Abdurrahman ellerinizden öperek dualarınızı rica ediyor. Hâfız ve vâiz Ömer de dualarınızı istiyor.

Pederim, dedem ve halam hürmetle ellerinizden öperler. Kabul buyurmanızı ve duanızı istirham ederler. Yakında Gavs-ı A’zam’a ziyarete gidecekler. Birkaç seneden beri hasta olan amucam ellerinizden öper, dualarınızı bekler.

Talebeniz

Seyyid Sâlih Özcan

17. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok sevgili, çok mübarek ve çok kahraman Ağabeyime!

Sevgili Üstadımız buyuruyorlar ki:

Evvelâ: Hüsrev’in İhvan-ı Müslimîn’e yazdığı gayet parlak mektubunun bir sureti Ankara Nurcuları vasıtasıyla alınmıştır. Kıymetli mektubunuza mâşâallah ve bin bârekâllah diyor.

Sâniyen: Bakanlıklara yazılan kıymetli istidanıza aynı kelimelerle mukabele edip, gönderilip gönderilmemesi hakkında Medresetüzzehra’nın erkânlarına havale ediyor.

Bu vesile ile başta siz sevgili ağabeyim olmak üzere bütün kardeşlerime mahsusan selâm edip mübarek ellerinden öperim. Bununla beraber dört aded mektub leffen takdim ediliyor kahraman kardeşim.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Âciz ve hem çok kusurlu kardeşiniz

Mehmed

18. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

Risale-i Nur’a ve mübarek Üstad Hazretlerine hücum eden bir taş..

Uyku ile uyanık, rü’ya ile sayıklama arasında şurada burada saçma-sapan sözlerle dalalete kılavuzluk eden efendiler! İçinde bulunduğumuz bu asır tarîkat asrı değil, hakikat asrıdır. Deve ile menzil alan yolcular bir daha hasretiyle kavrulurken, nur-u Kur’an binlerce mu’cize ve kerametiyle bu uzun yolu Cenab-ı Hakk’ın izniyle uçsuz bucaksız çöllerden döndürüp en kısa ve en doğru bir yolu göstererek nur-u Muhammedî (A.S.M.) ile nur-u imana vâsıl eylemiştir elhamdülillah.

Ey deve yolcusu! Tayyareye bak. Sizler yola çıkmadan menzile ulaştı. Daha böyle kaç yüz yıl bu ibtidaî hayat, bu uzun yol devam edecek? Bağrı yanık yolcuya ebedî bir saadet deryası olan Kur’an ve iman kevserinden kana kana ne zaman içirebilecek? Yoksa deve de yolcusu ile beraber serab olup, kaybolup gidecekler mi?

Dinleyiniz ey kısa görüşlü, basma kalıp suret insanları! Şimdi sizlere mübarek Nur Üstadımızın büyük sözleriyle cevab verelim. Risale-i Nur’un tam hakikatını anlatmaya bizim değil, bu zamanda hiç kimsenin kudreti yetmeyeceği gibi onu ancak Cenab-ı Hak bildirir. Bizim en büyük düşmanlarımız olan şeytanlar, komünistler ve masonlar bu nuru söndürmeğe çalışmışlar ve fakat bir türlü muvaffak olamamışlar. İnşâallah hiçbir zaman olamazlar. Çünki Risale-i Nur öyle bir nurdur ki, üfledikçe parlar. Çünki bu nuru Cenab-ı Hakk’ın izniyle Kur’an-ı Azîmüşşan yakmıştır. Bütün cihan gayret etse nur-u Kur’an’ı onun içinden süzülen berrak nuru Risale-i Nur’u söndüremez. Risale-i Nur’a girmeyenler, bu nurun kıymetini anlayıp takdir edemezler. Eski atalardan kalma meşhur bir söz vardır: Çift sürüp ekin ekmeyen, sofraya yemek dökmeyen, arı kahrını çekmeyen, balın kadrini ne bilsin? Bal Risale-i Nur’dur. Bu nur deryası dalalet batağından kurtarıp yıkayarak gönlünü ve ruhunu iman nuruyla dolduran öyle bir irfan ummanıdır ki, bu berrak deryadan süzülen tevhidler, iki cihan nuru Muhammeden-il Mustafa (A.S.M.) yoluyla Cenab-ı Hakk’a varır. Hayy-ı Kayyum olan Cenab-ı Rabb-ül Âlemîn razı olduktan sonra isterse bütün cihan küsse ne çıkar? Yeter ki o razı olsun. Risale-i Nur en kısa ve en kestirme ve en doğru bir yolu talim eden öyle bir hak yolcusudur ki, gençliğimizi ve bütün Nur’a sarılanları Cenab-ı Hakk’ın inayetiyle dalalet bataklıklarından kurtarıp iman ve irfan nuruna garkeder. Mesleğimiz tarîkat değil hakikattır. Rehberimiz Kur’an, şiarımız iman ve irfandır.

Nasılki bedeni rahatsız olan bir hasta doktoru ararsa, ruhî ve imanî hastalıkların tabib-i hakîmi ve komünist ve masonluğun tiryak ve panzehiri olan Kur’an ve onun bir âyinesi ve elmas kılıncı Risale-i Nur’dur. Risale-i Nur’da ne riyazet, ne sülûk, ne çille ve ne tarîkat merasimi olmadığı gibi en kısa yoldan Hakk’ı bilen ve saadete giden en kısa, nurlu bir yol ve gönüllerde yaşayan ruhî bir rabıtadır. Tenkidler, sizin gibi ağıza yakışmayan sözlerle değil, fikir mücadelesiyle olmalıdır. Bütün dünyanın Bediüzzaman diye büyük bir sıfat verdiği Üstadı, kendinizden aşağı görmenize karşı Yunus Emre Hazretlerinin şu kıt’ası hatırıma geldi:

İlim, ilim bilmektir. İlim, kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır.

dediği gibi siz kendiniz yolun ne olduğunu bilmeden, işkembe-i kübradan ağız dolusu boyuna atıyorsunuz. Celaleddin-i Rumî Hazretleri ne için Mevlevî Tarîkatını kurdu biliyor musun? O mübarek zâtın zamanında bütün kanunlar ve bütün ahkâm şeriat-ı Muhammedî (A.S.M.) ve nur-u Kur’an ahkâmına göre hükmediliyordu. Fakat şimdi Avrupa kanunları ve hükmü yürüyordu. Eğer o mübarek zâtın zamanında da böyle birşey vaki’ olsa idi, Celaleddin-i Rumî Hazretleri Mesnevi veya Risale-i Nur gibi bir tiryak ve panzehir bulur ve onu talim ettirirdi. Çünki tarîkatla mahdud kimselerin imanını kurtardığı gibi, neşriyatla umumun imanı kurtarılıyor.

Bir de Üstadımızı Said-i Kürdî diye itham ediyorsunuz. Sizin Türk olduğunuz ne malûm? Kim bilir hangi karışık bir suyun tortusu ve döküntüsüsünüz. Çünki dinsizlik komitesine bilmeyerek yardım suretinde, dindar sîrette bir komünist olmak ihtimaliniz var.

Dinle ey gafil, karanlık zulümat selinin önüne katılan kendini bilmez adam! Bediüzzaman denilen o zât, nesli ne olursa olsun hakiki milliyeti İslâmiyettir. Fakat bu çok şefkatli zât, sizler gibi keramet değil, istikamet aradığı için daima kendini toprakla beraber bilip başına gelen felâketleri ve ona yapılan bütün eza ve cefalara siz gibi şekva değil daima şükran-ı nimet bilip rıza-i Hak için Eyyüb Aleyhisselâm gibi daima Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükürler etmiş. Hâlık-ı Zülcelal de bu mübarek zâta sabrının mukabili olarak, Risale-i Nur’u ihsan-ı İlahî ile âhirzamanda dalalete düşen bir kısım ümmet-i Muhammed’i kurtarmak için vermiştir. Elhamdülillah Cenab-ı Hakk’a binlerce ve yüzbinlerce hadsiz şükür olsun, Risale-i Nur’a sarılan bütün talebelerini kurtarmış. Şimdi de izn-i Hak’la Nur’a yapışan ehl-i dalaleti dahi kurtarmaktadır. Bunun için Cenab-ı Hak mübarek Üstad Hazretlerinden ebediyen razı olsun. Bizler hiç kimseye kötülük yapmamağa ve daim hasım olanları da ihvan eden bir mesleğimiz olduğu için, yine de iddia ediyoruz ki: Risale-i Nur’u okusunlar ve imanlarını kurtarsınlar, Cenab-ı Hak ıslah eylesin derken, “Güneş balçıkla sıvanmaz” diyerek ilmi ve irfanı ve imanı, insanlığı, beşeriyetin ve ebediyetin bütün esaslarını öğrenmek isterseniz, Risale-i Nur’u okuyun.

Âciz, çok kusurlu,

Nur talebelerinin son yolcusu

Osman Aydın

Kardeşlerim

Bu Muallim Osman, Ceylân’ın hapis arkadaşıdır. Ondan tam ders almış. İkinci bir Ceylân olmak kabiliyeti var. Medâr-ı hayrettir, duamda Nurcular dairesinde hergün isimleriyle yâd ettiğim iki sofî meşrep, kendilerini satmak fikriyle bana ve Nura iliştiklerine dair mektup geldi. Ben gücenmedim, onları daha ziyade duama aldım. Aynen eskiden İstanbul’da eski partinin desiseleriyle bize ilişen malûm ihtiyar şeyh gibi, onları hem kendime mübarek kardeş, hem dost bildim, hakkımı helâl ettim. Fakat iki İhlâs Lem’alarını okumalarını arzu ediyorum.

Kardeşlerim, siz dahi böylelerden gücenmeyiniz, münakaşa etmeyiniz.

Said Nursî

19. Parça[]

Beni Ankara’ya almağa çalışan Osman Nuri’nin bu mektubu,

bera-yı malûmat gönderildi.

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Huzur-u Nur’a Mecma-ul mezaya ve-l mehasin ve-l hakayık ve-d dekayık sahib-ün nur Bediüzzamanımız Efendimiz Hazretleri!

عليكم‮ ‬السين‮ ‬و‮ ‬اللام‮ ‬و‮ ‬رحمة‮ ‬اللّه‮ ‬و‮ ‬بركاته‮ ‬دائمًا‮ ‬أبدًا‮ ‬سرمدًا

هذَا‮ ‬مِنْ‮ ‬فَضْلِ‮ ‬رَبِّى Ancak lütf-u Hak ve imdad-ı Muhammedîmiz ve himemat-ı reşa­diyeleriyle ikametinize her an hâzır nâzır ve âmâde bir hale gelen medrese-i Nuriyelerini ebediyen ruh u canınızla kabul buyurmaları ve bir-iki aya kadar medrese-i Nuriyelerine teşrif buyuracağınızı tebşirleri ve va’d-i celil ve cemilleri abd-i âcizi ve bütün Nurcuları dilşad buyurdu. Ruhumuza ruh nefh eyledi. Allahımıza her an lâ-yetenahi hamd ü sena ve Peygamberimize de sayısız salât ü selâm ve zât-ı nuriyelerine de Allahımızdan kâffe-i sevdikleri hürmetine tazarru’ ve niyazımız, hukukullah ve hukuk-u ibadın haklarına ahkâm-ı Kur’aniyeye evfak surette ve mihver-i lâyıkında ayarlanması için Efendimize ömr-ü tavil, sıhhat ve âfiyet-i tamme ve kâmile ve selâmet ve saadet-i sermediye şan-ı uluhiyetle mütenasib lütuf ve in’am ve ihsan buyurmasını leyl-ün nehar tazarru’ ve niyaz ettik ve ediyoruz. Hemen Cenab-ı Hak münacatımızı ahsen-i şerait dairesinde müstecab buyursun, âmîn âmîn yâ Muîn.

Eh-ı fillahümme! Bu kerre lütuf buyurulan name-i nuriyelerinde buyuruluyor ki: “Senin bu acib zamanda benim gibi bir bîçare, hasta ve garib hakkında büyük iyiliğinizi ve şefkatinizi âhir ömrüme kadar unutmayacağım. O yaptığın menzili ebedî bir medrese-i Nuriye olarak ruh u canımızla kabul ettim.” Bu beyanat-ı kudsiyelerine maruzat-ı abîdanem: İşarat-ı hakîmaneleri vechile cidden ve hakikaten a’ceb-ül acaib ve agreb-ül garaib zaman içinde yaşadık ve yaşıyoruz. Zamanın acaib ve garaibliği ne kadar kesb-i iştidad ederse hakla bâtılın müdafaa, muhafaza, münakaşa, muhavere ve mükâleme ve mücadelesi de o derece kesb-i suubet eyler. Fakat hakkı müdafaa buyuran hizbullah için sevab ve bâtılı müdafaa eden hizb-üş şeyatîn için ikab kesb-i azamet eyler. Tam bu anlarda hizb-üş şeyatîne karşı daima meydan-ı ibtilada hizbullahtan zât-ı nuriyelerini gördüm. Elhak buyurduğunuz gibi suret-i zahirede bîçare, garib-üd diyar, hastasınız; lâkin hakikatta meydan-ı ibtilâ ve imtihan ve elem ve akl-ı selime hitabda ilâ-mâşâallah arslanların arslanı, insan-ı kâmillerin ekmeli ve erşedi bir şah-ı merdan olduğunuzu, devr-i istibdad gibi devirleri şah-ı padişah ve reis-i cumhur ve erkân ve aveneleriyle birlikte lütf-u Hak imdad-ı Muhammedîmizle devirdiğinize, Hak ve halk ilâ âhir-üd deveran şâhid-i daimîdir.

Hülâsa-i maruzat-ı abîdanem: Medrese-i Nuriyeyi acib bir zamanda yaptırmağa muvaffakiyet-i abîdanem ancak avn-i Hak ve imdad-ı Muhammedîmizle ve zât-ı nuriyelerinin bütün hal ü şanınızla hallenmeyi nefs-i abîdaneme meşk ve örnek etmeğe yeltenmekten ibarettir. Hemen Cenab-ı Hak taklidimi tahkike kalb buyursun daimen ve ebeden âmîn yâ Muîn, yâ Nasîr.

Hizbullahın serfirazı Bediüzzamanımız! Medrese-i Nuriyelerini ebediyen bütün ruh u canınızla kabul buyurmak takdir-i kudsîlerinde bulunmaları hasebiyle ehl-i beytimle ve bütün Nurcularla îd-i ekber ettik ve ediyoruz. Lütf-u Hak’tan me’mul-ü kavîdir ki; Hak da halk da yurdun dâhil ve hâricindeki bütün Nurcular da bizim manevî, ruhî ve lahutî bayramımıza aşk u şevk ile iştirak buyururlar. Bir an evvel bütün varlığın külliyat ve cüz’iyatında tevhid-i Hak tecelli buyurur, ins ü cinn hakikaten sulh u sükûna kavuşuruz, bela-yı umumîden kariben eser kalmaz inşâallahü teâlâ sâdık-ul va’d-il emin.

Efendim! Müsaade-i celile ve cemilelerinize güvenerek zât-ı nuriyelerine bir an evvel medrese-i Nuriyelerine şeref-bahş etmek için (الصلح‮ ‬سيد‮ ‬الامكان) makamında bir teklifte bulunacağım. Mektub-u nuriyelerinde buyuruyorsunuz ki: “İki mühim sebebe binaen bir-iki ay burada bulunmaklığım lâzım geliyor.” Abd-i âciz bu beyanat-ı kudsiyelerine şöylece maruzatta bulunuyorum: Madem fem-i mübarekinizden ilk evvelâ “bir ay” sâdır olmuş. Lütfen bir ayı esas kabul buyurmalarını hassaten rica eylerim. Çünki zâtınızı hususi otomobil ile inşâallah bizzât alıp getireceğim. Yollarımızı iki ay sonra karlar kapatmak ihtimali pek çoktur. Bir ay kabul buyurulur ise, bu ihtimal azalır. Mektub-u nuriyelerinin zarfındaki tarihinden itibaren hesab buyurulur ise, bu Kasım ayının onbeşinde yazılıp postaya verildiği görülüyor. Şu tarihe göre önümüzdeki ayın onbeşinde bir ay tamam oluyor ve Cum’a günü hitam buluyor. Bu hesaba nazaran Rebi’ülevvelin beşine ve şimdi Aralık denilen eskiden Kânunuevvel tesmiye olunan ayın onbeşi oluyor. Bugün bir ay nutk-u kudsîleri vechile hitam buluyor ve gün de Cum’a oluyor. İnşâallah abd-i âciz Cum’anın kardeşi olan Cumartesi günü müsaade-i celileleriyle Emirdağı’na geleyim, zât-ı nuriyelerini alarak ruh u canınızla kabul buyurduğunuz medrese-i Nuriyelerine getirmek şerefiyle ebediyen mübahi olayım inşâallah. Bu şerefi abd-i âcize bahşetmek lütfunda bulunduğunuza dair kariben mektub-u nuriyeleriyle tebşiratlarınızı cihar-ı çeşm ile beklerim efendim hazretleri.

Kemal-i ta’zimat ve tekrimatla selâmlar ve hatırlar, iki cihanda aziz ve nail-i murad olmalarını Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinden tazarru’ ve niyaz eyleriz. Pek mübarek ellerinizden takbil ile dua-i daimî ve ebedîlerini temenni eyler, Allah’a emanet eylerim efendim hazretleri.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Münteha-i zirve-i hiçte

biricik abd-i gubar

Osman Nuri

20. Parça[]

Eyyühe-l Üstadım-ül A’zam ve-ş şefik ve-l aziz ve-ş şems-ül hidaye ve-l vesilet-üs saade!

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬بِعَدَدِ‮ ‬ذَرّاتِ‮ ‬الْكَائِنَاتِ‮ ‬وَ‮ ‬بِعَدَدِ‮ ‬عَاشِرَاتِ‮ ‬دَقَائِقِ‮ ‬عُمْرِنَا‮ ‬فِى‮ ‬الدُّنْيَا‮ ‬وَ‮ ‬اْلآخِرَةِ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا‮ ‬اَلْف‮ ‬اَلْف‮ ‬آمِين

Çok sevgili, çok aziz Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Risale-i Nur’un bir aziz kahramanı ve Medresetüzzehra’nın bir âlî fedakârı ve rehber-i âhirzaman ve teselli-i ehl-i iman, sevgili Üstadımız Efendimizin en emin, en fedakâr, en muhlis, en sevgili şakirdi ve Risale-i Nur’un ne kadar yüksek ve ulvi bir muallim-i ekber, bir üstad-ı a’zam olduğuna ona tam bir talebe olmakla şehadet eden ve Nur’un dersinden aldığı bir hakikatla yirmi senedir bütün hayatını, malını, canını ve cananını bu hakiki can için ve canan için feda eden ve bu hayatının şehadetiyle hakiki ve tam hâlis fena fi-n nur olan ve bu sebeble Risale-i Nur’un ulvi haysiyet ve şerefine zerrecik bir şübhe gelmemek için maddî ve manevî haysiyet ve şerefini fedadan çekinmeyen, bu büyük cihad-ı ekberde Risale-i Nur’u neşretmekte cesaret ve metanette, tedbir ve harekette bağlılık ve tesanüdde, sadakat ve ihlasta bir kahraman olduğu gibi, ibadet ve takvada, ilim ve irfanda, huzur ve maneviyatta dahi büyük bir kahraman, her zâkir ve şâkir, münîb ve muhib, âşık ve hâmid, ârif ve muvahhid olarak Risale-i Nur’un nuranî bir şakirdi ve o Nur’dan gelen feyiz ve in’ikasla ve ona tam sarılmasının ve ona tam bağlanmasının şehadetiyle akıl ve fikri hârika olduğu gibi kalbi ve ruhu dahi hârika olan sevgili Üstadımızın talebesi ve bütün Nurcular öyle bir kardeş ve ağabeye mâlik olmakla iftihar ettikleri ve ebediyen iftihar edecekleri kıymetli ağabeyimiz Hüsrev’in Risale-i Nur hesabına ve Risale-i Nur’un diliyle yazdığı ve Suriye’deki İhvan-ı Müslimîn’e gönderilmek üzere, (adresleri yanında bulunmadığından) biz bîçare hakir talebelerinize gönderdiği ve suretini alarak aslını İhvan-ı Müslimîn’e gönderdiğimiz bu çok güzel mektubunu siz sevgili ve çok mübarek Üstadımız Hazretlerine takdim ediyoruz.

Biz âciz ve hakir talebeleriniz kahraman ağabeyimiz Hüsrev’in bu çok kıymetli ve ayn-ı hakikat mektubuna bütün ruh u canımızla imza basıyor ve müşfik Üstadımız Efendimizden yalvarıyoruz ki, bu mübarek mektubu Lâhikalarımıza kaydedelim. Hem sevgili Üstadımız bizim çok kusurlarımızı ve hatalarımızı af buyursunlar. Bütün kardeşlerimiz binler hürmet ve selâmlarımızla mübarek el ve ayaklarınızdan öper, ulvî dualarınıza el açtığımızı arzederiz, sevgili Üstadımız Hazretleri.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Çok kusurlu, çok âciz talebeleriniz

Ankara Nurcuları

21. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok aziz, çok müşfik, çok mübarek ve çok sevgili Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Evvelâ: Binler selâm ve arz-ı hürmet eder, mübarek el ve ayaklarınızdan öper, sıhhat ve âfiyetinize dua eder, duanızı yalvarırız.

Sâniyen: Ankara’da Risale-i Nur’un fütuhatı bin mâşâallah, Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun gerek üniversite gençliği ve gerekse mühim mevkilerdeki kimseler arasında fevkalâde bir tarzda devam etmektedir.

Bir kısım üniversiteliler din mevzuunda her hafta konferanslar verecekler. Bunlardan bir kısmı tamamen Risale-i Nur’dan okunacak, diğerlerinde de Risale-i Nur’dan verecekleri konferans mevzuunu arayacaklar ve anlatacaklar aralarında birbirlerine kitab tavsiye ederlerken en başta Nur Risalelerini tutuyorlar. Bu Cumartesi akşamı birinci konferans iman mevzuunda bir Nurcu kardeşimiz tarafından verildi. Yedinci Rica’dan, Asâ-yı Musa’dan, Yirmiüçüncü Söz’den, imana dair olan bahislerden aynen okunmuştur ve şöyle demiştir: “Arkadaşlar! Vatan ve millet gençliğimizin her sahadaki terakki ve tealîsini tahkikî iman dersini almakla, dinen kalkınmakla mümkündür. Evet dinen ve manen uyanacağız fakat birçok dinî malûmatlardan en başta imana dair olan bilgileri almamız lâzımdır. Zira en yüksek hakikat imandır. İmansız insan, insan olamaz. Sonra mason ve komünistler bütün kuvvetleriyle imana taarruz etmişler. Öyle ise bizim de bütün kuvvetimizle imanı kurtarmağa çalışmamız lâzımdır. Ve en evvel ve en başta imanımızı kurtaracak Risale-i Nur’u okumamız kat’îlerin kat’îsi olarak kat’î ve lâzım ve elzemdir. Bu vatanda yirmiyedi yıldan beri olan, tarihte görülmemiş bir eşedd-i zulüm ve istibdad-ı mutlak içinde imanını muhafaza eden ve dalalet ve bid’atlara uymayan Risale-i Nur’dan tahkikî iman dersini alanlar olmuştur. Ve tarihte emsali geçmemiş bir taarruza, ancak Risale-i Nur’dan tahkikî iman dersini alanlar dayanabilmiş ve onlarla tarihî bir mücahede yapmışlardır. Görülüyor ki, Risale-i Nur’dan ferd ferd, şahıs şahıs tahkikî iman dersini almamız, ekmek ve suya ihtiyacımızdan ziyade olan zarurî bir ihtiyacımızdır.”

Çok aziz ve sevgili Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Bu toplulukta üniversitenin her fakültesinden talebeler ve profesör ve meb’us da vardı. Risale-i Nur okunurken bunlarda husule gelen ahval-i ruhiyeyi anlatmağa muktedir değiliz. Risale-i Nur’dan feyiz alan bu kimseler, size lisan-ı hal ve kalleriyle çok fazla minnetdar olmuşlardır. Mübarek Üstadımıza her an her saniye minnet ve şükranlarımızı arz ediyoruz.

Sâlisen: Vekalette bulunan ve Nurlara çok müştak olup hayret ve takdir ve tahsinlerle okuyan Bedri Bey çok selâm ve arz-ı hürmetler ederek duanızı istirham ediyorlar.

Râbian: Zübeyr arzediyor ki: Çok aziz Üstadım Efendim Hazretleri! Risale-i Nur bu çok kusurlu talebenizi Adana’ya bağlı Islahiye kazasına tayin etti. Bu tayinde ihtiyarımız hiç karışmadı. İhtiyarımız olmadan kahraman Ceylan kardeşimizin yakınına gönderilmeden o kadar memnun ve mütehassis oldum ki, Cenab-ı Hakk’a şükrediyorum. Siz sevgili Üstadımdan uzakta kalacağım. Bu cihetten fazla üzüldüm. Dua buyurun, Risale-i Nur’a ihlas-ı tamme ile çalışayım ve siz sevgili Üstadımızla daima berabermiş gibi olayım. Bugün Ankara’dan ayrılıyorum. Duanıza çok muhtacım. Allah’a ısmarladık der, arz-ı ta’zimat ve ihtiramla el ve ayaklarınızdan öperim. Cenab-ı Hak siz sevgili Üstadıma sıhhat ve âfiyetle uzun ömürler ihsan buyursun. Dualarınızı daima makbul eylesin âmîn âmîn elfü elfi âmîn.

Buralardaki bütün kardeşlerimiz arz-ı hürmetle binler selâm edip el ve ayaklarınızdan öpüyorlar. Dualarınızı yalvarıyorlar. Biz de tekrar el va ayaklarınızdan öperiz efendimiz hazretleri.

Üniversite Nur talebeleri namına, çok kusurlu talebeniz

Seyyid Sâlih, Abdullah, Sungur, Ahmed, Zübeyr, Abdünnur

22. Parça[]

Aziz, sevgili, muhterem, müşfik Üstadım Efendim Hazretleri!

Arz-ı ta’zimat ve takdim-i ihtiramat eder, mübarek el ve ayaklarınızdan öper, duanızı beklerim. Sevgili Üstadım Efendim! Bazı ehemmiyetsiz sebeb ve maslahatlardan dolayı Ankara’ya kadar geldim ve buradaki kıymetdar Nurcu kardeşlerimizle nuranî sohbetlerde bulunuyoruz. Birkaç gün sonra kurb-u şerifinize varacağım ve el ve ayaklarınızdan öpmek şerefine nail olacağım. Urfa Nurcuları derin hürmet ve selâmlarını arzedip ellerinizden öpüyorlar.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kusurlu talebeniz

Ceylan

23. Parça[]

İstanbul üniversite Nurcularının mektubu bera-yı malûmat gönderildi. Hem Nur’un elmas kalemli pek hâlis ve sadık bir naşiri Hasan Âtıf beş-altı defadır bana Delâil-ün Nur ve Hülâsat-ül Hülâsa nüshalarından gönderiyor. Ben de o mübarek nüshaları Âtıf’ın hayrına tam müştaklara fiyatsız olarak hediye ediyorum.

Said Nursî

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, mübarek, kıymetli ve müşfik Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Evvelâ: Cenab-ı Hak’tan sıhhat, âfiyet ve uzun ömürlerinizi diler, en derin hürmet ve muhabbetle el ve ayaklarınızdan öperiz efendim.

Sâniyen: Hacı Osman Çalışkan kardeşimiz vasıtasıyla çok kıymetli selâmlarınızı aldık. Kalblerimiz inşirah buldu. Ondan daha evvel posta ile siz mübarek Üstadımızın çok değerli ve ayn-ı hakikat olan Adalet Bakanı ve Başbakan’a hitaben istidanızı da aldık. Fevkalâde memnun kaldık. Bera-yı malûmat gönderilen bu hakikatlı istidanın cerideler vasıtasıyla neşrini münasib görerek Sebilürreşad ve Doğu’ya götürdük. Gönderilmiş olan bu istidanın aynı ifade ve kelimelerle neşrini rica ettik. Onlar da siz mübarek Üstadımızın bir kelimesini bile değiştiremiyeceklerini itiraf etmekle beraber, daha geniş bir muhitin anlaması için yeni üslûba sokmak fikriyle müsaadelerinizi beklemektedirler. Biz kat’î surette buna tarafdar olmadığımızdan, “Hiç neşredilmesin daha münasibdir” dedik. Hattâ Eşref Edib Bey matbaaya bile vermiş, lâkin hemen neşrine mani’ olduk. Artık siz Üstadımıza bu hususu haddimiz olmayarak arzediyoruz.

Sâlisen: Abdullah’tan aldığımız adresle Doktor Feyzullahzade Sabit Bey ile görüştük. Size çok selâm ve muhabbet ve arz-ı hürmetleri vardır. Risale-i Nur istiyor ve diyor ki: Bu asrın vazifesi, Risale-i Nur’un tercümanı olan Üstadımızındır.” Sık sık görüşeceğiz. Cevat Rıfat Bey’e selâmlarınızı tebliğ ettik efendim. Derecesiz memnun kaldılar ve selâm ve hürmetlerinin siz Üstadımıza tebliğini rica ile ellerinizden öpüyorlar. Bütün hayatını iman ve Kur’an hizmetine vakfeden Hazret-i Üstadımızın ihlaslı hizmetine hayrandır. Milletimizin bâhusus gençliğin ancak Risale-i Nur ile kurtulacağını ve gittikçe nurlanmakta olduğunu idrak etmiş.

Râbian: Buradan Câmi-ül Ezher’e bir arkadaş gidiyor. Ramazan’ın askerlikte arkadaşı imiş. Onunla bir Zülfikar gönderiyoruz. Temin edebilirsek bir aded eski huruf Asâ-yı Musa da vereceğiz. İnşâallah Hacı Kılınç Ali kardeşimizle Nur hizmetinde çalışırlar.

Efendim! Yeni harf tarihçe-i hayat gelmiş ve Isparta’ya gönderilmiştir. Oradan size herhalde gönderirler. Cevşen-ül Kebir ise henüz gelmedi. Salahaddin Çelebi de buradadır. Görüştük. İnşâallah gelince siz Üstadımıza gönderilecektir. Gençlik Rehberi’nin tab’ı ise hâşiyeler ve bir de önsöz için Hüsrev Ağabey’e yazmıştık, yeni cevab aldık. Üstadımızın sözü üzerine esasen hazır olan işlerin hemen teşebbüse geçtik. Hüsrev Ağabey ciltçiye hâşiyesi ile birlikte Gençlik Rehberi gönderdiğini yazıyor. Yarın Halil Bey’e giderek sandıktan alacağız inşâallah. Bir an evvel bu işin diğer hizmetlerimizin muvaffakiyetle olması ve muvaffak olmamız için dua ve himmetlerinizi bekliyoruz ve çok muhtacız efendim. Esasen hayırlı dualarınızla Nur hizmetinde çalışıyoruz ve Risale-i Nur sessiz fütuhatına devam ediyor, düşmanlarını mağlub ve zelil ediyor. Onların telaş ve çırpınmaları da bunu açıkça göstermektedir.

Medar-ı iftihar ve medar-ı saadetimiz olan aziz Üstadımız! Çok kıymetli vakitlerinizi zayi’ ettiğimizden ve çok kusurlarımla yazı yazmak cür’etinde bulunduğumuzdan dolayı affımızı rica ederiz. Yalnız şurasını aziz Üstadımıza her zaman için söylemekte büyük bir haz duyuyoruz: İman ve Kur’an, Nur hizmetinde fedaiyiz veyahut bütün varlığımızı Risale-i Nur’a terk ediyoruz. Zira Risale-i Nur iman ve Kur’an hakikatlarını tam neşr ile tam liyakat kesbetmiş. Amma bu husus için de yine dualarınıza muhtacız efendim.

Efendim! Mürtedlerden en azılılarını Cehennem’e çabuk yollamak için her zaman için emirlerinize muntazırız. Siz ufak bir işaret etseniz hemen hazırız. Kusurlarımızın affını tekrar rica eder, hürmetle el ve ayaklarınızdan öperek dua ve himmetlerinizi bekleriz, rica ederiz efendimiz. Bütün kardeşler hususan Ramazan ve Mehmed Yazıcı ellerinizden öperler. Diğerleri ayrı ayrı arz-ı hürmet ile ellerinizi ve ayaklarınızı öperler efendimiz hazretleri. Gönenli Hâfız Mehmed ve Nimet Hanım çok selâm ve hürmet edip ellerinizi ayrıca öpüyorlar.

İstanbul Nurcuları ve üniversite Nurcuları namına

Abdülmuhsin ve Ziya ve Emin

24. Parça[]

Salahaddin Çelebi’nin bu mektubunun bu parçası müjdelidir.

Bera-yı malûmat gönderildi.

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Büyük müncî ve büyük dâhî, büyük mürşid, üstad-ı ekremimiz, efendimiz Bediüzzaman Hazretlerine!

Dünya zulmeti dağılır gibi Allahu Zülcelal Hazretlerinin mukadder kıldığı semavî âyetlerden tereşşuh eden Risale-i Nur’un o mukaddes vazifeyi bihakkın yapmasından dolayı imanını nurlandıranların şükranlarını takdim etmekle, büyük kusurlarımın affını rica ederim.

1- Âlem-i İslâma ve Hristiyaniyete hakikat-ı Kur’aniyeyi ve şer’iyeyi ilân etmeye lâyık olan Ayasofya’nın tekrar câmi olması için Hacı Nazif Çelebi gibi zâtlar Fatih’in İstanbul’u zabtının beşyüzüncü yıldönümünde namaz kılmağa açılmasına çalışmaktadırlar. İnşâallah muvaffak olacağız.

2- Necib Fazıl, Risale-i Nur’un Sözler, Mektublar, Lem’alar, Şualar gibi sünuhatla yazılmış âsârınızı aynen ve mektub ve saire lâhikalara aid kısımlarını da bugünkü edebiyatla yazabileceğini söyledi. Bu hususta Ziya Bey kardeşimiz de yazacaktır. Necib Bey diyor ki: Üstad Hazretleri beni kabul etse idi, bu müsaadeyi verirdi diyor. Bu kerreki istidaların suretlerindeki birkaç kelimeyi değiştirmekle Ziya Bey’in aynen yazılmasındaki ısrarına canı sıkılan Necib Fazıl’a, Risale-i Nur’un eczalarında kelime değişikliği olmaz, fakat isdidada mana değişmemek şartıyla konabilir belki diyor. Üstadın üslûbu hârikadır, fakat bugünkü münevver diye geçinen adamlar bu yazı Bediüzzaman’ın olmasına hayret edecek diye bir misalle beyan etti: Padişah güzel elbise giyer ve bir meclise gelir. Orada ecnebi ve sair firenk sefirler ve vükela, padişahın iskarpininin üzerinde bir iplik veya bir toz olsa yaver derhal onu alır. İşte bu misalle ne demek istediğini anlattı. Neticede size sorulmasına karar verildi.

3- Isparta’dan yirmi kadar Sözler geldi. Ciltlenip size takdim edilecek.

4- Bizim Cevşen-ül Kebir yazılmış, yalnız tab’ edilecektir. Şimdi kâğıt alacağım. Onbeş gün zarfında cilde gelir. Hemen size takdim edilecektir.

5- Ziya, Muhsin, Emin kardeşlerimiz Gençlik Rehberlerinin kâğıtlarının temini ile meşguldürler.

6- Câmi-ül Ezher’e ve Pakistan’a sefirine, Roma Vatikan Papa’ya birer Zülfikar hediye edilecektir.

7- Almanya’da Müslüman reisi Berlin Câmi imamına bir Zülfikar hediye edilmişti. Vasıta olan Hacı Bey söyledi: Berlin Gazeteleri de gayet kıymetdar olan Bediüzzaman Hazretlerinin Zülfikar’ı tayyare acentası Hacı Bey tarafından hediye edilmiştir diye yazılmıştır.

8- Sebilürreşad ve Büyük Doğu, Risale-i Nur’un neşrinde büyük vazifelerini takdir ve tebrik ediyorlar. Şimdi de İslâm Nuru ismindeki bir mecmua çıkartılacak. Ziya ve Muhsin Beyler de alâkadardırlar.

Buradaki bütün kardeşlerimiz mübarek el ve ayaklarınızdan öperler. Duanıza muhtacız efendim hazretleri. Cenab-ı Hak ebediyen razı olsun sizden ve Risale-i Nur talebelerinden.

Kusurlu ve günahkâr talebeniz

Abdurrahman Salahaddin Çelebi

Üstad-ı fâzılanemiz, efendimiz hazretleri!

Efendim, bu yazıdan sonra Câmi-ül Ezher’e kitablar hareket etmiştir. Ve şunları gönderdik: Zülfikar, yeni gelen Sözler Mecmuası, Tarihçe-i Hayat, yeni huruf Küçük Sözler.

Abdülmuhsin, Ziya, Emin

25. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

İnşâallah elemsiz, kedersiz, âminen sâlimen Emirdağı’na varır, huzur-u hazrete girmek nasib ü mukadder olur. Aynen şu yazdıklarımı hazrete münasib ve müsaid zamanında lütfen bildirirsiniz.

Evvelâ: Hazreti daimen ebeden kalbî, ruhî, sırrî selâmlar ve hatırlar, mübarek ellerinden takbil ile dua-i daimî ve ebedîlerini rica eylerim.

Sâniyen: Son defa takdim eylediğim mektub-u abîdaneme lütfen ve tenezzülen bizzât cevablarını beklerim.

Sâlisen: Mehmed Çalışkanımız delaletiyle (هذَا‮ ‬مِنْ‮ ‬فَضْلِ‮ ‬رَبِّى) selâm ve kelâm ve te­veccühat-ı kudsiyelerini aldım. Fevkalâde memnun ve mütehassis oldum. Burada buyuruluyor ki: Ankara’ya gelirsem ne olsa orası kalabalık bir şehirdir. Pek çok insanlar benimle görüşmek ister. Ben ise otuz seneye karib bir zamandan beri görüşmeyi son derece azalttım. Esasen sıhhat ve âfiyetim de müsaid değil. Bu cihet hazreti a’zamî düşündürdüğünü, tevarih-i muhtelifede aldığım mektublardan da pek aşikâr anlaşıldığı için abd-i âciz bu ciheti a’zamî nazar-ı itibare aldım. Avn-i Hak ve imdad-ı Muhammedîmizle Emirdağı’ndan daha az bir surette görüşmesine ve rahatsız edilmesine meydan vermemek için tedabir-i maddiyenin maa-ziyade îcabları yapıldığını arzeylerim. Hattâ Bediüzzamanımızın Emirdağı’ndan Ankara’mıza getirilmesi için fevkalâde maddeten nümayişe ve alayişe meydan vermeden getirmeyi ne şekilde düşündüğüm, Ceylanımızı da binnefs âgâh eyledim. Lütfen bu hususta tafsilât alabilirsiniz.

Râbian: Va’d-i celiliniz vechile inşâallah Ankaramızı an-karib şereflendirmek tebşiratınıza leyl ü nehar muntazır oldum. Medrese-i Nuriyenizin ne derecelerde mezheb ve meşrebinize uygun ve son derece müstakil, kapısı ayrı olduğuna dair Ceylanımızdan îcab eden tafsilâtı lütfen ve tenezzülen abd-i âciz pek büyük tevkir buyuruyorsunuz. Cenab-ı Hak hüsn-ü zannınızı Habib-i Kibriya hürmetine tahkik buyursun. Abd-i âciz zât-ı hakîmanelerinin binde biri bile olamadığımı Hak ve halk huzurlarından daimen ebeden mu’terif olduğumu arzeylerim.

.......

Sâdisen: Lütfen tenezzülen Ankaramıza şeref-bahş etmeleri lâ-şek velâ-şübhe pek büyük bir tecelliyat-ı İlahiyenin mazhar-ı mücellası olacağına bütün Nurcular mutmain-i kalbiz.

Sâbian: Kemal-i ta’zimat ve tekrimatla zât-ı nuriyelerini ve bütün Nurcularımızı selâmlar ve hatırlar, iki cihanda aziz ve nail-i murad olmalarını ve olmamızı Vâcib-ül Vücud ve Tekaddes Hazretlerinden tazarru’ ve niyaz eyler, daimen ebeden dua ve irşadiyelerini temenni ile Allah’a emanet eylerim.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Zerre-i Osman Nuri

Osman Nuri’nin böyle mektubları sebebiyle bana mahsus kitablarımın kısm-ı a’zamını, benim için yaptığı küçük medrese-i Nuriyeye iki genç Said olarak Sungur’la Ceylan’ın nezaretinde o küçük medrese-i Nuriyeye gönderdim.

Said Nursî

26. Parça[]

(Bafra’da Nur talebelerinin bir mektubudur)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬تَعَالَى‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Âlem-i İslâmın vesile-i nur-ul irşadı, fevz ü felahına hâdim üstadımız efendimiz hazretleri!

Asrımızda bütün dünyaya serpilen Kur’anın nurları lehülhamd Cenab-ı Erhamürrâhimîn’in tecelliyat-ı Sübhaniyesiyle tarîk-ı irşada müştak olan fakirlerin necat-ı imanı ile tenvire olan ihtiyacımızın mevhibe-i Rabbaniyenin taalluku ile köleniz Hacı Kemal’in tavsiye ve telkiniyle hasıl olan cehd-i ruhî ve aşk-ı maneviyeye medar füyuzatınızın mübarek nuranî meş’alelerinin mana âlemlerinde kesretle hasıl olan tecelliyatlarıyla başlayarak kalblerimize serpilmiş olması ve arkadaşlarımızdan Muammer ve Reşad’ın da ziyaret-i âlînizle hasıl ettikleri berekât-ı maneviye ile Risale-i Nur’un bizlere telkin etmekte olduğu füyuzat-ı İlahiyeden nasibedar olmakla, hakaik-i imaniyelerimizin vuzuhla inkişafına her ânımızın vesile-i felahı olması ve ehl-i imanın hararet-i aşkıyelerinin bir deva-i manevî ve maraz-ı ruhilerini tedavi ve takviye-i imaniyelerine medar hüccet ve bürhanların nimet-i ebediye esrarının telkin ettiği ruh-u maneviyeyi tezyid etmekte olduğundan muhitimiz ve civarlarında aynı aşk ve vecd-i ruhî ile sür’atle tekessür eden Risale-i Nur talebelerinin heyecan-ı aşkıyelerinin tekâmül etmekte olması itibariyle Cenab-ı Erhamürrâhimîn Hazretlerine milyonlar hamd ü senalar ile vesile-i felahımız olan siz efendimiz hazretlerinin sıhhat ve ömr-ü âfiyetlerinizin âlem-i İslâm üzerinde şu’le-i nur-ul üstad alarak tul-ü müddet devam buyurulmasını niyaz eder, muhterem ellerinizi öper, devam-ı teveccüh ve dua-yı mübareklerinizi istirham ederiz efendimiz hazretleri.

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ

İhsan, Reşad, Muammer, Şinasi, Hacı Kemal

Hamd Olsun

Yâ Rabbî! Günahkârız, beşeriz, değiliz melek

Affına muhtaçtır muhakkak kâinat, felek

Affın tecelli ederse yâ Rab oluruz masum melek

Şübhesiz kasdımız affına mazhar olmak gerek

Âciz, fakir, hakiriz huzur-u izzetinde

Nur-u İslâma kavuşturdun hükm-ü ezelinde

Mürşidi nasib kıldın bizlere lemyezelinde

Sâbit kıl imanımızı taatle ezelinde

Nur-u iman ile hep bizleri tezyin eyledin

Nur-u Nübüvvet ile bizleri teyid eyledin

Nurunu Nur Risalesiyle de tayin eyledin

Bediüzzaman Said’i rızana tahsis eyledin

Zulmette kalanları kurtardı Risalet-ün Nur

Kararmış kalbleri aydınlattı Risalet-ün Nur

Akideleri ıslah eyledi Risalet-ün Nur

Dinsizleri susturdu Risalet-ün Nur


Şinasi, Hacı Kemal

27. Parça[]

Emirdağı’na kadar gelip çok mühim risaleleri Urfa’ya götüren ve Ceylan vazifesini gören Vahdeddin’in mektubunu bera-yı malûmat gönderiyoruz.

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Aziz Üstadım!

Hürmet ve edeble ellerinizden öper, duanızla Nur hizmetinde çalışmak arzu ederim. Zât-ı âlînizi ziyaret ettikten sonra kendimi bu mukaddes davanın bir kölesi addetmeye müsaadelerinizi ve lütuflarınızı istirham ederim. Cenab-ı Hak bu davaya ihanet edenleri ıslah ve tecavüz edenleri de kahretsin. Ziyaretinizde nail olduğum dua ve irşadlarınız sayesinde ruhumun en karanlık ve kalbimin en gizli derinliklerini daha nurlu ve daha kavi görerek imanı kurtaran Risale-i Nur’a dört el ile sarılmağa çalışıyor ve her iki hayatın mevkilerini tayinde daha kolay ve daha emin bir vaziyet iktisab ediyorum. Yazık ki şimdiye kadar bu nur, bu hayat kaynağı Risale-i Nur’dan uzak, bîgane yaşamışız. Şâirin dediği gibi ben de derim ki: Yâ Rab! Onsuz geçen günlerimi ömürden sayma. Çünki şimdiye kadar insana has olmayan sessizlik içinde nebatlar gibi, taşlar gibi yalnız el ile tutulur, gözle görülür bir camid varlık olarak yaşamışız ve sadece boşlukta yer işgal etmişiz. Ve Cenab-ı Hakk’ın nimetlerine ve bize verdiği hayat nimetine karşı şükür vazifesini îfa edemeyen bir insan durumundayım. Bundan sonra ancak sizin duanız ve emrinizin irşadı ve Cenab-ı Hakk’ın lütfu ile bir insan ve bir müslüman olmak muradına nail olabilir. Âhirette Cenab-ı Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Sallallahü Aleyhi Vesellem’in şefaatına mazhar olmak için mesaî sarfedebilirsem kendimi mes’ud bilirim.

Efendim! Cenab-ı Hak size âfiyet ve uzun ömür ihsan buyurarak sizi başımızdan, dua ve himmetinizi üzerimizden eksik etmesin, âmîn.

Kemal-i hürmetle ve edeble ellerinizden öper, peder ve vâlidemin selâm ve hür­metlerini arzeylerim. Kendilerine dua edeceğiniz müjdesine son derece sevinerek Cenab-ı Hakk’a şükretmektedirler.

Pürkusur köleniz

Mehmed Vahdeddin

28. Parça[]

Şimdi Urfa’da Ceylan yerinde Nurlara sahib olan Kuyumcu Hacı Mehmed’in mektubudur.

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok sevgili, çok mübarek Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Ellerinizden hürmetle öper, dualarınızı bekler, âfiyetinize dua ederiz. Ceylan kardeşimizin Urfa’dan ayrıldığına her ne kadar kalben rıza göstermemiş isek de, maslahat şimdilik öyle olduğundan ve elimizde kesretle bulunan Nur Risaleleri siz sevgili Üstadımıza ve bu hizmette bulunan diğer mübarek Nurcu kardeşlerimize karşı olan hasretimizi izale etmekte ve ünsiyet-i kalb etmektedir. Temeli atılan Risale-i Nur neşriyatını Cenab-ı Hakk’ın yardımı ve siz sevgili Üstadımızın himmetiyle İhlas Risalesi’nde gösterdiğiniz kudsî düsturlara muvafık ve mutabık olarak devam ettirmeğe azmettik ve inşâallah da muvaffak olacağız. Tekrar selâm eder, mübarek ellerinizden öper, başta siz efendimiz olarak Hüsrev’e ve diğer Nur erkânlarına derin hürmetlerimizi arzederiz. Urfa’daki umum Nurcu kardeşlerimiz mübarek ellerinizden öperler ve dualarınızı isterler.

Çok kusurlu talebeniz

Hacı Mehmed

29. Parça[]

Nur’un santralı Hulusi-i Sani birinci Sabri kardeşimizin bu hakikatlı uzun mektubu güzeldir. Fakat bu zamanda ehl-i iman mutlaka muarız muvafık dost ve düşman ne olursa olsun münakaşa zamanı değildir. Mü’min olan muarızların kusurlarına ehemmiyet verilmesin ve bakılmasın. “Vel’âfîne aninnâs” düsturumuzdur.

Said Nursî

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Üstad-ı Âlîkadrim Efendim Hazretleri!

Birlikte takdim ettiğim arîzamdan müsteban olacağı vechiyle birisi, Risale-i Nur şakirdlerinin namazları müteakib tesbihatlarına cehren olur-olmaz diye itiraz etmiş.

Hakir, bu hususta bir-iki kelâm yazmıştım. Oraya göndereceğim esnada hatırıma geldi ki, evvela Üstadıma arz ve takdim etmeden muhatabına göndermiyeyim. Afv-ı kerimanelerine sığınarak takdim ediyorum. Bu vesile ile dest ve dâmen-i fâzılanelerini a’zamî hürmetle öperim, Üstadım Efendim. 15 Safer-ül Hayr

Nezd-i faziletmeabîlerindeki bilumum hâlis ve muhlis kardeşlerime kalbler dolusu selâm ve dua ve hürmetlerimi arzeylerim efendim.

H.S.

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Kardeşim Ali Efendi!

Geçenlerde Isparta Mimar Sinan Câmi-i Şerifi havalisindeki sohbetimiz esnasında, o civarda hoca sınıfından birinin gerek farzların akabinde okunan Salât-ı Münciye ve gerekse duadan sonraki zevk-i manevî ve feyz-i bâtınî semeresi olarak okuduğumuz tevhid, tesbih ve salavat-ı şerifeye rakîbane ve muannidane müdahale ve muaraza etmekte olduğunu hasb-el îcab bahsetmiştiniz. Bu mûcib-i esef itirazdan çok müteellim ve müteessir oldum. Her ne kadar bu âciz kardeşiniz ilim ve marifet denilen kıymettar cevherden çok müflis isem de, o nâhoş taannüde rıza göstermiş vaziyetinde kalmamak için, şurada hak ve hakikat bildiğim birkaç fıkrayı size yazıyorum:

وَاعْبُدْ‮ ‬رَبَّكَ‮ ‬حَتَّى‮ ‬يَاْتِيَكَ‮ ‬الْيَقِين emr-i celilinin meal-i münifi, Allahu a’lem bimuradihî teâlâ, ibadetin hadd ü hududu olmadığı ve nefs-i emmare mutmainneye varıncaya kadar sa’yin lüzumu anlaşılmaktadır. Binaen alâ zâlik itiraz edenlerin mutlaka kuvvetli bir enani­yet ve şeytana muti’ bir askerlik emel-i bâtılanesinde olduklarına şek yoktur. Bu habis zihni­yette olan eblehleri Kur’an-ı Azîmüşşan مَنّاعٌ‮ ‬لِلْخَيْرِ‮ ‬مُعْتَدٍ‮ ‬اَثِيم âyetiyle levm ü itab ettiği sarih­tir. Öyle gafillerin sözleri kendi kanaatlerinin mahsulü olmayıp kapaklık yapıyorlar. Plak gibi âhize neyi aldıysa, ancak onu tekrar tekrar söylerler. Âdeta kendilerini deve âyinesinde görürler. Halbuki وَ‮ ‬فَوْقَ‮ ‬كُلِّ‮ ‬ذِى‮ ‬عِلْمٍ‮ ‬عَلِيم mefhum-u celili vechile edna mertebedeki bir ilim sa­hibi, en yüksek ve zül-cenaheyn bir allâme-i faziletmeabın tensib buyurdukları ve hususuyla sünnet-i seniyeye muvafık ders ve içtihadlarına dil uzatmak en büyük hata ve pek mezmum bir terbiyesizlik olduğu, isbata muhtaç bir dava değildir. Komünist meşrebli birçok mason­ların tahribkâr hücum ve hareketlerine bakmayıp da hasenat ve a’mal-i sâlihanın tezyid ve teksirine bezl-i vücud edenlere, hainane mümanaat ve münafıkane engel olmak, dava-i İslâmiyet eden hiçbir ferde münasib değildir. اُدْعُوا‮ ‬رَبَّكُمْ‮ ‬تَضَرُّعًا‮ ‬وَ‮ ‬خُفْيَةً emr-i azîmin dekaik ve gavamızını ve hattâ serapa Kur’an-ı Hakîm’in ve Ehadîs-i Nebeviye usûl dairesinde meani­sini, işaratını, rumuzatını, delalatını bilmeyenler, öyle kelâm-ı İlahîden bir hüküm ve mes­’ele istinbat edemezler ve etmeye de hak ve liyakatları yoktur. Lâakal yarım asırdan beri ahkâm-ı Kur’aniyeye taarruz ve tecavüz edenlere, daha doğrusu Kelâm-ı İlahî-i Ezelî’yi perde-i nisyan ile setretmek emel-i bâtılane ve kasd-ı kâfiranesinde olanlara mukabil her nevi tehlike ve felâket ve işkence ve meşakkate hak uğrunda göğüs gererek merdane mücahede ve i’dam sehpalarına çıkmak gibi en ağır mülahazatı gözüne alarak, o cihette can ve başını müftehirane fedaya müheyya bulunan kim ise, Kitab-ı Kerim ve Kelâm-ı Kadîm’i vücuh-u adîdesiyle tefsir dahi onun hakkıdır. Künhünü, hakikatını anlamadığı bir kısım âyetlerin zahirine bakmakla veyahut başka bir din yıkıcıdan yarım kulak ve hasta dimağı ile yanlış telakki edip bu gibi hikmet ve sırrını anlamadığı en güzide mesaile münhasır zanne­dip -temsilde hata olmasın- hasırcının kumaş ve atlas tezgâhtarına karşı “Yahu ben senden aşağı bir ehl-i san’at mıyım?” diye mukabelesi kadar mezmum ve gülünçtür. Binaenaleyh şimdiye kadar hakkı saymayan, mukaddesatı bid’atlarla mübadeleye razı olup yorganını başına çekerek “adam sen de” deyip kendi keyfini, kendi zevkini, kendi menfaatini düşünenler, zamanında Kur’an-ı Kerim’i benimsemediler. Emr-i bil-maruf ve nehy-i anil-münker ile memuriyeti üzerlerine almadılar. O baha yetmez hikmet hazinesine sahib ol­madılar ki; şimdi o kanun-u İlahîyi ellerinde sened ve hüccet tutarak indel-hace istidlale lâyık ve müstehak olsunlar. اُدْعُوا‮ ‬رَبَّكُمْ ilâ âhir… emr-i münîfi Allahu a’lem bimuradihi ders verdiğini bilen kimselere şamildir. Bilmeyenler bilhassa şu zamandaki avam-ı mü’minîn için dersler ve tesbihat cehr-i a’lâ ve savt-ı sarih ile okunmalı ki, ümmi ve âmî müslümanlar malûmat-ı diniyelerini bari ağızdan öğrensinler. Hem o ânif-ül beyan münferiden zikr ü fikir edenler hakkında riyadan sâlim olmak gayesine matufdur. Elhasıl rıza-i İlahîyi tahsil emeliyle hafî ve celî îfa-i ubudiyetle ehl-i iman muvazzaf ve memur oldukları gibi alenî ve cehrî yapılması lâzım ve zarurî olan cihetler de çoktur. İnkâr da edilemez. Ezcümle bayram­larda tekbirler, cum’a ve pazar gece ve günlerinde salât ü selâm ve bilhassa haccın erkânından olan tavaf ve sa’yde gökler gürler gibi a’zamî cehr ile davet ve tekbirat ve Lebbeyklerin cehren suret-i îfası malûmdur. Risale-i Nur şakirdleri تَضَرُّعًا‮ ‬وَ‮ ‬خُفْيَةً emr-i Rabbanîsine muvafık namaz tesbih duasını hafî olarak dergâh-ı İlahiyeye arzettikten sonra cehren otuzüç defa “Lâ ilahe illallah” ve “Allahümme Salli alâ Muhammed” cehren okumak riya değil belki (Haşiye[3]) âherin faide ve nef’ini arzu etmek ile اَلدَّالُّ‮ ‬عَلَى‮ ‬الْخَيْرِ‮ ‬كَفَاعِلِهِ sırrına mazhar olmaktır. Hem “Efdal-üz zikri Lâilahe illallah ve efdal-üd duai Elhamdülillah” emr-i Nebevî-i tergibkârîsine imtisal ile beraber nihayetsiz fevaid ve fezaili mutazammındır. Bu usûle ittiba’ eden bir mü’min vasatî bir hesabla bir senede yetmiş bin küsur kelime-i tevhid ve otuziki bin salavat-ı şerifeyi okumuş olur. Acaba şu zamanda ehl-i iman için bundan daha büyük külliyetli ticaret-i âhiret ve vesile-i necat olur mu?

Bu hakikate binaen her taat ve ubudiyet, lüzumî bir hikmet ve maslahata binaen yapmaktadır. Cüz’î ve küllî her zamanda olduğu gibi hassaten bu zamanda bütün mukaddesat üzerine zulmetli ve sıkletli perdeler çekiliyor. Din-i Muhammedî (A.S.M.) ve İsevî (A.S.) ve Musevî (A.S.) gibi hak ve bâtıl umum edyan üzerine nev’-i beşerin ruhunu titreten, yüreklerine hançerler saplayan “Komünizm” gibi, âlemde misli görülmemiş habîs rejimler baş kaldırdı. Hakaik üzerine canavarca savletler yapılıyor. İnsanî ve İslâmî hâlâtı yutmak, esfel-üs safilîn caddesini tutmak ve tutturmak istiyorlar. “Lâ ilahe illallah Muhammedürresulullah Sallallahü Teâlâ Aleyhi Vesellem” kelâm-ı hakikat-nisarını ilân ve i’lam edip manen diyorlar ki: “Güruh-u dâllîn! Ey felsefe-i müfsidîn! Sizin dayandığınız ve taptığınız mamul, ma’dum, mezmum ve mahluk olan şeylerin hiçbirine zerre kadar kıymet vermiyoruz ve verilmez. Ancak şu vahdet ve kudret ve azametini ilân ettiğimiz, ancak binbir esma-i hüsna ve sıfât-ı ulyânın menşe’ ve me’hazı olan Fâtır-ı Akdes ve Kadir-i Mutlak bulunan Allah-ü Azîmüşşan’ı Mabud-u Bilhak biliyoruz. Ve Sahib-i Şeriat Muhammeden-il Mustafa Efendimiz Hazretlerini bütün âlemlere meb’us bir resulü bulunduğunu her an yâdetmekle ikrarun bil-lisan ve tasdik-un bilkalb ve amel-i bil-erkânın lüzum ve ehemmiyeti izhar ediyoruz. İnkârına imkân olmayan bir hakikat ki; âciz bir surî insana -hâşâ sümme hâşâ- ma’budiyet süsü vererek perestiş derecesinde merbutiyet gibi bir cürm ve cinayete ictisar edenlere rağmen, kelime-i tevhidi bir hâtıf gibi cehren mükerreren okumakla hem Sahib-i Şeriat Aleyhi Ekmel-üt Tahiyyat Efendimiz Hazretleri hakkında “Sallû Aleyhi Ve Sellimû Teslima” emr-i Rabbanîsine ittibaen ilân-ı vahdet ve risalet-i Ahmediye (A.S.M.) etmek ile füyuzat-ı İslâmiye ve fezail-i imaniyenin âsârını tâ Arş-ı A’zama çıkarmak gibi zevkli ve tam yerinde bir ubudiyet daha tasvir olunamayacağı vâreste-i beyan ve izahtır. Şu halde her ehl-i imanın bilâ-itiraz mükellef olduğu bir vazife-i kudsiyedir. Ehl-i ilhad ve dalaletin alenî isyan ve inkârları karşısında ilmiye mensublarının bu gibi lüzumlu küllî ecr ü sevablı evrad ve ezkârına müdahale ve münakaşakâr cephe alanları Allah ıslah etsin diye dua etmekten başka ne çare olur?

