Yenişehir Wiki
Advertisement

D. {{Alıntı|konum=sağ|{{RNK}}|10px|30px}}
<div style="font-size:150%;">'''Büyük Punto'''</div> Şablon:Risale bakınız


RNK şablon sayfası
Arapça font problemi

Risale
Risale:Risale
Risale:Risale-i Nur
Risale: Mukaddime (Muhakemat)
Risale:Lemeat (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Makaleler (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Lemeat'tan (Kastamonu)
Risale:Teşhis-ül İllet (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Divan-ı Harb-i Örfi (Asar-ı Bediiyye)
Risale:İşarat-ı Gaybiye Hakkında Bir Takriz
Risale:Hakikat Çekirdekleri (Mektubat)
Risale:Hakikat Çekirdekleri (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Hakikat Çekirdekleri (2) (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Asar-ı Bediiyye)
Risale:Tarihçe-i Hayatın Zeyli (Asar-ı Bediiyye)
Risale
Risale:Hutbe-i Şamiye
Risale:Hutbe-i Şamiye (Asar-ı Bediiyye)

RNK : Risale-i Nur Külliyatı’ndan
Kuran:Kur'an .
Risale:Evrad .
Risale:33 Hadis .
Risale:Hazret-i Üstadın Tashih ve Tasarrufları Hakkında (Asar-ı Bediiyye) Risale:Vukufsuz Ehl-i Vukufa Cevap (Asar-ı Bediiyye)
Tüm risaleler :Risale:Risale-i Nur : Evrad
Büyük boy kitaplar: Sözler - Mektubat - Lem'alar - Şuâlar - Tarihçe-i Hayat - İşarat-ül İ'caz - Mesnevi-i Nuriye - Asâ-yı Musa - Barla Lahikası - Kastamonu Lahikası - Emirdağ Lahikası-1 ve Emirdağ Lahikası-2 -Sikke-i Tasdik-i Gaybi
Mesnevi-i Nuriye *İ’tizar *Mukaddime *Lem'alar Risalesi *Reşhalar *Lasiyyemalar *Katre *Hubab *Habbe *Zühre *Zerre *Şemme Risalesi *Onuncu Risale *Şule *Nokta *Münderecat Hakkında *Fihrist
Orta boy kitaplar:Muhakemat - İman ve Küfür Muvazeneleri
Küçük boy kitaplar: Âyet-ül Kübrâ - Bediüzzaman Cevap Veriyor - Divan-ı Harb-i Örfî - Elhüccet-üz Zehrâ - Ene ve Zerre Risalesi - Esma-i Sitte - Gençlik Rehberi - Hakikat Nurları - Hanımlar Rehberi - Hastalar Risalesi - Haşir Risalesi - Hizmet Rehberi - Hutbe-i Şamiye - İçtihad Risalesi - İhlas Risalesi - İhtiyarlar Risalesi - İman Hakikatleri - Konferans - Küçük Sözler - Lâtif Nükteler - Meyve Risalesi - Miftâh-ul İman - Mi'rac ve Şakk-ı Kamer Risaleleri - Mirkat-üs Sünnet - Mu'cizât-ı Ahmediye - Mu'cizât-ı Kur'aniye - Münâcât - Münazarat - Nur Aleminin Bir Anahtarı - Nur Çeşmesi - Nur'un İlk Kapısı - Otuz Üç Pencere - Rahmet ve Şefkat İlaçları - Ramazan-İktisat-Şükür Risaleleri - Sünuhat-Tulûat-İşârât - Sünuhat - Tulûat - İşârât Sünuhat - Tulûat - İşârât Tabiat Risalesi - Uhuvvet Risalesi - Üstad Hz.'nin Hulusi Ağabeye Gönderdiği Mektuplar - Üstad Hazretlerinin Mehmet Kayalar Ağabeye Gönderdiği Mektuplar Yirmi Üçüncü Söz - Zühret-ün Nur
Diğer risaleler ve parçalar: Âsâr-ı Bedîiyye - Tılsımlar - Sirac-ün Nur (*3. Şua (Münacat Risalesi) 25. Lem'a (Hastalar Risalesi) 25. Lem'a'nın Zeyli 17. Mektub (Çocuk Taziyenamesi) 26. Lem'a (İhtiyarlar Risalesi) 26. Lem'a'nın Zeyli 21. Mektub 4. Şua (Ayet-i Hasbiye Risalesi) 13. Lem'a (Hikmet-ül İstiaze Risalesi) 33. Mektup (Aynı Zamanda 33. Söz Pencereler Risalesi) Eski Said'in Yeni Said'e İnkılabı Zamanındaki Hazin Münacatı 12. Şua (Denizli Müdafaanamesi) 5. Şua Hasan Feyzi'nin Manzumesi)- Fihrist Risalesi - Zülfikâr - Ta'likât #Kızıl İcaz #Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Abdurrahman) #28. Mektup'un 6. Meselesi (Vehhabi meselesi) #18. Lem'a #Şualar, 14. Şua, Hata-Savab Cedveli #Maidet-ül Kur'an (Tılsımlar Mecmuasının Zeyli) #Hazinet-ül Bürhan (Tılsımlar Mecmuasının Zeyli) #İnna A'tayna'nın Sırrı #Gayrı Münteşir (Neşredilmemiş) Kısımlar *Gayrı Münteşir Mektuplar *Risalelerden Gayrı Münteşir Kısımlar *Barla Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Kastamonu Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Emirdağ-1 Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Emirdağ-2 Lahikasından Gayrı Münteşir Kısımlar *Denizli Hapsinden Gayrı Münteşir Kısımlar *Afyon Hapsinden Gayrı Münteşir Kısımlar #Risale:Müdafaat Üstad Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaaları ve Resmi Makamlara Dilekçeleri *Birinci Millet Meclisinde Neşredilen Beyanname *Barla ve Isparta Hayatı (1926-1934) *Eskişehir Mahkemesi (1935) *Isparta ve Denizli Mahkemesi (1944) *Denizli Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Emirdağ Hayatı (Denizli Hapsinden Sonra) *Afyon Mahkemesi (1948 - 1949) *Afyon Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Afyon Mahkemesi Kararnamesi *Temyiz Mahkemesi *Temyiz Mahkemesi Talebe Müdafaaları *Emirdağ Hayatı (Afyon Hapsinden Sonra) *Urfa Ehl-i Vukufuna Cevap (1951) *Gençlik Rehberi Mahkemesi (1952) *Samsun Mahkemesi (1952 *Isparta Mahkemesi (1956) *Emirdağ Hayatı (Isparta Mahkemesinden Sonra) *Diğer Talebe Müdafaaları
