Yenişehir Wiki
Advertisement


D. {{Alıntı|konum=sağ|{{RNK}}|10px|30px}}
<div style="font-size:150%;">'''Büyük Punto'''</div> Şablon:Risale bakınız


RNK şablon sayfası
Arapça font problemi

Risale
Risale:Risale
Risale:Risale-i Nur
Risale: Mukaddime (Muhakemat)
Risale:Lemeat (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Makaleler (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Lemeat'tan (Kastamonu)
Risale:Teşhis-ül İllet (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Divan-ı Harb-i Örfi (Asar-ı Bediiyye)
Risale:İşarat-ı Gaybiye Hakkında Bir Takriz
Risale:Hakikat Çekirdekleri (Mektubat)
Risale:Hakikat Çekirdekleri (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Hakikat Çekirdekleri (2) (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Tarihçe-i Hayatın Zeyli (Asar-ı Bediiyye)
Risale
Risale:Hutbe-i Şamiye
Risale:Hutbe-i Şamiye (Asar-ı Bediiyye)

RNK : Risale-i Nur Külliyatı’ndan
Kuran:Kur'an .
Risale:Evrad .
Risale:33 Hadis .
Risale:Hazret-i Üstadın Tashih ve Tasarrufları Hakkında (Asar-ı Bediiyye) Risale:Vukufsuz Ehl-i Vukufa Cevap (Asar-ı Bediiyye)
Tüm risaleler :Risale:Risale-i Nur : Evrad
Büyük boy kitaplar: Sözler - Mektubat - Lem'alar - Şuâlar - Tarihçe-i Hayat - İşarat-ül İ'caz - Mesnevi-i Nuriye - Asâ-yı Musa - Barla Lahikası - Kastamonu Lahikası - Emirdağ Lahikası-1 ve Emirdağ Lahikası-2 -Sikke-i Tasdik-i Gaybi
Mesnevi-i Nuriye *İ’tizar *Mukaddime *Lem'alar Risalesi *Reşhalar *Lasiyyemalar *Katre *Hubab *Habbe *Zühre *Zerre *Şemme Risalesi *Onuncu Risale *Şule *Nokta *Münderecat Hakkında *Fihrist
Orta boy kitaplar:Muhakemat - İman ve Küfür Muvazeneleri
Küçük boy kitaplar: Âyet-ül Kübrâ - Bediüzzaman Cevap Veriyor - Divan-ı Harb-i Örfî - Elhüccet-üz Zehrâ - Ene ve Zerre Risalesi - Esma-i Sitte - Gençlik Rehberi - Hakikat Nurları - Hanımlar Rehberi - Hastalar Risalesi - Haşir Risalesi - Hizmet Rehberi - Hutbe-i Şamiye - İçtihad Risalesi - İhlas Risalesi - İhtiyarlar Risalesi - İman Hakikatleri - Konferans - Küçük Sözler - Lâtif Nükteler - Meyve Risalesi - Miftâh-ul İman - Mi'rac ve Şakk-ı Kamer Risaleleri - Mirkat-üs Sünnet - Mu'cizât-ı Ahmediye - Mu'cizât-ı Kur'aniye - Münâcât - Münazarat - Nur Aleminin Bir Anahtarı - Nur Çeşmesi - Nur'un İlk Kapısı - Otuz Üç Pencere - Rahmet ve Şefkat İlaçları - Ramazan-İktisat-Şükür Risaleleri - Sünuhat-Tulûat-İşârât - Sünuhat - Tulûat - İşârât Sünuhat - Tulûat - İşârât Tabiat Risalesi - Uhuvvet Risalesi - Üstad Hz.'nin Hulusi Ağabeye Gönderdiği Mektuplar - Üstad Hazretlerinin Mehmet Kayalar Ağabeye Gönderdiği Mektuplar Yirmi Üçüncü Söz - Zühret-ün Nur
Diğer risaleler ve parçalar: Âsâr-ı Bedîiyye - Tılsımlar - Sirac-ün Nur (*3. Şua (Münacat Risalesi) 25. Lem'a (Hastalar Risalesi) 25. Lem'a'nın Zeyli 17. Mektub (Çocuk Taziyenamesi) 26. Lem'a (İhtiyarlar Risalesi) 26. Lem'a'nın Zeyli 21. Mektub 4. Şua (Ayet-i Hasbiye Risalesi) 13. Lem'a (Hikmet-ül İstiaze Risalesi) 33. Mektup (Aynı Zamanda 33. Söz Pencereler Risalesi) Eski Said'in Yeni Said'e İnkılabı Zamanındaki Hazin Münacatı 12. Şua (Denizli Müdafaanamesi) 5. Şua Hasan Feyzi'nin Manzumesi)- Fihrist Risalesi - Zülfikâr - Ta'likât #Kızıl İcaz #Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Abdurrahman) #28. Mektup'un 6. Meselesi (Vehhabi meselesi) #18. Lem'a #Şualar, 14. Şua, Hata-Savab Cedveli #Maidet-ül Kur'an (Tılsımlar Mecmuasının Zeyli) #Hazinet-ül Bürhan (Tılsımlar Mecmuasının Zeyli) #İnna A'tayna'nın Sırrı #Gayrı Münteşir (Neşredilmemiş) Kısımlar *Gayrı Münteşir Mektuplar *Risalelerden Gayrı Münteşir Kısımlar *Barla Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Kastamonu Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Emirdağ-1 Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Emirdağ-2 Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Denizli Hapsinden Gayrı Münteşir Kısımlar *Afyon Hapsinden Gayrı Münteşir Kısımlar #Risale:Müdafaat Üstad Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaaları ve Resmi Makamlara Dilekçeleri *Birinci Millet Meclisinde Neşredilen Beyanname *Barla ve Isparta Hayatı (1926-1934) *Eskişehir Mahkemesi (1935) *Isparta ve Denizli Mahkemesi (1944) *Denizli Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Emirdağ Hayatı (Denizli Hapsinden Sonra) *Afyon Mahkemesi (1948 - 1949) *Afyon Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Afyon Mahkemesi Kararnamesi *Temyiz Mahkemesi *Temyiz Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Emirdağ Hayatı (Afyon Hapsinden Sonra) *Urfa Ehl-i Vukufuna Cevap (1951) *Gençlik Rehberi Mahkemesi (1952) *Samsun Mahkemesi (1952 *Isparta Mahkemesi (1956) *Emirdağ Hayatı (Isparta Mahkemesinden Sonra) *Diğer Talebe Müdafaaları
#İşarat-ül İ'caz (A. Badıllı Tercümesi) İşarat-ül İ'caz اشارات الاعجاز فى مظانّ الايجاز İşarat-ul İ'caz KUR'AN'IN ÎCÂZ YERLERİNDEKİ İ'CÂZ İŞARETLERİ *Mütercimin İzahları *Mukaddeme *Fatiha Suresi Tefsiri *Bakara 1: Huruf-u Mukattaa *Bakara 2: Kur'anın Hidayeti ve Şüphesizliği *Bakara 3: Allaha İman - Namaz - Zekat *Bakara 4: Kitaplara ve Ahirete İman *Bakara 5: Müminlerin Hidayeti ve Felahı *Bakara 6: Küfrün Mahiyeti *Bakara 7: Kalplerin Mühürlenmesi *Bakara 8: Münafıklar Bahsi *Bakara 9-10: Münafıkların Aldatması *Bakara 11-12: Münafıkların Fesad Çıkarması *Bakara 13: Münafıkların İmanda İkiyüzlülüğü *Bakara 14-15: Münafıkların Müminlerle Alay Etmesi *Bakara 16: Hidayeti Verip Dalaleti Satın Almaları *Bakara 17-18: Münafıklar Hakkında Ateş Temsili *Bakara 19-20: Münafıklar Hakkında Yağmur Temsili *Bakara 21-22: İbadet ve Tevhid Bahsi *Bakara 23-24: Nübüvvet Bahsi *Bakara 25: Cennet Bahsi *Bakara 26-27: Temsil Bahsi *Bakara 28: Yeniden Yaratılış *Bakara 29: Yedi Kat Sema Bahsi *Bakara 30: Hilafet-i İnsaniye *Bakara 31-33: Talim-i Esma *İstikbalin Hâkim-i Mutlakı Kur'andır
#Mesnevi-i Nuriye (A. Badıllı Tercümesi) Risale-i Nur Külliyatından Mesnevî-i Nuriye (Türkçe Tercümesi) Müellifi Bediüzzaman Said-i Nursî Mütercim: Abdülkadir Badıllı Tenbih: (Mesnevî-i Nuriye) ismi, Türkçe tercümesine Hz. Üstad tarafından konulmuştur. Arapça ismi her ne kadar "El-Mesneviyy-ül Arabiyy-ün Nurî'dir. İsim, ism-i müzekker olduğundan, Mesnevî'den sonra (Nuriye) değil, (Nurî) gelmesi lâzımdır. Fakat bu sıfat Türkçe telaffuzunda ağır ve nâmüsta'mel bir sıfat olduğu gibi; "El-Mesneviyy-ül Arabî Li-r Resail-in Nuriye" yani, "Nur Risalelerinin Arabî Mesnevîsi" manasında dahi olduğu için, "Risale"nin müfredi veya Risalelerin cem'i için sıfat olarak Nuriye gelmesi lâzım olduğundan "Mesnevî-i Nuriye" ismi tam yerindedir. (Mütercim) *Takdimler, Mukaddeme, Tenbih, İhtar, İtizar *Lem'alar *Reşhalar *Lasiyyemalar *Katre *Katrenin Zeyli *Habab *Hababın Zeyli *Habbe *Habbenin Zeyli *Habbenin Zeylinin Zeyli *Zehre *Zehrenin Zeyli *Zerre *Şemme *14. Reşha *5. Ders *Şule *Şulenin Zeyli *Nur *Kızıl İcazdan Bazı Parçalar
#Rumuzat-ı Semaniye Bu risalenin sebeb-i telifi, Kur’ân’ın tercümesini Kur’ân yerinde camilerde okutmak olan dehşetli suikastına karşı bir nevi mukabeledir. Ziyade tafsilât ve lüzumsuz bahisler girmiş. Fakat o mücahidâne ve heyecanlı mukabelede kıymettar bir gaybî anahtarı hissedip meczubâne arattırmak içinde, lüzumsuz tafsilât ve zaif ve pek ince emareler dahi girmiş. Kalbime geldi ki: Yirmi Dokuzuncu Mektubun gayet ehemmiyetli ve lüzumlu ve parlak ve îcazlı olan Birinci Makamı, bu İkinci Makamın bütün kusûratını ve israfatını affettirir. Ben de kemâl-i sürurla şükrettim, o kusurları unuttum. *Birinci Parça: 28.Mektubun 7.Meselesinin Hatimesi *İkinci Parça: 28.Mektubun 8.Meselesi *Üçüncü Parça: 29.Mektubun 3.Kısmı *Dördüncü Parça: 29.Mektubun 4.Kısmı *Beşinci Parça: 29.Mektubun 8.Kısmı
#Tefekkürname: 29. Lem'a-yı Arabî #Arabî Münacat Risalesi: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Otuz birinci Lem'a'nın Üçüncü Şuaı olan Risale-i Münacattan Arabi bir parçadır. Gelen âyet-i uzmanın A'zamî bir tefsiridir." dediği Arapça bir münacat. #Arabi El-Hüccet-üz Zehrâ Risalesi: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Çok ehemiyetli Arabi bir risaleciktir. El hüccet-üz zehrâ risalesinden bir kısmının bir hülasasıdır" dediği Arapça bir parça. #Hizb-ül Mesnevi-ül Arabî: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Risale-i Nur'dan ehemmeyetle intişar eden Arabî Mesnevi-i Nuriye'nin içindeki kıymettar risalelerde eski Said'in yeni Said'e inkılabı zamanında dergh-ı ilahiyeye karşı münacatları, istiğfarları, tesbihatları ilm-el yakin derecesinde imanî şehadetlerinden parçalardır" dediği Arapça bir parça. #Ettefekkür-ul İmaniyyür Refi': Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiye'nin İkinci Babı olarak te'lif edilmiştir. 29. Lem'a'daki kısım ve meali için 'buraya', Şualarda geçen ve bir kısmının Abdülmecid abi tarafından yapılan tercümesi için 'buraya' bakabilirsiniz. #Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Hamza) #Kur'an Hattı Risaleler #Ayet ve Hadis Mealleri
S=Risale:Sözler . SÖZLER . Birinci Söz . İkinci Söz . Üçüncü Söz . Dördüncü Söz . Beşinci Söz . Altıncı Söz . Yedinci Söz . Sekizinci Söz . Dokuzuncu Söz . Onuncu Söz . On Birinci Söz . On İkinci Söz . On Üçüncü Söz . On Dördüncü Söz . On Beşinci Söz . On Altıncı Söz . On Yedinci Söz . On Sekizinci Söz . On Dokuzuncu Söz . Yirminci Söz . Yirmi Birinci Söz . Yirmi İkinci Söz . Yirmi Üçüncü Söz . Yirmi Dördüncü Söz . Yirmi Beşinci Söz . Yirmi Altıncı Söz . Yirmi Yedinci Söz . Yirmi Sekizinci Söz . Yirmi Dokuzuncu Söz . Otuzuncu Söz . Otuz Birinci Söz . Otuz İkinci Söz . Otuz Üçüncü Söz . Lemeat . Konferans . Fihrist
M=Risale:Mektubat . MEKTUBAT . Birinci Mektup . İkinci Mektup . Üçüncü Mektup . Dördüncü Mektup . Beşinci Mektup . Altıncı Mektup . Yedinci Mektup . Sekizinci Mektup . Dokuzuncu Mektup . Onuncu Mektup . On Birinci Mektup . On İkinci Mektup . On Üçüncü Mektup . On Dördüncü Mektup . On Beşinci Mektup . On Altıncı Mektup . On Yedinci Mektup . On Sekizinci Mektup . On Dokuzuncu Mektup . Yirminci Mektup . Yirmi Birinci Mektup . Yirmi İkinci Mektup . Yirmi Üçüncü Mektup . Yirmi Dördüncü Mektup . Yirmi Beşinci Mektup . Yirmi Altıncı Mektup . Yirmi Yedinci Mektup . Yirmi Sekizinci Mektup . Yirmi Dokuzuncu Mektup . Otuzuncu Mektup . Otuz Birinci Mektup . Otuz İkinci Mektup . Otuz Üçüncü Mektup . İşarat-ı Gaybiye Hakkında Bir Takriz . Hakikat Çekirdekleri . Gönüller Fatihi Büyük Üstada . Fihriste-i Mektubat . Hakikat Işıkları . Dua
L=Risale:Lem'alar . LEM'ALAR . Birinci Lem'a . İkinci Lem'a . Üçüncü Lem'a . Dördüncü Lem'a . Beşinci Lem'a . Altıncı Lem'a . Yedinci Lem'a . Sekizinci Lem'a . Dokuzuncu Lem'a . Onuncu Lem'a . On Birinci Lem'a . On İkinci Lem'a . On Üçüncü Lem'a . On Dördüncü Lem'a . On Beşinci Lem'a . On Altıncı Lem'a .On Yedinci Lem'a . On Sekizinci Lem'a . On Dokuzuncu Lem'a . Yirminci Lem'a . Yirmi Birinci Lem'a . Yirmi İkinci Lem'a .Yirmi Üçüncü Lem'a . Yirmi Dördüncü Lem'a . Yirmi Beşinci Lem'a .Yirmi Altıncı Lem'a . Yirmi Yedinci Lem'a . Yirmi Sekizinci Lem'a .*Yirmi Dokuzuncu Lem'a . Otuzuncu Lem'a . Otuz Birinci Lem'a .Otuz İkinci Lem'a . Otuz Üçüncü Lem'a . Münâcat .Fihrist . Dua
Ş=Şualar .Risale:Şuâlar . ŞUÂLAR . İkinci Şuâ . Üçüncü Şuâ .Dördüncü Şuâ .Altıncı Şuâ . Yedinci Şuâ . Dokuzuncu Şuâ . On Birinci Şuâ . On İkinci Şuâ . On Üçüncü Şuâ . On Dördüncü Şuâ .Beşinci Şuâ . On Beşinci Şuâ . Birinci Şuâ . Sekizinci Şuâ *Yirmi Dokuzuncu Lem’a’dan İkinci Bab . Eddâî .Dua . İçindekiler
TH =Risale:Tarihçe-i Hayat . BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ TARİHÇE-İ HAYATI . Ön Söz .Giriş . İlk Hayatı . Barla Hayatı . Eskişehir Hayatı .Kastamonu Hayatı .Denizli Hayatı .Emirdağ Hayatı - Afyon Hayatı - Isparta Hayatı - Hariç Memleketler - Bedîüzzaman ve Risale-i Nur - Dua - İçindekiler
İİ. İŞARATÜ’L-İ’CAZ . Risale:İşarat-ül İ'caz . Tenbih . İfadetü’l-Meram . Kur'an'ın Tarifi . Fatiha Suresi . Bakara Suresi 1-3. âyetler . Bakara Suresi 4-5. âyetler . Bakara Suresi 6. âyet . Bakara Suresi 7. âyet . Bakara Suresi 8. âyet - Bakara Suresi 9-10. âyetler . Bakara Suresi 11-12. âyetler . Bakara Suresi 13. âyet . Bakara Suresi 14-15. âyetler . Bakara Suresi 16. âyet . Bakara Suresi 17-20. âyetler . Bakara Suresi 21-22. âyetler . Bakara Suresi 23-24. âyetler . Bakara Suresi 25. âyet Bakara Suresi 26-27. âyetler . Bakara Suresi 28. âyet Bakara Suresi 29. âyet . Bakara Suresi 30. âyet . Bakara Suresi 31-33. âyetler . Ecnebi Feylesofların Kur’an Hakkındaki Beyanatları . Mehmed Kayalar’ın Bir Müdafaası . Dua . Fihrist
MN= MESNEVÎ-İ NURİYE . İ’tizar . Mukaddime . Lem'alar Risalesi . Reşhalar . Lasiyyemalar . Katre . Hubab . Habbe . Zühre . Zerre . Şemme Risalesi . Onuncu Risale . Şule - Nokta . Münderecat Hakkında - Fihrist
AM=ASÂ-YI MUSA: Risale:Asa-yı Musa .Mukaddimat - Asa-yı Musa’dan Birinci Kısım - Birinci Mesele - İkinci Meselenin Bir Hülâsası - Üçüncü Mesele - Dördüncü Mesele - Beşinci Mesele - Altıncı Mesele - Yedinci Mesele - Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası - Dokuzuncu Mesele - Onuncu Mesele - On Birinci Mesele - Asa-yı Musa’dan İkinci Kısım - Birinci Hüccet-i İmaniye - İkinci Hüccet-i İmaniye - Üçüncü Hüccet-i İmaniye - Dördüncü Hüccet-i İmaniye - Beşinci Hüccet-i İmaniye - Altıncı Hüccet-i İmaniye - Yedinci Hüccet-i İmaniye - Sekizinci Hüccet-i İmaniye - Dokuzuncu Hüccet-i İmaniye - Onuncu Hüccet-i İmaniye - On Birinci Hüccet-i İmaniye - Fihrist
BL BARLA LÂHİKASI- Risale:Barla Lahikası - : Takdim - Yedinci Risale olan Yedinci Mesele - Mukaddime - Yirmi Yedinci Mektup ve Zeylleri - Yirmi Yedinci Mektup'un Zeyli ve İkinci Kısmı - İkinci Zeyl - Yirmi Yedinci Mektup'un Üçüncü Zeyli - Yirmi Yedinci Mektup'un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihayetidir - Mektubat'ın Üçüncü Kısmı (1) - Mektubat'ın Üçüncü Kısmı (2) - Kastamonu ve Emirdağ'da Yazılan Mektuplar
EL-2 EMİRDAĞ LÂHİKASI – 1 .Risale:Emirdağ Lahikası-1 . Yirmi Yedinci Mektup’tan Takdim - Birinci Kısım Mektuplar - İkinci Kısım Mektuplar - Üçüncü Kısım Mektuplar
EL-2 EMİRDAĞ LÂHİKASI – 2: Risale:Emirdağ Lahikası-2 . Yirmi Yedinci Mektup’tan (Emirdağ’ında ve Isparta’da Son İkametlerinde Yazılan Mektuplardır) Giriş - Birinci Kısım Mektuplar - İkinci Kısım Mektuplar - Üçüncü Kısım Mektuplar
KL Risale:Kastamonu Lahikası. Yirmi Yedinci Mektup’tan KASTAMONU LÂHİKASI: Takdim - Lemeat'tan Önceki Mektuplar - Lemeat'tan - Lemeat'tan Sonraki Mektuplar
STG SİKKE-İ TASDİK-İ GAYBÎ *Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-1 *Birinci Şuâ *Sekizinci Şuâ *On Sekizinci Lem'a *Yirmi Sekizinci Lem'a *Sekizinci Lem'a *Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-2 *Dua

Önceki Risale: NutuklarÂsâr-ı BediiyyeLemeât: Sonraki Risale

ﻣﻘﻠﻪ ﻟﺮ﴿٢﴾

Makaleler Kısmı (2)

[*[1]]

Makale - 1[]

"Kürd'ler Neye Muhtaçtır?"[*[2]]

Şark ve Kürdistan Gazetesi Sayı: 1 19 Teşrin-i Sani 1324 / 3 Aralık 1908 / İstanbul

Millet-i Osmaniye meyanında mühim bir unsur teşkil eden Kürdistan ahâlisinin ahvâli hükümetçe ma'lûm ise de, hizmet-i mukaddese-i ilmiyeye dair bâzı metalibatı arz etmeğe müsaade dilerim.

Şu cihan-ı medeniyette ve şu asr-ı terakki ve müsabakatta sair ihvan gibi yekâheng-i terakki olmak için, himmet-i hükûmetle Kürdistanın kasaba ve kurasında mekatib te'sis ve inşa' buyrulmuş olduğu ayn-ı şükranla meşhûd ise de, bundan yalnız lisan-ı Türkîye âşina etfal istifade ediyor.

- Lisana âşina olmayan evlâd-ı Ekrad yalnız medaris-i ilmiyeyi mâden-i kemâlat bilmeleri ve mekatib muallimlerinin lisan-ı mahalliye adem-i vukufiyetleri cihetiyle maariften mahrum kalmaktadır. Bu ise; vahşeti, keşmekeşi, dolayısıyla garbın şematetini davet ediyor.

- Hem de ahalinin vahşet ve taklid, hâl-i ibtidaisinde kalmaları cihetiyle evham ve şükûkun te'siratına hedef oluyor.

- Eskiden beri herbir vecihle Ekradın madûnunda bulunanlar, bu gün onların hâl-ı tevakkufta kalmalarından istifade ediliyor. Bu ise ehl-i hamiyyeti düşündürüyor. Ve bu üç nokta Kürtler için müstakbelde bir darbe-i müthişe hazırlıyor gibi ehl-i bâsîreti dağdar etmiştir.

Bunun Çaresi:

Numune-i imtisal ve sebeb-i teşvik ve terğib olmak için, Kürdistanın nukat-ı muhtelifesinden;

Biri: Ertûşî aşâiri merkezi olan Beytüşşebab cihetinde...

Diğeri: Motkân, Belkân, Sason vasatında...