Ey şaşkınlar! Asrımızın en faziletkâr, hem çok şefkatkâr bir kutbunun zulmetli bir vâdi-i helâke sür’atle yuvarlanan bîçarelere merhameten hadden efzun meziyet ve muhsenatını takdir ve tarif lâyık olmadığım nurlarıyla ıslah ve ihya, hem az bir vakitte çok sevablara müstağrak eden binler hassalı ve mûcib-i feyz ve intibah a’mal-i sâlihaya bilen bilmeyen her kişinin karışması en büyük hadsizlik ve şâyan-ı esef bir insafsızlık değil midir? Dünyanın fâni işlerinde terakki etmek, maddeten zengin olmak için kendisini taştan taşa çarpan bir müslüman, bâki pek kıymettar âhiret saadeti ve âlem-i beka devleti için nuranî ve revnakdar derslerle meşgul ve bir derece bilgili ve manen zengin olsalar pek muvafık ve a’zamî ticaretli olmaz mı? Hem imanı takviye ve tarsine kuvvetli medar değil midir? Her türlüsüyle itiraz ve müdahaleye şâyan zındıka plânlarını âdeta meşru’ gibi telakki ve kabul ve hattâ âmmeye kabul ettirmeye gayret, hem asrîlik meşrebinde olduğunu bilfiil müraîce isbat gayesiyle kendilerini küfre götüren ve ehl-i imana dehşet veren, “Allahü Ekber ile Tanrı uludur bir manadadır” ve hakeza gibi yanlış tevilleriyle, sabit katmerli hatalarını sevab addeden ve beş-on dakika zarfında okunarak hayatta nur, kabirde nur, Cennet-i behçet ve sürura vesile olan salavat-ı şerife ve dua ile meşgul olanların hak ve sevab her hareketlerine âdeta bir cürüm ve hata gibi ilişmek, ehl-i imanı gaflet ve atalete sevketmekten başka ne mana verilir? Aklı başında olan her mü’min zerre kadar tereddüd etmez ki, şu asırda ümmet-i Muhammed (A.S.M.) acınacak bir halde esasat-ı diniyeye pek bîgane kalmış malûm tarzda aşikâre surette o dersler okuna okuna, cahiller de büyük istifadeler edip hâfızalarına alırlar. İbadete merak ve hevesleri artar ve kuvvetlenir. Risale-i Nur ile alâkadar olan mahallerde bu usûl câri olduğundan, okumak bilenlerden maada cahil ve çoban sınıflarından salavat-ı şerifeleri, tercüman-ı ism-i a’zamı ve İsm-i Cemil ve sair uzun duaları ezber edenler çok oldukları gibi, âhir ömründe Kur’an-ı Kerim’i okur-yazar olanlar da çoktur. Bilmünasebe şunu da diyebilirim ki: İkinci Harb-i Umumî, cinayetkâr beşer için bir sille-i te’dib ve bir tufan-ı şedid idi. O mühlik (ateş-i tufan) arzı istilâ etti. Yalnız üç tarafı derya ile muhat yarımada halinde olan şu Anadolu’muz muhkem bir nevi gemisi üzerindeki hamûlesi ise Risale-i Nur ve tevabii olmakla manen sefine-i Nuh’u andıran bu mübarek memleket, o fetret zamanında milyonlar ehl-i imanın leylünnehar “Yâ Rabbenâ, el-eman el-eman hallisna minennar, ecirna minennar, neccina minennar” diye niyaz ve tazarruları o belayı def’ u ref’ ve ateşi itfa’ etmiş, ancak bu nuranî muhit masun ve selâmet kalmıştır. “Elhamdülillah haza min fazlı Rabbinâ!” Yoksa bir kısım sebük-mağzânın yani beyinsizlerin iddia ettikleri gibi dirayetli rüesanın tedbirleri neticesi olmadığı, belki bir mahz-ı inayet-i İlahiye olduğunu; koca İtalya devletinin ilk defa ve pek az bir müddet içinde mağlub ve münkarız olup ayaklar altında perişan kalması mes’elesi müddeayı isbat ile, tedbire istinad edenlerin çok yanlış davalarını cerh ve reddeder. Çünki İtalyanların Mussolini’leri bütün dünyanın en müdebbir diplomatlarının birincisi olarak iştihar etmişti. Onun meşhur tedbir ve dirayeti, o günde beş para bile etmedi. Gerçi dirayet ve feraset inkâr edilmez. Fakat öyle feraset ki; Cenab-ı Hakk’ın himayet ve sıyanetine tam itimad ve tevekkül ile kuvvetli dirayet birleşmek lâzım. Her ne ise. Böyle muarızlar bid’at ve rezaletleri hoş görüp, hikmet ve hakikatlı hasenata aleyhtarlık gösteriyorlar. Enaniyet ve hâsidliklerinden kendileri zikir ve fikre ehemmiyet vermedikleri gibi, başkaların dahi o feyzî ve nurlu yolda gittiklerine razı olmazlar. Bu gibi menfî ve menfur hareketlerin, hocalık davasında bulunanlarda zuhur etmesi garaibdendir.

Halbuki sair ehl-i iman tesadüfen bu derslerin okunduğu namazlarda bulunsalar, “Aman rica ederim bu güzel salavat ve dualardan geçmem, ben de isterim” diyorlar. “Vetevasav bilhakkı” sırrı ile gerek sırren ve gerekse cehren böyle bâis-i necat ibadetlere tergib ve teşvik için sarf-ı mesaî îcab ederken, öyleler bilakis mü’minleri duadan, niyazdan soğutuyorlar. Mü’minlerin terakki ve tasaffisine, böyle binler hassalı salavat ve daavat medar değil midir?

Belki eşedd-i ihtiyaç vardır. O güruh kimselerin o derece büyük hataları var ki; مَنْ‮ ‬لَمْ‮ ‬يَذُقْ‮ ‬لَمْ‮ ‬يُعْرَفْ hüküm ve mefhumunca hayır ve şerri seçmezler, her mes’eleye indî hükümlerini yürütürler. Gavs-ı A’zam ve Mevlâna Celaleddin gibi ekabir-i evliyayı zımnen tahtie etmek kadar cür’etkârlık yapıyorlar.

Çünki sırren ve cehren mes’elelerini mevzu-u bahs edenler o âlî makam sahiblerine haksız olarak ilişmiş oluyorlar. Netice ve gaye ve maksadımız Kur’an’a ve imana hürmet ve hizmet ise; bu gibi manasız, lüzumsuz kîl u kalleri bertaraf edelim. Müsbet şekilde bakılacak ve yapılacak çok vazifelerimiz bulunduğunu bilelim. Vesselâm.

Âciz kardeşiniz

H. Sabri

Üstad-ı A’zam Hazretleri Denizli’de emr-i yevmî gibi hergün talebelere birer tezkere lütuf buyururlar idi. Onlardan bir kıt’ası da aynı mevzu ve gayede yazılmış yukarıdaki, harfiyen suretini istinsah ettiğim bir intibah-ı emrî olmakla davamıza münasebeti cihetiyle tahşiye edilmiştir.

Âciz ve çok kusurlu H. Sabri

30. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Candan sevgili Üstadım Efendim canib-i vâlâlarına!

Sonsuz hürmetlerimi takdimden sonra mübarek yed-i saadetinizi takbil ederim. Ömr-ü âfiyetinizi Cenab-ı Hak ve Rabb-ül Felak ve Feyyaz-ı Mutlak ve Tekaddes Hazretlerinden istirca’ ve istirham ve istid’a eylerim.

Efendim! Bendeniz Hadım kazasının Gerhez Köyü’nden olup elyevm Konya’nın Karaarslan Köyü’nde ikamet etmekteyim. Mezkûr köyde imamlık vazifesinde istihdam edilmekteyim. Bundan iki ay mukaddem Konya’da Hâfız Mustafa pederi yorgancı Hacı Mehmed Efendi dükkânında konuşmakta iken, Asâ-yı Musa isimli Nur menbaından cereyan eden bir kitab-ı mübarek yed-i âcizaneme vâsıl oldu. Bu muhterem kitabı mütalaa ettim. Aynı zamanda açılan taze bir gül gibi, bütün letaifim ve ruhaniyetim açıldı. Ve bu kitab-ı mübareki bitirdikten sonra Zülfikar, Siracünnur, Sikke-i Tasdîk-i Gaybiye, Tılsımlar’dan birer risale, Eskişehir Mahkeme Müdafaası gibi kitab-ı şeriflerinizi okuyunca kendi nefsime hitaben dedim: Ey nefis! Sen dünya sekri ile meskûr olduğunu bil! Muhterem Nurları Nurlar dâhîsi otuz seneden beri taksimat-ı Nurdan dolayı mahkemelerde infilak eden bombaların misl-i ra’d sadâlarını işitmedin mi diye nefsimi ilzam ve itham edercesine bir zaman müteessir oldum. Bir taraftan da elhamdülillahi teâlâ Nur gemisinin mellahına (kaptanına) bir hizmetçi veya bir köle olacağımı farzederek ferahnak oldum. Lütfen kabul buyurulmasını zât-ı samilerinizden beklerim.

Risale-i Nur elime geçtiği günden beri her an tarafınıza varıp zât-ı samilerinizi ziyaret etmek şerefiyle müşerref olmak arzusuyla yola çıkacağım zaman bir kabz, bir sıklet, bir fütur, bir müsamaha husule geliyor. Bunun sebebini anlayamadım. Kendi kendime şöyle bir tefekkür ettim: Herhalde benim bu nefsim gayet kirli olduğundan o âlî bahr-i enverde tathire müstaid olmadığım için ceryan gelmiyor diye düşünebildim. Malûm-u âlîniz efendim, elektrik makineleri çalıştığı halde, lâmba bozuk olunca yanmaz. Diğer taraftan da yani Risale-i Nur makinelerinden süzülmüş Asâ-yı Musa tezgâhında nescolunan taze lâmbalardan alıp masiva kiri ile kirlenen lâmba camlarını da değiştirmeğe muvaffak eden Rahîm-i Zülcelal, Kerim-i Zülkemal olan Rabbimize mahlukat adedince şükürler olsun.

Bu tarihten yedi sene mukaddem merhum olan pederim Mehmed Efendi Rahmetullahi Aleyh’ten aldığım bir ilim feneri ile nefsimi cadde-i şeriat ve tarîkata davete mücahede ile çalışırken, şeriat kitablarını mütalaa edip ehl-i imana sünnet-i Ahmediyeyi karınca kaderince alâ-kadr-il imkân beyana çalışırken, küfr-ü mutlak zındıka topu patladı. Mezkûr topun gayet semli dumanı baştan ümmetimin deccalı buyurduğu ülemayı mesmum etti. Malûm-u âlîniz, manzur-u fâzılaneniz İmam-ı Gazalî İhya’sında hadîs-i şerifler yazmış­tır. Bendeniz 326 doğumluyum. Pederimden aldığım tasavvuf seyfi ile mezkûr deccallar ile çok harbettim. Fakat kendi nefsimi mezkûr seyfle katledemediğimden bir semere hasıl olmadı. Elhamdülillahi Teâlâ küfr-ü mutlak ve zındıka topundan zuhur eden zehirli ve acı sadâsını Nurlar sâikalarından çıkan şihab-ur rasad hakikatları münkirleri iskât etti. Elhamdülillahi Teâlâ mü’min muvahhidîni de ve ülema-i âmilîni de cadde-i azlemden cadde-i envâra vaz’etti. Otuz seneden beri çirkin çehreli ve gayet nâtıkaları acı

اِنَّ‮ ‬اَنْكَرَ‮ ‬اْلاَصْوَاتِ‮ ‬لَصَوْتِ‮ ‬الْحَمِير

sadâlarını Türkiye’den Akdeniz ve Karadeniz’in şimalinde sus­turdu.

Hak Teâlâ’ya hesabsız hamdolsun, Risale-i Nur’dan aldığımız parlak bir nurla bütün müslümanlar münevver olmaktadır. İnşâallahürrahman Nur risalelerini nesceden fabrikanın müdürü ve memurları daha çok nurlar saçacaklar. Kendi nefsime hitaben derim ki: Ey nefsim! Otuz seneden beri Kur’an-ı Azîmüşşan’ın nidasını yayan münadinin misl-i ra’d olan nidasını neden işitmedin? Bundan iki mah mukaddem işittin. Cenab-ı Kibriya ve Tekaddes Hazretlerine çok şükret. Hattâ yolunda canını feda et dedim.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Çok günahkâr, âciz, abd-i hakir, talebe olmak isteyen ve Nur talebesi defterine geçtiğini kat’iyyen bilen talebeniz

Hatib Ahmed

Üstadım!

Birinci müşkilim: Malûm-u manzur-u fâzılaneniz başka kitablarda bilhassa ülema-i mütekellimîn (Rahmetullahi aleyhim ecmaîn) içtihad kapısı kapandı buyuruyorlar. Buna dair daha çok mes’elelerde muhalefet görünüyor.

İkinci Müşkilim: Bir hâfız Kur’an tilavet ederken Kur’an’a müteveccih olmak mı efdal, kıbleye müteveccih olmak mı?

Üçüncüsü: İspirto ile kahve, çay kaynatmak.

Dördüncüsü: Kadıhan rivayetiyle devr-i şer’iye mes’elesini Ebu Said-il Hâdimî bir kitabında ve Ali Efendi Feteva’sında daha bir çok kitablarda malûmunuz tahrir ediliyor.

Beşincisi: Birisi bankalardan alınan paralar.

Altıncısı: Bir zevc, zevcesi talak-ı selâse ile tatlik ettikten sonra zevc-i âhere varmadan nasıl helâl olur?

Yedinci Müşkilim: Zamanımızda elyevm mevcud olan müftülerin, vaizlerin, hurmeti Kur’an-ı Azîmüşşan ile sabit olan inhisarlar ve saireye gelen paralarla şu hükûmetten aldıkları paralar nasıl helâl olur?

Efendim, affedersiniz zamanımızda bu mezkûrat pek çok lâzım oluyor. Lütfen bu hususta bir kitabınıza muhtacım.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Ellerinizden öperim.

31. Parça[]

Eski usûl medrese dersi veren, Van tarafından Urfa’ya gelen ve orada iskân olan Molla Hamid’in mektubudur. Arabça yazılmış, Türkçeye tercüme edilmiştir.

بِسْمِ‮ ‬اللّهِ‮ ‬الرّحْمنِ‮ ‬الرّحِيمِ

Mürşidimiz Bediüzzaman’ın canib-i âlîsine!

Her şeyin Cenab-ı Hakk’a karşı bir tesbih-i şükranesi olmakla, tesbih ve şükranemi îfa ediyorum. Bahasına kıymet takdiri mümkün olmayan besmele-i şerif ki, kitab ve defterler başına konuyor. Binaenaleyh şu mektubumun başını yeşil ve parlak mürekkeple nakş ve müzeyyen ettim. Meveddetini muhaberat ağızlarından kalemler dilleriyle arz-ı muhabbet ediyorum. Şol Allahu Zülcelal Hazretlerine medh ü sena cihetiyle suubet ve küdûratımız sürura mübeddel olmasından hamd ü senalar eylerim. Halkın en şereflisi olan Zât-ı Ulüvvücenab’a da salât ü selâm ile inşirah-ı hal ve ferahyab olduğundan salât ü selâmımı daima üzerlerine ve âl ü ashab üzerlerine geceler karardıkça gündüzler aydınlandıkça daima müstemirren salât ü selâm eylerim.

Bundan sonra güzel kokulu ta’zimat-ı fâikamla dua ve selâmı zât-ı âlîkadirlerine ihda ve sabahleyin âleme nurunu işrak eden güneş misillü gayet menfaatlı hisseleri zât-ı ulüvvmeabînize lâyık ve münasib görerek şu satırlarla ifham ve tefhimden âciz oluyorum. Maa-l kusur kabulünü istirham eylerim. Zira nice Rabbanî sırlar madeni ve nice Samedanî marifetler mahzenisiniz ki, ancak hadîs-i şerifteki تَخَلَّقُوا‮ ‬بِاَخْلاَقِ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بِاَخْلاَقِ‮ ‬رَسُولِ‮ ‬اللّهِ sırrına mazhar düşen marifet deryası ve eltaf-ı inayetmeabî ümid ve arzukeşlerin melce-i penahı zât-ı veliyy-ül ekremîlerine mahsus ve müntehî olduğundan hemen Hüda-yı Müteâl Hazretleri ömür ve âfiyetlerini müzdad ve hayatbahşa-yı ümid ve visal ve bu sayede biz âcizlerine terahhum buyursun. Mürseller Ulusu hürmeti için dualarımız kabul buyurulsun. Hazretinizden dua-i hayriyenizi rica ve daima nazarınızdan kaybolmayıp mukaddes kalbinizde hazır bulunmamı niyaz ile ellerinizi ve ayaklarınızı öper, Allahu Teâlâ’nın selâmını sizlere, talebelerinize, ülemanıza, akrabanıza, ahbablarınıza tahiyye ediyorum.

Eğer ayağınız türabına yüz süren fakir bendelerinden sual buyurulursa, sizlere olan şevk-i dinî borcumu îfa ile mükellef ve şikayetim ise zât-ı âlînizden umuyorum ki; Bukaî kavlinin manasını, Esteîzü billah وَلَقَدْ‮ ‬مَكَّنَّاهُمْ‮ ‬فِيمَا‮ ‬اِنْ‮ ‬مَكَّنَّاكُمْ‮ ‬فِيهِ kavl-i keriminde Hatib Şerbetî tefsirindeki müşkilatımın hallini ve hal-i ahvallerinize dair haberlerle serîan cevabınızı rica ediyorum. Abdülkadir-il Kaderî ve cemi’ talebelerimle ellerinizi ve ayaklarınızı öper, hayır duanızı diriğ etmemenizi temenni ve istirham ediyoruz. Artık siz de îfa buyurunuz. Hâzâ kavl-ül Bukaî ilâ âhirihi hal ve tefsiri Üstad-ı Ekremîlerine mahsus ve matuftur.

Molla Abdülhamid

Bu Arabça mektubu Türkçeye tercüme eden talebeniz, aynı derece hürmetlerimle hâk-ı pâyiye yüz sürer ve sonunda وانى‮ ‬الاسطار‮ ‬سطون‮ ‬سطرًا‮ ‬لقائل‮ ‬يا‮ ‬نصير‮ ‬يا‮ ‬نصير‮ ‬نصرًا recziyle kelâmına nihayet verir.

Çok kusurlu talebenizden

Atabey’li Hasan

32. Parça[]

Eş-şeyh-ül kâmil Said-ün Nursî Hazretleri

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬على‮ ‬من‮ ‬لديكم

Emirdağı

Resail-ün Nur Külliyatınızdan mahrum bulunan Karadeniz sevahilini nurlandırmak, bu neşir hizmetine iştirak imkânına mâlik olabilmek üzere bütün eserlerinizi küll halinde göndermek lütf u inayetinde bulunmanızı ehemmiyetle ve müsta’ciliyetle rica ve istirham ediyoruz. Bu külliyatın tatlı rü’yalarıyla meşgul bulunduğumuz şu günlerimizde fazla beklemeğe sabr ü tahammülümüz kalmadığından sür’at-i mümkine ile irsallerini temin ettirmeniz ekîden müsterham ve mütemennadır. Bilvesile ellerinizden öperek, iyi dualarınızı istirham eylerim.

Avukat, Elhac

Abdülgafur Zekâi Karaismailoğlu

33. Parça[]

(Ali İhsan Paşa’ya yazılan bir mektubdur)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, sıddık, kahraman kumandan Ali İhsan Paşa Hazretleri Ağabeyimiz!

Evvelâ: Selâmet-i din ve vatan namına çektiğiniz zulümlerden biiznillahi teâlâ kurtulduğunuzdan, vatan ve milletin dahi kurtulduğundan zât-ı şevketinizi tebrik eder, hürmetle ta’zimle ellerinizden öperim.

Sâniyen: Malta’dan firarınızda, orduya ilk teşrifinizde Çay Nahiyesindeki karargâ­hınıza gelirken paşam hazretlerini bendeniz istikbal etmiş ve yol göstermiş idim. Aziz Paşam! Gazetelerde yazılarınızı okumaktayım ve çok sevinmekteyim. اَلْحَمْدُ‮ ‬لِلّهِ‮ ‬هذَا‮ ‬مِنْ‮ ‬فَضْلِ‮ ‬رَبِّى Paşam hazretlerine şunu arzedeyim ki ve hakiki ve kat’î söylüyorum ki: Bugünkü zaferin ve yarınki satvetin, azametli şevketin, kudretin, saltanatın, Hazret-i Ömer Radıyallahü Anh ve Fâtih, Yavuz hazretlerinin devirleri gibi bir devr-i adaletin muhakkak inkişafı Bediüzzaman Said Nursî hazretlerinin sayesinde olmuş ve olacaktır. Aziz Samsun meb’usumuz Hasan Fehmi Alişanzade kayınbiraderim Haşim Beylerle Bediüzzaman’ın mübarek payelerine yüz sürerek dua-i hayriyelerini kazanmanızı dinî ve millî selâmet ve saadetimiz namına arz ve istirham eylerim. Bu fakir İhsan’ın da selâm, ta’zim, hürmet, muhabbet ve hasretlerini lütfen söylersiniz inşâallah. Millî mücadelede Birinci Ordu’dan ayrılırken, kör sağır o menhusların şerrinden ayrılırken şöylece nutuk vermiştiniz, hülâsat-ül hülâsasından:

Arkadaşlar! Îcab-ı hal aranızdan ayrılıyorum fakat kalbim, ruhum sizinledir. İstikametten ayrılmayınız. Hakikata göz yummayınız. Bu necib Türk Milleti muhakkaktır ki zaferi kazanacaktır. Allah bizimledir.

Bu mübarek kelâmınıza bir muhabere bölük kumandanı şöylece mukabele etmişti, hülâsat-ül hülâsa: Paşam, paşam! Biraz eğiliniz. Minareye bile eğilmek payı verebiliyorlar, esneme payı bırakıyorlar, demesi üzerine tekrar mübarek kelâmınıza başlayarak:

Arkadaşlar! Hakikat karşısında kimseye boyun eğmeyiniz. Boyun eğilecek bir kuvvet, bir kudret, bir azamet, bir saltanat vardır ki o da Allah’tır, demiştiniz.

Aziz Paşam! İşte şimdi Bafra’da bir bakkalcık dükkânında imrar-ı hayat edegelmekte olan Samsun’lu Ali oğlu İhsan bendenizin âcizane, fakirane, zelilane, bu millet-i necibeye duadan başka bir vazifesi yok gibidir. Yolunuz açık olsun, Allah yardımcınız olsun, Resulullah ve tabileri sizinle beraber olsun, âmîn yâ Muîn.

Bafra’da Alaçam Caddesinde Samsun’lu Bakkal İhsan bendeniz. İstiklâl Harbi Mülga Garb Cephesi ve Birinci Ordu’da muhabere takım subaylığı yapan âciz ve nâçiz, fakir, pürtaksir Samsun’lu Ali oğlu İhsan bendeniz tekrar arz-ı ihtiram eylerim ve o güzel ve kahraman mübarek ellerinizden öperim.

34. Parça[]

(Samsun meb’usu Hasan Fehmi Bey’e yazılan bir mektubdur.)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz sıddık kardeşimiz, muhterem hocamız Hasan Fehmi Efendi hazretleri!

Evvelâ: Bediüzzaman Said Nursî Efendimiz hazretlerinin mübarek dua-yı şeriflerine dâhil edildiğinizden sizi tebrik ederim ve müjdelerim ve mübarek ellerinizden hürmet ve muhabbetlerimle takbil eylerim.

Sâniyen: Melfuf mektubu kayınbiraderim, Samsun meb’us-u muhteremi, Çarşamba’lı Alişanzade Hâşim Bey’e lütfen verirsiniz ve diğer mektubu Ali İhsan Paşa hazretlerine tarafımdan takdim edersiniz. Paşa hazretleri Kuva-yı Milliye harbinde benim Birinci Ordu kumandanım idi. Bendeniz de Birinci Ordu Muhabere Bölüğü Takım Subayı idim.

Sâlisen: Ankara’da bulunan Risale-i Nur şakirdleri, aziz sıddık kardeşlerimize selâmet-i din, vatan namına a’zamî yardım ve muhabbetlerinizi rica ve istirham eyleriz.

Râbian: Baframızın sâbık Evkaf Memuru Hasan Fehmi Erdoğan Ağabeyimiz, kıymetli aziz sıddık kardeşimiz Ankara’dadır. Sofi âlîcenab mahdumu Riyaset-i Cumhur Muhafaza Kıt’ası Doktor Edib Erdoğan Bey’dir. Lütfen zahmet olmazsa din ve millî vazife-i mukaddesemiz hesabına Fehmi Bey’i ziyaret edip şu küçücük muhabbetnamemi takdim buyurmanızı istirham eylerim.

Hâmisen: Ali İhsan Paşa hazretleriyle kayınbiraderim Hâşim Bey’in Üstad Hazretlerinin ziyaret-i âlîlerine yüz sürmelerine delalet buyurmanızı candan rica ve istirham eylerim. Mübarek ellerinizden tekrar tekrar öperim efendim hazretleri.

رَبَّنَا‮ ‬لاَ‮ ‬تُخْرِجْنَا‮ ‬مِنَ‮ ‬الدُّنْيَا‮ ‬اِلاّ‮ ‬مَعَ‮ ‬الشَّهَادَةِ‮ ‬وَ‮ ‬اْلاِيمَانِ‮ ‬آمِين

dua-yı şerifleriyle mektubuma son veri­rim, aziz ve necib meb’usumuz, hocamız, efendimiz.

Hürmetkârınız, pür-taksir, alîl ve zelil duanıza muhtaç

Samsun’lu İhsan bendeniz

Cevabına muntazırım efendim.

35. Parça[]

(Samsun meb’usu Hâşim Bey’e yazılmış bir mektubdur.)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz sıddık biraderim, muhterem Samsun meb’usu Hâşim Bey!

Evvelâ: Din ve vatanımızın i’lasına son derece gayret ve yardımda bulunmanızı, candan gelen ricalarımızla arz ve istirham eyleriz.

Sâniyen: Ankara’da bulunan ve bu aziz dinimiz ve vatanımız uğrunda can ve mallarını feda ederek birçok zulüm ve işkencelere göğüs gererek, biiznillahi teâlâ çalışmış ve kıyamete kadar çalışacak olan Risale-i Nur şakirdlerine lâzımgelen yardım ve delaletlerinizi mukaddes ve dinimiz ve sevgili vatanımızın selâmet ve saadeti namına pek çok rica ve istirham eylerim. Mübarek ellerinizden doya doya öperim. Pek büyük kusurlarımın affını âlîcenab, şerefli, kahraman, sabırlı, ciddi, din ve vatan uğrunda hiçbir şey esirgemeyen biraderimden çok rica ederim. Hastalık daha doğrusu o azîm günahımın cezasını elbette çekmeli idim. اَلْحَمْدُ‮ ‬لِلّهِ‮ ‬هذَا‮ ‬مِنْ‮ ‬فَضْلِ‮ ‬رَبِّى Fakat bu arada sizleri gücendirdiğimi zannediyorum. Affetmek büyüklerin şanındandır değil mi efendimiz?

Mustafa Beyefendi ile arasıra Samsun’da ve Bafra’da görüşmek nasib oluyor. Eğer bütçem müsaid olsa idi, İstiklâl Harbi hatırasını canlandırmak ve aziz sadık demokrat meb’uslarımıza vicahen de arz-ı hürmet etmek üzere Ankara’ya gelecektim. Mevlâ nasib eyleye, âmîn.

Sâlisen: Zât-ı âlînize hakiki ve kat’î olarak söylüyorum ki, bugünkü zaferin ve yarın gelecek ve satvetin, azametin, şevketin, kudretin, saltanatın muhakkak inkişafı dahi Bediüzzaman Said Nursî efendimiz hazretlerinin sayesinde olmuş ve olacaktır. Samsun meb’usumuz, muhterem Ustazade müderris aziz hoca efendimiz daha iyi bilir ve takdir ederler. Din ve vatanımızın ve âlem-i İslâm kardeşlerimizin selâmet ve saadeti için Alişanzade Hâşim ve Hasan Fehmi efendimiz, Ali İhsan Paşamız gibi aziz ve sadık Demokrat meb’us efendilerimizle birlikte bu zât-ı şerifin mübarek babalarına yüz sürmenizi pek çok rica ve istirham ederken, mübarek ellerinizden tekrar tekrar öperim.

Ey Azîm Allah! Sen ehl-i İslâma nusret ver. Zalimleri perişan eyle âmîn.


Yâ Rab bu abd-i ruy-i siyah

Dergâhını kılam penah

Ettimse de yüzbin günah

Affındır ancak melceim yâ İlahî!


Hürmetkârınız, fakir, garib, âciz bendeniz El-malûm enişteniz İhsan

36. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık, âlîcenab ağabeyimiz!

Malûm-u âlîleridir ki, Ankara’da Risale-i Nur şakirdleri ciddi, samimi, fedakâr, mücahid kardeşimizle görüşürsünüz. Medrese-i Yusufiye kahramanlarımızla teşerrüf ettiğiniz zaman bîçare Samsun’lu İhsan kardeşinizin de selâm, hürmet, muhabbetlerini lütfen ve merhameten söylersiniz. Fakiri de duadan unutmasınlar. Risale-i Nur’un müellifi, büyük mütefekkir, üstad-ı azîm Said-ün Nursî Bediüzzaman efendimiz hazretlerini ziyarete gidip, teveccüh-ü âlîlerine mazhar bulunduğunuz zaman inşâallah İhsan fakir, garib, bîçarenin de selâm ve hürmet ve ta’zimat ve hürmetlerini lütfen söylersiniz. Hasretle mübarek ellerinizden öperim aziz ağabeyciğim.

Hürmetkârınız, kusurlu ve duanıza pek çok muhtaç,

El-malûm kardeşiniz,

Samsun’lu İhsan bendeniz

37. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok sevgili, aziz, sıddık, müşfik Üstadım Efendim Hazretleri!

Evvelâ: Cümle Nurcu kardeşlerimizle beraber istifsar-ı hatırla selâm-ı mahsus eyler, hasret ve iştiyakla mübarek el ve ayaklarınızdan öper, sıhhat ve âfiyetinize gece-gündüz dualar eder ve dualarınızı bekleriz.

Sâniyen: Risale-i Nur’un nuruna dayanamayan ilhad ve istibdadın inşâallah tamamen mağlub ve müzmahil olmasına doğru görülen emareler meyanında mecmualarımıza kavuşmamız ve tarihçe-i hayatın en mühim mes’elesi olan Medresetüzzehra’nın Van’daki temelleri üzerine Reis-i Cumhur tarafından Meclis’te söylenen ve radyoda yayınlanan nutuktan anlaşıldığına, sevgili Üstadımızın da tasdiki ile tahakkuk eden Doğu Dârülfünunu ve mekteblere din dersleri mecburî okumak ve yeni çıkan kanunlar ile cebbar ve zalimlerin evvelce sevgili Üstadımızı ve Risale-i Nur’u imha için o çok lastikli ve dindarlara bir köstek olan 163. maddeye ek olarak “Said-i Kürdî’nin faaliyetine mani’ olmak için” kaydıyla Meclis’te alenen ilân edilen fıkrasına mukabil, hürriyet-i fikir ve kalem ile müellifin kanaatlarına hürmet ve onu sıyanet kanun altına alınıp resmîleşmek ve kat’îleşmek üzere oluşu, Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve ihsanıyla artık merhum Hasan Feyzi kardeşimizin haklı ve hakikatlı şehnamelerinde umduğu ve müjdelediği günler, sevgili Üstadımız nasib-i müyesser olmasını Kadîr-i Zülcemal’den âcilen ve cümlemiz hakkında kabul buyurmasını temenni ve niyaz eyleriz.

Çok müşfik Üstadımız! Ahmed Kureyşî kardeşimizle gönderdiğiniz müjdeli selâmlar, sıhhat ve âfiyet haberlerinizi bizleri son derece memnun ve mesrur eyledi. Cenab-ı Hakk’a şükürler olsun, İnebolu’muz dualarınız berekâtıyla her zamankinden daha gayretli olmak azmindedir. İnşâallah yakın zamanda Cevşen-ül Kebir münacat-ı Peygamberî tekemmül edecektir.

Sâlisen: Ramazan-ı Şeriften bu tarafa lütufkâr irşad ve himmetlerinizle Samsun ve Bafra’da teveccüh eden vazifemize lâyık olabilmek için karınca kudretince âcizane çalışmaktayız. Son hafta içinde hem oradan bir kardeşimiz gelmiş, hem de vasıtamızla birkaç zâtlara mektublar yazıp göndermişler. Bunları ne yapmak lâzım diye Nazif ve diğer kardeşlerimizle istişare ettik. Nihayet sevgili Üstadımıza arzetmeyi muvafık bulduk. Evvelce olduğu gibi Hüsrev Ağabeyimiz vasıtasıyla göndermek, kalabalık olduğu için külfetli olur diye doğru siz sevgili Üstadımıza affınıza sığınıp takdim ediyoruz. Zât-ı Üstadaneleri arzu ve münasib görürlerse mektubları sahiblerine irsal buyururlar. Bu meyanda oradaki kardeşlerimizin durumlarını aydınlatmak bakımından oradan gelmiş mektublarını leffen takdim ediyoruz. Zira Bafra ve Samsun bütün Risale-i Nur eczalarını ve mektubları peyderpey göndermekte olduğumuzdan, inşâallah orası yeni bir küçük Isparta olmak dualarınız berekâtındandır. Ayrıca Berber Osman kardeşimizin de bir mektubu leffendir. ………… Müdürü olan Emin Bey’e ve diğer yüksek mühendis Osman Bey’e mektublar ile birkaç müracaatlarından sonra cevab ve takım mecmualar gönderildi. Ve Bafra kardeşlerimize yeniden yazıp Yirmidokuzuncu Mektub’un mühim dört parçasını (Ramazan, Turuk ve Hücumat gibi risaleleri) bugün posta ile gönderiyoruz. Cenab-ı Hak rıza-i İlahiyesine muvafık tesirler halk buyursun, âmîn.

Râbian: Çok sevgili Üstadımız! Anne ve babamızdan müşfik hem ihtiyar hem hasta hem garib ve bîçare geçen hayatınız bizlere çok hicran oluyor. Siz sevgili Üstadımızı hiçbir an unutamıyoruz. Elimizden duadan başka bir şey gelmiyor. Ancak her derdlere derman olan risalelerinizi tavsiye ederken, şifa ve manevî kudret ve kuvveti Nurlarda bulduğunuzu aynelyakîn olarak bildiğimizden biz de öyle teselli olmaktayız. Bu kerre İnebolu Medrese-i Nuriyesi sevgili Üstadımıza üç cilt içinde Sözler’in kısm-ı küllîsini ihda eder. İnebolu, Anadolu, bütün ehl-i iman, evlerimizdeki yavrular, anneler, yetmişlik ihtiyarlar, hastalar ve alîller ey sevgili Üstad ve muazzam nur-u Kur’an bütün bunlar ancak nurunla, Risale-i Nurunla derdlerini dindiriyor ve dindirecekler. Her an şimdiye kadar şeni’ ve ceberut bir tecavüzle senelerden beri damarlarımızı mikroplarıyla doldurup deşen, evlerimize kadar giren âdetler, bid’atlarla insanlığı saran dinsizlik ve komünizm cereyanlarına karşı hayatınız boyunca yılmadan çarpışmış, asırlık bir vücudun bütün kan ve kuvvetini o yolda harcayıp akıttınız. Bugün bu imanlı savaş yolunda komünizm ve o kızıl ejderle yüz yüze iç içe bulunduğumuz halde, tâ dünyanın öbür ucunda aynı izi arayan saf ve muti’ Anadolu yavrularının dünyaya nümune bir şecaat-ı diniye ile şehid düşerken, âh sevgili Üstadımız senin mahkemelerdeki arslanlar gibi coşan Haydarî-misal na’ralarınız ve bu millete şefkat-i merhametinizden gelen çok derin tesirlerinizden damlayan kanları vücudumuzun her zerresinden işitir ve hisseder gibi oluyoruz. Hattâ hayalimizde Risale-i Nurlarını yazan kaleminden damlayan her damla, aynı şehidin kanı. Fakat bu şehadet damlaları toprağa düşmüş bir tohum gibi, her bir harfi ve kelime olan o şehid kanlarından binler gaziler, fâtihler sünbülleri vermiş ve veriyor. İşte bu ordu, vatanın harîm-i ismetinden ciddi ve neticesi zafer olması müeyyed olarak dinin ezelî düşmanlarını boğacak, koğacak, onları nuruyla yıkacak, bütün beşeriyetin hasretini çektiği ve onun için çırpınıp ağlaştığı saadet-i dâreyni bahşedip armağan bırakacak.

Sevgili Üstadım! Seni o günlerin başında görmek, bütün ruh u canımızla temenni ve niyaz ederken hürmet ve hasretle ve iştiyakla el ve ayaklarınızdan öperiz sevgili Üstadımız efendimiz hazretleri. Şimdiye kadar çok müracaatlar ile Nur Risalelerinden isteyenlerin emanet selâm ve hürmetlerini tebliğ ile kesb-i şeref ü hasret eylerim efendim.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Duanıza muhtaç İnebolu Nurcuları namına

kusurlu talebeniz İbrahim

38. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok aziz, çok müşfik Üstadım Efendim!

Zülfikar’ın Mu’cizat-ı Ahmediye bahsinde dua-yı Peygamberî (A.S.M) tamamen kabul olunduğuna dair mütevatir hadîsleri okurken, bilebildiğim onbir senelik Risale-i Nur alâkadarlığımdan beri gerek Lâhika mektublarında gerek hususi dualarında ve gerekse Risale-i Nur’un diğer risalelerinde Risale-i Nur, Risale-i Nur tercümanının dualarının kabulü yüzbinler defa ve şahıslarla isbatı sabit olmuş. Evet Nur tercümanı şahsî ve nefsanî iradesiyle dilemez ki, duası kabul olmasın. O bize uzak görülen, erbabına pek yakın olan Levh’i okur. (O kendini ne kadar gizli tutsa, mahz-ı hidayet kaynağı olan sadr-ı şerifi Hak âyinesine mazhardır. “Evet ben çekirdek gibi çürüdüm.” Dallandın, meyvelendin, o kadar genişledin ki ve genişlemeğe istidadın var ki ve görülüyor ki, hiçbir kuvvet bunun önüne geçemiyecek.

Çok aziz Üstadım! Sen bir gaye-i hayalsin, yani tam bir rehber-i Hak’sın. Bu yazı bir tarif kasdıyla değil, belki sibobdan hava kaçıyor. Şuna inanmışız ki: Bir Nurcu, Risale-i Nur’a çalışmak şartıyla, hayatının her dakikası çok büyük Cennet zevklerini tatmaktadır. Yeter ki bir parça ihlas ile elden geldiği kadar çalışsın. Biz âcizler her duamızda ancak ve ancak Üstadımıza dua etmek ve onun duasına âmîn demekten başka bir çıkar yol bulamıyoruz.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Çok kusurlu talebeniz

Berber Ali Osman

İnebolu

39. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

Fahr-i Kâinat, hülâsa-i mevcudat, Resul-i Zîşan Aleyhi Salavat-ür Rahman Efendimiz hazretleri bir hadîs-i şerifte: “Emr-i İlahî gelinceye kadar yani tövbe kapısı kapanıp iman etmenin faide vermeyeceği zamana kadar daima bu din-i mübin-i Ahmedî’yi müdafaa ve inad edilmeyen hisarına teveccüh eden fenalıkları nefis, malıyla, varlık ve imkânıyla karşılayan bir taife, bir topluluk bulunur. Muhalif herhangi bir kuvvet hiçbir suretle o topluluğa zarar îras edemez.” Diğer bir hadîs-i münifte: “Bu ümmet-i Muhammediyenin her asırda umûrunu tahkim ve tecdid eden bir müceddid gelir.” buyurmuşlardır. Evet Cenab-ı Hakk’ın hikmet iktizası olan bu topluluğu hiçbir kuvvet dağıtamaz ve haktan ayıramaz. Bu topluluk öyle bir taifedir ki; hak ile zuhur eder, Allah Teâlâ nusret eder ve Cenab-ı Allah’la mansur olur ve Cenab-ı Hakk’ın inayetiyle hak üzerine sebat eder. Bu topluluk i’lâ-yı kelimetullah uğrunda hayatlarını feda ederler. Bu topluluk halen mevcud olup bunlar Türklüğü, Türk dinini, Türk mukaddesatını, Türk ahlâkını hattâ ecdadların kanıyla yoğrulmuş Türk’ün mukaddes yurdunu hem dışından ve aynı zamanda para kuvvetiyle elde ettikleri vatansız, cibilliyetsiz, vicdansız, imansız, ahlâksız, kansız bir sürü hainlerin vasıtasıyla içinden çökertmeğe ve parçalamağa uğraşan kara, kızıl, sarı kuvvetlere yani masonluk, komünistlik ve dinsizliğe karşı kemal-i sebat ve metanetle, yalçın azimleriyle ve sarsılmaz imanlarıyla çarpışan ve vatanımızın her bucağında nur meş’alesini taşıyan bu topluluk kimlerdir? Türklüğün ve İslâmiyetin temellerini tarsin eden ve müceddid bir ruh aşılayan bu müceddid, asrımızda kim olabilir?

Bunlar o kimselerdir ki: Kendilerine yirmiyedi seneden beri tatbik olunan tazyik, işkence, tehdid, tahkir, tehcir, hapis ve mütenevvi fenalıklara ve azîm muhalefetlere bir tevekkül-ü dindarane ile göğüs geren ve gayeleri peşinde esnemeden yol alan, Türklüğü, Türk dinini ve demokrasiliği maddî manevî sahalarda ve şehrah-ı imanda hükûmet ve millete manevî zabıtalık yapan Nur Risaleleriyle Nur kahramanlarıdır. Bunlar Kur’an-ı Kerim’in âb-ı manevîsinden kana kana içmişler ve nur-u İlahîyi bütün karanlıklara saçmışlar. Bunların zimamdarı ve âlem-i İslâmın medar-ı iftiharı ve Resul-i Zîşan’ın müceddid-i meşarii ve asrımızın müceddid ve müçtehidi ve ümmetin mutemedi, mihnetlere mütehammil, din yolunda kendisine teveccüh eden engelleri inayet-i Hak’la tar ü mar etmeğe muvaffak olmuş, zindanlara giriftar olmuş, mahrumiyetler içinde bırakılmış, ihtilattan men’ edilmiş, iman ve dince salabetli, şöhret ve şecaatçe mehabetli, mürşid-i âlemiyan Bediüzzaman Said-ün Nursî hazretleridir.

Bâlâda bahsolunan masonluk, komünistlik ve dinsizlik güden veya bunlara müzahir olan ve para ile kendini satmış olan bazı ahlâk-ı habîse erbabı ve hem-ayarları kısa görüşlüler, bilmem nasıl oluyor da Nur müellifi bu muhterem din kahramanını ve Nur talebelerini ve Nur kitablarını senelerle zindanlara attırdı, türlü türlü fâcialı komedyalar ve entrikalar çevirerek türlü işkencelerle inim inim inletti? Otuz-kırk sene evvel Kur’an-ı Kerim’den iktibasen eserlerinde yazdığı veraset ve tesettür maddelerini ellerine bir meta’ geçmiş gibi vesile ittihaz ederek, mukaddes bir din kitabını imha etmek yoluna giderler. Halbuki yüzlerce tefsir kitabları aynı hakikatı tafsilen yazarlar. Nur-u İlahî sönmez ve söndürülmez ve kalbinde zerre miktarı iman olan bir müslüman bu hâdiseyi kabul etmez ve rıza göstermez.

Garibdir ki; bu mücahid muhtereme ait olup üç sene evvel müsadere edilen 1800 lafz-ı celali altun ile yazılan bir kelâm-ı Kadim’in defaatle istenişine rağmen iade olunmamasıdır. Acaba ne için bu Kur’an-ı Mukaddes iade olunmuyor? Hayret!…

Hülâsa-i kelâm ve zübde-i meram şudur ki: Türklüğü, müslümanlığı, dini, ahlâkı, şerefi müdafaa uğrunda hayatını yıpratan bu müceddid-i fâzıla ki; bütün dünya müslümanlarınca takdire mazhar olmuş ve Nur Risalelerine ki, beşeriyetin takdirine liyakat ihraz etmiş ve Nur talebelerine ki, din-i mübin yolunda cihadından geri kalmamış olmalarına rağmen bu kadar fena muamelelere giriftar olmalarının sebeb-i hikmeti nedir? Bunlara hakaret; dine, müslümanlığa, Kitab-ı İlahî’ye hakarettir. Bu gibi fiillerin bir müslümandan sudûr etmesi muhaldir. Bu fenalığı şimdiye kadar irtikâb edenler Türk, müslüman neslinden doğmuş birer müslümanzadedir. Böyle iken hangi cereyana kapılarak bu şenaati irtikâb ediyorlar. Yoksa bunlar Türk maskelerine bürünmüş birer dinsiz midirler? Buna da vicdanım bir türlü kail olamıyor. Eğer bunlar müslüman iseler ve ruhlarında iman cabgîr ise derhal hatalarını tamire şitab ederler. Ve defaatle beraet kazanıp en yüksek makamların tasdikine iktiran eden ve Cenab-ı Hak tarafından masonluğa, komünistliğe ve dinsizliğe karşı selledilmiş birer kılınç olan bu taifeye ve kitablarına ilişmesinler ve bu suretle bütün müslümanları ve Türklüğü sevindirsinler ve Cenab-ı Feyyaz-ı Mutlak’ın ve İki Cihan Serveri’nin rıza ve hoşnutlarını kazansınlar. Cenab-ı Hak affedici ve bağışlayıcıdır. Aksi takdirde Allah Teâlâ’nın kahr u intikamına hedef olurlar. Çünki Cenab-ı Hak gayret sahibidir, müntakimdir, batşı şiddetlidir, âni ve fevrî intikamları da vardır, imhal etse de ihmal etmez. Vesselâmü alâ men-it tebea-l hüdâ.

Nur meftunlarından, Kerkük’lü Naibzade,

subaylıktan emekli Abdülmecid Özfırat

40. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Velinimetim, üstad-ı muhteremim, efendim hazretleri!

Onaltı seneden beri hasret ve iştiyakla ziyaretinizi özlediğim için hiç olmazsa birkaç dakika olsun sohbet-i mübarekenizde bulunabilmek arsuzuyla yola çıktım. Medrese-i Zehra namıyla yâd buyurduğunuz Isparta’ya uğradım. Küçük üstadım Hüsrev Efendi’yi ziyaret ettiğimde o mübarek şahsiyetteki faaliyet-i Nuriyeyi o kadar hârika gördüm ki, izahına muktedir değilim. Çünki bu faaliyet-i hârika sa’y-i beşerin kat be-kat fevkindedir. Bu zât-ı mübareğin Risale-i Nur’a sa’yde bu asrın bir Ebubekir’i, kahramanlıkta bir Ömer-ül Faruk’u, Nurcu kardeşlerine karşı gösterdiği edeb ve hayâda Osman-ı Zinnureyn’i, şecaat-ı Nuriyede bir Aliyy-ül Murtaza’sı olduğunu yakînen müşahede ettim. Cenab-ı Hak bu mübarek şahsiyeti kamçılayan üstadımızdan ebediyen razı olsun ve bu küçük üstadımızın sa’yinde devamla kendisine daha büyük muvaffakiyetler ihsan buyursun ve bütün Nurcu kardeşlerimizi de hizmet-i Nuriyede berdevam buyursun, tarîkat davasıyla şeyhlik iddiasında bulunan ve bataklığa saplanan zavallı dindaşlarımızı Risale-i Nur tarîk-i müstakimine ilhak buyursun, âmîn.

Muhterem Üstadım! Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükürler olsun ki, siz müşfik üstadımı ziyaret ettirmek nasib ü müyesser eyledi. Bu hususta kendimi bahtiyar addediyorum. Çünki bu asr-ı fesadiyede Risale-i Nur’a sıdkıyla yapışarak iki dakika sohbet-i Üstadiyede ihlas ile bulunan bir şahıs, Asr-ı Saadet’teki huzur-u Resulullah’ta sohbet-i Nebeviye ile müşerref olan bir sahabe derecesini kazanabildiği bedihidir. Kendisini Risale-i Nur talebesi göstererek tarîkat ve şeyhlik davasında türlü türlü indî mütalaalarda bulunan şahısların da bu dereceleri anlayamayacağı da gün gibi aşikârdır. Risale-i Nur’un bu asırdaki görülmeyen hastalıklara bir şifa, hem maddiyyun, tabiiyyun ve Süfyaniyyun derdlerine de bir deva olduğu sıddık kardeşlerimce de bedihidir.

Müşfik Üstadım! Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ı mütalaa ederken, Sure-i Şuara’nın 79. âyet-i kerimesinden 90. âyet-i kerimesine kadar olan âyet-i mübarekeler o kadar ruhumu ferahnak ediyor ki, siz üstadıma beyan etmeyi ve beş vakitte aldığımız abdestin nihayetinde Sure-i Kadir’den sonra veyahut

اللّهم‮ ‬اجعلنى‮ ‬من‮ ‬التوابين‮ ‬واجعلنى‮ ‬من‮ ‬المتطهرين‮ ‬واجعلنى‮ ‬من‮ ‬عبادك‮ ‬الصالحين‮ ‬واجعلنى‮ ‬من‮ ‬الذين

‮ ‬لا‮ ‬خوف‮ ‬عليهم‮ ‬ولاهم‮ ‬يحزنون

den sonra mı okuyayım beyan buyurmanızı ve bir de farz namazlarından sonra tilavet edilen Salât-ı Münciye’nin nihayetinde يا‮ ‬مجيب‮ ‬الدعوات‮ ‬والحمد‮ ‬للّه‮ ‬رب‮ ‬العالمين den sonra

اللّهم‮ ‬ارحم‮ ‬ابو‮ ‬بكر‮ ‬و‮ ‬عمر‮ ‬و‮ ‬عثمان‮ ‬و‮ ‬على‮ ‬و‮ ‬استادمز‮ ‬سعيد‮ ‬النورسى‮ ‬رضى‮ ‬اللّه‮ ‬عنهم‮ ‬اجمعين

demekliği çok ye­rinde buluyorum. Bir mahzur olup olmadığını da lütuf ve beyan buyurmanızı siz üstad-ı şefikimden rica eder ve kusurlarımın affıyla Asr-ı Saadet’ten şimdiye kadar hiçbir benzeri görülmeyen te’lifat-ı Nuriyenizin fütuhat-ı uzmasını Cenab-ı Vâcib-ül Vücud hazretlerinden temenni ve niyaz ederek, mübarek ellerinizden koklaya koklaya öperim.

15/12/1950

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Denizli Nurcuları namına talebeniz, kusurlu ve hem de çok kusurlu Yakub Cemal

41. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Çok aziz, çok mübarek, çok sevgili üstadımız efendimiz!

İstifsar-ı hatır ederek mübarek ellerinizden öper, dualarınızı rica ederiz. Siz sevgili üstadımızdan üç mühim mektubları sevinçle aldık ve bugüne kadar cevab vermeğe muvaffak olamadık. Bunlardan birincisi: Küçük Isparta namını alan İnebolu’lu kardeşlerimizden Küçük İbrahim’in siz sevgili üstadımıza gönderip, verilip verilmemesini size havale ettiği Samsun’lu İhsan’ın yazdığı ve bazı meb’uslarla bazı askerî erkâna verilecek olan teşvikkâr ve hakikatın ifadesi olan mektublar idi ki; bunları Samsun’lu meb’us-u muhterem Hasan Fehmi Efendi’ye verdik ve sahiblerine verilmesini söyledik. O da ait olduğu kimselere vermiş. İkincisi: Ankara’daki faaliyet-i Nuriyeye ait bazı müşkillerimizi halleden mektub idi. Üçüncüsü de, aldığımızda bizleri bir parça müteessir eden Afyon’daki kitablarımızın müsadere edildiğine yani onların irtidad ve dinsizlik namına müsadere kararıdır. Biz bunları alınca, Temyiz avukatımız Hulusi Bey’e gittik. Vaziyetin ehemmiyetini anlattık. O da Temyiz’de bozulması için çalışacağını ve fakat Afyon’daki avukattan Temyiz’e gönderildiğine dair dosya ve tarih numarasının istenmesini söyledi. Biz de Afyon’dan istedik. Çok ehemmiyetli olan Mahkeme-i Kübra’ya Şekva’nın Hâşiyesinin hülâsasından on-onbeş nüsha çıkarıp dindar tanıdığımız meb’uslara bugün gönderdik. Onlar vasıtasıyla erkân-ı hükûmete mahkemenin bu zulmünü duyuracağız.

Ey sevgili muhterem Üstad! Ekalliyette ve fakat henüz kanun ellerinde bulunan dinsiz bir kısım kimselerin verdikleri zalimane kararı, âlem-i İslâm’ın mühim devletlerinin temsilcilerinin müştakane ve ayn-ı hakikat izhar ettikleri bağlılık ve hürmet ve takdirkârlık, o zalimane kararı nefyediyor ve lisan-ı hal ile diyorlar ki: Bediüzzaman Hazretlerinin hakikat cadde-i kübrasında açtığı çığırda bütün biz âlem-i İslâm beraberiz ve dönmeyeceğiz. O zalimlerin dinsizlik ve irtidad hesabına verdikleri karar onların bid’akârlıklarına ve zulümlerine kat’iyyen iştirak etmediğimizi ve bilakis bütün şevket ve satvetiyle mücadele ettiğini gösteren bir delil olmaktan başka bir şey ifade etmez.

Siz sevgili üstadımızı ziyaret eden o muhterem zât, siz sevgili üstadımızın huzurlarınızda duyduğu heyecan hissini ifadeden âciz bulunduğunu, yalnız bir deryaya bir katre ile işaret nevinden, kendisini teşyi’ için giden kalabalık bir Nurcu kitlesine dedi ki: Her ne kadar hazretin ismini Türkiye’ye ve âlem-i İslâm’a duyurmamak için çalışmışlarsa da, artık bütün âlem duydu ve duyacaktır. Hem Bediüzzaman yalnız Türkiye’nin değil, bugün âlem-i İslâmiyetin ve yarının dünyasınındır. Âlem-i İslâmın mukadderatı hakkında yolda hazırladığım bir çok sualleri hiç zikretmeden bir saat kadar konuşması esnasında tamamıyla halletti. O gün artık hayatımda ebediyen unutulmayacak bir gün olarak kalacaktır. Elli senedir hakikat ve hakiki mürşid arayan âciz bir insan sıfatıyla sizi kat’iyyen temin ederim ki: Âlem-i İslâm çapında hakiki mürşid ve kurtarıcı yalnız Bediüzzaman’dır. Kat’iyyen derd-i maişet ve meşgale-i dünyeviye sizi mağlub etmesin. Îcab ederse bu mübarek eserin külliyatı için değil, yalnız bir harfi için ölünüz ve onu muhafaza ve neşrediniz. İslâm tarihini tedkik ettim. Birçok halifeler ve kumandanlar her ne kadar İslâmiyete hizmet etmişlerse de bir kısmı şan, şeref ve cazibe-i dünyadan kendilerini kurtaramamışlardır. İşte milyonluk bir kitleye hâkim olan Bediüzzaman’ın evinde bir lâmba bile yok, demiştir.

Bizler de mübarek ellerinizden hürmetle öper, dualarınızı bekleriz.

Ankara Nurcuları namına

Abdullah, Sungur, Osman, Ceylan, Sâlih, Abdünnur, Ahmed Atak, Mehmed

42. Parça[]

Ey Allahım, isminle başlıyorum.

Ey Sahibim, sana hamdolsun. Vech-i celalin ve azîm sultanlığına lâyık olduğu üzere sana hamdederim. Nur-u fıtnet kendisinde mezkûr ve asr-ı hazırada misli bulunmak cihetinden biricik olan ve umumumuzun umum ilimde üstadı ve dostumuzun dostu Said-ün Nursî hazretlerini, Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri Beyt-ül Ma’mur hürmetine düşmanların hud’asından muhafaza eyle, dâreyn saadetine okunan Kur’anlar hürmetine kâsyab kıl, âmîn sümme âmîn.

Mübarek ellerinizi takbilden sonra ulüvv-ü cenabınıza arz ve hürmetlerimi takdim ve zât-ı seniye-i münifelerinden ed’iye-i hayriyeler rica eylerim. Bu defa posta vasıtasıyla bir paket derûnunda mahz-ı eser-i hamiyetinizin semere-i feyz-i müsmiresi olan Risale-i Nur mizanlarından Otuzüçüncü Mektub’u amucazadem Tevfik Efendi ile alıp, manasını doğru ve hakikatlarını topladım. Âdeta inci taneleri gibi tek tek dizilmiş olmasıyla birçok faidelerle faidelendim. Şöyle ki:

Mislini diğer kitablarda tesadüf etmediğim bir büyüklüğe nail olarak, şanınıza lâyık olarak mücazatlanmanızı yazmamı kendime vazife addettim ve hattâ nüshalardan birini yazmağa başladım. İtmamını Cenab-ı Hak müyesser kılsın. Bu Risale-i Nur’dan dolayı bir takriz yazdım, ikinci sahifededir. Eğer ruy-i rıza ile kabul buyurulacak olursa, bütün umum içinde her ne suretle olursa olsun şükr-ü mahmidetinin îfasına mümkin ve muktedir olmayacağımı itirafla kendimi bahtiyardan addederim.

Muhterem kardeşimiz sıhhıye memuru Hayri Bey’den aldığım mektubda Asâ-yı Musa, Tılsımlar, Müdafaa ve Siracünnur’u göndereceğini iş’ar ediyordu. Binaen aleyh öyle sürur ve ibtihacla haneme dönmüştüm. Bilâhere risalelerin istihsaline adem-i muvaffakiyetle melûl ve mahsur kaldım. Bir de nefsime dedim, yine elemleniyorum. Cenab-ı Allah’a binlerle şükürler olsun nice usrleri yüsre tebdil etmiştir ve eder deyip müteselli oldum. Şefkatinizden ve Hayri Bey’den rica ederim ki, Ankara’ya vardığında te’lifat-ı mezbureyi alıp posta ile buraya göndersin. İşte bu suretle zamanların uzunluğu miktarda memnuniyet hasıl olduğundan âlî hazretinizden dilerim. Risalelerin ve dua-i hayriyenizin tezayüdü meveddetimizin tezayüdüne sebeb olacağından, şayet kısa olacak olursa bu kadarla iktifa, lâkin emir büyük emir sahibinindir efendim.