#İşarat-ül İ'caz (A. Badıllı Tercümesi) İşarat-ül İ'caz اشارات الاعجاز فى مظانّ الايجاز İşarat-ul İ'caz KUR'AN'IN ÎCÂZ YERLERİNDEKİ İ'CÂZ İŞARETLERİ *Mütercimin İzahları *Mukaddeme *Fatiha Suresi Tefsiri *Bakara 1: Huruf-u Mukattaa *Bakara 2: Kur'anın Hidayeti ve Şüphesizliği *Bakara 3: Allaha İman - Namaz - Zekat *Bakara 4: Kitaplara ve Ahirete İman *Bakara 5: Müminlerin Hidayeti ve Felahı *Bakara 6: Küfrün Mahiyeti *Bakara 7: Kalplerin Mühürlenmesi *Bakara 8: Münafıklar Bahsi *Bakara 9-10: Münafıkların Aldatması *Bakara 11-12: Münafıkların Fesad Çıkarması *Bakara 13: Münafıkların İmanda İkiyüzlülüğü *Bakara 14-15: Münafıkların Müminlerle Alay Etmesi *Bakara 16: Hidayeti Verip Dalaleti Satın Almaları *Bakara 17-18: Münafıklar Hakkında Ateş Temsili *Bakara 19-20: Münafıklar Hakkında Yağmur Temsili *Bakara 21-22: İbadet ve Tevhid Bahsi *Bakara 23-24: Nübüvvet Bahsi *Bakara 25: Cennet Bahsi *Bakara 26-27: Temsil Bahsi *Bakara 28: Yeniden Yaratılış *Bakara 29: Yedi Kat Sema Bahsi *Bakara 30: Hilafet-i İnsaniye *Bakara 31-33: Talim-i Esma *İstikbalin Hâkim-i Mutlakı Kur'andır
#Mesnevi-i Nuriye (A. Badıllı Tercümesi) Risale-i Nur Külliyatından Mesnevî-i Nuriye (Türkçe Tercümesi) Müellifi Bediüzzaman Said-i Nursî Mütercim: Abdülkadir Badıllı Tenbih: (Mesnevî-i Nuriye) ismi, Türkçe tercümesine Hz. Üstad tarafından konulmuştur. Arapça ismi her ne kadar "El-Mesneviyy-ül Arabiyy-ün Nurî'dir. İsim, ism-i müzekker olduğundan, Mesnevî'den sonra (Nuriye) değil, (Nurî) gelmesi lâzımdır. Fakat bu sıfat Türkçe telaffuzunda ağır ve nâmüsta'mel bir sıfat olduğu gibi; "El-Mesneviyy-ül Arabî Li-r Resail-in Nuriye" yani, "Nur Risalelerinin Arabî Mesnevîsi" manasında dahi olduğu için, "Risale"nin müfredi veya Risalelerin cem'i için sıfat olarak Nuriye gelmesi lâzım olduğundan "Mesnevî-i Nuriye" ismi tam yerindedir. (Mütercim) *Takdimler, Mukaddeme, Tenbih, İhtar, İtizar *Lem'alar *Reşhalar *Lasiyyemalar *Katre *Katrenin Zeyli *Habab *Hababın Zeyli *Habbe *Habbenin Zeyli *Habbenin Zeylinin Zeyli *Zehre *Zehrenin Zeyli *Zerre *Şemme *14. Reşha *5. Ders *Şule *Şulenin Zeyli *Nur *Kızıl İcazdan Bazı Parçalar
#Rumuzat-ı Semaniye Bu risalenin sebeb-i telifi, Kur’ân’ın tercümesini Kur’ân yerinde camilerde okutmak olan dehşetli suikastına karşı bir nevi mukabeledir. Ziyade tafsilât ve lüzumsuz bahisler girmiş. Fakat o mücahidâne ve heyecanlı mukabelede kıymettar bir gaybî anahtarı hissedip meczubâne arattırmak içinde, lüzumsuz tafsilât ve zaif ve pek ince emareler dahi girmiş. Kalbime geldi ki: Yirmi Dokuzuncu Mektubun gayet ehemmiyetli ve lüzumlu ve parlak ve îcazlı olan Birinci Makamı, bu İkinci Makamın bütün kusûratını ve israfatını affettirir. Ben de kemâl-i sürurla şükrettim, o kusurları unuttum. *Birinci Parça: 28.Mektubun 7.Meselesinin Hatimesi *İkinci Parça: 28.Mektubun 8.Meselesi *Üçüncü Parça: 29.Mektubun 3.Kısmı *Dördüncü Parça: 29.Mektubun 4.Kısmı *Beşinci Parça: 29.Mektubun 8.Kısmı
#Tefekkürname: 29. Lem'a-yı Arabî #Arabî Münacat Risalesi: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Otuz birinci Lem'a'nın Üçüncü Şuaı olan Risale-i Münacattan Arabi bir parçadır. Gelen âyet-i uzmanın A'zamî bir tefsiridir." dediği Arapça bir münacat. #Arabi El-Hüccet-üz Zehrâ Risalesi: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Çok ehemiyetli Arabi bir risaleciktir. El hüccet-üz zehrâ risalesinden bir kısmının bir hülasasıdır" dediği Arapça bir parça. #Hizb-ül Mesnevi-ül Arabî: Bediüzzaman Hazretlerinin hakkında "Risale-i Nur'dan ehemmeyetle intişar eden Arabî Mesnevi-i Nuriye'nin içindeki kıymettar risalelerde eski Said'in yeni Said'e inkılabı zamanında dergh-ı ilahiyeye karşı münacatları, istiğfarları, tesbihatları ilm-el yakin derecesinde imanî şehadetlerinden parçalardır" dediği Arapça bir parça. #Ettefekkür-ul İmaniyyür Refi': Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiye'nin İkinci Babı olarak te'lif edilmiştir. 29. Lem'a'daki kısım ve meali için 'buraya', Şualarda geçen ve bir kısmının Abdülmecid abi tarafından yapılan tercümesi için 'buraya' bakabilirsiniz. #Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (Hamza) #Kur'an Hattı Risaleler #Ayet ve Hadis Mealleri
S=Risale:Sözler . SÖZLER . Birinci Söz . İkinci Söz . Üçüncü Söz . Dördüncü Söz . Beşinci Söz . Altıncı Söz . Yedinci Söz . Sekizinci Söz . Dokuzuncu Söz . Onuncu Söz . On Birinci Söz . On İkinci Söz . On Üçüncü Söz . On Dördüncü Söz . On Beşinci Söz . On Altıncı Söz . On Yedinci Söz . On Sekizinci Söz . On Dokuzuncu Söz . Yirminci Söz . Yirmi Birinci Söz . Yirmi İkinci Söz . Yirmi Üçüncü Söz . Yirmi Dördüncü Söz . Yirmi Beşinci Söz . Yirmi Altıncı Söz . Yirmi Yedinci Söz . Yirmi Sekizinci Söz . Yirmi Dokuzuncu Söz . Otuzuncu Söz . Otuz Birinci Söz . Otuz İkinci Söz . Otuz Üçüncü Söz . Lemeat . Konferans . Fihrist
