FANDOM


İ'tiraf (Safahat 1.Kitap) ' Mehmet akif ersoyBayrakSuleymaniye
Mehmet Akif Ersoy
Süleymaniye Kürsüsünde 2
Süleymaniye kürsüsünde 1 - Mehmet Akif Ersoy - Safahat

Süleymaniye kürsüsünde 1 - Mehmet Akif Ersoy - Safahat

süleymaniye kürsüsünde 1 - Mehmet Akif Ersoy - Safahat

Bakınız

Şablon:Süleymaniye Kürsüsünde d


Süleymaniye Kürsüsünde 10 bölümden oluşmaktadır
Süleymaniye Kürsüsünde/I
Süleymaniye Kürsüsünde/II
Süleymaniye Kürsüsünde/III
Süleymaniye Kürsüsünde/IV
Süleymaniye Kürsüsünde/V
Süleymaniye Kürsüsünde/VI
Süleymaniye Kürsüsünde/VII
Süleymaniye Kürsüsünde/VIII
Süleymaniye Kürsüsünde/IX
Süleymaniye Kürsüsünde/X
Süleymaniye Kürsüsünde/İngilizce
Süleymaniye Kürsüsünde/Makaleler

Ordudaki bozulmalardan, kazan kaldırmalardan bahseder:

Ordu mademki efradını millletten alır ;/ Milletin keşmekeşinden nasıl azade kalır.

Öyledir, memeleketin hali düzelmesse eğer, / Kışlalar evlere, asker de ahaliye döner.

Durmasın sonra kazan kaldıra dursun ordu, / Düşmanın safları çiğner bu mukaddes yurdu.

Enbiya yurdu bu toprak; Şüheda burcu bu yer; / Bir yıkık türbesinin üstüne Mevlâ titrer!

(Süleymaniye Kürsüsünde 32 kb.büyük olduğu için 10 bölüme ayrılmıştır.)

2'lü tablo sunumu Edit

Şiir Metni
Güncel Türkçesi
'Kardeşim Fatin Hoca'ya
Kardeşim Fatin Hoca'ya
Köprüden çok geçerim; hem ne kadar geçtimse,Beni sevk etmedi bir kerrecik olsun ye´se,

'Köprüden çok geçerim; hem ne kadar geçtimse,

'Beni sevketmedi bir kerecik olsun ümitsizliğe'

'Ne Halîc´in o yosun çehreli miskin suları;Ne onun hilkate küsmüş gibi durgun kenarı!
Ne Haliç'in o yosun çehreli miskin suları;
'Ne onun mahlukata küsmüş gibi durgun kenarı!

Herkesin hissi bir olmaz. Meselâ karşıdaki

Sâhil in, baş başa vermiş, düşünen pis eski,

Herkesin hissi bir olmaz. Mesela karşıdaki
Sahilin, başbaşa vermiş, düşünen, pis, eski

'Ağlamış yüzlü, sakîl evleri durdukça, sizin

'İçinizden acı şeyler geçecek hep... Lâkin,

Ağlamış yüzlü, çirkin evleri durdukça, sizin

İçinizden acı şeyler geçecek hep... Lakin,

Bak benim öyle değil. Siz de biraz şâir olun:
'Meselâ, geçtiğiniz yalpa yapan tahta yolun,

Bak benim öyle değil. Siz de biraz şair olun:

Mesela, geçtiğiniz yalpa yapan tahta yolun,

Cedd-i merhûmu aceb sal mı demekten ne çıkar?

Geliniz farz edelim biz bunu: Sâbih bulvar!

Merhum atası acaba' sal mı demekten ne çıkar?

Geliniz farzedelim biz bunu:Yüzen bulvar!

Köprüler asma imiş Avrupa âfâkında...

Varsın olsun, o da bir şey mi? Bizim Şark´ın da

'Köprüler asma imiş Avrupa ufuklarında...

'Varsın olsun, o da bir şey mi? Bizim Doğu'nun da,

'Böyle daldırma olur... Hem açınız âsârı,

'''Köprünün nerde görülmüş, hani, tahte´l-bahrı?

'Böyle daldırma olur... Hem açınız kitapları,

'Köprünün nerde görülmüş, hani, deniz altında olanı?

'Anladım: Ben ne kadar şi´re özensem de, 'demek,

Seni, ey sevgili kâri ; bu telâkkî, pek pek,'

Anladım: Ben ne kadar şiire özensem de,demek,

Seni,ey sevgili okuyucu, bu anlayış, pek pek,

Diyeceksin ki: "Hayâlin yeri yoktur... Boşuna!"

'Ya şu timsâl-i İlâhî de mi gitmez hoşuna?

Diyeceksiniz ki: "Hayalin yeri yoktur... Boşuna!"

Ya şu ilâhî sembol de mi gitmez hoşuna?'

'Öyle ta´zîb-i nigâh eyleme bedbin olarak,
''''''''''''''''''''''''''''Bırak etrâfz da, karşında duran ma´bede bak:
Öyle bakışlarına eziyet etme karamsar olarak,

'Bırak etrafı da, karşında duran mabede bak:

Başka bir sâhile gehvâre-i emvâcından,

'Böyle şeh-dâne çıkarmış mı yakınlarda zaman?

'Başka bir sahile dalgalar beşiği içinden,

'Böyle büyük bir inci çıkarmış mı yakınlarda zaman?

Ne seher pâre-i san´at ki ezelden mahmûr...'

Leb-i deryâdan uçan bir ebedîhande-i nûr!

'Sanatın şafağında doğmuş öyle bir eser ki, ezelden mahmur...

'Nurun deniz kıyısından uçan ebedî bir gülümsemesi.

Sanki ummân-ı bekânın ezelî bir mevci

'Yükselirken göğe, donmuş da kesilmiş inci!