Hâk-i paye yüz süren, çok kusurlu, âciz, miskin

Mehmed Ali

43. Parça[]

Takriz

Allahu Teâlâ’ya hamdolsun. Nebisi Muhammed Resulullah Sallallahü Teâlâ Aleyhi Vesellem’e ve âline ve ashabına ve evlâdlarına ve cemi’ cemaatlarına salât olsun. Gani Allah’a muhtaç bu kul yani Mehmed Ulvi Tillovî ki, ona Cenab-ı Hak lütfu ile muamele edip nefsinin ayıplarını görenlerden ve bugünü dünden hayırlı bilenlerden kılsın. Der ki:

Bediüzzaman’ın vahdaniyet-i İlahiye risalesini mütalaa ettim. Mislini görmediğim beyanlara yetiştim. Şöyle ki: İlimde beyanatlı güneş misillü açık beyanlara eriştim ve kaybolan hikmet güllerini topladım. Binaen aleyh bundan dolayı bir mevzu kaleme alıyorum. Biri için ki kendisinde rağbet ve ittifak hasıl olmuş öyle geliyor, müellifi tab’ında da hiç eğrilik yumruluk görünmüyor. Bu öyle bir risale ki âdeta insana anız içiriyor, kalbleri zebun ve müsahhar ediyor. Zira onda öyle bir yenilik var ki, bakanlar hayran olup bu bir uzun el sahibidir ve elini nereye uzatsa yetişebiliyor ve eline geçirebiliyor dedirtiyor. Tahsilden bizlerin gece ve gündüz çalışıp çabalayarak elde ettiğimiz kaftan beratını bile olmayacak güzel kokularından sabah yeli gibi temiz kokularını kokuyorum. Eğer bu kelâmlar aynen meydana çıksa herbiri birer yakut olacak ve eğer taam olmak lâzımgelse akıllara azık olacak ve erbab-ı fenne de vakit vakit okunacak bir kitab olacak. Sabah yelini estiren Bari Teâlâ’ya kasem ederim ki bu da en kat’î kasemdir, bu bir risaledir ki gizli manalardan aşikâr ettikleri manalar sabah yıldızı gibi parlak bir surettedir. Ve lafızlarının tatlılığı da kalblerde tutuşan şevki, alevleri sondürüyor ve müellifini de hatırlatıp andırıyor. Sekiz bölükten seçilmiş en yücesi ve baş kumandanı, faziletli bir zâttır. Yemin ederim ki bunda dirayette bayrakdar, alemdar ünvanı mevcuddur.

Şu tabirleri gayr-ı mu’tekidlere karşı diyebilirim ki, bu eserlerin müellifi tab’ında galiblik olan bir sahib-i zekâdır. Arzu ve ümidlerin fevkinde faideleri hâmil ve ne kadar güzel kelâmlarla vasfolunsa ancak o kelâmlar dörtte biri olacak. Dersleri ise, kara bulut gibi iftiralara rağmen, ayın ondördüncü gecesi gibi nurlu ve münevverdir. Yazılarının revnaklığı da bahçesinin gülleri misillü sevimli ve zînetli olması cihetinden insana neş’e verip, şu satırların sebeb-i menşei olmuştur. Bahr-i ulûmda yüksek bulutlar kadar yükselse, âlî ve şerefli âhirzamanda kendisiyle iftihar olunacak bir allame-i asr ve o zamanda misli olmadık bir dâhî efendimiz Said-ün Nursî Bediüzzaman hazretleridir. Cenab-ı Hak ilâ-gayr-ın nihaye şeref ve meziyette is’ad ve hüsn-ü hitamlarla işlerimizi ve işini kâsyab buyursun, âmîn. Âlemîne rahmet için gönderilen zât-ı âlîkadrin mensabı hürmetine dualarımız kabul buyurulsun.

El-hakir Mehmed Ali

44. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok aziz, çok mübarek, çok sevgili ve çok kıymetdar Üstadımız Hazretleri!

Evvelâ: Mübarek el ve ayaklarınızdan arz-ı ta’zimat ile öper, dua ve himmetlerinizi yalvarırız.

Sâniyen: Bütün hayatımızı vakfetmek istediğimiz Risale-i Nur hizmetinde her hususta siz aziz Üstadımızı taklid ederek çalışmak en büyük bir zevk ve saadet kaynağı olmak hasebiyle fedai olduğumuzu söylemekten kendimizi alamıyoruz. Bununla birlikte nihayet derecede bir acz, fakr ve za’f ile yoğrulan mahiyetimiz itibariyle o nisbette dua ve himmete muhtaç olduğumuzu izhara lüzum görmüyoruz. Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükürler olsun ki, Risale-i Nur’daki hakikatların pek çok yüksek ve parlaklıkta olmasıyla kendisini yeni dairelerde hayretler ve takdirlerle kabul ettiriyor. Hususan Ankara’daki kahramanların ellerinde bulunan Nur risalelerinin geniş fütuhatı, bizleri son derece sevindirmiştir. İstanbul’da ise Nur’a karşı yeni bir iştiyak belirmiş ve düşmanlarının inadlarını kırmıştır. Yeni bir haber olarak da işittik ki, Konya ve Kütahya hapishanelerinin bir medrese-i Yusufiye haline getirilmesi için müdürleri tarafından karar alınmış. Dinî telkinatla mahpuslar yetiştirilecekmiş. Bunun çok hayırlı bir başlangıç ve çok manidar olduğu kanaatindeyiz. Hem burada genç müslüman üniversiteli arkadaşlar, Nazif Çelebi’nin evinde toplanmaktayız ve içimizden bir arkadaş herhangi dinî bir mevzu üzerinde hazırlanarak konferans vermektedir. Bizler mümkün mertebe Risale-i Nur’a aid bir mevzu alarak oradaki topluluğun nazarını Nur’a çevirmeyi ve onun yüksek mahiyet ve hakikatını, ona olan ihtiyacı belirtmek düşüncesiyle gayret etmek ve çalışmaktayız. Aziz Üstadımız dua buyururlar da, hayırlısı ile muvaffak oluruz inşâallah. Geçen hafta Nur’un bir kahramanı olan Muhsin kardeşimiz iman-ı taklidî ve iman-ı tahkikî başlığı altında Asâ-yı Musa’nın sonundaki mektublardan Küçük Ali’nin sualine cevab kısmı ile Elhüccetüzzehra’nın İkinci Makamı’nın başından kudretin isbatına kadar aynen olduğu gibi okumuş ve büyük takdir ve teşekkürle karşılanmıştır. Hattâ mübarek bir kardeşimiz bu yüzden her hafta bizzât kendi evinde toplanılmasını ve çok istifade edildiğini izhar etmişlerdir. Ve önümüzdeki hafta ise, iman ve küfrün müvazenelerine dair Yirmiüçüncü Söz’den okunacaktır inşâallah.

Sâlisen: Trakya’da Saray-ı İslâm Kütübhanesi için bazı risaleler gönderilmiştir. Geri kalanlar inşâallah ikmal edilecektir. Hem Bayezid Câmii Kütübhanesi memuru siz Üstadımızı Ragıb Paşa Kütübhanesinden tanıyormuş. Bu zât Risale-i Nur Külliyatını istiyor, kütübhaneye koyacaktır. Şimdilik bir Zülfikar vermeyi düşünüyoruz, eğer Üstadımız muvafık buyururlarsa.

Râbian: Mübarek bir kardeşimiz tarafından Gençlik Rehberi için on top kâğıt aldık ve bastırılma işi dualarınızla inşâallah çabuk biter.

Kıymetli Efendimiz Hazretleri! Risale-i Nur talebesine ya dünya küsmeli veyahut o dünyaya küsmeli sırrına tam mazhariyetle, Risale-i Nur bahrinde fâni olup erimek için dua ve himmetlerinizi rica ve istirham eder, kıymetli vakitlerinizi zayi’ ettiğimizden kusurlarımızın affını rica ederiz. El ve ayaklardan hürmet ve en derin sevgi dolu hislerimizle öperek Cenab-ı Erhamürrâhimîn’den uzun ömür ve sıhhat ve âfiyet ve hayırlı muvaffakiyetlerinizi dua ederiz.

Kusurlu talebeleriniz

İstanbul Nurcuları

45. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬بِعَدَدِ‮ ‬حُرُوفِ‮ ‬رِسَالَةِ‮ ‬النُّورِ

Çok mübarek, çok sevgili, canım Üstadım Efendim Hazretleri!

Bir iki gündür mübarek kardeşlerin çehrelerinden görünen eyvah sadâları bîçare beni de yorgun ve bîtab düşürdü. Senelerden beri beklediğimizin, günlerden beri sevineceğiz dediğimizin yerine meyusiyet kalkanı mı oynayacaktık. Milyonlarla ihtiyar genç bilhassa çok dinç bizimle beraber olan büyük mektebliler, talebe kardeşler bu acıyı da duyacaklar mı idi?

Gökten inen bu mukaddes Nur’un Şuaları, Lem’aları, Sözleri, Mektubları, Rehberleri, deste deste mecmuaları o takdirsiz ellerde, kıymetsiz yerlerde esir mi kalacaktı? Böyle hiç düşünmeden, sıkılmadan, Allah’tan korkmadan, zerre kadar hayâ etmeden, tedkik ediyoruz diye müsadere kararı mı vereceklerdi? Mağribden maşrıka kadar bütün dünyada İslâmiyetin âh çektiği, bir kerrecik yüzünü görmeğe âşık oldukları, tek birisinin yüzünü görmek için malını, canını feda ederek dünyayı dolaşarak ziyarete geldikleri bu mübarek Nur eserlerine mi müsadere kararı verdiler? Âh Yâ Rabbî, İlahî Yâ Rabbî, Aman Yâ Rabbî! Nur-u Kur’ana taalluk eden imanın sünbüllendirilmesine mani’ olan, müslüman kalbini kıran, Nurcuların aşkını kırmaya çalışan bu kararı verenleri ve sebeb olanları, o kalem tutanları yâ Rabbî Nur isminin hürmetine onları ıslah eyle ve kafile-i Nur’a ilhak eyle.

Âh Üstadım! Herşeyi şefkatinizden yalvarıyorum. Sen bilirsin, ayaklarını öperim, Allah ve ceddin Resulullah ve pederin imamlar ve üstadların Gazalî, Rabbanî, Geylanîler aşkına bu sefer de merhamet et, o mübarek hakkını helâl et, bunların ıslahı için dua et.

Nur Üstadım, gayyur Üstadım! O âdil Padişah-ı A’zam, o büyük Hallak-ı Kerim ve Resulü sizi severler, vallahi senin sözünü çevirmezler. Eğer zamanı geldi ise, billahi geri döndürmezler. Saye-i âlînizde bizler de el açalım, Hüda’ya yalvarıp dua edelim, onlar da bir an evvel kurtulsunlar.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kusurunun affını rica edip yalvaran,

bîçare, sersem Osman

46. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬وَ‮ ‬تَحِيَّتُهُ‮ ‬وَ‮ ‬مَرْضَاتُهُ‮ ‬اِلَى‮ ‬حَسَنَةِ‮ ‬الرَّحْمنِ‮ ‬زُبْدَةٍ‮ ‬اَهْلُ‮ ‬الْعِرْفَانِ‮ ‬نَاصِرِ‮ ‬الْقُرْآنِ

غُرَّةِ‮ ‬جَبِينِ‮ ‬اَهْلِ‮ ‬اْلاِيمَانِ‮ ‬عُمْدَةِ‮ ‬اَهْلِ‮ ‬التَّصْدِيقِ‮ ‬وَ‮ ‬اْلاِيقَانِ‮ ‬الصَّارِمِ‮ ‬الْيَمَانِ‮ ‬الْمَسْكُولِ‮ ‬لِقمع‮ ‬اَهْلِ‮ ‬الطُّغْيَانِ‮‬

سَيِّدِى‮ ‬بَدِيعُ‮ ‬الزّمَانِ‮ ‬حِمَاهُ‮ ‬اللّهُ‮ ‬مِنَ‮ ‬النُّقْصَانِ‮ ‬بِحُرْمَةِ‮ ‬الْقُرْآنِ‮ ‬بِجَاهِ‮ ‬سَيِّدِنَا‮ ‬مُحَمَّدٍ‮ ‬سَيِّدِ‮ ‬وَلَدَ‮ ‬عَدْنَان‮

اَللّهُمَّ‮ ‬اجْعَلْهُ‮ ‬وَسِيلَةَ‮ ‬الصَّلاَحِ‮ ‬وَ‮ ‬مُشْكَاةَ‮ ‬اْلاِصْلاَحِ‮ ‬وَ‮ ‬مِصْعَاةَ‮ ‬اْلاَرْوَاحِ‮ ‬وَ‮ ‬مِصْبَاحَ‮ ‬الْهِدَايَةِ‮ ‬وَ‮ ‬الْفَلاَحِ

وَ‮ ‬جَادَّةً‮ ‬مُوصِلَةً‮ ‬اِلَى‮ ‬النَّجَاحِ‮ ‬بِلاَ‮ ‬جَنَاحٍ‮ .. ‬اَللّهُمَّ‮ ‬اَسْعِدْ‮ ‬بِهِ‮ ‬اْلاُمَّةَ‮ ‬الْمُحَمَّدِيَّةَ‮ ‬وَ‮ ‬نَوِّرْ‮ ‬بِرَسَائِلِ‮ ‬نُورِهِ

الْمِلَّة‮ ‬ا؛لاِسْلاَمِيَّة‮ ‬وَ‮ ‬شَيِّدْ‮ ‬بِهِ‮ ‬وَ‮ ‬بِاَنْصَارِهِ‮ ‬اْلاَرْكَانَ‮ ‬اْلاِيمَانِيَّة‮ ‬وَ‮ ‬اَيِّدْهُمْ‮ ‬بِآيَاتِكَ‮ ‬الصَّمَدَانِيَّة‮ ‬وَاجْعَلْ‮‬

آثَارِهِ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬مُنِيرة‮ ‬وَ‮ ‬اَعْمَالَهُ‮ ‬مَبْرُورة‮ ‬وَ‮ ‬اَنْصَارَهُ‮ ‬مَنْصُورة‮ ‬وَ‮ ‬اَدِمْهُ‮ ‬مُقْتَدا‮ ‬وَ‮ ‬لِلْحَقِّ‮ ‬مُنْجِدًا‮ ‬وَ‮ ‬مُسْتَنِدًا

وَ‮ ‬وَسِيلَةً‮ ‬اِلَى‮ ‬الْهِدَايَةِ‮ ‬لِلْهُدَى‮ ‬وَ‮ ‬هِدَايَةِ‮ ‬لِمَنْ‮ ‬ضَلَّ‮ ‬وَاعْتَدَاىِ‮ ‬مُسْتَمِرّاً‮ ‬اَبَدًا‮ ‬اِلَى‮ ‬يَوْمٍ‮ ‬لاَ‮ ‬يَنْفَعُ‮ ‬مَالٌ‮ ‬وَلاَ‮ ‬فِدًا

Ey hürmete lâyık, ey tebcile şâyan! Haddim olmayarak şu varakpare-i âcizîyi ikinci olarak atebe-i bâlânıza sunuyor ve saygılarımı takdim ediyorum. Gerçi sizin gibi muhakkik ve mücahid ve hakikatı müşahid bir zât ile muhabere etmeğe kendimde liyakat göremiyorum. Zira sizi karşılayacak ve muhatabaya lâyık edecek ilmim yok, fazl u faziletim yok, amelim yok. Ömrüm beyhude geçmiş. Ne geçmişlerin izini tuttum, ne de muasır fâzıllara katıldım, ne de efazılın yürüdükleri caddeden yürüyebildim. Hüsranın feza-yı nâmütenahîsinde sefil ve sergerdan bir serseri gibi yol aldım. Ancak son günlerde hikmet-i Rabbanî ve mukteza-yı irade-i Rahmanî envâr-ı sâtıanızdan lem’alar şaşaapâş olmağa başladı. O nur-u pürserverden belki bir kabes iktibas ederim ümidiyle tevcih-i inan ederek koştum. Buldum elhamdülillah buldum. Meğer irade-i Kayyumiyet iktizası bilvasıta bir rahmet deryasının bir cedveli imiş gördüm. Hemen o cedvel-i irfana hücum ettim. Evvelâ bir reşfe-i irtişaf, ba’dehu bir gurfe-i igtiraf ettim. Fakat anlıyorum ki, reddedilmedim, kabul kaydı da görmedim. Yalnız ruhumu tebşir eden bir his, o cedvel-i nuranî

رَحْمَتِى‮ ‬وَسِعَتْ‮ ‬كُلَّ‮ ‬شَيْءٍ umman-ı bîpâyanından bahşedilmiş ve makbul bir vârise ve lütfe mazhar bir hârise ikram olunduğundan herbir talibe bir matlab, her ragıba meyvedar bir maktaf, her garibe himayekâr bir me’va, her yoksula sıyanetkâr bir melce’, her müride ulaştırıcı bir murad, her mütenemmîye husulpezir bir mütenemma, her susamışa bir selsebil, bir şifa-yı yeşfi-l galil, verrad ve kassada bir hayr-ı makîl imiş. Evet öyle gördüm, buldum, o ravza-i yaniaya girdim, kovulmadım. İçindeki hıyazdan içmek istedim, içtim, reddedilmedim anladım. Hoca-i Kâinat’ın تُقْبَلُ‮ ‬التَّوْبَةَ‮ ‬مِنَ‮ ‬الْعَبْدِ‮ ‬مَالَمْ‮ ‬يُعَزْعِزْ sırrını anladım. Ve Mübdi-ü Mükevvenat Mâlik-ü Melekût-ul Arz Vessemavat’ın

وَهُوَ‮ ‬الّذِى‮ ‬يَقْبَلُ‮ ‬التَّوْبَةَ‮ ‬عَنْ‮ ‬عِبَادِهِ‮ ‬وَ‮ ‬يَعْفُو‮ ‬عَنِ‮ ‬السَّيِّئَاتِ

ve merzasını anladım. Cenab-ı Zülcelal’e şükrettim ve gayr-ı ihtiyarî

رَبَّنَا‮ ‬لاَ‮ ‬تُزِغْ‮ ‬قُلُوبَنَا‮ ‬بَعْدَ‮ ‬اِذْ‮ ‬هَدَيْتَنَا‮ ‬وَهَبْ‮ ‬لَنَا‮ ‬مِنْ‮ ‬لَدُنْكَ‮ ‬رَحْمَةً‮ ‬اِنَّكَ‮ ‬اَنْتَ‮ ‬الْوَهَّابُ

yet-i celile-i cemilesini tilavet ve münzilinden inayet diledim.

Ey Üstad-ı kâmil ve mürşid-i fâzıl! Ahval-i münife ve mezaya-yı şerifenizi ve ahval-i latifenizi uzun zaman matbuatta hayran hayran okur ve efvahtan hürmetkârane dinlerdik. Fakat كُلَّمَا‮ ‬اَضَاءَ‮ ‬لَهُمْ‮ ‬مَشَوْا‮ ‬فِيهِ‮ ‬وَاِذَا‮ ‬اَظْلَمَ‮ ‬عَلَيْهِمْ‮ ‬قَامُوا mesabesinde munkatı’ haller geçirirken bîdarîlik zamanı hulûl edince اَلَمْ‮ ‬يَاْنِ sırr-ı celili çatınca hicab-ı gaflet parçalandı. Her taraf nur şuaları sutû’ etti, yollar göründü, izler meydana çıktı ve muhitle birlikte sübat-ı gafletten haşyetle uyanıldı, bahar-ı iman yer yer filizlendi. Zulüm ve fesad âmilleri adalet-i İlahiye tokadını yiyerek, hafîd-i muzlim esefle yuvarlandı. Nurcular ezan-ı İslâmı ilân etti. Allahü Ekber sadâları mükevvenatı çınlattı. Envâr-ı Kur’an elvah-ı hayatı aydınlattı.

İşte o nurlar içinde gözlerimizi açınca kalblerimizden in’ikâs eden cazibe ile ve nurdan istimdad suretiyle basiret gözlerimizi açınca sizi gördük. Kalb gözleriyle yine sizi gördük. Baş gözleriyle de esfar-ı celilenizi okumaya muvaffak olduk. İşte bu kadar. Ey üstad-ı mükerrem! Bu haysiyetle size dehalet ve sırr-ı dehalet ederiz. Biz ehl-i beytimiz kalbî teveccühlerinizle ve makbul duanızla Cenab-ı Müteâl’den sahil-i selâmete teveccüh ve cadde-i müstakime de temiz, şaibesiz yürümemize ve hizmetinizde iş görmemize bilâtereddüd imkân bulalım. Ola ki teveccühünüz berekâtıyla ümniyyemize nail oluruz. Zira herşey vesileye menut وَ‮ ‬لَوْلاَ‮ ‬الْواسطة‮ ‬لَهَلَكَ‮ ‬الموسوط

Ey üstad-ı fazıl! Tarsus’ta mevcud ihvanımız ve hassaten adlarını arzedeceğim bendelerinizle cümlemiz tevfik ve saadetinizi ve tul-i ömürle muammer olmanızı Cenab-ı Hak’tan dileriz. Bizi yani Tarsus Nurcularını dualarınıza katmanızı mütevaziane diler ve rica eyleriz. Öteden beri gıyaben muhabbetleri olup şimdi tamamen Nur’a bağlanan Tarsus Noteri Hacı Yakub Bey, Edhem Hoca, şoför Delikli Mustafa Efendi, Hâfızlar kurs muallimi Türkistanlı Hacı Abdullah Efendi, Câmi-i Kebir hatibi Enis Efendi, Faruk Efendi, maliyeci Abdürrezzak Efendi, göncü Osman Efendi, betoncu İsmail Efendi, Nur çayhanesi çaycısı Buharalı Hacı Mehmed ve daha birçok arkadaşlar vardır ki, bunlar iman bağlarıyla habl-i metin-i İlahîye bağlandıkları gibi, zât-ı âlînize hâlisane intisab etmişler ve cümlesi dua ve iltifat-ı nefs âyâtınızı dilerler ve bendenizle beraber hep eyadi-i nediyelerinizi hürmetle öperler. Bihamdihi teâlâ وَ‮ ‬اَمَّا‮ ‬بِنِعْمَةِ‮ ‬رَبِّكَ‮ ‬فَحَدِّثْ âyet-i celilesine tevfikan her gece ba’de-s salât-il işâ bu zikrettiğim zevatla birçok kimseler toplanır ve bendenizin etrafında çevrelenir ve enfas-ı kudsiyeniz berekâtıyla كُلُّ‮ ‬اَمْرٍ‮ ‬ذِى‮ ‬بَال hadîs-i şerifine imtisalen besmele çeker ve saatlerle Sözler mecmuasını ve bazan Asâ-yı Musa’yı veya diğer Nur risalelerini vakurane okur, fehmedemedikleri noktalarını kendilerine Cenab-ı Hakk’ın bahşettiği kudret nisbetinde anlatırım. Bazı müşkil gördükleri bahisleri anlayışlarına göre muhterem noter Hacı Yakub Bey feyzinizden müstemidden kendilerine izah ve ifzah eder ve Efendimiz olan zât-ı fâzılanenize sitayişle meclisimize son veririz.

Bu kadar tasdiatımıza affınızı istirham eder, tekrar hepimiz ellerinizden öper, tûl-i ömürle muammer ve sa’yinizin müsmir olmasını Cenab-ı Rabb-i Ekber’den niyaz eyler, Tarsus Nurcularının muattar tahiyyat ve teslimat-ı hâlisanelerini sunar, müntehada sümme-s salâtü vesselâmü ale-l Mustafa-l Muhtar ve âlihi-l ethar ve sahbihi-l ebrar ve tâbiîhi-l ahyar ilâ yevm-il haşri ve-l karar. 8/1/951

الداعى‮ ‬ملتمس‮ ‬ادعتكم‮ ‬و‮ ‬منسوب‮ ‬سدتكم‮ ‬عبد‮ ‬المجيد‮ ‬النائب‮ ‬الكركوكى‮ ‬الشهر‮ ‬زورى

Adres: Abdülmecid Özfırat Bay Rasim Dokur Fabrikası Emekli Tarsus

47. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Aziz, sıddık, Ankara’nın Nur kahramanları!

Evvelâ: Binler selâm edip hasretle kucaklar, gözlerinizden öperiz ve şu mübarek Rebîülevvel ayında dünyayı tenvir eden o mübarek Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın hürmetine nurlu ve feyizli çalışmalarınızda hayırlı muvaffakiyetler dileriz. Ve böyle mübarek gün ve gecelere kavuşmalarınızı, Cenab-ı Hakk’a hesabsız şükürlerle birlikte bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz.

Sâniyen: Göndermiş olduğunuz çok kıymetdar müteaddid mektublarınıza çok geç cevab verdiğimizden dolayı müteessiriz. Bazı meşguliyetlerin sebeb olduğu bu gecikme hususunda affınıza ve hoş görürlüğünüze güvenerek üzüntümüz kısmen zâil oluyor. Hele sizin fevkalâde nurlu çalışmalarınız hakkında haberler aldıkça bütün keder, endişelerimiz sürura kalbolup bizleri sevinç ve takdirler içinde bırakıyor. Risale-i Nur’u tefekkürle okumaktan mütevellid hakikat sermestiyeti ile fıtrî ve İlahî vazifelerin peşinde durmadan, yılmadan koşmanızı bütün ruh-u canımızla tebrik ediyoruz. Türlü türlü fikir ve cereyanlar bu yirminci asrın acib dağdağaları içinde en doğru, en kısa, en selâmetli, en hâlis bir meslekte gitmek büyük bir lütf-u İlahî olup tebrike şâyandır.

Asrımızda Kur’an namına en salahiyetli bir lisanla konuşup iman ve Kur’an hakikatlarını ders veren ve bütün şübhe ve tereddüd, evham ve vesvese hastalıklarını izale ve bütün medar-ı şübhe noktaları ve en muğlak mes’eleleri halleden ve ruhun dört hassası olan akıl, his, irade ve latife-i Rabbaniyeyi dördünü birden terbiye edip gayat-ul gayatına sevkeden Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın cadde-i kübrasını açarak ders veren ve Kur’an-ı Hakîm’in en derin tabakalarından süzülerek okuyanları hayrette bırakan akıcı bir üslûb hârikalığı ile bir şiir ve edebiyat kitabının muvaffak olamadığı coşkun bu terennümle kalblere, akıllara nur saçan ve kâinat kadar geniş bir huzur kazandıran, Hakk’a kurbiyet ve vuslat yollarının en kestirmesini gösteren, değil akıl kalb ve hissi ikna’ etmek belki nefsi dahi ilzam ve ikna’ edip susturan, insanın ve kâinatın tılsımlarını halledip hakikatların perdesini kaldırarak aynelyakîn veya hakkalyakîn derecelerinde inkişafı temin eden ve bunları kırk senelik bir nefis mücadelesini, riyazet ve çile çekmesini îcab ettirmeden belki kırk dakikada veya birkaç hafta içinde kazandıran mesleği, ashab-ı kiram gibi iman hakikatlarını doğrudan doğruya neşr olan ve bu hususta rıza-i İlahîden başka hiçbir gayesi bulunmayan ve her iki cihanın saadet anahtarlarını Kur’anın bir mu’cizesi olarak insanın eline veren ve yine Kur’anın zahir manasından başka işarî ve cifrî gibi diğer mana tabakalarından hakikat cevherleri çıkararak düşmanları kendi karşısında âciz bırakan ve Kur’an-ı Hakîm ve hadîs-i şerif ile küllî mana tabakalarının bir ferdi olarak işaret ve medh-ü senasında muvaffak ve nail olan ve Hazret-i Ali (R.A.) ve Gavs-ı A’zam (R.A.) gibi çok büyüklerin takdir ve tahsin ve hususi işaretlerine tam hak kazanıp nail olan ve Kur’an-ı Hakîm’in en son bir mu’cizesi olarak asrın irşad vazifesi ve sıfât ve salahiyetini üzerinde taşıyan ve asrın ihtiyaçlarını tam karşılayan ve her hakikatı ya âyet yahut hadîsin tefsiri ve izah ve şerhi olan Risale-i Nur Külliyatını dikkat ve tefekkürle ve devamla ve azimle okuyarak bu ve daha birçok hakikatlara vâkıf olan siz kardeşlerimiz, bizler için de örnek teşkil ediyorsunuz. Böyle kudsî sırları taşıyan bir hakikat için herşeyi feda eden sizler gibi bizler de her ne kadar feda etsek yine ucuzdur diye kat’î kanaatımız gelmekle beraber, bu hususta makbul dualarınıza ne kadar muhtaç olduğumuzu zikretmeye bilmiyoruz lüzum var mıdır? Dualarınıza ihtiyaç ve iştiyakımız çok fazla olmakla beraber, aynı zamanda hakiki kardeşlik sevgi ve hisleriyle sohbet etmek, sizlerle görüşmek en tatlı zevklerimizden birisidir.

Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükürler olsun ki, sizlere şu kusurlu mektubumuzu yazarken, tam bu esnada Konya’dan Remzi kardeşimiz gelip sizlerden hayırlı havadisler vererek bizleri mesrur etti. Eski Remzi’yi yeni bir Remzi olarak görmek de ikinci sürur daha kattı. Hem gönderdiğiniz konferansı da aldık. Allah razı olsun. Sâlih kardeşimiz de üstadımızın söyleyip takdir edilen sözlerini de bilmek isteriz, lütfederseniz memnun kalırız. İşlerin çokluğu fazla yazmamıza mani’ olduğundan şimdilik bu kadarla yazılarımıza son verirken cümlenizin gözlerinden ve ellerinden öper, hayır dualarınızı hep birlikte bekleriz aziz kardeşlerimiz.

Kusurlu kardeşleriniz

İstanbul Dârülfünun Nurcuları

48. Parça[]

Mübarek ve kahraman kardeşlerimiz!

Osman Nuri Efendi’nin çekingenliğine hiç ehemmiyet vermeyiniz. Evvelce yani birkaç sene evvel ısrarla Risale-i Nur’dan isterken, aman kimse duymasın diye evham ettiği halde mübarek Üstadımız onun evhamına ehemmiyet vermeyerek sadakatına istinaden Risale-i Nur vasıtasıyla yapacağı imana hizmete müsaade edilmiş idi. Fakat bu defa pek fazla ve manasız bir şekildeki tevehhümüne binaen, siz de onu gücendirmeden alâkanızı uzaklaştırırsınız. Tanıdıkları içinde kahraman Nurcular bulunmak ihtimali olduğu gibi, muhakkak Risale-i Nur aleyhinde olanlar da vardır. Hattâ mübarek Üstadımızla beraber Sungur, Ceylan, Sâlih, Abdullah, Ziya, Ahmed gibi İstanbul’da Ziya, Abdülmuhsin gibi Nur’un ileri hizmetinde olanlar parça parça olsalar da zerre kadar bu vazife-i Nuriye ve imaniyede bir parça bile çekingenlik yapacaklarına ihtimal vermiyoruz.

Kardeşim Ceylan! 70 lira ücreti Nur hizmetine halel geleceğine binaen geri bırakmanızı memnuniyetle karşıladık ve buradaki Nurcular sizi ayrıca tebrik ediyoruz. Nur’un fazla intişarından münafıklar telaş ederek, Nurcuların başında onu zannederek ürkütmek için bir plân olmak ihtimali var.

Osman, Hayri

49. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok aziz, çok sevgili, çok müşfik Üstadım Efendim Hazretleri!

Evvelâ: Cenah-ı şefkat ve merhametinize sığınarak mübarek el ve ayaklarınızdan nihayetsiz ta’zim ve ihtiramla öperim.

Sâniyen: Bütün kusuratıma nazar-ı müsamaha ile bakan ve affeden sevgili ve müşfik üstadımdan afv buyurulmamı niyaz eylerim.

Aziz Üstadım! uzun zamandan beri zât-ı faziletmeabînizi meşgul etmemek gayesiyle iki satırlık bir hürmetname arzedememiştim. Bugün kıymetli ve hâlis kardeşlerimizden Sabri’nin leffen arzettiğim mektubu ve hizmet-i âliyenize kabulünü niyaz eylemekliğim için musırrane ricaları yine rahatsızlığa vesile oldu. Bu hâlis ve muhlis ve fedai neferinizi başta Hüsrev ve Tahirî, Mehmed Feyzi, Ceylan, Mustafa ve Zübeyr ve emsali ve bizler ve bîçarelerin bedeline emirberliğe kabulünü, adı geçen kardeşlerimin hatırı için niyaz ve istirham ediyoruz.

Sâlisen: Bu civardaki faaliyet-i Nuriyeye gelince: Her hafta nail olduğumuz mektubat-ı seniye-i kudsiyelerinizi ve denizler gibi coşan, şimşekler gibi parlayan hâlis kardeşlerimizin terennümat-ı Nuriyelerini âşıklara okuyor, okutuyor ve vazifedar olduğumuz muhite gönderiyoruz. Eflani’li kardeşlerimiz Mustafa Songül kardeşimizin aşıladığı aşk ve şevk ile Ahmed Fuad kardeşimizin cenah-ı nuriyesinde hizmet-i Nuriyelerinde devam ediyorlar. Safranbolu ve köyleri Nurcuları da mübarek kardeşimiz Hıfzı ve Hüsnü ve Yılmaz baba-oğullarıyla devamlı irtibat ve sohbet halindedirler. Bu bîçare ve zelil, miskin hizmetkârınız da Karabük’te ancak talib-i hakikatlara Nurları tevzi’ edebiliyorum. Alâ kadr-il imkân Bitlis, Diyarbekir ve Ankara ve İstanbul’la irtibatı muhafaza ediyor, hususan Bitlis’e Tercüme-i Hal, Elhüccetüzzehra, Müdafaa, Zeyl, Talebeler Müdafaatı ve Kararname ve İnebolu’nun yeni yazılı tab’ı üç parça cüz’ inayet-i İlahiye ve himmet-i âliyenizle gönderildi. Peyderpey başkalarında da gönderilecek, nasib olan yerlere gidiyor, okunuyor. Çankırı ve Küre de bu meyandadır. Risale-i Nur’un envârını görenler, onun bahr-i bîpâyanının ka’rına inenler, ondaki gizli esrarı müşahede edenler, haklı olarak sabırsızlıkla

قَالَ‮ ‬رسول‮ ‬اللّه‮ ‬صلى‮ ‬اللّه‮ ‬عليه‮ ‬وسلم‮: ‬حتى‮ ‬تضل‮ ‬الخلق‮ ‬عن‮ ‬اديانهم‮ ‬فعند‮ ‬ذلك‮ ‬يقبل‮ ‬كاشهاب‮ ‬الثاقب‮ ‬ياتى‮‬

بذخيرة‮ ‬الانبياء‮ ‬عليهم‮ ‬السلام‮ ‬فيملأ‮ ‬الارض‮ ‬قسطًا‮ ‬و‮ ‬عدلاً‮ ‬كما‮ ‬ملئت‮ ‬جورًا‮ ‬و‮ ‬ظلمًا‮‬

سدق‮ ‬رسول‮ ‬الله‮ ‬صلى‮ ‬اللّه‮ ‬عليه‮ ‬و‮ ‬آله‮ ‬و‮ ‬سلم

tebşir-i Nebevîsinin zuhur-u alenîsini bekliyorlar. اَفْضَلُ‮ ‬الْعِبَادَةِ‮ ‬اِنْتِظَارُ‮ ‬الْفَرَجِ emr-i Nebevîsine müraat ediyorlar.

Aziz Üstadım! Lehülhamd fütuhat-ı Nuriye iç ve dış dairelerde bütün sür’atiyle devam ediyorlar. Küfrün ve mel’anetin kal’ası Nur atomuyla yıkılalı, başta kahraman ordu olarak halkta da bir intibah-ı ruhî başladı. İnşâallah Nur’un himmetiyle manevî Nur atomu nasıl İslâmiyet için en büyük tehlike ve bir bela olan Süfyan ve tebeasını berbad ü perişan ve mağlub etmişse, onun gibi ve aynen öyle de Hristiyan Deccalını perişan edecektir.

اَللّهُمَّ‮ ‬يَسِّرْ‮ ‬لَنَا‮ ‬بِحُرْمَةِ‮ ‬رَسَائِلِ‮ ‬النُّورِ

Bâki emirlerinize intizar eyler, bu civardaki hürmetkârlarınızın selâm ve ihtiramlarını arzeyler, mübarek el ve ayaklarınızdan hasretle öperken dualarınızı niyaz eylerim efendim.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Hadsiz ve nihayetsiz kusurlar içinde kabahatli

ve affa muhtaç hizmetkârınız Mustafa Osman

50. Parça[]

Afyon Kocatepe Gazetesi Başyazarına

Gazetenizin 7 Şubat tarihli sayısının birinci sütununda “İrtica’la Mücadele” başlığı altında bir yazı okuduk. Bu yazıdan anlaşılan mana şunlardır:

1- Afyon’da yıllardan beri devam eden ve hükûmet tarafından önlenemeyen bir irtica’ hareketi vardır.

2- Bu irtica’ hareketini Bediüzzaman’la Büyük Doğu’cular idare etmektedir.

3- Her zaman ve her vesile ile ifade ettiğinize göre, sol temayülleri ve komünistlik, vatanın bekası için tehlike arzetmez, fakat irtica’ tehlike arzeder.


1- Afyon’da senelerden beri bir irtica’ hareketinin bulunduğunu, Halk Partisi hükûmeti ile Demokrat Parti hükûmetinin politik mülahazalarla ehemmiyetsiz tedbirler alarak ürküttüğünü, fakat söndüremediğini yazıyorsunuz.

Evvelâ: Afyon İlinde bulunmamız sebebiyle bu fikirlerinizi şiddetle reddederiz. Afyon’da imanlı halk kitlesi vardır, irtica’ ve mürteci’ yoktur. Laiklik perdesi arkasında dini senelerce baskı altında tutan, Allahü Ekber diyenleri hapse atacak kadar vicdan ve din hürriyetine tecavüz eden Halk Partisi hükûmetleri, varlığını iddia ettiğiniz irtica’ görememiş, Ceza Kanununda bir suç mevzuu olan irtica’ hükûmetin emniyet ve adliye teşkilatları yakalayamamış da siz keşf buyurmuşsunuz. Madem senelerden beri mevcudmuş gibi bir tezahür göstermiş, gizli bir cem’iyet mi kurmuş, şekl-i hükûmeti tebdile mi kalkmıştır? Madem ki hükûmet kuvvetleri yakalayamamış, siz keşfetmişsiniz, ne için adliyeye haber vermediniz? Hakikatta mevhum ve kafanızın içinde mevcudiyetine inandığınız ve hattâ komünistlikten daha tehlikeli gördüğünüz ve Afyon’a yakıştırdığınız bu evhamı, Afyon’luk namına reddederiz. Ve sayın Başbakan’ın inkılab softaları kadrosuna dâhil bulunduğunuza inanıyoruz.

2- Vehimlerinize Bediüzzaman’ı da bu işe karıştırıyorsunuz. Biz Afyon’lu Nur talebeleri, sizin hilaf-ı hakikat olan isnadınızı da şiddet ve nefretle reddederiz. Bediüzzaman Said Nursî senelerden beri Afyon Vilayeti dâhilinde ikamet etmekte ve Emirdağ nüfusuna mukayyed bulunmaktadır. Bu yüksek ilim adamının ismini yazınıza karıştırdığınıza göre, bu zâtın ne gibi karakterde bulunduğunu, ne işle meşgul olduğunu ve şimdiye kadar ne yapmış olduğunu ve şahsiyetini tedkik ettikten sonra yazınıza mevzu yapmanız îcab ederdi.

Yazınızdan bunları bilmediğiniz anlaşılmaktadır. Kısaca anlatalım: Bediüzzaman büyük bir İslâm âlimidir. Nur Risalesi namı altında toplanmış 133 parça dinî ve ilmî eseri mevcuddur. Bu eserler dili ile yazılmış Kur’anî hakikatlardır. Bu eserleri Avrupa, Amerika ve bütün İslâm Âlemi tanıyarak zevkle okumakta ve hergün takdirlerini bildirmektedirler.

Pakistan âlimlerinden, son zamanda memleketimizi ziyaret eden, milletvekili ve Sind Üniversitesi Dekanı Ali Ekber Şah, Bediüzzaman’ı ziyaret için Emirdağı’na kadar gelmiş ve ziyaretinde bulunmuştur. Eserlerinden birer nüsha alarak Urdu lisanıyla Pakistan’da neşredeceğini söylemiş, birçok ilmî müşkillerinin Bediüzzaman tarafından bir saat zarfında halledildiğini takdirle anlatmıştır. Bediüzzaman Said Nursî bir vatanperverdir. Hürriyet mücadelelerine karışmış, Birinci Harb-i Umumîde talebeleriyle birlikte gönüllü alay kumandanı olarak Kafkas cephesinde harbetmiş, Bitlis’i kahramanca müdafaa etmiş, yaralanmış esir olmuş ve esarette iken Rus Başkumandanına bile boyun eğmeyerek ilmî vakarını muhafaza etmiş, esaretten İstanbul’a dönüşünde İngiliz İşgal Kuvvetlerine karşı şiddetli yazılarıyla hücuma geçmiş muhterem, vatanperver, cesur ve âlim bir zâttır. Otuzbeş seneden beri siyasetle alâkasını kesmiş, o zamandan beri gazete bile mütalaa etmemiştir. Uzun seneler emniyet teşkilatının gözü önünde tutulmuş ve üç mahkemede bütün eserleri ve mektubları ehl-i vukuf ve mahkemelerce tedkik edildiği halde, siyasetle hiçbir alâkası, cem’iyetçiliği ve kanunen suç teşkil eden bir hareketi görülmemiştir. En son olarak Afyon Mahkemesinde gözünüzün önünde sizin yakıştırmak istediğiniz suçlardan iki sene kadar mahkemesi cereyan etmiş, suç unsuru olacak delil ve emare bulunmadan kanaat-ı vicdaniye ile mahkûm edilmişse de yüksek Yargıtay bu hükmü esasından bozmuştur. Bu kadar tedkikler ve tahkikler, yıllarca süren mahkemeler böyle bir suç tesbit edememiş de siz mi bulmuşsunuz? Bu hareket garazkârlık ve iftiradan başka bir şey değildir.

3- Sol cereyanların vatanın bekası için zarar vermeyeceğini, Türk kültür ve ahlâk anlayışının sol temayülü daima tepeceğine inanıyorsunuz da; aynı Türk kültür ve ahlâk anlayışının irticaı tepemiyeceğine inanmanız bir tezad değil midir? Matbuatta aylardan beri keşfedile edile bitirilemiyen ve her gün yenisi bulunan komünistlik, sol cereyan değil midir? Gazeteci olmanız sıfatıyla matbuatı takib etmeniz ve günlük hâdiselerden haberdar çıkmanız îcab etmez mi? Bu tecahül ve dolayısıyla sol temayülü müdafaa, komünistliğe hizmet değil midir? Komünistlikten daha tehlikeli gördüğünüz mürteci’ler nerededir? Şimdiye kadar kaç tane yakalanmış ve adliyeye teslim edilmiştir? Bütün dünya komünistliğe karşı hep hürriyet cephesi kurarken ve beşeriyeti bu harbden korumağa çalışırken, mevhum fikirlerle millet içerisinde ikilik çıkarmağa çalışmak; kendi öz memleketine iftira etmek, bilgili vatanperver bir Türk’e yakışır mı? Cenab-ı Hak’tan size akıl, fikir, muhakeme, bilgi ve hidayet vermesini dileriz.

Afyon Emirdağı Nur Talebelerinden

Tahir, Nuri, Sadık

51. Parça[]

Afyon’daki Kocatepe Gazetesi’nin gayet acib ve asılsız bir iftira ile, Üstadımız Said Nursî aleyhinde bir neşriyatını gördük. Gazete diyor ki: Solcular yani Komünistlerin vatana zararı yoktur veya azdır. Belki sağcılar yani dindarlar ki, Said Nursî Bediüzzaman vatana ziyade zararlıdır, diyor. Acaba dünyada böyle bir yalan olur mu? On milyon askeri bulunan, bin seneden beri bu vatana düşman ve şimdi bütün beşeriyete tehlikeli olan komünist hükûmeti bu vatana zararı yoktur demek; fakat ihtiyar, hasta, garib, zarureti olmadan kimse ile görüşmeyen üç mahkeme yirmi senelik bütün kitablarını, mektublarını tahkik, tedkik, inceledikleri halde hiçbir siyasetle ve medar-ı mes’uliyet bir madde görmediği ve yirmiyedi sene zarfında bütün talebelerinden sehven bir çocuğun ve bir mütecavizin zulmüne karşı mukabelesinden başka hiçbir vukuatı hiçbir vilayet zabıtası kaydetmediği ve bütün kuvvetiyle ve talebeleriyle vatan ve milleti anarşilikten muhafaza ve emniyet ve asayişin teminine çalışan Üstadımızı daha ziyade komünist hükûmetinden zararlı göstermek, hiçbir şeytan böyle bir yalanla hiç kimseyi inandıramaz. Hattâ o yalanın bir ikinci nümunesi olarak yine kendi gazetesinde 8 Şubat tarihli nüshasında, Emirdağı’nın Karacalar Köyü’nde Kadir isminde bir adam Kore’ye gitmek için gönüllü toplama teşebbüsü ile tevkif edilmesine dair o gazete diyor ki: Bunlar Bediüzzaman’ın müridleridir. Bu teşkilatın kökü derindir. Hükûmet ürkütmek değil, belki zecrî tedbirleri almak lâzım.

Halbuki biz altı seneden beri her haline muttali’ olduk. Yalnız gönüllü toplayan o adam ile bir-iki defa halk içerisinde merhabalaşmışlar. Gönüllüleri de hiç tanımadığı ve bu işle de hiç alâkası olmadığı ve bilemediği halde bizler o vukuatı gazete sütunlarında okuyarak Üstadımıza anlattık. Halbuki Üstadımız otuzbeş seneden beri gazete okumadığı ve dinlemediği gibi, Üstadımızın otuzbeş sene içerisinde iki ay müstesna hiçbir gazete okumadığı ve dinlemediği ve “Eûzü billahi mineşşeytani vessiyase” deyip siyaseti terkederek bütün talebelerine siyasete karışmayınız diye mükerreren ders veren ve bu hakikatı mahkemelerde isbat eden müdafaanamesi meydandadır. Şübhe eden okuyabilir. Ve dünyanın bütün siyasî cereyanlarını bırakıp inzivayı ihtiyar eden Üstadımıza, siyaset namına teşkilat yapmasını isnad etmek emsalsiz bir iftira ve divanecesine bir yalandır ve bütün kuvvetimizle reddediyoruz.

Garib, fakir, hasta olmasından Allah rızası için nöbet ile ona hizmet eden ve gizli halini bilen ve ondan Nur dersini alan

Sadık, Hamza, Tahir, Nuri, Hayri, Nuri

52. Parça[]

(Hulusi Bey’in manzum fıkrasıdır)


İrşad-ı Hakikat


Derdli gönül derdli gönül derdin nedir söyle bana

Gerçi tabib değilsem de ben ararım derman sana

Şâfî Hak’tır şübhe etme onda çoktur rahm-ı atâ

Derdlilere şifa veren vermez mi hiç şifa sana

Bu muhlisin çoktur derdi meded ancak bekler Hak’tan

Kimin varsa böyle derdi tevhid etsin can ü dilden

Tevhidin çok hassası var, ta’dad ile bitmez aslâ

Teslimin çok lezzeti var, tatmayanlar bilmez aslâ

İhlasın çok hikmeti var, anlayanlar bıkmaz aslâ

İmanın çok envârı var, üflemekle sönmez aslâ

Bu muhlisin çoktur derdi meded ancak bekler Hak’tan

Kimin varsa böyle derdi tevhid etsin can ü dilden

Harab tekne, sarhoş kaptan böyle gemi batar her ân

Taklid ile zayıf iman sahibinin sonu yaman

Ma’mur belde muti’ sükkân böyle şehri gören hayran

Tahkik ile kavî iman sahibidir mes’ud insan

Bu muhlisin çoktur derdi meded ancak bekler Hak’tan

Kimin varsa böyle derdi tevhid etsin can ü dilden

Âhirzaman fitneleri dehşetlidir meded Allah

Bu zamanın şerlileri vahşetlidir meded Allah

Mü’minlerin bazıları hayretlidir meded Allah

Mazlumların feryadları rikkatlidir meded Allah

Bu muhlisin çoktur derdi meded ancak bekler Hak’tan

Kimin varsa böyle derdi tevhid etsin can ü dilden

Yâ Rab bize ihsanınla fitnelerden kurtar bizi

Rahmınla da ikram eyle şerlilerden kurtar bizi

Lütfunla hem in’am eyle zalimlerden kurtar bizi

Fazlınla da imdad eyle hainlerden kurtar bizi

Belamızı bal edecek Muhammed’in (A.S.M.) sünnetidir

Sünnetine yapışanlar o Hazretin ümmetidir

Bizi şerden koruyacak o Serverin himmetidir

Muhlis seni kurtaracak iman Kur’an hizmetidir

Bu muhlisin çoktur derdi meded ancak bekler Hak’tan

Kimin varsa böyle derdi tevhid etsin can ü dilden


Üstadım son hapsindeki zulümleri manen hisseden kalb ve ruhumun tefani-i Üstad ve ihvan sırrınca hüzünlü bir terennümüdür. Muhlis yerine Nurcu denilirse bütün kardeşlerin dili olur.

53. Parça[]

(Vastan’lı Abdürrahîm Hoca’nın Arabça yazılmış mektubunun tercümesidir)

Şerif ismiyle başlar, her şeyin tesbih-i şükranesi olmakla tesbih-i şükranemi îfa ederim. Üzerinize Allah’ın selâmı ve rahmeti ve berekâtı daimî ve ebedî surette olsun. Hakk’ın sevgilisi ve mutlak cezbelisi huzuruna:

Açık dilli, yekta, çarşaf gibi kanadlarını semanın pek yüksek mahallerine eflâke seren kuşcağızı, sevimli ve zînetli çemenzar gülistanda ötüşen gülün bülbülü, mana sarayının şahidi ve medhedici bülbülü, güzel ve dilber hakikatları biçimine sokan şeker sözlü tuti kuşu, Mustafa ahlâkıyla ahlâklanmış ülema şahı, ulu enbiya halifesi, vâsıllar imamı, din ve sünnet ihya edicisi büyük hocam! Ayağınızın tozunu öpüp yüz sürsem. İki gözüm karası ölmezden evvel daima ruhum ve hayatım sana feda olsun. Nitekim hakkında denildi.

Akıl ve edeb sahiblerinin kalbleri tutuştu, ilim ve rütbede âlîhimmet olan zât-ı âlîkadrin vasfında şöyle zât-ı kerim ve saiddir ki, kendisine arslanlar zelil ve hakir olarak boyun eğmişlerdir. Hazret-i Samed Teâlâ ve Tekaddes de onu sevmiştir. Binaen aleyh hasedkârlarına rağmen aşikâre medhediyorum. Bu başka değil, askerinin arasında ancak bir kutubdur. Cenab-ı Hak bizlere uzun zamanlar fazlından ve feyzinden hisseyab buyursun. Şevki arzu ve iştihalara nailiyet komşulukla darlıktan genişliğe erdirsin. Menkıbesi ve tarihçesi hizasında bir mahluk daha yoktur. Ancak onun için ukûl-ü beşer bayağı fazlını inkâra kalkışıyor, lâkin o ayıbdan müberra ve mutahhardır, güzeldir. Manzarası ve görünüşü bakımından akılları zebun ve müsahhar eder. Ol sîma-yı mücessemdir ki, kemale ermiş ay gibi nurlu ve münevverdir ve musavverdir, en güzel surette yaratılmıştır. İslâmiyet kendisiyle nurlanır. Hidayet nuru ondan hiç eksilmez. İlminden ilimler tutuşur.

Ey sabah rüzgârı! Eğer benim dostum arzına uğrayacak olursan selâmımı ve hasretle ağladığımı oku! Umarım ki bu kadar uzun hasretten sonra nimet-i vuslata kavuşurum. Zira senin ayrılık cihetinden hakkın ciğerimi delik-deşik etmiştir. İftirak kederiyle bağıldım ayılamıyorum, genişliğe eremiyorum. Dosta kurbiyetten başka bizim için deva yoktur.

Abdurrahîm

54. Parça[]

(Adapazarı tarafından Dağıstan’lı bir Nurcunun mektubundan bir parçadır. Bera-yı malûmat gönderildi.)

Sübhanallah bu üstadın ne muazzam bilgisi var. Mâşâallah bu Said’in ne müdhiş anlayışı var. Bu Bediüzzaman bize bu zamanın güneşidir. Bütün ehl-i iman için hakiki bir müceddiddir. Hak Teâlâ tarafından mü’minlere bir lütuftur. Bugün için yaratılmış, imanın bir hamisidir. Kaba cahillere bile yüksek hakikatlarından bildiriyor, anlatıyor. En ince nüktelerinden, ne âlimin dimağında ve ne velinin kelâmında bulamazsın o hakikatleri Kur’andan başka bir yerde, Kur’andan onları bilmek Bediüzzaman’a mahsus. Bu zamanın mülhidlerine Saidimizdir ancak sus. Peygamber’in (A.S.M.) ulu vârisi nasıl miras dağıtıyor? Kitab, Sünetin zübdesini nasıl bize bildiriyor? Ayrı ayrı dilleriyle kâinatın tesbihleri muhtelif suretlerinde takdisleri ve hamdleri kör, sağır, cahillere de işittiren Üstadımız İslâm Dini’nin tercümanı canımızdır Saidimiz. Gördün mü Asâ-yı Musa âsileri, tâgileri nasıl susturdu? Tabiatın kör evlâdlarını, münkirleri, mülhidleri yerin dibine indiren Risale-i Nur’u oku, tazelensin sende iman. Allah aşkına bakınız bu mübarek eserlere, Risale-i Nur’dan inen imanın lem’alarına. Saadetin rehberidir Saidimiz hepimize. Okuyalım risaleleri, verelim el elimize. Said Bediüzzaman’ın zemzemlerinden içeriz, hep birlikte tekbir alıp kudsî Nurlara gireriz. Melekûtî hayatından hisse arayan mü’minlere işte Gavs-ül A’zam bize verdi nurlu risaleler.

Çok kıymetli Üstadım! Anlayamadığım hakikatları böyle cahil kafa ile tavsif ettiğimden lütfen affediniz. Heva-yı nefse esir olan benim gibi bedbahtların hiçbir şeyi doğru olamaz. Onun için kendime Murad-ı Kâzib derim ve bütün ahlâk-ı zemimenin me’vası, mercii olduğumdan, kendimi sizin saha-i irfanınızdan feyiz almak için ehil olmadığımı tekrar tekrar itirafla ellerinizden öperim ve ziyaretinizle müşerref olduğumda İbn-i Saka gibi matruden avdet ettirmemenizi rica ile tekrar tekrar el ve ayaklarınızdan öperim.

Hâdim-i türab-üd dâîniz,

Adapazar’da Dağıstanlı Murad

55. Parça[]

(Kastamonu’da Araç kazasında Nur’un has talebelerinin bir mektubudur. Bera-yı malûmat gönderildi.)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

اَلْحَمْدُ‮ ‬لِلّهِ‮ ‬رَبِّ‮ ‬الْعَالَمِينَ‮ ‬عَلَى‮ ‬دِينِ‮ ‬اْلاِسْلاَمِ‮ ‬وَعَلَى‮ ‬تَوْفِيقِ‮ ‬اْلاِيمَانِ‮ ‬وَعَلَى‮ ‬رَسَائِلِ‮ ‬النُّورِ

Hakiki mürşid, hakiki mücahid, hakiki vâris-i Peygamberî Üstadımız Hazretleri!

Senelerce şu misafirhane-i dünyada dolaştıktan sonra ve babadan ecdaddan görme bir iman-ı taklidî ile ömrümüzün belki çoğunu harcadıktan sonra, kâh kendimizi dünyanın fâni ve nefsaniyatına meyl ve kâh tabiiyyunların o dehşetli hastalıkları tesiriyle âhiretimizi ve bazan hep unutmak derecesine gelerek muzır ve süflî beş paraya değmez fâni lezzetlere heveslenerek dehşetli zararlarla bugüne geldik. Eğer ömrümüz bu dehşetli hal ile Risale-i Nur hakikatına alâkasız şekilde devam etse idi ve bir dakika hazır gayr-ı meşru’ lezzeti tatmak yüzünden belki 1000 sene âhirette azab çekeceğimizi Risale-i Nur iki kerre iki dört eder derecesinde isbat ederek ilmelyakîn göstermeseydi ve sizin gibi iman hakikatlarını ehl-i imana ve bütün beşeriyete bu karanlık maddeci devirde bir daha gösteren, ilân eden İslâm hakikatlarını ilmelyakîn ve aynelyakîn ve hakkalyakîn bilen bir İslâm dâhîsini göndermese idi hayatımızın, varlığımızın kıymeti kalmayacaktı. Dünyamız da, âhiretimiz de zindan olacaktı. Evet bütün varlığımızla inanıyoruz ve ilân ediyoruz ki: Risale-i Nur, Allah’ın rahmetinin tecellisidir ve ona vasıta olan kalb, kalblerin en mücellasıdır. İmanını, saadet yolunu kaybetmiş insanlığa Kur’an-ı Kerim’i güneş gibi gösteren, onun mu’cizeli hârika hakikatlarını ilân eden en parlak bir eser olduğunu en muannid feylesoflara dahi gösterip küfürlerini elmas nur kılıncı ile kesen, zamanımızın en büyük kenz-ül irfanı Risale-i Nur olduğunu bilerek Cenab-ı Hakk’a sonsuz şükürler etmekle, acziyetimizle beraber himmetinizle çalışmaktayız.

Evet Kur’an-ı Hakîm’in cadde-i kübrasında gitmekle bizler her türlü fenalıklardan kurtulabiliriz. Risale-i Nur’un hiçbir tefrika, tarafdarlık tanımayarak sırf Allah rızası için Hasbünallahü ve ni’melvekil ile iman ve Kur’an hakikatlarına davet etmesi aklı başında her mü’mine her insana diyor ki: Aklın varsa Nur dairesine gir. Aklın gıdası, ruhunun âb-ı hayatını al, korkmadan karanlıktan küfürden kurtul. Kanun-u İlahîyi dinle. En kısa en kolay en selâmetli yol olan Nur yolunda imanı inkişaf ettirerek, hakiki zevki ve bu asırda hakiki vazifelerini anla. Yazması ve konuşması bir ibadet haline gelen Risale-i Nur’dan bahsederek zamanın dehşetli fitnesinden ve yıldız böceği olmaktan ise, nur-u İlahiyeye dalarak güneşin nuruyla âyinedarlık et. Bu hak sesleri dinleyen er-geç nurlu dairede kendini görerek müşerref olacak, kalbler parlayacak, nur-u hidayet insanları hakiki selâmete getirecek, dünyadaki bu bîçare insanlar en kötü hastalık olan dinsizlikten, alâkasızlıktan, komünistlikten, inşâallah ehl-i dalalet nefisperestlikten kurtulacaktır.

Lütufkâr ve çok müşfik Üstadımız! Bizi bahtiyar eden ömrünüz uzun olsun, Allah sizden razı olsun ebeden daimen diye Nur-un Nur olan Cenab-ı Hakk’a âcizane niyaz ile dualarınızı istirham ediyoruz.