Biri de: Sipkân ve Hayderan vasatında olan nefs-i Van'da:

Medrese nâm-ı me'lûfiyle ulûm-u dîniye, ve fünûn-u lâzime ile beraber, -hiç olmazsa, ellişer talebe bulunmak ve oraca medar-ı maişetleri hükûmet-i seniyece tesvîd edilmek üzere- üç dâr-üt talim te'sis edilmelidir.

Bazı medarisin dahi ihyası, maddî ve mânevî Kürdistanın hayat-ı istikbâliyesini te'min eden esbâb-ı mühimmesindendir. Bununla maarifin temeli teessüs eder. Ve bu mebde-i teesüsten ittihad takarrur edecek; ihtilâf-ı dâhilîden dolayı mahvolan kuvve-i cesimeyi hükümetin eline vermekle, harice sarf ettirmek için hakkıyla müstehakk-ı adâlet ve kâbil-i medeniyet oldukları gibi... Cevher-i fıtrîlerini göstereceklerdir.

Molla Said-i Meşhur

Makale - 2[]

Hamidiye Alaylarına Dair Beyan-ı Hakikat

Şûra-yı Ümmet Gazetesi, 06 Teşrinisani 1324 / 19 Kasım 1908 tarih ve 46. sayılı nüshası sahife: 7'de neşredilmiştir.

Türkçeyi iyi bilmez ve sanat-ı inşayı öğrenmemiş ve yeni uyanmış bir Kürd'ün ifade-i meramındaki kusuru afvedilsin. Hem de havassa hitab eder, işaret kâfîdir.

Hamidiye denilen asâkir-i milliye-i Kürdî intizam ister, lağvı kabul etmez. Zîrâ intizam, zararı def' ve büyük menfaatini temin edecektir. Ve mevt ve mahvın kardeşi olan lağv -ki zararı zararla def'dir- muhalif-i kaide-i usûldur. Hem de o maden-i hamiyet ve mazhar-ı şecâat olan hayat-ı Kürdîyi tesis eden, ittihadın temeli ve büyük rabıtası "Hamidiye Alayları"dır. Alayların hal-i hazırı, askerlikten evvelki hallerine veya "Hamidiye" olmayanlara ve binnisbe bir derece medenî ehl-i kuraya nisbeten gösterdikleri ziyade isti'dad-ı temeddünî cihetiyle, cennet-i medeniyet ve nerdiban-ı terakkinin onlar için birinci kapı basamağı ve mevcudiyet-i kavmiyyeyi gösterir olan (askerlik) unvan-ı mübecceli "Kürd" gibi şedidü'şşekime ve meyyal-i meâlî ve Meşrutiyetle yeni uyanmış ve efkâr-ı umumiyenin dürbünü ile müstakbelde keşfedeceği meâdin-i hayat-ı milliyeyi; ve öteden beri Hükümet-i Osmaniye ile rabıta-i lâyenfekki olan sadâkatı tahkim ve te'sis eden askerlik ünvanı, başka bir kavm, kolaylıkla çıkarmayacaklardır; Nerede kaldı, o arslan Kürd'ler!..

Ve o cennet-i medeniyet kapısı olan askerlik cihetiyle bostan-ı maarife karşı açılmış ve "mekteb-i aşair" denilen küçücük bir pencerenin kapatılmasıyla, ziya-yı hakikatle tenevvür eden ve o menazir-i behîceyi seyreden ve o meyvelerden lezzet-i hakikiyye-i daimiyeyi duyan biçare etfal-i Ekradın neşatlarını söndürmekle, zulmet-i me'yusiyete düştükleri için, büyük bir unsur-u sâdıkın esas-ı sadakatlarını sarsmıştır. Bundan ibret alınız; pencerenin kapatılmasıyla böyle olursa, kapının seddiyle neler olmaz?..

Hem de vahşet ve ihtilaf ve aşâirlik ve hükûmetsizlik netaice-i zarûriyesi olan fenâlıkları, Kürdlere sebeb-i kemâl olan askerlik mürafakatiyle illet-i tardiyye gibi illet yapmak; bir büyük âlimin işlediği bir kabahat ile ilmi tezyîf ve muzır bilmek gibidir. Şimdiye kadar "Hamîdî" o zayıf hükümet-i sâbıkanın hudud-u mühimmini muhafaza ve düşman-ı vatanın tepesine bir "asâ-yı tehdid" idi.. Ve muhakkak olan, çok mazarrat-ı adideye karşı bir sedd-i ahenin teşkil etmişlerdi. Hâkimiyet-i milleti te'min eden efkâr-ı umumiyenin düşman-ı bîemanı o gebermiş olan "istibdad"ı ibkâ ve ilkâ-yı ihtilâf ile efkâr-ı umumiyeyi tefrika ile imhâ ve efkâr-ı umumiyeyi tenvir ve taskil eden maârifi ifnâ ve imdad-ı cehalet ile ıtfâ ettiğinden; şimdi dişleri dökülmüş olan eski hükümet büyük bir kabahat işlemiş ki; keffareti, kaç seneye kadar yeni hükümet-i âdile bizi ihmal ve müsamaha etmektedir. Tâ ki, kâfil-i hayat-i millî ve muhafaza-i hukukî olan efkâr-ı umumiyeyi tevlid eden ittihadı ve o efkâr-ı umumiyenin dürbünü ve seyf-i katı'ı ve menar-ı rehberi olan maarifi te'sis etmeye muvaffak olalım. Sonra ıslah-ı hâl etmez isek dünya kadar bizi muahaze etsinler; kabahat, hükûmet-i zalimenindir. Bizim de olsa, Güneş garbdan tulû' etmediğinden tövbenin kapısı açıktır. Hem de medenî ve özürsüz ve ahlâk ve hayat-ı hükûmeti esasıyla sarsan sair ehl-i kabahat afv olunsa, biz özr-ü cehalet için bittab' afva daha ziyade müstehak ve muhtacız.

Kürd'leri başka unsura -kıyas-ı hâdi' ile- kıyas ile, tatbik-i ahkâm ve terbiye etmek hatadır. Bir çocuk ne kadar zeki olsa, elifbayı okumadan ulûm-u âliye dersi verilmez.

Hülasa:

Ehvenüşşerri ihtiyar, bir adalet-i izâfiyedir. "Ücâletürrâkib" gibi yapılsın. Tâ ki, adalet-i hakikiyeye isti'dad peyda edilsin. Vesselâm.

6 Teşrin-i Sani 1324

(19 Kasım 1908)

Bediüzzaman-ı Kürdî

Makale - 3[]

(Bu makale Kürdçedir, aslı Osmanlıca Âsâr-ı Bediiyye'dedir)

Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi 21 Teşrinisani 1324 / 4 Aralık 1908 Sayı: 1. Nüshası

Bediüzzaman Molla Said-i Kürdî'nin Nesâyihi

"Kürdçe Lisanımız"

Türkçe Tercümesi

(Mütercim: Abdülkadir Badıllı)

Ey Kürd Milleti!

İttifakda kuvvet, ittihadda hayat, kardeşlikte saâdet ve hükümette selâmet vardır. İttihadın ipini (zincirini) ve muhabbetin şeridini iyi tutun ki, sizi belâdan halâs etsin. Size bir şey söyleyeceğim, kulağınızı iyi verin. Biliniz ki; bizim üç cevherimiz vardır, ki bunlar muhafazalarını bizden istemektedirler.

Birincisi:

İslâmiyettir ki, milyonlarla şüheda onun bahasına kanlarını vermişlerdir.

İkincisi:

İnsaniyettir ki, biz aklî hizmetlerle civanmerdânelik ve insanlığımızı halkın nazarında dünyaya güstermemiz lâzımdır.

Üçüncüsü:

Milliyetimizdir ki, bize meziyet vermiştir. Eskiler bu iyilik ve meziyetiyle yaşamaktadırlar. Biz de milliyetimizin korunması yolunda çalışmalıyız ki, kabirlerinde yatanların ruhlarını şad edelim.

Bundan başka: Bizim üç düşmanımız vardır ki, bizi harab etmektedir. Bu düşmanlardan birincisi fakirliktir. İstanbul'un kırk bin hammalı bunun delilidir.

İkincisi:

Cehalet ve okumamazlıktır. Bizde binde birinin gazeteleri okuyamaması onun delilidir.

Üçüncüsü:

Düşmanlık ve ihtilâftır ki, bu adavet kuvvetimizi tüketmektedir. Bizi de terbiyeye müstehak eyler. Hükûmet de insafsızlığından bize zulüm ediyordu.

Bunu işittikten sonra biliniz ki, tek çaremiz şudur: Biz üç elmas kılıncı elimize almalıyız. Tâ ki o üç cevherimizi elimizden etmemeli... Ve o her üç düşmanımızı üzerimize saldırtmamalı. İşte o kılınç: Adalet, maarif ve okumadır.

İkinci kılınç:

Millî ittifak ve muhabbettir.

Üçüncüsü:

Her insanın kendi işini kendisinin yapmasıdır.. Ve sefiller gibi halkın himmet ve yardımına muntazır olmamak ve vasiyetlere sırtı dayamamaktır.

Ve sonuç olarak: Okuma, okuma, okuma!.. Ve elele verme, elele verme, elele verme!..

Molla Said

Makale - 4[]

Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi, 29 Teşrinisâni 1324 / 12 Aralık 1908 Sayı: 2. Nüshası Sayfa 13

Kürdler Neye Muhtaç?

On beş senedir ki düşündüğüm ihtiyacat arasında iki noktayı hedef-i maksad etmiştim. Bu ikiden maada Kürdistan'ın istikbalini temin edecek vesaiti görmedim.

Birincisi:

İttihad-ı milli.

İkincisi:

Ulûm-u diniye ile beraber, fünun-u lazıme-i medeniyeyi tamim etmektir, ki, esası ve medresesi aşiret alaylarıdır. Bu sırra istinaden bilâperva diyorum:

Aşairde asker olmayanları da onlar gibi asakir-i milliye yapmalı; tâ ki şua-ı elektrikiye gibi olan askerlik, o aşair-i muhtelife-i mütecavire meyanında bir münasebet-i kimyeviye gibi peyda ederek imtizac-ı efkâr ve irsal ile onların cevherlerini ve kıymet-i hakikiyelerini izhar etsin. Ziya-i maarif ve Kürdlerin hararetli kuvvetlerini tevlid edebilsin. Zira bedevilik, asabîlik, hükûmetsizlik, netice-i zulm-ü hükûmet olan fakr u zaruret ilcaatıyla, ağraz tesadüm eder. Sada-yı mevt gibi daima merkeze şikâyetler aks-endaz olduğundan, hükûmetin lutfuna bedel sillesine istihkak ve rakiplerin de şematet li-a'dâ aks-i sadası gibi ehl-i hamiyetin kafalarında nara vurarak kuvve-i maneviyelerini meyusiyet darbesiyle mağlub ve ehl-i basireti dağdar ediyor. Hem de dört yüz bin (400.000) kahraman ve muharip bir kuvve-i cesimeye malik iken ihtilâf-ı dahiliden mahvolduğu gibi, ihtilâftan tevellüd eden şurişle merhamet-i pederaneye bedel buğz-u zalimaneyi davet ediyor. Hem de medeniyetin ruh-u hayatı olan fünun ve maarif-i cedidesinden Kürdler nefret etmişler.

1- Zahiren ecanibten geldiğinden,

2- Bazı mesail-i fenniye, bazı hikâyat-ı İslâmiye ve bazı teşebbühat ile -ki avam-ı nâs sathî olarak akide ve hakikat telâkki etmişlerdir- müsademat ve münakazatlarından,

3- Ve her kemalin madeni bildikleri medarisin usûlüne muhalefetten,

4- Ve bazı ehl-i mektebe, İslâmiyeti yalnız zevahir ve taklidî olarak bir akide-i tıflâne ile fünunumuza kesbettiği meleke-i feylesofaneye karşı muhakeme ve mukabele etmekle vadi-i evham ve şukûka düştüklerinden Kürdler maarif-i cedideden gayet ürküyorlar.

Bunun çare-i yegânesi, aşiret alaylılık ve askerlik bab-ı âlisi ile mekâtib ve maarifi içlerine idhal ve maden-i saadetleri olan medaris-i münderiseyi ihya ile ulûm-u diniye ile beraber fünun-u lazime-i medeniyeyi Kürd uleması tedris etmektir.

Hülâsatü'l-kelâm:

Her milletin, lâsiyyema, Kürdlerin hablü'lmetini ve unsur-u hayatı olan ittihad, eğer bir kasır olsa, aşiret alayları ve her ünvana galebe çalan askerlik esaslı ve uzun bir temel ve muhkem bir tavan olacaktır. Ve o kasr-ı ittihad ve ittifakı ziyalandıran veyahut o hayat-ı akvamın deveran-ı dem yerine geçen havagazı menbaı gibi olan maarife aşiret alayları gayet müşaşa bir medrese-i fünun ve cesim bir fabrika-i sanayi olacaktır. Üstad-ı hükûmet, alayların istidadına göre iyi bir ders-i intizam verse, feni'me'l-matlub, vesselâm.

Said-i Kürdî

Makale - 5[]

Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi, 6 Kânun-ı Evvel 1324 19 Aralık 1908 Sayı: 3. Nüshası Sayfa 20-22

Bediüzzaman Said-i Kürdî'nin Mebusana Hitabı

ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟْﻤَﺒْﻌُﻮﺛُﻮﻥَ ﺍِﻧَّﻜُﻢْ ﻟَﻤَﺒْﻌُﻮﺛُﻮﻥَ ﻟِﻴَﻮْﻡٍ ﻋَﻈِﻴﻢٍ

Ey mebusan-ı ahali, hukukullah tabir olunan menafi-i umumiyeyi bostan-ı medeniyette Mebus-u İlâhî'nin aynü'l-hayat şeriatıyla iska ediniz, tâ ki medeniyetimiz bu hayat ile gençliğini ebedileştirsin ve adalet-i ilâhiye de hakkıyla tezahür etsin. Zira adalet-i ilâhiye arş-ı şeriatta tecelli ediyor. Oradan nazil olan ahkâmı düsturu'l-amel yapınız; tâ ki hukukullahta izinsiz tasarruf lazım gelmesin. Sahib-i hakkın izni olmasa tasarruf caiz olmaz. İnsanlar hür oldular, lâkin yine ibadullahtırlar.

İstibdat denilen dîv-i derrendenin pençe-i gaddarında hanım-ı hatime-i edyan, sükut ile ibka edilmiş idi. Şimdi elbette, taht-ı medeniyette oturan ve efkâr-ı umumî denilen süleyman-ı meşrutiyetin engüşt-i mübarekine, her hasiyet-i teshire malik nigin-i şeriat-ı garra lâyık görülecek. Evet bunu layık görünüz, fiilen de tebrik ve inkıyad ediniz. Bırakmayınız, meşrutiyetin yed-i adilânesine yakışan o seyfullah-ı beyzaya istibdadın pis pençesi ilişsin ve ağrazına vesile ederek o mübareki lekedar etmesin.

Milyonlarca dahilerin nüsus-u katıadan istihracıyla şecere-i tuba gibi teşaüb etmiş ve siyaseten ve maslâhaten hangisinin hangi meselesine temessük caiz bulunmuş

ﻭَﻟﺎَ ﺭَﻃْﺐٍ ﻭَﻟﺎَ ﻳَﺎﺑِﺲٍٍ ﺍِﻟﺎَّ ﻓِﻰ ﻛِﺘَﺎﺏٍ ﻣُﺒِﻴﻦٍٍ

sırrını tefsir eylemiş olan mezahib-i erbaadan o define-i bîpayan ve bîintiha, o cevahir ile memludur. Ya, o Şeriat-ı Garradan ahkâm-ı adile ve hakaik-i ulviyeyi düstur olmak üzere tanzim için hamele-i şeriatın efkâr-ı umumiyesine müracaat ediniz. Tâ ki, meşrutiyetteki hakaiki ve Kanun-u Esasîdeki ahkâmı daha mükemmel, daha vazıh şeriat-ı garradan istihrac ve tanzim etsinler. Nasıl ki az himmetle Mecelle-i Ahkâmı tanzim ettiler. zira hablü'l-metin-i hayatımız olan ittihad-ı umumî bununla tahakkuk edecek ve kuvvet bulacaktır.

Şimdiye kadar şems-i İslâmiyet sehab-ı muzlim-i istibdad ile ve onun neticesi olan sû-i ahlâk ve za'f-ı diyanetle mestur ve münkesif ve makes olan kamer-i medeniyet, haylulet-i cehalet ve vahşet ile münhasif olduğundan, hâşâ, din-i İslâm müsaid-i istibdad ve atalet olduğuna dair bazıları için bir zann-ı batıl hasıl olmuştur.

ﺍَﻟْﺤِﻜْﻤَﺔُ ﺿَﺎﻟَّﺔٌ ﺍﻟْﻤُﺆْﻣِﻦِ ﺍَﺧَﺬَﻫَﺎ ﺍَﻳْﻨَﻤَﺎ ﻭَﺟَﺪَﻫَﺎ

bir şeriatta esas olsa, acaba ne senedle, ne suretle mani-i terakki olur.

Siz de meşrutiyeti meşruiyet ünvanı ile tavsif ve telâkki ve telkin ediniz, tâ ki o bâtılı tekzib edesiniz. Yoksa başka vicdanî dinlere kıyasen şeriatı siyasetten tecrid ile o zann-ı bâtılı tasdik etmeyiniz. Zira dinimiz nasıl ki manevî ve vicdanî ve uhrevî ve naklîdir, maddî ve siyasî ve aklî ve meaşı tanzim ve temin ediyor. Bazı Avrupa muhakkikleri demişlerdir ki: "Bazı aktardaki insanların daire-i medeniyete duhullerine vasıta-i yegâne, İslâmiyettir." Müslümanların lahm u demlerine karışmış olan din-i İslâm, onların hissiyat ve efkârında müessir ve vicdanlarında sultan-ı muta olduğundan şimdi esas-ı terakkiyi metin bir esasa istinad ettirmek için efkâr ve ezhan meyanında seyyale-i elektrikiye gibi cereyan eden mesail-i diniye ile vicdanlarıyla muhabere ve neşredilsin.

Hem de etfalın talimi kasrî ve cebrîdir. Etfala benzeyen akvamın terbiye ve talimleri de cebrî gibi olacaktır. Bu zaman-ı hürriyette kasır, şevk ve muhabbet olacaktır. Ve o şevk-i hakikiyi tevlid eden, vicdanlarından çıkan sada-yı diyanettir. Ve onu tehyic eden hasiyet, ruhanî manyetizmaya malik olan şeriat-ı Ahmediyenin (A.S.M.) emr-i nafiziyle olacaktır. Kürdistan, Arabistan, Arnavutluk'ta gezenler, bu müddeada tereddüt etmezler. Onların ezhanını ruhanî manyetizma ile manyetizmelendirmek ancak şeriat namıyla olacaktır. Marazımızı teşrih edelim, ona göre deva arayalım. marazımız atalet, cehalet ve muhalefet-i şeriatla hasıl olan sû-i ahlâk ve onların neticeleri olan fakr u zaruret ve irtikâb-ı hile ve başka nam ile sirkat-ı âlenidir. Âlem-i medeniyet, bu seyyiatın izalesini bizden istiyorlar. Diyaneti zayıflaştırmakla tedavi, parmaktaki cerihanın tedavisi için göz çıkarmağa benzer. Zira milletin kalb hastalığı za'f-ı diyanettir.

Hülâsatü'l-hülâsa: Meşrutiyet, seyf-i elmas-ı şeriatı elde tutmak zaruridir; tâ ki üç şecere-i zakkumu esasıyla kessin, o üç define-i cevahiri veyahut şecere-i tubayı muhafaza etsin.

Birinci şecere-i zakkum, Avrupa'nın hakkımızda zann-ı fasidi ve onun semeresi olan hiss-i nefret ve merhametsizlik ve şematettir. Zira İslâmiyetin mani-i terakki ve müsaid-i istibdat olduğunu hataen zannetmişler idi.

İkinci şecere-i zakkum, maden-i ahlâk-ı seyyie ve medeniyetin en büyük seyyiesi olan dinsizliktir. Bu şecere-i zakkumun zemin-i şuresi budur ki, eğer her kemale muhit olan din-i İslâmî yalnız vicdana sıkıştırılsa, din bir tarafta kalır ve hamele-i şeriat tebaiyet hükmüyle geri kalarak gitgide inhitat ederek o şecere-i zakkum müsait zemin bulacaktır. Zira herkes tebaî ve sathî nazarıyla dine nazar ederek dikkatsizlik ve taassup ile dine karışmış olan bazı hikâyat-ı İslâmiye ve teşbihat-ı İsrailiyat ki, bazı avam-ı nâs onları akide ve hakikat ve İslâmiyetten telakki etmişlerdir. Onlar da avam gibi akide ve hakikat zannedeceklerinden, fünunlarla muhakeme ettikleri vakit kalb hastalığı mesabesinde olan za'f-ı akideye mübtela olacaklardır.

Üçüncü şecere-i zakkum, nifak ile anâsır-ı İslâmiyeyi tefrikaya ve efradın kalblerini teşettüte ve efkâr-ı umumiyeyi çatallaştırmağa ve hükûmeti izmihlale verecektir. Zira en âmi ve cebin, en has ve cesur gibi hiss-i diyanetle mütehassıs, din namıyla ne telkin olunsa ruhunu feda eder. Hubb-u vatan ve sırf hubb-u millet ve saadet-i dünyevî olan hissiyatlar ancak binden bir tane, hakkıyla mütehassis oluyor. Ve muhtesler de hubb-u vatan ve millet içinde diyanet ve şevket-i İslâmî ve şerayi-i dinî mülâhazasıyla mütehassis oluyor. Demek din vasıtasıyla olmazsa, şahs-ı manevî olan hükûmet, avam-ı nâs nazarında münafık veya mürted gibi olacak ve hayatımız olan ittihad ve ruhu hükûmet olan itaat, "ehven min beyti'l-ankebut" olacaktır. Bir asker hiss-i hakiki-i vicdaniyattan ârî farzedilse, kâr û zarda ne fedakârlık gösterecek?!

Eğer şeriat tecessüm ve temessül etse idi, istibdadı şeytan gibi tel'in edecekti. Şeriatı bertaraf bırakmayınız; tâ istibdat pis eliyle vücudunu lekedar etmesin. Meşruiyet zemininde neşet eden birinci şecere-i tuba, ittihad-ı umumîdir. Zira avam ve havas hiss-i dinle mütesaviyen mütehassistirler. Eğer din namıyla olmasa, biçare avam mazi tarafa dönüp gidecekler, zaman-ı saadete sizi şekva edeceklerdir.

İkinci şecere-i tuba, ceydi-i şebabete mazhar olan medeniyetimizdir. Zira şeriat, mehasin-i medeniyete emr ile beraber, medeniyeti inkıraza sevk eden ve ihtiyarlatmakta olan sefahet ve israfat ve maişetteki müthiş müsavatsızlıktan nehyediyor.