M=Risale:Mektubat . MEKTUBAT . Birinci Mektup . İkinci Mektup . Üçüncü Mektup . Dördüncü Mektup . Beşinci Mektup . Altıncı Mektup . Yedinci Mektup . Sekizinci Mektup . Dokuzuncu Mektup . Onuncu Mektup . On Birinci Mektup . On İkinci Mektup . On Üçüncü Mektup . On Dördüncü Mektup . On Beşinci Mektup . On Altıncı Mektup . On Yedinci Mektup . On Sekizinci Mektup . On Dokuzuncu Mektup . Yirminci Mektup . Yirmi Birinci Mektup . Yirmi İkinci Mektup . Yirmi Üçüncü Mektup . Yirmi Dördüncü Mektup . Yirmi Beşinci Mektup . Yirmi Altıncı Mektup . Yirmi Yedinci Mektup . Yirmi Sekizinci Mektup . Yirmi Dokuzuncu Mektup . Otuzuncu Mektup . Otuz Birinci Mektup . Otuz İkinci Mektup . Otuz Üçüncü Mektup . İşarat-ı Gaybiye Hakkında Bir Takriz . Hakikat Çekirdekleri . Gönüller Fatihi Büyük Üstada . Fihriste-i Mektubat . Hakikat Işıkları . Dua
L=Risale:Lem'alar . LEM'ALAR . Birinci Lem'a . İkinci Lem'a . Üçüncü Lem'a . Dördüncü Lem'a . Beşinci Lem'a . Altıncı Lem'a . Yedinci Lem'a . Sekizinci Lem'a . Dokuzuncu Lem'a . Onuncu Lem'a . On Birinci Lem'a . On İkinci Lem'a . On Üçüncü Lem'a . On Dördüncü Lem'a . On Beşinci Lem'a . On Altıncı Lem'a .On Yedinci Lem'a . On Sekizinci Lem'a . On Dokuzuncu Lem'a . Yirminci Lem'a . Yirmi Birinci Lem'a . Yirmi İkinci Lem'a .Yirmi Üçüncü Lem'a . Yirmi Dördüncü Lem'a . Yirmi Beşinci Lem'a .Yirmi Altıncı Lem'a . Yirmi Yedinci Lem'a . Yirmi Sekizinci Lem'a .*Yirmi Dokuzuncu Lem'a . Otuzuncu Lem'a . Otuz Birinci Lem'a .Otuz İkinci Lem'a . Otuz Üçüncü Lem'a . Münâcat .Fihrist . Dua
Ş=Şualar .Risale:Şuâlar . ŞUÂLAR . İkinci Şuâ . Üçüncü Şuâ .Dördüncü Şuâ .Altıncı Şuâ . Yedinci Şuâ . Dokuzuncu Şuâ . On Birinci Şuâ . On İkinci Şuâ . On Üçüncü Şuâ . On Dördüncü Şuâ .Beşinci Şuâ . On Beşinci Şuâ . Birinci Şuâ . Sekizinci Şuâ *Yirmi Dokuzuncu Lem’a’dan İkinci Bab . Eddâî .Dua . İçindekiler
TH =Risale:Tarihçe-i Hayat . BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ TARİHÇE-İ HAYATI . Ön Söz .Giriş . İlk Hayatı . Barla Hayatı . Eskişehir Hayatı .Kastamonu Hayatı .Denizli Hayatı .Emirdağ Hayatı - Afyon Hayatı - Isparta Hayatı - Hariç Memleketler - Bedîüzzaman ve Risale-i Nur - Dua - İçindekiler
İİ. İŞARATÜ’L-İ’CAZ . Risale:İşarat-ül İ'caz . Tenbih . İfadetü’l-Meram . Kur'an'ın Tarifi . Fatiha Suresi . Bakara Suresi 1-3. âyetler . Bakara Suresi 4-5. âyetler . Bakara Suresi 6. âyet . Bakara Suresi 7. âyet . Bakara Suresi 8. âyet - Bakara Suresi 9-10. âyetler . Bakara Suresi 11-12. âyetler . Bakara Suresi 13. âyet . Bakara Suresi 14-15. âyetler . Bakara Suresi 16. âyet . Bakara Suresi 17-20. âyetler . Bakara Suresi 21-22. âyetler . Bakara Suresi 23-24. âyetler . Bakara Suresi 25. âyet Bakara Suresi 26-27. âyetler . Bakara Suresi 28. âyet Bakara Suresi 29. âyet . Bakara Suresi 30. âyet . Bakara Suresi 31-33. âyetler . Ecnebi Feylesofların Kur’an Hakkındaki Beyanatları . Mehmed Kayalar’ın Bir Müdafaası . Dua . Fihrist
MN= MESNEVÎ-İ NURİYE . İ’tizar . Mukaddime . Lem'alar Risalesi . Reşhalar . Lasiyyemalar . Katre . Hubab . Habbe . Zühre . Zerre . Şemme Risalesi . Onuncu Risale . Şule - Nokta . Münderecat Hakkında - Fihrist
AM=ASÂ-YI MUSA: Risale:Asa-yı Musa .Mukaddimat - Asa-yı Musa’dan Birinci Kısım - Birinci Mesele - İkinci Meselenin Bir Hülâsası - Üçüncü Mesele - Dördüncü Mesele - Beşinci Mesele - Altıncı Mesele - Yedinci Mesele - Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası - Dokuzuncu Mesele - Onuncu Mesele - On Birinci Mesele - Asa-yı Musa’dan İkinci Kısım - Birinci Hüccet-i İmaniye - İkinci Hüccet-i İmaniye - Üçüncü Hüccet-i İmaniye - Dördüncü Hüccet-i İmaniye - Beşinci Hüccet-i İmaniye - Altıncı Hüccet-i İmaniye - Yedinci Hüccet-i İmaniye - Sekizinci Hüccet-i İmaniye - Dokuzuncu Hüccet-i İmaniye - Onuncu Hüccet-i İmaniye - On Birinci Hüccet-i İmaniye - Fihrist
BL BARLA LÂHİKASI- Risale:Barla Lahikası - : Takdim - Yedinci Risale olan Yedinci Mesele - Mukaddime - Yirmi Yedinci Mektup ve Zeylleri - Yirmi Yedinci Mektup'un Zeyli ve İkinci Kısmı - İkinci Zeyl - Yirmi Yedinci Mektup'un Üçüncü Zeyli - Yirmi Yedinci Mektup'un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihayetidir - Mektubat'ın Üçüncü Kısmı (1) - Mektubat'ın Üçüncü Kısmı (2) - Kastamonu ve Emirdağ'da Yazılan Mektuplar
EL-2 EMİRDAĞ LÂHİKASI – 1 .Risale:Emirdağ Lahikası-1 . Yirmi Yedinci Mektup’tan Takdim - Birinci Kısım Mektuplar - İkinci Kısım Mektuplar - Üçüncü Kısım Mektuplar
EL-2 EMİRDAĞ LÂHİKASI – 2: Risale:Emirdağ Lahikası-2 . Yirmi Yedinci Mektup’tan (Emirdağ’ında ve Isparta’da Son İkametlerinde Yazılan Mektuplardır) Giriş - Birinci Kısım Mektuplar - İkinci Kısım Mektuplar - Üçüncü Kısım Mektuplar
KL Risale:Kastamonu Lahikası. Yirmi Yedinci Mektup’tan KASTAMONU LÂHİKASI: Takdim - Lemeat'tan Önceki Mektuplar - Lemeat'tan - Lemeat'tan Sonraki Mektuplar
STG SİKKE-İ TASDİK-İ GAYBÎ *Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-1 *Birinci Şuâ *Sekizinci Şuâ *On Sekizinci Lem'a *Yirmi Sekizinci Lem'a *Sekizinci Lem'a *Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar-2 *Dua