'Sanki beka okyanusunun ezeli bir dalgası

'Göğe yükselirken, donmuş da kesilmiş inci!

Bu güher pârenin eb´âd-ısemâvîsinde,

'Yorulan didelerin hâneden insin de,

'Bu mücevher parçasının gökyüzü gibi sonsuz uzaklıklarında

'Yorulan gözlerin toprağa neden insin de,

Levse dalsın yeniden? Etme, yazıktır, olmaz;

'Garbatevcîhediver, gel onu sen şimdi biraz:

'Pisliğe dalsın yeniden? Etme, yazıktır, olmaz;

'Batıya döndür gözlerini sen şimdi biraz:

Dur da Ma´bûd´una yükselmek için ilme basan

'Ma´bedin hâlini gör, işte serâpâ iman!

'Dur da Yaratıcısına yükselmek için ilme basan

'Mabedin hâlini gör, işte baştan başa iman!

'Yüce dağlar gibi, âfâka döşerken sâye,

'O, bekâdan daha câzib kesilen, âbediye,

'Yüce dağlar gibi, ufuklara yayarken gölge,

'O, bekadan daha çekici kesilen âbideye,

'Bir nazar, zevk-i bedi´inin yeter tatmîn...

'Durma öyleyse, urûc et o ziyâ âlemine.'

'Bir göz atmak estetik zevkini tatmine yeter...

'Öyleyse durma, yüksel o ışık âlemine.

O ziyâ âlemi bilmez ki karanlık ne demek?'

O semâvî yuva kirlenmedi, kirlenmiyecek.

'O ışık âlemi bilmez ki karanlık ne demek?

'O semavî yuva kirlenmedi, kirlenmeyecek.

Onu i´lâ eden etmiş ebediyyen i´lâ.

'Etse dünyâları tûfan gibi levs istîlâ,

'Onu yükselten sonsuza dek yükseltmiş.

'Pislik dünyalara tufan gibi yayılsa,

Bu, semâlarda yüzen, şâhikanın pâk eteği,

Karşıdan seyredecektir o taşan mezbeleyi.

Bu, göklerde yüzen zirvenin temiz eteği,

Karşıdan seyredecektir o taşan mezbeleyi.

Yerin altında sinen zelzeleler fışkırsın;

Yerin üstünde ne bulduysa devirsin, kırsın;

Yerin altında sinen zelzeleler fışkırsın;'

Yerin üstünde ne bulduysa devirsin, kırsın;

Hakkı son sadmei kahrıyle bitirsin isyan;'

Edebin şimdiki ma´nâsına densin "hezeyan´;

Hakkı son yıkıcı darbesiyle isyan bitirsin;

Edep için şimdi bir "saçma söz" denilsin,

Kalmasın, hâsılı, altüst olarak hissiyyât,

Ne yüreklerde şehâmet, ne şehâmette hayât;

Kalmasın, kısacası, altüst olarak duygular,

Ne yüreklerde yiğitlik, ne yiğitlikte hayat;

Yine kürsî-i mehîbinde Süleymâniyye,

Kalacak doğruluğun yerdeki tek yurdu diye.

Yine görkemli kürsüsünde Süleymaniye,

Kalacak, doğruluğun yerdeki tek yurdu diye.

Yıkılır birgün olur mahkemeler, ma´bedler;

En temiz yerleri en kirli ayaklar çiğner;

Yıkılır bir gün olur mahkemeler, mabedler;

En temiz yerleri en kirli ayaklar çiğner;

'Beşeriyyet yeni bir din tanıyıpilhâdı,'Beşerin hâfzzasındavn silinir Hakk´ın adı;
İnsanoğlu yeni bir din gibi görüp dinsizliği,

İnsanın hafızasından silinir Hakk'ın adı;

Gömülür hufre-i târîhe meâlî...

LâkinYine tek bir taşı düşmez şu Hudâlânesinin;

Gömülür tarihin çukuruna yücelikler...

Lakin Yine tek taşı düşmez bu Allah yuvasının;

Yine insanlığa nâ-mahrem olan bîgâne,

Bu harîmin ebediyyen, giremez sînesine;

Yine insanlıktan mahrum kalmış kayıtsızlar

Bu kutsal yerin koynuna sonsuza dek giremez;

Yine yâdındaki Mevlâ yı şu dört taneminâr,

Kalbe merbût birer dil gibi eyler ikrâr;

Yine hatırasındaki Mevla'yı şu dört tane minare,

Kalbe bağlı birer dil gibi tasdik ve kabul eder.

Yine mâzîye gömülmez bu muazzam çehre:

Leş değildir ki atılsın o umûmi kabre!

Yine geçmişe gömülmez bu azametli çehre:

Leş değildir ki atılsın o umumi mezara!

Şimdi ey sevgilikâri ; azıcık vaktin eğer,

Varsa -memnun olacaksın - beni ta´kîb ediver.

Şimdi ey sevgili okuyucu, azıcık vaktin eğer,

Varsa -memnun olacaksın- beni takip ediver.

Gireriz koynuna, düşsek bile şâyed yoıgun,

Karşıdan baktığımız heykel-i nûrânûrun.

Gireriz koynuna, düşsek bile şayet yorgun,

Karşıdan baktığımız o nur dolu âbidenin.

Göreceksin: O harîmin ebedîzıllinde,

San´atın rûhunu seyyâl bulut şeklinde.

Göreceksin: O kutsal yapının ebedi gölgesinde,

Sanatın ruhunu akıp giden bulut şeklinde.

"Gördüğüm var... " deme! Gel bir de berâber görelim.

Nereden? Haydi şadırvan kapısından girelim:

"Gördüğüm var..." deme! Gel bir de beraber görelim.