Üçüncü şecere-i tuba, ikbal-i istikbalimizi temin eden diyanet-i kâmilemizdir. Zira meşrutiyette şeriat, esas-ı evvel-i medeniyetimizin deveran-ı demi yerine geçmiş olan Şeriat-ı Ahmedîyi teneffüs ve terakkiyat-ı efkâr ile onun mülevves olan hikâyat ve israiliyat ve teşbihattan tasfiye edileceğinden, küre-i arzın deveran-ı demi yerine geçecektir. Veyahut şems-i İslâmiyet sema- siyasette sehab-ı muzlimden halâs olduğundan, kamer-i medeniyeti tenvir ve Asya tarlasının çiçeklerini tenmiye ve tezyin edecektir. Zira din esası olduğu halde, hamele-i şeriat, dâhî ve siyasî adamlar olacaklar ve İslâmiyeti o hikâye-i israiliyattan tecrid edecek ve sileceklerdir.

ﺍَﻟْﻔَﻀْﻞُ ﻣَﺎ ﺷَﻬِﺪَﺕْ ﺑِﻪِ ﺍﻟْﺎَﻋْﺪَٓﺍﺀُ

"Yeni dünya"nın en meşhur feylesofu demiş ki: "İslâmiyet çıktığı zaman ateş-i cevval gibi, odun parçalarına benzer sair edyan ve efkârı bel'etti. On iki asırda iki yüz milyonun rehber-i hayatı olmuş ve o hakaik-i ulviye müsademat-ı âleme karşı hâsiyetini ve hakikatını muhafaza etmekle şimdi mir'at-ı mücellâ gibi Muhammed-i Arabî'yi nazarımızda tecessüm ettiriyor."

(Mâba'dı var) Said-i Kürdî

Makale - 6[]

Kürd Teavün ve terakki Gazetesi, 13 Kânun-ı evvel 1324 / 06 Aralık 1908 Sayı: 4. Nüshası Sayfa 29-30

Bediüzzaman Molla Said-i Kürdî'nin Mebusana Hitabı

(Mâba'd)

Elhasıl:

Bir hazine-i cevahire malik olduğumuz halde, Avrupa'ya ahkâmda izhar-ı fakr, ahlâkta dilencilik etmek din-i İslâma büyük bir hıyanettir ve hayat-ı millete kast etmektir. Dünya için din feda olmaz, berahin-i akliye üzerine müesses olan din-i İslâm, başka dine kıyas olunmaz. Evet Avrupa'dan ahz u iktibasa muhtacız. İhtiyacımız idare-i mülk ve tanzim-i kuvva-i harbiye-i bahriyeden ve fünun ve sanayiden işimize yarayanlarıdır (dinimizin emri ile). Avrupa da bizden yalnız adaleti ister ve medeniyeti bekler, tâ muvazenesi bozulmasın. Bu iki esasa şeriatımız, müessis ve külliyeti ile nazırdır. Za'f-ı diyanetle uhuvvet ve hürriyet ve medeniyet, bataklık ve müteaffin sulardan zehirlenmiş çiçek ve meyvelere benzer. Acaba Şeyheyn ve Ömereyn ve Harun ve Me'mûn ve Endülüs'teki Emeviler, za'f-ı dinle mi terakki ettiler? Zaman-ı salifte âlemde hükümferma olan istibdadın pederi vahşet olduğu halde, sadr-ı evvelin hürriyet ve adalet ve müsavatları bürhan-ı bâhirdir ki, şeriat-ı garra, hürriyet-i hakkı ve adaleti ve ibadetteki müsavatıyla îma olunan müsavat-ı hukuku cemi-i revabıt ve levazımatıyla câmidir. Buna binaen kat'iyen hükmediyorum, şimdiye kadar noksaniyetimiz ve tedenniyatımız ve sû-i ahlâkımız dört sebepten gelmiş:

Birincisi:

Şeriat-ı garranın adem-i müraat-ı ahkâmından ve bazı hakaik-ı şer'iyeyi başka ünvanla gösterdiğinden, avamı tenfir ile itaat-ı vicdaniyelerini sarsmaktır. devr-i inhitatımızdan beri güya fevka'ş-şeriat bazı nizamatı neşr etmek (şeriattan izin almadan) tedennimizin en büyük sebebidir.

İkincisi:

Bazı müdahinlerin keyfemayeşa sû-i tefsir etmek, hâşâ, İslâmiyeti istibdada müsait ve medeniyete mani gibi göstermektir.

Üçüncüsü:

Zahirperest dinin cahil dostları, taassubat-ı nâbemahal ile bazı teşbihatı hakikat olarak telâkki ve telkin ederek ve bunu iyilik belleyip dine hıyanet etmesidir.

Dördüncüsü:

Müşkilü't-tahsil mehasin-i medeniyeti terk ile çocuk gibi heva ve hevese muvafık zünub-u mesavi-i medeniyeti tutî gibi taklit etmeleridir.

Ey vükelâ-i ümmet, şeriat namıyla meydana çıksanız, icma-ı ümmetin bir küçük dili olacaksınız. Hem de şeriat-ı garranın nidasıyla bütün ezhanı manyetizmalandıracak ruhen ve vicdanen evamiriniz telâkki olunacaktır. Siz ehl-i teşrih değilsiniz; ehl-i tercih ü tatbik-i ahkâm-ı ilcaat-ı zamane olacaksınız. Ve böyle esaslarda az bir ihmal ve inhiraf, kesr-i adedî gibi füruatta bir yekûn-u azim-i seyyiat teşkil edecektir. Şimdi tam görünmese, müstakbel tarlasında ebucehilkarpuzu gibi mazarrat ile sünbüllenecektir. Ehven-i şerri ihtiyar, adalet-i izafiyedir. Ücaletü'r-rakib gibi yapılmasın, ta adalet-i hakikiyeye istidat peyda olsun.

Ey mebuslar, iyi muvazene ediniz, tâ ki

ﺣَﻔَﻈْﺘُﻢْ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَ ﻏَﺎﺑَﺖْ ﻋَﻨْﻜُﻢْ ﺍَﺷْﻴَٓﺎﺀُ

beyti size handezen-i istihfaf olmasın. Elhasıl, adalet ne ünvanla olsa, adalettir. Lâkin ihtilâf-ı ünvanın büyük bir tesiri var. Hatta mantıkta: "Bir şey-i vahid bir ünvanla zaruri olduğu halde, başka ünvanda nazarîdir." Ve salât, ibadet ünvanıyla -kıbleye müteveccih olduğu halde- sahih ve karindir; ve lu'b ünvanıyla veyahut kıbleye teveccüh olunmasa bâtıl ve haramdır; namaz, sureten o namazdır.

Binaenaleyh, meşrutiyet ve kanun-u esasî denilen adalet ve meşveret, bu ünvan ile beraber o ünvan-ı muhteşem ve müessir ve adalet-i mahzayı mutazammın ve nokta-i istidadımızı temin eden ve meşrutiyeti bir esas-ı metine isnad ettiren ve evham ve şükûk sahibini varta-i hayretten kurtaran ve istikbal ve ahiretimizi tekeffül eden ve menafi-i umumî olan hukukullahı izinsiz tasarrufundan sizi tahlis eden ve hayat-ı milliyemizi muhafaza eden ve umum ezhanı manyetizmalandıran ve ecanibe karşı kemalimizi ve metanetimizi ve mevcudiyetimizi gösteren ve sizi muaheze-i dünyevî ve uhrevîden kurtaran ve maksad ve neticede ittihad-ı umumiyi tesis eden ve o ittihadın ruhu olan efkâr-ı umumiyeyi tevlid eden ve çürük mesavi-i medeniyeti hudud-u hürriyet ve medeniyetimize girmekten yasak eden ve bizi Avrupa dilenciliğinden kurtaran ve geri kaldığımız uzun mesafe-i terakkiden sırr-ı i'caza binaen zaman-ı kasirde tayyettiren ve Turan ve Ariyanı ve Sami tevhid ederek, zamanıyla bize bir büyük kıymet veren ve şahs-ı manevî-i hükûmeti müslüman gösteren ve kanun-u esasinin ruhu ve On Birinci Madde'yi muhafaza eden ve Avrupa'nın eski zann-ı fasidlerini tekzib eden ve Muhammed-i hatem-i enbiya ve Şeriatın ebedi olduğunu tasdik ettiren ve muharrib-i medeniyet olan dinsizliğe karşı sed çeken, tebayün-ü efkâr ve zalâm-ı teşettüt-ü ârâyı, safa-i nuranisiyle ortadan kaldıran ve umum ulema ve vaizleri ittihad-ı saadet-i millete ve icraat-ı hükûmet-i meşrutaya hâdim eden ve adalet-i mahz ve merhametli olduğundan, anâsır-ı gayr-ı müslimeyi daha ziyade telif ve rabteden -evet, evet daha ziyade rabteden; zira onların itminanı nokta-i diyanete istinad ettirmekledir.- ve en cebin ve âmî bir adamı en cesur ve has adam gibi hiss-i hakiki-i terakki ve fedakârlık ve hubb-u vatanla mütehassis eden ve hadim-i medeniyet olan sefahet ve israfat ve havaic-i gayr-i zaruriyeden bizi halâs eyleyen ve muhafaza-i ahiretle beraber imar-ı dünya etmekle sa'ye neşat veren ve hayat-ı medeniyet olan ahlâk-ı hasene ve hissiyat-ı ulviyenin düsturlarını ders veren ve her birinizi elli bin kişinin takaza-i hakkından tebrie eden ve sizi icma-ı ümmete küçük bir misal-i meşru gösteren ve sırr-ı niyete binaen âmâlinizi ibadet gibi telakki ettiren ve üç yüz milyonun hayat-ı maneviyesine kasd-ı cinayetten sizi tahlis eden ol şeriat-ı garra ünvanıyla gösterseniz, bu kadar fevaidi tahsil ile beraber acaba ne gibi şeyi kaybedeceksiniz.

Eğer denilse: Acaba medeniyetin revabıtı ve fünundaki hakaikı şeriat-ı garradan nasıl çıkarılacak ve tatbik..?

Ben derim: Ulema-yı dinin efkâr-ı umumiyelerine müracaat ediniz ve ezhan-ı nukkada havale ediniz. Fahr olmasın derim ki, o külliyetten cüz'iyetim cihetiyle iddia ediyorum ki benden sual ediniz; medeniyetin mehasin-i hakikiyesini şeriat-ı garrada daha ekmelini göstereceğim ve fünundaki hakaik-i yakîniyenin hiçbir nusus-u katı'a-i İslâmiyeye muhalif olmadığını isbat edeceğim. Muhalefet ancak fünunun bazı nazariyat veyahut faraziyattadır ki, gençlerimiz tutî taklidi gibi, yakîn zannetmişler. Ve nususun bazı zevahir-i gayr-ı murad meyanında vuku bulur.

Ey mebuslar, Mecelletü'l-Ahkâm bir hüsn-ü misaldir. İslâmiyet sizden çok büyük şeyler bekliyor. Peygamber de zaman-ı saadette elini kaldırmış gibi size nida ediyor.

Hem de kuvvet kanunda olsun. Yoksa istibdad münkasim olmuş olur. Kanunun kuvveti, mukanninin kuvvetiyledir.

ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻘَﻮِﻯُّ ﺍﻟْﻤَﺘِﻴﻦُ

kanun-u İlâhideki kuvvet ve akaid-i hakka cihetiyledir ki, bir zaman-ı kasirde şark ve garbı adalete mazhar ve istilâ etti. Şeriatın büyüğüne itaat istibdadın gayrıdır. Zira şeriatta tefevvuk eden en büyük bir adama esaret-i nefsten tahallus ve hürriyet-i şer'iyeden tekemmül için hiss-i ihtiram ve muhabbetle itaat, hibr ve havf üzre müesses ve tenebbüh-ü efkâr cihetiyle şimdiki zamanda istidadı kalmayan istibdadın gayrıdır. Mesalik ve edillede ihtilâf, maksad ve neticede ittihaddır. Kuvve-i dafia ve cazibe gibi bir kıyasta bulunmalı, tâ muvazene bozulmasın. Sırf ittihad taklidi intac ediyor.

Hürriyet-i mutlakanın meydanı olan Kürdistan dağlarında büyümüş ve âdât u âdab ve nezaket namıyla hiçbir kayd altına girmemiş ve hürriyetini hiçbir şeye ve lezzete feda etmemiş ve hatta zaman-ı istibdatta hürriyetin ünvanı ve en müsait bir zemini olan divaneliği kabul etmiş ve âlem-i gaybtan gelen bir sada-yı manevî vicdanında tanin-endaz olarak kalbindeki İslâmiyeti tehyic ve gayretini temvic ederek bu hararetli hissiyatının aks-ı sadası gibi izhar eylemiş bir adamın asabiyetinden neşet eden ifrat ve tefritini onun hulûs-u niyetine ve ihtiyarlığına bağışlamak mukteza-yı mürüvvet ve insaniyettir.

ﭘَﺲْ ﻛُﻨَﻢْ ﭼُﻮﻥْ ﺯِﻳﺮَ ﻛَﺎﻧْﺮَﺍ ﺍِﻥْ ﺑَﺲْ ﺍَﺳْﺖ ٭ ﺑَﺎﻧْﻚِ ﺩِﻩْ ﻛَﺮْﺩَﻡْ ﺍَﮔَﺮْ ﺩَﺭْﻛَﺲْ ﺍَﺳْﺖ

Yaşasın adalet-i ilâhî! Ebedî olsun şeriat-ı Ahmedi! payidar olsun meşruta-i meşrua!

Ben Kürd olduğum için Kürdlere dair bir-iki söz söyleyeceğim. Şöyle ki; bizim Kürdler maarifi kılıçlarının hutut-u cevherinden öğrenmişler. Maarif-i cedideden dört sebep için ürküyorlar:

Birincisi:

Bazı mesail-i fenniyeye, bazı avamların takliden veya hataen akide ve hakikat ve İslâmiyet telâkki ettikleri bazı hikâyat ve teşbihat ve İsrailiyatın muhalefetidir.

İkincisi:

Bazı ehl-i fen ve ehl-i mektebe nazar-ı sathî ve taklidî olarak zevahir-i dini tahsil ile bir akide-i tıflâneyi fünunlarda kesbettiği meleke-i feylesofaneye mukabele ve muhakeme etmekle, varta-i evham ve şükûka düştükleridir.

Üçüncüsü:

Maden-i her kemal bildikleri medarisin ahvaline muhalefet ve mübayenettir.

Dördüncüsü:

Zahiren o fünunun bilâd-ı ecnebiyeden gelmesidir.

Bunun çaresi, şecaatlerini okşayan Hamidiye Alaylarının askerlik münasebetiyle mekâtibi medrese nam-ı me'lufuyla ulûm-u diniye ile beraber, fünun-u lazıme-i medeniyeyi Kürd ulemasının Kürdlerin istidadına göre tedris etmesidir ve Kürdistan'da medaris-i münderiseyi ihya ve onlarca en mühim olan talebe tayınatını Maarif ve Evkaf'tan vermektir.

Bu fikir, on beş sene hususi mesleğimdi; efkâr-ı umumiyeye arz ediyorum, tâ ki meslek-i umumi olsun, zira vakti gelmiş.

Molla Said-i Kürdî

Makale - 7[]

Kürd Teavün ve terakki Gazetesi, 27 Kânunuevvel 1324 / 09 Ocak 1909 Sayı: 6. Nüshası Sayfa 43-44

"Musahabe" Nutk-u Sâbıkın Neticesi

Benim dört köşeli bir fikir ve müddeâm var..

Birincisi:

Avrupa'dan mehasin-i medeniyetin iktibasına muhtacız. Halbuki medeniyetin mehasiniyle beraber mesavisi de, terakki.. Ve en garib ve aldatıcı bir surete girmiş. Bu seyyiâtın en fenası ve medeniyetin muharribi ve bâr-ı girani, sefahet ve havaic-i gayr-ı zarurîde israfât ve maişetteki müthiş müsâvâtsızlıktır. Binaenaleyh, mehasinle beraber seyyiat da medeniyetimiz içine sokulmamak için, bize öyle bir kanun-u hâkim ve mümeyyiz lâzım ki; heva ve hevese galebe etsin. Zîrâ bizde çocukluk tabiatı var.

İkincisi:

Nasılki Kürdlerin asabiyetlerinden bir hâkim reis, Avrupa'ya müdahene için frenk libası giyse, Kürd'ler o hâkime itâate bedel ihanet edeceklerdir. Şayet tanısalar ki Kürd'dür; libas-ı millîsini tebdil ettiği için, "millete hakâret etmiş" derler. Bunun gibi bu zaman-ı meşrutiyetteki hâkim, şahs-ı mütehakkim değil, belki kanun-u mümeyyizdir. Bu kanunu libas-ı millî ile göstermek lâzımdır. Yoksa asabiyet-i maneviye, karşısına çıkacaktır.

Üçüncüsü:

Anasır-ı gayr-i müslimenin; adâlet ve müsâvat ve hürriyetin devamına itmi'nanları tam olamaz. Meğer bu müsâvat ve adâlet, metin bir nokta-i istinada rabt edile... O da lâyetegayyer ve vicdanın hâkimi nokta-i diyanet ve Şeriattır. Demek bu adâletin mukteza-yı diyanet olduğunu göstersek, tamamen mutmain olacaklar, hiç ürkmeyecekler. (lâübâlilerin zannı gibi!..) Zîrâ ittifak Hüdâdadır, hevâda değil. Olsa da muvakkattır. Zîrâ hevâ, akrebin yuvası gibi ağraz ve enaniyetin menşe-i intişarıdır.

Dördüncüsü:

Hadîdü'l-mizâc bir âlimin hiddetinden neş'et eden seyyiatı, illet-i tardiyeye binaen ilmi de lekedâr edebilir; meğer bir salih âlim gösterilse ve o seyyiatın menşei hiddet olduğu isbat olunsa!.. Binaenaleyh, istibdadın ve zaman-ı mazînin seyyiatı din ve Şeriatı lekedâr etmemek için, meşrutiyeti şeriât libasıyla göstermek ve tatbik etmek zaruridir. Hulefa-i Raşidînin ve Ömer Bin Abdülaziz'in zamanlarını taklid edebiliriz.

Eğer denilse ki: Onlardaki safvet ve ahlâk-ı hasene bizde yoktur ki taklid mümkin ola?..

Ben de derim: Meyl-i terakkinin ikazıyla bizdeki tenebbüh-ü efkâr ve telâhuk-u efkârdan hâsıl olan tekemmül-ü mebâdî ve ihata-i medeniyet bu safvet ve ahlâkın yerini tutar. Düvel-i ecnebîyenin adâleti bu cevabı isbat eder.

Medeniyet-i İslâmiyenin medeniyet-i hâzıradan farkı, yalnız menahî ve rezâil ve esaret-i nefisten men'dir. Hem de kamet-i merdane-i isti'dad-ı millimize kadınların libası gibi süslü sefâhet ve hevesat yakışmıyor. Zîrâ bir erkek bir kadının kametinde istihsan ettiği libası giyse rezil olur.. ve bilakis!..

Elhasıl:

Çürük olan mesâvi-i medeniyeti hudud-u hürriyet ve medeniyetimize girmekten seyf-i Şeriat ile yasak edeceğiz. Tâ ki medeniyetimiz, bu âb-ı hayat-ı Şeriat ile gençliğini ebedileştirsin. Eğer medeniyet-i İslâmiye bir cism-i namî olsa; Şeriat, deverân-ı demi ve diyanet de hararet-i gariziyyesi olacaktır. Hem de Şeriat-ı Garra Kelam-ı Ezelîden geldiğinden ebede gidecektir.

Ma'ruf umum enbiyanın memâlik-i Osmaniyeden zuhûru, kader-i İlâhiyenin bir işaret ve remzidir ki; bu insanların makine-i tekemmülatlarının buharı diyanettir.. Ve bu Asya ve Rumeli çiçekleri ziya-yı diyanetle neşv-ü nema bulacaktır. Binâenaleyh, herbir mü'min İ'lâ-yı Kelimetullahla mükelleftir.. Ve bu zamanda en büyük sebebi, maddeten terakki etmektir.. Ve a'da-yı terakkiye karşı herkes cihada mükelleftir.. Ve en büyük düşman, gayr-ı mahsûs ve dahilî düşmandır. O da üç büyük düşmandır..

Birincisi:

Fakr,

İkincisi:

Cehl,

Üçüncüsü:

İhtilâftır.

Bu üç düşmana cihad etmek dinen mükellefiz.

Üç elmas kılıncı elde etmek lâzımdır...

Birincisi:

Muhabbeti millî..

İkincisi:

İttihad...

Üçüncüsü:

Maârifdir.

Cihad-ı hâriciyeyi İslâmiyetin hakâik-i ulviyesinin berahîn-i katı'asının elmas kılınçlarına havale edeceğiz. Bu zamanın cihadı, muhabbet ve tahabbübledir. Tahvif ile değildir. ﻭَﻟﺎَ ﺗَﺠَﺴَّﺴُﻮﺍNass-ı celilin muhalefetiyle, hafiyye havfiyle kimse hakkıyle iktidarını sarf edemezdi..

Ve ayetin nısf-ı âhiri ﻭَﻟﺎَ ﻳَﻐْﺘَﺐْ ﺑَﻌْﻀُﻜُﻢْ ﺑَﻌْﻀًﺎ'ya gazeteler muhalefet ederek, eski hafiyyeler gibi herkesin fikrine bir ıztırab ve tereddüd ilkâ etmiştir. Amma vâesefâ! İfrata müstaid olanlar tefrite de kâbil oluyor.

Ey ulemâ! Size hitab ediyorum, şöyleki: Her zamanda ulemalar ümeray-i müstebideye takliden, her bir âlim kendi fikrini herkese kabul ettirmekle, bir nev'i istibdad gibi yapıyordu. Şimdi meşrutiyettir. Hâkim şahs-ı mütehakkim değil, belki meşveretin ruhu olan efkâr-ı ammedir. Siz de ilimde bir nevi meşrutiyeti takip ediniz. Zîrâ istibdad, hasılat-i terakkiyi istihlâk ile insanları mazî tarafına döndürüyor.. İstibdad, istikbale istidbar ediyor. Katre katre su, müteferrik kalsa kuruyor. Tecemmu' etse, bir havz-ı ab-ı hayat oluyor.

Bunu da ilaveten söylüyorum ki: Sırf maneviyât, atlamaya benzer. Teavün-ü kuvvet te'sirsizdir. Bir ve bin ikisi birdir... Amma maneviyâtın mebâdisi maddiyattan olduğundan; büyük taşı kaldırmaya benzer, teavün ve tedavül-i efkâra muhtaçtır. Böyle makamlarda

ﻟِﻠْﻜُﻞِّ ﺣُﻜْﻢٌ ﻟَﻴْﺲَ ﻟِﻜُﻞٍّ

denilir. Avrupa bu sırra ve sırr-ı taksim-i a'mal esasına binaen o hârikulâde terakkiyatı ve maarifi te'sis eylemişler.

Hem de efkâr-ı ammenin meşverette feveranı olsa, hâr u haşâk makamında olan bazı akâid-i bâtıla ve fırak-ı dâllenin bid'atları ki, umum ehl-i İslâmı dağdâr-ı teessüf etmiş.. Ve daha çok seyyiatın sahiplerinin taassub veya dikkatsizlikle hâsıl olan cehl-i mürekkebin menşe-i galatlarının beyaniyle izâle ederek, sâfi ve berrak hakâik-i İslâmiyeyi bütün efkâr ve kulûbe icrâ ve isâle edecektir.

ﻭَﺍﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻋَﻠَﻰ ﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻊَ ﺍﻟْﻬُﺪَﻯ

Nutk-u sâbıktaki "ihtiyar"lığına bağışlamak hatâdır. Sevâbı, ihtiyarsızlığına bağışlamaktır.