Önceki Risale: 5. ŞuaSirac-ün Nur

Merhum Hasan Feyzi’nin Risale-i Nur Hakkındaki Manzumesi[]

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖينَ

âyetinin Veraset-i Ahmediye (asm) cihetinde, mana-yı işarî noktasında, bu asırda o Rahmeten li’l-âlemîn’in bir âyinesi ve hakikat-i Kur’aniyenin bir hakiki tefsiri olan Risale-i Nur, o küllî rahmetin bir cilvesi, bir numunesi olmasından; hakikat-i Muhammediyenin (asm) bir kısım evsafı, mana-yı mecazî ile cüz’î bir vârisine verilebilir diye bu parlak kasideye ilişmedim. Yalnız hakikat-i Ahmediye (asm) âyinesinin farkına işareten bazı kelimeler ilâve edildi.

Said Nursî

Huzur bulur bugün seninle âlem

Ey bu asırda rahmet-i âlem Risale-i Nur

Sürur bulur bugün seninle âdem

Ey bir rahmet-i âlem Risale-i Nur

Bu hasta gönüller çoktan perişan

Varsa sende eğer Lokman’dan nişan

Bir şifa sun, gel ey mahbub-u zîşan

Ey cilve-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Gelmez mi sonu bu uzun hecenin

Geçmez mi gamı bu yaslı gecenin

Zâri arttı, sabrı bitti nicenin

Ey cilve-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Fahr-i Âlem, arştan bu yere indi

Şah-ı Velayet gelip Düldül’e bindi

Zülfikar’a bugün artık Nur dendi

Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risale-i Nur

Dertlere dermansın, mahbub-u cansın

Hem câmiü’l-esma ve’l-Kur’ansın

Hem de Nur-u Hak’tan bize ihsansın

Ey bir rahmet-i âlem Risale-i Nur

Bu âlemde madde değil, bir özsün

Her zerreden bakan bütün bir gözsün

Kâinatı hayran eden bütün bir yüzsün

Ey misal-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Çünkü sensin bu asırda Rahmeten li’l-âlemîn’in cilvesi

Çünkü sensin şimdi Şefîu’l-müznibîn’in vârisi

Ağisnâ yâ Gıyase’l-Müstagîsîn bir duası

Ey şule-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Şifa bulsun şimdi biraz yaramız

Revaç bulsun geçmez olan paramız

Saç nurunu, aka dönsün karamız

Ey ziya-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Meylimiz yok yalancı bir dünyaya

Son verdik biz bid’alara, riyaya

Kapılmayız öyle kuru hülyaya

Ey bir hakikat-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Yok bizde cemiyet kurma hülyası

Yok başka bir yola gitme sevdası

Olduk ancak Nur’un dertli şeydası

Ey dertlilere rahmet-i âlem Risale-i Nur

Geçmişiz hep medihlerden senadan

Yüz çevirdik servetlerden gınadan

Nur isteriz, geçmeden bu fenadan

Ey bu asırda rahmet-i âlem Risale-i Nur

Âşıkların, arşa çıkan feryadı

Ağlatıyor o pâk ruhlu ecdadı

Allah için eyle bize imdadı

Ey muhtaçlara rahmet-i âlem Risale-i Nur

Gökler saldı bela, yer verdi bela

Sarstı âfakı bir acı vaveylâ

Rahmet et âleme ey Nur-u Mevla

Ey cilve-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Bir yanda sel var, bir yanda kan akar

Bu bela ateşi âlemi yakar

Ağlayan bu beşer hep sana bakar

Ey numune-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Çevrildi ateşle bu koca dünya

Bir cehennem gibi kaynadı derya

Yetiş imdada ey Şah-ı Evliya

Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risale-i Nur

Zındıkaya, küfre karşı saldırdın

Gönüllerden kederleri kaldırdın

Bizi nurun deryasına daldırdın

Ey bîçarelere rahmet-i âlem Risale-i Nur

Kaldıramaz sana aslâ kimse el

Bağlıyoruz bizler sana candan bel

Dünyalara sensin ümit ve emel

Ey ziya-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Sen ordu kurmazsın erle, uşakla