Nereden? Haydi şadırvan kapısından girelim:

Bir musanna´ kemer" üstünde kurulmuş 'Tevhîd;'Daha üstünde bir âyet ki: Hudâ´dante´yîd,
'Sanatkârane bir kemer, üstüne yazılmış 'Tevhid; Daha üstünde bir ayet ki:
Emr-i mevkût-i salâtın bize kat´iyyetine.

Şöyle bir baktı mı insan, kapının hey´etine,

Doğrulamakta Allah'ın

Kesin bir emri olduğunu bize beş vakit namazın.

Şöyle bir baktı mı insan, kapının görünüşüne,

Evvelâ her iki yandan oluyor çehre-nümûn:

Mütenâzır iki mihrâb, iki âzâde sütûn.

Evvela her iki yandan yüzünü göstermekte:

İki bağımsız sütun gibi simetrik iki mihrab.

Sonra göz yükseliyor doğru yarım kubbelere

Ki dayanmış biri sağdan biri soldan kemere.

Sonra göz yükseliyor doğru yarım kubbelere,

Ki dayanmış biri sağdan, biri soldan kemere.

İstalaktitle donanmış o hazin sîneleri,

Okşayıp nûr-i nazar, geçti mi artık ileri,

İstalaktitle donanmış o hüzünlü sineleri,

Okşayıp bakışlarının ışığı, geçti mi artık ileri,

Geliyor kısmen açılmış iki heybetli kanat,

Kite´ârîci, telâfifi ne müdhiş san´at!

Geliyor kısmen açılmış iki görkemli kanat,

Ki kıvrıntı ve girintileri ne müthiş sanat!

Sankim evlâmütefekkir, kocaman bir beyni,

Açıvermiş bize göstermek için her yerini.

Sanki daha iyi bir düşünür, kocaman bir beyni, Açıvermiş bize göstermek için her yerini.

3'lü tablo sunumu Edit

Şiir Metni
Güncel Türkçesi
İngilizce Tercüme
'Kardeşim Fatin Hoca'ya
Kardeşim Fatin Hoca'ya
'To my brother' Fatin Hodja
Köprüden çok geçerim; hem ne kadar geçtimse,Beni sevk etmedi bir kerrecik olsun ye´se,

'Köprüden çok geçerim; hem ne kadar geçtimse,

'Beni sevketmedi bir kerecik olsun ümitsizliğe'

I can pass through the bridge many times;and whenever I passed through the bridge
'Ne Halîc´in o yosun çehreli miskin suları;Ne onun hilkate küsmüş gibi durgun kenarı!
Ne Haliç'in o yosun çehreli miskin suları;
'Ne onun mahlukata küsmüş gibi durgun kenarı!
- It didn’t let me fall into the hopelessness for once,'''''''''''- Neither did the moss-faced lazy waters of Haliç(Golden Horse);

Herkesin hissi bir olmaz. Meselâ karşıdaki

Sâhil in, baş başa vermiş, düşünen pis eski,

Herkesin hissi bir olmaz. Mesela karşıdaki
Sahilin, başbaşa vermiş, düşünen, pis, eski
'- Nor did his calm rim broke up with the creation!'- No feeling resembles one another. For instance

'Ağlamış yüzlü, sakîl evleri durdukça, sizin

'İçinizden acı şeyler geçecek hep... Lâkin,

Ağlamış yüzlü, çirkin evleri durdukça, sizin

İçinizden acı şeyler geçecek hep... Lakin,

- As long as the dirty, old, ugly, thinking,

- Cried-face houses of the opposite shore stand,

Bak benim öyle değil. Siz de biraz şâir olun:
'''''''''''''Meselâ, geçtiğiniz yalpa yapan tahta yolun,

Bak benim öyle değil. Siz de biraz şair olun:

Mesela, geçtiğiniz yalpa yapan tahta yolun,

I’m not one of them. You shall feel as a poet:

For instance, the shaking old wooden path you passed through,

Cedd-i merhûmu aceb sal mı demekten ne çıkar?

Geliniz farz edelim biz bunu: Sâbih bulvar!

Merhum atası acaba' sal mı demekten ne çıkar?

Geliniz farzedelim biz bunu:Yüzen bulvar!

- What would happen when you ask whether his poor father was once a raft or not?

- Let us just consider it as: The swimming boulevard!

Köprüler asma imiş Avrupa âfâkında...

Varsın olsun, o da bir şey mi? Bizim Şark´ın da

'Köprüler asma imiş Avrupa ufuklarında...

'Varsın olsun, o da bir şey mi? Bizim Doğu'nun da,

'- Consider it as the bridges were hanging in the European horizons…
- Let it be. Anything changes? In the East of us,

'Böyle daldırma olur... Hem açınız âsârı,

'''Köprünün nerde görülmüş, hani, tahte´l-bahrı?

'Böyle daldırma olur... Hem açınız kitapları,

'Köprünün nerde görülmüş, hani, deniz altında olanı?

There be the immersion ones… Open (your) the books,

- Is it possible to find a bridge built under sea?

'Anladım: Ben ne kadar şi´re özensem de, 'demek,

Seni, ey sevgili kâri ; bu telâkkî, pek pek,'

Anladım: Ben ne kadar şiire özensem de,demek,

Seni,ey sevgili okuyucu, bu anlayış, pek pek,

- I got it. As much as I adore to the poetry,

- This thought (ideology) will make you, dearest reader,

Diyeceksin ki: "Hayâlin yeri yoktur... Boşuna!"

'Ya şu timsâl-i İlâhî de mi gitmez hoşuna?

Diyeceksiniz ki: "Hayalin yeri yoktur... Boşuna!"

Ya şu ilâhî sembol de mi gitmez hoşuna?'