Molla Said-i Kürdî

Makale - 8[]

Kürd Teavün ve terakki Gazetesi, 27 Kânunuevvel 1324 / 09 Ocak 1909 Sayı: 6. Nüshası Sayfa 43-44

İlmiye!

İfade-i Meram:

Şimdiki Şark'ta medeniyetin müessisi ve bize bir ders-i ibret vermiş olan Japonların medeniyet-i cismaniyelerine hayat vermek için, taharri-i din ederek bazı sualler sormuşlar idi. Ve ben de kendim gibi bir cevap vermiş idim. Ben bu cevabın kuvvetini tecrübe için, (ki bu mazî ve istikbal ortasında açılan büyük selli dere ve uçurum üzerinden atlıyacak mı? yoksa sair zaif ve kuvvetsiz ve hakikatsiz ve ihtiyarlanmış olan adât ve efkâr gibi mâzî tarafında mı kalacak? bilmek için;) bu cevabı şimdiki efkâr-ı umumiyeye peşkeş ve hediye ediyorum. Ve rağbet-i umumiyeyi celb ile bizim gibi nevresidenin sa'yine neşât vermek için bir hizmet niyetindeyim. Şu bintül-fikri ve zâde-i tabiat ve semere-i fuad, şimdiki daire-i vâsia-i hürriyetle mütenasib geniş ve haşmetli efkâr-ı umumiyenin rağbetine yakışacak -uslûb cihetiyle- bir şey değil ise de, lakin dört cihetiyle antika olduğundan ve antikalık, guluvv-u kıymetin yerini tutmakla; itibar-ı umumiyenin rağbetine istihkakı ümid ediyorum.

Birinci antikalık ciheti:

Dağ meyvesidir. Zîrâ Kürdistan dağlarında şu zamanda sudur eden sözler kurun-u ûla sözlerini andırıyor. Güya biz kurun-u ûladan bu tarafa hareket etmemişiz. Çünkü hürriyyet-i mutlakalarımızı şimdiye kadar olan medeniyet-i zelilane ve nâmeşru' ve sefihaneye feda etmek reva görmedik.

İkincisi:

Tabiiliktir. Yani benim tabiatıma muvafıktır. Zîrâ, benim gibi bir bedevînin fikri fıtrat-ı asliyeye daha yakın olduğundan, muhake-mesi de tabiî ve hadis-ül ahddır. Sun'î ne kadar mükemmel olursa, tabii yerini tutmaz. Hem de kelam, tabii gibi olduğundan; mütekellimin mizac-ı hissiyatını andırır.. ve okunduğu vakit, madenî benim gibi bir Kürd olduğunu nazar-ı hayale karşı tecessüm ettirir ve zihinde maneviyatın resmini doğru nakşeder.

Üçüncüsü:

Üslub-u garibimdir ki, sür'at ve kesret ve ülfet ile sathile-nen ezhanı dikkate imale eder. Zîrâ, garib olan ahlâk ve hissiyatımla mütenasib olan elbisem; maâniler dahi istihsan ederek, elbisem gibi bir üslub-ü beyanı giydirmek benden istediler. Ben de hatırlarını kırmadım. Amma alaturka terziliği iyi bilmiyorum.

Dördüncüsü:

Bu cevap gençtir, ihtiyardır. Bedevîdir, medenîdir. Hürr-ü mutlakdır, hürr-ü mukayyeddir. Yaşı dahi hürriyetten iki mah daha yaşlıdır. Güya altı ay zarfında elli sene, belki daha çok tayy-i zaman ederek yaşamış. Zîrâ veladeti vaktinde tercüman-ı efkâr olan gazeteyi, şimdi bir gazete ile muvazene olsa, mabeynlerinden asırlar geçmiş zan olunacak. Hem de bedavetteki hürriyyet-i mutlakanın ve medeniyetteki hürriyyet-i mahdudenin izdivacından tevellüd etmiş.. Güya: Dîk-i arş, mârifet-i Sâniden tarik-i ilham ile sadasını işitmiş bir dîküs-sabah gibi bu inkıkâb-ı azîmin sabah-ı infilakına ezhan-ı naimeyi sayahıyla ikaz ediyordu.

Bu cevabın mebde' ve meadı, yani mevzu' ve gayenin celaleti; ve sailin ehemmiyeti sair kusurları setredeceğini ümit ediyorum. Bintül fikrin cihazı üslub-u garibdir.. Ve mehr-i muacceli de dikkattir... Ve hem de birinci tecrübe, birinci inşa, birinci te'lif olduğundan noksanı ve iğlakı tabiidir. Hem de uzun cümlelerle söylemişim, tâ ki hakikatin sureti parçalanmasın.. Ve hakikatin etrafında daire çekmekle mahsur bırakmaktır. Eğer tutmadım, elinize vermedim; siz dikkatinizle tutunuz.

Zaman-ı salifte, şuara divanlarından hüsnünü; bir çok ulema, dibace-i te'liflerinden "Hulefa-i Raşidinin mesleğinden olmayan" bir şahs-ı hakime mehasin-i milleti gasben ona vermek.. Ve ondan neş'et ettiği gibi ıtra'lı medihle istibdada kuvvet vermişlerdi.. Ve mesavî-i istibdadı dahi nâ kabil-i def' gördüklerinden, zaman ve feleği hedef ederek şikayât ve itirazâtın oklarını -daima manâsı tesiriyle malum ve lafzı mechul olan- istibdada atarlardı. Meşrutiyet-i şer'iye altında olan adalet-i mahz ancak Eflatun-u ilahînin mehasin-i hakikiye-i medeniyetin misal-i müşahhası göstermek istediği Medine-i Fazılasında ihtimal verebilirlerdi.

Ben isem, o def'i muhal gördükleri istibdadı yıkmakla ve muhal-i âdî gördükleri medine-i fazılanın esasını atmakla meşgul olan bir ehl-i asrın efradı olduğumdan, o âdete muhalefet ettim.

Birinci suali maal-cevab icmalen müddea gibi vaz' ediyorum. Sonraki tafsilat o müddeayı müntic

ﻗﻀَﺎﻳَﺎ ﻗِﻴَﺎﺳُﻬَﺎ ﻣَﻌَﻬَﺎ

gibidir. Şöyle ki;

Demişler: "Vücud-u Sânia delil-i vazıh nedir?"

Cevap: Delil-i nuranî ve hayat-ı ateşîn ve âlemin aynı olan Muhammed (A.S.M.) ve kalb-i hidayetin lisanı ki Muhammed (A.S.M.) in lisanıdır.

ﻭَﺍﻟَّﺬِﻯ ﻧَﻈَﺮَﻩُ ﺍﻟﻨَّﻘَّﺎﺩَ ﺍَﺩَﻕُّ ﻣِﻦْ ﺍَﻥْ ﻳُﺪَﻟِّﺲَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ، ﻭَﻣَﺴْﻠَﻜَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻖَّ ﺍَﻏْﻨَﻰ ﻣِﻦْ ﺍَﻥْ ﻳُﺪَﻟِّﺲَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ

Meali: Nurefşan nazarına karşı hayal, hakikatı setredemez; Hak olan mesleği tesvilata, tedlisata muhtaç değildir. Bu kelam iki fırka-ı dallenin reddine işarettir. Şimdi bed' edeceğim cevaba... (Maba'di var)

Said-i Kürdî

Makale - 9[]

Volkan

26 Şubat 1324 - 11 Mart 1909 Sayı: 70

Hakikat

Biz Kalû Belâ'dan Cem'iyet-i Muhammedî'de (Aleyhissalâtü Vesselâm) dâhiliz. Cihet-ül vahdet-i ittihadımız tevhiddir. Peyman ve yeminimiz imandır. Mademki muvahhidiz, müttehidiz. "Molla Ahmed Cezerî-i Kürdî, Kürdçe olarak buyurmuş ki:

ﺳِﺮّ ﻭَﺣْﺪَﺕْ ﮊﺍَﺯَﻝْ ﮔِﺮْ ﺗِﻴَﻪ ﺣَﺘَّﻰ ﺑِﺎَﺑَﺪْ

Herbir mü'min i'lâ-yı Kelimetullah ile mükelleftir. Bu zamanda en büyük sebebi, maddeten terakki etmektir. Zîrâ ecnebîler fünûn ve sanayi' silâhıyla bizi istibdad-ı manevîleri altında eziyorlar. Biz de, fen ve san'at silâhıyla i'lâ-yı Kelimetullahın en müdhiş düşmanı olan cehil ve fakr ve ihtilaf-ı efkârla cihad edeceğiz.

Amma cihad-ı hâricîyi şeriat-ı garranın berâhin-i katıâsının elmas kılınçlarına havale edeceğiz. Zîrâ medenîlere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir.

Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur. Cumhuriyet[*[3]] ki, adalet ve meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir. Onüç asır evvel şeriat-ı garra teessüs ettiğinden, ahkâmda Avrupa'ya dilencilik etmek, din-i İslâma büyük bir cinayettir ve şimale müteveccihen namaz kılmak gibidir. Kuvvet kanunda olmalı. Yoksa istibdad tevzi' olunmuş olur. ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻘَﻮِﻯُّ ﺍﻟْﻤَﺘِﻴﻦُ

hâkim ve âmir-i vicdanî olmalı. O da mârifet-i tam ve medeniyet-i âmm veyahut din-i İslâm namıyla olmalı. Yoksa istibdad daima hükümferma olacaktır.

İttifak hüdadadır, hevada ve heveste değil.

İnsanlar hür oldular, amma yine abdullahtırlar. Herşey hür oldu, şeriat da hürdür, meşrutiyet de. Mesail-i şeriatı rüşvet vermeyeceğiz. Başkasının kusuru, insanın kusuruna sened ve özür olamaz.

Yeis, mani'-i herkemaldir.[*[4]]

"Neme lâzım, başkası düşünsün" istibdadın yadigârıdır. Bu cümlelerin mabeynini rabtedecek olan mukadde-matı, Türkçe bilmediğim için mütaliînin fikirlerine havale ediyorum.

Makale - 10[]

Volkan

No: 73 - 29 Şubat 1324 14 Mart 1909

Yaşasın Şeriat-ı Garra!..

Ey meb'usan! Uzunluğu ile beraber gayet mûcez bir tek cümle söyleyeceğim. Dikkat ediniz, Zîrâ itnabında îcaz var. Şöyle ki:

Meşrutiyet ve kanun-u esasî denilen adalet ve meşveret ve kanunda cem'-i kuvvet!.. Bu ünvan ile beraber, asıl mâlik-i hakikî, sahib-i ünvan-ı muhteşem ve müessir ve adalet-i mahzayı mutazammın, nokta-i istinadımızı temin eden ve meşrutiyeti bir esas-ı metine istinad ettiren, evham ve şükûk sahibini varta-i hayretten kurtaran, istikbal ve âhiretimizi tekeffül eden, menafi'-i umumiye olan hukukullahı izinsiz tasarruftan sizi tahlis eden, hayat-ı milliyemizi muhafaza eden, umum ezhanı manyetiz-malandıran, ecanibe karşı metanetimizi, kemâlimizi, mevcudiyetimizi gösteren, sizi muahaze-i dünyeviye ve uhreviyeden kurtaran maksad ve neticede ittihad-ı umumîyi tesis eden, o ittihadın ruhu olan efkâr-ı âmmeyi tevlid eden, çürük mesavî-i medeniyeti hudud-u hürriyet ve medeniyetimize girmekten yasak eden, bizi Avrupa dilenciliğinden kurtaran; geri kaldığımız uzun mesafe-i terakkiden -sırr-ı i'caza binaen- bizi bir zaman-ı kasîrede tayyettiren ve Arab ve Turan ve İran ve Sâmileri tevhid ederek az zamaniyla bize bir büyük kıymet veren, şahs-ı manevî-i hükûmeti Müslüman gösteren, kanun-u esasînin ruhu ve Onbirinci Madde'yi muhafaza ile sizi hins-ı yeminden kurtaran, Avrupa'nın eski zann-ı fâsidini tekzib eden, Muhammedin (Aleyhissalâtü Vesselâm) hâtem-ül enbiya ve şeriatın ebedî olduğunu tasdik ettiren, muharrib-i medeniyet olan dinsizliğe karşı sed çeken, zulmet-i tebayün-ü efkâr ve teşettüt-ü ârâyı safa-yı nuranîsi ile ortadan kaldıran, umum ülema ve vâizleri ittihad ve saadet-i millete ve icraat-ı hükûmet-i meşruta-i meşruâya hâdim eden; adalet-i mahzası merhametli olduğundan anasır-ı gayr-ı müslimeyi daha ziyade te'lif ve rabteden, en cebîn ve âmî adamı en cesur ve hâs adam gibi hiss-i hakikî-i terakki ve fedakârlık ve hubb-u vatanla mütehassis eden ve hâdim-i medeniyet olan sefahet, israfât ve havaic-i gayr-ı zaruriyeden bizi halâs eyleyen, muhafaza-i âhiretle beraber imar-ı dünya etmekle sa'ye neşat veren, hayat-ı medeniyet olan ahlâk-ı hasene ve hissiyat-ı ulviyenin düsturlarını öğreten, herbirinizi ey meb'uslar ellibin kişinin takaza-i hakkından tebrie eden ve sizi icma-i ümmete küçük bir misal-i meşru' gösteren ve hüsn-ü niyete binaen a'malinizi ibadet gibi ettiren, üçyüz milyon Müslümanın hayat-ı maneviyesine sû-i kasd ve cinayetten sizi tahlis eden ol Şeriat-ı Garra ünvanıyla gösterseniz ve hükümlerinize me'haz edinseniz ve düsturlarını tatbik etseniz; acaba bu kadar fevaidiyle beraber ne gibi bir şey kaybedeceksiniz? Vesselâm...

Yaşasın Şeriat-ı Garra!..

Makale - 11[]

Volkan

No: 77 - 5 Mart 1325 / 18 Mart 1909

Yaşasın Şeriat-ı Ahmedî (A.S.M.)

Şeriat-ı garra, kelâm-ı ezelîden geldiğinden ebede gidecektir. Nefs-i emmarenin istibdad-ı rezilesinden selâmetimiz, İslâmiyete istinad iledir. O hablülmetine temessük iledir. Ve haklı hürriyetten[1[5]] hakkıyla istifade etmek, imandan istimdad iledir. Zîrâ Sâni'-i Âlem'e hakkıyla abd ve hizmetkâr olanın, halka ubudiyete tenezzül etmemesi gerektir. Herkes kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asgarında cihad-ı ekber ile mükelleftir. Ve ahlâk-ı Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm) ile tahalluk ve Sünnet-i Nebeviyeyi ihya ile muvazzaftır.

Ey evliya-i umûr! Tevfik isterseniz, kavânin-i âdâtullaha tevfik-i hareket ediniz! Yoksa tevfiksizlik ile cevab-ı red alacaksınız. Zîrâ maruf umum enbiyanın memalik-i İslâmiye ve Osmaniyeden zuhûru, kader-i İlahînin[2[6]] bir işaret ve remzidir ki; bu memleket insanlarının makine-i tekemmülatının buharı diyanettir. Ve bu Asya ve Afrika tarlasının ve Rumeli bostanının çiçekleri, ziya-yı İslâmiyet ile neşv ü nema bulacaktır.

Dünya için din feda olunmaz. Gebermiş istibdadı muhafaza için, vaktiyle mesail-i şeriat rüşvet verilirdi. Dinin[3[7]] mes'eleleri terk ve feda edilmesinden, zarardan başka ne faydası görüldü?. Milletin kalb hastalığı za'f-ı diyanettir. Bunu takviye ile sıhhat bulabilir.

Bizim cemaatımızın meşrebi: Muhabbete muhabbet ve husumete husumettir. Yani beyn-el İslâm muhabbete imdad ve husumet askerini[4[8]] bozmaktır.

Mesleğimiz ise, ahlâk-ı Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm) ile tahalluk ve Sünnet-i Peygamberîyi ihya etmektir. Ve rehberimiz şeriat-ı garra, kılıncımız da berâhin-i katıa ve maksadımız i'lâ-yı Kelimetullahtır. Cemaatimize[1[9]] herbir mü'min manen müntesibdir. Sureten intisab ise, Sünnet-i Nebeviyeyi kendi âleminde ihyaya azm-i kat'î iledir. En evvel mürşid-i umumî olan ülema ve meşayih ve talebeyi, şeriat namına ittihada davet ederiz.

İhtar-ı Mahsus

Gazeteci denilen huteba-i umumî, iki kıyas-ı fâsidle milleti bataklığa düşürtmüştür.

Birincisi:

Vilayâtı, İstanbul'a kıyas ederek... Halbuki elifbayı okumayan çocuklara felsefe dersi verilse sathî olur.

İkincisi:

İstanbul'u Avrupa'ya kıyas etmişler. Halbuki bir erkek, kadının kametinde istihsan ettiği bir libası giyse maskara[2[10]] ve rezil olur.[3[11]]

Yaşasın Şeriat-ı Garrâ!..

Makale - 12[]

Volkan

No: 83 - 11 Mart 1325 23 Mart 1909

Bu makale,Volkan 83 ve 84 sayılarında yayınlanmıştır.

Dağ Meyvesi Acı da Olsa Devadır

"Bediüzzaman-ı Kürdî'nin fihriste-i makasıdı ve efkârının programıdır."

Ey şu müşevveş sözlerimi temaşa eden zât! Gayet dikkat ve muhakeme ile mütalaa et. Yoksa sathi nazardan hâsıl olan su-i tefehhüm zannınızı helâl etmem. Sen de okuma!..[*[12]]

İfadâtım zekîlere hitaptır. İşâret kâfidir. Benim mekteb-i edebim Kürdistan'ın yüksek dağları olduğundan kusurumu ümmîlik ve acemiliğime bağışlamak mukteza-yı mürüvvettir.

Ben ki; İslâmiyete, maarif-i İslâmiyeye, ulemâya, talebeliğe ve Osmanlılığa ve hilafete ve İttihad-ı Muhammediyeye ve Kürdlüğe intisabım cihetiyle şu sıfatlardan neş'et eden devair-i mütekatiâ gibi cemiyetlerin mültekası olduğumdan ve her bir hey'et-i içtimaiyenin cism-i nâmî gibi tenbihe muhtaç olan ukdetül-hayatiyesinde mündemiç istidadâtı fiile çıkarmasının muharriki ve mûkızı meyl-üt terakki olduğundan, o ukde-i hayatı mütenebbih etmek ve meyl-üt terakkiyi faaliyete sevk etmek için herbir hey'ete mahsus birer fikrim vardır.

Birinci Madde[]

Âlem-i İslâmiyetin ukde-i hayatiyetisini tenbih ve te'min ve meylüt-terakkisini faal etmek için; adâlet ve meşveretten ibâret olan meşrutiyetin me'hâz ve menba'ını, ezel ve ebed şanında olan Kanun-u Îlâhînin şârihi olan mezahib-i erbaayı ittihaz etmektir. Zîrâ milyonlarla dâhilerin ecr-i âhiret için istinbat ettikleri bahr-ı umman gibi mesâil-i şeriyeye kanaat etmeyip; Avrupaya ahkâm ve ahlâkta dilencilik ve izhar-ı fakr etmek, din-i İslâm'a büyük bir cinâyettir. Meşrûtîyette hâkîm, kânun olduğundan bu kânun, libas-ı milliye-i İslâmiyeyi giymeli. Tâ ki, asabiyyet-i maneviyye onun riyasetine karşı cevab-ı red vermesin. Meşrûtiyette Şeriât-ı Garra hükümferma olduğu halde, üç şecere-i zakkumu kökünden ihraç edecek. Ve üç şecere-i tûbâ zemin-i meşrutiyette neşv-ü nema bulacak ve dal budaklar saçacaktır.

Zakkum şecereleri: dinsizlik, iftirak ve nifak ve zünûb ve mesavî-yi medeniyet ve hakkımızda şematetli olan zann-ı fâsid-i ecânibdir.

Ve tûbâ şecereleri: ruhânî manyetizma ile ittihad-ı âmme ve inbisat-ı Şeriat cihetiyle terakki ve tenzih-i din ve nokta-i metîn-i dîne istinad, meşrutiyet sebebiyle ikbâl-i istikbalimizdir. Hem de anasır-ı gayr-ı müslime, meşrutiyetin devamına mutmain olacaktır.

Cemi-i kuvvetimle derim ki: hiçbir hakikî mehasin-i medeniyet yoktur ki; İslâmiyet sarahaten veya zımnen veya iznen onu veya daha ahsenini mütekeffil olmasın. Ammâ vâesefâ ki; çabuk[*[13]] aldatıcı mesavî-i medeniyeti çocuk tabiatlı bâzı ehl-i heva ve heves mehasin zannederek tûtî gibi en evvel onu taklid ettiler.

Hem de meşrûtiyet, şeriâtın abd-i memlûkudur. Ondan gasbolunmaz. Dikkat isterim ki; Şeriat ile hiç münasebeti olmayan o müthiş istibdâd-ı zâlimâne sırf milleti aldatmakla bir münasebet-i mevhumeye istinad ile ol kadar dâhil ve haric mühacemata karşı bu kadar zaman kendini muhafaza ettiğinden, şimdi asl-ı şeriatla münasebet-i hakikiyesi olan meşrutiyetin bekâsı bu kuvvet-i âlîye istinad etmek zarurîdir.

İkinci Madde[]

Maarif-i İslâmiye ordusunun fırkaları olan ehl-i medrese ve ehl-i tekye ve ehl-i mektebin ifrat ve tefrit ile birbirlerini tadlîl ve techîl ile hâsıl olan ve ahlâk-ı İslâmiyeyi esasıyla sarsan ve aheng-i terakkiyi ihlâl eden tebâyün-ü efkârlarını ve tehalüf-ü meşariblerini izâle; ve efkârı tevhid, meşaribi takrib zarurîdir.

Nasıl ki; cesim bir fabrika-yı muntazamanın ve bir kasrın odalarının kapıları birbirine açılıyor, bir maksada hizmet eder.

Kezalik, mektep ve medrese ve tekye, te'yid-i münasebet ile o kasr-ı âli-yi İslâmiyenin birer açık kapılı odası gibi olmak ve salonu da hükûmet olmak zarurîdir. Tâ herbiri diğerinin noksanını tekmîl ile kâide-i taksîm-ul-mesaî tatbik edilsin.

Te'yid-i münasebet şöyledir ki: Mekâtib-i âliyede hakaîk-i İslâmiyeyi berâhin ile okutmak ve medreselerde fünûn-u lâzime-i medeniye, eski hükemânın bataklığına bedel tedrîs olunmak ve tekyelerde de mütebahhirîn ulema bulunmaktır.

Üçüncü Madde[]

Devlet-i ilmiyede meşrûtiyet-i ilmiyeyi te'sis etmektir. Tâ ki, efkâr-ı umumiye-i ilmiye feveran ile, ağraz ve enaniyet ve evhâm ve şübehatı bel' etsin. Zîra herbir âlim, kendi fikrini herkese kabul ettirmekle taklid yolunu açmak ve taharri-i hakikatın yolunu seddetmekle bir nev'i istibdâd-ı ilmiye yapıyor.

Elhâsıl:

İstibdad gerek idarede gerek ilimde olsun, semerât-ı sa' yi istihlâkla istikbale istidbâr ediyor. İdarede kuvvet kanunda olmalı. Ve ilimde de kuvvet hakda olmalı. Yoksa istibdad hükümferma olur.