Savaşmazsın öyle topla, bıçakla

Nurunla şu asrı tutup kucakla

Ey şimdi rahmet-i âlem Risale-i Nur

Bitsin de bu korkunç tufan-ı şedid

Açılsın yepyeni bir devr-i mesud

On sekiz bin âlem eylesin hep iyd

Ey ehl-i Kur’an’a rahmet-i âlem Risale-i Nur

Geliyor şu karşıdan gerçi bir zulmet

Fakat sensin bugün atâ-yı rahmet

Boğacaksın onu nurunla elbet

Ey bir rahmet-i âlem Risale-i Nur

Kızıl ejder yuvamıza girmesin

Zehirli eli yakamıza ermesin

Karşı durup nurun fırsat vermesin

Ey seyf-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Kara duman üstümüzden dağılsın

Kızıl alev sönüp âlem ayılsın

Bu zaferin haşre kadar anılsın

Ey zülfikar-ı rahmet-i âlem Risale-i Nur

O soydandır nice canlar yakanlar

O soydandır evler barklar yıkanlar

O soydandır sana kinle bakanlar

Ey hüccet-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Masumların kanlarını içerler

Ebu Cehl’i, Nemrutları geçerler

Ölümlerden ölümleri seçerler

Ey şimdi bir rahmet-i âlem Risale-i Nur

Bir mikrop ki ciğerleri dişliyor

Kanımızla kendisini besliyor

Temiz yurdu telvis edip pisliyor

Ey bir eczahane-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Gazilerin, fatihlerin konağı

Seyyidlerin, serverlerin otağı

Bu vatandır, şehitlerin yatağı

Ey cilve-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

O şehitlerin ala dönmüş kefeni

Miskler kokar, güle benzer bedeni

Öper melekler de nurlu naaşını

Ey cilve-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Kur’an diyor ölmemiştir, diridir

Her birisi Hakk’ın arslan eridir

Türbeleri yürekleri titretir

Ey âyine-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Armağansın çünkü asil millete

Düşmeyelim bir gün bile zillete

Götür bizi şanlı büyük devlete

Ey misal-i rahmet-i âlem Risale-i Nur

Eyleyeler nurun ile hep savlet

Zaferlerle şanlar bulur bu millet

Şarka, garba ziya salsın bu devlet

Ey bizlere rahmet-i âlem Risale-i Nur

Nurdan kanadın hem sağlam kolun var

Nurdan senin Hakk’a giden yolun var

Kabul et bir kemter Feyzi kulun var

Ey bu asırda rahmet-i âlem Risale-i Nur!

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Üstadım, Efendim Hazretleri!

وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖينَ âyetinin nurlarından, Nur’un sayesinde alabildiğim bir zerreyi bu şekilde yazdım ve huzur-u irfanınıza sundum. Kabulünü rica eder, selâmlarımızı sunar ve mübarek ellerinizden öperiz.

Bîçare talebeniz

Hasan Feyzi

(Rahmetullahi aleyhi ebeden daima)


Merhum Hasan Feyzi, Nurlardan aldığı hakikat dersini, Nurlara işaret ederek güzel tanzim etmiş. Lâhika’ya girsin

Said Nursî

Güzel oku! Her zerrede coşkun birer mana var

Dert ehline bu manada canlar sunan eda var

Vermek için parlaklığı, gamlı gönül evine

Bir bak hele, her cilâdan üstün olan cilâ var

Derin, güzel düşünce ile incelersen bunu sen

Zayıflamış ruhlar için dağlar gibi gıda var

Hem dilersen tükenmeyen sermaye-i serveti

Aç gözünü, Nurlara bak, işte sana tufan gibi gına var

Beni tanı, yürü kulum yürü diye bizlere

Her nefeste şefkat ile Rabb’imizden nida var

Duymuş isen bu nidayı her zerrenin dilinden

Müjde olsun, artık sana cennet denen safa var

Uzaklara bakma! “Nurlara bak, yürü!” âlem onun âyinesi

Görmez misin, her yüzünde aynı renkte ziya var

Bir güneştir her zerrede cilve yapıp parlayan

Bilmez misin, sende dahi o edadan eda var

Eller açıp yürü, bugün kana kana Risale-i Nur’dan ışık al

Aşka uyan, nura kanan her zerrede reha var

Hüner değil; dostu düşman, yârı ağyar eylemek

Yâdı biliş yapasın ki ancak dostta vefa var

Hünerdir ki yaprak atlas, toprak elmas olmalı

Çünkü bir bak, ne yaprakta ne toprakta beka var

Kısa görüp denizleri damlalara çevirme

Hakikatte, her damlada gizli birer derya var

Damla iken aslın senin, dağı taşı aşarsın

Hem gökleri keşfedersin, sende ey nur, böyle deha var

Bir noktayı bir cihan yap, o cihana hâkim ol

Zira senin bir noktanda, güneş kadar zekâ var

Her zerrenin Kâbe’sidir kalbi, yine kendine

Dikkat eyle, her birinde yine ancak Hudâ var

Sakın Feyzi! Sen gözünü Hak yüzünden ayırma

Hakkı gören gerçeklere, hakkı kadar atâ var.

(Denizli Kahramanı Merhum)

Hasan Feyzi


بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

Hasan Feyzi'nin Denizli hapsinin ve civarının has talebelerini temsil ederek, onların namına üstadının vasiyetnâmesi ve zehirlenmeden şiddetli hasta olması münasebetiyle yazdığı bir mersiyedir. Vefat haberlerini almış gibi kalemi ağlamış. Lâhikaya geçirilsin.

Said Nursî

Anam ve babam ve tatlı canım sana feda olsun Üstadım!

Bir kaç gündür, acılarımıza zehirler katan ve ciğerlerimize şişler ve hançerler saplayan ve gözyaşlarımızı kızıl ırmaklara çeviren acı ve kara haberler almaktayız.

Işığında derdimize devâlar aradığımız o mübârek ay, akibet husufa mı uğruyor.

Nuruyla bu güzel vatanı aydınlatan ve parlatan Üstadımız, bir daha dönmemek ve bizlere görünmemek üzere, âkıbete göç mü ediyor. Vâ halila.

Neşr ve ta'mim buyurduğunuz vasiyetnâme, bizler için hakîkaten böyle bir kara haberi bildiren bir ye's ve mâtem işâreti midir? Yoksa yıllardan beri rûy-i zeminde ağlayıp, inleyen kimsesiz müslümanların, büsbütün kurtuluş beşareti midir? Bize bir haber sal. Sal ki; eğer böyle bir beşaret ise; senelerden beri hep ağlayan gözyaşlarımızı tutup, biraz da gülmesini bilelim ve öğrenelim. Acaba bu, bize tahminlerimizi te'yid ve takviye edecek bir nevruzîmi yoksa Maazallah gözyaşlarını çağlatıp umman edecek bir nevmidî mi verecek?