'You surely say that “No room for Dreams… Nonsense!”'- Don’t you like that sacred symbol, as well?
Öyle ta´zîb-i nigâh eyleme bedbin olarak,
'''''''''''''Bırak etrâfz da, karşında duran ma´bede bak:
Öyle bakışlarına eziyet etme karamsar olarak,

'Bırak etrafı da, karşında duran mabede bak:

- Never torture your looking with the dark thoughts,

- Never mind the rest, look at the sanctuary in front of you:

Başka bir sâhile gehvâre-i emvâcından,

'Böyle şeh-dâne çıkarmış mı yakınlarda zaman?

'Başka bir sahile dalgalar beşiği içinden,

'Böyle büyük bir inci çıkarmış mı yakınlarda zaman?

- Among the cradle of the waves in another shores,

- Did the time take such a great pearl out recently?

Ne seher pâre-i san´at ki ezelden mahmûr...'

Leb-i deryâdan uçan bir ebedîhande-i nûr!

'Sanatın şafağında doğmuş öyle bir eser ki, ezelden mahmur...

'Nurun deniz kıyısından uçan ebedî bir gülümsemesi.

- Born in the dawn of the art such a creation,

- Blear-eyed since the eternity…

- The flying eternal smiling of the light from the seaside.

Sanki ummân-ı bekânın ezelî bir mevci

'Yükselirken göğe, donmuş da kesilmiş inci!

'Sanki beka okyanusunun ezeli bir dalgası

'Göğe yükselirken, donmuş da kesilmiş inci!

Like an eternal wave of the ocean eternal

- The pearl, frozen and torn into pieces while rising up high!

Bu güher pârenin eb´âd-ısemâvîsinde,

'Yorulan didelerin hâneden insin de,

'Bu mücevher parçasının gökyüzü gibi sonsuz uzaklıklarında

'Yorulan gözlerin toprağa neden insin de,

- In the sky-like distances eternal of this jewel piece

- Why would your tiring eyes get down onto the soil and,

Levse dalsın yeniden? Etme, yazıktır, olmaz;

'Garbatevcîhediver, gel onu sen şimdi biraz:

'Pisliğe dalsın yeniden? Etme, yazıktır, olmaz;

'Batıya döndür gözlerini sen şimdi biraz:

- Sink into the dirt again? Please don’t, please have mercy:

- Please, now look to the west a little more:

Dur da Ma´bûd´una yükselmek için ilme basan

'Ma´bedin hâlini gör, işte serâpâ iman!

'Dur da Yaratıcısına yükselmek için ilme basan

'Mabedin hâlini gör, işte baştan başa iman!

- Stop and look at the sanctuary trying to reach his creator

- Trying to reach by stepping the knowledge, that’s the pure, complete belief.'

'Yüce dağlar gibi, âfâka döşerken sâye,

'O, bekâdan daha câzib kesilen, âbediye,

'Yüce dağlar gibi, ufuklara yayarken gölge,

'O, bekadan daha çekici kesilen âbideye,

'- Spreading the shadows as the holy mountains,'- That the most beautiful of the eternity that the monument,

'Bir nazar, zevk-i bedi´inin yeter tatmîn...

'Durma öyleyse, urûc et o ziyâ âlemine.'

'Bir göz atmak estetik zevkini tatmine yeter...

'Öyleyse durma, yüksel o ışık âlemine.

- Just a glance is enough to have all the joy of esthetic…

- Then don’t you stop, rise up to the world of light.

O ziyâ âlemi bilmez ki karanlık ne demek?'

O semâvî yuva kirlenmedi, kirlenmiyecek.

'O ışık âlemi bilmez ki karanlık ne demek?

'O semavî yuva kirlenmedi, kirlenmeyecek.

- That the world of light doesn’t know what the darkness means!

- That sky-like lair never got dirty, and never will be.

Onu i´lâ eden etmiş ebediyyen i´lâ.

'Etse dünyâları tûfan gibi levs istîlâ,

'Onu yükselten sonsuza dek yükseltmiş.

'Pislik dünyalara tufan gibi yayılsa,

- The one, who raised it up, raised it up to eternity.

- As much as the dirt covers all the world,

Bu, semâlarda yüzen, şâhikanın pâk eteği,

Karşıdan seyredecektir o taşan mezbeleyi.

Bu, göklerde yüzen zirvenin temiz eteği,

Karşıdan seyredecektir o taşan mezbeleyi.

- This, as the pure skirt of the top of the swinging above the sky,

- Will watch the flooding dirt from the opposite side.

Yerin altında sinen zelzeleler fışkırsın;

Yerin üstünde ne bulduysa devirsin, kırsın;

Yerin altında sinen zelzeleler fışkırsın;'

Yerin üstünde ne bulduysa devirsin, kırsın;

Hakkı son sadmei kahrıyle bitirsin isyan;'

Edebin şimdiki ma´nâsına densin "hezeyan´;

Hakkı son yıkıcı darbesiyle isyan bitirsin;

Edep için şimdi bir "saçma söz" denilsin,

- Let it finish the rebellion with his last destroying hit;
'''''''''''''''''''''''- Now the decency is called the “nonsense”,
Kalmasın, hâsılı, altüst olarak hissiyyât,

Ne yüreklerde şehâmet, ne şehâmette hayât;

Kalmasın, kısacası, altüst olarak duygular,

Ne yüreklerde yiğitlik, ne yiğitlikte hayat;

- Let it not stay as the confused feelings,

- Neither the bravery in the hearts, nor the life in the bravery;

Yine kürsî-i mehîbinde Süleymâniyye,

Kalacak doğruluğun yerdeki tek yurdu diye.

Yine görkemli kürsüsünde Süleymaniye,

Kalacak, doğruluğun yerdeki tek yurdu diye.

- There it is, Süleymaniye, in its great stand,

- It will stay as the only land of the truth on the earth.

