Yenişehir Wiki
Advertisement
Süleymaniye Kürsüsünde 3 ' Mehmet akif ersoy.jpgBayrak.gifSuleymaniye.jpg
Mehmet Akif Ersoy
Süleymaniye Kürsüsünde 5
Disambig.svg Bakınız: Süleymaniye Kürsüsünde 4/1 , Süleymaniye Kürsüsünde 4/2 , Süleymaniye Kürsüsünde 4/3 , Süleymaniye Kürsüsünde 4/4 , Süleymaniye Kürsüsünde 4/İngilizce , Süleymaniye Kürsüsünde 4/Osmanlıca , Süleymaniye Kürsüsünde 4/Farsça , Süleymaniye Kürsüsünde 4/Arapça

Safahat kitapları: Birinci Kitap Safahat, İkinci Kitap Süleymaniye Kürsüsünde(1912) -Üçüncü Kitap Hakkın Sesleri(1913) - Dördüncü KitapFatih Kürsüsünde (1913) - Beşinci Kitap Hatıralar (1917) -Altıncı Kitap Asım (1924) Yedinci Kitap Gölgeler (1933) - Safahat Dışında kalmış Şiirler

(Süleymaniye Kürsüsünde 32 kb.büyük olduğu için 10 bölüme ayrılmıştır.)

1'lü Tablo Sunumu[]

Süleymaniye Kürsüsünde

Sizde hiç böyle değil, belki tamâmen aksi:

En fenâ bir cereyan gösteriyor en iyisi.


Müslüman unsuru az çok uyanıktır orada;

Biz de ancak bunu tezyîd ediyorduk arada.


Parasızlıktı bidâyette işin korkulusu;

Ağniyâ altını bezletti etekler dolusu...


Açtık oldukça güzel medreseler, mektepler;

Okuyup yazmayı ta´mîme çalıştık yer yer,


Tatarın yüzde bugün altmışı hakkıyle okur;

Rusların halbuki nisbetleri gâyetdûndur.


Ağniyâ, zannederim, sizde de az çok olacak..

Şu kadar var ki, çürük tahtaya basmazlar ayak!


Fukarânız kılıyor, aklına geldikçe namaz;

Ağniyânızda da, hiç yoksa, zekât olsa biraz.


Şöyle dursun bu temennîye kulak vermeleri,

Sadr-ı a´zam paşanız fitre alır, sunsa biri!


Sonra zenginlerimiz: "Haydi gidin, fen getirin.

Diye, her isteyenin şahsına bilmem kaç bin


Ruble tahsis ile sevkeylediler Avrupa´ya;

Pek fedâkâr idi hemşehrilerim doğrusu ya.


Bu giden kâfileden birçoğu cidden tahsîl

Ederek döndü. Fakat geldi ki üç beş de sefil,


Telvî Hepsinin nâmını se bihakkın yetti...

Gönderenler ne peşîmân oluyorlar şimdi!


Hiç unutmam ki, cömerdin biri, hem zengin adam,

Beni yüzdürdü nihâyette şu sözlerle: İmam,


Günde on kere gelip istediniz, hep verdim.

Yine vermezsem eğer millet için, nâ-merdim.


Yalınız, ehline gitsin bu emekler... Olur a,

İş bizim Avrupa yârânına benzer sonra!


Hâli ıslâh edecekler, diyerek kaç senedir,

Bekleyip durduğumuz zübbelerin tavrı nedir?


Geldi bir tânesi akşam, hezeyanlar kustu!

Dövüyordum, bereket versin, edebsiz sustu.


Bir selâmet yolu varmış... O da neymiş: Mutlak,

Dîni kökten kazımak sonra, evet Ruslaşmak!


O zaman iş bitecekmiş... O zaman kızlarımız

Şu tutundukları gâyet kaba, pek mâ´nâsız


Örtüden sıyrılacak... Sonra da erkeklerden,

Analık ilmini tahsil edecekmiş... Zâten,


Müslümanlar o sebepten bu sefâlette imiş

Ki kadın "sosyete" bilmezmiş, esârette imiş!