O bir vasiyetnâme mi? Yoksa bir tebriknâme mi? Yoksa oğul, uşak, ve aileden mahrumum, belki bana yas tutan ve mersiye yazan olmaz diye, kendi mersiyeni kendin mi yazdın Üstadım.

Senin sayısı yüz binleri aşan büyük bir aile efradın var. Hem öyle ki: Eğer istesen, hepsi sana hayatlarını feda'ya hazır, sana üç yüz elli milyon insan yas tutup ağlar. Belki sana aylar ve güneşler de ağlar, sana melekler mersiyeler okur ve yazar. Sana, seninle beraber dâima "Lâ ilahe illallah" deyip zikir eden geceler de, gündüzler de ağlar Üstadım.

Şimdiye kadar hangi ölünün böyle milyonlarca yascısı, mersiyecisi ve aile efradı vardır ki: Bize sultanların ve hakanların bile bırakamayacağı bir mirası, çok zengin ve büyük bir hazineyi ölmeyecek olan Risâle't-ün Nur'u armağan edip asıl dosta gidiyorsun.

Allah senden ebediyyen râzı olsun Üstadım. Demek bundan sonra kederlerimizi onunla giderip, bütün müşkillerimizi o Risâle-i Nur'a havale edeceğiz? Gece ve gündüz hep onunla mı müteselli olacağız?

Demek diyerek hayatının bizim hakkımızda hayırlı ve nurlu olduğu kadar, mevtinin de aynı vecihle yine bizler için iyi ve hayırlı olduğunu göstermek istiyorsun. Şahsıma ait diye, belki bu yazılarımı da kabul etmek istemezsin, fakat kabul buyurmanı rica ederim. Çünkü ben, seni medh ve sena etmiyorum. Ben senin medhini ve vasfını, hep Hazret-i Kur'ân'a havale ediyorum.

Esasen bende o dil, o kudret o iktidar yok ki; ben ancak, bu ölme ve göçme hâdisesinin bize saldığı elemlerden ve yağdırdığı kederlerden, ancak bir damlasını yazıyorum.

Zaten şimdiye kadar sana Gavs dedik, Münci dedik, Kutub dedik hiçbirini kabul etmedin. Veli dedik, Hazret dedik, asla iltifat etmedin. İsmini ve resmini, nam ve nişanını hep unutmak ve unutturmak istedin. Kendini hâk ile yeksân ettin, son Ebu't- türab da sen oldun. Senin Kur'ân hâdimliğinin meddahı ve vassafı o Hutbe-i Ezelîye iken, biz âcizler seni nasıl medh edebilirdik, nasıl târif ve tavsif edebilirdik.

Mâdem ki, Kur'ân sana Said demiş.. Elbette sen saidsin hem ismin ve hem resmin saiddir.

Mâdem ki, Kur'ân sana Said demiş..

Elbette hem için temiz ve tahir, hem de dışın. Mâdem ki, Celcelutiyye sana Bedi' demiş. Bundan daha güzel medh ve bundan daha a'lâ ve ezka bir vasıf mı olur? Sen böyle nişanlar ve ihsanlarla bu asrın bir hidayet serdarısın. Bizler senin kadrini ve bu kıymetini bilemedik. Senin büyük kadrini ve şanını gelecek olan asırlar takdir edip, asıl menkıbe ve mersiyeni yine onlar yazacaklar.

Âh... ne olurdu, şimdi şu sayılı nefeslerini verdiğin şu anda, şu son deminde, huzurunda ve yanında bulunup, sana hizmet edebilse idim. Son kelamını ve son vasiyetini işitebilse idim. Hararetten kuruyan o mübârek ağzına sıcak bir fincan çay, birkaç damla su verebilse idim. Ağrıyan mübârek kollarını ellerimle tutup oğuşturabilse idim.

Risâle't-ün Nur'un te'lifini tamam edip, neşrinin dahi esbabını te'min ve tanzim ederek ve talebelerinize, biz âcizlere bırakarak ebedîyete, Refîk-ı A'lâ'ya ve Allah'a gidiyorsun. Âlem-i ervaha uçtuğunda bizi unutma.

Büyük ağabeyimiz ki, şanlı ve muhterem Şehid Hâfız Ali'dir. Ona ve bütün kardeşlere ve ecdada ve atalara ve evliyanın büyük ruhlarına bizden selâm et. Halet-i nez'imizde, ve berzahımızda, Ruz-î ceza ve mahkeme-i kübrâmızda bize şefaatçi ol..

Âh.. demek o sû-i kastçılar, nail-i meram mı oluyor. Demek güzel yüzün, bize artık haram mı oluyor? Âh.. ahbabın ağlayıp, a'danın güleceği böyle kara bir günü görmek istemezdik. Biz hep, halâsı bekler ve arardık. Demek onlara bayram, bize matem mi var.

Biz dostlara ne diyelim, seni soranlara ne cevap verelim? Demek bundan sonra, seni bu dünyada şu baş gözümüzle bir daha görmiyecek miyiz? Artık vuslat, hasrete mi döndü? Öyle ise rüyamızda olsun bize görün dur. Kusurumuza bakma, âlem-i hayal ve menamda olsun teselli buyur. Biz senin terhisini ister ve serbest olmanı dilerdik, fakat öyle mevt tezkeresiyle değil. Yoksa ten kafesinden uçan cankuşunun, daha şen ve daha serbest beden kınından çıkan o ruh kılıncının, daha parlak, daha keskin olacağını ve o vakit bize daha şefik ve daha rahîm ve daha kurtarıcı olacağı için mi, ölümü arzuladın Üstadım.

Çünkü Hâfız Ali'yi evvelce yerine bedel göndermeye râzı olduğun ve icra ettiğin halde, bu sefer hiç bir bedel ve feda da kabul etmiyorsunuz. Hüsrev gibi bir sevgilinin, senin yerinde ölmek teklifini red ediyorsunuz.

Demek göç ve sefer muhakkak mı Üstadım. Demek Hazret-i İmâm-ı Ali'yi ağlatıp, Ömer'i şaşırtan, Ehl-i Beyti inletip, Medine-i Münevvereyi karartan o hâl-i pür-melalin bir nümûnesi, âkıbet bizim garip başlarımıza da mı çöküyor. Pek vakitsiz pek erken değil mi Üstadım?