Yıkılır birgün olur mahkemeler, ma´bedler;

En temiz yerleri en kirli ayaklar çiğner;

Yıkılır bir gün olur mahkemeler, mabedler;

En temiz yerleri en kirli ayaklar çiğner;

- Get destroyed the courts one day, and turn into sanctuaries;

- Only the dirty steps pass over the only pure lands;

'Beşeriyyet yeni bir din tanıyıpilhâdı,'Beşerin hâfzzasındavn silinir Hakk´ın adı;
İnsanoğlu yeni bir din gibi görüp dinsizliği,

İnsanın hafızasından silinir Hakk'ın adı;

- As they, the mankind, considers the atheism as a new religious,

- The name of the god gets erased in their minds;

Gömülür hufre-i târîhe meâlî...

LâkinYine tek bir taşı düşmez şu Hudâlânesinin;

Gömülür tarihin çukuruna yücelikler...

Lakin Yine tek taşı düşmez bu Allah yuvasının;

- Sinks into the deepest of the history all the greatnesses…

- However, the only stone of the nest of Allah never falls;

Yine insanlığa nâ-mahrem olan bîgâne,

Bu harîmin ebediyyen, giremez sînesine;

Yine insanlıktan mahrum kalmış kayıtsızlar

Bu kutsal yerin koynuna sonsuza dek giremez;

- The feckless again lack the humanity

- It can’t ever get beside to the sacred place;

Yine yâdındaki Mevlâ yı şu dört taneminâr,

Kalbe merbût birer dil gibi eyler ikrâr;

Yine hatırasındaki Mevla'yı şu dört tane minare,

Kalbe bağlı birer dil gibi tasdik ve kabul eder.

- Again the god in the memorials of those four minarets,

- They accept it as the tongue tied up to the heart.

Yine mâzîye gömülmez bu muazzam çehre:

Leş değildir ki atılsın o umûmi kabre!

Yine geçmişe gömülmez bu azametli çehre:

Leş değildir ki atılsın o umumi mezara!

- Again the magnificent face, can’t be buried into the past

- It’s not a corpse to throw it into a publicly-opened graveyard!

Şimdi ey sevgilikâri ; azıcık vaktin eğer,

Varsa -memnun olacaksın - beni ta´kîb ediver.

Şimdi ey sevgili okuyucu, azıcık vaktin eğer,

Varsa -memnun olacaksın- beni takip ediver.

- Now, dearest reader, if you’ve got some time,

- You’ll be pleased, please follow me.

Gireriz koynuna, düşsek bile şâyed yoıgun,

Karşıdan baktığımız heykel-i nûrânûrun.

Gireriz koynuna, düşsek bile şayet yorgun,

Karşıdan baktığımız o nur dolu âbidenin.

- Although we get tired, we get in the bed of

- The monument full of light which we look at from the opposite side.

Göreceksin: O harîmin ebedîzıllinde,

San´atın rûhunu seyyâl bulut şeklinde.

Göreceksin: O kutsal yapının ebedi gölgesinde,

Sanatın ruhunu akıp giden bulut şeklinde.

- You’ll see: In the eternal shadow of that sacred monument,

- Sliding as a cloud the soul of the art,

"Gördüğüm var... " deme! Gel bir de berâber görelim.

Nereden? Haydi şadırvan kapısından girelim:

"Gördüğüm var..." deme! Gel bir de beraber görelim.

Nereden? Haydi şadırvan kapısından girelim:

- Never tell you’ve seen it! Come and let’s just look at it together once.

- From where?

Let’s get in by the door of the fountain:

Bir musanna´ kemer" üstünde kurulmuş 'Tevhîd;'Daha üstünde bir âyet ki: Hudâ´dante´yîd,
'Sanatkârane bir kemer, üstüne yazılmış 'Tevhid; Daha üstünde bir ayet ki:
- An arch so artful, written upon the “Tevhit”(There is no god, but Allah)
Emr-i mevkût-i salâtın bize kat´iyyetine.

Şöyle bir baktı mı insan, kapının hey´etine,

Doğrulamakta Allah'ın

Kesin bir emri olduğunu bize beş vakit namazın.

Şöyle bir baktı mı insan, kapının görünüşüne,

Such a verse that: Validates the definite order of Allah

- The definite order of praying in five times a day.

- When a man had a glance over the appearance of the door,

Evvelâ her iki yandan oluyor çehre-nümûn:

Mütenâzır iki mihrâb, iki âzâde sütûn.

Evvela her iki yandan yüzünü göstermekte:

İki bağımsız sütun gibi simetrik iki mihrab.

- First, it shows both sides of its face:

- Like a two independent column symmetrical two altars.

Sonra göz yükseliyor doğru yarım kubbelere

Ki dayanmış biri sağdan biri soldan kemere.

Sonra göz yükseliyor doğru yarım kubbelere,

Ki dayanmış biri sağdan, biri soldan kemere.

- Then the eye rises up to the domes half,

- The arch’s leaned upon by the left and right.

İstalaktitle donanmış o hazin sîneleri,

Okşayıp nûr-i nazar, geçti mi artık ileri,

İstalaktitle donanmış o hüzünlü sineleri,

Okşayıp bakışlarının ışığı, geçti mi artık ileri,

- Equipped with stalactite the sad-breasts,

- Touching the glance of the light, it passed ahead,

Geliyor kısmen açılmış iki heybetli kanat,

Kite´ârîci, telâfifi ne müdhiş san´at!

Geliyor kısmen açılmış iki görkemli kanat,

Ki kıvrıntı ve girintileri ne müthiş sanat!

- Here it comes, the two half-opened splendid wings,

- How wonderful the art with the folded alcove!

Sankim evlâmütefekkir, kocaman bir beyni,

Açıvermiş bize göstermek için her yerini.

Sanki daha iyi bir düşünür, kocaman bir beyni, Açıvermiş bize göstermek için her yerini.
- As if a huge brain which belongs to a great philosopher,

- Is just opened to show us all the way.