Biz hem çok kusurlu hem çok tenbel ve geriyiz. Diğer Nurcu kardeşlerimizin hayranıyız. Risale-i Nur’un nurlu ışığı kalblerimizi nur ve sürura getiriyor. Derslerimizde hakiki kardeşlerimiz olan Nurcular gibi ilerlememiz ve feyzimizin, gayretimizin ve günden güne Nur’a bağlılık ve muhabbetimizin artması için çok mübarek duanızı bekliyoruz. Sizlere lâyık nurcu kardeşlerimiz gibi hakiki bir telebe olmamız, en büyük gayemizdir. Evet ekserî insanların birkaç günlük dünya hayatı için boğuştukları, huzur ve adaleti ve hakikatı düşünmeden hayvanlığa doğru terakki ederek gittikleri ve dünyanın nefislerin, şeytanların plânı ile karıştığı ve karışık bir zamanda bütün hayatını ve ruhunu iman ve Kur’ana hizmet için vakfederek, bunun istidad ve varlığı ile sırf rıza-i İlahî için en büyük dünya tehlikelerini hiç sayan ve nurlu yolu besleyen ve hakiki imanı kazandıran ve Risale-i Nur’un yolunda devam eden siz çok kahraman ve çok aziz Üstadımızın peşinde gittiği nuru sezerek ve bilerek ona katılan nurlu kafilenin aziz azaları gibi olmak, o nurlu kafilenin en küçük bir azası veya hizmetçisi bulunmak bizim en büyük şerefimizdir. Zira rıza-i İlahî uğruna hizmetin büyüğü küçüğü yoktur. Madem o nurlu yolda zerre, yıldız gibi olur. Bütün varlığımızı feda etsek, bu İlahî lütf u kereme, rahmete hakkıyla şükrümüzü yapamayız. Her zaman sizlerin duanıza muhtaç olduğumuzu tekrar arzeder, hasretle ve muhabbetle ellerinizi ve kademinizi öperiz. Bütün kardeşlerimizin de ayrı ayrı bağlılık ve şükranla selâmlarını ve manevî yardımlarını dileriz çok muhterem Üstadımız hazretleri.

Araç’ta çok kusurlu ve her ân dua bekleyen talebeleriniz ve manevî evlâdlarınız

Ali İmam Makber oğullarından Hüseyin Yıldız, Tahir Soğukçam, Ahmed Güloğlu, Süleyman Yeğin, Abdullah Yeğin, Behiye Onur

56. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok muhterem, çok aziz, çok sabûr ve çok müşfik Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Evvelâ: Siz mübarek Üstadımız Efendimizin geçen mübarek mevlüd-ü Nebeviyenizi candan tebrik edip, mübarek nur kokulu el ve ayaklarınızı hasretle öper ve ol Vâcib-ül Vücud ve Tekaddes Hazretlerinden uzun ömür ve sıhhat-ı âliyelerinizi âcizane duacıyım ve mübarek nurlu dua-i fâzılanelerinize her ân muhtacım.

Siz hakikatlı ve mübarek Üstadımız Hazretlerinin Cenab-ı Hakk’ın hidayet ve inayetiyle ol misk ü anber kokulu mübarek ziyaretinizden ve âcizaneme mühim ânlarınızda kıymetli vaktinizden fedakârlık yaparak ikaz lütfunda bulunduğunuz cevahir kelâmlarınızın lezzeti ve şuaı o zamandan beri günden güne daha ziyade canlanmakta ve Risale-i Nur’a bağlı olan aşkım kat kat artmakta ve Risale-i Nur’u okumak hele yazmak zevkim, o arada geçen bütün dakika ve sâniyelerimin birbirinden fevkalâde farklı olduğunu bütün vücudumun her uzvu ve bütün kan damarlarımda manevî sevinçli cereyanın faal bir surette seyrini zevk-i manevî ile beraber olduğunu âcizane lütf-u Hak’la hissedebildim. Ve her ân o mübarek zevk-i manevî ile yaşayabilmekteyim. Ve bütün Nur kardeşlerime aczimle şunları ifade etmek lütfuna siz mübarek Üstadımız Efendimizin müsaade-i âlîlerine dayanarak ve kusur ve hatalarıma bakmayacağınıza güvenerek mazhar olmama Cenab-ı Bari ve Tekaddes Hazretlerine yüzbinler hamd-ü sena edip ve ol sevgili Peygamberimiz Fahr-i Âlem Efendimizin mübarek manevî şefaatlarına dayanarak dilerim.

Aziz sıddık Nur kardeşlerim! Risale-i Nur’u yazmakla ne kadar meşgul olsam ve gece yarılarına kadar o Nurla başbaşa kalsam, Elhamdülillah hiç yorulmak ve hattâ uykudan fedakârlık etsek ve hattâ gecede iki saat uyku bile Risale-i Nur hizmetinde çalışan bütün kardeşlerime kâfi geleceğini, Cenab-ı Hakk’ın aynı uyku gıdasını verdiğine bizzât âcizane şahidim. Bilhassa gündüzleri zarurî işlerinde meşgul olan Nur kardeşlerim yazmak zamanını kazanamazlarsa, gece vakitlerini ihmal etmeyerek Cenab-ı Hakk’a tam niyet-i hâlise ile mübarek kalemlerini ellerine alıp mübarek Nurlardan yazma gayretleriyle gündüz gibi manevî hizmetlerinden noksan kalanlarının tamamıyla telafi edileceğine inşâallah eminim. Gerçi hâlis ve sadık kardeşlerim bunları bilirler.

O gündüzleri üzerimize saran ehl-i zulmetin kirli havalarından gelen kirlenen vücud-u beşerin ve ehl-i imanın vücudunu sarsan elîm yorgunluk, akşam mübarek Nur vazifesine sarılmasıyla ve onunla başbaşa kalarak hem yazmak hem de orada bütün kalb ve akıl ve fikir ve hattâ bütün vücudu da aynen Nurlarla beraber olmak şartıyla ondan alınan zevk ve sürurdan gelen manevî tanzifat ancak gündüz aldığımız o kirli zulmeti tamamıyla yıkayıp atar, vücudumuzun her tarafı yeniden manevî bir hayata ve hassas bir duyguya mâlik olarak, Cenab-ı Rabb-ül Âlemîn’in biz âcizlere bahşettiği ertesi günü hayatına kavuşuruz. Ehl-i gaflet ise bütün günlerini dünyevî hayatlarına bırakıp haris-i dünya olarak ahmakça maddiyatı kazanmak kaygusuna düşerek akşamları evlerine geldiklerinde bîtab bir halde sersem sersem gaflet uykusunda veyahut kendilerini birbirinden daha kederli ve elemli olarak hayat-ı dünyeviyelerini ve bâkiyelerini zehirlemektedirler. Cenab-ı Hallak-ı Rahîm cümle ümmet-i Muhammed’i (A.S.M.) ve ehl-i gafleti hidayete mazhar ederek Risale-i Nur nurlarıyla yıkamak nasib buyursun âmîn.

Âlem-i beşerin bu asrımıza kadar küre-i arzın böyle derin ve çirkin çehresi içinde her türlü manevî şuaın söndürülmesine tam sahib olduk diye mel’unane hak ve hakikatı inkâr ederek bütün menahiyatla deccalane haykırdığı ânda ve ehl-i imanın eli dili bağlı olduğunda yalnız ruhî sessiz münacatları gayretullaha ulaşmış olmalı ki, tam o anda Cenab-ı Hakk’ın en sevgilisi, habib-i edibi, fahr-i kâinat, seyyid-i sâdât, Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü Teâlâ Aleyhi Vesellem Efendimize inzal buyurulan mübarek Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ında ve mücevher kelâm olan hadîs-i kudsî-i mübarekede tebşir edilen ve asr-ı evvellerimizde emsali görülmeyen ve Cenab-ı Rabb-ül Âlemîn’in mübarek Kur’an-ı Mübin’in bu âna kadar hiçbir şahs-ı mühimme nasib olmayan hazine-i İlahînin bütün anahtarlarına mazhar olan ve o eşsiz mücevherat hazinesinden aldığı Risale-i Nur ile zulmeti yırtıp nur-u Muhammedîyi (A.S.M.) saçan ve âşıkları o nuru görünce coşan ve hidayetullaha koşan âciz bîçareleri de kurtaran ve imanımızı kazandıran eşsiz bir üstad-ı a’zam-ı kübra ve her gün ve her gece tezayüd-ü ömrüne ve sıhhatine yüzbinler âcizane duacı olduğumuz Hazret-i Üstad Bediüzzaman Said-ün Nursî Efendimiz Hazretleridir. Cenab-ı Hak kendilerinden ebeden razı olsun ve ömürleri uzun ve sıhhatleri daim ve hükümleri kâinata hâkim olsun, âmîn, âmîn, âmîn.

Muhterem Üstadımız Efendimiz! Burada mühim şahıslardan ve Ankara ilk Meclis-i Meb’usanı teşekkülünde on sene meb’usluk yapan ve siz mübarek Efendimiz Hazretlerini tâ Meşrutiyet ve ondan evvel de tanıyan, hattâ ölen ile Ankara’da aranızda geçen muhavereyi yakînen gören ve şimdi yatakta muzdarib halde yatan Kastamonu sâbık meb’usu, aslen Devrekâni’li şimdi de burada ikamette olan çiftçi Mehmed Müftüoğlu’dur. Kendisi seksen yaşlarında vardır. Bu zât-ı muhterem Sebilürreşad’da siz efendimizin tarihçe-i hayatını okumuş, Risale-i Nur’dan bahsi duymuş ve âcizin de Risale-i Nur şakirdi olduğumu işitmiş. Kendisini ziyaretimde Risale-i Nur’dan sordular. Aczimle bildiklerimi ifade ettim. Okumak için risale istediler. İlk tarihçe-i hayatın tamam olanını ve Afyon müdafaasını verdim. Çünki kendisi mahkeme hakkında sormuştu, ondan verdim. Tekrar ziyaretimde Lem’alardan İhtiyarlık, Hastalık ve bazı diğer Lem’aları da verdim. Memnun oldular. Kendisi Risale-i Nur’u tam sevdiğini ve Nur talebeliğini tam kabul ettiğini ve eğer sıhhatim yerinde olsa idi bizzât siz mübarek efendimiz nurlu ellerinizden ve feyizli kelâmlarınızdan faidelenmeyi arzu ettiği hakkında siz mübarek efendimize mektub yazmamı ısrar ettiler. Elleri de titrediğinden mektub yazamadığını beyan ettiler. Ve Risale-i Nur’u tam takdir ettiler. Ve bütün âlem-i İslâm ve kâinata bir rehber-i hakikattır diye hakikatı tebrik ettiler ve beklenilen hakikat budur diyerek mübarek Üstadımız Efendimizin de talebeliğe kabul buyurmasını rica ve temenni ederek hürmetle ve hasretle mübarek nurlu el ve ayaklarınızı öptüklerini beyan buyurdular. Şunu da ilâve ettiler: Eğer efendi hazretleri kusurumla beni talebe kabul buyururlarsa ufacık bir muhabbetnamelerini benden esirgemezler dediler. Bu zât-ı muhteremin mahdumu şimdi Ankara’da Demokrat Kastamonu meb’usudur. Kendisi bazı Risale-i Nur’dan okudu ve elinde yine bazı emanet verdiğim risalelerim de vardır. O da babasından evvel başladı ve Ankara’da ezan-ı Muhammedî hakkında ilk sözü o söyledi ve metanetini muhafaza etti. İnşâallah o vazife de yine Risale-i Nur’un şevkiyle açıldı.

Mübarek Efendimizin selâm-ı mübarekelerini bütün kardeşlerime bazılarına mektubla, bazılarına aynen âcizane tebliğ edebilmek lütfuna mazhar oldum. İnayet-i İlahiye ile Feyzi kardeşime bizzât görüp selâmlarınızı tebliğ ettim, çok sevindiler. Mâşâallah bugünlerde talebeleri çok artmış, yeni hâfızlar Risale-i Nur dersi alıyorlar. Dualarınıza muhtaçtırlar. Burada babam ve bütün Nurcu kardeşlerimin herbirerleri ayrı ayrı selâm edip mübarek mevlüd-ü Nebeviyenizi candan tebrik ederler. O civardaki bilhassa Çalışkanlar kardeşlerime ve bütün Nurcu kardeşlerimize ayrı ayrı selâm ve duacıyız ve hayırlı dualarına muhtacız. Bu sefer almış olduğumuz mübarek nurlu haberlerinizi okudukça bazı zındıkanın yeni taarruzlarına çok üzüldük. Bir cepheden bir zaferin arkasında olduğumuza müteaddid şahid olduk. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, biz de وَ‮ ‬كَفَى‮ ‬بِاللّهِ‮ ‬وَكِيلاً deriz. Şimdi bütün âlem-i İslâm takdir etti.

هذَا‮ ‬مِنْ‮ ‬فَضْلِ‮ ‬رَبِّى

Uzun kusurlu yazılarımla kıymetli vaktinizi zayi’ ettim. Âcizane kusurumun affıyla tekrar be-tekrar mübarek nurlu el ve ayaklarınızdan hasretle öperim Üstadımız Efendimiz Hazretleri.

Çok âciz, günahkâr, kusurlu,

her an hayırlı dualarınıza muhtaç

Ahmed Kureyşî

57. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Afyon’da intişar eden Kocatepe Gazetesi, Üstadımız Said Nursî aleyhine pek yanlış iftiralarda bulunmuştur. Bu iftira Üstadımızın binlerce derece haddinden hariç olup, bütün hayatında hususiyle bu âhirzamanda hiçbir şeytanın dahi hiçbir kimseyi inandıramayacağı şekilde bir iftiradır.

Şöyle ki: Üstadımız bir çok adamları peşine takmış, hâşâ peygamberlik taklidi yapıyormuş. Halbuki biz bütün arkadaşlar kat’î biliyoruz ki; o şahsını hiçbir vakit beğenmediği gibi, kendisini talebelerin en ednasından daha bîçare bilir. Ve bunun böyle olduğunu birçok risalelerde isbat etmiştir. Herkes makamlara, velayete, manevî kemalâta müştak iken o bilakis iman hizmetindeki ihlasına zarar gelmemesi için, herkese muhalif olarak, bütün kuvvetiyle manevî makamdan ve benlikten kaçtığını biz hepimiz daima gözümüzle görmekteyiz. Bu müfteri gazeteci ise, en taşkın velilerin dahi dava etmedikleri peygamberlik taklidini ona isnad ediyor. Bu ise yüz derece muzaaf bir yalandır. Üstadımız bütün dünyanın ezvakını, makamatını terkedip bütün ehl-i dünyanın işkencelerine de tahammül etmiştir. Sünnet-i seniyeye tebaiyetini ve peygambere biat farziyetinin sırrıyla o Âhirzaman Peygamberi’nin şeriatı yolunda üç defa dehşetli bir tarzda i’dam tehlikesine maruz kaldığı halde şeriata tebaiyetini bırakmamıştır. Güneşin camid bir cam zerresinde cilvesi kadar Peygamber’in nurundan hisse alması en büyük maksadı bulunan ve Hâtem-ül Enbiya’dan sonra hiçbir peygamberin gelmiyeceğine ve şeriatının daimî ve ebedî olacağına iman ederek bu dersleri bizlere veren bir zâta, peygamberlik taslaklığı isnad etmenin ne kadar acib bir isnad olduğunu zerre kadar aklı bulunanın anlaması îcab eder.

Aynı zamanda o müfteri gazeteci gazetede: Biz İslâmiyetimizin dersini Kur’andan alıyoruz ve Atatürk’ün arkasında gidiyoruz, gençler de onun yavrularıdır. Onun için biz Said Nursî’den ders almayacağız diyor. Bu sözden anlaşılan mana, Atatürk Kur’an yolunda gidiyor. Acaba şeytanlar içinde en hannas ve en dessas şeytan dahi bunu hiçbir zîşuura kabul ettirebilir mi? Üstadımız esarette iken Ali Akdağ kardeşimizin yazdığı ve tarihçe-i hayatında mevcud bulunduğu gibi, Rus Başkumandanı yanına geldiği ve geçtiği zaman Üstadımızın ayağa kalkmayarak hürmet etmediği ve bu suretle Rus hükûmetine hakaret ettiği için i’dam kararı vermişti. İkinci defa üstadımızın yanına geldiği zaman tercüman vasıtasıyla ne için Rus’un Başkumandanına hürmet etmediğini sormuş. Cevaben benim maksadım hakaret değildir. Müslüman ve imanlı bir adam, müslüman olmayana ayağa kalkıp onun hâkimiyetini ve kumandanlığını kabul etmez demiştir. İşte Üstadımızın bu acib macerası çok eskiden bir hiss-i kabl-el vuku’ ile risalelerinde yazdıklarına bu zamanımızı ihbar-ı gaybî nevinden talebeleri mana verdikleri gibi biz de Hürriyet Gazetesi’nin yazdığı Amerika’nın mühim bir profesörünün söyledikleri gibi deriz. Rusya dünyaya bir derece hâkimiyetini kabul ettirdiği halde, İslâmiyet onun hâkimiyetini kabul etmeyerek onu mağlub edecek ve ona hürmet etmeyecektir, manasını Üstadımızın o kumandana kırk sene evvel söylediği sözlerin bir ihbar-ı gaybî olduğunu şimdi Amerika’nın Waşington’daki Orta Şark Üniversitesi’nin toplantısında mühim bir profesörün itiraf etmesiyle sabit olmuştur.

Kocatepe Gazetesi’nin divaneliğinin ikincisi de: Sol temayülü komünistliğin bu vatana tehlike teşkil etmemesi, fakat sağcı olan Üstadımızın (*[4]) ve Büyük Doğu’cuların vatana ve millete daha ziyade zarar verebilir demesidir. Acaba dünyada hiçbir zîşuur böyle bir iftiraya ihtimal verebilir mi?

Emirdağı Nur Talebeleri namına

Tahir, Nuri, Sadık, Raşid

58. Parça[]

Afyon Kocatepe Gazetesi Başyazarına

Gazetenizin 7 Şubat 951 tarihli sayısının birinci sütununda “İrtica’la Mücadele” başlığı altında yazmış olduğunuz yazıdan anlaşılan haksız manaya cevab vermemek, hakka karşı sükût etmek hürmetsizlik olduğundan bilmecburiye cevab vermek vazifemizdir.

1- Afyon’da yıllardan beri devam eden ve hükûmet tarafından önlenemeyen bir irtica’ hareketi vardır.

2- Bu irtica’ hareketini Bediüzzaman’la Büyük Doğu’cular idare etmektedir denilmektedir.

3- Her zaman her vesile ile ifade ettiğinize göre, sol temayülleri ve komünistlik vatanın bekası için tehlike arzetmez fakat irtica tehlike arzeder denilmektedir.

1- Afyon’da yıllardan beri irtica’ hareketinin bulunduğu Halk Partisi hükûmeti ile Demokrat hükûmetinin politik mülahazalarla ehemmiyetsiz tedbirler alarak ürküttüğünü fakat söndüremediğini yazıyorsunuz.

Elcevab: Sayın başyazar! 1935 senesinde Bediüzzaman 120 arkadaşıyla gizli cem’iyet ve siyasetçilik ve tarîkatçılık gibi bahanelerle Eskişehir’de tevkif edildiği zaman, sizin ifade etmiş olduğunuz irtica’ hareketini o zamanın diplomat ve diktatörleri olan Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya bir irtica’ damgası vurmak için şarktan garba kadar istintaklar, taharriler devam etmiş, irticaa dair zerre kadar bir suç mevzuu bulup o lekeyi yapamamış.

Sayın başyazar! Bediüzzaman Said Nursî 133 parça Nur risaleleri ile müdafaa etmiş, bu dindar vatanda kökleştirilmeğe çalışılan komünistliğin kökleşmesine fırsat vermemiştir. Yine bir müddet sonra dinine imanına çalışanlara ve Hazret-i Kur’ana hizmet edenlere, Risale-i Nur’un gizli düşmanları, din katilleri komünist baykuşları adliyeyi teşvik ederek Bediüzzaman Said Nursî’yi 70 arkadaşıyla Denizli’de tevkif ettirmişler ve bütün matbu’ ve elyazıları risaleleri müsadere etmişler. Bu risaleleri Ankara’nın ehl-i vukuflarına göndermişler, ehl-i vukuflar Risale-i Nur’u üç sene inceden inceye tedkik ederek hiçbir suç mevzuu bir şey bulamamışlar, bütün risaleleri beraet ettirerek sahiblerine iade etmişler ve kendisi arkadaşlarıyla dokuz ay tevkiften sonra beraet etmişlerdir.

Tekrar üç sene sonra, komünistliğe mani’ olan Risale-i Nurları yine o komünist baykuşları gizli düşmanlar komünistliği ilerletmek için, kaziye-i muhkeme haline geçmiş ve kanunda yeri olmayan aynı mevzuu ele alarak adliyeye vermişler. Afyon’da bir kısım arkadaşlarıyla tevkif etmişler, kendisine ve talebelerine halkın hürmeti ve sevgisini çekemediklerinden sorgularda garazkârane tahkir etmişler ve tevkif etmişlerdir. Ve nihayet mahkeme sonunda Bediüzzaman Said Nursî hazretlerine iki sene ve arkadaşlarına altışar ay haksız ve kanunsuz ceza verilmiş, bu verilen haksız kararı Yargıtay’ın adalet bilen yüksek zekâlı ve yüksek vicdanlı ve adaletten kendini ayırmayan hâkimleri bu kararı esasından bozmuş, zîr ü zeber etmiştir. Hak, hakikat meydana çıkmıştır.

Sayın başyazar! Artık şimdi Halk Partisi hükûmeti yoktur. Demokrat hükûmeti vardır. Demokrat hükûmeti ise böyle sol temayülü yani komünistlik ve kızıllığı daha iyidir diyen ve komünistliği bu dindar vatanda yerleştirmek isteyen komünist baykuşlarına yer vermeyecektir.

Sayın arkadaş! Bediüzzaman’ın 133 parça eserlerini okuduktan sonra o zâtın hakkında neşriyatınızı öyle yapınız. Böyle sol temayül yani kızıllık ve komünistlik tehlike arzetmez; yani Kur’ana, dine ve imana hizmet edenler memleketin bekası için tehlike arzeder demek, bütün İslâm âlemini kendine nefret ettirmektir. Biz de bu ithamı şiddetle, nefretle reddederiz. Yalnız bu ifade etmiş olduğunuz memleketin bekası için sol temayül tehlike arzetmez demeniz, yalnız Bediüzzaman’la Büyük Doğu’culara değil binlerle minarelerde Allahü Ekber sadâlarını arşa kadar yükselten ve radyolarda okunan Kur’an seslerini İslâm âleminin kalblerine nurla dolduran ışıklandıran nurlandıran Demokrat hükûmetine de bir nevi irtica’ tenkidi etmektir.

Sayın başyazar! Bundan evvelki sâbık hükûmetin başvekilliğinde bulunan ve şeriat-ı Muhammedîye Aleyhissalâtü Vesselâm’a zehir diyen Saraçoğlu ve aynı sâbık hükûmetin Maarif Vekilliğinde bulunan Hasan Ali Yücel’in komünistlikten mahkeme oldukları ve rahmet-i Rahman’a kavuşan cennet-mekân Kenan Öner, Hasan Ali Yücel’in komünistliği mahkemede resmen karar verilip ve bu kararı Yargıtay heyeti tasdik ettiği halde; Hasan Ali Yücel’in yine Büyük Millet Meclisi’nde yer alması bütün bütün uyumayan ve dindar ve henüz göğsünde ve kanında ve ruhunda iman ışığı ve nuru sönmeyen ve Kur’anın bayrakdarı olan bu asil dindar Türk Milleti uyanmış ve vicdan hürriyetinin üzerine çakılan paslı zincirleri koparmış ve çekilen siyah perdeleri yırtarak o komünist baykuşlarının kulağından tutmuş, siz bu makama lâyık değilsiniz demiş atmıştır.

Sayın arkadaş! Dinine ve Hazret-i Kur’ana hizmet edenleri irtica’ ile gösteren ve komünistliğin daha iyi olduğunu söyleyen vatan hainlerini, kanında ve neslinde bozuk olan din düşmanlarını, bu millet hükûmetten daha ziyade takib etmektedir.

Vatanın bekası için tehlike arzetmez denilen ve sol temayül olan komünistliğin karşısında bütün beşeriyet titrediği gibi, bütün dünya ayaktadır.

Sayın arkadaş! Bediüzzaman’ı din düşmanları ile komünist baykuşları imha etmek için son kuvvetleriyle çalışmışlarsa da, artık mağlub olmuşlardır ve daha mağlubiyetlerine inanamayan gizli düşmanlar inad ve ısrarlarında duran komünistler, kızıllar yine o hakkın karşısında mağlub olarak teslim-i silâh edecektir. Çünki Bediüzzaman rızaen lillah Kur’anın tercümanıdır. O mübarek Allah kelâmına hizmet ediyor. Bütün yeni neslin saadet-i ebediyesine uğraşıyor. O zâtın koruyucusu Allah’tır. Onu kimse mağlub edemez ve edemediler. Halkın teveccühünü Bediüzzaman’dan başka kimse söndüremez. Kur’ana, dinine bağlılığından dolayı esarette, başkumandan olan Rus Çarı’nın dayısına geçerken ayağa kalkmayıp ona ta’zim etmediğinden verilen i’dam emrine hiç ehemmiyet vermeyip, neden ayağa kalkmadın diye sorulan suale, “Ben imanlıyım, sen imansızsın. İmanlı imansıza hürmet etmez.” diye cevab veren ve o başkumandan dinine hürmetinden dolayı i’dam emrinden vazgeçip tarziye vermesi anlaşılıyor ki, o zâtın koruyucusu ancak Allah’tır. Çünki Kur’ana hizmetleri bütün rızaen lillahtır.

Sayın başyazar! Bediüzzaman’ın 133 parça eserleri yalnız Türkiye’de değil, bütün İslâm âleminin merkezlerinde takdir ve tahsinle karşılaştıktan sonra, Amerika ve Avrupa’da da o büyük âlimin âlimliği takdir edilerek baş mecmua olan Zülfikar mecmuası Almanya’da radyolarda neşredilerek âlimlik hususunda Türkiye’ye büyük şerefler kazandırmıştır. O hârikulâde deha sahibi ve eşi rastlanmayan o büyük din âlimini bütün dünya takdir etmiştir ve bilmiştir. Ne yazık ki siz daha bilmiyorsunuz. İnşâallah eserlerini siz de okur, bilirsiniz.

Sayın arkadaş başyazar! Hükûmete bildirmek istediğin ve irtica’cı olarak anlatmak istediğin Bediüzzaman ve talebelerini, hükûmet erkânları senden iyi bilir. Bediüzzaman ve Risale-i Nur talebelerinin, hükûmetin asayişini temin ettiğini bazı vilayetler isbat etmiştir ve biliyorlar. Sizin anlatmanıza hacet yoktur. Bediüzzaman ve talebelerini irtica’ itham edenleri, biz de din düşmanları komünist baykuşları diye itham ediyoruz.

Risale-i Nur Talebelerinden,

Bursa’da mukim Aydın’lı

Ali Akdağ

59. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Üstad-ı faziletmeabımız, çok müşfik efendimiz!

Biz Eflani medrese-i nuriyesindeki bîçare talebeleriniz, uzun bir zamandan beri birkaç satırlık bir hürmetname takdim edemediğimizden aflarınızı yalvarırız.

Hadsiz hürmet ve ta’zimlerimizi arzederek mübarek el ve ayaklarınızı hepimiz bedeline öpmesi için kardeşimiz Reşad Efendi bu kerre ziyaret-i âlîlerinize gönderilmiştir. Çok kıymetdar Üstadımız! Merdese-i nuriyemizdeki talebeleriniz hizmet-i nuriyede geri kalmamak için şevkle çalışmaktayız. Civar kazalarda Nur merkezleriyle irtibatı muhafaza etmekteyiz. Masum talebelerinizin gayretleri de takdir ve tahsininize şâyandır. Onların kalemlerinden çıkan risaleler de huzur-u Üstadanelerine arz u takdim kılınmıştır. Son mektublarınızdan birisinde bizleri teşvik edici kelimelerle taltifiniz cümlemize sürur bahşetmiştir. Risale-i Nur’un feyiz ve nuruyla meşbu’ kalblerimiz, siz Üstadımıza ebediyen ve daimen minnet ve muhabbetle bağlı kalacaktır. Rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri ömrünüze bereket, vücudunuza sıhhat ve kuvvet ve saadet-i ebediyeye mazhariyetle ve daima rahmet ve inayetle siz aziz efendimize muamele buyursun, âmîn. Müstecab dua-i hayriyelerinizi biz bîçare miskin şakirdleriniz üzerinden kesmesin, âmîn.

Aziz Üstadımız! Reşad Efendi kardeşimiz Eflani Nurcularının canlı bir mektubudur. Onun bu ziyaretini burada bütün talebelerinizin bedeline kabul buyurmanızı bilhassa rica ederiz. Biz miskin ve bîçare talebelerinizi dua-i hayriyelerinizden hissedar kılmanızı yalvararak, cümle damen-i pâkinizi tekrar tekrar öperiz aziz üstadımız efendimiz.

Eflani Nur Şakirdleri namına, bîçare, miskin

Ahmed Fuad

60. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Pek muhterem ağabeyim Hüsrev!

Evvelâ: İstifsar-ı hatırla el ve ayaklarınızdan öper, sıhhat ve âfiyetinize duacıyız. Bu kerre müdafaattan bir parça ile, Ankara’daki kardeşlerimize yazılan bir kısa mektubu takdim ediyoruz. İstanbul’da Hâfız Emin Efendi kardeşimize Denizli beraet kararı şiddetle lüzum etmiş. Bizde mevcudu olmadığından siz ağabeyimize havale ediyoruz. Lütfen kendisine gönderilmesini rica ederiz.

Kusurlu kardeşiniz

Mehmed

61. Parça[]

Ankara’daki kardeşlerimize!

Sungur ve arkadaşlarına yeni harfle gönderdiğimiz müdafaa parçası mümkün ise gazetelerle neşredilsin. Ve bilhassa Yeni Sabah Gazetesi o bahsi yazmış, insaniyeten mürüvveten yazsın. Hem başka gazetelere de ya aynen veyahut hülâsasını yazmasını münasib görüyoruz.

Bazı lüzumsuz kelimeleri ta’dil veyahut çıkarmağa Üstadımız izin vermiştir. Hem bir suretini veyahut hülâsasını biri Adnan Menderes’e bera-yı malûmat, biri de Maarif Vekili’ne, birini de Dâhiliye Vekili’ne bera-yı malûmat veriniz. Çünki Üstadımıza ve Nurlara hücum, manen o üç zâtadır. Çünki o üç zât, İslâmiyet ve hakkaniyet için çalıştıkları ve Nurlar da onlara kuvvet verdikleri sebebiyle, politikacılar ve inkılab softaları böyle bahanelerle Nurlara ilişiyorlar.

Mehmed, Sadık, Hamza, Nuri

62. Parça[]

Bir sene evvel yazılan mezkûr istidada şimdi Rehber’in müsaderesine dair Yeni Sabah Gazetesi Rehber’in ikinci defa basılmasını müellifine medar-ı mes’uliyet gösteriyor. Halbuki Rehber’in başında yazılan parça, onların yanlışını gösteriyor.

Gençlik Rehberi Önsöz

Bu Gençlik Rehberi Eskişehir’de Emniyet Müdürü izniyle ve resmî bir müsaade ile yeni harfle basıldığı gibi, eski harfle Isparta’da dahi teksir edilip hükûmetin ve zabıtanın ilişmemesi ve her tarafta iştiyakla okunması ve intişarı gösteriyor ki, bu Rehber’in millete hususan gençlere çok menfaati var. Yalnız Ankara’nın Emniyet Müdürü, onaltıncı sahifede onikinci satırında “dinî tedrisat için hususi dershaneler açılmağa izin verilmesine binaen” cümlesini okumadan, onüçüncü satırdaki “mümkün olduğu kadar heryerde küçük birer dershane-i nuriye açmak lâzımdır” cümlesine ilişmiştir. Demek sonra hakikatını anlamış ki, daha intişarına mani’ olmadı.

Madem Said Nursî kendisi tab’etmemiş ve hem üç mahkeme de Rehber’e ilişmemiş. Hem Rehber nüshaları resmen toplatılmamış ve hem de Rehber gençlere gayet menfaatli ve hiç bir zararı olmadan hiçbir âlim ve feylesof ona itiraz etmemiş. Elbette böyle zararsız ve çok menfaatli bir eser yasak edilemez.

Hamza, Mehmed, Nuri, Sadık

63. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, şefkatli, fedakâr üstadımız ve efendimiz hazretleri!

Âlem-i İslâm’ın merkezleri olan Türkiye, Mısır, Pakistan’da Risale-i Nur neşrolurken hristiyan âlemi de bu kudsî ışıktan nurlanmak ve ebedî saadeti kazanmak istiyor. Bir zaman ehl-i salib ordularını Kudüs-ü Şerif müslümanlarına saldırtan hristiyanlığın en mümtaz ve salahiyetli ruhanî reisi Papa, İslâmların medar-ı iftiharlarından kahraman mücahid kumandan Salahaddin-i Eyyubî’nin kılıncıyla mağlub edilmişti. Şimdi o makamın bugünkü halefi Papa, seleflerinin hatasını idrak ederek Risale-i Nur mizanlarından, iman âhiret bürhanlarından, müslümanların nurlu ve elmas kılıncı olan Zülfikar’ın hak ve hakikatını, kuvvet ve kudretini kabul ve teslimiyetini havi İsevî dininin mümessilinin zât-ı fazılanelerine aid tercüme edilmiş bir mektubunu takdim etmekle Cenab-ı Hakk’a hamd ve şükür ile bin günahlarıma keffaret olmasını temenni ederim.

هذَا‮ ‬مِنْ‮ ‬فَضْلِ‮ ‬رَبِّى

İnşâallahürrahman Zülfikar’ın nurlu fütuhatıyla din-i İsevîye tebşir buyurduğunuz gibi, hurafattan tasfiye edilerek hakiki İsevîlik İslâmiyetle ittihad ve inkılab ederek dinsizliği tazammun eden komünizmi zîr ü zeber etmesini Cenab-ı Hak’tan diliyoruz. Bütün Nurcular birlikte mübarek ellerinizden öper, sıhhat ve âfiyetinizi Hak Teâlâ’dan niyaz ederiz.

Talebeniz

Salahaddin Çelebi

64. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Sevgili ve mübarek Üstadım Efendim!

Hacı Sabri Halıcı’nın yüksek nasihatlarınızdan istifade ettiğini müş’ir mektubunuzla Hizb-i Nuriye’nin tashihatına aid emirlerinizi sevinçle aldım. Cenab-ı Hak ebediyen razı olsun. Her hususta hizmet-i Nuriyeye çalışmakta olduğumuzu arz ve kudsî ve mübarek dularınızı dileyerek el ve ayaklarınızdan öperiz efendim

Günahkâr, kusurlu hizmetkârınız

Nazif Çelebi

65. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, sevgili Üstadımız Efendimiz!

Yüksek huzurlarına mübarek Bayram’ı canlı bir mektub olarak takdim ediyor ve mübarek el ve ayaklarınızı hürmet ve hasretle öpüyorum. Sevgili Üstadım! Kudsî nazarlarınızın müşfik ve ihyakâr iltifatından cüda düşeli, canından ayrılmış bir cesed halini aldım. Sizin mücaveretiniz bizim için ne kıymetli bir mazhariyet, ne âlî bir iksir-i hayat imiş. Hapisten sonra âdeta manevî bir hapse atıldım. Kim bilir belki de sevgili ve kudsî Üstadıma lâyık olduğu hürmeti gösteremediğimin cezasını çektim. Her zaman rü’yalarımda kendimi hapishanede görüyorum. Ve bu müşahedelere mutabık olarak, hayatım hapishanede görmediğim bir derecede mihnet ve meşakkat ve endişe ve müşkilatla geçiyor. Acaba diyorum sevgili üstadım beni hâlâ affetmiyecek mi? Yed-i halaskârîsiyle beni bulunduğum varta-i hüsrandan kurtarmıyacak mı? Acaba ben fâni ve dünyevî pislikler gayyasında ilel’ebed çürüyüp gidecek miyim? Âhirzaman Güneşi’nin mir’at-ı mücellası, ey Fahr-ül Mürselîn’in vâris-i hakikisi, artık bu bîçareni, bu kusurlu küsurlu fedaini kurtar, onu lâyık-ı afv gör. O senin müşfik nazarlarından imdad bekliyor. Rahmeten Lil-âlemîn’in vârisine, son asırların imam-ı hidayetine, mana ordularının kumandanına iltica ediyor. Sevgili Üstadım! Bende hayırdan eser kalmadı. Beni kurtarmazsan, hâlikînden olacağım muhakkaktır. Gözyaşlarımla kapına geldim. Beni hakiki hizmet ve hâlis vefa ve fedakârlık mensabına yükselt. Akşam sabah dualarım: “Yâ Rabbî! Bu bîçareni Habib-i Zîşan’ın nur-u aynı ve necl-i kerimi olan sevgili Üstadımın ayakları altında türab eyle!” diye yalvarıyorum.

Sevgili Üstadım! İzmir’de Nur’un inşiaâtı pek parlak bir hal aldı. Başta Mehmed Yayla ve Abdurrahman olmak üzere, hergün mikdarı fazlalaşan bir zümre-i saadet Nur’un parçalarını elden ele gezdiriyorlar. Bunlardan bazılarının isimleri: Bahaeddin, Ömer, Hüseyin, Remzi, Hasan, Mehmed, Nazif, Vehbi, Yakub, Hamid, Hüsnü, Mehmed, Emin, Süha, Ahmed, Mehmed, Nuri, Celil, Abdullah, Ferdi vesairedir. Makine ile teksir işinde muvaffakiyet hergün daha fazladır. İzmir muhitinde tarîkat erbabı pekçok münteşir olduğu için, Telvihat-ı Tis’a’nın eski yazıyla neşrini münasib gördük. Tashih işini bendeniz deruhde eyledim. Matbu’ nümunelerini elbette takdim edeceğiz. Dua ve yüksek himmetinizi diriğ buyurmazsanız inşâallah tevfik-i İlahîye mazhar oluruz. Bütün Nurcu kardeşlerimize selâmla mübarek el ayaklarınızdan tekrar hasretle öperim.

Bîçare, kusurlu, günahkâr, Risale-i Nur hizmetinden cüda ve vefasız köleniz

Ahmed Feyzi

66. Parça[]

Emirdağı 30/4/951

Çok muhterem, çok âlîcenab, çok vicdanlı İçişleri Bakanı sayın Bay Halil Özyörük

Ankara

Demokrasi davasını müdafaa eden ve bu zihniyeti memlekette tesise çalışan Demokrat Hükûmeti zamanında kanun ve nizamlara uymayan, vicdan ve şahıs hürriyetine aşikâr bir tecavüz olan ve burada tatbik edilen aşağıdaki hâdiseleri yüksek nazarlarınıza arzediyoruz.

Afyon Vilayetinin bir kazası olan Emirdağı’na bundan yedi sene önce kanunların çiğnendiği, hürriyetlerin hiçe sayıldığı, şahsî arzuların kanunlar üstünde tutulduğu bir devirde menfî olarak Bediüzzaman Said Nursî namındaki zât gönderiliyor ve buranın nüfusuna kaydettiriliyor. Bir müddet sonra da menfîliği kaldırılarak burada serbestçe ikamete başlıyor. Ecdadından misafirperverliği seven, ihtiyar ve garib ve kimsesizlerin imdadına koşmayı miras alan her Müslüman Türk gibi bu kaza halkı da bu zâtın ihtiyar bir din âlimi ve bir münzevi olduğuna bizzât müşahede ederek kanaat getiriyor. Kazamızın yüzde yüz müslüman olan ahalisi bu zâtın hizmetine koşuyor, misafirperverlik gösteriyor; fakat bu zâtın ne bir hediye, ne bir ikram, hiçbir şey kabul etmeyerek kut-u lâyemut bir lokma bir hırka ile geçindiğini, kimseye minnet etmeyen, İslâm’ın ve ilmin izzet ve vakarını muhafaza eden hakiki bir din âlimi olduğunu, dünyanın fâni zevklerine değer vermediğini, yegâne gayesinin Kur’an-ı Kerim’in ahkâmını tebliğ ve insanları doğruya, iyiye ve namusluluğa sevketmek ve fikirlerini Risale-i Nur adı verilen dinî ve ilmî eserleriyle neşretmek olduğunu öğreniyoruz. Siyasetle ve dünya ile hiçbir alâkası olmayan ve rıza-yı İlahîyi tahsile çalışan bir şahsiyet olduğunu, burada bulunduğu yedi sene zarfında hepimiz tamamıyla öğrenmiş bulunuyoruz. Bu bilgi, yedi senelik müşahedeye müstenid hakikatın tâ kendisidir.

Halk Partisi hükûmeti gerek mecburî ikameti ve gerekse serbest ikameti zamanında kanunsuz olarak arkasına memurdan ve halktan gizli ajan temin ederek mütemadiyen takib ediyor, kendisiyle görüşen, konuşan, mektublaşan, hülâsa uzaktan bir selâm bile veren takibe uğruyor. Halbuki Emirdağı’na gelinceye kadar iki defa mahkemeye verilmiş, bütün eserleri, mektubları en ufak teferruatına kadar mahkeme ve ehl-i vukuflar tarafından arîz amîk tedkik edilmiş, hiçbir suç unsuru görülmeyerek beraet ettirilmiş olmasına rağmen, emniyet ve hükûmet peşini bırakmıyor. Sebebini o zamanki hükûmetin dindarlar üzerine ve vicdan hürriyeti üzerine ve İslâmiyet üzerine yaptığı kanunsuz baskıda aramak lâzımdır. Onlar bu memleketten müslümanlığı kaldırmağa çalışıyorlar, bu zât ise İslâmiyeti bir din âlimi olmak sıfatıyla neşir ve iman kurtarmağa çalışıyor. Bu yüzden nazarlarında en tehlikeli bir şahsiyet olmuştur. Yine hapse atmak, mahkemelerde süründürmek için günün birinde şeflerinin işaretiyle vali ve kaymakam vekili ikametgâhını çeviriyorlar. Yakaladıkları ve suç unsuru saydıkları elyazması tevafuklu Kur’an-ı Kerim ile Kur’an-ı Kerim’in umumun anlayacağı şekilde açık Türkçe bir tefsirinden ibaret olan Risale-i Nur parçalarını yakalıyorlar. Ziyarete gelen, kendisine ihtiyarlığı dolayısıyla hizmet eden veya mektublaşanların da evlerinde taharriyatla buldukları mektubları ve kitabları toplatıyorlar. Kendisini ve diğer taharriyat yapılanları Afyon hapishanesine atıyorlar. Bu masum ve mazlum, hiçbir suçları olmayan ve suçları yalnız mukaddesatlarına bağlı bulunmaları ve bir İslâm âlimine hürmet ve hizmet etmeleri olan bu zavallılar, adalet tecelli edinceye kadar Afyon hapishanesinde kalıyorlar. Bu suretle işlerinden ve güçlerinden, çoluk ve çocuklarının iaşelerini teminden alıkonuyorlar. Adalet tecelli edince yirmi ay kadar bîgünah hapishanede yattıktan sonra Bediüzzaman da tahliye ediliyor, tekrar Emirdağı’na dönüyor. Aradan bir müddet geçtikten sonra 14 Mayıs inkılabı vuku’ buluyor, mukadderatına hâkim oluyor. Millet Meclisi’ni milletin iradesini temsil eden hakiki mümessiller teşkil ediyor, bütün yurt düğün ve bayram yapıyor. Hakiki demokrasiye, hakiki cumhuriyete kavuşmuş bulunuyor. Münkariz Halk Partisi hükûmetinden Demokrat Partisi hükûmeti devralıyor. Sevincimize pâyan yoktur. Artık kimse suçsuz olarak bir şefin ve bir valinin, bir kaymakamın ve bir jandarmanın keyfi için kanunsuz olarak taciz edilmeyecek. Kanun devri, demokrasi devri başlayacak diye bekliyoruz. Günlerimiz böyle intizarla geçerken bir de ne görelim? Aynı Halk Partisi hükûmeti zamanındaki gibi, vali bir sürü taharri ile geliyor. Kaymakam, jandarmaya emir veriliyor. Taharriler birbiriyle konuşan iki-üç kişinin arkasında dolaşmağa, Bediüzzaman’ın kapısının önünden geçenleri sıkı bir kontrola tabi’ tutuyor. Bu esnada ise Bediüzzaman bundan kırk sene önce Kafkas cephesinde ve ateş hattında yazdığı Arabça tefsirinin Türkçeye tercümesine başlamıştır. Arama emri ve yakalama kararı olmadan müsveddelerin tebyiz edildiği odaya jandarma çavuşu girerek tefsiri ve Türkçe tercümesini yakalıyor ve tam bir irtica’ evrakı yakaladım diye sevinerek karakola götürüyor, müddeiumumîliğe veriliyor. Birkaç gün sonra da Bediüzzaman hava almak için tenha sokaklardan kazanın dışına kıra gidiyor. Yalnız başına oturduğu sırada, “Vay sen bere giyiyorsun” diye başçavuş ve jandarmalar kaymakamın emriyle yakalayıp karakola getiriyorlar. Çarşının en kalabalık yerinden, azılı bir cani gibi jandarmaların arasında karakola getirilerek zabıt tutuluyor. Bundan sonra ikametgâhı sıkı bir nezaret altına alınıyor. Ziyaretine gelenler, hizmet edenler hergün kaydediliyor. Bu arada bir gün kumandan, kaymakama gelerek soruyor: “Beyefendi, bugün birkaç milletvekili geldi, Bediüzzaman ile görüştü. Onları da vilayete bildirecek miyiz?” Kaymakam “Hâyır, onları bildirme.” diyor. Bu hareketlerle hem Bediüzzaman’ın şahsı ve meskeni sebebsiz olarak tarassud altında bulunduruluyor. Uzaktan yakından görüşmek ve dinî bir müşkilini halletmek için gelenler karakola çağrılarak sıkıştırılıyor. Kasaba içerisinde bir korku havası estiriliyor. Sizin gibi demokrasi davasının kanunî hatlarını çizerek, adaletin tecellisi ve kanunun memlekette hâkim olmasında rol oynayan bir şahsiyetin İçişleri Bakanı olduğu bir devirde aynıyla eski hükûmet zamanında vuku’ bulan hâdiseler cereyan etmektedir. Her vatandaşın yurt içinde istediği yere gitmek gelmek ve istediğini ziyaret etmek tabiî bir hakkı değil midir? Eğer bu şahsı ziyaret etmek bir suç teşkil ediyorsa ve zararlı ise, hükûmetin bunu bildirmesi ve tedbir alması îcab etmez mi?

Sayın hükûmet reisimiz birçok beyanatlarında iftiharla kimsenin arkasında polis hafiyesi dolaştırılmadığını, fiş usûlünün kaldırıldığını, şahsî hürriyetin vicdan hürriyetinin tesis edildiğini bütün dünyaya ilân etmedi mi? O halde burada Halk Partisi hükûmeti sistemindeki hareketler ne için devam ediyor? Biz bu hareketlerin sizin haberiniz olmadan ve eski alışkanlığın tesiri altında yapıldığına kanaat getirdiğimiz için, bu derdlerimizi size haber veriyoruz. Kazamızda yapılan bu kanunsuz ve yolsuz hareketlerden, demokrasiden herkesin faidelendiği bir devirde, vicdanlar ve şahıs hürriyetlerine yapılan bu baskıdan şikayet ediyoruz. Ve sizin yüksek dirayet ve liyakatınızdan bunlara son verilmesi hususundaki tedbirlerinizi dört gözle bekler, bu vesile ile derin hürmetlerimizi sunarız.

Emirdağı halkından

67. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Üstadımızla beraber biz Emirdağ Nurcuları Medresetüzzehra’daki kardeşlerimizin leyle-i regaiblerini ve şuhûr-u selâselerini ruh u canımızla tebrik ediyoruz ve bu defaki geniş ve dehşetli hücumun akîm kaldığı için, Cenab-ı Hakk’a şükredip selâmetinize dua ve mahfuz kaldığınıza tam müteselli olduk. Bizi de merak etmeyiniz.

Emirdağ Nur talebelerinden

Sadık

68. Parça[]

(Hulusi mahiyetinde bir binbaşının manzum bir fıkrasıdır)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

Çok muazzez ve mukaddes efendim hazretleri!

Mehmed Çalışkan kardeşimiz eliyle lütfen buyurulan iltifatnamenizi aldım. Allah’ın rahmet ve rızası size olsun. Bendenizi en büyük teselliye sevketti. Bugün Zülfikar’ın Üçüncü Zeyli’nin Onikinci Söz’ünü okurken bir füyuzat eseri olarak aşağıdaki manzum satırlar sudûr etti. Eskiden müstaid olan fıtratım, iki senedir hikmet-i Hüda tek bir manzum meydana getiremez iken perişan mısraların meydana gelişini bir hikmete hamlederek, inşâallah açılır ümidiyle teberrüken arzına cesaret ettiğimden özürler diler, kusurlarımın bağışlanmasını yalvararak mübarek ellerinizden saygı ve huşu’ ve hürmetle öper, duanızı istirham ederim. Cümle arkadaşların saygı ve selâmlarını da iblağ ederim efendim hazretleri.

Mehmed Reşad

Zülfikar’ı Okurken

Bu nasıl ifade bu nasıl kelâm

Ey Allah’ın dostu sana bin selâm

Cezalet, belâgat, bu hüsn-ü üslûb

Ancak sana vermiş Gaffar-üz Zünub

Kur’ana hizmetin mükâfatı mı

Tefsir-i Kur’anın bir sıfatı mı

Allahım Zülfikar ne azîm eser

İçtikçe kanılmaz bir havz-ı kevser

Dillere muhatab bir nur-u mübin

Sanki dile gelmiş Kur’an-ı Kerim

Habib-i Ekrem’den söylüyor gibi

Veli değil ya ne bunun sahibi

Bu yalnız ilim eseri değil

Eğil ey dost sen de önünden eğil

حَدَّثَنِى‮ ‬قَلْبِى‮ ‬عَنْ‮ ‬رَبِّى diyen

Velilik tacını başına giyen

Ey Bediüzzaman, ey abd-i said

Veyl ona ki ola o senden baid

Ey benim Sultanım kurbanın olam

Dua et potanda ben de yoğrulam

Ey nâşir-i din-i mübin-i Ahmed

Zülcelal Allah’tan sana bin rahmet

Duam budur: Yâ Rab abd-i hakirin

O Habib-i Ekrem nur-u mübinin

Muhammed Mustafa aşkına bizi

Yolundan ayırma Said-i Nursî

İzinde daim et ey zâtı dâim

Kur’an-ı Hakîm’in aşkına âmîn


14 Nisan 1951

Mübalağalarında fazlalık hüsn-ü niyetimize bağışlanmasını ve diğer kusurlarının afvını istirhamla arz olunur.

Mehmed Reşad

69. Parça[]

(Bu parça bera-yı malûmat gönderildi. Said Nursî)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Çok sevgili, çok kıymetdar, çok mübarek, çok aziz Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Risale-i Nur’a ve sevgili Üstadımıza yapılan müdhiş iftiralar ve o vesile ile Nurculara hazırlanmak istenen hücumlardan bir nümunesi olarak bu defa Isparta Emniyet Âmiri’nin iftirası münasebetiyle, Emirdağ kardeşlerimizin burada bazı dindar meb’uslarla görüşerek bu hücumun eski partinin müfritleri tarafından Demokrat’ın dindar üç vekiline bir hücum olduğunu, sebebi de Nurcular bu üç vekile bir manevî kuvvet ve asayişin teminine ehemmiyetli bir vasıta ve muzır cereyanlara karşı bir sed olmasından, münafıkların bu iftiralı geniş hücumu yaptıklarını bildirmemizi bize emreden mektublarını ve Nur kahramanı Hüsrev Ağabeyimizin sevgili Üstadımıza takdim ettiği bir mektubunu aldık. Ve ikinci bir defa da, Berlin’de İslâmiyetin geniş bir surette inkişaf etmesi dolayısıyla Berlin İmamına 50 aded yeni harf münacatlı Gençlik Rehberi’nin gönderilmesini emreden Emirdağ Nur Şakirdleri imzasıyla gelen kıymetli mektubunuzu aldık.

Isparta Emniyet Âmiri’nin yaptığı iftirasını ve mektubdaki hakikatları, derhal Isparta meb’usu Tahsin Tola ile görüşerek anlattık. Zâten kendisinin haberi var imiş. O Emniyet Âmiri eski partinin hesabına çalıştığı için daha evvelde Van’dan Isparta’ya nakledilmiş. Isparta Valisinin dindar olduğunu ve inşâallah hiçbir halt edemeyeceklerini ve arkadaşlarına söyleyeceğini söyledi.

Berlin câmi imamına 50 aded Rehberlerin gönderilmesi hususunda adres aldığımızı, fakat bizde Münacatlı Rehber olmadığı için siz sevgili Üstadımızın göndermenizi kahraman Seyyid Sâlih kardeşimizle rica etmiştik.

Sevgili Üstadımız Efendimiz! Mu’cizatlı Kur’anı İstanbul Mushaflar Tedkik Heyeti tedkik ederek Diyanet Riyaseti’ne göndermiş ve Diyanet Riyaseti de Afyon savcılığının istemesi üzerine iki gün evvel Afyon’a göndermiştir. Mushaflar Tedkik Heyeti bazı iki noktaların bir nokta halinde, bir noktaların iki nokta halinde konulduğunu, yazısının daha iyi olması lâzımgeldiğini ve baştaki mukaddeme hâriç olarak basılmasında bir mahzur yoktur diye bir de rapor yazmışlar. Halbuki o müdakkik heyet i’caz-ı Kur’anın lemaatını aşikâre gösteren o Kelâm-ı Ezelî’nin bir mu’cize-i İlahî olduğunun bir hakikatını Kur’an sahifelerinin dizilişinde ve âyetlerinin tanziminde tevafuk mu’cizesini pek açık ve gören herkese dahi hayret ve tebrik ile inandıracak zahir bir parlaklıkla göstermesinden, elbette bu kudsî hizmet Kur’an-ı Kerim’in hakkaniyet ve kudsiyetinin pek bariz bir şekilde isbatı olduğundan Kur’ana, imana ve İslâmiyete pek büyük bir hizmet olan mu’cizat-ı Kur’anın tab’ ve neşrini o tedkik heyeti bütün ruh u canlarıyla alkışlamaları, hem yaldızlı Kur’anın pek zahir görünen mu’cizatı dolayısıyla hem böyle bir zamanda Kur’anın hakkaniyetini ilân ve isbat için başta sevgili Üstadımızın ve Nur Talebelerinin o kudsî hizmetlerine bu yaldızlı Kur’an bir vesile olmasından Kur’an ve İslâmiyet namına takdir etmeleri dinî bir vazifeleri oldukları halde; aleyhte olmasa dahi Kur’an hesabına lehte takdirkârane sena etmeleri lâzım olduğundan tedkik heyetindeki hocalar enaniyetleri hesabına takdirkâr yazmamışlar kanaatındayız. Fakat ne garib ki, Diyanet dairesindeki allameler ve memurlar hayret ve merakla o yaldızlı Kur’anı görmüşler. Biz kimin ile görüşmüş isek hepsi de hârikalığından, yazısının güzelliğinden ve bilhassa ism-i Celal’in pek parlak ve hârika tevafukuna hayran kaldıklarını söylüyorlar ve bu ne zaman neşrolacak diyorlar.

Sevgili Üstadımız Efendimiz! İki-üç aydan beri, bilhassa bugünlerde bütün mekteb talebeleri lise, san’at ve üniversiteliler arasında bir fikir mücadelesi başlamış bulunuyor. Bazan işitiyoruz, bazan şahid oluyoruz ki; Mustafa Kemal’in bu millet ve memlekete yaptığı fenalıklar açıkça hem ilân ve isbat olunuyor. Bu defa yeni hükûmet eski partinin şiddetli ithamı olan, yeni hükûmet inkılabları yıkıyor ithamından kurtulmak için Atatürk hakkında bir kanun layihasını Adliye Komisyonuna vermiş, orada meb’uslar birbirleriyle pek çetin münakaşada bulunmuşlar. Yalancı meddahların müdafaasına mukabil, bazı muhterem meb’uslar “Hâyır olamaz, bir kişi için kanun yapılamaz, hukuka aykırıdır.” bazıları “O bir diktatördür, müstebid kraldır”, bazıları “Bu yirmibeş seneden beri bu memlekette İslâmiyet aleyhindeki bütün hücumlar onun yüzünden gelmiş” diye yalancı meddahlara mukabele etmişler. Neticede Adliye Vekili’nin ve Başvekil’in ricaları üzerine yediye mukabil dokuz rey ile Meclis’e gelmesi kabul edilmiş. Milletvekilleri arasında şiddetli fikir mücadelesi olması ihtimali var. Ve hakikatperverler istikbalin ve nesl-i âtinin nefret ve tahkirinden kurtulmak için hakikat-ı hali söyleyeceklerini ümid ediyoruz.

Sevgili Üstadımız Efendimiz! Gençlik Rehberi’nde neşredilen Leyle-i Kadir’de ihtar olunan bir mes’ele-i mühimme fıkrasından beş-altı suret alarak bera-yı malûmat bazı dindar meb’uslara gönderilmiştir. Hem Emirdağı’ndan vaktiyle sâbık Reis-i Cumhur’a genderilen istidanın zeylini, sevgili Üstadımıza takdim ediyoruz. Otuz-kırk nüshasını bera-yı malûmat bazı dindar meb’uslara vereceğiz. Eğer sevgili Üstadımız münasib buyurursanız, bazı mecmualarda gönderelim.

Sevgili Üstadımız! Çok mübarek şuhûr-u selâsenizi, mübarek gece ve gündüzlerinizi bütün ruh u canımızla tebrik eder, bize Risale-i Nur’u ve sevgili Üstadımızı ihsan ederek nihayetsiz lütuf, merhamet ve rahmetini bize açıkça gösteren Rahîm ve Kerim Hâlıkımız bu mübarek aylarda bütün âlem-i İslâma lütfettiği nur, feyiz ve in’amının bir mislini sevgili Üstadımıza lütfetmesini nihayetsiz rahmetinden niyaz ediyoruz. Hem affımızı, hem dua ve şefkatinizin lütuf ve devamını yalvarıyoruz çok aziz, çok sevgili, çok mübarek üstadımız Efendimiz Hazretleri.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Ankara’da çok kusurlu talebelerinizden

Ziya, Abdullah, Ceylan, Hüsnü, Sungur, Hayrullah vesaire.

70. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Kurret-ü aynım ve nur-u basarım, üstad-ı muhteremim!

Mübarek yüzünüzü görmek maksadıyla ziyaretinize geldim, o şereften mahrum olarak avdet ediyorum. Ne yapalım, hayır böyledir deriz. Emr-i âlînize imtisalen iki muhterem arkadaşımla yine Adapazarı’na dönüyorum. Mübarek yüzünüze bedel Risale-i Nurları okuruz ve öperiz, kendime teselli veririm. Yalnız İbn-i Saka gibi meş’umen ve matrudan avdet ediyorsam, o benim için ebedî felâkettir. O kadar me’yus olamam, çünki necatım ve halâsım için hususi duanıza nail olmaklığım bana çok teselli veriyor. Onun için sultan-ül âşıkîn Ömer İbn-ül Faris Kuddise sırruhu-l aziz’in bir-iki beyti hazîn kalbimle terennüm ederek dönüyorum.