Dördüncü Madde[]

Talebelik sanat-ı mütenevviasında taksîm-ül mesaî kaidesini medresede tatbik etmekle beraber, içtimaât ile münazara ve müdavele-i efkârdan feveran eden bir nevi efkâr-ı umumiyeyi üstad-ı mânevî ittihaz etmektir. Tâ ki talebelikte ukdet-ül hayatiye tenebbüh ve meylût-terakki faaliyete ve meylütteceddüd zuhûra başlasın.

Elhâsıl:

Nasıl ki, devlette efkâr-ı amme hâkimdir. Müftüsü de efkâr-ı umumiye-i ulemâ olmalı. Ve üstad ve muallimi de efkâr-ı âmme-i talebe olmalıdır. Tâ ki, meşrutiyet mütesaviyen ve mütenasiben cereyan etsin. Şeriatta icma-ı ümmet hüccet-i katî' olduğundan efkâr-ı âmmenin kıymet ve mevkiini gösterir.

Beşinci Madde[]

Mürşid-i umumî olan vâiz ve hatipler hem âlim-i muhakkik olmalıdır, tâ bürhan ile ikna' eylesin. Zîra tasvir ve tezyin-i müddea, müteharri-i hakikata karşı faidesizdir. Ve hem de hakîm-i müdakkik olmalıdırlar, tâ ki bir şeyi terğib veya terhib ile, ondan daha mühim şeyi tenzil ve tahfîf edip muvazene-i Şeriatı bozmasınlar. Ve hem de belîğ-i hakîm olmalıdırlar. Tâ ki, mukteza-yı hâle mutabık ve ilcaât-ı zamana muvafık ve teşhis-i illete münasib söz söylesinler.

Altıncı Madde[]

Osmanlılığın meyl-üt terakkisini faal etmektir. Şöyle ki: Bu devletin mâbihil-hayatı ve dini, Din-i İslâm olduğundan; her bir Osmanlı İ'lâ-yı şevket-i İslâmiyeye mükellef ve her bir mü'min İ'lâ-yı Kelimetullaha muvazzaftır. Ve bu zamanda i'lâ'nın en büyük sebebi maddeten terakki olduğundan; ve terakkinin en müthiş düşmanı olan cehâlet ve zarûret ve ihtilâfa; seyf-ül mârifet ve sa'y-i insanî ve ittihad ile din namına ittihad edeceğiz. Amma a'da-yı haricî, medenî olduklarından fikren galebe çalmak lâzımdır. O cihadı da berâhin-i Şeriata havale edeceğiz.

Yedinci Madde[]

Hilafete dair bir rüyadır. Âlem-i mânâda padişahı gördüm. Dedim: "Sen zekat-ül ömrü Ömer-i Sânî'nin mesleğinde sarfet!.. Tâ ki, meşrutiyet riyasetine lâzım ve bîâtın mânâsı olan teveccüh-ü umumiyeyi kazanasın."

Pâdişah dedi: Ben O'nun yolunda gideyim. Siz de ol zaman ehlini taklid edebiliyor musunuz?.. bir de sizde, onlardaki kuvvet-i İslâmiyet ve safvet ve ahlâk!..

Ben dedim: Bizdeki tenebbüh-ü efkâr-ı umumî ve tekemmül-ü mebadî ve vesait ve ihata-i medeniyet, o noktaların yerini tutmakla; hem o noktaları istihsal, hem de netice-i matlûb olan terakkiyi intac edebiliyor.[*[14]]

Düvel-i ecnebîyenin adaleti bunu isbat eder.

O dedi: Nasıl yapacağım?

Dedim: "İstibdad, kalb-i memalik olan İstanbul'da kan bırakmadığından hüsn-ü niyeti göster. Pür-şefkat ile meşrutiyeti kansız kabul ettiğin gibi; menfur olmuş Yıldızı mahbub-u kulûb etmek için, eski zebanîler yerine melâike-i rahmet gibi muhakkikîn-i ulemayı doldurmak.. ve Yıldızı dâr-ül fünûn gibi etmek.. Ve ulûm-u İslâmiyeyi ihya etmek ve meşihat-ı İslâmiyeyi ve Hilâfeti, mevki-i hakikisine is'ad etmek.. Ve milletin kalb hastalığı olan za'f-ı diyanet ve baş hastalığı olan cehaleti, servet ve iktidarınla tedavi etmekle, Yıldızı Süreyya kadar i'lâ et. Tâ Hânedân-ı Osmanî ol burc-u hilafette pertevnisâr-ı adâlet olabilsin. Hem de havaic-i zaruriyeye iktisad et. Tâ alıştırılmış olan israfa iktidarı olmayan biçare millet de iktida etsin. Madem ki, imamsın..."

Birden uyandım, gördüm ki; asıl bu âlem-i yakaza rüyadır. Asıl uyanmak ve hakîkat o rüya imiş.

Sekizinci Madde[]

İleride tavaif-i mülük temelleri hükmünde olan anasır-ı muhtelife kulüplerinin ittihadının temeli ve nokta-i istinadımızın esası olan "İttihad-ı Muhammedî"den anasır-ı gayr-ı müslime tevahhuş etmesinler. Zîra mesleğimiz sırf ahlâkî ve dinî olduğundan, onlara faide-i azîmeden başka zarar vermez.[*[15]]

Bizi kendilerine kıyas etmesinler. Zîrâ milliyetleri çoktan vicdanî olan dinlerine galebe çalmış... Hem de onları medenî biliriz. Medenîlere ikna' ile, muhabbetle galebe çalınır.

Bâhusus en vahşi zamanlarda bu kadar edyân ve akvâm-ı muhtelife ferman-ı ﻟﺎَٓ ﺍِﻛْﺮَﺍﻩَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ ile medeniyet-i İslâmiyede mâsun kalmışlardır. Ne vakit cemiyetimizden tevahhuş etseler, Meşrutiyete adem-i kabiliyetlerini ve vatana hıyanetlerini ve meşrutiyeti muvakkat ve gayr-ı meşru' istediklerini göstermiş olurlar.

Hemde ecnebîler bu cemiyyet-i ahlâkiyye ve mürşidaneyi istihsan etmeleri gerektir. Zîrâ eski zamanda ecnebîler vahşî olduklarından İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) onların vahşetine karşı taassub ve husûmet göstermeğe mecbur idi. Şimdi onların medenileşmeleri ile o mahzur zail olmuştur. Zîra din noktasında medenilere galebe ikna iledir. Ve mezheb ve dinin ulviyetini ve mahbûbiyetini fiilen göstermek iledir. Söz anlamayan bedevîler gibi icbar ve husumetle değildir. Amma vâesefâ ki, İslâmiyyet ve hamiyyet nâmını taşıyan bazı zevzek ve lâubalilerin "kamerin menfaatı, ayyaşlar mehtâbında işret etmeğe münhasır; ve şemsin faidesi bataklıkta mevadd-ı hasise taaffün etmeğe münhasırdır." diyen eblehler işret ve taaffünü mania' olmak için şems ve kamerin men'-i tulûuna kalkışmaları gibi; en mukaddes ve ulvî olan Şeriat-ı Garra ve onun hadimi ve en hakikîkatlı ve uhrevî olan İttihad-ı Muhammedîyi kendi cemiyet-i dünyeviyelerine kıyasen ağrâz-ı fâside ve metalib-i süfliyeye vasıta etmek gibi bir emr-i muhale ihtimal veriyorlar. Ve Şems-i hakikate püf-püf ediyorlar. Heyhat nerede Süreyya süpürge olur? Veya üzüm salkımı gibi yenilir? Cihan arslanları silsile-i şeriata bağlı olduğundan, tilkinin onu koparmağa kalkışması sırf mecnûnanedir.

Cemiyyetimizin meşrebi, beyne'l-İslâm muhabbetin mânâsına muhabbet ve husûmetîn medlûlune husûmettir. Ve mesleği: "Ahlâk-ı Ahmediye (A.S.M.) ile tahalluk ve Sünnet-i Nebeviyeyi ihya etmektir. Ve rehberi Şeriat-ı Garra ve seyfi berahîn-i katıâ ve maksadı İ'lâ-yı Kelimetullah'dır...."

Dokuzuncu Madde[]

Kürdlerin ihtilafından zayi' olan kuvve-i cesimelerinden istifade etmek için, ittihad-ı millî ile efkâr-ı umumiyelerini izhar etmek ve maârif ile o efkârı terakki ettirmektir. Tâ ki, meyl-üt terakkileri faaliyete ve ukde-i hayatiyeleri tenvîre[*[16]] başlasın. Halbuki maârif-i cedideden dört sebepten tevahhuş ediyorlar. İstîzâh olunca izâh edeceğim. Bâhusus şimdiki bazı gençlerimizin dinlerindeki lâubâliâne hareketleri daha ziyâde milleti tevhiş ediyor. Bu gibi lâubâliler Meşrûtiyete hizmet değil, bilakîs Meşrutiyete ve millete büyük bir darbe vurarak tarîk-ı terakkîyi sedde sebep oluyorlar.

Kürdistan'a maarif-i cedidenin idhâline çâre-i yegâne: Hamidiye alaylarında askerlik münasebetiyle; mekatibte medrese nâm-ı me'lûfiyle ulûm-u diniye ile beraber fünûn-u lâzîme-i medeniyeyi; aşâir-i mezkûrenin üç muhtelif nikatında talebenin tayinatının te'miniyle beraber üç dâr-ul ilim küşâd.. Ve bunlardan neş'et eden Kürd üleması da, ihya olacak medaris-i münderisede Kürdlerin isti'dadlarına göre tedris-i fünûn etmektir.

Kader bana Türkçeyi az vermiş. Hattı hiç vermemiş. Dikkatinizle bana yardım edin.

ﻭَﺍﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻋَﻠَﻰ ﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻊَ ﺍﻟْﻬُﺪَﻯ

Yüzbin def'a yaşasın Şeriat'ı Garra!..

Neşrettiğim Fihriste-i Makasıddan Terk Ettiğim Bir Fıkradır

Şöyle ki: Zahiren hariçten cereyan eden maarif-i cedidenin bir mecrası da, bir kısım ehl-i medrese olmalı. Tâ gıll ü gıştan tasaffi etsin.

Zira bulanıklığıyla başka mecradan taaffün ede gelmiş ve atalet bataklığından neş'et eden ve istibdad semûmu ile teneffüs eden ve zulüm tazyiki ile ezilen efkâra bu müteaffin su, bazı aks-ül amel yaptığından, misfat-ı Şeriat ile süzdürmek zarurîdir. Bu da ehl-i medresenin dûş-u himmetine muhavveldir.

ﻭَﺍﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻋَﻠَﻰ ﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻊَ ﺍﻟْﻬُﺪَﻯ

Makale - 14[]

Volkan

14 Mart 1325 / 27 Mart 1909 Sayı: 86

Sadâ-yı Hakikat

Tarîk-i Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) şübhe ve hileden münezzeh olduğundan; şübhe ve hileyi îma eden gizlemekten de müstağnidir. Hem de o derece azîm ve geniş ve muhit bir hakikat, bahusus bu zaman ehline karşı hiçbir cihetle saklanmaz. Bahr-i Umman nasıl bir destide saklanacak?

Tekraren söylüyorum ki: İttihad-ı İslâm hakikatında olan İttihad-ı Muhammedî'nin (Aleyhissalâtü Vesselâm) cihet-i vahdeti tevhid-i İlahîdir. Peyman ve yemini de imandır.[*[17]]

Müntesibîni umum mü'minlerdir. Nizamnamesi Sünnet-i Ahmediye'dir (Aleyhissalâtü Vesselâm). Kanunu, evamir ve nevahî-i şer'iyedir. Bu ittihad, âdetten değil, ibadettir.

İhfa, havf, riyadandır. Farzda riya yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi, ittihad-ı İslâmdır. İttihadın hedef ve maksadı; o kadar uzun, münşaib, muhit merakiz ve meabid-i İslâmiyeyi birbirine rabtettiren bir silsile-i nuranîyi ihtizaza getirmekle, onunla merbut olanları ikaz ve tarîk-i terakkiye bir hâhiş ve emr-i vicdanî ile sevketmektir.

Bu ittihadın meşrebi, muhabbettir. Husumeti ise, cehalet ve zarûret ve nifakadır. Gayr-ı müslimler emin olsunlar ki; bu ittihadımız, bu üç sıfata hücumdur. Gayr-ı müslime karşı hareketimiz ikna'dır. Zîrâ onları medenî biliriz. Ve İslâmiyeti mahbub ve ulvî göstermektir. Zîrâ onları munsif zannediyoruz. Lâübaliler iyi bilsinler ki, dinsizlikle kendilerini hiçbir ecnebîye sevdiremezler. Zîrâ mesleksizliklerini göstermiş olurlar. Mesleksizlik, anarşilik sevilmez. Ve bu ittihada tahkik ile dâhil olanlar, onları taklid edip çıkmazlar. İttihad-ı Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) olan ittihad-ı İslâmın efkâr ve meslek ve hakikatını efkâr-ı umumiyeye[*[18]] arz ederiz. Kimin bir itirazı varsa etsin, cevaba hazırız.

ﺟُﻤْﻠَﻪ ﺷِﻴﺮَﺍﻥِ ﺟِﻬَﺎﻥْ ﺑَﺴْﺘَﻪﺀِ ﺍِﻳﻦْ ﺳِﻠْﺴِﻠَﻪ ﺍَﻧْﺪ

ﺭُﻭﺑَﻪ ﺍَﺯْ ﺣِﻴﻠَﻪ ﭼِﻪ ﺳَﺎﻥْ ﺑِﮕُﺴَﻠَﺪْ ﺍِﻳﻦْ ﺳِﻠْﺴِﻠَﻪ ﺭَﺍ

Makale - 15[]

Volkan

18 Mart 1325 / 31 Mart 1909 Sayı: 90

Redd-ül Evham

İttihad-ı Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) cemaatine[*[19]] isnad ettikleri dokuz evham-ı fâsideyi reddedeceğim.

Birinci Vehim[]

Böyle nâzik bir zamanda din mes'elelerini ortaya atmak münasib görülmüyor.

Elcevab:

Biz dini severiz; dünyayı da yine din için severiz.

ﻟﺎَ ﺧَﻴْﺮَ ﻓِﻰ ﺩُﻧْﻴﺎً ﺑِﻠﺎَ ﺩِﻳﻦٍ

Sâniyen:

Madem ki Meşrutiyette hâkimiyet millettedir. Mevcudiyet-i milleti göstermek lâzımdır. Milliyetimiz de yalnız İslâmiyet'tir. Zîrâ Arab, Türk, Kürd, Arnavut, Çerkez ve Lazların en kuvvetli ve hakikatlı revabıt ve milliyetleri, İslâmiyet'ten başka bir şey değildir. Nasılki az ihmal ile tavaif-i mülûk temelleri atılmakta ve onüç asır evvel ölmüş olan asabiyet-i cahiliyeyi ihya ile fitne ikaz olunmaktadır. Ve oldu, gördük...

İkinci Vehim[]

Bu ünvan tahsisiyle, müntesib olmayanları vehim ve telaşa düşürüyor?!.

Elcevab:

Evvel de söylemiştim. Ya mütalaa olunmamış veya sû'-i tefehhüme uğramış olduğundan tekrarına mecbur oldum. Şöyle ki:

İttihad-ı İslâm olan İttihad-ı Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) dediğimiz vakit, umum mü'minlerin mabeyninde bilkuvve veya bilfiil sabit olan ittihad muraddır. Yoksa İstanbul ve Anadolu'daki cemaat[1[20]] murad değildir. Amma bir katre su da, sudur. Bu ünvandan tahsis çıkmaz. Tarif-i hakikîsi[2[21]] şöyledir: Esas temeli; şarktan garba, cenubdan şimale mümted ve merkezi Haremeyn-i Şerifeyn, cihet-i vahdeti tevhid-i İlahî.. peyman ve yemini iman.. nizamnamesi, Sünnet-i Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm).. kanunnamesi, evamir ve nevahî-i şer'iye.. kulüp ve encümenleri, umum medaris, mesacid ve zevaya.. o cemaatin (cem'iyetin) ilelebed ve muhalled naşir-i efkârı, umum kütüb-ü İslâmiye ve her vakit naşir-i efkârı başta Kur'ân ve tefsirleri[Haşiye[22]] ve i'lâ-yı kelimetullahı hedef-i maksad eden umum dinî ve müstakim ceraiddir. Müntesibîni, umum mü'minlerdir.[3[23]] Âlem'dir (Aleyhissalâtü Vesselâm). Reisi de Fahr-i Şimdi istediğimiz nokta, mü'minlerin teveccühleri ve teyakkuzlarıdır. Teveccüh-ü umumînin tesiri inkâr edilmez. İttihadın hedef-i maksadı i'lâ-yı Kelimetullah ve mesleği de kendi nefsiyle cihad-ı ekber ve başkalarını irşaddır. Bu mübarek heyetin[4[24]] yüzde doksan dokuz himmeti siyaset değildir. Siyasetin gayrı olan hüsn-ü ahlâk ve istikamet ve saire gibi makasıd-ı meşruâya masruftur. Zîrâ bu vazifeye müteveccih olan cem'iyetler pek az, kıymet ve ehemmiyeti ise pek çoktur. Ancak yüzde biri, siyasiyyûnu irşad tarîkiyle siyasete taalluk edecektir. Kılınçları, berâhin-i kat'iyyedir.[5[25]]

Meşrebleri de muhabbet olduğu gibi, beyn-el mü'minîn uhuvvet çekirdeğinde mündemiç olan muhabbete şecere-i tûbâ gibi neşv ü nema vermektir.

Üçüncü Vehim[]

Volkana mensub cemiyetin, tefrikadan ve başkalarına tevlid-i ye'sinden başka ne faidesi var?

Elcevab:

Bu tefrik değil, tevhiddir. Ye's değil, ümiddir. O hakikat-ı uzmâ ki, nısf-ı küre-i arzda meknuz uruk-u zeheb gibi bir köşesini keşf ile tecellî etmiş yeni bir meş'aledir. Bahr-ı umman bir destide sığışmadığı gibi, İttihad-ı Muhammedî de Volkan idaresinde veya İstanbulda sıkışıp kalmayacaktır. Belki şimdiki kuvveden fiile çıkmış bir parça İttihad-ı Muhammedî kar'ul asâ gibi ikâzdan ibârettir. Hem de o derece uzun ve müteselsil ve merâkiz-i İslâmiyeyi birbirine rabt eden silsile-i nuranîyi ihtizâza getirmekle, onunla merbut umum mü'minleri İ'la-i Kelimetul-lahın bu zamanda en büyük vasıtası olan maddeten ve manen terakkiyata bir şevk ve emr-i vicdanî ile sevk etmektir. Zîrâ istibdad ve tahakkümden tahallüs, hahiş ve şevk-i vicdanî ile sevk olur. Halbuki binde bir tane münevver-ül fikirdir, vicdanen mütehassis oluyor. Hiss-i din olsa, ehass-ı havas ve en âmî hiss-i din ile mütesâviyen tarik-ı terakkide münevver-ül fikir gibidirler. Hem de tenvir-i fikre sebeb olan mârifet-i amm veya medeniyet-i tamm bizde olmadığı için, nur-un nur olan din-i İslâmı menâr etmeliyiz, tâ aheng-i terakkî muhtell olmasın.

Dördüncü Vehim[]

İçimizdeki gayr-ı müslimler ürkecekler veya bahane tutacaklar?

Elcevab:

Bahane tutmak çocukluktur veya hainliktir. Ürkmek ise, cehalet veya tecâhüldür. Zîrâ gayr-ı müslimler kurun-u vustada vahşî oldukları zamanlarda ferman-ı ﻟﺎَٓ ﺍِﻛْﺮَﺍﻩَ ile, bu kadar edyan ve akvam-ı muhtelife medeniyyet-i İslâmiyede masûn kaldıklarından, İslâmiyetin uluvv-u cenabı ve gayr-i müslimlerin tevehhüm ettikleri mahzurun ademi güneş gibi tezahür ediyor. Hem de gayr-ı müslimlerin selameti, vatanın saadeti iledir. Ve meşrutiyetin devamı, ruhu, nokta-i istinadı ve mürşidi, Şeriat ve milliyetimiz olan İslâmiyyet olduğundan; gayr-ı müslimler bu ittihaddan ürkmek değil, takdis ve ünsiyet etmek lâzımdır.

Beşinci Vehim[]

Ecnebilerin bundan tevahhuş etmek ihtimali var?

Elcevab:

Bu ihtimale ihtimal verenler mütevahhiştir. Zîrâ merkez-i taassublarında İslâmiyet'in ulviyetine dair konferanslarla[*[26]] takdis etmeleri bu ihtimali reddeder. Hem de düşmanlarımız onlar değil; asıl bizi bu kadar düşüren i'lâ-yı Kelimetullah'a mani olan cehalet ve neticesi olan muhalefet-i Şeriattır... Ve zarûret ve onun semeresi olan sû'-i ahlâk ve harekâttır... Ve ihtilaf ve onun mahsulü olan ağraz ve nifaktır ki, ittihadımız bu üç insafsız düşmana hücumdur.

Amma ecnebîlerin vahşî oldukları kurûn-u vustâda; İslâmiyet, vahşete karşı husumet ve taassuba mecbur olduğu halde, adaleti ve i'tidalini muhafaza etmiş. Hiçbir vakit engizisyon gibi etmemiş. Ve bu zaman-ı medeniyette ecnebiler medenî ve kuvvetli olduklarından, o zararlı[**[27]] olan husumet ve taassub zâil olmuştur. Zîrâ din nokta-i nazarından medenîlere galebe çalmak ikna' iledir, icbar ile değildir. Ve İslâmiyeti, mahbub ve ulvî olduğunu -evamirine imtisalen- ef'al ve ahlâk ile göstermek iledir. İcbar ve husumet, vahşilerin vahşetine karşıdır.

Altıncı Vehim[]

Bazıları; "Sünnet-i Nebeviyeyi hedef-i maksad eden İttihad-ı İslâm, hürriyeti tahdid eder ve levazım-ı medeniyete münafîdir" diyorlar?!

Elcevab:

Asıl mü'min, hakkıyla hürdür. Sâni'-i Âlem'e abd ve hizmetkâr olan, halka tezellüle tenezzül etmemek gerektir. Demek imana ne kadar kuvvet verilse, hürriyet de o kadar kuvvet bulur. Amma hürriyet-i mutlaka ise, vahşet-i mutlakadır, belki hayvanlıktır. Tahdid-i hürriyet dahi insaniyet nokta-i nazarından zarurîdir.

Sâniyen:

Çocukluk tabiatı ile, heva ve heves ile zünûb ve mesavî-i medeniyyet mehâsin zan olunuyor. Halbuki medeniyyetin hiçbir hakiki mehâsini yoktur ki, İslâmiyette sarahaten veya zımnen veya iznen o, veya daha ahseni bulunmasın.

Sâlisen:

Bazı sefih ve lâübaliler hür yaşamak istemediklerinden, nefs-i emmarenin esaret-i rezilesi altına girmek istiyorlar.