4'lü tablo sunumu Edit

Şiir Metni
Güncel Türkçesi
İngilizce Tercüme
Osmanlıca
'Kardeşim Fatin Hoca'ya
Kardeşim Fatin Hoca'ya
'To my brother' Fatin Hodja
örnek osmanlıca مقدمة
Köprüden çok geçerim; hem ne kadar geçtimse,Beni sevk etmedi bir kerrecik olsun ye´se,

'Köprüden çok geçerim; hem ne kadar geçtimse,

'Beni sevketmedi bir kerecik olsun ümitsizliğe'

I can pass through the bridge many times;and whenever I passed through the bridge
örnek osmanlıca مقدمة
'Ne Halîc´in o yosun çehreli miskin suları;Ne onun hilkate küsmüş gibi durgun kenarı!
Ne Haliç'in o yosun çehreli miskin suları;
'Ne onun mahlukata küsmüş gibi durgun kenarı!
- It didn’t let me fall into the hopelessness for once,'''''''''''- Neither did the moss-faced lazy waters of Haliç(Golden Horse);
örnek osmanlıca مقدمة

Herkesin hissi bir olmaz. Meselâ karşıdaki

Sâhil in, baş başa vermiş, düşünen pis eski,

Herkesin hissi bir olmaz. Mesela karşıdaki
Sahilin, başbaşa vermiş, düşünen, pis, eski
'- Nor did his calm rim broke up with the creation!'- No feeling resembles one another. For instance
örnek osmanlıca مقدمة

'Ağlamış yüzlü, sakîl evleri durdukça, sizin

'İçinizden acı şeyler geçecek hep... Lâkin,

Ağlamış yüzlü, çirkin evleri durdukça, sizin

İçinizden acı şeyler geçecek hep... Lakin,

- As long as the dirty, old, ugly, thinking,

- Cried-face houses of the opposite shore stand,

örnek osmanlıca مقدمة
'Bak benim öyle değil. Siz de biraz şâir olun:
''''''''Meselâ, geçtiğiniz yalpa yapan tahta yolun,

Bak benim öyle değil. Siz de biraz şair olun:

Mesela, geçtiğiniz yalpa yapan tahta yolun,

I’m not one of them. You shall feel as a poet:

For instance, the shaking old wooden path you passed through,

örnek osmanlıca مقدمة

Cedd-i merhûmu aceb sal mı demekten ne çıkar?

Geliniz farz edelim biz bunu: Sâbih bulvar!

Merhum atası acaba' sal mı demekten ne çıkar?

Geliniz farzedelim biz bunu:Yüzen bulvar!

- What would happen when you ask whether his poor father was once a raft or not?

- Let us just consider it as: The swimming boulevard!

örnek osmanlıca مقدمة

Köprüler asma imiş Avrupa âfâkında...

Varsın olsun, o da bir şey mi? Bizim Şark´ın da

'Köprüler asma imiş Avrupa ufuklarında...

'Varsın olsun, o da bir şey mi? Bizim Doğu'nun da,

'- Consider it as the bridges were hanging in the European horizons…
- Let it be. Anything changes? In the East of us,
örnek osmanlıca مقدمة

'Böyle daldırma olur... Hem açınız âsârı,

'''Köprünün nerde görülmüş, hani, tahte´l-bahrı?

'Böyle daldırma olur... Hem açınız kitapları,

'Köprünün nerde görülmüş, hani, deniz altında olanı?

There be the immersion ones… Open (your) the books,

- Is it possible to find a bridge built under sea?

örnek osmanlıca مقدمة

'Anladım: Ben ne kadar şi´re özensem de, 'demek,

Seni, ey sevgili kâri ; bu telâkkî, pek pek,'

Anladım: Ben ne kadar şiire özensem de,demek,

Seni,ey sevgili okuyucu, bu anlayış, pek pek,

- I got it. As much as I adore to the poetry,

- This thought (ideology) will make you, dearest reader,

örnek osmanlıca مقدمة

Diyeceksin ki: "Hayâlin yeri yoktur... Boşuna!"

'Ya şu timsâl-i İlâhî de mi gitmez hoşuna?

Diyeceksiniz ki: "Hayalin yeri yoktur... Boşuna!"

Ya şu ilâhî sembol de mi gitmez hoşuna?'

'You surely say that “No room for Dreams… Nonsense!”'- Don’t you like that sacred symbol, as well?
örnek osmanlıca مقدمة
'Öyle ta´zîb-i nigâh eyleme bedbin olarak,
''''''''Bırak etrâfz da, karşında duran ma´bede bak:
Öyle bakışlarına eziyet etme karamsar olarak,

'Bırak etrafı da, karşında duran mabede bak:

- Never torture your looking with the dark thoughts,

- Never mind the rest, look at the sanctuary in front of you:

örnek osmanlıca مقدمة

Başka bir sâhile gehvâre-i emvâcından,

'Böyle şeh-dâne çıkarmış mı yakınlarda zaman?

'Başka bir sahile dalgalar beşiği içinden,

'Böyle büyük bir inci çıkarmış mı yakınlarda zaman?

- Among the cradle of the waves in another shores,

- Did the time take such a great pearl out recently?

örnek osmanlıca مقدمة

Ne seher pâre-i san´at ki ezelden mahmûr...'

Leb-i deryâdan uçan bir ebedîhande-i nûr!

'Sanatın şafağında doğmuş öyle bir eser ki, ezelden mahmur...

'Nurun deniz kıyısından uçan ebedî bir gülümsemesi.

- Born in the dawn of the art such a creation,

- Blear-eyed since the eternity…

- The flying eternal smiling of the light from the seaside.

örnek osmanlıca مقدمة

Sanki ummân-ı bekânın ezelî bir mevci

'Yükselirken göğe, donmuş da kesilmiş inci!