اِذَا‮ ‬كَانَ‮ ‬خَطِّى‮ ‬الْبَحْرِ‮ ‬مِنْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬لَمْ‮ ‬يَكُنْ‮ .. ‬يُعَادُ‮ ‬فَذَاكَ‮ ‬الْبَحْرُ‮ ‬عِنْدِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْوَصْلُ

وَمَا‮ ‬الْعَبْدُ‮ ‬اِلاّ‮ ‬الْوُدُّ‮ ‬مَالَمْ‮ ‬يَكُنْ‮ ‬فَلَى‮ .. ‬وَ‮ ‬اَصْعَبُ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬غَيْرِ‮ ‬اِعْرَاضُكُمْ‮ ‬سَهْلُ

وَ‮ ‬تَعْذِيبُكُمْ‮ ‬عَذْبٌ‮ ‬لَدَىَّ‮ ‬وَجَوْرِكُمْ‮ .. ‬عَلَىَّ‮ ‬بِمَا‮ ‬يَقْضِى‮ ‬الْهَوَى‮ ‬لَكُمْ‮ ‬عَدْلٌ

Ahlâk-ı zemimem ve evsaf-ı rediyem ve mülevves olan yüzümle lahutî nur ile müzeyyen yüzünüze karşı çıkmak şübhesiz çok büyük bir hicabdır. Yalnız şu noktayı rica ederim ki: Gavsım! Mana-yı ubudiyetten en az şemme bile burnuma gelmeyen bu Murad-ı Kâzib’in son nefesinde hiç olmazsa zerre kadar olsun bir imanla terk-i hayat etmesini, rahmeti herşeyden vâsi’ ve geniş olan Erhamürrâhimîn’den hususi surette Allah Celle Şanühü ve Resul-i Ekrem Sallallahü Aleyhi Vesellem aşkına Allah’a niyaz ediniz. Esasen sizden o hususta ümidim pek fazladır. Bu fâni dünyada mübarek yüzünüzü görmek nasib değilse, inşâallah yevm-i mahşerde şefaat-ı uzma ve bütün âlemin melcei olan Resul-i Ekrem’in vech-i cemili ile beraber yüzünüzü Allah nasib eder.

Hakk’a ve halka karşı sadakattan tam manasıyla müflis ve muarra

Dağıstanlı Murad

71. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok muhterem, çok aziz, çok sabırlı ve çok müşfik Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Evvelâ: Siz mübarek Üstadımız Efendimizin geçen mübarek Receb-i Şerifinizi ve Leyle-i Mi’racınızı cidden tebrik edip mübarek nurlu, kokulu el ve ayaklarınızı hasretle ve hürmetle öperim. Ve ol Vâcib-ül Vücud ve Tekaddes Hazretlerinden uzun ömür ve sıhhat-ı âliyelerinize âcizane duacıyım ve mübarek nurlu dua-i fâzılanelerinize her ân muhtacım.

Siz hakikatlı ve mübarek Üstadımız Efendimiz Hazretlerinin Cenab-ı Hakk’ın hidayet ve inayetiyle ol misk ü anber kokulu mübarek ziyaretinizden âcizaneme mühim zamanlarınızda kıymetli vaktinizi fedakârlık yaparak ikaz lütfunda bulunduğunuz cevahir kelâmlarınızın lezzeti ve şuaı o zamandan beri günden güne daha ziyade canlanmakta ve Risale-i Nur’a bağlı olan aşkım kat kat artmakta ve Risale-i Nur’u okumak hele yazmak zevkim, o arada geçen bütün dakika ve sâniyelerimin birbirinden fevkalâde ferahlı olduğunu bütün vücudumun her uzvu bütün kan ve damarlarımda manevî bir sevinçli cereyanın faal bir surette seyrini aynı zevk-i manevî ile yaşayabildiğim ve bütün Nur kardeşlerime aczimle şunları ifade etmek lütfuna siz mübarek Üstadımız Efendimizin müsaade-i âlîlerine dayanarak, kusur ve hatalarıma bakmayacağınıza güvenerek mazhar olmama Cenab-ı Bari ve Tekaddes Hazretlerine yüzbinler hamd ü sena edip, o sevgili Peygamber (A.S.M.) Fahr-i Âlem Efendimizin mübarek manevî şefaatlarına dayanarak derim.

Aziz sıddık Nur kardeşlerim! Risale-i Nur’u yazmakla ne kadar meşgul olsam ve gece yarılarına kadar o Nur’la başbaşa kalsam, Elhamdülillah hiç yorulmak ve hattâ uykudan fedakârlık etsek ve hattâ gecede iki saat uyku bile Risale-i Nur hizmetinde çalışan bütün kardeşlerime kâfi ve vafi geleceğini ve Cenab-ı Hakk’ın aynı uyku gıdasını vereceğine bizzât âcizane şahidim. Bilhassa gündüzleri zarurî işlerinde meşgul olan Nur kardeşlerim yazmak zamanını kazanamazlarsa, gece vakitlerini ihmal etmeyerek ve Cenab-ı Hakk’a tam niyet-i hâlise ile mübarek kalemlerini ellerine alıp mübarek Nurlardan yazmağa gayretleriyle gündüz gibi manevî hizmetlerinden noksan kalanları tamamıyla telafi edileceğine inşâallah eminim.

Ehl-i gaflet ise bütün günlerini dünyevî hayatlarına bırakıp, harîs-i dünya olarak ahmakça maddiyatı kazanmak kaygusunda veyahut kahvehanelerde oyun başında veya bütün diğer menahî yerlerinde vakit geçirerek bütün günlerini birbirinden daha kederli ve elemli olarak hayat-ı dünyeviyelerini ve bâkiyelerini zehirlemektedirler. Cenab-ı Hallak-ur Rahîm ümmet-i Muhammed’i (A.S.M.) ve ehl-i gafili hidayete mazhar ederek Risale-i Nur’un nurlarıyla yıkamak nasib buyursun âmîn.

Âlem-i beşerin bu asrımıza kadar küre-i arzın böyle derin ve çirkin çehresi içinde her türlü manevî şuaın söndürülmesine tam muvaffak olduk diye mel’unane ve hak, hakikatı inkâr ederek bütün menahiyetle deccalane haykırdığı ânda ve ehl-i imanın eli ve dili bağlı olduğundan yalnız ruhî sessiz münacatları gayretullaha ulaşmış olmalı ki, tam o anda Cenab-ı Hakk’ın ol sevgili Habib-i Zîşan’ı Fahr-i Kâinat, Seyyid-i Sâdât, Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü Aleyhi Vesellem Efendimize inzal buyurulan mübarek Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ında ve mücevher kelâm olan hadîs-i kudsî-i mübarekede tebşir edilen ve asr-ı evvellerimizde emsali görülmeyen ve Cenab-ı Rabb-ül Âlemîn’in mübarek Kur’an-ı Mübin’in bu âna kadar hiçbir şahs-ı mühimme nasib olmayan hazine-i İlahînin bütün anahtarlarına mazhar olan ve o eşsiz mücevherat hazinesinden aldığı Risale-i Nur ile zulmeti yırtıp nur-u Muhammedîyi (A.S.M.) saçan ve âşıkları o nuru görünce coşan ve hidayetullaha koşan âciz bîçareleri de kurtaran ve imanımızı kazandıran eşsiz bir üstad ve emsalsiz bir kurtarıcı Üstadımız Bediüzzaman Said-ün Nursî hazretleri olduğunu güneş gibi kâinata ilân etmiştir.

Yazıklar olsun ki, böyle güneş gibi bir hakikat meydanda varken enaniyete boyun eğip gaflete, dalalete saplanıp kör insanlar gibi zindan içinde olduklarını hâlen farketmiyorlar. Çünki Cennet ucuz değil, Cehennem de lüzumsuz değil. اَلدُّنْيَا‮ ‬مَزْرَعَةُ‮ ‬اْلآخِرَةِ Bu dünya âhiretin tarlasıdır. Bâki âlemin yolu işte şu fâni ve bizi aldatan, dünya dediğimiz ve üzerinde gezdiğimiz zemindir. Zerre kadar aklı olan, bâki âlemin yolunu bulur.

Biz öyle inanmış ve iman etmişiz ki; evvelâ ihlas, sonra Kur’an ve iman hizmeti ve tam bir itikad ile Risale-i Nur dairesine girip rızaen lillah çalışmadıkça, imanını muhafaza etmek pek güçtür. Çünki günahlar bin yerden hücum ediyor. Bu zamanda takvalık, hususi ibadet bin yerden gelen günahlara bir dil ile mukabele etmek, hiçbir ferdin kârı değildir. Onun içindir ki, herbir Risale-i Nur talebesi bin dil ile dua eder. Bin yerden gelen günahlara mukabele eder. Bizim aklımız yüz kat daha fazlalaşsa, ancak Risale-i Nur’a kâfi gelebilir. Ve bu hizmetten dönenler bilsinler ki, Risale-i Nur’a düşman olan dinsizlere yardımcıdırlar.

Dinar Baraklı Nur Talebelerinden

Mehmed Çavuş

72. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok muhterem, çok kıymetdar İmam Efendi Hazretleri!

Sizin Almanya gibi İslâm Âleminden maddeten uzak bir yerde hakikat-ı Kur’aniyeye imtisal ve neşr-i hakikatta hakikatperverlerin ve ehl-i imanın cidden takdir ve tebrikini kazandıran muhlisane rıza-i İlahî için çalışmanızı ruh-u canımızla tebrik ediyor ve daha ziyade muvaffakiyet ve rıza-yı Hakk’a daha çabuk vuslatınız için dua ediyoruz.

Zât-ı âlînize bundan onbeş gün mukaddem Gençlik Rehberi isimli, Türkçe ibareli, kemmiyet itibariyle küçük ve fakat keyfiyet ölçüsünü aşk-ı hakikatla çarpan kalblerin takdirine havale ettiğimiz bir eser takdim etmiştik. Bu eser, arzu buyurduğunuz takdirde mütevazi bir tercüme-i halini takdim edebileceğimiz mücahid-i din ve nâşir-i esrar-ı Kur’an Bediüzzaman Said Nursî nam zât tarafından te’lif edilmiştir. Âlem-i İslâmın kumandanı ve Kur’anın bayrakdarı ve sena-i Peygamberiyeye mazhar olmuş bu necib millet, şimdi içinde bulunduğunuz şeci’ ve kahraman Alman Milleti gibi birçok inkılablara ve din, iman, Kur’an, ahlâk, fazilet cihetinden birçok manevî sû’-i kasdlara kurban gitmiş bir millettir. Fakat bununla beraber hârice gösterildiğinin tamamen aksine olarak, içten içe salabet-i diniye sahibi zevat-ı mübarek Kur’anın kudsî hizmetinde bütün işkence ve tazyiklere rağmen çalışmışlar ve bütün hırs, garaz, hubb-u câh, şöhret, tama’ gibi menafi’-i hasise-i dünyeviyeden tamamen âzade ve uzak kalarak Kur’anın bu asırdaki bir mu’cize-i maneviyesi olarak hakiki manasından tereşşuh etmiş bir eser te’lif etmişlerdir. Risale-i Nur namı altındaki bu eser ayn-ı hakikat olarak nefse, akla, ruha, kalbe hitab etmiş, onların herbirisinin gereken hisselerini manalarındaki nüfuz ve tesir ile vermiştir. İşte size takdim etmek istediğimiz zât ve eser, tam manasıyla tarif ve tavsifinden âciz bulunduğumuz bir eser ve onun hakikatşinası muhterem müellifidir.

Muhterem efendimiz! Şunu da bera-yı malûmat ilâve edelim ki, eserini takdim ettiğimiz zâtın Risale-i Nur nâmı altındaki te’lifatı, zamanın fehmine uygun, hakikat arayan müstakim kalblerin ve nurlu akılların, âlî ruhların tercümanı olmak şerefine tam hak kazanmış bu eser külliyatı çeşit çeşit bahisleri muhtevi, Kur’anın mihver-i hakaiki etrafında toplanmış 130 parça eserdir. Âlem-i İslâmın her tarafında takdir ve tebrikle karşılanan ve Türkiye dâhilinde bir milyona yakın okuyucusu bulunan bu eser ve muhterem müellifini daima takdirle karşıladığımızı siz muhterem zâta takdim etmekle müftehiriz ve Cenab-ı Hakk’a şükrediyoruz, derin hürmetlerimizle dualar ederiz.

Ankara Üniversite Nurcularından

Abdullah, Ziya ve Mustafa, Ceylan, Hüsnü

73. Parça[]

Mersin Valisi ve Tarsus Kaymakamı’na gönderilen mektubu siz aziz Üstadımıza bera-yı malûmat takdim ediyoruz.

Muhterem Efendim!

Bazı yerlerde, medar-ı saadetimiz olan Risale-i Nurlardan bir kısmının her ne sebeble olduğunu anlayamamakla beraber tedkik edilmek üzere müsaderesini işittiğimiz zaman müteessir olmuştuk. Zira yüzbinlerce Anadolu kahraman Türk halkının ve hâriçte çokların imanlarını kurtarıp hayat-ı içtimaiyenin üss-ül esası olan ahlâk, fazilet, hürmet, muhabbet, uhuvvet, itaat, faaliyet gibi ulvî hisleri telkin ile bu vatanın anarşilikten muhafazasında büyük hizmeti olan 130 parça Risale-i Nur Külliyatı Isparta, Denizli, Ankara hükûmetlerinin ellerine geçtiği ve tam tedkik neticesinde beraet kazandığı ve üç defa Temyiz Mahkemesi de aynı kararda ısrar ettiği, hattâ son Afyon Mahkemesi adaletten uzak bir garazla, başka nam ve hesabla çok çalıştığı halde bir suç bulamayıp tam bir mağlubiyetle ancak kanaat-ı vicdaniye ile verdiği altı ay mahkûmiyet kararını Temyiz esasından bozarak, “Eğer Denizli Ağırceza Mahkemesi kararı hatalı dahi olsa, o hüküm sanıklar lehinde kat’iyyet kesbetmiş olduğundan tekrar muhakeme edilemez” dediği halde ve hürriyet-i vicdan düsturu ile dinsizlere ilişilmediği halde; Kur’an hakikatlarını tefsir eden, onun hakkaniyeti yüksekliğini iki kerre iki dört eder gibi kat’î isbat eden ve Kur’anın elinde bir elmas kılınç hükmünde onun nurunu etrafa yirmi seneden beri mücahidane neşredip dinsiz feylesoflara meydan okuyan ve kâinatın manasız kışrını yırtıp onun manidar ve güzel hakiki yüzünü gösterip dünya ve âhiret saadetini temin edecek düsturları veren ve medar-ı itiraz ve şübhe olmuş âyetler hakkında medeniyetin itirazlarına tam cevab verip susturan, ikna’ ve isbat eden ilmî, felsefî, edebî eserler hakkında yine mi eski zihniyetle harekette devam ediliyor diye kafalarımızda bir istifham uyandığı aynı zamanda, bizi mesrur edip sevindiren şu haberi aldık: Tarsus’ta müsadere edilen risaleler, kanunun ruhuna uygun bir tedkikten sonra iade edilmiş.

Memleketimizde sizin gibi hak ve hakikatı anlamak ve onun namına hareket etmek isteyen münevver ve iyi kaymakam ve devlet adamlarımız bulundukça, bu kahraman ve fedakâr milletimizin bir ân evvel yükseleceğine, hakikatın çok kısa bir zaman içerisinde aydınlanacağına kat’î kanaatımız vardır. Bir zamanlar İslâmiyete bayrakdarlık etmek suretiyle dünyayı titretmiş ve en ileri medeniyet seviyesine yükselmiş bulunan kahraman, mübarek bir ecdadın torunları başlarında bulunan hak ve hakikat müdafii, faziletli, ve değerli vali, kaymakam ve idarecilerimize cidden minnetdarız. Sizler var olun, sağ olun. Bizler örnek hareketlerinizle arkanızda daima beraberiz. İmanımız, ümidimiz yüksektir. Elimizde sahib olduğumuz Kur’an-ı Hakîm’in en yüce düsturları sayesinde, istikbalin nurlu ufuklarına doğru en derin bir hızla yürüyoruz. Allah’tan hayırlı muvaffakiyetler diler, içten sevgi ve selâmlarımızı sunar, hürmetle ellerinizden öperiz efendim.

Sizlere minnetdar kalan üniversite Nur talebeleri namına

Abdullah

74. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok sevgili, çok mübarek, çok kıymetdar Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Evvelâ: İstifsar-ı hatırla mübarek ellerinizden hürmetlerimizle öper, affımızı ve dualarınızı bekleriz. Sevgili Üstadımıza daha sık mektub yazmak istediğimiz halde, lihikmetin muvaffak olamıyoruz. Bu mektubumuzu ziyarete gidecek bir kardeşimizle göndereceğiz diye te’hir etmiştik. Bir mazerete binaen o da geri kaldı.

Aziz, mübarek Üstadımız! Emirleriniz üzerine Berlin’deki müslüman cemaatın reisi olan İmam Muhammed’e 50 aded Münacatlı Gençlik Rehberi’ni gendermiştik. Bilâhere de suretini leffen takdim ettiğimiz mektubu, risaleleri kendisine göndermekteki maksadımızı bildirmek üzere gönderdik. İnşâallah tam intibaha gelip büyük bir kitle üzerinde, Risale-i Nur’dan aldığı ilhamla tesir icra ederler ve azîm müjde ile musibetzede Alman Milletini tebşir ederler.

Sâniyen: Yine sevgili Üstadımızın emirleri üzerine, Tarsus’ta iade edilen Nur risalelerinden dolayı Tarsus Kaymakamı’na ve Mersin Valisi’ne suretini takdim ettiğim şekilde birer teşekkür ve tebrik ve muvaffakiyet temennisi şeklinde birer mektub yazarak taahhüdlü olarak gönderdik.

Sâlisen: Bir müddet evvel sevgili Üstadımız tarafından dindar milletvekillerine gönderilmesi işaret buyurulan yirmisekiz sene evvel yazılan “Meb’usana Hitab”, “Mahkeme-i Kübra’ya Şekva” ve Reis-i Cumhur’a hitaben yazılan istidadan yirmiye yakın meb’usa gönderdik ve bazılarına elden takdim ettik, daha da onbeş meb’usa göndereceğiz.

Râbian: Sevgili Üstadımız! Son defa Kore’ye giden kahraman bir Nur talebesinin kardeşi ve kendisi de bir Nur talebesi olan bir askerle Tokyo’daki müslüman cemaatın imamına ve mütedeyyin askerler arasında okunsun diye de bir aded Gençlik Rehberi göndermiş bulunuyoruz.

Hâmisen: Sevgili Üstadımızın kurb-u şeriflerinden zaman zaman gelen bütün kardeşlerimizle görüşüyoruz. Hususan Ramazan burada bir-iki gün kaldıktan sonra Zübeyr’e uğrayıp mahall-i maksuduna vâsıl olmuştur.

Sâdisen: Son defa haber aldığımız ve Risale-i Nur’un yeni ve daha parlak bir inkişafına medar olacak olan Eskişehir kahramanlarının teksir makinesi ile faaliyete geçmelerini ruh-u canımızla tebrik ve takdir ederiz. Bu hususta üzerimize terettüb edecek en küçük bir hizmeti dahi Risale-i Nur dolayısıyla Kur’ana taalluku hasebiyle en büyük bir şevk ve ihtimamla yapacağımızı sevgili Üstadımıza şükranla arzediyoruz. Hususan bu vazifenin yeni huruf kısmının yeni hurufu iyi bilen Ankara Nurcularına tevdiini de yalvarıyoruz. Ellerinizden tekrar öper, dualarınızı bekleriz efendimiz hazretleri.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Ankara’da kusurlu talebeleriniz

Sungur, Ceylan, Abdullah, Hüsnü,

Ziya, Rıfat, Ziya, Ahmed, Sâlih

75. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Çok sevgili, çok aziz üstadımız efendimiz hazretleri!

İstifsar-ı hatırla mübarek ellerinizden öpüyoruz. Bu mübarek aylarda dualarınıza daha çok muhtaç olduğumuzu arzediyoruz.

Evvelâ: Buradaki âciz kusurlu talebeleriniz ruh-u canımızla mübarek Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ve tes’îd ediyor, emsal-i kesîresiyle saadetler içinde vâsıl olmamızı Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyoruz.

Sâniyen: Sevgili Üstadımızın işaretleri üzerine hem kanunî salahiyetimiz hem haddimiz olmadığı halde mektubu aldıktan bir gün sonra İstanbul’daki makam-ı aidine suretini takdim ettiğimiz şekilde itiraz eyledik.

Sâlisen: Mehmed Mihri Bey’e de yine suretini leffen gönderdiğimiz mektubla birlikte iddianamenin de bir suretini çıkartarak gönderdik.

Râbian: İddianamenin hem eski yazı suretini hem yeni huruf aslı hem Mehmed Mihri Bey’e hem İstanbul Mahkemesine gönderdiğimiz parçalar, sevgili Üstadımıza leffen gönderilmiştir. Mahkeme-i Kübra’ya Şekva’lar meb’uslara gönderilmekte berdevamdır. Derin hürmetlerimizle Üstadımızın ellerinden ve ayaklarından öpüyoruz.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kusurlu talebeleriniz

Ceylan, Sungur, Abdullah, Ziya

76. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Çok aziz ve muhterem ağabeyimiz Avukat Mehmed Mihri Efendi!

Malûmunuz üzere bu son defa Gençlik Rehberlerinin müsaderesi üzerine İstanbul Basın Bürosu Gençlik Rehberlerinin tab’ ve neşrini kanuna güya aykırıdır diyerek müellifinin Ağırceza Mahkemesine verilmesi için hakkında son tahkikatın açılmasını, İstanbul Birinci Sorgu Yargıçlığından taleb etmiş. Bu hususta Üstad hazretlerine gönderdikleri iddianamenin suretini leffen takdim ediyoruz. İddianameye üç gün zarfında cevab vermek işini mübarek üstadımız hazretleri bize emir buyurmuşlar. Biz de üç gün geçmekle beraber bir cevab yazdık. Şimdi İstanbul’da mahkeme karşısında Nur’un bu ehemmiyetli vazifesini üzerine almak ve sevgili üstadımızın yerinde mahkemeye müracaat ve müdafaa ve diğer işleri sizin daha evvelki şiddet ve ısrarla arzu buyurmanız üzerine Üstadımız Hazretleri size havale etmişler. İnşâallah büyük muvaffakiyetler ve kahramanlar kahramanı bir zâtın o ulvi kahramanlığına münasib bir kahramanlıkla, Nurların yüksek kıymetini maddî manevî bu millet ve memlekette en büyük hizmeti yaptığını ve hakikat nokta-i nazarında Türk Milletine ve Türk Milletinin haysiyet ve şerefine hiçbir tarihte bu kadar fedakârane ve mahrumiyetler içinde bu derece büyük ve ehemmiyetli hizmet eden bulunmadığını izhar etmesini, Nur’un eski bir kahraman talebesi Mihri ağabeyimize hatırlatıyoruz.

Evet İslâmiyetin ve bu milletin tarihinde nice zâtlar, nice bahadırlar ve nice kahramanlar gelmişler. Hakikaten İslâmiyete ve millete büyük hizmetlerde bulunmuşlar. Fakat ücretlerini de bir derece almışlar. Bazan maddî ve bazan manevî şeref ve alkışlarla karşılanmışlar. Fakat Bediüzzaman Hazretleri hiçbir iltifat ve maddî yardım görmeden bilakis en yüksek resmî makamlar maddî bütün kuvvetleriyle (hapishaneler, tecridhaneler ve zehirler gibi) ve bütün propagandalarıyla hem vücudunu ortadan kaldırmak, hem haysiyet ve şerefini türlü türlü iftira ve yalanlarla çürütmek istemişler. O büyük üstad te’lif ettiği ve bir mu’cize-i Kur’aniye olan Risale-i Nur’la bu memleket gençliğine iman ve İslâmiyeti telkin ve irşadî hizmetiyle komünistliğin, farmasonluğun ve muzır bütün cereyanların bütün tehlikelerinden bu milleti kurtarmasından büyük iltifatlar ve tezahürler ve minnetdarlıklar gelmesi beklenirken, bilakis doğrudan doğruya İslâmiyetin ve Türk’ün mahvına çalışan hain düşmanların namına ve onların menfaatine hareket etmek manasında kırk seneden beri o din ve millet düşmanlarıyla mücadele eden ve bilfiil en tehlikeli zamanlarda birdenbire imdada yetişmek şartıyla hizmetinin tesirini gösteren bu mübarek üstada karşı bu haksız isnadlar ve iftiralar ve uydurmalar ve tecavüzlere mukabil, elbette pek yakın bir istikbaldeki nesl-i âti ve bu milletin hakiki milliyetperver ve hamiyetperverleri bu hücumu yapanlara ve hain din ve millet düşmanlarının gizli maksad ve desiselerine âlet olanlara binler lanet ve nefret edecekleri gibi, elbette o büyük üstad için de binler rahmet duası hükmünde yüz milyonlar belki milyarlar halinde sonsuz bir hayranlıkla o zâtı alkışlayacaklar. Onun için gafil davranan ve hainlerin propagandalarıyla iğfal olunan bedbahtlar akıllarını başlarına alsınlar; pek yakın bir âtideki milyonların nefret ve tahkirinden sakınsınlar.

Hattâ burada bazı milletvekilleri şu hakikatı anlamışlar ki, diyorlar: Nurcular yirmi seneden beri imanî hizmetleriyle komünistliğin bu memlekette intişarına ve büyük tehlikesine mani’ oldular. Şimdi hükûmet komünistlikle mücadele ediyor. Bunu evvelâ Nurculara borçludurlar, diyorlar. Daha bunun gibi bu memleket aleyhindeki maddî manevî her ne kadar tehlikeler mevcud ise, onların tehlikesinden muhafaza ve kurtulmaya tek vesile Risale-i Nur olduğunu ve bu zamana kadar bu memleketi muhafaza ettiğini (aynen komünistliğin tehlikesine Nurların bir sed olması gibi) büyük hizmetini elbette anlayacaklardır diye siz muhterem ve fedakâr ağabeyimize arzeder ve ellerinizden öperiz efendim.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Nur Talebelerinden, hürmetkârınız

Abdullah, Ceylan, Ziya, Sungur

77. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬بِعَدَدِ‮ ‬عِلْمِ‮ ‬اللّهِ

Çok aziz, muhterem, müşfik ve mübarek Üstadım!

Evvelâ: Mübarek ellerinizi öper, hayır duanızı istirham ederim.

Sâniyen: Ziyarete muvaffak olarak avdet eden kardeşlerle lütuf buyurulan tesellibahş emirlerinizin tahakkukunu ve şu vatanda bütün şaşaasıyla Nurların parlamasını, evliya-yı umûrun bu emr-i hayra ciddi hâdim ve muvaffak olmalarını, manilerin bertaraf olmasını, sermaye-i hakikiyeleri gasb olunmuş, zulmet ve cehl ü dalal içinde şuursuz, rabıtasız, sürü haline gelmiş zavallı insanların ve gidenlerin yerlerine gelip daha beter akibete namzed olan masumların serbestçe iman ve Kur’an nurlarına kavuştuklarını görmekliğimizi kemal-i iştiyakla rahmet-i İlahiyeden niyaz ediyoruz.

Sâlisen: Mübarek münacatlarınızın ve bütün Nur mensublarının halen ve kalen ettikleri dualarının semerelerini bu âlemde de idrak ile taltifat-ı Sübhaniyeye mazhariyetimizi Kitab-ı Mübin, İmam-ı Mübin ve Nur isminin mazharı Risale-i Nur ve ulvî kadri nass-ı Kur’anla müsbet Ramazan-ı Şerif hürmetine barigâh-ı Samedaniyeden âcizane, fakirane, abîdane istiyoruz.

Râbian: Kardeşimiz Hacı Sabri ile Nurların neşrinde bu fakire çok yardımı olan Hacı Mahmud o tarafa geliyorlar. Onları muhlisinizin üzerine ariza-i tahririyesi makamında kabul buyurursunuz inşâallah.

Hâmisen: Mübarek Üstadım! Artık sizde değil, bizim gibi zuafada sabır kalmadı. Size ve talebenize ve nurlu eserlerinize en ufak taarruza muttali olunca, hayat-ı maneviyemize insafsız hücum telakki ediyoruz. Gerçi hizmet-i Nuriye vazifemize lütf-u Hak’la mani’ olamıyorlar. Amma اِنَّمَا‮ ‬الْمُؤْمِنُونَ‮ ‬اِخْوَةٌ fermanını ihlas düsturuyla aşıladığınız ve böylece tecezzi kabul etmez bir vücud haline getirdiğiniz için, hakiki Nur’un mensubları manevî tek bir şahıs hükmüne gelmişlerdir. Ve bu hakikatın hükmüyle diyorum ki: Bir kardeşine edilen zulüm ve tahkirden kendisinde bir teessür ve nefret duymayan ve rahmet-i İlahiyeye iltica etmeyen, maalesef iddiasında sâdık değildir; tedavi-i Nuriyeye muhtaçtır. İşte hassasiyetimiz bu noktadandır.

Sâdisen: İnşâallah elyazılı, tevafuklu mübarek Kur’an iade ve risalelerin tam serbestiyeti ile mübarek Ramazanı daha şevkli geçirir ve bayramı hakikatlı ve vesile-i şükran bir bayram olarak idrak ile manen taltif olunuruz.

اَللّهُمَّ‮ ‬يَسِّرْ‮ ‬لَنَا‮ ‬آمِين‮ ‬بِحُرْمَةِ‮ ‬سَيِّدِ‮ ‬الْمُرْسَلِينَ‮ ‬آمِين‮ ‬وَ‮ ‬آخِرُ‮ ‬دَعْوَينَا‮ ‬اَنِ‮ ‬الْحَمْدُ‮ ‬لِلّهِ‮ ‬رَبِّ‮ ‬الْعَالَمِينَ

اَلْبَاقِى‮ ‬اَلْحُبُّ‮ ‬فِى‮ ‬اللّهِ

Pürkusur talebe kardeşiniz

Muhibb-i Muhlisiniz

Kardeşimiz Abdülmecid ve hanesi tarafı lehülhamd sıhhat ve âfiyettedirler. Sizi merak ediyordu, teselli mektubu yazdım. Yakınınızdaki alâkadarlar ile birlikte mübarek Ramazanınızı tebrik ediyor, füyuzatından Nurlar hesabına da istifadeye mazhariyetimizi Allah-u Rahman-ur Rahîm’den tazarru’ ve niyaz ediyoruz.

78. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Çok sevgili Üstadım, Efendim Hazretleri!

Evvelâ: Şuhur-u selâsenizi ve leyali-i mübarekenizi hususan Ramazan-ı Şerifinizi ruh u canımla tebrik eder, mübarek nurlu ellerinizden hürmet ve hasretle öper, dualarınızı rica ediyoruz.

Sevgili Üstadım! Buralarda mûcib-i merak bir hal yoktur. Risale-i Nur vazife-i tenviriyesini yapmaktadır. Günden güne nurunu neşretmekte, bizim gibi her an onun hakaik-ı kudsiyesine ihtiyacı olan biz talebelerine ifaza-i nur etmektedir. Eğer bir kusur varsa o da bu kusurlu âciz talebenize aittir. İnşâallah o da sevgili Üstadımızın duasıyla telafi olmaktadır. Eski yeni, genç ihtiyar bil’umum talebeleriniz hem selâm, hem dua, hem duanızı rica ediyorlar.

Sevgili Üstadım! Acele olduğundan mektub pek kısa oldu, kusurumu affediniz ve bu mübarek günlerde hayırlı müstecab dualarınızda bulundurunuz. Tekrar tekrar ellerinizden iki senelik tam bir hasretle öperim.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kusurlu âciz talebeniz

Mehmed Feyzi

79. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Nurun alâ nur, şefkatli efendim hazretleri!

Cenab-ı Kadir-i Mutlak Hazretlerinden müncî-i imanımız, üstadımız efendimizin sıhhat ve âfiyetlerle ve uzun hayırlı amellerle başımızın sertâcı müncî-i imanımız ve nigehbanımız üstadımız efendimizin berdevam bulunmalarını efrad-ı ailemizle hususan vâlidem, cariyenizle an-samim-il kalb temenni ve niyaz eder, hâk-i payinizden öperiz. Allah (Celle Celalühü) Hazretleri şahidim, gece gündüz ziyaret-i âlîlerinin iştiyakıyla, ateşiyle yanmaktayım. Günahkârlığım ve vazifede noksanlığım bütün niyet ve teşebbüslerimi akîm bırakıyor. Mübarek aylarda ve günlerde efendimize tebrik ve tazarru’larımı yazacağım vakit kalemi elimden düşürüyor, yüzümün karası ve seyyiatım bütün mefkûremi durduruyor. Temiz, nezih ve mübarek kudsî huzurunuza yazı yazmağa kendimde cesaret ve seviye bulamıyor, Allah-u Azîmüşşan’dan, sevgili habibi Aleyhissalâtü Vesselâm efendimizden ve sevgili habibinin son vârisi üstadım efendimden hicab ediyorum. Cenah-ı şefkat ve şefaat ve merhametinizden başka dünya ve âhirette hiçbir ilticagâhım, hiçbir yerim yok. Nazar-ı rahm ve merhametinize ve müsamahakâr lütuf ve affınıza ve hayırlı dualarınıza pek çok muhtacım ve diriğ buyurmayacağınızı âlîcenab vicdanınızdan bekler ve o emniyetle bir derece ye’s-i mutlaktan kendimi kurtarabilmekteyim.

Hulûlüyle müşerref olduğumuz şuhûr-u selâsenizi ve mübarek günleri ve takarrüb eden Ramazan-ı Şerifinizi tebrik eder, mübarek üstadımın kudsî teveccühlerini bekler, âciz ve hakir ve günahkâr talebenizi hatırlamağa bir vesile olmak üzere teberrüken Yirmidokuzuncu Söz’ü takdim ediyorum. Kabul buyurmanızı, el ve ayaklarınızdan öperek rica ve niyaz ederim üstadım.

Çok kusurlu, çok günahkâr, âciz talebeniz

Taşköprü’nün Kadıköyünden

M. Sadık

80. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Çok sevgili, çok mübarek ağabeyim Hüsrev!

Çok şükürler olsun ki, bazı böyle hizmet-i Nuriye dolayısıyla siz ağabeyimle gıyabî konuşmak nasib oluyor.

Evvelâ: Mu’cizeli Kur’anın tab’ına dair namımıza gönderdiğiniz 1000 lirayı aldım. Bu hususta sevgili Üstadımız şöyle buyurdular: Bayramdan sonra bir talebeyi İstanbul’a göndereceğiz. Hacı Nazif ile tam görüşüp, Hizb-ül A’zam-ı Kur’anî ve Hizb-i Nuriye gibi fotoğrafla mükemmel olarak tab’etmek için teşebbüs etsinler. Hem kahraman Tahirî de Nazif’le muhabere etsin. Tab’ vaktinde hem kahraman Tahirî, mümkün olsa Hüsrev de başında lâzım olacak diyerek.. inşâallah bir-iki ay sonra başlanacak. Şimdilik sizin para göndermenize lüzum yoktur. Bazı kardeşlerimizin o hayra hissedar olması ve hayırdan mahrum kalmaması için, iştirak kapısı kapanmasın dedi. İşte sevgili Üstadımız bu şekilde işaret buyurdular. Cenab-ı Hak inşâallah bu mükemmel hayırlı işi de muvaffak eder.

Sâniyen: Malûm-u âlîleri sevgili Üstadımızı İstanbul’da masonların parmaklarıyla Gençlik Rehberi’nin tab’ından dolayı mahkemeye verdiler. Şimdilik siz ağabeyime leffen takdim ettiğimiz Sorgu Hâkimliği karar suretini bera-yı malûmat gönderiyoruz. Âcizleri geçen hafta İstanbul’da idim. Orada malûm avukat Mehmed Mihri Üstadımızın vekaletnamesini aldılar. Onun dediğine göre mahkeme Ağırceza’da olduğundan, Üstad’ın mahkemeye gelmesi mecburî imiş. Fakat bir istida ve bir de doktor raporu olursa, belki istinabe suretiyle Emirdağı’nda ifadesi alınır diyor. Sonra istidaya rabtedilmek üzere eskiden Denizli beraet kararı ve Yargıtay’ın tasdik kararı, suretleriyle son Afyon Mahkemesi kararının Temyiz bozma karar sureti, hattâ îcab ederse Tarsus Kaymakamı’nın verdiği vesikanın suretini ilk istida ile ilişik olarak mahkemeye takdimi lâzım geliyor. Bunların teminini siz ağabeyimizden rica ediyoruz. Gerçi daha davetiye gelmemiş. Fakat daha evvelden hazırlanmak lâzım ki, mahkemeden evvel yetişsin. Eğer Üstadımız bu defa gerek Emirdağı’ndaki takke giymesi yüzünden ve gerek İstanbul’daki Rehber için mahkemeye gelirse çok ağır konuşacağını söylüyor. Ondan da en ziyade Demokratlar zarar edeceğini ilâve ediyor. İnşâallah bu mahkemelerin ikisinden de hiçbir şey çıkmaz.

Orada bütün kadeşlerime çok selâm eder, mübarek ellerinden öperim. Ve bu vesile ile hem Ramazan-ı Şerifinizi ve hem leyle-i kadrinizi, hattâ mübarek bayram-ı şerifinizi candan tebrik eder, derin hürmetlerimi sunar, el ve ayaklarınızdan öperim. Çok muhterem ağabeyim! Buradaki bütün kardeşlerimiz çok selâm eder ve mübarek ellerinizden öperler.

Âciz, kusurlu kardeşiniz

Mehmed Çalışkan

81. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Muhterem Üstadım Bediüzzaman Hazretlerine!

Uzun zamandan beri beni Emirdağı’na çeken bir kuvvetin emrini yerine getirmek için didinirken, nihayet Allah’ın lütf u keremi ile bu içten içe doğan vazifeyi îfa etim. Dünya gözüyle aynelyakîn siz muhterem üstadımızı doya doya temaşa imkânını buldum. Ne büyük mazhariyettir ki, siz ulvi insanla Allah’ın bütün masiyet ve fenalıklardan masun tuttuğu o güzel Emirdağı’nın kırlarında tam bir safiyet havası içerisinde görmek ve görüşmek lütfunu istihsal edebildim. Hakk’a hamd ü sena olsun.

Sevgili Üstadım! Sizinle uzun uzun her bâbda ruhumun geçirdiği istihaleleri ve buhranları izale etmek maksadı için konuşmak aşk ü şevk ile oralara kadar koştum ise de, maalesef bu fırsatı temin edemedim. Fakat ne de olsa değil mi ki, siz muhterem zâtla yakından görüşebildim. Bu da bana yeter. Bundan böyle mektubla olsun hal ü ahvalimi size ifşa ile, derdimin dermanını istirham edeceğim.

Maddî ve manevî bakımdan bugüne kadar çok şey kaybettim. Zira gerçek mürşid bulamadım. Küfrün ve dalaletin şaşaalı, yaldızlı sefahet ve cazibesine kapılan nefsimi bir türlü o menhus yoldan kurtaramadım. Bu levs yüklü âlemin içinde bir hayli fırtına ve tehlikeler geçirdim. Boğulmak üzere iken aziz üstadımızın, Kitabullah’ın iman hakikatlarına taalluk eden âyetlerini beliğ ifadelerle açarak Risale-i Nur Külliyatı adı altında ortaya atışı neticesi, işbu küfür ummanı…………iman nurunu havi hakikat nüktesini yegâne kurtuluş yolu olarak görüp ona sarılmağa karar verdim. İşte bugün Risale-i Nur’u mütalaa ettikçe bir hayli manevî sahadaki ruhumun buhranları izale olmakta. Bundan böyle bahtiyarım. Allah bütün Nur davasında koşanların yardımcısı olsun. İnandım ve iman ettim ki: Bu milleti bu badireden salaha, saadet-i ebediyeye ulaştıracak yegâne yol, İslâmın iman hakikatlarını havi Nurcuların yoludur. Artık bu kanaat ve düşünceden sonraki kararıma kat’î olarak fî-sebilillah bu mukaddes davaya son demine kadar hizmet etmektir.

Üstad Hazretleri! İçime öyle bir istek ve arzu doğuyor ki, bütün sermaye-i ömrümü iman hakikatlarını yayma yoluna hasrettim. Bütün meşgale-i sa’yimi bundan ibaret olsun. Fakat bu sefer de ebeveynimin hizmetleri ve onlara bakmak ve dahi onların geçimlerini temin etmek mes’elesi ihmal olacak gibi bir hal önümde heykelleşiyor. Artık şu muhakkak ki; bu mukaddes davaya nasıl hizmet edebilirim, bu yolu gösterin. Beni irşad ediniz. Çok ama pekçok bîkesim. Ne olur aziz üstadım benimle biraz meşgul olunuz da, bendeniz de bu kudsî dava bâbında rıza-i İlahiyeden hissedar olabileyim. Belki böylece gözümün önünde dağ silsileleri kadar ulu şekilde yükselmiş günahlarım tedricî eriyebilir. Nihayet i’dam-ı ebedîden saadet-i ebediyeye intikal edebilecek bir ruhun sahibi olabilirim. Huzur-u İlahiyeye onun rızasını hâmil çıkmak azmi ile çalışmak istiyorum. Beni ruhumun bu keşmekeşliğinden salaha inkılab ettirebilecek o feyizli ikaz, izah, irşad ve nasihatlarınızla tenvir etmenizi tekrar tekrar Allah rızası için istirham ediyorum. Daima dualarınıza bendenizi de dâhil ederek maddî ve manevi kurtuluş çarelerini lütfetmesi için Hâlık-ı Zülcelal’e benim için de dualarınızı esirgemeyin.

Bu mukaddes davaya hizmet ve duhul bâbında çok geri kalmış diye ifade ettiğiniz, o dalalet içinde yüzen İzmit’i inşâallah en ileri iman nuruyla müşerref olmuş beldeler safına ulaştırmak için çalışacağım. Esasen daha henüz faaliyete geçtiğim şu günlerde çok müsbet neticeler almış, çok geniş alâka toplamış bulunuyorum. Seyahatten dönüşümde Isparta’da Hüsrev Ağabeyimizden temin ettiğim Nur risalelerini âdeta burada kapış kapış elimden aldılar. Ve birçok kardeşlerimiz büyük bir hayranlık ve bağlılık izhar ederek okumaktadırlar. Sık sık İzmit’in Nurcularına dâhil olan kardeşleri hakkında siz Üstadımıza izahat vereceğim. Ramazandan sonra da buyurduğunuz gibi toplu şekilde haftanın muayyen günlerinde Risale-i Nur’u okuyarak içimizde bulunan kıymetli âlimlerimizle izah ede ede daima mütalaa edeceğiz. İzmit’te mevcud iki müderris ilim adamımız, Risale-i Nur’un Asâ-yı Musa ile Siracünnur’u okumakta olduklarını ve size karşı bağlılıklarının gün be-gün artmakta olduğunu zikretmeden geçemiyeceğim.

Mektubuma burada son verirken, kıymetli dakikalarınızı israftan ötürü affımızı diler, def’aten selâm ve muhabbetlerimle Cenab-ı Hak’tan sağlığınızı candan temenni ederim aziz Üstadım.

Adres: İzmit Alemdar Caddesi No: 9

Nur Talebelerinden

Abdurrahîm Bezci

82. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok kahraman ve muhterem ağabeyimiz Hüsrev!

Pek muhterem Üstadımızın işareti üzerine Mu’cizatlı Kur’anımızın tab’ı hususundaki gönderdiğiniz 1000 lira ile kıymetli mektubunuzu aldık, okuduk. Can ü yürekten tebrik ederiz. Muhterem Üstadımız, “Madem Hüsrev 1000 lira koymuş, ben de onun yarısı olan 500 lirayı nafakamdan vereceğim” buyurdular. Sizin gönderdiğiniz ile oradaki bu işi yapanlarla temas için İstanbul’a gönderildi. Sizin bu himmetinize ve Üstadımızın ikazı üzerine burada bulunan arkadaşlardan beş kişi ile 1500 temin ettik. İnşâallah daha artırmağa çalışacağız.

Sevgili ağabeyimiz! Cenab-ı Hakk’ın rahmeti ve inayeti ve Üstadımızın duaları berekâtı ile inşâallah mu’cizeli Kur’anımızın tab’ına muvaffak olacağız. Bilcümle kardeşlerimize selâm eder, hayır dualarınıza intizar ederiz.

Kardeşleriniz, Emirdağı Nurcuları

Mehmed, Sadık, Tahir, Nuri, Halim

83. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz sıddık kardeşlerimiz!

Üstadın söyledikleri:

Mu’cizeli Kur’anı fotoğrafla tab’ etmeğe kat’iyyen karar verdim. Bütün eşyamı satıp ona sarfedeceğim. Hergün bir cüz’ü okudukça “Mâşâallah, bârekâllah, binler bârekâllah” ruhum söylüyor. Büyük bir iştiyak ruhuma, kalbime geliyor. Onun için Nurların mecmualarından sonra bu Kur’anımızı âlem-i İslâmın mühim yerlerine Pakistan, Hindistan ve Arabistan’a göndermek, büyük bir hizmet-i Kur’aniye olacak.

Sâniyen: Eski eserimden Medreset-üz Zehra’ya ait size gönderdiğim parçanın tamamını bir derece tashih edip size gönderiyorum. Sizler münasib görmediğiniz cümleleri çıkarabilirsiniz. Ve münasib gördüğünüz kısmını hemen Mektubat’ın âhirinde yazarsın. Hem de müstakil, yalnız neşredilsin. Ve bir kısım nüshaları Ahmed Feyzi’nin fıkrasıyla ve İşarat-ül İ’caz tefsirinin Sabri’ye verdiğim üç ders ile beraber küçük bir mecmua olarak, Mahkeme-i Kübra’ya Şekva gibi makinede tab’ edilmesi reyinize havaledir.

Sâlisen: Ben her vakit Hüsrev’in sıhhatıyla alâkadarım. Onun hastalığı olsa, ben canım ve ruhumla kendime almak istiyorum. Fakat hissediyorum, haber aldığıma göre Hüsrev benim hastalığımda bana yardım ediyor. Benim hastalığımın bir kısmını bana versin, tâ Nurlara muvaffakiyetle çalışsın.

Üstad’ın hizmetinde bulunan

Hamza, Mehmed, İbrahim, Nuri


Mahkeme-i Kübra’ya Bir Şekva’nın tashih cetveli:

sahife satır

2 9 ithamnameleri

8 9 Yunan’ın

11 5 isyan eden

16 l2 sayılabilir

25 12 söner

29 5 zarar

30 8 sönmüş kelimesi üstüne (hâşiye) denilecek. Sahife nihayetine bu gelen satır yazılacak::

(Hâşiye): Yirmibeş senelik hükûmet, buna kat’î bir şahid oldu.

32 7 millet ya taklid edecek

32 8 hukukullah ise hukuk-u ibadı

84. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

(Volkan, Hür Adam ve Sebilürreşad gazetelerine neşir için gönderilen parçadır.)

Üstadımız hakkında olan iftiranın ve acib yalanın bir nümunesi şudur ki: Beş sene evvel dehşetli ve zehirli bir hastalığa binaen yatsıdan sonra iki hizmetçisini çağırmış ki, bayılmasına ve kusmasına binaen hizmet etsinler. O vakitten beri biz bütün buradaki onu tanıyanlar biliyoruz ki, şimdiye kadar akşam namazından sonra, tâ sabah güneş doğuncaya kadar hiçbir kimseyi kabul etmediğini biliyoruz ve şehadet ediyoruz. Yalnız bu Ramazan Bayramının akşamında kendi yediği yemeğine gizli düşmanı bir fırsat bulup zehir attığı için, bilmeyerek bir kısmını yemiş. Yatsıdan sonra, seksen sene ömründe görmediği gayet dehşetli bir zehirlenmekle beraber şiddetli bir sıtma ve dört-beş defa kusmakla hayatından ümidini kestiği için, karşı evdeki iki hizmetçisini çağırıp son vasiyetini yapmak için o acı ve acınacak haliyle aşağıya kapıya inmiş. Bekçiye demiş: “Ben ölüyorum, sıtmadan tahammülüm kalmadı. Hizmetçilerim gelsin.” Karşıdaki komşucağız haber aldı, gitti hizmetçiyi çağırdı. Ve bekçiye dedi: “Kuvvetim kalmadı, düşeceğim.” Koltuğunun altına girip, yukarı çıkarmış. İki hizmetçisi gelip sobayı yaktılar, kustuğu kilimi temizlediler.

İşte beş sene zarfında, güneşin gurubundan tulûuna kadar bu tek bir muamele, gece iki hizmetçisi yanına gelmiş. Bu acınacak bir tek muameleyi, resmî âmir bunu bu surete çevirmiş ve makamata yazmış ki: “Said Nursî gece yanına ziyaretçiler kabul ediyor, yani siyasî bir maksadı var. Gece toplantı yapıyor.” Bu bir plân değil, yüzer cihette yalandır.

Hattâ aynı günün bayram günü kapısına ilân yazıp, dostlarını bayramlaşmak için kabul etmemiş. Böyle bir resmî memur, böyle iftirayı böyle garib ve ihtiyar ve hasta ve otuzbeş sene gazeteyi okumayan ve siyaseti terk eden ve üç mahkeme dört sene zarfında onun siyasetle ve dünya ile alâkadar medar-ı mes’uliyet bir maddeyi isbat etmediğinden elbette bu tarz iftira ile ona böyle ilişmek, damarına dokundurmak; vatan ve millet ve İslâmiyetin zararına ve haricî komitelerin menfaatine olduğuna kanaat ediyoruz ve emare ve delillerini gösterebiliriz.

Hâşiye: Hem bu plânı resmîleştirmek için, bekçileri çağırmışlar ki, “Geliniz gecede ziyaretçileri yanına kabul ettiğini imza ediniz.” diye karakol çavuşu bekçilere demiş. Bu asılsız yalanı, bekçiler imza etmemişler.

Emirdağ Nurcularından ondört imza

85. Parça[]

من‮ ‬نورشين‮ ‬سيد‮ ‬اقبس

(Salahaddin Şenses’in mektubudur.)

Sübhanehu ve Teâlâ ismiyle başlarım.

Cemadat ve nebatat gibi herşeyin Cenab-ı Hakk’a karşı tesbih-i şükranesi vardır. Ben de tesbih-i şükranemi îfa eylerim.

Cenab-ı Allah’ın selâm ve rahmeti ve berekâtı daimî ve ebedî surette üzerinize olsun. Mutlaka câmia-i İslâmiyede sevgili mübarek zât-ı âlî-i kerimin huzur-u âlîsine, gözümün karası ve gördüklerimin en nurlusu efendim!

Hocam, bil’ittifak Nur hocası!

Evvelâ: Nazif ve şerif, mutahhar ve mücella hatır-ı âlîlerinizi sorup sual eder ve nihayet derecede hasret ve muhabbetle ve kemal-i şevk ve zevk ve lezzetle ellerinizi ve ayaklarınızı öperim. Şu nifak-ı zahirle bezenen bid’iyyat ve dalalet gussalarıyla gussalanan asr-ı hazırın müceddidi ve vaktin gavsı efendim! Cenab-ı Erhamürrâhimîn olan Allah-ı Kerîm’den umar ve temenni eylerim ki, şu zamanda din-i Muhammedî’yi aşikâr etmek emel ve arzusunda ömr-ü azizini hizmet-i imaniyede ifna-yı vücud eden siz üstadımın sıhhat ve âfiyette daim olmasıdır. Ve efendimin müstecab dua-i hayriyeleri lütfuna her vakitte ermektir. İnşâallahü Teâlâ en ehass gaye-i âmâlim de budur.

Sâniyen: Affınızı ve kolaylığa ermekliğimizi diliyorum ki, ey hocam! Bizler öz vatanınızın ve akrabalarınızın evlâdlarıyız. Hususan muhterem büyükbabanız, ana ve taallukatınızın merkad ve mezarları bulunan mahaldeniz. Bundan dolayı üzerinizde olan bir hukuktan bahsedeceğim. Amma buna hazm edip ihtimam vermemek de şanınızdan değildir.

Efendim, bunu size bir nasihat için arzetmiyorum. Bu benim yüzler belki binler haddimin fevkinde olan halettendir. Belki bu hukukumuzu sizden istiyorum. Zira üstadımız vilayet-i şarkiyeye kudûm-u mübarek ve meymûneleriyle ayak basmış olsa, benim hesabıma göre uzun, enli ve geniş bir medrese olarak gece ve gündüz Risale-i Nur tedrisatı yapılacak. Maamafih yine yapılıyorsa da işitmek, görmek gibi olmuyor. Evet şunu yakînen biliyorum ki, üstadım bulunduğu mahalde ikamete manen memurdur. Zira orada iman cidden büyük muhataradadır. Lâkin ne olaydı, şu benim bildiğim gibi olsa idi? Hiç olmazsa az bir gün olsun şu hazîn memleketimize selâmetle teşrif edip, bu büyük emr-i manevî-i kudsî misillü, yekdiğerini veli eden uzun zamanlar kesilip, bir fasıla olaydı? Acaba olur mu ki? Ne bileyim, meğer Allah dileye.

Ey Efendim! Bu bizim nefs-i emmare sahiblerine büyük bir perde oluyor. Allah’ın nuruyla zînetlenmiş mübarek yüzünüzle, maasi ve günahla kararmış ve içleri ahlâk-ı zemime ile vasıflanmış kirli yüzler yüz yüze gelmiş olacaktı. Lâkin ben yüzünüzün güzelliğine öyle müştakım ki, âdeta sahra-yı kebir kum çöllerinde şiddetli soğuk suya ihtiyaçlı bir susuz gibi size müştakım. Kalbim senin için öyle oluyor. Muhabbetim şiddetli ve alâkam te’kidlidir. Hemen Fâil-i Hakikî’den umarım ki, husul-ü matluba esbab halkediversin ve yakın zamanda çok meşakkat çekmeksizin meram ve maksudumuza nail olalım.

Sâlisen: Cenab-ı Hazret-i Üstadımızın da malûmudur: Ya şu kusurlu, fakir, müznib kul ile efendisi arasında hasıl olan halet bazan nurdan âtıl kalıyorum. Hüsrev Bey ve Hacı Hulusi Bey’ler mektubat ve müraselat hususunda hâlislerdir. Hattâ bazı Mecmuat-ı Kübra-yı Nuriyelerinizi onlar vasıtasıyla celbediyorum. Hele Hüsrev Bey alettevali Üstad tarafından olanları gönderiyor. Lâkin kalbim buna razı değil ve bununla kanaat edemiyorum. Yüz yüze seyyidden bir kula hitab lezzeti hasıl olmak için, arada vasıta olmaksızın Hazret-i Üstad ile müraselata iştiyakım vardır.

Râbian: Ey gönlümün gönlü ve ruhumun gıdası! Şu mühim suallerin zımnındaki haletten idi ki; geçen sene Hazret-i Üstad’a bir mektub yazmıştım. Kardeşim Hacı Hulusi Bey vasıtasıyla Risale-i Nur üzerine Üstadımın tahlil edivermesi âlem-i İslâmda müteessir müşfik efendimden umdum ki; bana emredip üzerime lâzım gelen ezkâr-ı lisaniyeyi bildirsin, ona devam edeyim. Üstadın hatırası ve hediyesi olsun idi. Tâ ki ölüm gelinceye kadar bununla meşgul olmak idi. Ey efendim, şimdiye kadar bu tahakkuk etmedi. Bu muradımı halleder misiniz, Risale-i Nur’la bunu bana emreder misiniz, yoksa fakirin hususi bu sual cevabından i’raz mı edersiniz? Emel ve arzum büyük efendimden her ne kadar etrafın gözönünde buna tesirli ağır hastalığından dolayı biraz müşkil ise de, şayet öyle ise bunu Allah Teâlâ Benî Haşimî hürmetine izale buyursun. Bunun hakikatını bir satır veya iki satırcık olsun bir mektubla izah ediveriniz. Zira bu benim yanımda büyük ehemmiyeti haizdir.

Hâmisen: Seyda Kabes Et-tâhî’ye bunun izharıdır; büyük ihtiyarlardan tâ küçük masumlara kadar ellerinizi öpüp selâm ve dua-i hayrınızı tazarru ve niyaz ederiz ki: Risale-i Nur ve üstadı ve tilmizlerini imhaya çalışan dessas, müfrit, fâcir fırkaların plânlarının inkırazıyla münkesir ve müteferrik olarak hâlis ayarlı altun olan ehl-i imandan bakır olan müfsidlerin seçilip ayrılmasıdır. Ve buna hükûmet nâzırlarından Dâhiliye Veziri, Maarif Veziri muvaffak olmasıdır. Zira bu hal, İslâmiyetin terakki ve tealisine ve vatanın ma’mur olmasına sebebdir.

Sâdisen: Gaiben selâm ve hürmetlerimi Nur sahibi kardeşlerimin cümlesine, hususuyla muhterem âhiret kardeşlerime takdim eder, tekrar mübarek el ve ayaklarınızdan bir hararet-i tam ile öper, son kelâmım da Hayr-ul Enam âl ve ashab-ı kiram üzerlerine salât ü selâmımdır.

Ey sabah rüzgârı! Eğer dostumun diyarına yolun düşüp de uğrayacak olursan, dostumun ayağının tozuna yüz-göz sürüp öpüver. O derenin güzel kokusundan bir nefescik olsun getirip kokutuver. Tutîlere şeker çıkan yerden bu miskine muradınca bir şeker getiriver ve gerçek tahassürle elini baş üzerine koyup bir ateş çakıver.

Talebeniz

Salahaddin Şenses

86. Parça[]

(Adapazarı’nda Murad Hoca’nın mektubunu bera-yı malûmat takdim ediyoruz.)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَ‮ ‬تَعَالَى‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ‮

‬سَلاَمٌ‮ ‬قَوْلاً‮ ‬مِنْ‮ ‬رَبٍّ‮ ‬رَحِيمٍ‮ ‬محمولا‮ ‬باجنحة‮ ‬النسيم

Gavs-ı A’zam ve Üstad-ı Ekrem Said-ün Nursî Bediüzzaman Hazretlerine!

وجودك‮ ‬لاهل‮ ‬النور‮ ‬عيد‮ ‬مبارك‮ ‬بجودك‮ ‬وجه‮ ‬الدين‮ ‬بالنور‮ ‬ضاحك‮ ‬وكل‮ ‬اوانت‮ ‬فينا‮ ‬مبارك‮ ‬بعد‮ ‬واقبل‮ ‬و‮ ‬للحق‮ ‬ناسك

فلا‮ ‬زالت‮ ‬الازمان‮ ‬تسعدنابكم‮ ‬بنور‮ ‬من‮ ‬القرآن‮ ‬وللرنند‮ ‬سالك‮.‬

Tercümesi: Senin vücudun ehl-i Nur’a mübarek bayram. Senin kereminle dinin yüzü nur ile gülüyor. Ve her an sen bizlere mübarek ve sonra gelecek olan tarîk-i hakta gidecek bizlere hayır verici ve Kur’anın nuruyla tarîk-ı hakta gidici! Hakk’ın selâmı sana ey gavs-ı a’zam, Rabb’in lütfu sana üstad-ı ekrem! Bu ümmete doğan Nurlar Güneşi, ehass-ı havassın ruhların arşı hergün bayram. Bize senin varlığın kadir gecesidir. Senin hayatın Resul-i Ekrem’in nurlar vârisi, bütün ehlullahın mübarek gavsı, lâhutî huzura kabul olursam, o büyük lütfuna nâil olursam, mübarek yüzünü görmek kısmeti, yed-i beyzanızı öpmek devleti Allah nasib etse ne mutlu bana! O nimet-i uzma ne devlet bana! Nurların menbaı Bediüzzaman, ruhların hayatı ey refi’üşşan, mes’ud ettin ümmete iman nurunu gösterdin hak yolu risalelerle. Murad’ın muradı affımız gavsım, maksadım meramım dua üstadım. Garîk-ı isyanım büyük melceim, esir-i hevayım ey halaskârım. Hakk’ın selâmı sana her daim olsun, Rabb’in lütfu sana ebedî olsun.