Elhasıl:

Şeriat dairesinden hariç olan hürriyet, ya istibdad veya esaret-i nefis veya canavarcasına hayvanlık veya vahşettir. Böyle lâübaliler ve zındıklar iyi bilsinler ki, dinsizlikle ve sefahetle sahib-i vicdan hiçbir ecnebîye kendilerini sevdiremezler ve benzetemezler. Zîrâ mesleksiz ve sefih sevilmez. Ve bir kadına yakışır -istihsan ettiği- libası erkek giyse maskara olur.[1[28]]

Yedinci Vehim[]

İttihad-ı İslâm cemaati,[2[29]] sair cem'iyet-i diniye ile şakk-ul asâdır. Rekabet ve münaferatı intac eder?!

Elcevab:

Evvelâ umûr-u uhreviyede hased ve müzahamet ve münakaşa olmadığından; bu cem'iyetlerden hangisi münakaşaya, rekabete kalkışsa, ibadette riya ve nifak etmiş gibidir?!.

Sâniyen:

Muhabbet-i din saikasıyla teşekkül eden cemaatlerin iki şart ile umumunu tebrik[3[30]] ve onlarla ittihad ederiz.

Birinci şart: Hürriyet-i şer'iyeyi[4[31]] ve asayişi muhafaza etmektir.

İkinci şart: Muhabbet üzerinde hareket etmek, başka cem'iyete leke sürmekle kendisine kıymet vermeğe çalışmamak. Birinde hata bulunsa, müfti-i ümmet cem'iyet-i ulemaya havale etmektir.

Sâlisen:

İ'lâ-yı Kelimetullahı hedef-i maksad eden cemaat,[5[32]] hiçbir garaza vasıta olamaz. İsterse de muvaffak olamaz. Zîrâ nifaktır. Hakkın hatırı âlîdir, hiçbir hatıra feda olunmaz. Nasıl Süreyya süpürge olur veya üzüm salkımı gibi yenilir? Şems-i hakikata "püf, püf" eden, divaneliğini ilân eder.

Ey dinî cerideler! Maksadımız: Dinî cemaatlar maksadda ittihad etmelidirler. Mesalikte ve meşreblerde ittihad mümkin olmadığı gibi, caiz de değildir. Zîrâ taklid yolunu açar ve "Neme lâzım, başkası düşünsün" sözünü de söylettirir.

Sekizinci Vehim[]

Asıl ittihad-ı İslâm[1[33]] olan buradaki cemaata, manen gibi sureten de intisab edenlerin ekserisi avam, bir kısmı da meçhul-ül hal olduğundan, fitne ve ihtilafı[2[34]] îma ediyor?..

Elcevab:

Belki ağraza adem-i müsaadesine binaendir ki, evail-i İslâm'a müşabehetidir. Hem de madem maksadı, ittihad ve i'lâ-yı Kelimetullahtır. Teşebbüsât ve harekâtı da ibadettir. İbadet câmiinde şâh ve geda birdir. Müsâvât hakikî düsturdur. İmtiyaz yoktur. Zîrâ en ekrem, en müttakidir. Ve en müttaki, en mütevazidir. Binaenaleyh, manen asıl hakikat-ı ittihada intisabiyle beraber, sureten onun nümunesi olan bu uhrevî ve sırf dinî cemaate[3[35]] intisab ile teşerrüf edecek, yoksa şeref vermeyecektir. Bir katre, bahr-ı ummanı tezyid edemez. Hem de bir günah-ı kebire ile imandan çıkmadığı gibi, şems garbdan tulû' etmediğinden tevbenin kapısı da açıktır. Bir desti müteneccis su, bir denizi tencis etmediği gibi; kendi de temizlendiğinden, şimdi bu nümune-i ittihada intisab eden adama şartımız olan Sünnet-i Nebeviyeyi (Aleyhissalâtü Vesselâm) ihya ve evamirine imtisal ve nevahîden içtinab ve asayişe ilişmemek[4[36]] elinden gelse azm-i kat'î ile... dâhil olan bazı meçhul-ül hal olanlar bu hakikat-ı âliyeyi lekedar edemez. Zîrâ kendi lekedar olsa da, imanı mukaddestir. Bu ünvan-ı mukaddese böyle bahane ile leke sürmek; İslâmiyet'in kıymet ve ulviyetini bilmemekle beraber, kendini ahmak-un nâs ilân etmektir. Nümune-i ittihad olan cemaatimize[5[37]] -sair cem'iyât-ı dünyeviyeye kıyasen- leke sürmeyi, ta'riz etmeyi cemi'-i kuvvetimizle reddederiz. İstifsar tarîkiyle bir itirazları olursa cevaba hazırız. İşte meydan...

Benim dâhil olduğum cemaat burada tafsil ettiğim ittihad-ı İslâmdır.[*[38]]

Yoksa mu'terizlerin bâtıl tevehhüm ettikleri cem'iyet-i mütehayyele değildir. Bu dinî heyet[**[39]] efradı, şarkta olsa, garbda olsa, cenubda olsa, şimalde olsa beraberiz.

Dokuzuncu Vehim[]

Cemiyyetlerde teşebbüsat-ı hafiye olduğu halde, İttihad-ı Muhammedînin izhar-ı serâiri neden lüzum görülmüş?..

Elcevab:

İslâmiyet aşikârdır. Hem de kuvve-i ittisâiyyesi tazyik olunsa âleme zelzele verecek. Hem de ihfâ, hile ve şüpheyi davet ettiğinden, hile ve şübheden münezzeh olan hakikat, hafâdan da müstağnidir. Hem de, müesses iken bazı köşelerden tecellî ediyor. Hem de bidayet-i İslâmda kırk oldu, saklanmadı.. Nasıl üçyüz milyondan sonra gizlenecek! Hem de bir şeyi akıl görür, kabul eder.. Fikir uğraşır, teslim eder bir hakikat, hafâ perdesini kabul etmez.

ﻭَﺍﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻋَﻠَﻰ ﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻊَ ﺍﻟْﻬُﺪَﻯ

Yüzbin defa cemî'-i mü'minlerin lisanıyla insanların adedi kadar deriz: Yaşasın Şeriat-ı Garra-yı Ahmedî (A.S.M.)

İttihad-ı Muhammedî'nin Küçük Efradından

Bediüzzaman-ı Kürdî Said

Makale - 16[]

Volkan

Sayı: 97

25 Mart 1325 / 7 Nisan 1909

Ziya-yı Hakikat[*[40]]

Lisanım fikrime iyice tercümanlık edemiyor. Muhakemenizle bu perişan sözlere bir intizam veriniz.

Birinci Sual[]

SUAL: Asl-ı İttihad-ı Muhammedînin numunesi ve bir şu'lesi olan buradaki ittihad ne edecektir?

Elcevap: Manevî ve irşad tarikiyle ikaz edecek ve aktar-ı erbaaya yayılmış olan silsile-i müteselsile-i nuraniyeyi ihtizaza getirecek ve beynel mü'minîn muhabbet ve uhuvveti kuvveden fiile çıkaracak.. Müteferrik ve tavâif-i mülûk temelleri olan cemiyyetleri tevhid edecek ve vasıta-ı terakki olan hubb-u din, hubb-u vatan gibi ve hedef-i maksad olan i'la-yı kelimetullahı menfaât-i dünyeviye gibi, hamiyet-i İslâmiye ile hamiyet-i milliye gibi herkesi müteveccih kılacak!.. Zîrâ vasıta-i terakkimiz tarikde, maksadda ve hiss-i hamiyette müsennadır, daha muhkemdir. Emma vaesefa ki, istifade tarikini bilmedik. Bu "müsenna"nın bir katı çözülse nısf-ı kuvvet gibidir. Hem de: "Yürüyüşünü terk ile başkasının yürüyüşünü öğrenmedi" meseline masadak olacağız. Hem de: Lahm ve demlerine karışmış olan hissiyat-ı diniyenin yerini başka bir şey tutamaz. Meğer birden vücûd, tamamıyla birden inkılab edebilsin.

İkinci Sual[]

SUAL: Bu cemiyyet-i Muhammedî sair cemiyyetler gibi hiss-i tarafdarı ve rekabeti ve münakaşayı uyandıracak. Bâhusus askere sirayet ile neticesi iyi çıkmaz.?!

Elcevab:

İttihad-ı Muhammedî, sair cem'iyyâtın akran ve emsali değildir. Belki umumun pederi ve mürşididir; o yıldızlara, bu Şems ziya verecek ve her dairenin mâfevkinde... Ve sâir devaire muhittir. Zîrâ mânen livâ-ül hamd-i Muhammedî (A.S.M.) altına girmeyen mü'min yoktur. Lâsiyyema asakir-i muvahhidin, cemiyyetin hedef-i maksadı olan muhabbet ve uhuvvete ve i'lâ-yı kelimatullaha tamamiyle mazhardırlar. Asıl İttihad-ı Muhammedînin saff-ı evvelini umum asâkir-i muvahhidin teşkil eyler.

Biz bu İttihad-ı Muhammmedî ile isteriz ki; umum millet de asker gibi müttehid ve yekvücûd olsun. Ve o muhabbet ve uhuvveti kuvveden fiile çıkarsınlar. Ve müdâfi' ve muhafız-ı hukuk ve hallal-i müşkilat, efkâr-ı âmmeyi tevlid ve tehzib etsin. Zîra katre katre su müteferrik kalsa, kurur hebaya gider, ittihad ile bir havz-ı âb-ı hayat olur.

Ey ümmet-i Muhammed! Bu ittihad-ı Muhammedî'nin sadası umum mü'minlere bir "Arş!" emridir. Mübareze-i hayat meydanında, tarik-i terakkide parlak müstakbel tarafına asker gibi sizi sevk ediyor.

Üçüncü Sual[]

SUAL: Anasır-ı gayrı müslimeyi de, ittihad-ı İsevî ve Musevîye teşebbüslerine teşviktir. Bu ise taassubla ve iftirakla Meşrutiyete darbe olmaz mı?!

Elcevab:

Zarar yoktur, onlar da yapsınlar ve hem de çokdan yapmışlar. Şimdi bir Nebiyy-i Zîşanın ismine isnad ile bir cemiyyet çıksa; ya o Nebînin ihtiramı tasdik ve tebcil ve muhabbeti izhar içindir, bu ise husumeti davet etmez. Veyahut ona mensup ayinleri icra etmektir. Bu ise ferman-ı ﻟﺎَٓ ﺍِﻛْﺮَﻩَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ ile hürriyet-i mezhebiye teessüs ettiğinden, münakaşaya mahal olmaz. Eğer siyasiyyât ve maddiyâta karışmaya vesile addedecekler ise, buna muvaffak olamazlar. Zirâ onların dinleri sırf vicdanî olduğundan, siyaset ve maddiyâta münasebeti az ve hem de çoktan kesilmiş.. Ve hem de muhtaç değillerdir. Zirâ, milliyet ve menfaat onların terakkiyatına muharrik-i kâfidir. Biz ise, saadet-i dünyeviye ve uhreviye ile bu ittihada eşedd-i ihtiyaçla muhtacız. Çünkü milliyetimiz İslâmiyetten başka yoktur. Kavmiyyet nazara alınsa, tavâif-i mülûk gibi olur. Ve vicdanımıza dinden başka âmir ve müşevvik yoktur. Hem de menba-ı isti'dadımız ve nokta-i istinadımız bu ittihad-ı diniyedir.

Dördüncü Sual[]

SUAL: Böyle nazik bir zamanda hissiyat-ı diniyeyi heyecana getirmekle, teskin ve ta'dili güç olur?!

Elcevab:

Dinde hükümferma olan hak ve adalet, hissiyatı ta'dil ve tahdid eder. Sair hissiyata kıyas olunmaz. Hem de bu heyecanın hararetiyle imtizac-ı kimyevî-i anâsır gibi, bize lâzım olan "ziya-yı maarif" hararetli kuvvet ve şevki tevlid edecektir. Hem de terakkiyat ve medeniyete lâzım olan hissiyat-ı ulviyede en bedevî adam, en münevvür-ül fikir gibi İslâmiyet namıyla tarik-i terakkide şevk-i vicdanî ile sevk edecektir. Hem de bu sada-yı dinî bu merkez-i hilâfetten sudûr etmekle, etrafa aks-endaz olmaz ise, istibdad her unsurda merkezden iftirak meylini ekdiğin-den; bu meyilden istifade ederek, bazı sahib-i zuhûr mütemehhidlik veya müceddidlik namıyla başka taraflarda bu sadâyı çıkaracak ve bu devlet-i İslâmiyeyi tefrikaya düşürecek ve bu ism-i mübareki de tenzîl ve tahdîd edecektir.. Hem de intizam-ı idareye şiddet-i ihtiyacımızdan yüz derece veya daha ziyade tehzib-i ahlâka muhtacız. Bu da iksir-i diyanetledir.

Zira, umum enbiyanın memâlik-i Osmaniyeden zuhûru, kazâ ve kader-i İlâhînin bir işâreti ve remzidir ki; bu memleket insanlarının tekemmülatı ve tehzib-i ahlâkı, hiss-i dinin mayesiyle olacaktır. Hem de Şeriatla münasebet-i vehmîden başka irtibatı olmayan istibdad, o kadar zamanda o derece dahil ve haric mühacemata karşı kendini muhafaza ettiğinden, şimdi Şeriâtın has abd-i memlûkü ve münasebet-ı hakikî ile merbut olan Meşrutiyet-i meşruâ bu kuvvet-i azîme-i şeriyeye isnad ve istimdad etmek zarurîdir.

Beşinci Sual[]

SUAL: Eğer Cemiyyet-i Muhammediye siyasete karışırsa hükümetin ruhu olan itaât muhtel olur?

Elcevab:

Evvela: Cemiyyetin hedef-i maksadı siyaset değil.. Zîrâ ekser-i mebusân, ulema ve müttaki olduklarından, siyaset ciheti onlara muhavveldir.

Saniyen:

Hükûmet hükûmet-i İslâmiye olduğundan, İttihad-ı Muhammedî'nin kanunnamesi olan evâmir ve nevâhi-i şeriyeyi takib etmesi zarurîdir. Şayet etmezlerse îkaz edilecektir. Lâkin tağallüb ve kuvvet ile icbar değildir... İhtar ediyorum ki; İttihad-ı Muhammedî dediğimiz cemiyyet, bazı zevattan ibaret bir cemiyyet değildir ki; o efradın teferrukuyla veya su-i istimaliyle leke gelsin. Zîrâ, Şemsin küçük bir misaline ma'kes olan bir cam parçası kırılsa; veyahud göz yummakla nehar leyle tahvil edilse, bütün âyinelerde mütecellî olan zîya-yı şems mürtefi olmadığı gibi; buradaki resmî cemiyyet teferruk etse ve hasbez-zaman tebeddüle uğrasa, yine şems-i hakikat-i ittihad-ı Muhammedînin tecellîyatına sekte getiremez. Zîrâ İttihad-ı Muhammedî hakikaten her mü'mini muhittir. Lâkin bâzı zevât-ı ma'dude, nısf-ı küre-i arzda kurulmuş o cesim fabrika-i İslâmiyetin çarklarını temizlik ve harekâtını tesri' etmek için başkalarını davet ve istimdad ile hademe gibi hizmet ettirecektir ki, bunların en birincisi ûlema ve meşâyih ve talebe ve hutebâdırlar.

Altıncı Sual[]

SUAL: Şimdiye kadar bu fikre neden teşebbüs olunmadı?!

Elcevab:

Zaten istibdâd herkesin şevkini kırıp atâlete sevk ediyordu. Şimdi ise, mademki Meşrûtiyette efkâr-ı âmme hâkimdir, o efkârın eczâsı da her ferdin fikr-i mahsusudur, her ferd de hareket etmek lâzımdır. Tâ cereyan-ı umumî muhtel olmasın. Binaenaleyh, yalnız saadet-i vatan ve selâmet-i hükümet olan makâsıd, farz-ı kifaye gibi telâkkî olunduğundan; herkes: "Neme lâzım, başkası düşünsün" gibi cevab-ı miskinâneye ve başkasına havâle ve itimad etmek gibi tevekkül-ü âcizâneye müsait bir zemin olur.

Amma hubb-u din ve i'lâ-yı kelimetullah herkese farz-ı ayn olduğundan, herkes kendini mükellef bildiğinden,

ﻧَﺤْﻦُ ﺭِﺟَﺎﻝٌ ﻭَﻫُﻢْ ﺭِﺟَﺎﻝٌ

nara-yı merdanesiyle teşmir-i sak ederek, zincir-i âtaleti kırmak ve perde-i sefaleti yırtmakla meydan-ı terakkiye atılacaktır. Şimdiye kadar ihtilâf-ı efkârımızdan istibdad istifade etti.. Kezâlik, ihtilâf-ı İslâmdan Avrupa da istifade ederek istibdad-ı mânevileri altında bizi ezdi. Şimdi evvelen biz müttefik olalım. Tâ ki dest-i vifakı bizdeki gayr'i müslimlere de uzatabilelim. Ve Avrupa'nın istibdad-ı manevisi de Meşrutiyet-i maneviyeye inkılâb edebilsin.

İhtar-ı mühim:

İttihad-ı Muhammedî hedef-i maksadımızdır.. Ve o noktaya çalışacağız. Şimdiki resmî İttihad-ı Muhammedî ki onun bir katresidir; O ittihad-ı Muhammedîye bir mukaddemedir. Herkes san'atına ve hedef-i maksadına mensub olabilir. Binaenaleyh, teberrük ve teakkul için hedef-i maksadımız olan "İttihad-ı Muhammedî" unvan-ı mübarekini taşıyoruz. Asıl ittihad-ı Muhammedî'nin tarif ve hendesesi şöyledir ki: Esası aktar-ı âleme mümted bir silsile-i nuranî ile bağlıdır. Merkezi Haremeyn-i Şerifeyndir.. Ve cihetül-vahdeti tevhid-i İlâhidir.. Ve peyman ve yemini imandır.. Ve nizamnâmesi sünen-i Ahmediyedir.. Ve kanunnamesi evamir ve nevahî-i şeriyedir. Ve kulüp ve encümenleri umum medâris ve mesâcid ve zevâyadır.. Ve cemiyyetin ilel-ebed ve daimi nâşir-i efkârı umum kütüb-ü İslâmiyedir.. Ve muvakkat nâşir-i efkârı İ'lâ-yı Kelimetullahı hedef-i maksad eden umum ceraiddir.. Ve müntesibîni umum mü'minlerdir. Saff-ı evveli, guzât ve şüheda teşkil eder, kâl-u belâdan beri müntesibdirler. Defter-i esmaları levh-i mahfuzdur. Böyle bir İttihad-ı Muhammedî cemiyeti, reisi ve seyyidi Fahr-i Âlemdir. (A.S.M.) Hem de her ferdin de her cemiyyet-i diniyenin de reisi yine O'dur, hem de Reis-i Âlemdir.

"Ben İttihad-ı Muhammedî efradındanım" dediğim vakit, muradım bu ittihaddır. Hem de bu ittihadı hedef-i maksad eden adamlardanım demek istiyorum. Mesleğimiz muhabbettir, muhabbeti neşretmektir. Biz husumet edenlere muhalifiz. Hem de şimdiki resmî bir cemiyyeti teşkil ediyoruz. Bütün müteferrik cemiyyât-ı İslâmiyeyi tevhid etmek için!.. Yoksa, fazla bir fırkayı çıkarmak değildir. Haşa ve Kellâ!...

Tefrika ika' edenden değilim. İtiraz ve evham-ı fasideyi sonra red ve ilân edeceğim.

Bediüzzaman

Said-i Kürdî

Makale - 16[]

Volkan

Sayı: 101

29 Mart 1325 / 11Nisan 1909

Lemeân-ı Hakikat ve İzâle-i Şübehât[*[41]]

Birinci Vehim[]

VEHİM: Sen bu hakâiki çok tekrar ediyorsun, hem de aynı ibare ile?..

İrşâd: Evvelâ: Hakikat olduğu için tekrar ediyorum. Hakikat da ziya gibi usandırmaz. Hem de üç dört makale yazdım. Muterizler tecahül ettiler. Gözlerine sokmak istiyorum. Çocuklara tekrar lâzımdır. Hem de bir meslek takib ettiğimi gösteriyorum. Bir mesleği takib edenler tekrara mecbur olurlar. Hem de birşeyin esası atılsa, mükerreren irca'-ı nazar lâzımdır. Mesleksiz olanlardır ki; her yola sapıyorlar. Bizim tarikımız birdir. Lâkin Türkçe elfazında pek zengin değilim. Bazı usandırıcı elfazı tekrar ediyorum.

İkinci Vehim[]

VEHİM: Siz cemiyetinize İttihâd-ı Muhammedî ünvanını vermişsiniz. Bundan sûreten müntesib olmayanlar evhama düşüyorlar. Başka bir ünvana tebdil etseniz ne olur?..

İrşâd: İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) ikidir.

Biri: Aksal-makasıddır ki, umum mü'minler iman ile dâhildir.

Diğeri: Onun tezâhür ve tecellîsine bilfiil hizmet eden cemiyettir ki, mukaddemesidir. Buna resmen intisab, Şeriat-ı Ahmediyenin ahkam-ı münifesine müraâta azm-i kat'î iledir. Bu azm ve tevbeye karşı taannüd edenler evhama düşüyorlar. Hem de bu cemiyetten maksad, İttihad-ı Muhammedîyi tecellî ettirmektir. Ve o hakikat-ı sâbite ve sâkineyi[**[42]] ihtizaza getirmektir. Bu cemiyete gayet câzibedar ve cellâb bir unvan lâzımdır ki, nûr-u îman ile münevver olan muvahhidini cezb edebilsin. Sair cemiyetlerde müsemma ismini arıyor. Bunda ise, isim müsemmasını arıyor.

Hem de "Kur'ân" lâfzı her âyete, ve lafz-ı"âlem" her nev'e, ve "su" lafzı her katreye itlâkları gibi, cemî-i mü'minîne mûhit olan "İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.)" ünvanı herbir cemiyet-i İslâmiyeye ıtlâk olunabilir. Nasıl ki, umum mü'min, Muhammedîdir. Her ferd-i mü'min de Muhammedîdir. Biz de Muhammedîyiz, Ahmedîyiz. (A.S.M.)

Üçüncü Vehim[]

VEHİM: Böyle cemiyet ve fırkaların teşkilatı, hükümetin zayıflamış olan itaâtı ve icraâtını haleldar edecek. Zîra temeddün-ü hakikiye elân mazhar olamamışız.. Ve vahşet ve cehaletten de husûmet ve taassub çıkıyor?..

İrşâd: Bu cemiyete intisaba şart olan evamir-i Şer'iyeye imtisâl ve nevâhîden içtinab..ve muhafaza-i meşruta-i meşruaya azm-ı kat'-î ile cehd edenler, hükûmetin itaâtına iyi bir menba' ve icraâtına güzel bir mecra teşkil ederler. Zîra, evâmir-i şer'iyye ile mukayyeddirler. Bâzı cemiyetlerin efradı gibi fevzâvî ve anarşistliğe ve hodserane muamelâta ve tahakkümâta temâyül edemezler. Hem de bu cemiyette hükûmet hâriç kalamaz.

Dördüncü Vehim[]

VEHİM: Bu cemiyete istihsanen intisab edenler ne ile muvazzaf olurlar?..

İrşâd: İki vazifesi vardır.

Birincisi:

Kendi nefsi ile cihad-ı ekberde bulunmak, yâni Şeriat-ı Garraya ittiba' ve sünen-i Ahmedîyeyi ihyaya azm-ı kat'î ile teşebbüs etmektir.