'Sanki beka okyanusunun ezeli bir dalgası

'Göğe yükselirken, donmuş da kesilmiş inci!

Like an eternal wave of the ocean eternal

- The pearl, frozen and torn into pieces while rising up high!

örnek osmanlıca مقدمة

Bu güher pârenin eb´âd-ısemâvîsinde,

'Yorulan didelerin hâneden insin de,

'Bu mücevher parçasının gökyüzü gibi sonsuz uzaklıklarında

'Yorulan gözlerin toprağa neden insin de,

- In the sky-like distances eternal of this jewel piece

- Why would your tiring eyes get down onto the soil and,

örnek osmanlıca مقدمة

Levse dalsın yeniden? Etme, yazıktır, olmaz;

'Garbatevcîhediver, gel onu sen şimdi biraz:

'Pisliğe dalsın yeniden? Etme, yazıktır, olmaz;

'Batıya döndür gözlerini sen şimdi biraz:

- Sink into the dirt again? Please don’t, please have mercy:

- Please, now look to the west a little more:

örnek osmanlıca مقدمة

Dur da Ma´bûd´una yükselmek için ilme basan

'Ma´bedin hâlini gör, işte serâpâ iman!

'Dur da Yaratıcısına yükselmek için ilme basan

'Mabedin hâlini gör, işte baştan başa iman!

- Stop and look at the sanctuary trying to reach his creator

- Trying to reach by stepping the knowledge, that’s the pure, complete belief.'

örnek osmanlıca مقدمة

'Yüce dağlar gibi, âfâka döşerken sâye,

'O, bekâdan daha câzib kesilen, âbediye,

'Yüce dağlar gibi, ufuklara yayarken gölge,

'O, bekadan daha çekici kesilen âbideye,

'- Spreading the shadows as the holy mountains,'- That the most beautiful of the eternity that the monument,
örnek osmanlıca مقدمة

'Bir nazar, zevk-i bedi´inin yeter tatmîn...

'Durma öyleyse, urûc et o ziyâ âlemine.'

'Bir göz atmak estetik zevkini tatmine yeter...

'Öyleyse durma, yüksel o ışık âlemine.

- Just a glance is enough to have all the joy of esthetic…

- Then don’t you stop, rise up to the world of light.

örnek osmanlıca مقدمة

O ziyâ âlemi bilmez ki karanlık ne demek?'

O semâvî yuva kirlenmedi, kirlenmiyecek.

'O ışık âlemi bilmez ki karanlık ne demek?

'O semavî yuva kirlenmedi, kirlenmeyecek.

- That the world of light doesn’t know what the darkness means!

- That sky-like lair never got dirty, and never will be.

örnek osmanlıca مقدمة

Onu i´lâ eden etmiş ebediyyen i´lâ.

'Etse dünyâları tûfan gibi levs istîlâ,

'Onu yükselten sonsuza dek yükseltmiş.

'Pislik dünyalara tufan gibi yayılsa,

- The one, who raised it up, raised it up to eternity.

- As much as the dirt covers all the world,

örnek osmanlıca مقدمة

Bu, semâlarda yüzen, şâhikanın pâk eteği,

Karşıdan seyredecektir o taşan mezbeleyi.

Bu, göklerde yüzen zirvenin temiz eteği,

Karşıdan seyredecektir o taşan mezbeleyi.

- This, as the pure skirt of the top of the swinging above the sky,

- Will watch the flooding dirt from the opposite side.

örnek osmanlıca مقدمة

Yerin altında sinen zelzeleler fışkırsın;

Yerin üstünde ne bulduysa devirsin, kırsın;

Yerin altında sinen zelzeleler fışkırsın;'

Yerin üstünde ne bulduysa devirsin, kırsın;

örnek osmanlıca مقدمة

Hakkı son sadmei kahrıyle bitirsin isyan;'

Edebin şimdiki ma´nâsına densin "hezeyan´;

Hakkı son yıkıcı darbesiyle isyan bitirsin;

Edep için şimdi bir "saçma söz" denilsin,

'- Let it finish the rebellion with his last destroying hit;
''''''''''''''''''- Now the decency is called the “nonsense”,
örnek osmanlıca مقدمة
Kalmasın, hâsılı, altüst olarak hissiyyât,

Ne yüreklerde şehâmet, ne şehâmette hayât;

Kalmasın, kısacası, altüst olarak duygular,

Ne yüreklerde yiğitlik, ne yiğitlikte hayat;

- Let it not stay as the confused feelings,

- Neither the bravery in the hearts, nor the life in the bravery;

örnek osmanlıca مقدمة

Yine kürsî-i mehîbinde Süleymâniyye,

Kalacak doğruluğun yerdeki tek yurdu diye.

Yine görkemli kürsüsünde Süleymaniye,

Kalacak, doğruluğun yerdeki tek yurdu diye.

- There it is, Süleymaniye, in its great stand,

- It will stay as the only land of the truth on the earth.

örnek osmanlıca مقدمة
Yıkılır birgün olur mahkemeler, ma´bedler;

En temiz yerleri en kirli ayaklar çiğner;

Yıkılır bir gün olur mahkemeler, mabedler;

En temiz yerleri en kirli ayaklar çiğner;

- Get destroyed the courts one day, and turn into sanctuaries;

- Only the dirty steps pass over the only pure lands;

örnek osmanlıca مقدمة
'Beşeriyyet yeni bir din tanıyıpilhâdı,'Beşerin hâfzzasındavn silinir Hakk´ın adı;
İnsanoğlu yeni bir din gibi görüp dinsizliği,

İnsanın hafızasından silinir Hakk'ın adı;

- As they, the mankind, considers the atheism as a new religious,

- The name of the god gets erased in their minds;

örnek osmanlıca مقدمة

Gömülür hufre-i târîhe meâlî...