……

Ziyaretinizle müşerref olmak arzu ediyorum, müsaade buyurulursa.

3 Şevval 1370

Adapazarı Dağıstanlı

Murad Hoca

87. Parça[]

(Bera-yı malûmat gönderilmiştir.)

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz sıddık kardeşimiz Emirdağı’nda Mehmed Çalışkan!

Sevgili Üstadımızın tab’ına karar verdiği mu’cizatlı Kur’an-ı Kerim’in masarıf-ı tab’iyesini karşılamak üzere ve yine Üstadımızın emir ve işaretleriyle açılan nurlu yola Adapazarı Nurcularının da küçük bir hisse-i iştiraki teşkil etmek üzere, bugün Ziraat Bankası vasıtasıyla namınıza 2120 lira havale takdim edildi. Nazarları hârika bir surette celb eden mu’cizatlı Kur’an-ı Kerim’in intişarına bizler de hadsiz bir iştiyak ile intizar etmekteyiz. İnşâallah müslüman yuvalarının en büyük bir fevz-i felah vesilesi olacak olan bu mukaddes eserin kısa zamanda reside-i hitam olacağına ait olan derin ve kuvvetli imanımızı arz ediyoruz. Sevgili Üstadımızın hürmetle, hasretle mübarek el ve ayaklarından öper, sıhhat ve âfiyette devamını Cenab-ı Rabb-i Rahîm’den niyaz ederiz. Sizlere ve bütün Nurcu kardeşlerimize hürmet ve muhabbetlerimizi arz ve hayır dualarınızı bekleriz.

Adapazarı Nurcuları adına

Ahmed Remzi

88. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Aziz müşfik Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Yüksek emirleriniz mûcibince hareketle İstanbul’a geldim. Abdülmuhsin ve Hâfız Emin Bey’lerle yaptığımız istişare mûcibi sizlere arz ediyoruz:

1- Nazif Bey’le kardeşinin tavassutuyla Almanya’da Kur’an-ı Kerim’in iyi bir şekilde bastırılması ve ciltlenmesi daha münasib ve ucuz ve iyi olacağını ve gümrük resmî alınmayacağını söylemeleri üzerine biz de gayet münasib gördük.

2- Kur’an-ı Kerim’in tab’ı için burada teraküm eden 500 siz Üstadımızdan, 2120 Adapazarı’nın, cem’an 2620. Nazif Bey’e makbuz mukabilinde kasada karıştırmadan muhafaza edilmek üzere verilmiştir. Bu hareketin muvafık olup olmadığı hakkında siz Üstadımızın emirlerini bekliyoruz.

3- Volkan Gazetesi’nde son zehirlenme hâdisesinin yazılacağı ve ba’demâ bir sahife Risale-i Nur’un Sözler’den başlamak üzere neşri yapılacaktır. Abdülmuhsin ve Hâlid ve Emin bu işi vazife bilmişlerdir. Emirlerinizi sür’atle bekliyorlar.

4- “Kur’an nedir?” yazınızın Arabçaya tercümesi için teşebbüsüne başlayalım mı? Yazanlara örnek için birinci cüz dâhil birkaç cüz münasibse gönderilmesi, Üstadımızın mübarek arzularına vâbestedir.

5- Hacı Nazif Bey’le Ali Rıza Cansu da birbiriyle istişare ederek mu’cizeli Kur’anın iyi bir şekilde tab’ı için çalışacaklardır. Bu sebeble tashihli Kur’an-ı Kerim’in de tam otuz cüz’ünün buraya gönderilmesi ve Hacı Nazif Bey’in kasasında muhafaza edilmesi ve tab’ına iştirak edecek müslüman tüccarların bu mübarek âyetleri gözleriyle görmeleri, bir an evvel mu’cizeli Kur’anın tab’ına sebeb olacaktır.

6- Hamid Çağal isimli ateşli ve müslüman bir avukat, arzu ederseniz Avukat Mihri Bey’le birlikte davanızı takib etmek üzere vekaletinizi istiyor. Zât-ı âlînize bera-yı malûmat arzediyoruz. Emir Üstadımızındır.

Mübarek el ve ayaklarınızdan öperek sıhhat ve âfiyetinizi Cenab-ı Hak’tan dua etmekteyiz.

Dualarınızı bekleyen çok kusurlu talebeleriniz

Salahaddin, Muhsin, Emin

89. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Çok sevgili ağabeyimiz Hüsrev!

Cüzlerin Almanya’da daha güzel ve daha ucuz basılmasını İstanbul’daki kardeşlerimiz münasib görmüşler. Sevgili Üstadımız da sizlerin ve bazı merkezlerin istişaresine havale ediyor. Bu hususta mevcud paranın ve gelecek paraların İstanbul’da Hacı Nazif Çelebi’nin kasasında ayrıca makbuz mukabili muhafaza edilmesi münasib görülmüş. Sevgili Üstadımız da münasib gördüler. Para göndermek isteyen kardeşlerimiz İstanbul’da Hacı Nazif Çelebi’ye göndersinler. Elhamdülillah Üstadımız zehir hastalığından bir derece âfiyet bulmuştur. Ellerinizden öper, Hüda’ya emanet eyleriz muhterem ağabeyimiz.

Mehmed Çalışkan

90. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Sevgili Hüsrev Ağabeyimiz Efendimiz!

Üstadımızın bize hem itiraznameye yazın hem de bütün nüshalara ilâve ediniz diye gönderdiği Üçüncü Kelime ki, bunun için Eski Said “Eûzü billahi mineşşeytani vessiyaseti” deyip siyaseti terketti.

(Hâşiye): Üstadımızın 27 senelik hayatı ve 130 parça kitabı ve mektubları üç mahkeme ve hükûmet memurları tarafından tam tedkik edildiği ve aleyhinde çalışan zalim mürted ve münafıklara karşı mecbur da olduğu halde, hattâ i’damı için gizli emir verildiği halde, dini siyasete âlet ettiğine dair en ufak bir emare bulamamaları, dini siyasete âlet etmediğini kat’î isbat ediyor. Ve hayatını yakından tanıyanlar biz Nur şakirdleri ise, bu fevkalâde hale karşı hayranlık duymakta ve Risale-i Nur’un dairesindeki hakiki ihlasa bir delil sayıyoruz.

Biz de sevgili ağabeyimize arz-ı ta’zimat ile takdim ediyoruz.

Nur Şakirdleri

91. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬بِعَدَدِ‮ ‬اَمْوَاجِ‮ ‬ذَرَّاتِ‮ ‬الْكَائِنَاتِ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok aziz, çok mübarek, çok müşfik, çok sevgili Üstadım Efendim Hazretlerine!

Mübarek ve makbul dualarınızla Konya’dan döndüm. Fakat mektubumu geç bıraktığım için kusurlarımı afv buyurmanızı yalvarırım. Çok sevgili Üstadım Efendim Hazretleri! Emir buyurduğunuz Konya’lı Vehbi Hoca’nın akrabalarına ta’ziye ettiğinizi ve Hoca Efendi’yi bütün şeyhlerle beraber duanıza dâhil ettiğinizi Hoca’nın oğlu Feyzi Efendi’ye bildirdim. Çok memnun oldu. Sizin en istikametli ve şeriatı tam tatbik eden yekta bir zât olduğunuzu ve pek haksız bir zulme uğradığınızı söyledi. İman hakikatlarını felsefî ve ilmî bir şekilde isbat eden 130 parçadan mürekkeb pek hârika ve kerametli bir şems-i manevî olan Risale-i Nur namında emsalsiz eserleriniz olduğunu söyledim.

Sabri Bey Amucama siz çok aziz ve müşfik Üstadımın pek kıymetli sözü olan “Ben Nurs Bitlisini bıraktım. Mezarımın Konya’da olmasını istiyorum.” buyurduğunuzu ve pek çok kıymetdar selâmınızı söyledim. Pek çok sevindi ve memnun oldu.

Çok kahraman, fedakâr, müşfik ve sevgili Üstadım Efendim Hazretleri! Çok kıymet­dar ve mübarek mektubunuzu Konya ve İstanbul’daki genç Saidlerle okuduk. Cenab-ı Hak sevgili ve mübarek üstadımızdan ebediyen razı olsun. Biz böyle lütuflara lâyık değiliz. Hazret-i Üstadımız bizlere çok büyük lütufkârlık etmiş diye Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükürler ettik.

(Devamı için Bkz. Abdülmuhsin'in mektubu)

92. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok aziz, çok mübarek, çok müşfik, sevgili Üstadımız, kurtarıcımız, Efendimiz Hazretleri!

İki gün evvel Ankara’ya geldim ve kıymetli kardeşim Abdullah ile daima dua ve şefkatinizle beraberiz. Elaziz’li Hüseyin’in odasında yatıyorum. Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür Ankara’da dahi İstanbul’daki fedakâr kardeşlerimiz gibi kıymetli kardeşlerimiz var. İnşâallah dua ve şefkatinizle daha çok kıymetli fedakâr hem kahramanlar inşâallah çıkacak. Elhamdülillah hakikaten dârülfünunda yüzlerce talebe Risale-i Nur’un yüksek kıymetini anlamışlar. Gerçi yüzlerce talebe Nurlarla daimî meşgul olamıyorlar veyahut yazmıyorlar. Fakat bu ağır şerait altında, hem Ankara denilen bir yerde, kat’iyyen muaraza etmeyerek takdirle hem Risale-i Nur’u hem aziz müellifini yâdetmeleri ve tarafdar çıkmaları, hem dua ederek “Allah o zâtı daima aziz ve şerif eylesin ve ömrünü uzun etsin” söylemeleri, hem daima olarak namazlarını kılmaları bu bîçareye kat’î kanaat ve ümid vermiş ki, bu üniversite içerisinde yüz talebe ve yüzlerce dost var inşâallah.

Çok aziz, müşfik, sevgili Üstadım Hazretleri! Kıymetli muhterem Abdullah kardeşim yeniyazı Asâ-yı Musa için Kastamonu’nun küçük Isparta’sına yazmış fakat bir cevab gelmemiş, on aded yeniyazı Asâ-yı Musa lâzım. İstanbul’daki kahraman kardeşler, buradaki fedakâr kardeşlerimizle muhabere ediyorlar. Mübarek Abdülmuhsin on tane eskiyazı Asâ-yı Musa ile bazı risaleleri Ankara’daki kardeşlerimize getireceğim demiş. Fakat yeni harf ile muhakkak lâzım. Hem diyanette iki hoca ısrarla mecmualardan istiyorlar. Bu bîçare onlara karşı biraz mahcub oldum, fakat yakında geleceğini söyledim, teskin oldular. Bunlardan birisi dârülfünun mezunu, genç ve hatib olarak halka ve mekteblilere İslâmiyet hakkında câmilerde ders veriyor. Risale-i Nur’dan faideleneceğini ve ondan ders alacağını söyledi. Acele olarak bütün mecmualardan istiyor. O.N. Efendiye de bazıları söylemişler, Nur mecmualarını alacağız diye. Hattâ onda dört Müdafaat vardı, onları almışlar, diğerlerinden istiyorlarmış.

Çok sevgili Üstadım Efendimiz! Şimdilik acele bunlar lâzım: Zülfikar beş aded, yeniyazı Asâ-yı Musa on aded, Siracünnur beş aded, Tılsımlar beş aded, Sikke-i Gaybî beş aded, Elhüccetüzzehra beş aded, Müdafaa zeyilleriyle beş aded, eski harf Asâ-yı Musa İstanbul’dan gelecek gerçi fazla lâzım fakat şimdilik bu kadar olsun, çünki çok acele ve ısrarla istiyorlar.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Daimî hizmetkârınız, çok kusurlu, perişan

Sungur

Haşiye: Sungur’u tekrar Ankara’ya göndermiştik. Orada hem üniversiteden hem hocalardan Risale-i Nur’a çok müştak olanlar Nur’un her nevi mecmualarından beşer tane ısrarla istiyorlar diye Sungur, Abdullah iki adamı buraya gönderdiler. Biz de Zülfikar’dan ve Müdafaat’tan beş tane, Hüccetüzzehra’dan iki tane, Tılsım, Sikke-i Gaybî, Asâ-yı Musa’dan üçer nüsha gönderdik. İki üniversitenin şakirdleri Nurlara derece-i irtibatlarını gösteren bu mektublarının suretleri bera-yı malûmat size gönderildi.

Said Nursî

93. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok aziz, çok mübarek, çok müşfik, çok sevgili üstadımız, kurtarıcımız, Efendim Hazretleri!

Sizlerden ayrıldıktan sonra ağabeyimin yanına uğradım. Oradaki bütün kardeşlerim sizlerden gelen selâma çok sevindiler ve memnun oldular. Her zaman dualarınızı bekliyorlar. Bu ay başı buraya geldim. Buradaki kardeşlerim de aynı şekilde çok memnun oldular. Üniversite gençleri diyorlar ki: “Memleketin hakikaten büyük bir kurtarıcıya ihtiyacı tamdır. Memleketin her bakımdan kurtulmasına çalışan üstadımıza daha çok ihtiyacı vardır. Biz de o mübarek kahraman Üstadın yolunda gidelim. Bizlere dualarını buyursunlar.”

Evet çok müşfik Üstadım Hazretleri! Karanlıklar içindeyiz. Her tarafımızdan ateş biz gençleri sarmış. Kardeşimiz Mustafa Sungur bizlere sizlerden selâmlar ve Nurlar getirdi. Üniversiteye Nur müştakları içinden bir-iki aydır Nur risaleleri istedik, cevab alamıyorum. Mustafa geldi, derhal cevab da geldi. Yakında inşâallah Nur dairesi daha genişleyecek. Sebilürreşad Gazetesi’nin neşredeceği yazıyı, kalblerimiz coşarak okuduk. Cenab-ı Hak bütün ehl-i İslâmı nurlandıracak inşâallah. Ben henüz Kastamonu’da sizin çok küçük ve çok kusurlu talebeniz iken söylediğinizi şimdi tahattur ettim. Hem o zamanki gibi şimdi de çok kusurlar içinde olduğum halde, nasıl oldu da Cenab-ı Hak bu muazzam Nur dairesini kısmet etti diye düşünüyorum. O zamanki sözleriniz birer birer çıkıyor. Nur dairesinin bir şakirdi olmam bir tarafta ve varlığım ve bütün kâinat bir taraftadır. Şimdi bize dünya padişahlığını verseler, biz Nur’un çok kusurlu bir talebesi olarak kalmaktan aslâ ayrılmayacağız, inşâallah bunu isbat edeceğiz.

Aziz Üstadım! Müdafaatınızı bütün milletsever gençler okuyorlar, okuyacaklar. Gittikçe Nur’a karşı iştiyak artıyor. Dualarınız berekâtıyla bu ifsad olmuş yeni baştan dirilecek, ebedî hayatı hatırlayacaklar. Medeniyet adı ile uyutulan varlığını bir defa daha duyacak, hakiki İslâm ruhunu yaşayacak. Risale-i Nur’da kusur arayan, onu söndürmek isteyen bedbahtlar iyi bilsinler ki, Kâinat Sahibi’nin yaktığı güneşe ne kadar üfleseler çocuklardan daha gülünç olacaklar. Gönüller üzerine tahtı kurulan Zât-ı Zülcelal’in müsaade ettiği Nur meş’alesi ebediyen bizleri aydınlatacaktır inşâallah.

Bendenizi Risale-i Nur vazifesinde hâdim olarak Mısır’a göndermek lütfu beni her an sevinçler içinde bırakıyor. Sevgili Üstadım dua buyurun ki, ben lâyık olmadığım o vazife için ehil olayım. Kendimi çok bîçare görüyorum ve utanıyorum. Dualarınızın tesirlerini her zaman görmekle beraber daim dualar bekliyorum. Aziz Üstadım, kusurlarım çok fazla. Afvederek dualarınızı daim eyleyesiniz. Yeni Saidler Bediüzzaman Said Nursî daima dua bekliyorlar. Tekrar selâm eder, ellerinizden öperim. Bütün arkadaşlarım ve kardeşlerim selâm edip dua bekliyorlar. Bedriye Hanım da çok selâm eder, mübarek ellerinizden öperler.

Duanıza muhtaç talebeniz

Araç’lı Abdullah

94. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok muhterem, çok kıymetli ağabeyimiz Hüsrev Efendi’ye!

Sevgili Üstadımız diyor ki: Birinci Zeyl yüz mâşâallah istediğimiz tarzda gayet güzel, yanlışları pek az bir surette çıkması Hüsrev’in hârika kaleminin bir kerametini daha göstermiş. Ben bu dakikada yüz otuzuncu sahifeye kadar baktım. Zararlı yanlışlar göremedim. (Haşiye[5]) Demek Medresetüzzehra’nın erkânı hiçbir cihette bana daha ihtiyaç bırakmıyor ki, çok parçaları münasib bir tarzda yerleştirmişler. Eğer sonra bazı ehemmiyetli yanlış görsem, küçük bir hata-savab cedveli göndereceğim. Fakat bu nüshayı göndermiyeceğim, bende kalsın. Gönderilen hediye-i Nuriyeye karşı bin bârekâllah derim. Şiddetli hastalığıma bir tiryak hükmüne geçti, diyor.

Çok sevgili ağabeyim, arz-ı hürmet eder mübarek ellerinizden öperim.

Âciz, kusurlu kardeşiniz

Mehmed

95. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık, sevgili, kahraman kardeşlerim!

Sevgili mübarek Üstadımıza kendilerine ait yeni çıkarılan tarihçe-i hayatlarından bir nüshasını takdim etmiştik. Memnuniyetlerini müş’ir, sureti bâlâya çıkarılan mektubla, Reisicumhur’un cevabî telgrafını göndermişler. Hem aynı zamanda Nurs karyesinde bulunan ve uzun zamandan beri münzevi yaşayan hem büyük bir âlim olan, üstadımızın büyük biraderleri Molla Muhammed’in üç-dört ay evvel dâr-ı bekaya teşrif ettikleri haberini aldığını ve kendilerine vekaleten Nur ailesini ta’ziye etmekliğimizi ve o mübarek merhuma vesile-i rahmet olan dua ile yardım edilmesini emretmişler.

Biz de başta sevgili Üstadımız olarak bütün Nur ailesini hem ta’ziye ediyoruz hem o aziz mağfurun ruh-u enverlerine rahmet-i vâsiaya vesile olacak olan bu mübarek şehr-i Ramazanda hususan mübarek günlerinde dua edilmesini bilvekale rica ediyoruz.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Nur Talebeleri namına

Hüsrev

96. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz, sıddık, sevgili kardeşlerim!

Bizleri sevindiren ve kardeşliğin manevî sahadaki sönmez sevinçleriyle bizleri coşturan, beraberce bulunduğumuz o günü hatırlatan ve yaşatan mektubunuzu aldık, çok memnun ve mütehassis olduk. Türlü türlü fikir cereyanları içerisinde Risale-i Nur gibi tenvir edici ve hakaik-ı imaniye ve Kur’aniyeyi tahsil ettirip dalalet yollarının çoğaldığı dehşetli bir zamanda en istikametli yol olan Kur’an ve iman yolunu gösteren ve öğreten hârika eserlere sarılmak uyanıklığını gösteren siz gibi kıymetdar kardeşlerimize karşı misafirperverlik vazifesini hakkıyla yapamadığımız için müteessiriz. Siz gibi sevgili kardeşlerimize, mezkûr mahiyetteki olan kimselere ne kadar ikram ve izzet yapsak o kadar lâyıktırlar. Risale-i Nur’u dikkat ve tefekkürle devamlı okuyanlar arasında hiçbir beşerî kuvvetin çözemiyeceği manevî bir bağ husule geliyor. Risale-i Nur İslâmiyetin hakikatlarına nüfuz ve vukuf ettirici hârika bir eser-i külliyat olduğu için, müslümanlığın bir şiarı olan kardeşliği de Nur talebeleri arasında tesis ediyor. Bu sırra binaendir ki Risale-i Nur talebeleri İhlas Risalesi’nin düstur ve vecibeleriyle birbirlerini çok severler. Aralarında maneviyatı daima maddiyata tercih ederler, yekdiğerlerine samimi ve ciddi hürmet ve iltifat ederler. Bediüzzaman Hazretlerinin bir eserinde buyurduğu gibi:

“Aziz sıddık kardeşlerim! Birimiz şarkta, birimiz garbda, birimiz şimalde, birimiz cenubda birimiz dünyada, birimiz ukbada olsak biz yine birbirlerimizle beraberiz.” derler. Risale-i Nur’u dikkat ve tefekkürle okuyan bir Antalya’lı birisiyle Kastamonu’lu birisi karşılaşsalar, “Aziz kardeşim, sevgili kardeşim” diye sevgi ve samimiyetle öz kardeşiyle birleşmiş olmaktan ziyade bir uhuvvet ve muhabbetle mütehassis olurlar. İman ve İslâmiyete şiddet ve dehşetle taarruz ve hücumun beşeriyeti istilâ ettiği en korkunç bir zamanda imanların sarsıldığı, zaîflediği, çürüdüğü ve tahrib edildiği bir hengâmda ehl-i imanın ve insanların hattâ baba oğul ve iki kardeş arasında bile itimadın olmadığı bir vakitte, Risale-i Nur Kur’an ve iman hakikatlarını tahkikî bir surette ders vermiş. Bu dersleri dikkat ve tefekkürle devamlı olarak okuyup öğrenen bahtiyar kimselerdeki kurumuş imanlara sünbül vermiş, onun manevî âleminde muazzam bir bahar açılmış, mes’ud kimsenin iman ve fikir âlemindeki meydana gelen o nuranî baharın bahşettiği haz ve zevk, inşirah ve saadet o kimseyi Allah’a ve Resulüne ve İslâmiyete bağlanmış. Risale-i Nur’un parçalarını okudukça bu bağlar perçinleşmiş. Risale-i Nur’un külliyatını dikkat ve tefekkürle okumak nimetine nail olan ve millet fedaisi olan kahraman Türk gençlerinde bu nuranî bağlar hiçbir beşer kuvvetinin ve en kahhar ve zalim dinsizlerin en müdhiş silâhlarının bile koparamıyacağı bir vaziyete gelmiş. İşte İslâmiyetin hakikatına bir derece nüfuz eden o kahraman gençler, vatan ve milletin ve gençliğimizin ebedî saadet ve selâmeti ancak ve ancak tahkikî bir imana sahib olmakla kabil olduğunu ilmelyakîn idrak etmişler ve bu idrakin verdiği gayret ve kuvvetle mektebî derslerinden sonraki müsaid vakitlerini boşa gidermemişler. Senelik ta’tillerde o çok kıymetdar ta’til günlerinde, elde edebildikleri risalelerle saatlerce başbaşa kalmışlar. Okudukça sevmişler, sevdikçe onu okuyup hakikî ve cesur müslüman olan kimselere içlerinde içli bir sevgi ve kuvvetli bir itimad beslemeye başlamışlar. İşte bizler de siz gibi çok kıymetdar ve sevgili kardeşlerimizi ancak iman ve İslâmiyetin verdiği kardeşlik kuvvet ve samimiyetin tâ kalbinden gelen sevgisiyle kucaklarız. Gözlerinden öper, derslerinizde ve Nurlu çalışmalarınızda muvaffakiyetler dileriz. Kıymetli mektublarınızdan bizleri mahrum etmemenizi isteriz.

Sizi çok seven kardeşleriniz

97. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok mübarek Üstadım Efendimiz!

Evvelâ: Geçenlerdeki alınan Nur eczalarının hemen hepsi dağıldı. Nur’un müştakları sürur içinde kaldılar. Nur’dan kısmeti olanlar, birer birer çıkıp ona koşuyorlar. Nur arayan sineler مَنْ‮ ‬طَلَبَ‮ ‬وَجَدَّ‮ ‬وَجَدَ hakikatına göre buluyorlar. Bu sefer Ziya kardeşimizin getirdiği otuzdört aded Sözler kapışıldı. Ziya kardeşimiz ziyası ile bizi de aydınlattı. Asâ-yı Musa’lar Anadolu’nun muhtelif yerlerine ve Ankara’ya dağılıyor. İttihadın lüzumu, tefrika ve tarafgirliğin zararlarını isbat eden Yirmiikinci Mektub elden ele geziyor.

Sâniyen: Bazılarının istediği fakat isim ve resimden ibaret olan resmî İslâm cemaati teşekkülünün kurulması ile yapılacak hizmetin daha çok muazzamı, buyurduğunuz gibi Medresetüzzehra îfa ediyor. Bir kısım mü’min kardeşlerimiz, İslâm cemaati kurulmasını, resmen işe başlamasını arzu ediyorlar. Hepimizin istediği bu hayırlı cem’iyetin gayesini, Risale-i Nur fütuhatıyla yapıyor. İhlası kıran manilerden korunarak hakiki ders veriyor. Bir cemaatin teşekkülüne tarafdardırlar. Risale-i Nur Medresetüzzehra’sı o muazzam cemaati Anadolu çapında vücuda getirmiş ve âlem-i İslâm ölçüsünde de genişleyeceğini Risale-i Nur’daki hakikatın yüksekliğinden ve dikkat, tefekkürle okuyan mü’minlerin, ehl-i ilmin ve âlimlerimizin arasında vücuda gelen sarsılmaz uhuvvet ve kardeşlikten anlıyoruz. Medresetüzzehra’nın bu muazzam faaliyeti, zemin yüzünde bahar mevsiminde olan İlahî ve muazzam neşir gibi sessiz, gürültüsüz, şaşaasız, gösterişsiz ve mütevazi ve fakat muazzam bir şekilde icra edilmiş. Acûl fıtratta olan insanoğlu âlemde hâkim olan kanun-u İlahîyi düşünmeyerek kendi arzusuyla her mes’elenin istediği vakitte hallolunmasını istiyor. Küçük dairelerdeki vazifelerini atlayıp, büyük dairelere sapıyor ve çok zarar içinde kalıyor. Tohumları atılmış, sünbül vaktine gelmiş olan Risale-i Nur’un yetiştirdiği hakiki imanlı zâtlar, inşâallah yakın bir zamanda âlem-i İslâma nur-u hidayeti gösterecekler ve hakiki İslâm cemaatini tanıttıracaklardır inşâallah.

Sâlisen: İstanbul Üniversitesindeki Nurcu kardeşlerimizin bizlere yazdıkları kıymetdar mektublardan birini takdim ediyoruz.

Râbian: Mübarek ay ve günlerinizi hepimiz beraber ruh-u canımızla tebrik ediyor, Allah’tan (Haşiye[6]) size çok uzun ömürler diliyoruz. Ellerinizden öperek, dualarınızı tekrar istirham ediyoruz.

Ankara Üniversite Nurcuları namına

Abdullah

98. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz milletvekilleri, muhterem ağabeylerimiz Kasım Küfrevî ve Salahaddin Bey’ler!

Sizlerin bu milletin manevî tarihinde ve hayatında en aziz üstadları ve medar-ı iftiharları bulunan mübarek ecdadlarınızın namına ve onların yüksek şerefleri hesabına bir ehemmiyetli vazifenizi sizlere arzediyoruz.

Üstadımız Bediüzzaman Hazretlerinin sizlere pek çok selâmları var. Kırk seneden beri hayatını ona sarfettiği ve üç defa hapislere ve daima tecrid-i mutlakta işkencelere maruz kaldığı ve onbeş defa zehirlendiği ve hayatının gayesi ve mahsulü ve meyvesi bulunan 133 parça Risale-i Nur eserlerinin bugünlerde beraetine veya müsaderesine Temyiz Mahkemesinde karar verilecektir. Afyon Mahkemesinin üç sene evvelki Nurları müsadere ve müellifini ve talebelerini mahkûm eden kararını iki sene evvel Temyiz nakzetmiş ve vaktiyle beraet etmiş ve iade edilmiş eserlerin neşri suç olamaz, binaenaleyh mahkûmiyet kararı kanunsuzdur diye Risale-i Nur’un müsaderesini ve talebelerinin mahkûmiyetini reddettiği halde Afyon Mahkemesi bir türlü beraetine karar vermeyerek muhakemeyi uzatmak yoluna gitti ve nihayet Af Kanunuyla bütün dosyalar ortadan kaldırıldı. Demokrat idarenin başa geçtiği zamanda hem mahkemeye hem Adalet Bakanlığına eserlerin iadesini taleb ettiğimizde, Adalet Bakanı Halil Özyörük hususi olarak iadesini mahkemeye yazmış, mahkeme tekrar bilakis müsadere kararıyla hem bize hem Halil Özyörük’e cevab verdi. Ve biz müsadere kararını tekrar temyiz ettik. İşte şimdi Temyiz’de tedkik edilmekte bulunan bu mes’elede hem İslâmiyetiniz, hem milletiniz, hem mübarek ecdadlarınız, hem sizlerin manevî pek yüksek şeref ve haysiyetlerinizin iktizası olarak bu ehemmiyetli vazifelerinizi takdir edersiniz. Biz sizlere yalnız haber veriyoruz.

Sizlerin çok kıymetdar mübarek ecdadlarınızın yüksek şeref ve haysiyetiyle dolu kahramanlıklarını inkâr ile, o aziz evlâdları olan sizlere ve binlerce sizlerin akrabalarınıza ve dindaşlarınıza dinsiz zalimlerin işkencelerini hatırlatmağa lüzum yok. İşte Cenab-ı Hak o zalimlerin o zulümlerine mukabil yine sizi ecdadlarınızın içinde onların namına birer elmas kılınç ihsan ederek o zalimlerden zulümlerinin intikamını öyle aldı ve aldırttı ki, en müstahkem kal’alarını ve muazzam cisimlerini parça parça etti ki, o elmas kılınç Kur’an-ı Hakîm’in manevî i’caz ve hakikatlarının bu zamanda bir mu’cize-i maneviyesi bulunan ve inayet ve himayet-i İlahî ile yüz binler nüshaları yüz binler şakirdlerinin kalemleriyle vatanın her köşesinde neşredilen bu müdhiş asrın müdhiş manevî yaralarına en hakiki ilâç ve önüne geçilmez bir cesamet ile her tarafa hücum eden dinsizlik ve masonluğa karşı en keskin silâh ve bu asrın tabiiyyun ve fâsıkıyyun zulümatına karşı en parlak ziya olarak parıldayan Risale-i Nur’dur. İnşâallah yakın zamanda bu vatan ve milletin elinde dinî, içtimaî, resmî ve siyasî bütün hayatında en kuvvetli halaskâr ve bütün milletlere karşı mefahir-i âlîsi olarak yâdedilecek bir eserin müsaderesi ve bilhassa şimdi Demokrat idare zamanında hem vatan ve milletin aleyhinde hem Demokrat idarenin siyasetinin aleyhinde olacak ve milletin ve İslâmiyetin aleyhindeki gizli zındık düşmanlarının ekmeklerine yağ sürülmüş olacaktır.

Bazı muhterem milletvekillerine arzettiğimiz bu hakikatı, hususan sizler gibi fıtratları o hakikatın hamuruyla yoğrulmuş İslâmiyet kahramanlarına da arz ediyoruz ki; şimdi elinize geniş salahiyet bahşeden resmî vazifenizle Nur Risalelerinin müsadereden kurtulması hususundaki hizmetinizi rica ediyoruz. Sevgili Üstadımız dahi sizleri haberdar etmemizi bize emrettiler. Biz de size arzediyoruz. Hem hürmet ve selâm ederek muvaffakiyetinize dua ediyoruz.

12/11/1951

Nur talebeleri namına

Mustafa Sungur

Dosyalarımızın numarası:

Baş Savcılık 8/466

Birinci Ceza 951/187

99. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا

Seyyidimiz! Risale-i Nur’u okudum. Bu eserde gerçekten nur ile karşılaşarak aydınlandım. Artık Nur talebesi gibi ben de ruhum ten kafeste bulunduğu müddetçe Risale-i Nur’un emr-i talimine ve emr-i tedrisine ve terbiyesine bağlı olarak çalışırsam dünyada ve âhirette zulmetten uzak kalacağımı anlamış bulunuyorum. Ümid ile dolan yüreğimle dilerim: Sevgili ulu Allahımız, Saidimizden razı olsun.

Dalalete kayan beşeriyeti tenbih için kendi içinden ekmelen sonuncu olarak yarattığı ve ümmi iken nuraniyetinden armağan eylediği Kitab-i Mübin’i ile mükemmil ve büyük muallim yaptığı Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm efendimizin bu asırda vekaletini tam îfa eylemiş bulunuyorsunuz. Sevinçle dolan yüreğimizle dileriz: Sevgili, güzel ve ulu Hâlıkımız, Saidimizden razı olsun.

Asrımızda komünist, siyonist, masonist ve emperyalist karması olan ehl-i dalaletin karşısında iman-ı tahkikîyi kurtarmak gibi muazzam vazifenizi îfa yolunda o ehl-i dalaletin bizdeki sadık bendeleri ve hayfa ki idaremizi inhisarları altına alan cebbar zümreden gördüğünüz aşırı zulümler, tarihimizde dalalet hareketi olarak yerini alacaktır. Nitekim haksız ve kanunsuz olarak zindanlara atılmalarınıza ve muhakeme altlarına alınmalarınıza karşı yaptığınız müdafaalar, nesilden nesile sizi tebcilen takdim edecek, zalim güruh da nefretle yâdedilecektir.

İslâmiyetin ebede kadar bayrakdarı ve insaniyetin mürşidi olacağı kendisine Allah armağanı olarak verilmiş bulunan asil Türk Milleti için Said evlâdının sebatı saadet olmuştur. İman gayreti ile dolan yüreğimizle dileriz: Sevgili, güzel, ulu Rabbimiz, Saidimizden razı olsun.

Bayrakdar millet olarak bizim, insan olarak da dünya milletlerinin kurtuluşları, Kur’an ışığı ve Kur’an yolu ile olacaktır. Nurlar bütün şübheleri yok ederek aydın bir şekilde bu yolu gösteriyorlar. Gözü açılan kalbimizle dileriz: Sevgili, güzel, ulu Mabudumuz, gerçek kılavuz Saidimizden razı olsun.

Dünya çapında kurduğunuz iman mektebinde muallim olarak sizin, kitab olarak Nurların siyaseti reddeyleyişiniz; ehl-i dalaletin bizdeki tilmiz ve bendelerini dayanaklarından mahrum bırakmıştır. Hem öyle bir mahrumiyet ki, iman cephesine yalan, dolan ve iftiralar isnad ederek saf insanları kandırıp uyuşturarak imansız zehirlerini içtimaî bünyemize tam zerkedemediler. Çünki ma’şerî vicdanı tenbih ettiniz. Uyanan vicdanımızla dileriz: Sevgili, güzel Sübhanımız, Saidimizden razı olsun.

27 yıldan beri kâh ölümlü ve biteviye zulümlü tedbirleriyle milleti susturup uyuşturarak imansızlık aşısı vura vura ma’şerî vicdanı uyutacaklarını sanmışlardı. Bunu yapamadılar. Fakat yaptıkları, karanlıkta bu sahte hamiler niyetlerinin lâzım-ı gayr-ı müfarıkı olan haramîliklerini üstün başarı ile yürüttüler. İşte milletimiz yalın ayak, başı açık kaldı. Buna rağmen tarihe millet olarak doğuşunun ve bu İlahî vazifesine olan İlahî bağının sağlamlığı dolayısıyla devletini yine ayakta tutuyor ve tutacaktır. Arınan kalbini imanına taht yapan Türk Milleti çalışarak yine zengin olur, fakat milleti soyup dalayan imansız ve hırsız güruh mutlaka sürünecektir.

Bu millî vazifemizde Nurlar bize en güzel yolu gösteriyorlar. Gözlerimizi menhus çapaklardan temizlediniz. Bu itibar ile âlem-i şehadete lekesiz pencere olan gözlerimizin aydınlığıyla dileriz: Sevgili, güzel, ulu Tanrımız, Saidimizden razı olsun.

Beşeriyetin nurlu geleceğine imanıyla ve imanından doğacak sarsılmaz gücü ve kuvvetiyle parlak mevkiinde ve beşeriyet nizamında sözü dinlenecek olan ulu Türk Milletinin bugünkü biz nesli, üzerimize asaleten ve o günkü neslimize vekaleten yürekten diliyoruz: Güzel, ulu Mevlâmız, Saidimizden razı olsun.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Risale-i Nur talebelerinden

Selçuk Köroğlu

100. Parça[]

-Iraklı âlim Tâhir eş-Şûsî nin mektubudur.-

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Irak’tan gelmiş, Türkçe’ye tercüme edilen Arabça yazılmış bir mektubdur

Rahman, Rahîm sıfatlarıyla mevsuf olan Allah’ın ismiyle başlarım. Hâdim-i Kur’an olan büyük hocam Molla Said Bediüzzaman’ın huzur-u sâmîsine… Cenab-ı Hak ömür ve âfiyetini ve nef’ini ziyade etsin. Şerafetli parmaklarınızı öptükten sonra muhakkak ki Allah Teâlâ Hazretleri, naziri olmayan “İşarat-ül İ’caz Fi Mezan-il İ’caz” tefsirinizle benim üzerime in’am ve ihsanını yağdırdı. Bu tefsirde gayet halâvet ve nihayet derecede sevimlilik buldum. Allah için çalışmış olduğunuzdan atâyâ-yı cezilenizi de Allah verecektir. Bu öyle güzel üslûb ile heyet ve zînette yekta bir tefsirdir ki, bir olan Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin parlak ve geniş yolunda mütalaa edenler için üç cihette nizam ve intizamlıdır. Gizli nükteleri hatırlatmakta ve en garib işaretlerle hakaikı açıvermekte ve sırlarını aşikâr etmekte ve bütün fenlerin ruhu mesabesinde hak ve hakikat cihetinde bunların hepsinde de latif ve zarif ibarelerle ve tatlı terkiblerle ülfetletmiş ve ilmin kapalı cihetlerini aydınlatmış ve çözmüştür.

Elhasıl: Baştan nihayete kadar güzel sıfatlarla vasıflanmıştır. Bundan dolayı Allah’ın ism-i a’zamı ile ve Resul-i Ekrem ve Âl ve Ashabı’nın yüzü-suyu ile isterim. Cenab-ı Hak ona ve onlara salât-ı selâm ile ikram etsin. Cenab-ı Hak, size iyilik ve ihsanda bulunduğu gibi, siz de bizlere büyük fazilet ve iyilikte bulundunuz. Bu tefsir-i mübarek, bu tarz ve bu minval üzere ikmal edildiği gibi, bizde de bulunur ve bize gelecek olursa nasıl gelebilir? Ve tekrar tab’ ettirmek imkânı var mıdır? Bu faideleri ikmal etmek ve Kur’ana hizmet edip ümmet-i Muhammed’e menfaat vermek ve Cenab-ı Hakk’ın وَِممَّا‮ ‬رَزَقْنَاهُمْ‮ ‬يُنْفِقُونَ‮ ‬ âyet-i celilesi ile amel etmek için delalet buyurmanızı diliyoruz. Bu tefsiri her gören ve işiten almak ister. Dostlar ve kardeşler arasında bu tefsirin şöhretlenmesi ve etrafa yayılması için, kendi yazımla iki nüsha yazdım ve bütün kuvvetimle emek çektim. Bize göre bu nüshayı bulup elde etmek, misli olmadık bir nadire-i muvaffakiyet demektir.

Netice-i meram; gece-gündüz şu mektubun cevabının gelmesini beklemektir. Uzun kelâm ile üzmekle hoşlanmadım. Lâkin ifrat derecesinde şevk ve muhabbetim, şu tefsirin neşrinde âlem-i İslâmın menfaatyâb olmasıdır. Bu sözüme vekilim Allah’ımdır, ona malûmdur. Duanızı umarak üzerinize selâm ile sözümü keserim efendim.

العراق‮ .. ‬عقرة

الخادم‮ ‬المخلص‮ ‬الشوشى

امام‮ ‬قرية‮ ‬سوسنان

طاهر

101. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Sevgili kahraman kardeşlerim!

Şimdi bir mektubunuzu ve beraberinde üç Nur kahramanının müdafaalarını ihtiva eden risaleciği aldım. Daha evvelden Hazret-i Üstad’ın “Asâ-yı Musa’dan akan bir Nur Çeşmesi” ünvanlı eserini de almıştım. Hem bizde yapılan son taharri, altı gün sonra altı ay olacak. Gerek bura adliyesince ve gerekse yirmibeşi bulan Nurlar ve Nurcularla alâkalı adliyelerce hiç bir cihetle suç unsuru bulunmamıştır. Hem bura adliyesinin mütemadiyen “Suç bulamıyoruz” diye itiraf ettiklerini işitiyoruz. Yalnız Homa’dan Hacı Sami’yi beş-altı arkadaşı ile Denizli Hapishanesine almışlardı. Halen mevkufiyetleri devam ediyor. Hem Isparta hapishanesinde Denizli’nin Çal kazasından Mehmed Kara isminde bir Nurcu, bir aya yakın bir zamandır mevkuf bulunuyor. Bunların da mevkufiyetleri şahsî hususlardandır, Risale-i Nur’dan değildir. Bunlara rağmen Nazilli’de mevkuf bulunan yedi-sekiz Nurcu tahliye edilmiş. Yalnız bir kimsenin parti taraftarı olduğunu söylemesi yüzünden mevkufiyeti devam ediyormuş. Âtıf ve Konya’lı Halıcı Sabri, bu tahliye edilenler içinde imişler. Hem Maraş’ta onbeş-yirmi güne kadar mahpus bulunan Mellî Süleyman ismindeki Burdur’lu bir Nurcu da tahliye edilmiş. Mahkemesi serbest olarak devam ediyormuş. Hem aziz, mübarek üstadımıza hem sizlere müjde edip beşaret ile arzediyoruz ki, memleketimizde Nurculuğun tazyik edilmesine mukabil, ehl-i imanın ubudiyete şiddetli alâka göstermeleriyle mahzun kalblerimiz ferahlanmakta.. hem geçen ramazan hem şimdi hac münasebetiyle hacıların hacca hareketleri, memleketimizde dindarlık hayatının durdurulmasının imkânsız olduğunu, inkârda musırr bulunanlara açıktan açığa gösterdiğini görmekle ızdırab ve teessürlerimizin yerlerini sevinçler doldurmuştur.

Sizlerin bize gönderdiğiniz Nur Çeşmesi ki, hususan beşeriyeti kasıp kavuran inkâr-ı uluhiyeti اَفِى‮ ‬اللّهِ‮ ‬شَكٌّ‮ ‬فَاطِرِ‮ ‬السَّموَاتِ‮ ‬وَ‮ ‬اْلاَرْضِ âyet-i kerimesinin gayet hakikatlı, gayet azametli hem gayet derecede makul delilleriyle uluhiyetin varlığını zaruretle hem bedahetle hem şeksiz şübhesiz akl-ı beşere ders verip kabul ettiren, hem şimdi de üniversite gençliğinde inkâra yol açmak için “seb’a semavat” hakkında yanlış telkinatta bulunan bir profesöre ve o profesörden ders alanlara gayet güzel ve gayet parlak bir cevabı ihtiva eden bu eserden ve bu defa gönderdiğiniz üç Nur kahramanının müdafaalarından bizim için sizde mevcudlara nisbetle bir mikdar gönderiniz.

Siz kahramanlara hususan aziz Üstadımız Efendimize çoktan beri mektub yazmamıştım. Bu mektubum bu ihtiyacı telafi için biraz uzun oldu. Şimdilik memleketimizde Nurculara ızdırab verecek yeni hâdiseler yoktur. Aziz ve mübarek Üstadımızın ellerinden öper ve sizlere de binlerle sevgi ve selâmlar takdim ederiz.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Kusurlu kardeşiniz

Hüsrev

Haşiye: Afyon kararının bozulmasını isteyen Temyiz’in bozma kararı münasebetiyle istinabe suretiyle bundan onbeş gün evvel Isparta Ağır Ceza Mahkemesince ifadem alınmıştı. Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükürler olsun ki; Nur Risaleleri menafi’-i memleketin en büyük bir hâdimi olduğunu, Nurcuların şübhe edildiği gibi memleket ve millet için hiç bir cihetle zararlı olmadığını ve Üstad-ı Nur’un, düşündükleri gibi yanlış mefkûrelerden tamamen âzade olduğunu bir defa daha Isparta Ağırceza Mahkemesine gösterdiğini, aziz Üstadımız Efendimize şükranla arzederiz. Hem ikiyüze yakın Nurcu ve Nurcuların muarızlarıyla altı aydan beri meşgul olan evvelce Afyon’a daha sonra Isparta’ya bağlı iken şimdi müstakil Ağırceza teşkilâtı bulunan Dinar kazası adliyesi, yeniden Nurcuları sual ve cevab için çağırmış. Serbest bırakmış. Hiç birini tevkif edemediğini beşaretle arzederiz.

Hüsrev

102. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Üstadımızın mektubundaki, Nur’un serbestiyeti Demokratlara büyük bir kuvvet olduğuna bir emaresi şudur ki: Bağdad’da Irak’ın mühim bir ceridesi olan Eddifa’ namındaki Arabî ceride elimize geçti. O ceridenin “Celal Bayar’ın riyaset ettiği hükûmet, tam müslüman olduğuna ve dinsizliğe ve komünistliğe kat’iyyen mani’ olduğuna en mühim delili şudur ki: Risale-i Nur’un talebelerini Demokrat hükûmeti bildiği gibi biz Irak ehli de biliyoruz ki…” diye uzunca yazdığı bir parçasıdır. Aynen aşağıya yazılmıştır:

بان‮ ‬الاناطولى‮ ‬يكاد‮ ‬لا‮ ‬يخلو‮ ‬منه‮ ‬محل‮ ‬من‮ (‬طلاب‮ ‬النور‮) ‬هذه‮ ‬الجماعات‮ ‬التى‮ ‬تنألف‮ ‬من‮ ‬ملايين‮ ‬الدعاة‮ ‬الى‮ ‬الاخذ‮ ‬

بتعاليم‮ ‬الاسلام‮ ‬والعمل‮ ‬على‮ ‬نشرها‮ ‬واعنى‮ ‬بهذه‮ ‬الجماعات‮ ‬تلك‮ ‬التى‮ ‬تعمل‮ ‬بارشاد‮ (‬الشيخ‮ ‬سعيد‮ ‬النورسى‮) ‬

وما‮ ‬زالت‮ ‬تعمل‮ ‬منذ‮ ٢٢ ‬سنة‮ ‬واصبح‮ ‬افرادها‮ ‬يعرفون‮ ‬باسم‮ (‬طلاب‮ ‬النور‮) ‬و‮ ‬هم‮ ‬بين‮ ‬صبى‮ ‬لم‮ ‬يتجاوز‮ ‬الثامنة‮ ‬من‮ ‬

عمره‮ ‬وشيخ‮ ‬بلغ‮ ‬الثمانين‮ ‬وبينهما‮ ‬من‮ ‬الدعاة‮ ‬الاشداء‮ ‬على‮ ‬اختلاف‮ ‬اعمارهم‮ ‬التى‮ ‬ذكرت‮ ‬حديها‮ ‬الادنى‮ ‬والاعلى‮ ‬خلق‮ ‬

كثير‮ ‬واذا‮ ‬كان‮ ‬هؤلاء‮ ‬قد‮ ‬صادفو‮ ‬قبل‮ ‬الحكم‮ ‬البايارى‮ ‬من‮ ‬التعقيب‮ ‬والمراقبة‮ ‬والتعذيب‮ ‬والمعاقبة‮ ‬بسبب‮ ‬الشك‮ ‬

فى‮ ‬دعوتهم‮ ‬والتصديق‮ ‬لما‮ ‬يروجه‮ ‬عنهم‮ ‬اعداؤهم‮ ‬من‮ ‬انهم‮ ‬يعملون‮ ‬على‮ ‬قلب‮ ‬النظام‮ ‬الجمهورى‮ ‬فانهم‮ ‬لقوا‮ ‬فى‮ ‬عهد‮ ‬

رئيس‮ ‬الجمهورية‮ ‬الحالى‮ ‬فخامة‮ ‬السيد‮ ‬جلال‮ ‬بايار‮ ‬من‮ ‬الحرية‮ ‬ما‮ ‬جعلهم‮ ‬يؤدون‮ ‬رسالتهم‮ ‬بالدعوة‮ ‬الى‮ ‬القرآن‮ ‬الحكيم‮ ‬

والحديث‮ ‬الشريف‮ ‬وبالنشر‮ ‬لرسائل‮ ‬مرشدهم‮ ‬السابق‮ ‬ذكره‮ ‬وهى‮ ‬رسائل‮ ‬تزيد‮ ‬على‮ ‬المانه‮ ‬عدا‮ ‬وكلهم‮ ‬تبشير

‮ ‬بمحاسن‮ ‬الاسلام‮ ‬و‮ ‬تنديد‮ ‬بمساوى‮ ‬المبادى‮ ‬الغربية‮ ‬عن‮ ‬المسلمين‮ ‬الممهدة‮ ‬للاستيلاء‮ ‬الشيوعى‮ ‬و‮ ‬لهذا‮ ‬يرانى‮ ‬

القارى‮ ‬اسمى‮ ‬تركيا‮ ‬اليوم‮ ‬البايارية‮ ‬المسلمة‮‬

Bu gazetenin bu ifadesinin küçücük ve kısacık bir hülâsası şudur:

“Anadolu’nun hiç bir yeri yoktur ki, Nur Talebesi orada bulunmasın. Bu büyük cemaatlar içinde milyonlar davetçiler var. Bunlar İslâmiyetin talimatlarına ve esaslarına herkesi çağırıyorlar. Ve o davete dair risaleleri neşrediyorlar. Bu cemaatler, Said Nursî’nin kardeşleri ve Nur derslerini okuyanlardırlar. Yirmiiki senedir bu cemaatler çalışıyorlar. Bunların adı Nur Talebeleridir. Bunlar sekiz yaşını bitirmeyen masum çocuklardan tâ seksen yaşını bitiren çok ihtiyarlar içinde bulunan taifelerden müteşekkildir. Onlar içinde şiddetli ve tesirli, hâlis ve sadık ve fedakâr nâşirleri vardır. Bunlar bu Demokrat Bayarî hükûmetinden evvel pek haksız olarak çok azab ve sıkıntı çektikleri halde, Demokrat Cumhuriyeti zamanında ve Celal Bayar riyaseti altında tam hürriyet ve serbestiyet almaları cihetiyle, bütün kuvvetleriyle herkesi Kur’an-ı Kerim’e ve Hadîs-i Şerif’e davet edip, üstadları olan Said Nursî’nin yüzden ziyade kitablarını neşredip dinsizliğe, komünistliğe ve anarşistliğe mâni’ oluyorlar. Demek şimdi Türkiye’ye البايارية‮ ‬المسلمة ismini vermek tam yerindedir. Türk ve Arab birbirlerinin kusurlarına bakmayarak el ele vermek zamanıdır…”

Bu gazete daha çok şeyler söylemiş. Demek bu devletin tam müslümanlığa hizmet edeceğine gösterdiği delil, Nur Talebelerinin Kur’an hakkındaki faaliyetleridir. Bera-yı malûmat bir suretini size gönderdik.

Demek Demokratlar, Nur Talebeleri gibi Nurları neşretmeye siyaset-i İslâmiyece dörtyüz milyon kuvve-i ihtiyatiye kardeşleri kazanmağa mecburdurlar.

103. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Bağdad’da çıkan ehemmiyetli siyasî bir ceride olan Eddifa’ ceridesinin muharriri İsa Abdülkadir diyor ki:

“Türkiye Nur Talebelerinin mürşidi olan Bediüzzaman Nursî hakkında, Eddifa’ ceridesini okuyanlar benden soruyorlar. Türkiye’deki Nur talebelerinden ve Üstadları olan Said Nursî’den bize malûmat ver, diyorlar. Ben de bunlar hakkında kısa bir cevab vereceğim. Çünki Üstad-ı Nur’un ve Nur Talebelerinin Arablar’da hakkı olduğu için Arablar onlardan ciddi bahsetsinler. Zira İslâmiyet’in madde-i esasiyesi olan Arablar, Risale-i Nur’dan ziyadesiyle faide görmeye başlamışlar.

Bu Nur Talebeleri, Risale-i Nur’la hem Türkiye’de, hem bilâd-ı Arabda komünistliğe karşı muhkem bir sed tesis ediyorlar. Ben de Sebilürreşad sahibi Eşref Edib’in yazdığı, Nur Talebelerinin üstadı olan Said’in tercüme-i halinden bir kısmını yazacağım.

İşte bu Said Nursî, Anadolu’nun şarkında hicret tarihiyle 1293’de Bitlis Vilayeti’nin Hizan kazasının Isparta nahiyesinin Nurs karyesinde dünyaya gelmiş. Babasının adı Mirza’dır. O küçüklüğünde hârika bir zekâ ve izzet-i nefisle meşhur, zilleti hiçbir zaman kabul etmez. İlmin dersine pek küçük iken, sekiz-dokuz yaşlarında başlamış. Fakat çok küçük olduğundan bir müddet tevakkuf etmiş. Onüç ondört yaşında birden acib bir tarz ile üç ayda on senelik kitabları okumuş. Tercüme-i halinde yazmışlar ki, hıfzı pek hârika imiş. Onbeş günde bütün Kur’anı hıfzetmek derecesinde imiş. Hattâ Cem’-ül Cevami’ kitabını bir cumada zihninde hıfzettiğine meşhur âlimler şehadet etmişler. Hattâ meşhur olan Kamus-ül Lügat’tan Bâb-üs Sin’e kadar hıfzetmiş. Ve onun ulûm-u diniye kitablarını okuması da pek acib olmuş. Bir kitabı bir gün eline alır, bir kısmını okur. Onu bırakır, ikinci gün ikinci bir kitabı alır, bir kısmını okur. Umumunu anlar gibi, üçüncü gün daha başka bir kitabı.. hakeza üç ayda, on senede okunabilen kırk kitabı okumuş ki, medaris-i diniyenin âdetlerindeki tederrüse fâik olarak emsalsiz bir surette akranına tefevvuk etti.

Hem o yalnız ulûm-u diniye ile iktifa etmemiş. Van’da iken kendi kendine kısa bir zamanda fizik, kimya, tarih, coğrafya, riyaziyat, felsefeyi tam elde edip, garb ülemasıyla galibane mücadele ederek onları tam ilzam etmiş. Hattâ o fenlerden ders veren mekteb muallimlerinin bütün suallerine doğru cevab vermiş. Böylece hem ulûm-u diniyeyi hem fünun-u asriyeyi cem’etmekle hiç kimseye mağlub olmamış.

Sonra Osmanlı Devleti’nin hürriyet başında kanun-u esasîyi ilânı zamanında İttihad-ı Muhammedî Cem’iyetini teşkil etmiş. Bir makalesiyle Adapazarı ve İzmit taraflarında elli bin adam birden İttihad-ı Muhammedî Cem’iyetine intisab etmiş. Hem 31 Mart vak’asında isyan-ı askeriyede hem ümmete, hem askere pek büyük hizmet etmiş. Hem isyan eden ve nasihatı dinlemiyen sekiz taburu bir nutukla itaata getirmiş. Onlara güzel bir nutuk söylemekle isyanın dehşetini bastırmış ve askerlere karşı ders ve nasihatı çok tesirli olmuş. Hem Said Nursî, Sultan Reşad’a arkadaş olup Rumeli’ne gitmiş. Sultan Reşad, Rumeli’den döndükten sonra onun Van’daki niyet ettiği üniversitesi ve medresesi için yirmibin altun lira tahsis etmiş. O da şarkî Anadolu’da Medreset-üz Zehra namında darülfünununu inşa etsin. Bu iş için hazırlanırken Divan-ı Harb-i Örfî’ye 31 Mart bahanesiyle verilmiş. Fakat Divan-ı Harb’deki şiddetli müdafaasıyla beraber beraet verilmiş. Beraetten sonra İstanbul’u terkederek Batum tarîkıyla Van’a gitmiş. Sonra da Van’dan Şam’a gelmiş. Câmi-i Emevî’de El-Hutbet-üş Şâmiye ismiyle meşhur hutbesini o Câmi-i Emevî’de binlerle insanlara ders vermiş. Sonra Şam’dan İstanbul’a dönmüş. Ve İstanbul’dan şarkî Anadolu’ya yani Medresetüzzehrasını yapacağı yere gitmiş. Fakat temeli atıldıktan sonra eski Harb-i Umumî çıkıp muvaffak olamamış. O inşaat teehhür etmiş. O Harb-i Umumî’de gönüllü alay kumandanı olarak talebe ve dostlarından mürekkeb gönüllüleriyle birlikte Ruslarla kavga ede ede en nihayet yaralanmış ve Rus’a esir düşmüş. Sibirya taraflarında ikibuçuk sene kaldıktan sonra tek başıyla firar ederek Petersburg’a gelerek sonra Varşova’ya daha sonra da İstanbul’a çıkmış. Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye’ye haberi olmadan aza tayin edilmiş. Sonra Ankara’daki reisler ve Mustafa Kemal onu Ankara’ya davet etmişler. Fakat o gitmemiş. Tâ düşmanları olan ecnebi devletlerinin kumandanları İstanbul’a girince mecburiyetle Ankara’ya gitmiş. Hattâ Meclis-i Meb’usan’a girdiği vakit çok alkışlarla ve takdirlerle mukabele edilmiş ve ona Mustafa Kemal’in de rızasıyla o şarktaki Medresetüzzehrasına Meclis-i Meb’usan’ın ekseriyet-i mutlakasıyla yani 200 meb’ustan 163 meb’usun imzası ve tasdikiyle (150 bin lira) Câmi-ül Ezher tarzında bir Câmia-i Şarkıyye manasında bir üniversite açmak için kabul edilmiş. Hem Said’e meb’usluk ve Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye azalığı hem umum vilayat-ı şarkıyyenin vaiz-i umumîliği vazifesi verilmiş. Fakat bilinmeyen bazı hakikatlar için o mühim vazifelerin hiçbirisini kabul etmeyerek, onlarla ileride teşrik-i mesaî edemem deyip Van’a gitmiş. Sonra tâ zaman düzelinceye kadar veya kendisi ölünceye kadar inziva ve uzlet ile mağaralarda yaşamaya karar vermiş. Bir zaman sonra şarkî Anadolu’da bir hâdise olunca Ankara Hükûmeti Said’i o isyanın def’ine çalışmasını istemişler. Onlar o hâdiseyi kuvvetle ve kesmek ile bastırmak istedikleri için Said onlara iştirakten çekilmiş. Said “Böyle hâdiselerin ilâcı nasihat ve irşad ve hüsn-ü muameledir. Asmak ve kesmekle iş fenalaşır.” demesiyle onu garbî Anadolu’ya nefyettiler. O nefiyde iken siyaseti fena gördüğü için siyaseti terkederek dünya ile alâkasını kesti. Yirmibeş sene bu kararı üzerine devam etti. Eski zamanda günde sekiz ceride okuduğu halde, yirmibeş senede bir ceride okumadığı gibi ahval-i dünyayı da sual etmedi. O siyaseti bütün bütün terkettiği ve Eûzü billahi mineşşeytani vessiyaseti dediği halde, siyaset ehli onu terketmedi. Ve daima takib edip, yirmibeş sene hapiste, tecridde çürütmek istediler. Hattâ rical-i siyasî, hapiste iken onu zehirle öldürmek istediler. Fakat Cenab-ı Hak ona selâmet verdi. Müteaddid defalar zehirlenmesiyle cism-i bedeninden şekva edip çok zaman hasta olarak yatağında kalıyordu. Bununla beraber tâ Demokrat Hükûmeti çıkıncaya kadar bütün o azablar onu irşad ve hidayetten ve Risale-i Nur’un neşrinden geri çekemedi ve men’ edemedi.