Sana bu mektubum acaba son mu olacak, diye titriyorum. Gerçi sen diyorsun; mektuba, şahsa ve söze ne hâcet, bize uzaklık ve yakınlık yok, birimiz şarkda, birimiz garbda veya kabirde olsa, yine istediğimiz zaman görüşebiliriz. Evet âmenna bu doğrudur. Fakat benim gibi körler ve körpeler ne yapsın Üstadım.

Otuz yıl evvel lemeatınızda yazdığınız:

“Yetmişinci olmuştur, o mezara bir mezar taş, Beraber ağlıyor hüsran-ı İslâm'a.”

hakîkatı bu muydu, böyle mi tecelli edecekti? Aziz canınızın canan eline cemâl güllerine ermesi bu dem mi idi?

Yirmi beş yıldır çekmekte olduğunuz çilelerden halâs ve necatınız böyle ölümle mi, ayrılıkla mı olacaktı? Acılar ve ağrılar çeken ve zehirler içen o mübârek kalbinizin istirahatı, böyle varıp kara toprağa yatmakla mı olacaktı?

Hiçbirimizin huzurunuzda hazır bulunmadan ve bu gözümüzle bir daha görmeden, yapayalnız ve hücra bir köşede bu ölümün, bu ufulün ne acı ve ne hazîn.. Günün birinde birdenbire Üstad ölmüş âh.. diye bir ses işitmek veya bir iki satırlık mektup almak veyahut rüyada görüp pür-telaş uyanmak ve sarsılmak ne kadar elim.

Üstadım! Mübârek vasiyetnâmenizi görmek ve okumakla ve korkulu ve endişeli haberler gelmekle beraber, biz hâlâ bu irtihal ve mevt hâdisesinin bu kadar yakın bir zamanda vuku bulacağına inanamıyoruz. Hattâ bunu şu sûrette te'vil ve hayır ile tefsir ederek, bunun eza ve işkencelerden ve esaretten kurtulması ve dirilmesi alâmetidir diye telakki ediyoruz.

Evet mâdem ki, var. Senin de birgün olup öleceğini biliyoruz. Fakat böyle tenha ve gârib, mesmum ve mağmum ve işkencelerle ve biraz da mevsimsiz olarak değil;

Yirmi beş senedir, seni hep menfalarda ve hep hücralarda arayan bu hicranlı gönüller, demek hiç mi gülmeyecek. Üç-beş sene hattâ bir senecik olsun, gözlerimizle serbest olarak, bu derdliler ve kimsesizler hiç mi görmeyecek.

Zehirli yılan ve akreplerin bile gezip dolaşmasına, vahşi ve kâfirlerin bile serbest yaşamasına açılan bu yeryüzü, yalnız sana mı yasak. Dünya kurulalı akan ve harlayan ve her zîruha helâl ve mübah olan gümüş gibi ırmak ve çayların tatlı ve serin suları, bağ ve bahçe ve gülistanları ve bunların türlü çiçek ve meyveleri yalnız sana mı memnu!

Çekilen âhlar yüzünden yalnız senin değil, yüzlerle yerinden delinen hepimizin ciğerlerimizin tâmiri ve tedavisi kabil değil. Biz hep ağlayan bu beşeriyetin gözyaşlarının seninle, yâni Risâle-i Nur ile dineceğine, hep sızlayıp acıyan kalblerin, hâdim olduğun nurlarla teselli bulacağına bel bağlamış ve inanmıştık.

Böyle bir emr-i Hak vuku bulduğunda, seni nerede defn edeceğiz. Konya'da Hazret-i Meylana' da mı? Civar-ı Hazret-i Eyyüb'de mi? Yoksa Cennetü’l-Mualla veya Cennetü’l-Bâki'de mi? Bunu bize açıkca bildir.

Hayır Ûstadım, gel biz seni Risâle-i Nur tercümanı şahsiyetiyle gönlümüze gömelim. Her zaman seni orada görelim, görüşelim, her zaman sevelim ve sevişelim ve söyleşelim. Yahut bu ciheti

Hadîs-i Âlisine havale ederek, vasiyetnâmenizde onun için mi beyan ve tasrih buyurmadınız. Eğer böyle ise Emirdağ'ını intihab ve ihtiyar ettiğiniz anlaşılıyor.

Âh..O Emirdağı... biz onun nasıl bir dağ olduğunu hâlâ anlayamadık. Ondaki esrarı hâlâ çözemedik. O dağ hakîkaten Emirdağı mı? Yoksa esirdağı mı? O dağ bize bir dağ oldu. O dağın vurduğu dağ yine bizi dağladı. Onun dağı bizi yaktı, kavurdu. O dağ bizim bir dağımız üzerine binlerle dağ vurup, hepimizi dağdâr-ı hüzün ve elem etti.

Âh.. o dağ yüzbinlerle kardeşin yetim kalmasını kasdetti. Hepimizi diri diri ateşlere yaktı. Hasılı o dağ seni harab, bizi kebab etti Üstadım. Ona Emirdağı değil Emerdağı, eceldağı demeli. Seni aramızdan alıp kendine ve içine çeken o dağa, Emirdağı değil, Emendağı demeli.

Ey nefs-i rahmaniyesiyle dirilen Üstadımız.. Said öldü desek, inanırlar mı? Hem said ölür mü, ölen şaki ve hayvan değil midir? Buyurduğunuz gibi bu ancak bir yer değiştirme ve muvakkat bir ayrılmadır. Fakat bizim için çok acı çok..

“Ey benim kıymetli babam” diye ağlayan Fatıma't-üz Zehra anamız gibi “Ey seyyidimiz, ey Üstadımız.. Va esefâ, va kürbeta” diye yaşlar döküp ağlıyoruz. O anamızın dediği:

misillü biz de deriz:

Âh sevgili Üstadımız.. Üzerimize öyle musibetler çöktü ve döküldü ki; eğer o musibetler şu güneşli güzel gündüzler üzerine dökülse ve yağsa idi, gündüzler kararır muhakkak gece olurdu. Artık bundan sonra yapacağımız bir şey varsa, o da semler içen, gamlar çeken Üstadınız göçtü bekâya, hasret kalan kardeşlerim, dostlarım size olsun elveda deyip, ağlamak hep ağlamak.