LâkinYine tek bir taşı düşmez şu Hudâlânesinin;

Gömülür tarihin çukuruna yücelikler...

Lakin Yine tek taşı düşmez bu Allah yuvasının;

- Sinks into the deepest of the history all the greatnesses…

- However, the only stone of the nest of Allah never falls;

örnek osmanlıca مقدمة

Yine insanlığa nâ-mahrem olan bîgâne,

Bu harîmin ebediyyen, giremez sînesine;

Yine insanlıktan mahrum kalmış kayıtsızlar

Bu kutsal yerin koynuna sonsuza dek giremez;

- The feckless again lack the humanity

- It can’t ever get beside to the sacred place;

örnek osmanlıca مقدمة

Yine yâdındaki Mevlâ yı şu dört taneminâr,

Kalbe merbût birer dil gibi eyler ikrâr;

Yine hatırasındaki Mevla'yı şu dört tane minare,

Kalbe bağlı birer dil gibi tasdik ve kabul eder.

- Again the god in the memorials of those four minarets,

- They accept it as the tongue tied up to the heart.

örnek osmanlıca مقدمة
Yine mâzîye gömülmez bu muazzam çehre:

Leş değildir ki atılsın o umûmi kabre!

Yine geçmişe gömülmez bu azametli çehre:

Leş değildir ki atılsın o umumi mezara!

- Again the magnificent face, can’t be buried into the past

- It’s not a corpse to throw it into a publicly-opened graveyard!

örnek osmanlıca مقدمة
Şimdi ey sevgilikâri ; azıcık vaktin eğer,

Varsa -memnun olacaksın - beni ta´kîb ediver.

Şimdi ey sevgili okuyucu, azıcık vaktin eğer,

Varsa -memnun olacaksın- beni takip ediver.

- Now, dearest reader, if you’ve got some time,

- You’ll be pleased, please follow me.

örnek osmanlıca مقدمة
Gireriz koynuna, düşsek bile şâyed yoıgun,

Karşıdan baktığımız heykel-i nûrânûrun.

Gireriz koynuna, düşsek bile şayet yorgun,

Karşıdan baktığımız o nur dolu âbidenin.

- Although we get tired, we get in the bed of

- The monument full of light which we look at from the opposite side.

örnek osmanlıca مقدمة
Göreceksin: O harîmin ebedîzıllinde,

San´atın rûhunu seyyâl bulut şeklinde.

Göreceksin: O kutsal yapının ebedi gölgesinde,

Sanatın ruhunu akıp giden bulut şeklinde.

- You’ll see: In the eternal shadow of that sacred monument,

- Sliding as a cloud the soul of the art,

örnek osmanlıca مقدمة
"Gördüğüm var... " deme! Gel bir de berâber görelim.

Nereden? Haydi şadırvan kapısından girelim:

"Gördüğüm var..." deme! Gel bir de beraber görelim.

Nereden? Haydi şadırvan kapısından girelim:

- Never tell you’ve seen it! Come and let’s just look at it together once.

- From where?

Let’s get in by the door of the fountain:

örnek osmanlıca مقدمة
Bir musanna´ kemer" üstünde kurulmuş 'Tevhîd;'Daha üstünde bir âyet ki: Hudâ´dante´yîd,
'Sanatkârane bir kemer, üstüne yazılmış 'Tevhid; Daha üstünde bir ayet ki:
- An arch so artful, written upon the “Tevhit”(There is no god, but Allah)
örnek osmanlıca مقدمة
Emr-i mevkût-i salâtın bize kat´iyyetine.

Şöyle bir baktı mı insan, kapının hey´etine,

Doğrulamakta Allah'ın

Kesin bir emri olduğunu bize beş vakit namazın.

Şöyle bir baktı mı insan, kapının görünüşüne,

Such a verse that: Validates the definite order of Allah

- The definite order of praying in five times a day.

- When a man had a glance over the appearance of the door,

örnek osmanlıca مقدمة
Evvelâ her iki yandan oluyor çehre-nümûn:

Mütenâzır iki mihrâb, iki âzâde sütûn.

Evvela her iki yandan yüzünü göstermekte:

İki bağımsız sütun gibi simetrik iki mihrab.

- First, it shows both sides of its face:

- Like a two independent column symmetrical two altars.

örnek osmanlıca مقدمة
Sonra göz yükseliyor doğru yarım kubbelere

Ki dayanmış biri sağdan biri soldan kemere.

Sonra göz yükseliyor doğru yarım kubbelere,

Ki dayanmış biri sağdan, biri soldan kemere.

- Then the eye rises up to the domes half,

- The arch’s leaned upon by the left and right.

örnek osmanlıca مقدمة

İstalaktitle donanmış o hazin sîneleri,

Okşayıp nûr-i nazar, geçti mi artık ileri,

İstalaktitle donanmış o hüzünlü sineleri,

Okşayıp bakışlarının ışığı, geçti mi artık ileri,

- Equipped with stalactite the sad-breasts,

- Touching the glance of the light, it passed ahead,

örnek osmanlıca مقدمة
Geliyor kısmen açılmış iki heybetli kanat,

Kite´ârîci, telâfifi ne müdhiş san´at!

Geliyor kısmen açılmış iki görkemli kanat,

Ki kıvrıntı ve girintileri ne müthiş sanat!

- Here it comes, the two half-opened splendid wings,

- How wonderful the art with the folded alcove!

örnek osmanlıca مقدمة

Sankim evlâmütefekkir, kocaman bir beyni,

Açıvermiş bize göstermek için her yerini.

Sanki daha iyi bir düşünür, kocaman bir beyni, Açıvermiş bize göstermek için her yerini.
- As if a huge brain which belongs to a great philosopher,

- Is just opened to show us all the way.

örnek osmanlıca مقدمة
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.