Şöhreti memleketimizin her tarafını kaplayan bu zât hakkında bir çok mektublar alıyoruz. Hayatına, meslek ve meşrebine dair malûmat isteniyor. Muhtelif halk tabakaları arasında şâyan-ı hayret derecede kuvvetli bir rabıta husule getirmesinin sırrı nedir? Bu bir tarîkat değil, bir cem’iyet değil, siyasî bir teşekkül ise aslâ değil. O halde nedir? Müddeiumumînin ifadesine göre memlekette lâakal beşyüz bin kişi nasıl olmuş da bu zâtın etrafında toplanmış. Ve bu aded günden güne neden artıyor?

Evet ortada bir topluluk var. Fakat bu topluluk, kanun çerçevesine girmiyor. Bir cem’iyet gibi ne bir proğramı var, ne azası var, ne teşkilâtı var, ne de tarîkatla meşgul oluyor. Bir parti gibi siyasî bir proğram ve teşkilâta tabi değil. Kaziye-i muhkeme haline gelen mahkeme kararlarıyla bu cihet tebeyyün ve tahakkuk etmiş. Böyle maddî ve kanunî yollardan gidilmek suretiyle daha senelerle tahkikat ve tedkikat yapılsa yine menfî bir neticeye varılamaz. Çünki bu gönüllerde yaşayan ruhî bir rabıtadır. Yani, din gibi manevî bir şey, el ile tutulmaz. Çünki kanun çerçevesine giremez. Belki de devr-i sâbık hükûmetleri, bunun üzerine fazla düşmekle bu işi alevledi, genişletti. Önüne geçilmez bir hale gelmesine sebeb oldu. Diktatörlük zamanında Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya, bu harekete bir irtica damgası vurabilmek için çok çalıştı. Fakat muvaffak olamadı. Nefiyler, hapisler, takibler, tazyikler, kitle halinde tevkifler, muhakemeler, hiç bir şey kâr etmedi. Bilakis bunlar şöhretinin yayılmasına hizmet etti. Ortada mes’uliyeti mûcib, kanuna aykırı hiçbir şey yok. Yalnız bir Risale-i Nur var. Bu risaleler matbu’ değil. Fakat elyazısı ile yüzlerle, binlerle nüshaları etrafa dağılıyor. Bu risaleler toplatıldı. Mahkeme marifetiyle ehl-i vukuflara tedkik ettirildi. Bunlarda kanuna aykırı hiçbir şey görülmedi. Mahkeme kararıyla teeyyüd eden bu hakikat, kaziye-i muhkeme haline geldi. Bunun üzerine artık bu risaleler, alabildiğine çoğaldı. “İhvan-ı Safa” risaleleri gibi bir mahiyet aldı. 130 parçadan ibaret olan bu risalelerden bir kısmı, yüzlerle sahife teşkil eder. Bazısı makaleler şeklindedir. Bazısı da birer kitab halindedir. Beşyüz sahifeden fazla olanları da vardır. Nur risalelerinin bir kısmı para ile satılmaz, meccanen dağıtılır. Eski harflerle kitab tab’ı kanunen memnu’ olduğu için, bu risaleler elyazısı ile mütemadiyen istinsah olunur. İşini gücünü terkedip hayatını buna vakfedenler var. Kur’an-ı Kerim yazan hattatlar gibi, Nur Risalelerini istinsah edenler de o derece ecr ü sevaba nâil olduklarına itikad ederler. Her kimde Nur Risalelerine kalbî bir temayül hissettiler mi, derhal yazma bir nüshasını ona yazmak için verirler.

Bu kısım, Eşref Edib’in Nur Talebeleri ve Üstadları hakkında yazdığı uzun makalesinin bir kısmıdır. Bu yazı Demokratlar çıkmadan evvelki zamana bakar. Onun için Nur Talebelerinin adedi hakkında müddeiumumînin dediği gibi yalnız beşyüz bin değil, belki şimdi Türkiye’de milyonu da geçmiş bulunuyor. Ve her gün de çok ziyadeleşiyor. Risale-i Nur ise, öyle geniş bir mikyas ile intişar ediyor ki, değil yalnız Türkiye’de ve bilâd-ı İslâmiyede, hattâ ecnebilerde de iştiyakla istenilir oluyor. Ve Nur Talebelerinin şevklerini hiçbir şey kıramıyor.

Hattâ dinî ceridelerinin mühimlerinden başta Sebilürreşad, Nurcuların kıymetdar hizmetlerini takdirle neşrediyorlar. İşte Nur Talebeleriyle Nur Risaleleri ve onların bu büyük hizmet-i Kur’aniyeleri Demokrat Hükûmetinin büyük bir hasenesidir ki, mübarek âlem-i İslâm’daki hareket-i İslâmiye bu hükûmet-i demokrasiyeyi takdir ve tahsinle karşılıyor. Bütün Irak ahali-i müslimesi ki, Arab, Türk, Kürd, İran, bu İslâmî hizmeti ve bu kudsî mücahedeyi kemal-i ferah ile karşılıyorlar. Ve Türkiye’de Türk kardeşlerimiz, garbın yanlış tesiratlarına karşı bunlarla mukavemet gösteriyorlar kanaatindedirler.

İsa Abdülkadir

104. Parça[]

Ahmed Ramazan Sâlih

Bağdad

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ

Gayet muhterem büyük Üstadımıza ve aziz Nur Talebeleri arkadaşlarımıza,

Masdar-ı Nur ve menba’-ı irfanımız olan Kur’an-ı Kerim’in El-Hicr Suresindeki اِنّا‮ ‬نَحْنُ‮ ‬نَزَّلْنَا‮ ‬الذِّكْرَ‮ ‬وَ‮ ‬اِنّا‮ ‬لَهُ‮ ‬لَحَافِظُونَ âyet-i kerimesi muktezasınca, bu âyet-i kerimeye dayanması tabiî olan Kelâm-ı Kadîm’den müstemid ve onun evamirine davet ve nevahisinden tahzir eden Nur Risalelerinin serbest bırakılması hususundaki Afyon Mahkemesinin en son kararı, bu risalelerin yayılması için uğraşan ve bu yolda hattâ feda-yı can etmeğe hazır ve müstaid olan Irak Nur Talebelerince ve diğer Nur Talebeleri arkadaşlarınca da şübhesiz olduğu misillü âdeta bir büyük bayram telakki edilmiştir.

Çoktan beri neticesine muntazır olduğumuz bu vazifedeki sevgili Üstadımızın bugüne kadar çekmiş olduğu bir çok zahmetlerle tahammül olunmaz eziyetlerini unutturmuş olması gerektir. Zira Hak yolundaki zahmetin, Hakk’ın tealisi ve bâtılın inhizamı ile nihayetlenmesi, rahmetten başka bir şey addedilmiyeceği tabiîdir.

Muhterem Üstadımızın daha çok yaşamasını Cenab-ı Hak’tan temenni eylemekle, daha bir çok zaferlere mazhar olmasını dileriz. Ve bu münasebetle gayet mübarek Üstadımıza samimî tebriklerimizi takdim ederken, muhtelif müslüman ülkelerindeki Nur Talebeleri arkadaşlarımızı da musafaha ile tehniye eyleriz. Ve Risale-i Nur’un dünya âfâkına intişar ve yayılmasını Cenab-ı Vâcib-ül Vücud’dan niyaz etmekle bu mektubumuza hâtime veriyoruz, sevgili Üstadımız ve muhterem arkadaşlarımız.

Irak Nur Talebeleri namına

Bağdad Nur Talebeleri

105. Parça[]

Başvekil’e ve Meclis-i Meb’usana ve makamata verilen bir tekzib

Ankara’da çıkan bir gazeteye verilen cevab

Bediüzzaman Said Nursî hakkında bir gazetede intişar eden yazıların, bir takım kasd-ı mahsuslara binaen uydurulmuş şayialar olduğu herkesçe malûmdur. O isnadların Said Nursî’de kat’iyyen mevcud olmadığına, kendisinin otuz senelik işkenceli inziva hayatı şehadet etmektedir. Bununla beraber gizli düşmanların sebebiyet verdikleri müteaddid mahkemeler beraetler vermişler ve Said Nursî’nin masumiyet ve mazlumiyeti kaziye-i muhkeme halini almıştır. Bunun için hilaf-ı hakikat yapılan böyle neşriyatlar, başka bir hesaba çalışanların vatan ve millet ve devlet aleyhine gizli iğfal ve tahriklerinin mahsulü olan yaygaralardır. İntibaha gelen millet ve gençliğimiz de anlamıştır ki, Said Nursî’ye yapılan iftiraların bugünkü gizli maksadlarından başlıcası, ekseriyet-i mutlakayı teşkil eden dindar müslüman halkı iktidar aleyhine kışkırtmaktır. Bu ise tüyler ürperten garazkârane bir maksaddır.

Anadolu’nun ve Âlem-i İslâm’ın, Bediüzzaman’ın eserlerinden müstefid olduğunu bilen o gizli düşmanlar, bu müellif hakkında uydurma haberler çıkararak vatan ve milletimiz içinde anarşilik hesabına çalıştıkları aşikâr olduğundan biz kısa kesiyoruz. Ve hamiyetli ve kadirşinas Isparta ve Anadolu gençliği namına o iftiraları nefretle karşılıyor ve protesto ediyoruz. Şeytanların dahi inanmıyacağı o acib yalan ve iftiralarını, efkâr-ı umumiye müvacehesinde şöylece bir kerre daha isbat ederiz:

1- Üstadımız otuzbeş seneden beri, şeytandan istiaze eder gibi siyasetten istiaze etmiş ve siyaseti tamamıyla terketmiştir. Hiçbir siyasî gayesi ve maksadı bulunmadığı ve bütün kuvvetiyle imanı kurtarmağa çalıştığı, hem 130 parça eseriyle hem bütün alâkadar mahkemelerin tasdikleriyle sabit olmuştur.

Müfterinin “Hilafet istiyorlar” manasındaki iftirasını, yirmisekiz senedir beş mahkeme ve Üstadımızın bulunduğu altı vilayet, asayiş aleyhine ve siyasî mücadeleye delalet edecek hiçbir emare bulmadıklarından dört mahkemenin beraet verip eserlerinin iadesine karar vermeleri, o iftiranın ne kadar esassız olduğunu gösteriyor.

2- Üstadımız bütün ömründe bir tek kimseye olsun tarîkat dersi vermemiştir. Yalnız imanı kurtarmak zamanı olduğundan bütün kuvvetiyle ve bütün eserleriyle imanı kurtarmağa çalıştığı, bütün onu bilenlerce malûmdur. Ve bu husus, mahkemelerin kaziye-i muhkeme halini alan kararlarıyla da sabittir.

Uydurma olarak takılan bir isimle zikredilen tarîkatın ismini Üstadımızdan sorduğumuzda, Üstadımız kasem ile “Böyle bir tarîkatı, o gazeteden yeni işitiyorum” demişlerdir. Hakikaten Üstadımızın çok ihtiyarlığı dolayısıyla hizmetinde bulunan bizler de öyle bir tarîkatın ismini yeni işitiyoruz.

3- Üstadımız cum’a günleri, sıhhati yerinde olduğu vakitler, cum’a namazını kılmak için câmiye gider. Hattâ halk kendisine bir tezahürat yapmasın diye o yine yakın olan câmiye araba ile gider. Ve namazdan sonra derhal döner. Üstadımız bütün hayatı boyunca hürmetten kaçmış ve gelen ziyaretçileri dahi bu sır için kabul etmemiştir. Isparta gibi gayet şirin ve hoş bir memleketi bırakıp, Barla gibi yol uğramayan dağlık bir köye giderek uzun müddet oralarda kalması, yine teveccüh-ü âmmeden kaçmasından ve hürmeti istememesindendir. Muhabirin bildirdiğine göre, Üstadımız hem cum’aya gidiyor, hem cum’anın aleyhinde imiş. Ne kadar tezad bir ifadedir. Esasen gizli din düşmanlarına bilerek, bilmeyerek âlet olanlar, bir taraftan Risale-i Nur mekteb-i irfanının talebeleri cum’aya gelmiyorlar diyorlar. Diğer taraftan aynı ağızlar gazetelerin sütunlarında “Cum’ada yapılan tezahürat” başlıkları altında yazı yazmaları gösteriyor ki; yazdıkları yazıların manalarından gafil olarak bir cehl-i nâdanî içine yuvarlanıyorlar.

4- Üstadımızın Dersim harekâtında alâkadar olduğunu ileri süren muhbir, o kadar bedihî ve uydurma bir yalanla cehlini gösteriyor ki, tarif edilmez. Üstadımız, Dersim harekâtının vuku’ bulduğu senelerden on sene kadar evvel, zulmün mahkûmu olarak herkesten tecrid edilmiş bir vaziyette Anadolu’da menfa hayatı yaşamakta idi. Hakikatları bu kadar tahrif etmek, matbuat hesabına çok acıdır.

5- Bediüzzaman Said Nursî’nin, Kur’anın parlak ve yüksek bir tefsiri olduğu umum ülemaca kabul ve tasdik edilen Risale-i Nur eserlerinin, birçok üniversiteliler ve mektebliler tarafından, imanı kurtaran ve saadet-i ebediye yolunu gösteren en mükemmel bir rehber ve manevî halaskârımızdır diye ruh u canla ve sarsılmaz bir alâka-i kalble okunduğu mahkemelerde de aşikâr olması ve müdakkik ve müdrik ehl-i ilmin “Risale-i Nur; tılsım-ı kâinatın ve hikmet-i hilkatın muammasını keşf ve halleden hârika bir keşfiyat.. ve zulümat ve dalaletten kurtaran bir şaheser.. ve hakikî müsbet bir ilmin ve hakaik-ı Kur’aniyenin hak ve hakikatlı yüksek bir tefsiri olduğu..” kanaat-ı kat’iyyesine vardıkları için Risale-i Nur’u mütalaa etmeleri, “Talebeleri cahil tabakadandır” yalanının ne kadar büyük bir garazla söylendiğini aşikâr olarak göstermektedir.

6- Bu gazete ile beraber bilerek veya bilmeyerek gizli din düşmanlarına âlet olan iki gazete birbirinden kopya ederek, Üstadımız Said Nursî için “Eseri yoktur” diyorlar. Bu kadar zahir bir yalan hiç görülmemiştir. Üstadımızın bütün âlem-i İslâmca ve hattâ dünyaca bilinen emsalsiz bir ilmi ve bu ilmin mahsulü olarak meydana gelen ve mecmualar halinde bulunan ve 130 parçadan ibaret olan Risale-i Nur namında gayet muazzam bir eseri var. “Eseri yok” diyenlerin bu 130 parça eserin nurlu ziyadar ışıklarını gözlerine sokuyoruz. “Eseri yoktur” diyenler, “Gözü hasta olanlar, güneşin ziyasını inkâr ederler” darb-ı meseline mâsadaktırlar.

Yirmibeş senedir bazı münafıkların iğfalatıyla mahkemeleri meşgul eden ve hakkında beş-altı defa beraet verilen Risale-i Nur Külliyatı, Üstadımız Said Nursî’nin eseridir. Risale-i Nur, Âlem-i İslâm’da çok büyük bir takdir ve tebrike mazhar olarak kendi lisanlarıyla neşredilmekte ve garb âleminden de ısrarla istenilmektedir. Risale-i Nur, Avrupa’da hususan Almanya ve Amerika’da İslâmiyetin inkişafına hizmet etmektedir.

Risale-i Nur, hiçbir esere nasib olmayan bir iştiyak ve arzu ile okunmakta ve yazılmakta ve çoğaltılmaktadır. Evet, Üstadımızın eseri vardır. Ve bu eser bugün bütün âlem-i İslâmca eserlerin en üstünde bir mevki alarak tetebbu ve tercüme edilmekte ve mecmualarda kısım kısım neşrolunmaktadır.

7- Üstadımıza tevcih edilen “Bediüzzaman” ünvanı, bir söylentiden ibaret değildir. Üstadımız Said Nursî, elli-altmış sene evvel “Kim ne isterse sorsun” diye emsalsiz bir ilânat yapmıştır. Daha gençliğinde iken en büyük âlimlerin kendisinden her ilimden sordukları bütün suallere doğru ve musîb cevablar verdiği ve kendisini hiçbir âlim ilzam edememiş olduğu meydandadır. Bu vaziyet karşısında o zamanın ülema merkezinde ehl-i ilim müttefikan “Bediüzzaman” lâkabını Üstadımıza tevcih etmişler ve Mısır ve âlem-i İslâm’daki ülemalarca da tasdik edilmiş ve o zamanlar Mısır’da “Bediüzzaman, Fâtın-ül Asr” diye hakkında neşriyat yapılmıştır. Bu hakikatı çürütmeğe çalışmak, safdilane ve neticesizliğe mahkûm olan bir gayretkeşliktir.

8- Üstadımız, Kur’anı kendine üstad ittihaz ederek menfî milliyetin zararlı olduğunu ve milliyetimizin İslâmiyet olduğunu, bütün kuvvetiyle eskiden beri ilân etmiştir. Ve bilfiil de öyle olması, “Kürdçülük dava ediyor” diye ittihamlarının ne kadar gaddarane bir iftira olduğunu isbat eder.

9- Üstadımız Isparta’da ikamete memur edilmiş olarak değil, ihtiyarıyla oturmaktadır. Herkesin malûmu olan bu hakikatı, acib sathî bir görüşle tahrif edenler, vicdan-ı umumî müvacehesinde mes’uldürler.

10- Gazetenin “Isparta gençleri mücadelede” demesi, bütün bütün iftiradır. Üstadımızın eserlerinden hususan Gençlik Rehberi’nden istifade eden ve okuyan Isparta gençleri, Risale-i Nur’dan edindikleri azîm manevî faideden dolayı Üstadımıza ruh u canla minnetdardırlar. Hiçbir hakikî Ispartalı, memleketlerinin şerefini, kadr ü kıymetini yükselten Risale-i Nur ve müellifi aleyhinde değildirler. Üstadımız dahi kim olursa olsun gençlere karşı daima kardeş nazarıyla bakıyor ve onlara acıyor ve bazan da nasihat ediyor. Hiçbir genç, onun mesleğinde de olmasa ona muaraza ettiğini işitmedik. Gazetenin “Isparta gençleri onunla mücadele ediyor” demesini, biz Isparta gençleri protesto ediyoruz.

11- Üstadımız bütün hayatı boyunca kimseden hediye almamış, iktisad ve kanaatla hayatını geçirmiş ve geçirmektedir. Herkesin bildiği bu halden dolayı, mahkemeler dahi her hususta olduğu gibi bu hususta da Üstadımızı tebrie etmişlerdir.

Seksenbeş senelik tertemiz ve en müstakim hayat ve harekâtıyla bu millet-i İslâmiye ve Âlem-i İslâm’ın sarsılmaz bir itimad ve emniyetine mazhar olan muhterem Said Nursî’nin şahsına sarfedilen gayet insafsızca ve kötü maksadlara matuf olan sözlerin cevabı olarak bu sözleri işitenlerde hasıl olan nefret ve infialin derece-i azametini hatırlatırız. Mevzubahis neşriyat sebebiyle nazar-ı dikkatleri çevrilen alâkadar makamata hakikat-ı hali böylece arzederiz.

Isparta Nur Talebeleri

Üstadımız otuz seneden beri tecrid ve inzivada olmakla beraber, zehir hastalıkları ile de rahatsız olduğundan, zaruret olmadan ve daha bazı esbaba binaen insanlarla görüşmeyi ruhu kaldırmıyor. Bunun için ziyaretçi kabul etmiyor. Münafık dinsizler ise, güya Üstadımız hükûmetçe dikkat altında imiş gibi bir desise uydurarak evham verip bundan istifadeye çalışıyorlar. Halbuki ne kadar yalan ve uydurmadır. Üstadımız ise serbesttir. Kendisine hükûmet tarafından hiçbir müdahale yoktur. Çünki emniyet daireleri, Risale-i Nur zabıtanın bir manevî kuvveti olduğunu ve bu vatana emniyet ve asayişi temin ettiğini anlamışlar ve Üstadımıza karşı dost ve minnetdarlık vaziyetini almışlardır. Hem Risale-i Nur dâhil ve hariçte, bu iktidarın âlem-i İslâm gibi azîm bir kuvveti elde etmesine mühim bir âmil olduğu için, ehl-i hükûmet Üstadımıza değil ilişmek, bilakis dost olmak vaziyetindedirler. İşte bu sırdandır ki, gizli dinsizler uydurmalar ve yalanlarla evham verip aldatmağa çalışıyorlar.

106. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Teksir etmekte olduğumuz, Arabçaya tercüme edilen Asâ-yı Musa’nın bir kısım sahifelerinin tashihi münasebetiyle yazılmış, Emirdağı’ndan bize gönderilen Üstadımız Efendimize ait yazılarını ve tebriklerini aynen arzediyoruz.

Hüsrev

Latif bir inayet-i İlahiye:

Üstadın bugün konuşmakta ve çalışmakta hiç iktidarı yoktu. Zehirin şiddetiyle konuşamıyordu. Kahraman Bayram, 38 sahife Asâ-yı Musa’nın Arabîsini getirdi. Üstadımız bir saat ve birkaç dakika içinde kemal-i dikkatle tashih etti. Ben ve kardeşim Bayram ikimiz listeyi yazıyorduk. Üstadımıza yetişemiyorduk. En nihayet biz Üstadımıza yetiştik. Üstadımız da tashihi bitirdi. Bu hâli hârika gördük. Bu münasebetle Üstadımız buyuruyorlar ki:

Medreset-üz Zehra erkânlarının bana yazdıkları güzel mektublarına mukabil, hem onların hem bütün Nurcuların Ramazan-ı Şeriflerini hem Leyle-i Kadirlerini hem bayramlarını bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Hem onların dualarına “âmîn, âmîn” diyoruz. Hem eğer inşâallah bayramdan sonra hayatta kalsam yine görüşeceğiz, diyorlar. Hem de sizlere de çok selâm ediyorlar.

Emirdağ Nurcuları namına

Mustafa

107. Parça[]

23/1/1953 tarihli Vatan Gazetesi’nin hususi muhabiri Yılmaz Çakıner, bir üniversiteli perdesine bürünerek; otuzbeş seneden beri siyasetten ve dünyadan elini çekip hayatını hakikat-ı Kur’aniye ve imaniyenin hizmetine vakfeden ve bu kudsî hizmeti hiçbir şeye âlet etmeyip iman ve Kur’an dersinde dost ve düşman tefrik etmeyen, hattâ hayatına kasdeden zalim gaddarlara dahi Risale-i Nur’la imanlarını kurtarsalar onlara hakkımı helâl ederim diyen ve yirmiyedi senedir hiçbir din ehline yapılmayan eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdadlara karşı imanlı göğsünü geren, haysiyet ve şerefini tahkir edenlere masum çoluk ve çocukların hatırı için sükûtla mukabele eden ve bu sıkıntılara ve tazyiklere, hapislere ve tecridlere, ihanetlere ve nefiylere ve keyfî tahkirlere karşı beşyüz bin hakikî kardeşi ve sarsılmaz talebeleri olduğu halde hiçbirisinden ufak bir zabıta hâdisesi bile kaydedilmeyen.. hem yirmiyedi senede komünist, mason ve dönmelerin teşvikiyle harekete gelen hükûmet, bu Nur’un talebelerini dört defa taht-ı muhakemeye alarak bütün risale, mektub ve mecmuaları kelime kelime gayet ince bir tedkikten ve bilirkişilere tedkik ettirdikten sonra Üstad’ın ve talebelerin ve risale ve mecmuaların zararsız olduğuna ve gayelerinin sırf iman ve Kur’ana hizmet etmekle Din-i İslâm’ı yükseltmek istedikleri kanaatına varmışlardır.

İşte böyle bir allame-i zamanı ve İslâmiyetin medar-ı iftiharı bulunan kahraman Üstadımız Bediüzzaman’ı; hergün biraz daha kesifleştirilen sun’î sisin arkasından bulut çıkarmakla efkâr-ı umumiyeye tehlikeli bir adam mıdır? Son hâdiselerle alâkası var mıdır? Ve düşünceleri nelerdir? Ne yapmak istediğini duyurmak ve gazetecilik vazifesini yapmak istemiş.

Şimdi İslâmiyet âleminde ve efkâr-ı umumiye müvacehesinde vicdanları yalanlarıyla titreten, kalbleri hile ve desisesiyle muazzeb eden bu dönme gazetesinin hususî muhabirinin Üstadımızla olan muhaveresini ve muhaveredeki olan yanlışlıklarını efkâr-ı umumiyeye arzetmeyi kendimizce bir borç bildik. Şöyle ki:

Bediüzzaman’a göre siyaseti dine âlet etmek lâzım imiş!.. Evet Üstadımız, dini bütün herşeyin fevkinde görmektedir. Çünki din mukaddestir, hiçbir şeye âlet edilmez. Siyaset ise bilhassa o dönmelerin takib ettikleri siyaset ki, felâkettir. Çünki yalan ve iftiraları, en büyük düsturlarıdır. Nerede dine karşı bir intibah görseler, hep bir ağızdan akla ve hayale gelmedik yalan ve iftiralarıyla zehirlerini o din ehline ve o âhiretin mübarek yolcularına püskürmekte aslâ çekinmezler. Allah onların şerlerinden bu vatanın mübarek nesillerini muhafaza eylesin, âmîn.

İkinci yanlışı: Emirdağı’na bir Nur talebesi namzedi olarak gittim. Başımda kasket, elimde tesbih vardı ve kravatsızdım. Said Nursî’nin yanına kabul edilmem için tanıdıklardan birinin tavsiyesi îcab ediyordu. Binbir müşkilâtla bunu da temin ettikten sonra, ikinci el beni Bediüzzaman’ın kapısına götürüp üçüncü ele teslim etti. Ve orada dediler ki: “Uzak yoldan gelmişsin. Efendimiz hazretleri seni kabul edecekler. Yarım saatlik bir vakti vardır. Fazla görüşemezsiniz.”

Bu siyasetin kâzib muhabirini birkaç noktada tekzib edeceğiz:

Üstadın yanına yalnız olarak değil, kendisinden başka üç kişi daha vardı ki, bunlardan biri Üstadımızın kırkbeş senelik dostu olmakla beraber, ikisi de Üstadın tanıdıklarındandır. Bir ikindi vakti taksi ile geldiler ve o dostun yanlarında bulunması, onların teklifsiz olarak Üstadın yanına gelmelerine vesile olmuştur. Hem o muhabire, yarım saatten fazla görüşemezsiniz diye bir şey denilmemiştir.

Üçüncü yanlışı: Nur talebesi kapıyı açtı. Bomboş bir oda içinde idik. Kenarda bir sandık, gaz tenekesi ve saire vardı. Nihayet buradan da başka bir küçük odaya geçtik. Ortada bir odun sobası bütün şiddetiyle yanıyordu. Tavan gayet alçaktı. Sol tarafta bir teldolap üzerinde bir takım kavanozlar, teneke kutular, kese kâğıtları vardı. Yerdeki kilimin üzerinde üç dört tane minder gelişigüzel bırakılmıştı. Karşı köşede tahta bir kerevetin üzerindeki yatakta Bediüzzaman Said Nursî yatıyordu. Beni görünce yatağının içinde doğruldu. “Hoş geldin evlâd” dedi.

O dikkatli muhabirin görüşündeki hataları kusura bakmazsa tashih edeceğiz:

Birinci odada gaz tenekesi ve sandık yok. Desti ve ıbrıklar vardır. İkinci odada soba yanıyordu fakat tavanın yüksekliği üç metreden aşağı değildir. Teldolapta kavanozlar yoktur, çaydanlık ve çay bardağı vardır. Yerde kilim üzerinde üç dört minder olmayıp, Üstadın üzerinde namaz kıldığı kalınca bir namazlığı vardır. Üstad tahtadan kerevet üzerinde değil, demirden bir karyola üzerinde yatmaktadır. “Hoş geldin evlâd” diye yalnız o kâzib muhabire demiş değil, belki yanındaki arkadaşlarına gösterdiği iltifata o da şerik olmuştur.

Dördüncü yanlışı: Dünyanın her tarafında şubelerimiz var. Nur, bütün dillere tercüme ediliyor. Arabçaya, İngilizceye, Almancaya ve Japoncaya tercüme edildi. Pakistan Kültür Ateşesi buraya gelerek elimi öptü ve teşekkür etti…

Üstadımız, dünyanın her tarafında şubelerimiz var, demedi. Belki, dünyanın her tarafında Nur’a karşı rağbet ve iltifat çoğaldı, dedi. Nur, yalnız Arabçaya tercüme edilmiştir. Dünyanın her tarafına da ya Türkçe veya Arabça olarak gitmiştir. Pakistan Kültür Ateşesi değil, Pakistan Maarif Vekili Muavini Ali Ekber Şah gelmiştir. Ve Ankara’da şu hitabede bulunmuştur:

“Ben kırk senedir Âlem-i İslâm’da aradığımı Türkiye’de buldum. Bediüzzaman yalnız Türk Milletinin değil, bütün İslâm Âleminindir. Ondan Âlem-i İslâm’ın mukadderatına dair soracaklarım vardı. Bütün bu müşkillerim, kendileriyle görüştüğüm bir saat içerisinde halledildi. Şimdi memleketime büyük müjdelerle dönüyorum.” demiştir. Üstadımızın en çok kaçtığı şöhretfüruşluktur ki; “Geldi, elimi öptü” aslâ dememiştir ve demez de.

Beşinci yanlışı: Necip Fazıl’ı mağlub ettiler. Said Nursî’ye Necip Fazıl hakkında ne düşündüğünü sorunca, başını iki yana salladı. Dedi ki: “Yazık oldu. Kendisine çok nasihat ettim, dinlemedi. Kamer, güneşten ayrılan bir parçadır. Güneş, kamere peyk olmaz. İşte bunun gibi, din de mukaddestir, siyasete âlet edilemez. Ancak siyaset dine âlet edilebilir. Necip Fazıl hiç nasihatımı dinlemedi. Yanlış yolda yürüdü, dini siyasete âlet etti. Sonunda onu mağlub ettiler.” Bediüzzaman bu hususta daha bazı şeyler söyleyecekti fakat birden sustuktan sonra şu kelimeleri mırıldandı: “Bana bu suali keşki sormasa idin.”

Bu muhabir kendi şahsî ve siyasî hissiyatının tesirine kapılarak burada çok fazla ilâveler etmiştir. Üstada bu suali o muhabir değil, Ruşen isminde bir genç, “Necip Fazıl nasıl bir adamdır?” diye sordu. Üstadımız da çok müteessir olmakla beraber, Necip Fazıl ihtiyatsızlık etti. Onu mağlub ettiler. Kendisine biraz ihtiyat et, diye söylemiştim. Kamer, güneşten ayrılan bir parçadır. Nasıl güneş kamere peyk olmazsa, din de mukaddestir siyasete âlet olmaz dediği.. Üstadımızın otuzbeş sene evvel siyasete baktığı zamana ait olan sözünü, Necip Fazıl’a vermesi ve hiçbir nasihatı dinlemedi, mağlub oldu demesi gösteriyor ki, o muhabir böyle ilâveli sözleriyle Necip Fazıl’ın hatırını kırmak istiyor. O eski zamanda Üstadımız, siyaseti dine âlet etmekle tâ siyaseti dinsizliğe âlet edenlere mukabele ediyordu.

Altıncı yanlış: Rusya’da ikibuçuk sene esir kaldım. Birgün bana fena muamele yapan kumandana hakaret edince, o yanıma yaklaştı ve takdir etti. Burada ise bana bir jandarma çavuşu ile hakaret ve küfür ettirdiler, sustum. İstanbul’daki genç talebelerime selâm söyle, onlar için sustum. Onlar için hakaretlere katlandım. Konuşmamız yarım saati geçmişti. Said Nursî talebesine bir anahtar vererek bir kitab getirmesini istedi. Ve bana, artık sen bir Nur talebesisin, Nurcusun. Ben kimseye ne hediye veririm, ne de hediye alırım. Sana bir başlangıç kitabı hediye ediyorum.

Efkâr-ı umumiyeyi böyle yanlış fikirleriyle bulandıran ve siyaseti her şeye tercih etmekle din ve imandan uzak düşen, yalan ve iftiralarını gazete sütunlarına hattâ baş makalelerine yazarlarken hiç vicdanları muazzeb olmayan o dönmelere bilâ-perva diyoruz ki:

Üstadımız Rusya’da esir iken, Rus’un Başkumandanı üç defa önünden geçtiği ve diğer esirler kıyam edip, Üstadımız İslâmiyetin şerefini, ilmin izzetini, dinin azametini kırmamak için o kumandana kıyam etmemiştir. Neden kıyam etmiyorsun, dediklerinde “Ben bir müslüman âlimiyim. Müslüman olan kimse, kâfire kıyam etmez.” demesiyle Üstadımızı i’damla cezalandırmışlar. Üstadı seven dostlar, “Aman efendim, bir parça sühulet gösteriniz. Sizi i’dam edecekler.” diyenlere “Ben i’dam olmuyorum, terhis oluyorum. Âlem-i saadete gitmek için bunların i’damları bana bir pasaporttur.” diyen İslâm’ın hakikî kahramanını, burada kırda gezerken “Sen neden başına şapka giymedin?” diye keyfî bir emirle bir jandarma başçavuşu ve iki silâhlı asker o kırda yalnız başına gezen seksenüç yaşındaki ihtiyar ve zaîf olan Üstadımızı karakola getirdiler ve bir sürü eziyetlerden sonra bıraktılar. Bu tahammül edilmez harekete ve şeni’ muameleye karşı susması, masumlar ve çoluk çocuklar ve gençler içindir. Yalnız İstanbul’un üniversite talebelerine mahsus değildir. Said Nursî’nin genç talebeye anahtar vererek getirdiği kitab bir aded değildir, üç adeddir. Çünki o muhabirden başka kendi gibi iki genç daha vardı.

Hatırımıza gelmişken şunu da kaydedelim ki: O muhabirin arkadaşı bulunan iki genç dinledikleri derslerden fevkalâde istifade etmişler ki, semerelerini müsbet olarak gösterdiler. Ve gittikten sonra, memnuniyetlerini bildirir tebrikleri Mücadele gazetesinin sütunlarında intişar etmeye başlamıştır.

Vatan başmuharriri, bu muhabirin sözlerinin arkasından şahsî kin ve ihtirası ile 31 Mart hâdisesini bahane ederek Üstadımız aleyhinde iftiralar etmiş. Bundan kırk sene evvel Divan-ı Harb-i Örfî’de 31 Mart hâdisesi sebebiyle iki defa tab’edilen ve şimdi de aynı lüzuma ihtiyaç hissedilen “İki Mekteb-i Musibeti Şehadetnamesi” adındaki risale, o muharririn bu iftiralarını esasıyla keser ve ona tam cevabdır.

Emirdağ Nur Talebeleri ve hizmetkârlarından

Mehmed, Sâlih, Ahmed, Mustafa, Hamza

Emirdağ Nur Talebelerinden aldığımız bu mektubu bera-yı malûmat takdim ederken, bu mektubla beraber bize yazılan diğer küçük bir mektubdaki İstanbul Ağırceza Mahkemesinin “Gençlik Rehberi”ni iadesine karar verdiğinin müjdesini de arzederiz.

Hüsrev

108. Parça[]

Vatan Gazetesi’nin 1 Ocak 1953 tarihli nüshasında, hasta olan Üstadımız hakkında hiç münasebetsiz, sırf yalan ve garazlarla bahsetmesi biz Nur talebelerine çok sıkıntı verdi. Üstadımız otuzbeş seneden beri siyaseti terkettiği ve çok hasta olduğu için böyle sıkıntılı haberleri ona duyurmak istemiyorduk.

O dönme gazetesi demiş ki: “Said, İzmir’de i’dadiye mektebinde Arabiye muallimliği yapmış ve Mart hâdisesinde Derviş Vahdeddin’in baş yardakçılığını ve Mart hâdisesinin ihtilâlini çıkarmış” diye beş vecihle yalan ve iftiralarını okuduk.

Bu yalanlardan birincisi: Biz Üstadımıza sorduk: “Hiç İzmir’e gittiniz mi?” Dedi: “Bütün eski ve yeni dostlarım biliyorlar ki, tek bir defa Şam’dan gelirken vapur ile geçmişim.”

İkinci yalan: Üstadımız hiç bir vakit mekteb muallimliği yapmamış. Belki Van’da medresede müderrislik etmiştir.

Üçüncü yalan: Hiç bir vakit i’dadî mektebine ne girmiş, ne muallim olmuş, ne de Arabî ders vermiştir.

Dördüncü dehşetli yalan: 31 Mart hâdisesinin başyardakçısı namını vermesi ne kadar asılsız yalan ve iftiradır ki, kırkbeş sene evvel Divan-ı Harb-i Örfî’de bir ay zarfında, Üstadımız memleketine gittiğinden sonra “İki Mekteb-i Musibet Şehadetnamesi”ni Ahmed Ramiz iki defa rağbet-i umumiyeye binaen tab’ettirmiş. O zaman o kadar şeriat aleyhinde desiseler olduğu halde, Divan-ı Harb-i Örfî ittifakla beraet kararı vererek o “İki Mekteb-i Musibet Şehadetnamesi” şimdiki bu dönme muharririn yalan ve iftirasını esasıyla keser. Çünki hem Divan-ı Harb-i Örfî, hem Hareket Ordusu kuvvetli delillerle anlamış ki, ihtilâli çıkaranlar başkasıdır. Üstad ise o ihtilâli kısmen bastırmış ve çok taburları itaata getirmiş ve itaat-ı askeriyeye çok hizmet etmiştir. İşte böyle bir vatanperver ve İslâmiyetperver ve asayiş teminine çalışan ve herkesin kalbinde iman ve Kur’an dersiyle bir yasakçıyı bırakan, asayişe ilişmeyiniz diyen Üstadımıza böyle siyasî iftira ile efkâr-ı umumiyeyi bulandırdığı için, efkâr-ı umumiye namına protesto ederiz.

Hattâ Üstadımıza dedik: “Avukatınız vasıtasıyla bu yalancı ve iftiracı muharriri mahkemeye verelim.”

Üstadımız dedi: “Ben böyle yalan ve iftiracılarla alâkadar olmak istemem.”

109. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Üstadım Efendim Hazretleri!

Evvelâ: Mübarek el ve ayaklarınızı öper, dua-i âlîlerinizi yalvarırım.

Sâniyen: Beyrut’tan İbadurrahman Cem’iyeti’nin reisi bütün kardeşleri namına Arabça Asâ-yı Musa’yı okuduktan sonra tebrik ve tahsinleri ile, hepsinin talebe kabul edilmesi hakkında zât-ı âlînizden istirhamda bulunuyor ve bu münasebetle zât-ı âlînize ve bütün Nur talebelerine hizmet-i Kur’aniyede muvaffakiyetler diliyorlar. Ayrıca Mevlid-i Nebevî münasebetiyle zât-ı âlînize ve Nur talebelerine bayramınızı tebrik eden bir mektub aldık. Ve siz mübarek Üstadımızdan bütün Risale-i Nur kitablarını o kardeşlerimiz namına göndermenizi rica ediyorlar.

Sâlisen: İngiltere’den Londra’dan bir mektub aldım. Bu mektubda zât-ı âlînize ve Nur talebelerine ayrı ayrı hürmet ettikten sonra Arabça yazılmış Risale-i Nur’dan ne varsa istiyor. Bu hususta ayrıca emirlerinize muntazırız. Bütün kardeşlerimiz hürmet ve selâm ederek ellerinizden öperim.

Kusurlu talebeniz

Seyyid Sâlih

110. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Sevgili, mübarek, Nur kahramanı ağabeyimiz Hüsrev!

Gönderdiğiniz Hutbe-i Şâmiye’nin sahifelerini Üstadımız gayet hasta ve sıkıntıda iken gördü. Birden tiryak gibi ona ilâç olup ferahlandı.

Dedi: Hüsrev ve yardımcılarına yüzbin bârekâllah. Nur kahramanı Hüsrev Arabî hattı olmadığı halde yirmibeş sene evvel Kur’an yazmasında Arabî hattında mümtaz zâtları geçtiği gibi, şimdi de Arabî Asâ-yı Musa’yı o kadar sıhhatli ve güzel yazması ve yanlışının pek az olması Hüsrev’in ihlasının bir hârikasıdır. Allah daima onu ve yardımcılarını muvaffak eylesin, âmîn dedi. Hem Abdülmecid’in Arabî tercümesi İkinci Şua’yı beğendi.

Sâniyen: Arabî Asâ-yı Musa’nın Hazret-i Üstad’a gelen yirmi nüshasını Hazret-i Üstad, Seyyid Sâlih ile Arabistan taraflarına göndereceği için tekrar dikkatle baktı. Manayı bozmayan fakat Arabî Nahiv ve Sarf ilminin hocalarının tenkidine medar olabilecek bazı noktalar, bazı kelimeler, bazı harfler yanlış olduğu için yeniden bir hata ve savab cedveli yapıldı. Size gönderiyoruz. Hazret-i Üstad diyor ki: Eğer münasib görseniz, o cedveli teksir edip Arabî Asâ-yı Musa nüshalarının âhirlerine ilhak edersiniz, dedi.

Sâlisen: “Artık yeter, tahammülüm kalmadı” serlevhasıyla olan mektubu az bir tadil ile Afyon Mahkeme reisine vermeyi Hazret-i Üstad niyet etmiş. Bir suretini de size bera-yı malûmat gönderiyoruz. Evvelce size gelen aynı suretin bazı kelimeleri belki bazılara dokunur diye İstanbul’a göndermişti, neşri için izin vermedi. Siz münasib görseniz teksir edersiniz. Hem ıslah ve tadil etmeyi Hazret-i Üstad size bırakıyor. Ellerinizden öpüyor ve dualarınızı rica ediyoruz.

Muhtaç kardeşleriniz

Halil ve Mustafa

111. Parça[]

Dört sene evvel yazılan bir mektubdur.

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Aziz ve muhterem milletvekillerimize ve şark vilayetlerinin meb’uslarına!

Sizlerin, bu milletin manevî tarihinde ve hayatında en aziz üstadlarınız ve medar-ı iftiharlarınız bulunan mübarek ecdadlarımız namına ve onların yüksek şerefleri hesabına bir ehemmiyetli vazifenizi sizlere arzediyoruz:

Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî’nin sizlere pek çok selâmları var. Kırk seneden beri hayatını ona sarfettiği ve üç defa hapislere ve daima tecrid-i mutlakta işkencelere maruz kaldığı ve onbeş defa zehirlendiği ve hayatının bütün gayesi ve mahsulü ve meyvesi bulunan 130 parça Risale-i Nur eserlerinin bugünlerde beraetine veya müsaderesine Temyiz Mahkemesi’nce karar verilecektir.

Afyon Mahkemesinin üç sene evvelki Nurları müsadere ve müellifini ve talebelerini mahkûm eden kararını, iki sene evvel Temyiz nakzetmiş ve vaktiyle beraet etmiş ve iade edilmiş eserlerin neşri suç olamaz, bu husustaki mahkûmiyet kararı kanunsuzdur diyerek Risale-i Nur’un müsaderesini ve talebelerinin mahkûmiyetini reddettiği halde, Afyon Mahkemesi bir türlü beraetine karar vermeyerek mahkemeyi uzatmıştı. Nihayet Af Kanunu’yla bütün dosyalar ortadan kaldırıldı. Demokrat idarenin başa geçtiği zamanda, hem mahkemeden hem Adalet Bakanlığı’ndan eserlerin iadesini taleb ettiğimizde, o zamanki Adalet Bakanı bu mes’eleye gayet ehemmiyetle alâkasını göstermiş iken, mahkeme bilakis tekrar müsadere kararında ısrar etti. Biz de müsadere kararını tekrar temyiz ettik.

İşte şimdi Temyiz’de tedkik edilmekte bulunan bu mes’elede hem İslâmiyetinizin, hem milletinizin, hem mübarek ecdadlarınızın, hem sizlerin manevî pek yüksek şeref ve haysiyetlerinizin iktizası olarak bu ehemmiyetli vazifelerinizi takdir edersiniz. Bizler, sizlere yalnız haber veriyoruz. Sizlerin çok kıymetdar mübarek ecdadlarınızın yüksek şeref ve haysiyetiyle dolu kahramanlıklarını inkâr ederek, o aziz zâtların evlâdları olan sizlere ve sizlerin binlerle akrabalarınıza ve dindaşlarınıza, dinsiz zalimlerin ettikleri işkenceleri hatırlatmaya lüzum yok.

İşte Cenab-ı Hak o zalimlerin o zulümlerine mukabil yine sizin ecdadlarınızın içinde onların namına bir elmas kılınç ihsan ederek, o dinsiz zalimlerin müstahkem kal’alarını parça parça etti. O elmas kılınç ise; Kur’an-ı Hakîm’in manevî i’caz ve hakikatlarının bu zamanda bir mu’cize-i maneviyesi bulunan ve inayet ve himayet-i İlahiye ile yüzbinler nüshaları yüzbinler şakirdlerin kalemleriyle vatanın ve Âlem-i İslâm’ın her köşesinde neşredilen ve bu müdhiş asrın müdhiş manevî yaralarına en hakikî ilâç ve önüne geçilmez bir kesafetle her tarafa hücum eden dinsizliğe ve komünistliğe karşı en keskin bir silâh ve bu asrın tabiiyyun ve maddiyyun zulümatına karşı en parlak bir ziya olarak parıldayan Risale-i Nur’dur.

İnşâallah yakın bir zamanda bu vatan ve bu milletin elinde hem dinî, içtimaî, hem resmî ve siyasî bütün hayatında en kuvvetli halaskârı ve bütün milletlere karşı mefahir-i âlîsi olarak yâdedilecek olan böyle bir eserin müsaderesi, bilhassa şimdi Demokrat idare zamanında hem vatan ve milletin aleyhinde hem Demokrat idarenin siyasetinin aleyhinde olacak, hem milletin ve İslâmiyetin aleyhindeki gizli zındık düşmanların ekmeklerine yağ sürülmüş olacaktır.

Bazı muhterem milletvekillerine arzettiğimiz bu hakikatı, hususan sizler gibi fıtratları o hakikatın hamuru ile yoğrulmuş İslâmiyet kahramanlarının evlâdlarına da arzediyoruz ki; şimdi elinize geniş salahiyet bahşeden resmî vazifenizle Nur Risalelerinin müsadereden kurtulması hususundaki hizmetinizi rica ediyoruz. Sevgili Üstadımız da, sizleri haberdar etmemizi bize emrettiler. Bizler de hem sizlere arzediyoruz, hem hürmet ve selâm ederek muvaffakiyetinize dua ediyoruz.

Nur Talebeleri namına

Mustafa Sungur

112. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا

Aziz, sıddık kardeşlerimiz!

Biz Emirdağı’ndaki Nur talebeleri, bu son zelzelenin yine Risale-i Nur’a bir taarruza münasebeti var mı diye Üstadımıza sorduk. Hususan Hüsrev’in hapis müdafaatında isbat ettiği gibi, zelzeleler çok defa Risale-i Nur’a taarruza karşı zeminin bir hiddeti ve itirazı gibi telakki ediyoruz.

Üstad da dedi:

“Ben de bir cihette telakkinize iştirak ediyorum. Çünki bu son zelzelenin aynı zamanında Risale-i Nur’un beş mühim merkezinde olan beş vilayette hem şahsıma, hem Risale-i Nur’a pek insafsızcasına iliştirilmiş. Ve iftiralarla taarruz ettiklerini mektublarla haber aldık. Birincisi: Isparta’da bütün iftira eski partinin bir gazetesi.. 2- Yine aynı zamanda İnebolu’da yine iftiralarla Nurlara ve şahsıma taarruz.. 3- Yine aynı zamanda Elaziz tarafında imzasız bir mektub ile Nurlara taarruz.. 4- Yine aynı zamanda yirmibeş sene Said’e zulmeden eski parti şefi İzmir’de nutkunda hücum etmiş.. 5- Hem aynı zamanda Eskişehir Nur talebelerine taarruz, fakat akîm kalmış.. 6- Hem aynı vakitte birbuçuk saatlik iki mahkemenin birbuçuk ay te’hiriyle mahkeme ile alâkadar bîçare Nur talebelerine bir sıkıntı verilmiş. Elbette bu haller hususî değil, umumî bir proğram tahtında bir taarruz olmasından, zeminin zelzele ile itirazı ve hiddeti tesadüfe benzemiyor.” dedi.

Biz de Üstadımızın bu ihtimaline kurbetle inanıyoruz. Siz kardeşlerimize de beyan ediyoruz ki, madem Cenab-ı Hak inayetiyle Nur’u ve talebelerini himaye ediyor. Bütün dünya da bize ve Nurlara hücum etse, telaş etmemek lâzımgeliyor.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Emirdağ Nur talebeleri namına

Tahir, Nuri, Mehmed, Mustafa, Halil, Halim

113. Parça[]

Doğu Üniversitesi hakkında Reisicumhur’un Meclis-i Meb’usandaki nutkunun bir parçasıdır.

“Bugünkü iktidarın siyasî proğramında, doğuda yüksek bir kültür merkezi tesisinin yer aldığı malûmdur. Geçmiş senelerde maruzatım arasında, doğuda bir üniversitenin tesisi lüzumuna ben de temas etmiştim. Yüksek meclisinizce kabul buyurulan ödenekle, mütehassıs bir ilim heyetine îcab eden tedkikler yaptırılmış ve neticede doğuda bir üniversite kurulması için lâzımgelen şartların mevcud olduğu ve böyle bir müessesenin doğunun içtimaî seviyesinin yükselmesine, maddî ve manevî bakımdan kalkınmasına hizmet edeceği kanaatı teyid edilmiştir. Müstakil Doğu Üniversitesi’nin kuruluş kanunu tasarısı hazırlanarak yüksek tasvibinize arzolunmuştur.”

Reisicumhur’un birbuçuk saat devam eden nutkunda devletin büyük ve küllî umûrları içinde bu hususî mes’eleyi küllî bir vazife-i hükûmet şeklinde göstermesi ve bir-iki sene evvel Maarif Vekili ile beraber Van’a gidip yalnız bu mes’eleye büyük bir ehemmiyet verip herşeyden evvel bu üniversiteyi açacağız diye va’detmesi, bu şarkın Câmi’-ül Ezher’i hükmünde olan Medreset-üz Zehra manasıyla Doğu Üniversitesi namındaki dârülfünuna üstadımız elli seneden beri o mes’eleye çalışması ve otuz sene evvel mevcud 200 meb’ustan 163 meb’usun imzasıyla 150 bin lira tahsisatına dair imza ile kabul etmeleri ve Sultan Reşad da aynı dârülfünuna yirmi bin altun lira tahsisat vermesi gösteriyor ki; şarkın ve âlem-i İslâm’ın şimdi en büyük bir vazifesi bu dârülfünunu açıp İran, Hindistan, Türkistan ile manevî bir meclis şûrası ve küllî ve umumî bir medrese-i âlîsi ve ikinci bir Câmi’-ül Ezher’i yapmaktır.

Emirdağ Nur Talebeleri namına

Mehmed, Nuri, Tahir, Mustafa, Ahmed, Sâdık, Halim

114. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Risale-i Nur’un gizli düşmanları eski mahkemelerimizde olduğu gibi, yine bu defa da hükûmeti ve adliyeleri desiseleriyle iğfal edip Nur’un faal 600 talebesini mahkemelere sevketmek istemelerine mukabil, mahkemelere sevkedebildikleri 16 Nur talebesinden yalnız Mustafa Sungur’a Mahkeme-i Temyiz’in nakzına uğrayan bir hükümle bir buçuk sene ceza vermişlerdi. Kahraman Mustafa Sungur’un 600 Nur talebesi namına mübarek Üstadımıza hitaben yazdığı bu mektubundaki Üstadımız Efendimizin şahs-ı mübareklerine ait olan medh ü senaları mübarek Üstadımız şahs-ı manevî-i Nur’a tevcih etmişlerdir.

Hüsrev

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬بِعَدَدِ‮ ‬ذَرَّاتِ‮ ‬الْكَائِنَاتِ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Çok aziz, çok kıymetdar, çok mübarek, çok sevgili Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Emirdağı’ndan Eskişehir’e teşrifinizden sonra nerede olduğunuzu merak ederken, bir kardeş ufak bir pusla ile mübarek Isparta’ya teşrif ettiğinizi yazmıştı. Hem aynı zamanda burada bizi garib bırakmayan Bafra’nın hâlis kahramanları, Risale-i Nur’un fedakâr, faal, bahadır ve mümtaz kahramanları Bayram, Zübeyr, Ceylan, Abdülmuhsin kardeşlerimin kıymetli mektublarının mealini söylediler. Ve siz sevgili Üstadımızın sıhhat ve âfiyette olarak mübarek Isparta’da bulunduğunuzu haber verdiler.

Ey sevgili Üstadımız! Size hakiki şakird olamamaktan gelen elemim var. Acaba Risale-i Nur’un hakiki talebeliği ile kederlerden tasaffi etmiş ve eneden uzaklaşmış ve siz sevgili Üstadımızın tabiriyle bir buz parçası hükmündeki enaniyetini havz-ı Nur’da eritebilmiş ve bu suretle tasavvurunda hayalin bile âciz kaldığı koskoca Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsinin şerefiyle ve makamıyla müftehir olmayı ve ona tam şakird olmayı ve o saadete tam girmeyi acaba Rahîm-i Mutlak bana da ihsan edecek mi? İşte aklımız başımıza geldiği zamanlarda, bu lütufları Hak’tan istiyoruz.

Sevgili Üstadımız olan Risale-i Nur! Biz sizden ebediyen razıyız. Bu rızamızla ve şâkirane ağlayan kalbimizle Rabbimizin sizden hadsiz razı olmasını niyaz ediyoruz. Gerçi Hak, size olan hadsiz rızasının ve nihayetsiz eltafının bu zemin ahalisine ve Mele-i A’lâ sâkinlerine ilânatının parlak nümunesi olarak Risale-i Nur’u ihsan etmiş. Acaba Risale-i Nur’un 130 risalesi ve o risalelerde Kur’anın ve imanın dile gelen hakikatları ve kudsî dersleri, o rıza-yı Bâri’nin hadsizliğinin bir işareti değil midir? Hem yalnız o kudsî hakikatların mazharı olmak, o ulvî derslerin ve o âlî ilimlerin âmili bulunmak dahi başlı başına bir hazine ve insaniyetin ekmeliyetine bir işaret ve Hâlık-ı Kâinat’ın sevgilisi bulunduğuna bir alâmettir.

Fakat bu ekmeliyetin, bu sevgi ve rızanın daha haşmetli, daha şaşaalı bir tecelli ve tezahürünü görüyoruz ki; halen binler, yüzbinler, milyonlar, elbette istikbalde milyarlar ehl-i iman o nurla nurlanıyorlar ve nurlanacaklar ve saadete eriyorlar ve imana kavuşuyorlar ve kavuşacaklar. Ve âlem o nur ile başka bir hayata, başka bir renge kavuşuyor, akıl müşahede ediyor.

1300 yıldan beri bütün ümmetin her asırda 350 milyon müslümanların o aziz Peygamber’in (A.S.M.) imanından feyz almaları ve o âlî Peygamber-i Zîşan, Habib-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın emsalsiz bir şeriat ve misilsiz bir İslâmiyet ve hârika bir ubudiyet ve fevkalâde bir dua ve cihanpesendane bir davet ve mu’cizane bir iman sahibi bulunması gibi.. Risale-i Nur’un da bu mu’ciznüma Peygamber’in (A.S.M.) bu zamanda bir mu’cizesi, bir tasarrufu, bir nuru olması ve veraset-i Nübüvvetin bir in’ikası, Risale-i Nur’da tam tecelli etmesi hasebiyle aynen bütün talebeleri şahs-ı manevînin imanından feyz alıyorlar. Duada, takvada, imanda, ubudiyette, davette, Kur’an ve iman hizmetinde, cesarette, şecaatta fevkalâde bir itminan-ı kalbde ve kat’iyyen sarsılmamakta.. a’zamî ihlas ve a’zamî sadakatta ve metanette ve a’zamî iktisad ve kanaatta onu üstad biliyorlar. Umum esma-i hüsna a’zamî mertebesiyle Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsinde tecelli ettiğinden bu binler, milyonlar şakirdlerinizin herbiri yüksek bir tecelli ile ayrı birer isme ve o haslet-i memduhalara mazhar ve âyine oldukları.. bir bahr-ı umman veya bir şems-i hakikat olarak bu asrın efkârında, meydanında ve âfâkında tulû’ eden bu binler levnleri havi ve binler renklerde akseden ve binler tarzlarda ve şekillerde çağlayan küllî şahs-ı manevîden birer Said ve o âlemde Saidler çekirdek olup ondan fışkıran Nur ağacının birer dalı, birer meyvesi oldukları gibi.. bazı has ve hâlis talebeleriniz dahi o küllî hakikata ve o tecemmu’ etmiş Saidlere baştan başa tam bir âyinelik de ediyorlar.

Benim hissem ve talebim ise: Bu başka başka âyinelerin ve ayrı ayrı levnlerin ve çeşitli güzel meşreblerin, bu çeşit çeşit parlayan lem’aların muhabbetiyle yanmaktır ve onların ışıklarıyla aydınlanmaktır. Belki bu ayrı ayrı ırmakların menbaı ve bu nehirlerin denizi ve bu ayrı ayrı tezahür eden manaların hakikatı ve bu lem’aların güneşi ve mercii olan o şahs-ı manevî-i hakikata karşı hürmet ve ta’zimdir, sevgi ve muhabbettir. Ve bu nâçar ömr-ü zâili ve nâkıs istidadı onların yolunda, onların hürmet ve takdirinde sarfetmektir.