İkincisi:

Sair mü'minleri uhuvvet ve muhabbete davet.. Ve sâkin ve sabit olan uhuvvet-i dîniyeyi ihtizaza getirerek, tezyîd ve izhar etmektir. Bu cemiyete resmen intisab, yalnız defter-i mahsusasına kaydettirmekle değildir. Belki rabt-ı kalb ve istihsan ve teveccüh iledir. Zîra bu ittihad ruhânî ve manevîdir. Sûrî ve cismanî değildir.

Beşinci Vehim[]

VEHİM: Bu mukaddeme olan cemiyet, maksad olan Hakîkat-ı İttihad-ı Muhammediyeye (A.S.M.) bir nümune ve ma'kes ve hüsn-ü misal olmak lâzımgelir.[*[43]] Halbuki sizin perişan hâlinizi temaşa edenler o hakikat-ı ulviyenin şu'lesini göremiyorlar?..

İrşâd: Evet şems-i hakikat-ı ittihada karşı şimdiki cemiyet, o madenden çıkmış elmas parçasıdır. Daha saykal vurulmamıştır ki, onun misali içinde görünsün. İnşallah bir seneye kadar ulemanın himmetiyle aktar-ı cihanda tele'lü' edecek. Şâyet bu parça kırılsa da, daha büyük ve müşa'şa binlerce parça ve ma'kes bulunacaktır. Efradı ne kadar müteferrik olsa müctemi' gibidir. Zîrâ bu cemiyetin nizamâtı şeriatla müesses ve münasebatı ruhanî olduğundan, cemî'-i dünya onlara nisbeten bir meclis-i vâhid gibidir. Sair cemiyetler gibi sûreten içtima' ve müdavele-i efkâr ile ve nizamât nâmıyle bid'atları îcâd etmeyecektir. Lâkin hademelerin hidematına ait bazı nizamat-ı mahsusası olabilir.

Hemde bu cemiyetin aktardaki erkânı mabeynindeki münasebât-ı rûhâniyeyi nazar-ı aklî ile görebilseniz, mir'ât-ı mücella gibi o hakîkat-ı ulvîyenin misali size aksedecektir. Münasebâtı teşkil eden o nûranî silsilelerden turuk-ı aliyye-i meşayihîn silsilelerini bir misal olarak gösteriyorum.

Altıncı Vehim[]

VEHİM: Şimdiki zamanda terakkiyata ve saadet-i dünyeviyeye sarf-ı himmet lâzım iken, böyle taassub ve teşettütü intac eden dîn meselesi meşrutiyette esas tutulsa bazı mahaziri intac eder?!.

İrşâd: Dünyada tedennimizin sebebi, dinimize riayetsizliktendir. Hem de intizam-ı idareden ziyade tezhîb-i ahlâka muhtacız. Mühezzib-ı ahlâk da dindir. Dünya için din ihmal olunmaz. Biz vatanı Din ve Haremeyn için severiz. Dünyayı da din için imar edeceğiz.

ﻟﺎَ ﺧَﻴْﺮَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺑِﻠﺎَ ﺩِﻳﻦٍ

Madem ki meşrutiyette hâkimiyet-i milletdir. Mevcûdîyet-i milleti göstermek lâzımdır. Milliyetimiz ise, yalnız İslâmiyettir. Zîra anasır-ı İslâmiyenin revabıt ve milliyetleri, İslâmiyetten başka Hazret-i Nuh (A.S.) evlâdlığıdır. Nasıl ki âz bir ihmal ile tavaif-i mülûk temelleri atıldı... Ve onüç asır evvel İslâmiyetin darbesiyle ölen asabiyyet-i câhiliyye ve kavmiyeyi ihyaya başlamasıyla fitne ikaza başladı.

Yedinci Vehim[]

VEHİM: Bu cemiyet, tefrika verir ve ye'si intac ve vehmi tevlid eder?

İrşâd: Bu tefrika değil, müteferrik cemiyetleri tevhîd etmektir. Yeis vermez, ümîd-i hayat ve ittihad verir. Şöyle ki: O hakîkat-ı uzma ki, nısf-ı küre-i arzda meknun urûk-u zeheb gibi bir köşe ile tecellî etmiş yeni bir şu'le, o hakikatın tamamen keşfine bir beşarettir. Hem de kuvveden fiile çıkmış bu parça (İttihad-ı Muhammedî) (A.S.M.) kar'-ul â'sâ gibi mü'minleri ikaz ile şevk-i vicdaniyle tarîk-ı terakkide Ka'be-i kemâlâta doğru sevk edecektir. Zîra bu zamanda İ'lâ-i Kelimetullahın en büyük sebebi maddeten ve mânen terakki etmektir. Çünkü ecnebîler terakki ile bize galebe çaldılar. Biz de muhalefet-i Şeriat ve su-i ahlâkımızla onlara yardım ettik.

Şimdi bize lâzım; o silsile-i müteselsile-i nûrânîyi -ki merakiz-i İslâmiyeyi birbirine rabt etmiş, o silsilelerin sükûn ve sükûnetleriyle gaflet ettik, anlayamadık, istifade edemedik. Onları- ihtizaza getirmektir. Ve uhuvvet çekirdeğinde mündemiç olan muhabbete şecere-i tûba gibi neşv-ü nemâ vermektir.. Ve hamiyet-i İslâmiyeyi galeyana getirmekle imtizac ve ittihad-ı anasırın husuliyle kuvvet ve mârifeti tevlid etmektir[*[44]].

Hem âmir ve hâkim vicdanî olmalı. Yoksa daima istibdadın taht-ı tahakkümünde bulunacağız. Âmir-i vicdanî de tenevvür-ü fikre tevakkuf eder. Tenevvür-ü fikir ise, umumda ya mârifet-i âmm veya medeniyet-i tâm veya İslâmiyetin hissiyle olacaktır. Halbuki binden on tane medeniyet veya marifetle münevver-ül fikirdir. Bu ise, âheng-i terakkiyi ihlâl eder. Âheng-i ittiradî için Nûr-en nur olan Din-i İslâmı menar ve rehber etmeliyiz. Tâ herkes de münevver-ül fikir gibi olsun. Zîra, hiss-i dîn ile en âmî, en münevver-ül fikir gibi mütehassistir. Fikri münevver olmasa da kalbi münevverdir. Hissiyât güzel olursa, efkâr da müstakim olur.

Sekizinci Vehim[]

VEHİM: İçimizde gayr-ı müslimler bahane tutacaklar veya ürkecekler?

İrşâd: Bahane tutmak çocukluktur. Ürkmek ise, cehâlettir. Zîra gayr-ı müslimlerin saadeti vatanın selâmeti iledir. Ve meşrûtiyetin devamı ve ruhu ve nokta-yı istinadı ve mürşidi, Şeriat ve milliyetimiz olan İslâmiyet olduğundan, gayr-ı müslimler bu ittihaddan ürkmek değil, takdis ve ünsiyet etmek lâzımdır.

Dokuzuncu Vehim[]

VEHİM: Ecnebiler bundan tevahhuş etmek ihtimaldir?

İrşâd: Bu ihtimale ihtimal verenler tevahhuş ediyor. Zîra merkez-i taassublarında İslâmiyetin ulviyetine dâir konferanslarla takdis etmeleri bu ihtimali reddeder. Feylesof-u şehîr Mister Carlyle Amerika'dan yüksek bir sadâ ile bütün Avrupa'ya İslâmiyetin kudsiyetini işittirmiş. Hem de düşmanlarımız cehâlet, zarûret ve ihtilaftır. Tabiî Avrupa'da bundan istifade ile bizi istibdâd-ı manevîleri altına aldılar. Bu ittihadımızla bu üç düşman-ı bîinsafa -ve başta ihtilaf olarak- hücum edeceğiz. Amma ecnebilere düşman nazarıyla değil, belki saadetimizi ve İ'lâ-ı Kelimetullaha bu zamanda vasıta olan terakki ve madeniyete bizi teşvik ve icbar ettiklerinden dost ve hâdim nazarıyla bakacağız. Hem de ecnebîler medeniyetleriyle beraber kuvvetli olduklarından taassub ve husumete mahal kalmamış. Zirâ, din nokta-i nazarından medenîlere galebe çalmak ikna' iledir, icbar ile değildir. Ve İslâmiyeti mahbûb ve ulvî olduğunu ef'âl ve ahlâkımızla göstermek ve maddeten terakki etmekledir. İcbâr ve husûmet, söz anlamayan veya anlamak istemeyen vahşilerin vahşetine karşıdır.

Onuncu Vehim[]

VEHİM: Meşrutiyetin bir rüknü hürriyet-i tâmmedir. Halbuki Sünnet-i Nebeviyeyi hedef-i maksad eden îttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) hürriyeti tahdîd eder. Ve medeniyetin çok levazımına münafîdir?!.

İrşâd: Hürriyeti tahdid ile tahkîk ve tekmil eder. Ve medeniyetin aldatıcı zünûb ve mesâvisini hudud-u hürriyyet ve medeniyetimize girmekten Seyf-i Şeriatla yasak eder. Zîra asıl hür, mü'mindir. Dinsiz dâima istibdad altındadır. Çünkü Sâni'-i Âleme hakkiyla abd ve hizmetkâr olan, başkasının istibdadına tezellüle tenezzül etmemek gerektir.

Ve tahdid-i hürriyet, insaniyet nokta-i nazarından zarurîdir. Amma hürriyet-i mutlaka, vahşet-i mutlakadır. Belki hayvanlıktır. İnkıyad-ı vicdan ile, ahkâm-ı Şer'î ile takyîd-i hürriyetde tekemmüldür, münafi değil... Amma levazım-ı medeniyet dediğiniz bâzı zünûb ve mesavî-i medeniyeti çocukluk tabiatıyla, heva ve heves ile aldatıcı mehasin zannedersiniz!.. Halbuki âsel-i müsemmem gibi aldatıcıdır. Medeniyetin hiçbir mehasin-i hakikiyesi yoktur ki, şeriatta sarâhaten ve istilzamen veya iznen o, veya daha ahseni bulunmasın.

Hem de bazı lâubâliler hür yaşamak istemediklerinden, nefs-i emare-nin istibdad ve esâret-i rezîlesinin altına girmek istiyorlar.

Elhâsıl:

Şeriat dairesinden hariç olan hürriyet, ya başka kalıpta istibdad veya esaret-i nefs veya vahşet-i hayvaniyedir. Böyle lâubaliler iyi bilsinler ki; diyanetsizlikle, sefahetle sahib-i vicdan hiçbir ecnebiye kendilerini sevdiremezler, benzettiremezler. Zîra mesleksiz ve sefih sevilmez...Ve erkeğe karı libası yakışmaz.

On Birinci Vehim[]

VEHİM: Bu cemiyet, sair cem'iyyat-ı diniye ile şakk-ul asadır. Rekabet ve nefreti intac eder?

İrşâd: Evvelâ: Umur-u uhreviyede hased ve müzahemet ve münakaşat olmadığından; bu cemiyetlerden hangisi münakaşa ve rekabete kalkışsa, ibadette riya ve nifak etmiş gibidir.

Saniyen:

Muhabbet-i din saikasıyla teşekkül eden cemiyetlerin iki şart ile- umumunu takdis ve onlarla ittihad ederiz.

Birinci Şart: Meşruta-ı meşrua'yı muhafaza etmektir.

İkinci Şart: Muhabbet üzerine hareket etmek ve başka cemiyet-i İslâmiyeye leke sürmekle kendine kıymet vermeğe çalışmamak... Birinde hata bulunsa, müftî-i ümmet olan cemiyet-i ulemanın efkâr-ı umumiyelerine havale etmek... Hem de cemiyetin kuvvetiyle hâkim-i mütehakkim olmamaktır. Zîra tahakkümat-ı siyasiyenin lezzeti ile herkes sermest oluyor. Vazgeçmek istemiyor.

Sâlisen:

Î'lâ-yı Kelimetullaha müteveccih olan bir cemiyet-i dîniye hiçbir garaza vasıta olamaz. İsterse de muvaffak olmaz. Hak ve hakikatin hatırı âlîdir, hiçbirşeye feda olunmaz. Şeriat vasıta-i garaz olamaz. Nasıl Süreyya süpürge olur?. Veya üzüm salkımı gibi yenilir?.. Şems-i İslâmiyeye "püf püf" eden cinnetini ilân eder.

Ey dinî cemiyetler!..Maksadımız, müteferrik cemiyetler maksadda itttihad etmeleridir. Mesalikte ittihad mümkin olmadığı gibi, câiz de değildir. Zîrâ taklid yolunu açar. Ve "neme lâzım, başkası düşünsün," sözünü de söylettirir. Mezahib-i erbaânın ihtilafı bu sırrı îma eder. İslâmiyete hizmet isteriz. Ne yolda olursa olsun!

On İkinci Vehim[]

VEHİM: Asıl İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) nin nümûnesi ve mukaddemesi olan buradaki resmî cemiyete intisab-ı mânevî gibi sûreten intisab edenler, ekseri avâm ve bir kısmı da mechulul-hâl olduğundan bir esas-ı metine adem-i istinad imâ eder?..

İrşâd: Büyük İttihad-ı Muhammedîde her mü'min dahildir. Onun numûnesi ve mukaddemesi olan şimdiki İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) ağraza adem-i müsaadesine binaendir ki, evail-i İslâma bir müşabeheti peyda ediyor.

Hem de madem ki, maksad-ı İttihad, İ'lâ-yı Kelimetullahdır. Teşebbüsât ve harekâtı da ibadettir. İbadet ve cami'de Sultan ve derviş ve geda birdir. Müsâvât-ı hakikî düsturdur. Takvadan başka imtiyaz yoktur. Zîra en ekrem, en müttakîdir. Ve en müttakî en mütevazidir. Demek mânen gibi sureten de bu cemiyete intisab ile teşerrüf edecek, şeref vermeyecektir. Bir katre bahr-ı ummanı tezyîd edemez. Bahr-ı umman bir testide sığışmadığı gibi; İttihad-ı Muhammedî İstanbul'da sığışmayacaktır. Nerede kaldı bu resmî cemiyette?!.

Amma mechul-ul hâl adamların intisabı, bu hakikat-ı âliyeyi lekedar edemez. Zîra kendi lekedar olsa, imanı mukaddestir. Rabıta da imandır. Bu unvan-ı mukaddese böyle bahane ile leke sürmek, İslâmiyetin kıymet ve ulviyetini bilmemekle beraber, kendini echel-ü nas ilân etmektir. Zîra bir günah-ı kebîre ile imandan çıkmadığı gibi, şems garbdan tulu' etmediğinden tevbe kapısı, mechul-ul hâl dedikleri adamlara açıktır. Ve bir testi müteneccis su, bir denizi tencis etmediği gibi, kendi de temizleniyor. Bu mukaddeme-i İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) olan cemiyetimize sair cemiyât-ı dünyeviyeye kıyasen leke sürmeyi, ta'riz etmeyi cemî'-i kuvvetimizle reddederiz. Mu'terizîne ihtâr ederiz ki, zamanın sille-i bîemânesine kendilerini müstehak etmesinler.

On Üçüncü Vehim[]

VEHİM: Cemiyetlerde teşebbüsat-ı hafiye olduğu halde, İttihad-ı Muhammedî'nin izhar-ı serairi ve teşebbüsât-ı alenîyesine neden lüzum görülmüş?

İrşâd: İslâmiyet âşikâredir. Hem de kuvve-i ittisâiyesi tazyik olunsa, âleme zelzele verecek. Hem de ihfâ ile, hile ve şüpheyi da'vet ettiğinden, hile ve şüpheden münezzeh olan hakikat-ı bâhire perde-i hafadan da müstağnîdir. Hem de bu zamanda hile, terk-i hile ve doğruluktur. Hem de başka cemiyete kıyas olunmaz. Zîra onlar teessüse başlıyor. Bu ise, müesses iken bâzı köşelerde tecellî ediyor. Ve nısf-ı küre-i arzda meknûz o hakikat-ı uzma üstünde olan tabakat-ı evham ve şükûkun altından çıkmak vakti gelmiş ki, o hakikat harekete başlamış. Bazı köşelerden o hakikatın bazı tarafları lemean ediyor. Hem de bidayet-i İslâmda kırk oldu, saklanmadı. Nasıl üçyüz milyondan sonra gizlenecek?..

On Dördüncü Vehim[]

VEHİM: Şeriat isteyenlere bâzı müzebzib olanlar, mürteci diyorlar?

İrşad: Bizi de onlara dinsiz ve anarşist demeğe mecbur ederler. Bunlara deriz: Meşrutiyeti safsata ve hîle ile muhafaza edemediniz. Belki muallak bıraktınız. Bizim maksadımız, meşrutiyeti Şeriat kuvvetiyle muhafaza ve kökleştirmektir. Zerre kadar insafları olsa idi, onların o fevzavî mesleğinde olmayan her adama, mürteci' demezlerdi. Zîrâ mesleklerinden irticaâ kadar çok meratip ve menazil vardır. "Londra'da olmayan elbette Çin'dedir; cerbezeli ve safsatalı olmayan elbette ebleh ve gabîdîr," diyenlerin hezeyanları gibi hezeyan ediyor. Çünkü Londra ve Çin'de değil, fakat İstanbul ve Haremeyndedir. Cerbezeli olmayan ebleh değil, belki sahib-i hikmettir. Anarşist ve farmason olmayan mürteci' değil, belki Şeriat-ı Garrayı ta'kib ediyor.

On Beşinci Vehim[]

VEHİM: Sen Selânik'te İttihad ve Terakki ile ittifak etmiştin, neden ayrıldın?..

İrşâd: Ben ayrılmadım, onların bazıları ayrıldılar. Niyazi Bey, Enver Bey gibi adamlarla şimdi de müttefikim. Lâkin bazılar bizden ayrıldılar. Bataklık yoluna saptılar. Hamiyetlerinde şüphem yoktur.. Fakat mukabillerinde garaz hissettiler. Onlar da tabiî garaza ittiba' ettiler. Şimdi İttihad-ı Muhammedî ünvanı altına girmek ve ahalinin tenvîr-i efkârına hizmet etmek için Şeriât onları dâvet eder. Fikrimce birçok ehl-i hamiyet inkılabımızı kanlı zannettiğinden; ağraz-ı nefsaniyeden kin ve husûmet ve inad gibi manevî silahları tedârik etmişti. Şimdi inkılâb kansız olduğundan ve bazı ehl-i garazın onların ağrazını uyandırdıklarından; o mânevi silahlar ki, Meşrutiyetin istihsaline sebep iken, şimdi ahlâk-ı rezîle ve fikr-i intikama tahavvül ile meşrutiyet aleyhine müdhiş bir silah olmuş. Ben hamiyetli ve dindar adamlarla daima beraberim. Ben Selânik'te Meydan-ı Hürriyette okuduğum nutuk ile i'lân ettiğim mesleğimi şimdi de onu takib ediyorum.. Ki İ'lâ-yı şevket-i İslâmiye ve İ'lâ-yı Kelimetullahın vasıtası olan Meşrûta-i meşru'ayı Şeriat dairesinde idamesine çalışıyorum.

On Altıncı Vehim[]

VEHİM: Volkan'a nedir bu kadar münasebet?.. İttihad-ı Muhammedî bununla ne hizmet görecek?..

İrşâd: Din nasihattan ibarettir. Nasihatta tesir lâzım... Te'sir de hamiyet-i İslâmiyenin heyecanı ve vicdanların ihtisasına vâbestedir. Biz de câzibedar olan unvan-ı İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) ile herkesin vicdanına karşı bir pencere açıyoruz. Volkan gibi ceraid-i diniye ile nesayih-i diniyeyi o mütehassis ve müteheyyic vicdanlara yağdırmak istiyoruz. Bu teşebbüsata mani' olanlara deriz ki: Şems ve Kamerin ziya ve nurundan tevellüd eden bâzı mazarrat-ı cüz'iyye için tulu'larına muhalefete kalkışan mecnunlar gibi; Şeriat-ı Garra ve ma'kesi olan ittihad-ı Muhahmmedî bazı cüz'î ağrazların karışmasıyla tecellîlerine mani' oluyorsunuz. Bir mazarrat-ı cüz'î için menfaât-ı umumiye-i âlem ihmal olunmaz.

On Yedinci Vehim[]

VEHİM: Sen imzanı Bediüzzaman yazıyorsun. Lakab medhi îma eder?..

İrşâd: Medih için değildir. Kusurlarımın sened-i özrünü bu unvan ile ibraz ediyorum. Zîra "Bedi" garib demektir. Benim ahlâkım sûretim gibi, üslûb-u beyanım elbisem gibi garibdir, muhâliftir. Görenekle revacda olan muhakemât ve esâlibi, üslûb ve muhakemâtıma mikyas ve mehenk-i itibar yapmamağa bu ünvanın lisan-ı hâliyle ricâ ediyorum. Hem de murad-i "Bedi", acib demektir.

ﺍِﻟَﻰَّ ﻟَﻌَﻤْﺮِﻯ ﻗَﺼْﺪُ ﻛُﻞِّ ﻋَﺠِﻴﺒَﺔٍ ٭ ﻛَﺎَﻧِّﻰ ﻋَﺠِﻴﺐٌ ﻓِﻰ ﻋُﻴُﻮﻥِ ﺍﻟْﻌَﺠَٓﺎﺋِﺐِ

ye mâsadak oldum.

Bir Misali: Bir senedir İstanbul'a geldim. Yüz senenin inkılâbâtını gördüm.

ﻭَﺍﻟﺴَّﻠﺎَﻣَﺔُ ﻋَﻠَﻰ ﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻊَ ﺍﻟْﻬِﺪَﺍﻳَﺔَ

Cemî-i mü'minlerin lisanıyla, insanların adedi kadar deriz:

Yaşasın Şeriat-ı Ahmedî (A.S.M.)

Biraderim Derviş Vahdetî Beye!

Edibler edebli olmalıdırlar. Hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddib olmalıdırlar. Matbuât nizamnamesini vicdanlarındaki hiss-i diyanet tanzim etsin. Zirâ bu inkılab-ı şer'iyye gösterdi ki; umum vicdanlarda hükümferma, nur-en nur olan hamiyet-i İslâmiyedir. Hem de anlaşıldı ki, İttihad-ı Muhammedî umum askere ve umum ehl-i İslâma şamildir. Hariç kimse yoktur.

Bediüzzaman Said-i Kürdî

==Makale - 17==[*[45]]

Volkan No:107 4 Nisan 1325 17 Nisan 1909

Serbestî Sayı: 111

Mizân Sayı: 128 2 Nisan 1325 15 Nisan 1909

Kahraman Askerlerimize

Ey şanlı asakir-i muvahhidîn! Ve ey bu millet-i mazlumeyi ve mukaddes İslâmiyet'i iki defa[1[46]] büyük vartadan tahlis eden muhteşem kahramanlar!..

Cemal ve kemâliniz, intizam ve inzibattır. Bunu da[2[47]] hakkıyla en müşevveş zamanda gösterdiniz. Ve hayatınız, kuvvetiniz itaâttır.[3[48]]

Bu meziyet-i mukaddeseyi en ufak âmirinize karşı bile irae eylediniz. Otuz milyon Osmanlı, üçyüz milyon İslâm'ın namusu artık sizin itaâtınıza bağlıdır. Sancak[4[49]] şecaatınızdadır. ve tevhid-i İlahî sizin yed-i Sizin o mübarek elinizin kuvveti de itaâttır. Sizin zabitleriniz, müşfik pederlerinizdir. Kur'ân, hadîs ve hikmet ve tecrübe ile sabittir ki: Haklı âmire itaât farzdır.