Din için, millet için iş görecek alçağa bak

Dîni pamal edecek milleti Ruslaştıracak!


Bunu Moskof da yapar, şimdi rızâ gösterelim,

Başka bir ma´rifetin varsa haber ver görelim!


Al okut, Avrupa tahsîli desinler, gönder,

Servetinden bölerek nâ-mütenâhî para ver;


Sonra bir bak ki: Meğer karga imiş beslediğin!

Hem nasıl karga? Değil öyle senin bellediğin!


Sâde bir fuhşumuz eksikti, evet, Ruslardan...

Onu ikmâl ediverdik mi, bizimdir meydan!


Kızımın iffeti batmakta rezîlin gözüne...

Acırım tükrüğe billâhi, tükürsem yüzüne!


Demiş olsaydı eğer: Kızlara mektep lâzım...

Şu kadar vermelisin Kahrolayım kaçmazdım.


Elverir sardığımız bunları halkın başına...

Ben mezârımda huzûr istiyorum, anladın a!


Biraz insâfa gelin, öyle ya artık ne demek?

Zengin olduk diye, lâ´net satın almak mı gerek?


İşte biz böyle didinmekte, çalışmakta iken,

Bir sabah üç tanıdık seslenerek pencereden,


Dediler: "Şimdi hükûmet basacak matba´anı...

Durmanın vakti değildir. Hadi kaldır tabanı!


Bir işâretle çocuklar çekilip tâ geriye,

Daldılar hepsi birer sesleri çıkmaz deliğe.


Onların nevbeti geçmiş, sıra gelmişti bana

Yolu tuttum yalnız doğruca Türkistan´a.


Gece gündüz yürüdüm bulmak için Taşkent´i;

Geçtiğimiz yerleri ta´dâda mahal yok şimdi.


Uzanıp sonra Buhârâ´ya, Semerkand´e kadar;

Eski dünyâda bakındım ki ne âlemler var?


Sormayın gördüğüm âlemleri, hiç söylemeyim

Yâdı temkînimi sarsan da kan ağlar yüreğim.


O Buhârâ, o mübârek o muazzam toprak;

Zilletin koynuna girmiş uyuyor müstağrak!


İbn-i Sînâ´ları yüzlerce doğurmuş iklîm,

Tek çocuk vermiyor âguşuna ilmin, ne akîm!


O rasad-hâne-i dünyâ, o Semerkand bile;

Öyle dalmış ki hurâfâta o mâzîsiyle:


Ay tutulmuş, "Kovalım şeytanı kalkın!" diyerek,

Dümbelek çalmada binlerce kadın, kız, erkek!


Bu havâlîde cehâlet ne kadar çoksa, nifâk,

Daha salgın, daha dehşetli... Umûmen ahlâk


Pek bozuk az gelecek nâmütenâhî düşkün!

Öyle murdârını görmekte ki insan fuhşün


Bırakın söylenemez: Mevki´imiz camü´dir;

Başka yer olsa da tafsile hayâ mâni´dir.


Ya ta´assubları? Hiç sonra, nasıl maskaraca?

O, uzun hırkasının yenleri yerlerde, hoca,


Hem bakarsın eşi yok dîne teaddîsinde,

Hem ne söylersen olur dîni hemen rencîde!


Milletin hayrı için her ne düşünsen, Bid´at:

Şer´i tagyîr ileterzîl ise hâşâ sünnet!


Ne Hudâ´dan sıkılırlar, ne de Peygamber´den.

Bu ilimsiz hocalardan, bu beyinsizlerden,


Çekecek memleketin hâli ne olmaz, düşünün!

Sayısız medrese var gerçi Buhârâ´da bugün...


Safahat logo.jpg

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Advertisement