Üstadım! sen dünya lezzetini tatmadan, ömründe bir kere olsun bu fena güllerine el uzatmadan ve uzana uzana bir saat bile sıcak ve rahat döşeklerde yatmadan, akıbet bırakıp gidiyorsun. Şimdi biz Hacca'tü’l-Veda'sız böyle bir ölüme nasıl inanalım.

Ey Fahr-i Âlemin nurdan incise! Ey ehl-i İslâm'ın bir müncisi Gel sana bir değil, bu sefer bin bedel verelim de şu rıhlet, şu hicret şu hicran daha bir kaç sene sonraya kalsın. Hep beraber arz-ı hicaza varalım. Kabe'ye yüzler sürelim, bizi Arafat'a çıkar. Son sözlerini Hind'den, Yemen'den, Irak'dan, Afgan'dan ve dünyanın her yerinden o mahall-i mübârek ve mukaddeste toplanan bütün müslümanlara, bütün âşıklara ve bütün hicranlı gönüllere söyle, bize tekrarlayıp,

derken, âlem-i gayb ve ervaha işte oradan pervaz et. Mübârek cesedini alıp hürmetle Harem-i Şerif'e getirip, pâk olan vücudunu âb-ı zemzem ile gasl ederken, biz de bir taraftan hiç durmadan akan gözyaşlarımızla yıkanıp, arınalım.

Mübârek nâşını Risâle-i Nur'dan yapılan ak kefene kat kat sarıp, misk-i anberle buhurladıktan sonra, öd ağacından yapılan hususi tabuta koyup, son defa olmak üzere, bir daha ellerini öperek Kâbe-i muazzamanın kara perdesini de üstüne çekerek, Hacerü’l-Esved huzuruna çıkalım. Ka'be avlusunda toplanan ve daireler şeklinde saf, saf dizilen yüzbinlerle ehl-i îman ve melâike-i arz ve âsumana, o aziz ruhun imam olup cenaze namazını eda edelim. Arştan ve hatiften duyulan “Nice bilirsiniz?” sualine;

Fahr-i Âlemin nurdan bir incisi bu,

Ehl-i İslâmın büyük bir müncisi bu,

Şanında söylemiş Kur'ân-ı Mecid,

Deriz hep,

diye cümleten cevap verip, oradan başlarımız ve parmaklarımız üstünde, yalın ayak ve baş açık, arz-ı Hicazı velveleye ve dehşete salan tekbir ve tehlil sadaları ve meleklerin de çıkardığı yas ve matem sesleriyle, Medine-i Resulullâh'a ve Ravza-i Mutahhara'ya varalım.

İşte emanetin, işte Risâle't-ün Nur'un kahramanı, işte Kur'ân'da (Saîd) ve Hadiste (Seyyid) diye söylenen mübârek Üstadımız diyerek, seni Fahr-i Âleme sunalım. O nurani yeşil perdeler arkasında uzanan Muhammedimizin (S.A.V.) mahbubumuzun nur elleri, tabutunu kendine ve kabr-i saadetine çekerken, hepimiz bayılıp bir daha ayılmamak üzere, ALLAH na'rasıyla Ravza-i Pâk'e serilip ve olup biz de canlarımızı cananımıza verelim ve sırrına erelim.

Hazretinize buradan ayrılık söylemiştim[]

Çekilip nur-u hidayet yine zindan olacak

Yine firkat, yine hasret, yine hüsran olacak

Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm

Çünki hicran dolu kalbim yine hicran olacak

Yine göç var diye mecnuna haber verme sakın

Yine matem, yine zâri, yine efgan olacak

Açılan ol gül-ü tevhid, sararıp solsa gerek

Kapanıp Kâ'be-i irfan, yine viran olacak

Haber aldım ki yarın yâd olacakmış bize yâr

Ne büyük yâre ki, kimler buna derman olacak

Bu büyük derd-i elemden kime şekva edeyim

İşiten nâlemi, hep ben gibi nâlân olacak

O şifa-bahş olan envârını sen çeksen eğer

Bana kim nur verecek, kim bana Lokman olacak

O temiz pak nefesin, âb-ı hayatı bu çölün

Onu dûr etme ki her ferd ona reyyan olacak

Hele ol nur-u şerifin kime değmişse eğer

Küçücük zerre de olsa, meh-i tâbân olacak.

O lütufkâr, o keremkâr eli öptükçe, benim

Bu küçük kalb-i hazînim yine handan olacak.

Bâb-ı feyzinden ırak olmayı aslâ çekemem

Dahi nezrim bu ki canım sana kurban[(*):[1])] olacak

Nazarın erse garib başıma ey nur-u Huda

Bugün artık bu hakir bendede umman olacak

Bu anasır, yüzüne her ne kadar çekse hicab

Yine haksın, buna şahid yine Kur'an olacak

Kab-ı Kavseyn'den alıp dersimi bildim ki ayân

O güzel nur-u bedî', manevî sultan olacak

Sakınıp, Feyzi-i bîçareye bahs açma bugün

Yeni baştan yine şeyda, yine giryan olacak.

Bîçare Talebeniz

Hasan Feyzi


بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

يَا اَللّٰهُ يَا رَحْمٰنُ يَا رَحٖيمُ يَا فَرْدُ يَا حَىُّ يَا قَيُّومُ يَا حَكَمُ يَا عَدْلُ يَا قُدُّوسُ

İsm-i A'zam'ın hakkına ve Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın hürmetine ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın şerefine, bu mecmuayı bastıranları ve mübarek yardımcılarını Cennet-ül Firdevs'te saadet-i ebediyeye mazhar eyle, âmîn.

Ve hizmet-i imaniye ve Kur'aniyede daima muvaffak eyle, âmîn.

Ve defter-i hasenatlarına Şualar Mecmuasının herbir harfine mukabil bin hasene yazdır, âmîn.

Ve Nurların neşrinde sebat ve devam ve ihlas ihsan eyle âmîn.

Yâ Erhamerrâhimîn! Umum Risale-i Nur Şakirdlerini iki cihanda mes'ud eyle, âmîn. İnsî ve cinnî şeytanların şerlerinden muhafaza eyle, âmîn. Ve bu âciz ve bîçare Said'in kusuratını afveyle, âmîn...

Umum Nur Şakirdleri namına

Said Nursî

Önceki Risale: 5. ŞuaSirac-ün Nur

  1. Bu şehid kardeş gibi Nur’un kahraman fedakar şakirdlerinin pek kuvvetli duaları o zehiri kırdı. O vasiyetnamenin hükmünü tehire sebep oldu. Said Nursi
Advertisement