Malûmunuzdur ki, otuzüç milyon nüfus yüz sene zarfında böyle iki inkılabı yapamadı. Sizin o itaâttan neş'et eden hakikî kuvvetiniz, umum millet-i İslâmiyeyi[*[50]] medyun-u şükran etti. Bu şerefi hakkıyla teyid etmek, zabitlerinize itaâtladır. İslâmiyet'in namusu da o itaâttadır. Biliyorum ki, müşfik pederleriniz olan zabitlerinizi mes'ul etmemek için işe karıştırmadınız. Şimdi ise zabitlerinizin âğuş-u şefkatlerine atılınız. Şeriat-ı garra böyle emrediyor. Zîrâ zabitler ulü-l emirdirler. Vatan, millet menfaatinde, hususan nizam-ı askerîde ulü-l emre itaât farzdır. Şeriat-ı Muhammedînin (Aleyhissalâtü Vesselâm) muhafazası da itaât iledir.[**[51]]

Makale - 18[]

Volkan No: 110 7 Nisan 1325 20 Nisan 1909

Mizân Sayı: 129 4 Nisan 1325 17 Nisan 1909

Asâkire Hitab

Ey asakir-i muvahhidîn! Fahr-i Âlem'in (Aleyhissalâtü Vesselâm) fermanını size tebliğ ediyorum ki, şeriât dairesinde ulü-l emre itaât farzdır. Ulü-l emriniz[1[52]] zabitlerinizdir. Askerlik ocağı cesîm ve muntazam bir fabrikaya benzer. Çarkların biri intizam ve itaâtta serkeşlik etmekle, bütün fabrika herc ü merc olur.

Sizin o muntazam ve kuvvetli fabrika-i askeriyeniz, otuz milyon Osmanlı ve üçyüz milyon nüfûs-u İslâmiyenin nokta-i istinadı[2[53]] ve maden-i istimdadıdır.

Siz iki müdhiş istibdadı kansız ve defaten öldürmekle; hârikulâde olduğundan, Şeriat-ı Garranın iki mu'cize-i garrasını izhar ettiğinizden; zaîf-ül akideye hamiyet-i İslâmiyenin kuvveti ve şeriatın kudsiyetini iki bürhan ile izhar eylediniz. Bu iki inkılabın pahasına binler şehid[3[54]] verse idik, ucuz sayacaktık. Lâkin itaâtınızdan binde bir cüz'ü feda olunsa, bize pek çok pahalı düşer. Zîra itaâtınız ukde-i hayatiye veya hararet-i gariziye gibi tenakusu mevti intac eder.

Tarih-i âlem serapa şehâdet ediyor ki, asker neferâtının siyasete müdahaleleri; devletçe, milletçe müdhiş zararları intac etmiştir. Elbette hamiyet-i İslâmiyeniz; böyle sizi, uhdenizde olan hayat-ı İslâmiyeye zarar verecek noktalardan men'edecektir. Siyaseti[4[55]] düşünenler, sizin kuvve-i müfekkireniz hükmünde olan zabitleriniz ve ulü-l emirlerinizdir.

Bâzan zarar zannettiğiniz şey, siyaseten büyük zararı def' ettiği için ayn-ı maslahat olduğundan, zabitleriniz tecrübeleri hasebiyle görüyor ve size emir veriyor. Sizde de tereddüd caiz değildir. Ef'al-i hususiye-i nâmeşruâ, san'attaki meharet ve hazakatine münafî değildir ve san'atı menfur etmez. Nasılki bir tabib-i hâzık ve bir mühendis-i mahir, nâmeşru' harekâtı için, onların tıb ve hendeselerinden mani-i istifade olamaz. Kezalik, fenn-i harbde tecrübeli ve o san'atta mahir ve hamiyet-i İslâmiye ile münevver-ül fikir zabitlerinizin bazılarının cüz'î nâmeşru' harekâtı için, itaâte halel vermeyiniz.[1[56]]

Zîra fenn-i harb, mühim bir san'attır. Hem de sizin kıyamınız; şeriat-ı garra, -yed-i beyza-i Musa (A.S.) gibi- sair sebeb-i tefrika ve teşettüt-ü efkâr olan cem'iyetleri bel' etti. Sahirleri de secdeye mecbur eyledi. Harekâtınız bu inkılabda ilâç gibi idi ki, fazla olsa zehire münkalib olur. Ve hayat-ı İslâmiyeyi fena bir hastalığa hedef eder. Hem de himmetinizle[2[57]] bizdeki istibdad şimdilik mahvoldu. Lâkin[3[58]] nihayet derecede ihtiyat ve i'tidal lâzımdır.

Yaşasın Şeriat-ı Garra!.. Yaşasın askerler!..

Cem'iyetlere İhtar-ı Mühim

Şimdi cem'iyetimiz bir hükûmet-i meşruta-i meşruâdır. Hükûmet içinde hükûmetin zararı görüldü. Seviye-i irfan bir olmadığından fırkalarda husumet, taassub ve tarafdarlık intac eder.[4[59]]

Tabiî o kuvveti istimal ile siyasete karışacak ve umumî idarede[1[60]] herkesçe lezzetli olan tahakkümatı yapacak sahib-i ağraza müsaid bir zemin olur. Binaenaleyh bizdeki fırkaların şimdiki hal ile devamı gayet muzırdır. Lâkin bir şirkette veya münevver-ül fikir ve bîtaraf mabeyninde tenkidat-ı siyasetten veya ehl-i ilim mabeyninde nasihat ve irşaddan nafi' olabilir. Şimdi hükûmet-i meşruamız asıl büyük cem'iyettir.

Sadâ-yı Vicdan

İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) istilâ etti.. Ve umumun hakkıdır. Tahsisi kabul etmez.[2[61]]

Bu isim şakayı kabul etmez. O cevher-i azîmin cüz'î bir tecellîsiyle seyyale-i berkiyye gibi bütün İslâmı ihtizaza ve âlemi zelzeleye getirdi. Tabiât-ı isti'dâd-ı âlem, şimdi tamamen tecellîsine tahammül edemez. Tedrîc lâzımdır. Şimdi bu cevher-i âlîyi mukaddes bir yerde hıfz etmeliyiz. Bunun bir mukaddemesi olarak mahsus fırkalar "Hâdim-i Şeriat" ünvanını taşıyabilirler.

İttihad-ı İslâm Cemiyeti[3[62]] âzasından

Bediüzzaman Saîd-i Nursî

Makale - 19[]

İkdam

22 Şubat 1336 / 7 Mart 1920

Sayı: 8273

Kürdler ve Osmanlılık[*[63]]

İkdam Ceride-i Muteberesine!

Evvelki günkü gazeteler, Paris'de Şerif Paşa ile Ermeni heyet-i murahhasası reisi Boğos Nubar Paşa arasında Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir i'tilaf akd edildiğini yazarak, Kürd efkâr-ı umumiyesinden istizahatta bulunuyorlardı.

Dörtbuçuk asırdan beri vahdet-i İslâmiyenin fedakar ve cesur hâdim ve taraftarları olarak yaşamış ve dinî ananesine sadakati gaye-i hayat bilmiş olan Kürdler; henüz beşyüzbine karib şühedasının kanı kurumadan, şişlere geçirilen yetimlerinin, gözleri oyulan ihtiyarlarının hatıralarını teessürlerle anarken; İslâmiyetin zararına olarak, tarihî ve hayatî düşmanlarıyla i'tilaf akdetmek suretiyle; salabet-i diniyeleri hilafında iftirak-cûyane âmâl takib edemezler. Binaenaleyh, Kürd vicdan-ı millisinin bu tarz tahassüsüne muğayir hareket eden zevatı da tanımazlar.. Ve yegane emelleri de; vahdet-i dinî ve millîlerini muhafaza olduğundan, keyfiyyatın izahına delalet buyurulmasını muhterem gazetenizden istirham ediyoruz.

Sadat-ı Berzenciye'den Dava Vekili Ahmet Arif

Hizan Sadat-ı Kiramından İhtiyat Binbaşısı Muhammed Sıdık

Ulema-i Ekrad'dan Said-i Kürdî

Makale - 20[]

Sebil-ür Reşad

4 Mart 1336 / 17 Mart 1920

Sayı: 461

Kürdler ve İslâmiyet

... Bu hususda en ziyade söz söylemek salâhiyyetine haiz bulunan ve Kürdlerin salâbet-i diniye, necabet-i ırkiye ve celâdet-i İslâmiyesini bihakkın temsil eden ve "Dar-ül Hikmet'il İslâmiye" azasından Kürd eşraf ve mütehayyızanından bulunan fazıl-ı şehîr Bediüzzaman Said-i Kürdî Efendi Hazretleri buyuruyorlar ki:

Boğos Nubar ile Şerif Paşa arasında akdedilen mukaveleye en müskit ve beliğ cevap, vilayat-ı şarkiyede Kürd aşairi rüesası tarafından çekilen telgraflardır. Kürdler camia-i İslâmiyeden ayrılmaya asla tahammül edemezler. Bunun aksini iddia edenler, mutlaka makasıd-ı mahsusa tahtında hareket eden ve kürdlük namına söz söylemeye selahiyettar olmayan beş on kişiden ibarettir.

Kürdler, İslâmiyet nam ve şerefini i'la için beşyüzbin (500.000) kişi feda etmişler ve makam-ı hilafete olan sadakatlerini, îsar ettikleri kan ile bir kat daha te'yid eylemişlerdir.

Ma'hud muhtıranın esbab-ı tanzimine gelince: Ermeniler Vilayât-ı Şarkiye'de ekall-i kalil derecesinde bulundukları için; asla bir ekseriyet teminine.. ve ne kemiyyeten, ne de keyfiyyeten Şarkî Anadolu'da iddia-yı temellüke muvaffak olamayacaklarını son zamanlarda anladılar.. Maksadlarına Kürdler namına hareket ettiğini iddia eden Şerif Paşayı alet etmeyi müsait ve muvafık buldular. Bu suretle Kürd ve Ermeni davası ortada kalmayacak ve Şarkî Anadoludaki iftirak âmâli mevki-i fiile çıkmış olacaktı.

İşte, bu gaye ile o ma'hud beyanname müştereken imzalandı ve konferansa takdim olundu. Ermeniler'in maksadı Kürdleri aldatmaktan başka bir şey olamaz. Çünkü ileride Kürdlerin kemiyyeten hal-i ekseriyette bulunduklarını inkâr edemeseler bile, keyfiyyeten, yani ilmen, irfanen kendilerinden dûn oldukları bahanesiyle, Kürdleri bir millet-i tabi'a haline getirecekleri muhakkaktır. Buna ise, aklı başında olan hiçbir Kürd taraftar değillerdir. Zaten Kürdler bu beyannameye yalnız sözle değil, bilfiil muhalif olduklarını isbat ediyorlar. Kürdlük davası pek mânâsız bir iddiadır.. Çünkü herşeyden evvel Müslümandırlar.. Hem de salabet-i diniyeyi taassub derecesine isal eden hakiki müslümanlardan.. Binaenaleyh, Ermenilerle aynı ırktan bulunup bulunmadıkları meselesi, onları bir dakika bile işgal etmez.

ﺍَ ْﻟﺎِﺳْﻠﺎَﻡُ ﺟَﺐَّ ﺍﻟْﻌَﺼَﺒِﻴَّﺔَ ﺍﻟْﺠَﺎﻫِﻠِﻴَّﺔَ

İslâm, uhuvvet-i İslâmiyeye münafi olan kavmiyyet davasını men' eder.

Esasen bu, tarihe ait bir şeydir.. Kürdlerin asıl ve nesepleri ne olursa olsun, İslâmdan iftiraka vicdan-ı millîleri asla müsaid değildir. Bununla beraber, Kürdlerin Arap kavm-i necibi ile ırken alâkadar bulunduğu hakâik-i tarihiyedendir.[*[64]]

İslamiyyet, herhangi bir ırkın diğer bir unsur-u İslâm aleyhine olarak menfî surette intibah hasıl etmesini kabul edemez. Binaenaleyh, Kürdleri Müslümanlıktan ayırmak isteyenler, esasat-ı İslâmiyeye muhalif hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir? Bir iki kulüpte toplanan beş on kişiden ibaret!.. Hakiki Kürdler kimseyi kendilerine vekil-i müdafi' olarak kabul etmiyorlar. Onların vekili ve Kürdlük namına söz söyleyecek ancak Meclis-i Mebusan-ı Osmaniye'deki mebûslar olabilir.

Kürdistan'a verilecek muhtariyetten bahsediliyor... Kürdler, ecnebî himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense, ölümü tercih ediyorlar. Eğer Kürdlerin serbestî-i inkişafını düşünmek lazım gelirse; bunu Boğus Nubar ile Şerif Paşa değil, Devlet-i Âliyye düşünür. Hülâsa: Kürdler bu hususta kimsenin tavassut ve müdahalesine muhtaç değildirler. Seyyid Abdülkadir Efendinin beyanat-ı malumesine gelince; bu hususta şimdilik bir şey söyleyemem. Bununla beraber, bu beyanatın tahrif edilip edilmediğini bilemiyorum.

Bediüzzaman

Böylece, eski gazetelerden elde edilebilmiş Üstadın makaleleri şimdilik bu kadar... Şu kayd edilmiş 20 adet makalelerinden başka, bir iki küçük ve kitaba geçmiş bazı makalelerin birer zeyli olarak bulunmuş olan o parçaları da hesaba katsak, makalelerin adedi 22 olmuş olur. Şayet 1919 - 1922 arası Sebil'ür Reşad'da neşredildikten sonra, "Sünûhat" kitabı içine alınan ve kitablaşan "Rü'yada Bir Hitabe" ve "Kur'ân'ın Hâkimiyet-i Mutlakası" serlevhalı makaleler, zeylsiz üstteki makaleler topluluğuna dahil edilse, yine mecmuu 22 adet olur.

Naşir

Önceki Risale: NutuklarÂsâr-ı BediiyyeLemeât: Sonraki Risale

  1. 1908-1909 ve sonra 1920'lerde siyasî ve dinî gazetelerde neşredilen Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretlerinin elde edilmiş makaleleridir. (Naşir)
  2. Not: Hazret-i Üstadın 19 Eylül 1324 - 02 Ekim 1908'de Misbah Gazetesinde neşredilmiş "Hürriyete Hitab" nutkundan sonra gazetelerde neşredilmiş makalelerin birincisi, her ne kadar Şûra-yı Ümmet Gazetesi 6 Teşrinisani 1324 - 19 Kasım 1908 tarih ve 46. sayılı nüshasında neşredilmiş olan, "...Hamidiye Alaylarına Dair Beyan-ı Hakikat" makalesi ise de; fakat 1908'in ilk yarısı içerisinde (tahminen Mart başlarında) merhum Sultan İkinci Abdülhamid'e dilekçe olarak arz edilip, bilahere (Şark ve Kürdistan Gazetesi sayı: 1, 19 Teşrinisani 1324 - 02 Aralık 1908 de neşredilen yazısını birinci makale olarak dercediyoruz. (Naşir)
  3. Evet o zaman Meşrutiyet, şimdio kelime yerine Cumhuriyet konulmuş. (Müellif)
  4. Volkan'da "her kemâldir" kelimesinden sonra: "havale etmek menba-ı her zillettir" cümlesi vardır.
  5. Volkan'da "Ve hürriyet-i haktan" ifadesiyledir.
  6. Volkan'da "Kudret-i İlâhiyenin" ifadesiyledir.
  7. Volkan'da "bunun" ifadesiyledir.
  8. Volkan'da "ve husumet ceyşini" ifadesiyledir.
  9. Volkan'da "cemiyetimize" kelimesiyledir.
  10. Volkan'da "muhannes" ifadesiyledir.
  11. Volkan'da "ve rezil olur"dan sonra şu cümleler yazılıdır. "Hatime: Benim perişan sözlerimin mabeynlerini rabt edecek mukaddemat-ı matviyeyi itnabdan." İhtirazen: Hayalimde hıfz ile zikretmedim. Ve bu müşevveş sözlerimi temaşa edenler misafireten ve tenezzülen ruhlarını bir "Kürd evi" ıtlakına şayan olan cesedime göndersin de hazinetül-hayalimi teftiş ile matlubatı çıkarsın. Yani leylamı benim gözlerimle temaşa etsin. Yaşasın Şeriat-ı Garrâ!.. (Bediüzzaman Said-i Kürdî)
  12. Volkan'da "sen anla da okuma" tarzındadır.
  13. Volkan'da "çocuk aldatıcı" ifadesiyledir.
  14. Volkan'da "edebilir" ifadesiyledir.
  15. Volkan'da "zarar vermez" cümlesinden sonra, "hem de müvazene-i devleti muhafaza eden milliyetimiz İslâmiyetten başka yoktur" cümlesi de vardır.
  16. Volkan'da "tenebbühe başlasın" ifadesiyledir.
  17. Volkan'da "imandır" kelimesinden sonra: "Encümen ve cem'iyetleri, mesacid ve medaris ve zevayadır" ifadesi vardır.
  18. Volkan'da "enzar-ı umumiyeye" lafzıyladır.
  19. Volkan'da "cemi'yetine" kelimesiyledir.
  20. Volkan'da "İstanbul ile Volkan idarehanesi murad değildir" ifadesiyledir.
  21. Volkan'da "tasrif-i hendesisi şöyledir" şeklindedir.
  22. Ve bu zamanda bir tefsiri, Risale-i Nur. (Müellif)
  23. Volkan'da"kalu beladan beri müntesiptirler" cümlesi de vardır.
  24. Yine Volkan'da "cemiyyetin" kelimesiyledir.
  25. Volkan'da "Berahin-i kati'a" ifadesiyledir.
  26. Bismark ve Mister Karlayl gibilerin malûm beyanatlarına işaret eder. (Müellif)
  27. Volkan'da "o mahzur olan" kelimesiyledir.
  28. Volkan'da "erkek giyse müsteskal olur" ifadesiyledir.
  29. Volkan'da "Bu cemiyyet" şeklindedir.
  30. Volkan'da "takdis" kelimesiyledir.
  31. Volkan'da "meşrutay-i meşruayı" şeklindedir.
  32. Volkan'da "cemiyyet" kelimesiyledir.
  33. Volkan'da "asıl ittihad-ı Muhammedînin.." şeklinde.
  34. Volkan'da "bir esas-ı metine adem-i istinadı ima ediyor" cümlesi.
  35. Volkan'da "ön cemiyete" kelimesiyledir.
  36. Volkan'da "ve muhafaza-i meşrutâ-i meşruaya" ifadesiyledir.
  37. Volkan'da "cemiyetimize" kelimesiyledir.
  38. Volkan'da "cemaat ve ittihad-ı İslâm" yerine "cemiyyet" ifadesiyledir.
  39. Volkan'da: "Bu cemiyetin efradı" şeklindedir.
  40. Volkan'ın iki sayısında devam eden bu makale bilahere Hazret-i Üstad'ın sair makalelerinde yaptığı gibi bazı tasarruflarına uğramamıştır. Biz ise onun Volkan'daki ilk aslını derc ediyoruz.
  41. Bu makale Volkan'ın üç sayısında devam etmiştir.
  42. Volkan'da "sâkite" kelimesiyledir.
  43. Volkan'da "lâzım idi" ifadesiyledir
  44. Volkan'da "etmektir" kelimesinden sonra şu cümle vardır: "sadedden çıktık, ne yapayım şimdi hayalime geldi.. Şöyle ki âmir.."
  45. Şu gelecek makaleler Otuzbir Mart hâdisesinde isyan eden sekiz tabur askeri itaâta getiren ve musibeti yüzden bire indiren iki derstir. (Müellif)
  46. Serbestî Gazetesinde "defa" kelimesi yoktur.
  47. Serbestî'de "bunu da hakkıyla" cümlesi yerine "nasılki" kelimesi vardır.
  48. Serbestî'de "kuvvet ve hayatınız, hatta hayat-ı İslâm da itaâttır" ifadesiyle.
  49. Mizân'da "ve rayet-i tevhid-i İlâhî sizin için yed-i şecâatınızda" ifadesiyle.
  50. Volkan ve Mizân Gazetelerinde "umum milleti ve İslâmiyeti" şeklindedir.
  51. Volkan ve Mizân Gazetesinde şu altdaki izahat da mevcuddur: "Kanun-u Esasiyi, Şeriata istinad ile umumumuz kabul ettik. İtaatte bulunan bin kişi, itaâtsız ve intizamsız yüzbin kişiye galebe eder. Bu iki inkılâb bunu isbat etti. Zira, umum millet yapamadı, siz yaptınız!.. Eğer itaâtınızda düşmanlar biraz zaaf görse; büyük cesaret alır, hududları tecavüz eder. Eğer siz âmirlerinize itaâte daha ziyade kuvvet vermezseniz, Şeriata karşı mes'ul olursunuz. Resul-i Ekrem (A.S.M.) Asr-ı Saadette olduğu gibi, şimdi de Harem-i Şerif'den elini kaldırmış gibi, size itaâti emrediyor. Zira, Şeriatın bekâsı ve teâlisi askerin itaâtiyledir. Bediüzzaman Said-i Kürdî"
  52. Volkan ve Mizân Gazatelerinde "ulü-l emriniz ve üstadınız" şeklindedir.
  53. Mizân'da "medar-ı istinadı" tarzındadır.
  54. Mizân'da "bahâ yetişmez" ifadesiyledir.
  55. Volkan'da "siyasatı" Mizân'da ise "siyasiyatı" kelimeleriyledir.
  56. Mizân'da "halel vermeyiniz" cümlesinden sonra "bu ittihad-ı şeri'" kelimeleri de vardır.
  57. Mizân'da "hamiyetiniz ile" şeklindedir.
  58. Mizân'da cümle şöyledir: "lakin Avrupa'nın enzâr-ı tedkiki altındayız. İstikrar ve idame-i meşrutiyet ile nihayet derecede ihtiyat ve i'tidal lâzımdır.
  59. Volkan'da "eder" kelimesinden sonra "hem de avam, cahil fırkaya dahil olduğu halde bir maddî kuvveti intac eder" cümlesi de vardır.
  60. Mizân'da "beşeriyete hoş görünecek" cümlesi "idare" kelimesinden sonra mevcuttur.
  61. Volkan'da "etmez" kelimesinden sonra "mahsus bir anı elde edemez" cümlesi de vardır.
  62. Volkan'da "İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti" ifadesiyledir
  63. Not: İkdam gazetesi, Üstad Bediüzzaman ve iki arkadaşının Şerif Paşa'yı müştereken protesto eden yazılarının başına uzunca bir tarif koymuştur. Biz sadece Üstadın ve arkadaşlarının müşterek protesto yazısını veriyoruz. (Naşir)
  64. Kürdlerin, Yemenli Arap kabilelerinden "Kahtan" kabilesinin bir kolundan olduğu, Arap nesebcilerinin icmâ'ı olduğunu; büyük âlim Hama'lı merhum Said Havva "el-Esasü fis-Sünnet" kitabı cilt: 3, sh: 1239'da kaydetmiştir. (Naşir)
Advertisement