اللّهم‮ ‬يسر‮ ‬لنا‮ ‬بحرمة‮ ‬استادنا‮ ‬سيدنا‮ ‬ذلك‮ ‬الشخص‮ ‬المعنوى‮ ‬و‮ ‬دعائه‮ ‬و‮ ‬شفقته‮ ‬و‮ ‬عفوه‮ ‬و‮ ‬نظر‮ ‬مرحمته‮ ‬آمين

Ey sevgili Üstadımız! Madem insan fıtraten ihsana perestiş eder. Ve insaniyet daima kemale, cemale ve ihsana müştaktır, aşkla mukabele arzu eder. Ve bu üç hakikata karşı hediyeler vermek arzu eder. Ve madem biz ve her akıl ve idrak sahibi Risale-i Nur sahifelerini mütalaa neticesinde hakiki kemal ve cemalin mahiyetini izah eden sevimli dersinden ve iman hakikatı ile şu kâinat ve şu mevcudatın hakiki mahiyeti tebarüz edip ve zaman seylinde akan mevcudatın ezelden ebede seyahatinin hikmetini anlatan ince rumuzlu mes’elesinden ve insan denilen bu varlık şu kâinat ağacının en câmi’ ve son meyvesi olup ve âlemin bir misal-i musaggarı bulunup kâinattan ve bu hadsiz zaman ve cevelandan murad insan olduğunu ve insan ebedî hayat ve saadete namzed ve ebedî bir Zât-ı Akdes’in âyine-i müştakı bulunduğunu ve binaenaleyh insan ölmeyeceğini ve ademe gitmediğini ve vücud dairesinde ebedî kalacağını beyan ve isbat ve izah eden nurlu risalelerinden ve bütün zîşuur ve insan için en yüksek saadetin hem en yüksek kemalâtın, en şirin nimetin iman-ı billah, marifetullah ve muhabbetullah olduğunu ders veren lem’alarından ve mektublarından ve nihayet şu kâinatta ve şu mevcudat âyinelerinde müşahede edilen ihsanlı kemalât ve kemalli cemaller ve güzellikler ve hüsünler.. kendini bu hadsiz ihsanıyla bildirmek, tanıttırmak isteyen ve bu hadsiz cemal ve hüsün ve ihsan ile kendi cemal-i esmasına ve sıfâtına ve kemalât-ı İlahiyesine nazarları çevirmek isteyen perde arkasında münezzeh ve müberra bir Cemil-i Zülcelal’in ve bir Rahîm-i Zülkemal’in esma ve sıfatının tezahürleri olduğunu ve insan için en hakiki saadetin ve nihayet maksad-ı aksâ ve gaye-i ulyânın da bu Zât-ı Kudsî’ye karşı alâka peyda etmek, ona yakınlaşmak, onun muhabbetiyle kendinden geçmek olduğunu bildiren Onbirinci Söz ve emsali risalelerinden tut tâ bu risalelerin te’lifi ve intişarındaki güzelliğe ve mükemmeliyetine kadar.. ve müellif-i muhteremin doğuşundan itibaren gerek tahsil hayatındaki hârika hal ü ahvalinden acaib ve garaib ihsanlara ve istihdamlara kadar.. ve hayatının maksad-ı aslîsi olan altmışından sonraki Risale-i Nur hizmetindeki ihlas-ı tâmmı, dünyevî ve uhrevî menfaat ve makamlardan ve her türlü teveccüh-ü fâniyeden yüz çevirip, bütün kuvvetiyle ve hissiyatıyla ve ahvaliyle hak ve hakikata müteveccih ahlâk-ı hasenesine.. ve bu asır zulmetindeki insanları ve müslümanları Kur’andan aldığı ders ve nur ile irşad edip, büyük bir hizmet-i imaniyede bulunan Nur talebelerinin yüksek şahsiyetine kadar.. ve bu dinî hizmetlerini yalnız lillah için yaptıklarına.. dost ve düşmanı tasdik ettirecek şekilde ilânatlarına kadar.. ve çok müşfik kalblerle ve iman dersleriyle gönülleri okşayan, ruhları terbiye edip akıllara istikamet veren derslerine ve hizmetlerine kadar… Evet biz ve her zîakıl gerek Risale-i Nur’da ve gerek Risale-i Nur’un te’lifinde ve intişarında ve ona müellif, hâdim ve tercüman olan zâtın hayatında ve ahvalinde en parlak ve muazzam şehadet olarak o dersleri okuyan, o tercümanı dinleyen, ilânatına kulak veren Nur şakirdlerinin ve kari’lerinin temiz ahlâka, faideli duruma gelmelerinde ve sabit olmalarında bizzarure görüyor, derk ediyor ve müşahede ediyoruz ki; bu Risale-i Nur’da muazzam ve mükemmel bir cemal ve gayet yüksek ve parlak bir kemal var. Belki bütün kâinata serilen bütün cemaller ve mahlukatın kemalleri mücmelen onda tecemmu’ etmiş, tezahür etmiş. Ve Hâlık-ı Kâinat’ın ism-i a’zamına mazhar ve bütün esmasının tecelli ettiği âyine olmuş. Meratib-i cemal ve kemal tamamen o manevî yüzde dercedilmiş, o yüzde nakşedilmiş bildiğimizden.. insaniyetin fıtratı îcabı Nurlarla alâkadarlığı kışırda, zahirde, kabukta değil belki ruhun, kalbin, aklın ve bütün hissiyat ve letaifin derinliklerinde kök salmış olduğuna hükmediyoruz ve şübhesiz öyledir.

Madem iman ve İslâm gibi hakikatlar kâinatın esasıdır. Ve her şey imanın nuruyla Hâlık’ın varlığına delalet ettiği aşikâr görünüyor. Ve gündüzü dolduran ziya, güneşe parlak şehadet ve işaret ediyor. İşte Risale-i Nur dahi iman nurlarının toplanmış hazinesidir. Risale-i Nur’daki hakikat, kâinatta hükümferma olan emir ve iradenin kendisinden başka bir şey değildir. Afv buyurunuz, tarif edemedim. Böyle insanın bütün letaifinin tâ derinliklerine kadar kök salmış ve fıtratıyla alâkadar olmuş iman ve İslâmiyet hakikatından başka bir şey olmayan Risale-i Nur’u nasıl mahkûm edebilirler? Nasıl insanları ondan uzaklaştırabilirler? Nasıl talebelerini ondan ayırabilirler, mümkün müdür? demek istiyorum. Şimdi Afyon’un yerinde Risale-i Nur’u tedkik eden ve inşâallah tam bir beraet ve serbestiyet kararını verecek ümid ettiğimiz Isparta adliyesine hem rica hem arz ediyoruz.

İnşâallah ehl-i imanın saadeti için Risale-i Nur’un intişarına, serbestiyetine herkesten ziyade çalışan, gayret eden siz mübarek Üstadımızın Nur’un bir kısım kahramanlarıyla mübarek Isparta’ya bu dördüncü seyahatinizi iman ve Kur’an hesabına inşâallah büyük hayırlara medar olacak ümid ediyoruz. Sevgilisinin arkasından dağ dere demeden koşan âşıklar gibi, siz de o mu’cize-i Kur’an olan Risale-i Nur’un arkasından mütemadiyen koşuyorsunuz. Onun serbestiyeti için ummanlar, deryalar geçiyorsunuz, ciballer aşıyorsunuz. Kâh oluyor kışın ayazlı gecelerinde, kâh oluyor Temmuz’un bunaltıcı sıcaklarında durmadan dinlenmeden mütemadiyen gidiyor, koşuyor, üşüyor, terliyorsunuz. Yoruluyor, bunalıyorsunuz. Ve mütemadiyen o sevgilinin arkasında veya önünde o cazibedar cemal-i Bâki’ye nazarları çevirmek ve o ruhanî hüsnün kemaline insanları koşturmak için çırpınıyorsunuz.

Bu ne müdhiş faaliyet ve bu ne muazzam hizmet. Hattâ o hâdimlerden birisinin seksen yaşından sonra hastalıklı hâlinde şu mübarek ihtiyarın mücahedesine bak. Şu durmak bilmeyen, yorulmak bilmeyen fedakârlara ve şu herkesten daha genç daha dinç kahramanlara nazar eyle. Risale-i Nur’un zahirî müellifi olan Said, Yalnız Risale-i Nur’un bir şakirdidir. Yine o şakirdler birer birer bu Anadolu’nda, şu mübarek millette, Risale-i Nur’un neşri ve muhafazası ve o Nur-u Kur’anın yerleşmesi için nasıl gayretler ve hizmetler ediyorlar? Üç dehşetli hapisler ve otuz senelik nefiy ve inzivalar ve türlü türlü azablar, işkenceler ve bir şakirdine verilen yirmiye yaklaşan zehirler ve bu uzun ahvallerde nice gözlerin görüp görmediği çileler, ızdırablar.. hep bu Nur’un uğrunda değil mi? Bir gardiyanın azablı hiddetine, bir çavuşun işkenceli hareketine karşı o ihtiyar şakirdin sükût edip tahammül etmesi.. yine bu sevgilinin hatırı için değil mi? Ona nazar ermesin, o yabani ellerle kirlenmesin deyip kendini feda eden işte bu fedakârlar, Risale-i Nur’un hakiki şakirdleri bu Said’ler değil midirler?

Şimdi de sevgili Nur talebeleri, ders-i Kur’anda muhatabları ve Nur’un ilk talib ve müştakları ve naşirleri ve bizim muhterem ağabeylerimiz hem bir cihette üstadlarımız ve büyük kardeşlerimiz olan Hüsrev’lerin, Hâfız Ali’lerin, Tahirî ve Mustafa’ların memleketine, Nuri ve Rüşdü’lerin, Sabri ve Süleyman’ların şehrine ve onların yanına gidiyorlar. Niçin ve neden? Hikmetini onu sevkeden Allah bilir. Bu hakir ise, bir hikmetini böyle zannettim ve tahayyül ettim. Saidlerimiz koşuyorlar hem müşfik bir annenin evlâdının arkasından koşmasından daha ziyade bir şefkat ve muhabbetle koşuyorlar. Bazan kanlı gözyaşları ve acı feryadlarla ve işitenleri ağlatacak eninlerle koşuyorlar, ağlıyorlar, bazan da gülüyorlar. Fakat daima koşuyorlar ama kimin arkasından koşuyorlar ve ne için koşuyorlar? Evet onlar Risale-i Nur’un arkasından koşuyorlar. Müslümanların imanına hizmet için, Allah için koşuyorlar. En büyük vazifemiz budur. Hayatımızın gayesi de budur, neticesi de budur, saadeti de budur diyerek koşuyorlar.

Birisi seksenüç yaşında ihtiyar hasta olduğu halde, Anadolu yaylalarında, İslâm ovalarında, ecdadın üstünde cihad ettiği vâdilerde; namus-u millet ve şeref-i din için şehidlerin al kefenleriyle yattığı mübarek topraklarda koşuyorlar. Hem öyle topraklar ki; herbir karış toprağında ve her bir bucağında İslâmın şerefi dalgalanan bu Türk diyarında koşuyorlar. Ellerinde Risale-i Nur’un yaldızlı sahifeleriyle Anadolu’yu deveran edip Âlem-i İslâm’ı cevelan ediyorlar. Kurumağa yüz tutmuş bağlar, bahçeler, âb-ı hayat bekleyen ovalar ve susuz kalmış bîçare yolcular ve zindanlar içinde inleyen zavallı mahpuslar, elemler içinde kıvranan marizler, yoksullar ve ölmeğe yüz tutmuş mahlukat bak nasıl bu deveranla, bu nuranî faaliyetle yeniden dirilmeğe başlıyorlar. Bu mâ-i Nisan arkasında bu topraklar bak nasıl kabarmağa, yeşillenmeğe başladılar. Bu taze hayatla bak nasıl yurdumun ağaçları çiçeklenmeğe, meyvedar olmağa ve ıssız ovalar, gül gülistan olmağa, hadsiz yeşil kuşlar bülbüller ötmeğe, pürneşe terennüm etmeğe başladılar.

Dikkat et, bak. Bahadır ecdadımızın sıtmadan bir deri bir kemik kalan torunlarına bak. Şimdi bu memlekete sema-i rahmetten nehirler gibi boşanan âb-ı hayatla ve nesim-i baharla nasıl şifa bulmağa başladılar? Çocuklar neş’elerinde, büyükler faideli san’atlarında devam ediyorlar. Yepyeni bir hayat, taptaze nurlu bir nesîm-i bahar, bu Anadolu memleketinde ve İslâm illerinde esmeğe başladı. Nazar ile bak şu mübarek ecdada… Kabirlerinde titreşen, ağlayan, feryad u figan eden dedelerimize dikkat et. Ve zemin yüzüne muntazır olan gökteki ervah-ı âliyeye ve melaikelere göz gezdir, bak nasıl sürur içindeler. Tebrik ve tahmid vazifesiyle Hâlık-ı Kâinat’a şükranlarını arzediyorlar. Ve nuranî babalarınız kabirlerinde sizlere selâm gönderiyorlar. Ve bizi azabdan kurtardınız, kabrimizi pürnur, kalbimizi mesrur eylediniz evlâdlarımız, diyorlar. Allah sizlerden razı olsun, diyorlar.

Safahat’ında İslâm’ın garibliğine, İslâm’ın bîkesliğine ağlayan, “Yâ Rab! Bu uğursuz gecenin yok mu sabahı” diye zulmetten feryad eden, “O nuru gönder İlahî, asırlar oldu yeter. Bunaldı milletin âfâkı, nurlu bir sabah ister” diye Hakk’a yalvaran ve “Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın.. Kimbilir belki yarın belki yarından da yakın” diye ümid ve teselli gösteren o millî şâire ve o gibi ağlayan “Yâ Rabbî! Bana ve neslime bir nur ver” diye niyaz eden müttakilere bir de şimdi bak. Bak nasıl mesrur ve memnunlar. Allah’a şükrediyorlar. Hem kendi vatanlarında hem kendi zamanlarında tulû’ eden bu Nur-u Kur’anîyi ve bu hakikat güneşini bak nasıl alkışlıyorlar, tebrik ediyorlar.

Bak birer birer şu memleketin, şu İslâm diyarının her bir köşesinden, her bir hanesinden, her bir köy ve bucağından ormanlarından ovalarına, nehirlerine, denizlerine kadar ve herbir ferdinden, yavrusundan ihtiyarına kadar, mezarlarında bekleyen hadsiz ecdadından semalarında tayeran eden ervahına kadar bütün İslâm diyarı ve bu Anadolu bak nasıl bir bahar ve bayram havasının neş’esiyle dolmuş. “İslâm’a zafer ver, bizi kurtar, bizi güldür. A’damızı et hâk ile yeksan yine ey Nur-u Furkanî.” “Her belde-i İslâm ile olsun bu yeşil yurt. Tâ haşre kadar cennet-i cânân yine ey Nur-u imanî.” diye olan âriflerin niyazı, bak nasıl dergâh-ı rahmette kabul edilmiş.

Sakın ey kardeşlerim! Bu sönük ifadelerin bazı sevimli hayalât gibi görünen çehresini bir tasavvurat zannetme. Hem söyleyen ben değilim. Şu sema denizinde ezelî parlayan güneşin ziya ve in’ikasıyla lemaan eden hadsiz emvac-ı bahr gibi Nurlardaki hakikatlara karşı teşekküre gelen hadsiz lisan ve mukabeleden bir katredir bu ifadeler…

Dinle Nur Şualarında dercedilen İşarat-ı Kur’aniyeyi ve İşarat-ı Aleviye ve Keramat-ı Gavsiye’deki kudsî zemzeme-i ihbarata kulak ver. Ve hâdisat-ı zamana göz gezdir. Nasıl ayn-ı hak ve mahz-ı hakikat olduğunu göreceksiniz. Ve o nurlu Sözleri bağrınıza basacaksınız. Bir de o Nur’un iştiyaklı ve incizablı şakirdlerinin derslerini dinle:


“Bu anasır yüzüne her ne kadar çekse hicab

Yine haksın buna şahid yine Kur’an olacak.

Kab-ı Kavseyn’den dersimi bildim ki ayân

O güzel Nur-u Kur’an manevî sultan olacak.”

müşahedesini işit.

“Vallah bunu ben ezelden eyledim ezber

Risale-i Nur’dur vallah bir müceddid-i ekber.”


ne kadar doğru olduğunu anla.

Buna kıyasen bu Nur’a hayatıyla, hizmetiyle, gayretiyle, incizabıyla tam âyinedarlık eden Hüsrev’lerin, Hâfız Ali’lerin, Feyzi’lerin, Hulusi’lerin, Mehmed’lerin, Ahmed’lerin feyizli ve cemalli hal ü ahvallerine bak. Binde bir dile gelen aşklı ve iştiyaklı gönüllerine, kelâmlarına nazar eyle. Daha sonra ehl-i tahkik erbabının ilânatına kulak ver. Ehl-i fen ve mekteblilerin tedkikatının neticesini gör. Her taife ve her meslek erbabının kemal-i takdir ve tebrikini mütalaa eyle. Merhum Fetva Emini Ali Rıza Efendi’den, merhum Vehbi Hoca’ya ve emsali müderris ve müfessirlere kadar ve ilm-i teceddüdün yüzler mütehassıs profesörlerine ve âlimlerine kadar bütün bu taife-i ilmiye ve ehl-i tahkik zevat-ı kudsiye bil’ittifak Risale-i Nur’un hakkaniyetine ve Kur’an-ı Kerim’in hakaikına vâris olduğuna ve bu zaman-ı âhirde bid’a ve dalaletlerin istilası zamanında ehl-i imana ihsan edilmiş bir nur-u mev’ud-u İlahî, bir menba’-ı ilm-i irfan ve bir mahzen-i hakikat-ı Kur’an ve bir dava-yı Hazret-i Rahman bulunduğuna imza basıyorlar ve dava ediyorlar, derk eyle…

Bu kadar muhbir-i sâdık ilânatçılar ve bu kadar çeşitli erbab-ı tahkik muhakkikler ve hakikata aynelyakîn yetişen bu kadar zâtlar hiç mümkün müdür ki, yalan söylesinler veya körükörüne bağlansınlar? Hâşâ zulmeti, ziya zannetsinler? Hiçbir cihetle ihtimali yok ve mümkün değildir.

En şiddetli imtihanlarda ve kavurucu, elemli hallerde ve yakıcı çorbalarda ağızlar yandığı halde derslerinden vazgeçmeyen şakirdlerin uzun senelerdeki sabır ve metanetlerine bak. Maddî ve manevî herkesin perestiş ettiği menfaat ve makamları terkedip veya hiç iltifat etmeyip bütün kuvvetleriyle ve bütün hissiyatlarıyla bu Nur’a sarılmalarına dikkat et. Kat’iyyen anlayacaksın ki: Risale-i Nur’da muazzam bir hakikat ve gayet kudsî bir kemal-i tam ve tam bir güzellik mevcuddur. Reddedilmez ve inkârı gayr-ı kabil bir bürhan-ı bahir göze çarpıyor.

İşte bu yirmi-otuz seneden beri bu binler bahtiyar talebeler, müdakkikler Risale-i Nur’u mütalaa ve bilhassa müellifinin bütün hayat ve ahvalini ve en ince meşrebine, hususî hissiyatına kadar bütün haliyle tedkik ve mütalaa ettikleri ve gözleriyle gördükleri ve bir kısmı hizmetinde bulunmalarıyla bilmüşahede o zâtta hizmet-i kudsiyesine münasib bir ihlas ve samimiyet ve fedakârane hizmette bir mertebe-i kemalât görüyorlar. Bu kemalât ise, Risale-i Nur hizmetini dünyevî ve şahsî menfaate âlet etmemek ve bu Risale-i Nur’la ehl-i imana hizmet etmeyi yani bu iman hizmetini manevî makamata ve manevî rütbelere âlet etmemek ve vesile kılmamak gibi bir evsafla ekmeliyet suretinde tecelli ve tezahür etmektedirler. Kemalâttan maksadımız da budur.

İşte ey Üstad! Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsinde bizzarure kendisini gösteren bu ekmel cemal ve kemalât ve güzelliğe karşı ve ona bakan ve onu bağrına basıp mütalaa eyleyen talebe ve müştaklarına verdiği hadsiz hakiki feyizli ihsanatına mukabil işte fıtraten insan kemale, hüsün ve ihsana perestiş edip hediyelerle teşekkürünü arzetmek istemesi sırrınca, bu mütalaacılar ve Nur talebeleri gibi bu fakir dahi hediyeler vermek arzu ediyorum.

Saidlerimize hakiki talebeler ve şakirdler olmak istiyoruz. Hüsrev’lerin, Hâfız Ali’lerin ve Feyzi’lerin ve Hulusi’lerin ve Mehmed’lerin ve Ahmed’lerin arkalarında:

الحمد‮ ‬للّه‮ ‬رب‮ ‬العالمين‮ ‬على‮ ‬الايمان‮ ‬و‮ ‬القرآن‮ ‬و‮ ‬الاسلام‮ ‬و‮ ‬رسالهء‮ ‬النور‮ ‬حمدًا‮ ‬بعدد‮ ‬ذرات‮ ‬الكائنات‮ ‬و‮ ‬انواع‮ ‬الموجودات‮ ‬

و‮ ‬المخلوقات‮ ‬و‮ ‬تسبيحاتها‮ ‬و‮ ‬تحميداتها

demek istiyoruz.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Çok kusurlu talebeniz

Samsun’da mevkuf

Mustafa Sungur

115. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

Çok hasta Üstadımız hakkında haber aldık ki, gizli bir dinsiz komite çok para ile hattâ bir vakit kırk bin banknot, Üstadımızı imha etmek için sarfetmek teşebbüsünü onbeş sene evvel kat’î haber aldığı vakit Üstadımız dedi: “Hıfz-ı İlahî, inayet-i İlahî bize kâfidir. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar.” Onlar pek acib vasıtalarla onsekiz defa zehirlemeğe çalıştıkları halde, Cenab-ı Hakk’a şükür hıfz-ı İlahî onu kurtardı. Fakat çok zaman sonra Üstadımız hissetti ve işitti ki, bazı dostlarına bir rüşvet ile beraber kendini dost gösterip düşmanlık suretinde güya bir cihette Üstadımıza bir faide verecek gibi bazı has dostlarını veya o dostların akrabasına büyük bir yekûn bahşiş verilmeğe teşebbüsler var.

Üstadımız bu şeyi hissetmesiyle dedi: “Madem bu fedakâr talebelerim ve dostlarım ruhlarını, dünya menfaatlarını benim için feda ediyorlar. Ben de bir-iki sene hastalık gibi musibetleri kabul edeceğim. Tâ o fedakâr talebelerimin hayatları yirmi sene o bahşişle faide görsün.

Birden kalbe ihtar edildi ki ve yüz hâdise ile isbat oldu ki: Risale-i Nur’a zarar vermek cihetiyle büyük bir maksud hatırı için bir kusur olduğu vakit, aksi maksuduyla tokat yedikleri muhakkak olmasından, o büyük bahşişler düşmanlar tarafından gelen o büyük mallar, aksi maksadla netice verdiğinden, yani o aldığı bahşişin on misli dünyada da zarar göreceği muhakkak olduğundan, Üstadımız o fedakârlıktan vazgeçti ki, dostlarına, has kardeşlerine zararlar, tokatlar gelmesin. Onun için “A’zamî dikkat ediniz, çok dikkat ediniz!” diye mükerreren emretti.

Tahirî, Zübeyr, Ceylan, Bayram, Hüsnü

116. Parça[]

Aziz kardeşlerimiz Ahmed Feyzi, Mehmed Emin!

Necdet Bey’in tekrar ifade vermesini bildiren mektubunuzu aldık. Hz. Üstadımıza okuduk. Üstadımız sizlere selâm söylüyor ve muvaffakiyetler niyaz ediyor ve diyor ki:

“Aziz kardeşlerimiz! Şu dünyanın gidişatı ve hâdisatın sevkiyatı her daim bitamamihâ âhiret hesabına olmasından, ehl-i hakikat âhiret ve beka itibariyle dünyaya bakıyorlar. Bu dünyada muvaffakiyet ve parlak saadet, maksud-u bizzât değil. Belki rıza-yı İlahî, saadet-i ebediye gibi ulvî emirlerdir. Esma-i hüsnanın mütenevvi’ tecelliyatına mazhariyet kesbetmektedir. Mahiyet-i insaniyede münderic acz, fakr, za’f gibi madenleri tazyiklerle işlettirip, dergâh-ı uluhiyete iltica ettirmektedir.

Eğer bunlar olmasaydı, yalnız kürsülere çıkıp konferanslar ve va’zlar vermek, fikrî münakaşalar yapmak gibi meşru’ hususlar dahi olsaydı; sönük kalırdı, tam kemal olmazdı. Hakiki ubudiyet yapılmayacaktı, yalnız bir cihette âyinedarlık olurdu. Mes’ele, ruhun derinliğine nüfuz edemiyecekti.

İşte bu ve bunun gibi daha birçok sebebler var ki; Risale-i Nur şakirdleri cüz’î küllî dünyevî müzayakalara, kederlere düçar oluyorlar. Tâ ihlaslarını muhafaza edebilsinler, hâdisatın şaşaa-i surîsine kapılıp aldanmasınlar.”

Hattâ bu sene içindeki Üstadımızın Ankara ve İstanbul’a son seyahatları ve neticesinde muhalif ve muvafık muhitlerin birden Nur’a iltihakları mana teşkil edip meydana gelen Risale-i Nur’un nuranî ve bedi’ ve ulvî dairesine nâehillerin girmemek, dünyevî ve siyasî cereyanlar bulaşmamak için, kader-i İlahî dest-i inayetle muhafaza ediyor. Sırr-ı imtihanı muhafaza ediyor, gibi bazı sebebler olsa gerektir.

Çok selâm ve muvaffakiyetler.

Bu mektubumuz hususidir.

Kardeşiniz

Zübeyr, Mustafa Acet

117. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Risale-i Nur’un nurlu havuzundan iman nurlarını bizlere ulaştıran, çok sevgili, mübarek Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

Evvelen: En derin gönülden ve içten gelen duygularımızla selâm, sevgi ve muhabbetlerimizi arzeder, hak uğrunda hakikat yolunda zalimlere mağlub olmayan hamiyetkâr, müşfik ellerinizden öperiz.

Sâniyen: Risale-i Nur’un matbuat lisanıyla intişarından istifadeye nasibdar olan bizler hayatımızın seyrini yeni bir ufka doğru değiştirmesi bakımından arzediyoruz ki: İstanbul açık-saçıklığın revaçta olduğu ve oldurulmak istendiği bir şehir. Ahlâksızlığın bir tufan gibi her tarafı kapladığı bir zamanda, o fırtınaya kapılma endişesiyle çırpındığımız sırada imdad-ı İlahî ile Risale-i Nur’a kavuştuk, kurtulduk. İ’dam-ı ebedîden kurtulduk, sefalet ve rezaletten kurtulduk, israfat ve ihtirasattan kurtulduk, kurtulduk, kurtulduk şükür…

Canımız Üstadımız! Beş seneden beri Risale-i Nur’u okumaktayız. Risale-i Nur’ların maddî manevî hayatımızda yaptığı müsbet tesiratıyla aldığımız feyz, edindiğimiz bilgi, kazandığımız ahlâk sayesinde imanımız inkişaf ederek dünyada Cennet hayatını yaşamak bahtiyarlığına nail olduğumuz kanaatındayız. Yine tahdis-i nimet suretinde arzedelim ki: Risale-i Nur’dan aldığımız yüksek feyizle, bir hafta içinde Kur’an yazısını öğrendik. Hocasız, medresesiz nasıl öğrendiğimize biz de hayret ediyoruz. Fakat Risale-i Nur öğretiyor. İşte biz öğrendik. Ve bütün varlığımızla Risale-i Nur’un yirmi senede ancak tahsil edilebilen hakikat ilmini bir haftada kazandırdığını tasdik ediyoruz. Risale-i Nur’u görmeden önce, mektebden aldığımız tesiratla zamanın gidiş şartlarına kendimizi uydurmak mecburiyetinde telakki ettiğimizden tesettüre pek riayet edemiyorduk. Şimdi Allah’a yüzbinler şükür olsun, Risale-i Nur’dan aldığımız telkinatın manevî ihtarı sayesinde, genç olduğunuza rağmen Kur’anımızın tarif ettiği şekilde örtünmeğe başladık. İlahî emirlere riayetle iman nurunun kalbimizde nakşeylediği manevî zevk ve huzurumuzu dünyalara değiştirmeyiz. Kur’anın nuruyla nurlanmak isteyen, fakat ehl-i dalaletin iğfalatıyla yolunu şaşırıp sefahete düşen eski arkadaşlarımız, İslâmî kıyafetlerimizi görünce bize imreniyorlar ve bize benzemeğe çalışıyorlar. Biz de siz sevgili Üstadımızın Hanımlar Rehberi’nde “Bu mübarek hemşirelerimi ifsad eden komiteler kahrolsunlar. Allah bu hemşirelerimi de o serserilerin şerlerinden muhafaza eylesin.” diye buyurduğunuz gibi onları Aziz-i Cebbar’a havale edip Risale-i Nur’dan aldığımız iman esasıyla onlara acıyarak Cenab-ı Hak’tan kısa zamanda hidayete eriştirmesini yalvarıyoruz.

Sevgili Üstadımız! Hanımlar Rehberi ile müsemma risale-i hârikanız devrimizin istikametsiz hanımlarına, hissiyatlarına mağlub olup sefih bir hayat sürme alışkanlığına kapılanlara ve bir dirhem hazır lezzeti ileride bir batman zehire tercih eden ve ettirilmeğe sevkedilen zavallı tazelere, genç körpelere, şefkatini yanlış yolda sarfeden aldatılmış annelere ışık tutarak nurlu yola, istikamete, hidayete getirmesi bakımından ne kadar büyük bir hizmete haiz olduğu malûm ve aşikârdır. Bu hususta minnet ve şükranlarımızı dile getirmekten âciziz.

Efendimiz! Hanımlar Rehberi’nin ehemmiyetinin büyüklüğü, tesiratının hârikalığı sebebiyledir ki, birinci tab’ı çok kısa bir zamanda bitmiş. İstanbul’daki kahraman ve fedakâr kardeşlerimiz ikinci tab’ını yapıyorlar. Sağ olsunlar. Allah o fedakâr kardeşlerimize Üstadımızın kuvvet, cesaret ve sadakatını ihsan eylesin. Siz sevgili Üstadımıza da sıhhat ve selâmetler bağışlasın, âmîn.

Şefkatli Üstadımız! Eğer imkân ve iktidarımız olsa idi, bütün Müslüman Türk kızlarına ve annelerine ve dolayısıyla âlem-i İslâma hitaben diyecektik: Ey muhterem Anadolu anası ve genç körpeler! Huzur içinde, nur içinde, saadet ve refah içinde yaşamak isterseniz Risale-i Nur’u okuyunuz. Uyanınız artık gafletten. Safiyetinizden istifade ederek sizi iğfal etmek isteyen mel’un güruha tükürünüz. Sizi aldatmasınlar.

Anneler! Dikkatli olunuz. Şefkatinizi yanlış yolda kullanmayınız. Evlâdlarınızı terbiye-i İslâmiye dairesinde yetiştiriniz. Âhirette şefaatçi yerine davacı olmasınlar.

Genç kızlar, mektebliler! Size hitab ediyoruz. Zamanın surî zevkleri karşısında aldanmayalım. Hayvanca yaşamayı şiar edinenlerin zebunu olmayınız ve olmayalım. Ahlâkımızı Kur’an nuruyla zînetlendirip istikametimizi düzeltelim. Allah’a hadsiz şükürler olsun namus u ismetimizin, şeref ü haysiyetimizin, tek kelime ile kadınlığımızın muhafaza yollarını bize öğreten Risale-i Nurlarımız ve sevgili Üstadımız var. Ahlâk yıkıcı neşriyatı takib edeceğimize, iki dünyanın saadetini kazandıran Kur’anın nurlu derslerini okuyalım, nurundan nur alalım. Ulvî hislerimizi rencide eden, bizi menfî propagandalarla baştan çıkarmak isteyen fitne ve fesadçıların yaygaralarına kulak vererek zahiren süslü ve cazib görünen hristiyan ve hristiyanlaşmış zengin ve dünyaca makam sahibi kodamanların gece yarılarına kadar zıplayıp hoplayan sarhoş ve açık-saçık karı ve kızlarını taklid edip, Cenab-ı Allah’ın bir nimeti olan güzellik ve gençliğimizi birkaç senelerde harcayarak yaşlandığımızda âdi, kocamış ve çirkinleşmiş ve herkesin nazar-ı nefretine maruz kalmak derecesine düşmek değil; gençlik ve güzelliğimizi âdâb-ı Kur’aniye zînetiyle zînetlendirelim ve iki cihanın hakikî sultanı olan Hazret-i Peygamberimizin izinden giden mübarek ve müşfik zevcelerini taklid edelim ve ondört asır şanlı ecdadımızın ünlü kahramanlarını, şehid ve gazilerini yetiştiren ve vefakâr ve sadakatlı annelerimizi ve o annelerimizin rehberliğini yapmış olan o pâk ve edebli Peygamberimizin tahir ve temiz hanımlarına ve gayet derecede nazik ve nezaketli kızlarına benzemeye çalışarak sünnet-i seniyeye tam uyalım ki, âhirette bize şefaatçi olsun ve olsunlar.

Lütufkâr Üstadımız! Evet hayatımızın iki devresiyle kat’iyyetle anladık ki: Bir zamanlar Gençlik Rehberi adlı eserinizi neşretmekle binlerce gençleri, hususan mektebli genç kardeş ve ağabeylerimizi kurtarmağa, küfrün cazibedar ve cezbedici küfrün çenberine düşmemelerine izn-i İlahî ile azîm bir sed yaptığınız gibi; Hanımlar Rehberi’ni lütfetmekle de o nurlu ve katmerli sedler içinde çelikten bir parmaklık, elmastan siperler olan bir kafes ve onun içinde müstahkem bir harîm-i ismet yaptığınızdan aslâ şübhemiz kalmadı. Fakat bu kafes öyle kafestir ki, çürük tahta evlerin eski pencerelerine gerilmemiş; doğrudan doğruya kalb, ruh ve manevî latifelerimizin üzerine serilmiş nuranî bir ağdır. Gözle görülmez, fakat maddî atom bombasıyla dahi tahrib edilmez bir zırh-ı mukaddestir.

Sevgili Üstadımız! Artık acıyarak ağlamayınız. Yıllar yılı ağlamalarınız, gözlerinizden kanlı yaşlar akıtmalarınız dinsin. Zira Sedd-i Zülkarneyn’den daha sağlam olan bu sedleri hiçbir zalim, hiçbir ırz düşmanı aşıp o mes’ud, o sâkin ve kardeşle çocuklarımızın ve türlü emellerimizle hayallerimizin başbaşa kaldığı dünya cennetimize, yuvamıza veya harîm-i ismetimize giremiyecek ve sızamayacaktır. Hiç bir mikrop, Kur’andan Risale-i Nur’la aldığımız iman panzehiri o sînemizde ve ciğerlerimizde bulunduğu müddetçe içimize giremiyecek. Kendileri için zehirli hançer olan kafes parmaklıklarından ve manevî çelik avlarından içeriye burunlarını sokamıyacaklardır. O halde “Kafesi kaldırdık” diye burunları Kaf Dağı’na çıkanlar, Kaf harfinin noktaları kadar dahi İslâmın imanlı sînesinde bu kadar uğraşmalarına rağmen bir yara açamadıkları için, bir yol bulup içeri giremedikleri için kahırlarından kendilerini parçalamak derecesine geliyorlar. Paralansınlar, kendilerini Kaf Dağı’nın arkasına atarak kahrolsunlar, âmîn.

Siz ey sevgili Üstadımız! Değil Türkiyemizin ve âlem-i İslâmın, belki sükûnet ve saadet isteyen bütün âlem-i insaniyetin beklemekte olduğu cefakâr, vefakâr ve sabırlı Efendimiz! Siz artık müsterih olunuz. Çünki biz, çünki genç evlâdlarınız, çünki Risale-i Nur’u insaf ve dikkatle okuyan herkes kurtulmaktadır ve kurtulacaktır inşâallah.

Mübarek Üstadımız! Bu perişan ve karmakarışık yazılarımızla, kıymetli vaktinizi zayi’ ettiğimizden vicdanımız sızlıyor. Afvınızı istirham ediyoruz. Hepimize maddî gözlerimizle sizi görmek nasib olmadı. Nurları okumak ve yazmakla müsterih oluyoruz.

Müstecab dualarınızı eksik etmemenizi yalvarır, mübarek ellerinizden hürmetle öperiz, sevgili Üstadımız Efendimiz.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

İstanbul’da dualarınıza çok muhtaç kusurlu talebeleriniz ve manevî evlâdlarınızdan genç Nurcu hanımlar namına

Ayten, Nurten, Fatıma, Zeliha, Feryal, Makbule, Halîme, Ümmü Gülsün, Fatıma, Gülderen, Sıddıka

118. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ‮ ‬اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Aziz muhterem ve mübarek üstadım!

Çok uzun bir fasıladan sonra şu perişan bir kaç satırlık yazı ile huzurunuza geliyorum. Öğrettiğiniz imani ve Kur'anî dersler sayesinde Rabb-i Rahimime itimadla, sabırla, tevekkülle, niyazla, fîzarla bekledik. Mahfi hikmetini ittiham veya şekvayı işmam edecek hareketlerden muvaffak buyurduğu kadar içtinab ve lillahilhamd hizmetinizin mayesi ve üss-ül esası olan ihlâs ile cüz'î irademizi irade-i külliye-i İlâhiyyenin hükmüne karınca kaderince bağlayarak, imanî ve Kur'anî hizmete fütursuz çalıştık.

قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبِّى لَوْلاَ دُعَاۤؤُكُمْ

tefsirinizi unutmadık ve duadan asla geri kalmadık. Ebedî hayatımızın saadetini en yüksek şefkatle arzu edip, bizi o yola irşad eden acz, fakr, şefkat ve tefekkürün bu dört nuranî sütunuyla iman-ı tahkiki gülşen-sarayının ayakta durabileceğine hayatını nezir ve vakf ve her belâya sinesini açıp manevi vazifesi için وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُ diyenlere ittiba' ve imtisal etmek suretiyle, tam bir numune olan mücahid-i muhterem, nur-u dîdemiz, aziz ve muhterem ve mübarek Üstadımızdan Cenab-ı Hak ebediyyen razı olsun.. Ve onun hizmetinde bulunduğu, Nurların arzu buyurduğu gibi kemal-i şa'şaa ile parlayıp ta'zimli alâkalarla kalbleri feth ve teshir ettiğini görmeklik nasib ve mukadder buyursun amin.

Benim geçen sene ayrıldığım yerdeki Hacı İsmail adlı bir zat bu sene Hicaz'dan aziz ve muhterem ve mübarek Üstad'ımıza bir mektup yazıyor. Ve benden göndermekliğimi istiyor. Bu acib cezbeli zatın arzusu, huzurunuza girmekliğime de vesile oldu. Fakat yazısının okunabilmesi için bazı yerlerini tercümeyi faydalı buldum.

Her biri binlere bedel Nur şem'inin pervaneleri ve Kur'anın fedakâr hadimleri iman-ı tahkikînin kahraman mücahidleri kardeşlerime birer birer binler selâm ve dualar ile aziz ve muhterem ve müşfik ve mübarek Üstad'ımın kemal-i hürmet ve ta'zimle ellerini öper, hayır dualarından mahrum edilmemekliğimizi istirham ederim.

Kardeşimiz Abdülmecid ile muhaberemiz var. Lehülhamd sıhhattedir. Şimdi de Suad'ı askerdir. Bu muhitte lütf-u Hak'la alâkadarlar meydana geldi. Alâkalılar nurlardan hayli fayda gördüler.

Allah nasib ederse, iki veya üç ay sonra fiilî ve maddî işten ayrılmak, hizmet-i Nuraniyeye devam etmek için Erhamürrahiminden tevfik ve medet niyazındayım. Buradaki alâkadarlar namına da hürmet ve ta'zimle mübarek ellerinizi tekrar öper, hayırlı dualarınızı niyaz ederim.

Elbaki

Elhübbufillah

Hulusi

119. Parça[]

İkaz-ı Hakikat


Üstad çıkmış zindandan müjdeler hepimize

Zâlimleri kahredip göstersin Hüdâ bize,

Nurlar daim parlasın lütfetsin Allah bize,

Sakar mev'ud dinsize, hamdolsun Rabbimize.


Nurlar Kur'an tefsiri bize büyük ni'mettir,

Şakirtlere vazife ihlâs ile hizmettir.


Hâkimler zalim olmuş istiyorlar belâyı,

Kulaklar sağır olmuş, duymuyorlar sadayı,

Gözleri a'ma olmuş görmüyorlar eşyayı,

Kalbleri kasî olmuş bilmiyorlar Mevlayı,


Nurlar Kur'an tefsiri bize büyük ni'mettir,

Şakirtlere vazife ihlâs ile hizmettir.


Ahkem-ül Hâkimîn var inanmışız biz ona,

Ekrem-ül Ekremîn var dayanmışız biz ona,

Erhamürrahimîn var sığınmışız biz ona,

A'del-ül âdilîn var güvenmişiz biz ona


Nurlar Kur'an tefsiri bize büyük ni'mettir,

Şakirtlere vazife ihlâs ile hizmettir.


Nur Şakirdi çalış sen, Allah ecri verecek,

Sana kalkan elleri Rabbin kırıp ezecek,

Dırdır eden dilleri, Semî' kökten kesecek,

Hain bakan gözleri Basîr a'ma edecek.


Nurlar Kur'an tefsiri bize büyük ni'mettir,

Şakirtlere vazife ihlâs ile hizmettir.


Üstadını örnek yap eûzü çek şeytana,

İhlâsını rehber yap, besmele çek Kur'ana,

Namazını miraç yap, tekbiri çek Yezdan'a,

Tevhidini siraç yap, kandili yak merdane,


Nurlar Kur'an tefsiri bize büyük ni'mettir,

Şakirtlere vazife ihlâs ile hizmettir.


Emelimiz kudsîdir sarılalım Kur'ana,

Üstadımız Nursîdir yapışalım bürhana,

İhvanımız Nurludur dayanalım sultana,

Muhlisiniz diyor ki yalvaralım Sübhana.


Nurlar Kur'an tefsiri bize büyük ni'mettir,

Şakirtlere vazife ihlâs ile hizmettir.


h.1368-m.1949

Hulusi

120. Parça[]

Nurcu Kardeşim


Şanlı dost, her ne kadar cismen uzaksam senden

Şâir oldum ebedi, ruhumu yaktım sana ben,

O ilâhî yüce gayen ne temizdir öyle,

Can atar, şanlı zaferler sana bundan böyle,

Âkif olsaydı da görseydi bu parlak gününü,

Ebediyetlere yatmıştır eminim önünü

Mavi mor, pembe ufuklarda hayalin görünür,

Dalgalar sahili örter gibi okşar sürünür.

Hep sevinç gözyaşı halinde akar bak dereler.

Nurun esrarını ilham ediyor meşcereler.

Goncalar güller açarken ötüşürken kuşlar,

Kalelerden kulelerden kopuyor alkışlar.

Her gönülden sana sevgiyle selâmlar geliyor.

Bak dualar nasıl Allah'a kadar yükseliyor.

Sen o Üstad-ı küllün feyzine er, aşkına yan.

O büyük gayenin uğrunda şehid oldu baban.

Sana ilk şiirimi yazdım bu mübarek gecede,

Sanki cennetlere uçmuş gibi geldim vecde.


Ali Ulvî

121. Parça[]

Aziz sıddık kahraman ağabeyimiz!

Evvelâ: Gayetsiz derecede bir ehemmiyetle arzediyoruz ki; büyük mecmualarımızın imhasına sakın sakın meydan verilmiyecektir.

Ne pahasına olursa olsun kurtarılacaktır. Yalnız imha kararı şimdi mi yoksa eskiden mi verilmiştir?.. Ve sizce bu imha kararı resmen sabit midir? Bu ciheti olduğu gibi öğrenerek acele ve derhal bildiriniz.

Saniyen: Bu hususta Ankara'da olan kahraman Sungur'a ve devlet bakanına yazılan yazıyı beray-ı malumat takdim ediyoruz. Binler selâm ve hürmetler. Ellerinizden öperiz. Siz de nasıl münasib görürseniz, Ankara'ya müracaat edersiniz.

21.10.950

Emirdağı

Ziya, Zübeyr

122. Parça[]

Aziz ve çok kıymetli kahraman kardeşimiz Sungur!

Evvelâ: Binler selâm eder, Cenab-ı Hak'tan hizmetinizde hayırlı muvaffakiyetlerinizi dileriz.

Saniyen: Çok ehemmiyetli ve mahrem bir işi haber veriyoruz. Haber aldığımıza göre, Isparta adliyesinde zaptedilen yüzyetmiş cild Asa-yı Musa ve Zülfikâr mecmuaları ki, o mecmuaları şimdiki Adliye Bakanı beraetini, iadesini tasdik edip, daha evvelce Denizli'de de Üstad'ımıza geri verilen kitaplardır. Bunların imhası için karar verilmiş. Zemin ve semavatı hiddete getirecek ve mevcudatı ağlatacak bu müthiş kararın, Demokratlar aleyhinde CHP'sinin müfrit adamları tarafından tertib edilen bir plan olduğunda kat'iyyen şüphemiz yoktur. Zira Nur talebelerinin, Demokratları muhafaza ettiğini ve Demokratların kuvvetli bir istinadgâhı olduğunu müfrit şeytanlar anlamışlar. Nur talebelerini de Demokratlardan nefret ettirip hükümeti yıkmaya çalışıyorlar. Bu planın akim kalması ve mecmualarımızın kurtarılması ve Afyon'daki kitaplarımızın tamamen iade edilmesi için pek fazla bir ehemmiyet ve gayretle çalışmasını Üstad'ımız sizlere havale etti.

Ziya, Zübeyr

123. Parça[]

Devlet Bakanı, fazilet kahramanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu!

Zat-ı âlinize vatan ve milletin mukadderatı mevzuunda, gayetsiz derecede ehemmiyetli ve şeytanın zor düşünebileceği bir tarzda tertip edilen Demokratlar aleyhinde bir planı ifşa ediyoruz. Şöyleki:

Bu vatanda dinsizlikle ve istibdat-ı mutlak ve eşedd-i zulümle yirmi yedi yıldır perde altındaki hususi neşriyatla, harikulade bir feragat-ı nefisle mücadele eden Bediüzzaman Said-i Nursi'nin vücuda getirdiği muazzam Nur talebeleri camiasının DP'yi muhafaza ettiğini, CHP'sinin müfrit dessasları anlamış, hatta bir zamanlar gayet gizli olarak, Nur talebelerinin kesretle bulunduğu mıntıkalara tedkik ve tecessüs için çıkılmıştı.

İşte Anadolu'nun her tarafında harika bir kuvvet-i imaniye ile fevkalâde bir fedakârlık ile bu milletin iman ve İslâmiyetine hizmet edip, cebbarlar saltanatının esasından ve kökünden yıkılmasına medar olan Nur talebelerini, Demokratlardan nefret ettirmek için, uhrevi ve dünyevi hayatlarının halaskarı olan yüzbinler ehl-i iman ve bir kısım yüksek tahsil gençliğim tenvir ve irşad eden ve Arabistan'da ve Mısır'da büyük bir takdir ve tahsine mazhar olan ve mübarekliğine hürmeten Peygamberimizin kabr-i şerifi ve Hacer-ül Esved üzerine konulan Zülfîkâr ve Asa-yı Musa mecmualarının Isparta adliyesi tarafından yakılmasına karar verilmek gibi, arz ve semavatı hiddete getirecek ve mevcudatı ağlatacak derecedeki bir hükmü haber aldık.

Halbuki yüz otuz parçadan müteşekkil Risale-i Nur külliyatından olan bu büyük mecmuaların parçaları da, Risale-i Nur küiliyatıyla beraber 1944 senesinde Denizli Ağır Ceza Mahkemesinde müttefikan beraet verilmiş ve yüksek temyiz mahkemesi tasdik etmiştir. Kaziye-i muhkeme haline gelmiş ve bütün eserler müellif-i muhteremine ve sahiplerine iade edilmiştir. Son Afyon mahkemesinde de CHP hükümetinin komünist vekilinin hususi emirleriyle verdiği garazkâr hükmü, kahraman Demokratların adliye vekili, eski temyiz mahkemesinin âdil reis-i muhteremi esasından nakzetmiştir. Nihayet af kanunu ile, gaddarane giriştikleri ve içinden çıkamadıkları iftira ve ittihamların üzerine perde çekmişler ve afla neticelendirmişlerdir.

Hakikat bu merkezde iken ve şimdi eski hükümete binler hakaretli neşriyatlar bütün hızıyla devam ederken ve dörtyüz sahifelik gayet hak ve hakikatli bir mecmuanın iki sahifesinde bir ayetin tefsirini arz ve o bahane ile medar-ı mesuliyet yapıp, o mecmuanın imhası cihetine gidilmesi, doğrudan doğruya eski zalim parti hesabına şu maksada ma'tufdur ki; yüzbinler Nur talebelerini Demokratlar aleyhine çevirip DP'nin sessiz, sadasız, gösterişsiz, fakat dindarlıklarıyla gayet muhkem bir istinadgâhlarını yok etmek ve DP hükümetini yıkmaktır. Bu müthiş ve şeytanî planın akim kalması için zat-ı âlinize ehemmiyetle ihbar eder, selâm ve hürmetlerimizi arzederiz.

Üniversite Nur talebeleri adına

Yusuf, Ziya Arun

124. Parça[]

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Aziz Kardeşlerimiz!

Sözler mecmuası muayyen miktarda ve ancak alıcılar sayısınca yeni yazı ile basılacağından, arzu edenlerin tahmini hediyesi olan on beş lirayı talib olanlardan toplayıp, en geç yirmi gün zarfında hasıl olan yekûnü aşağıdaki adrese göndermenizi rica ederiz.

Bu şekildeki hareketle pek çok kardeşlerin bu hizmete iştirakleri mümkün olacak. Hem de kendileri otuzüç sözü havi Sözler mecmuasına sahip olacaklardır. İnşaallah..

Not: İsteyen birden fazla kitaba abone olabilir.

الباقى هو الباقى

Kusurlu kardeşleriniz

Mustafa Türkmenoğlu

Atıf Ural

Adres:

Said Özdemir

Bend deresi, Öncüler Mahallesi No: 2

Altındağ/ANKARA

125. Parça[]

26.1.957

Büyük Türkiye Başvekili Adnan Menderes Hazretlerine!

Dostumuz Türkiye Başvekiline gönülden selâm ve hürmetler... Gazetelerden aldığımız bir habere göre, siz islâm dünyasının büyük mütefekkiri ve din mücahidi olan Bediüzzaman Said-i Nursi'nin imanî ve Kur'anî eseri olan Risale-i Nurun neşri için emir vermişsiniz!

Bu mübarek ikdamınız münasebetiyle, Pakistan'da İslâmiyet yolunda çalışan ve komünizme karşı mücadele eden İslâm talebe cem'iyeti merkezi namına hulûs ve ihtiramlarımı bildirip size teşekkür ederim.

Dinsizlik ve komünizm, sadece Türkiye ve İslâm dünyası için değil, belki insaniyet için en büyük tehlikedir. Komünistler ve dinsizler yıllardır ki Türkiye'yi yıkmak istiyorlar. Ve dinsiz ve ahlâksız rejim için çalışıyorlar.

Dinsiz bir milletin payidar olabileceğine inanmıyoruz. Türkler Müslümandır. Müslüman olarak yaşayabilir ve yaşayacak. Filhakika komünizme karşı nazarî bir mücadele de lâzım geliyordu.

Esasen sizin bu büyük ikdamınızdan Nur talebeleri ve Said-i Nursi, Türk düşmanlarına karşı artık açıkça mücadele edebilirler ve İslâmiyet ve insaniyete de iyice hizmet edebilirler. Bu ikdamınızdan Türkiye aleyhindeki hârici propagandalar kırılacak ve Türklere izzet ve hürmet izafe olacaktır. Biz istikbalde bu gibi ikdamlara muntazırız ve Türk gençleriyle de şerikiz. Allah tuttuğunuz bütün hayırlı işlerinizde yardım etsin.

Din kardeşiniz

Ebsar Alem

Pakistan İslâm Talebeleri

Cemiyeti Başkanı

126. Parça[]

18.12.956

Karaçi-Pakistan

Muhterem Doktor Salih Özcan -İslâm mecmuası müdürü- Ankara

İçten gelen samimi selâmlarımı arzettikten sonra, sizden aşağıdaki kısacık sözlerimi yüksek mecmuanızda neşretmenizi şimdiden binler teşekkürle rica ediyorum.

Evvelâ:.....

Saniyen: Müslümanlar hizmetinde ve İslâmiyet yolunda çok mücadelede bulunan Üstad Said-i Nursi'nin Risale-i Nur nâmındaki eserlerini Maarif Vekâletinin yakında neşretmeye başlıyacağını duyduk. Hükümetinizi tebrik ediyorum. Bu suretle hem İslâmî eserler neşredilmiş olacak, hem de Türkiye'de ve bütün İslâm Aleminde komünizm fikri öldürülmüş olacak. Bu iki mühim ileri adımdan dolayı bütün İslâm memleketlerinin hükümetinize büyük bir sevgi ile bağlanmasını dilerim. Selâmette daim olunuz..

Muhammed Hasan El-A'zami

İslâm Alemi Kongresi Kurucusu

127. Parça[]

بِاسْمِهِ‮ ‬سُبْحَانَهُ

وَاِنْ‮ ‬مِنْ‮ ‬شَيْءٍ‮ ‬اِلاَّ‮ ‬يُسَبِّحُ‮ ‬بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ‮ ‬عَلَيْكُمْ‮ ‬وَ‮ ‬رَحْمَةُ‮ ‬اللّهِ‮ ‬وَ‮ ‬بَرَكَاتُهُ‮ ‬اَبَدًا‮ ‬دَائِمًا

Pek muhterem ve çok sevgili aziz üstadım Bediüzzaman Hazretleri!

Evvelen: Sonsuz selâm ve hürmetlerimi takdim eder, mübarek ellerinizden öper, sıhhat, âfiyet ve muvaffakiyetinizi Ekrem-ül Ekremîn’den niyaz eylerim.

Muhterem Üstadım! Sizleri hatırladığım zaman size olan aşk ve muhabbetimden kalbim yanarak gözlerim yaşarıyor. Sizleri o kadar seviyor ve özlüyorum ki; Allah-u Teâlâ ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’dan sonra siz bir tarafa bütün kâinat bir tarafa. Ve Risale-i Nur’u okudukça o kadar ona bağlanıyorum ki, bin tane canım olsa ona fedaya hazırlanarak bütün kâinata belki onsekiz bin âleme ilân ve neşretme aşk ve şevkiyle doluyorum.

Sâniyen: Hattâ bundan bir müddet evvel kat’î olarak karar verdim ki, Risale-i Nur’u bütün dünyaya ilân ve neşredeceğim. Hem gizli olarak değil, açıktan. Ve bu açığa çıkmaktan dolayı bütün maddî tehlikelere karşı hazırım.

Kur’ana hizmet uğrunda, imanı kurtarma yolunda, aile ve çocuklarımı hakikî sahibleri olan Rezzak-ul Âlemîn’e bırakarak bu ulvi gaye uğrunda canımı fedaya hazırlanarak ve üstadım hazretleri gibi “Ecel birdir, tegayyür etmez” diyerek teşebbüse geçtim.

Ve evvelce üçbin aded olarak bastırdığımız, Zübeyr kardeşimizin konferansına ve hem de üniversite beyannamesinin içine konulmak üzere, Risale-i Nur’un herkes tarafından okunması ve okutulması için âcizane olarak bir mukaddime yazdım. Ve memleketin her tarafına gidecek olan bu mukaddimeli konferans ve beyannamelerle, içinde Risale-i Nur’u okuma aşkı doğanların Risale-i Nur’u temin edebilmeleri için fakirhanenin adresini de ekledim. Ve dörtbin aded bastırdım. Dağıtmak üzere iken siz üstadım hazretlerini rü’yada görerek bana istikbale ait sizce malûm olan bazı mühim beşaretler verdikten sonra ezanı yani ilânı benim okumamamı yani perde arkasında gizli kalmamı ikaz buyurdunuz ve o sırada Allahü Ekber nidalarının başkası tarafından okunmakta olduğunu duydum. Allah hayırlısını etsin. Bu ikazınız üzerine şimdilik perde arkasında kalıyorum. O adresleri keserek, bastırdığım mukaddimeleri kullanıyorum.

Sâlisen: Şimdilik Diyanet’in raporu ile ilişik listeleri ve Afyon kararını ikibin aded mikdarında bastırıyoruz. Türkiye’nin bütün emniyet müdürlüklerine ve vilayet savcılıklarına inşâallah göndereceğiz. Tâ ki bu umumî beraetten her yer haberdar olup hiçbir yerde herhangi bir şekilde bir daha bir mahkeme açılmasın. Ve bütün kitabların tedkik edilmiş olduğu görülsün.

Râbian: Buyurduğunuz gibi Eskişehir Yeşil Nur Matbaasında Gençlik Rehberi ile ve Hüccet-i İmaniyeler basılmak üzere. Hüccet-i İmaniyelerin bazılarını âcizane olarak yazıp, basılması için gönderdik.

Hâmisen: Hüsn-ü niyetinizin eseri olarak bana karşı gösterdiğiniz teveccühe hiçbir cihetle kendimi lâyık görmüyorum. Çünki mahlukatın en âcizi ve en zaîfi benim. Fakat Cenab-ı Hak o kadar kudret, rahmet ve kerem sahibidir ki, mahlukatının en âcizine en büyük nimeti ihsan ederek, bir sineğe kartal sıfatları giydirerek Esma-i Hüsnasının yüksekliğini izhar eder. Onun rahmetinden her şey beklenir.

Sâdisen: Sevgili Üstadım! Bu âcizi lâyık olmadığı halde Ankara seyyar vaizliğine aldılar. Bir câmide vaaz ediyorum. Allah-u Teâlâ’ya ne kadar şükür etsem azdır. Mahlukatının en âcizine bu şekilde hiçbir kimseye nasib olmayan Risale-i Nur gibi en büyük bir nimeti ihsan etti. Risale-i Nur’u ezberleyerek cemaata vaaz ediyorum. Vakıa daha kendi nefsimi ıslah etmiş değilim ki, başkalarına vaaz edeyim. Fakat inşâallah himmetinizle ve Risale-i Nur dersleri sayesinde onu da ıslah edeceğimi Allah-u Teâlâ’nın rahmetinden ümid ediyorum. Bütün vakitlerimi Risale-i Nur’a hasretmiş bulunuyorum. Onu ezberliyorum, onu yazıyorum ve ona çalışıyorum. Fakat bu çalışmama engel olmağa çalışılıyor. İllâ dairede çalışacaksın, yoksa seni şarka tahvil ettiririz diyorlar. Ben ise Risale-i Nur’a daha fazla sarılabilmek, istifade etmek ve ettirmek için dairede çalışmaya yanaşmıyorum. Her ne ise. İnşâallah duanız bereketiyle hayırlısı olur.

Sevgili Üstadım, bazı fuzulî ve belki yanlış söz ve yazılarla sizi üzdüm ise acemîliğim ve âcizliğime vererek kusura bakmayınız.

Tekrar olarak selâm ile ellerinizden öper, sıhhat, âfiyet ve muvaffakiyetinizi Feyyaz-ı Mutlak’tan diler, duanızı istirham eylerim.

اَلْبَاقِى‮ ‬هُوَ‮ ‬الْبَاقِى

Âciz ve kusurlu

Duanıza en çok muhtaç talebeniz

Said Tillovî

Pederim size selâm ile ellerinizden öper, sıhhat, âfiyet ve selâmetinizi diler, dualarınızı rica eder.

  1. Gavs’ın (K.S.) Hulusi’ye “Muhlis” namını vermesi tam yerindedir.
  2. Üstadımıza yazılan mufassal mektubumuzu Nurcu kardeşlerimizle takdim etmiştik. Her nasılsa o mektub zayi’ edilmiş, Üstadımızın eline varmamış. Hüsrev
  3. Bkz. Mektup 16
  4. Ki, ne Büyük Doğu ve ne de sağ ve sol gibi siyasî teşekkülle hiçbir ilgisi yoktur.
  5. Yalnız 73. sahifenin sekizinci satırında “aktablar”ın yerinde “ehl-i tahkik” yazılsın. Tâ mübalağa zannedilmesin.
  6. Allah’tan Üstadımıza uzun ömürler dileğiniz duaya biz Medresetüzzehra talebeleri de bu duaya “Âmîn âmîn âmîn” diyoruz. Umum Nur talebeleri namına Marangoz Ahmed
Advertisement