FANDOM


Saffat Suresi/114-138- Saffat Suresi/Elmalı/114-138 Saffat Suresi/139-182 Sad Suresi/1-14- Sad Suresi/Elmalı/1-14
Önemli!!! düzenlenen sayfalar ayn harfli fasılalara kadar yapılması gerekmektedir. Elmalı Tefsiri (Orjinal)
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
İngilizce Meali (M. Pickthall )
And lo! Jonah verily was of those sent (to warn)
Hani bir vakıt dolu gemiye kaçmıştı,
Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
When he fled unto the laden ship,
kur'a çekmişti de kaydırılanlardan olmuştu
(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
And then drew lots and was of those rejected;
Derken kendisi balık yuttu melâmette idi
Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
And the fish swallowed him while be was blameworthy;
Eğer çok tesbih edenlerden olmasa idi
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
And had he not been one of those who glorify (Allah)
Her halde ba'solunacakları güne kadar onun karnında kalırdı
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
He would have tarried in its belly till the day when they are raised;
Hemen biz onu alana attık hasta idi
Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.
Then We cast him on a desert shore while he was sick;
Ve üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik
Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
And We caused a tree of gourd to grow above him;
Ve onu yüz bine Resul gönderdik ve hattâ artıyorlardı
Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
And We sent him to a hundred thousand (folk) or more
O vakıt ona iyman ettiler de onları bir zamana kadar istifade ettirdik
O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
And they believed, therefor We gave them comfort for a while.
Şimdi sor o seninkilere: rabbına kızlar, onlara oğullar öyle mi?
Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?
Now ask them (O Muhammad): Hath thy Lord daughters whereas they have sons?
Yoksa biz Melâikeyi dişi yaratmışız da onlar şâhid mi bulunuyorlarmış?
Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
Or created We the angels females while they were present?
Ha!.. onlar şübhesiz ki yalancıdırlar
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
Lo! it is of their falsehood that they say:
«Allah doğurdu» derler ve elbette bunlar yalancıdırlar
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
Allah hath begotten. And lo! verily they tell a lie.
Kızları oğullara tercih mi etmiş?
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
(And again of their falsehood): He hath preferred daughters to sons
Nah sizlere! nasıl hukmediyorsunuz?
Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?
What aileth you? How judge ye?
Hiç demi düşünmezsiniz?
Hiç düşünmüyor musunuz?
Will ye not then reflect?
Yoksa sizin için açık bir ferman mı var?
Yoksa sizin için açık bir delil mi var?
Or have ye a clear warrant?
O halde getirin kitabınızı sadıksanız
O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
Then produce your writ, if ye are truthful.
Bir de onunla Cinler beyninde bir neseb uydururlar. Celâlim hakkı için Cinler bilirler ki onlar ihzar olunacaklardır
Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
And they imagine kinship between him and the jinn, whereas the jinn know well that they will be brought before (Him).
Münezzeh sübhan o Allah onların isnad ettikleri vasıflardan
Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
Glorified be Allah from that which they attribute (unto Him),
Lâkin Allahın ıhlâs ile secilen kulları başka
Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
Save single minded slaves of Allah.
Çünkü siz ve taptıklarınız
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
161. Lo! verily, ye and that which ye worship,
Ona karşı kimseyi meftun edemezsiniz
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
162. Ye cannot excite (anyone) against Him
Meğer ki Cahîme saldıran olsun
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Save him who is to burn in hell.
Bizden ise her birimiz için bir makamı ma'lûm vardır
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
There is not one of Us but hath his known position.
Ve biz elbette biz o saf dizenleriz
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
Lo! We, even We are they who set the ranks.
Ve biz elbette biz o tesbih edenleriz
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
Lo! We, even We are they who hymn His praise
Ve gerçek avvel şöyle diyorlardır:
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
And indeed they used to say:
«eğer yanımızda evvelkilerinkinden bir zikrolsa idi
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
If we had but a reminder from the men of old
Her halde Allahın ıhlâs ile seçilmiş kullarından olurduk
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
We would be single minded slaves of Allah.
Fakat şimdi ona küfrettiler, artık ileride bilecekler
Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
Yet (now that it is come) the, disbelieve therein: but they will come to know.
Celâlim hakkı için risaletle gönderilen kullarımız hakkında şu kelimemiz sebkat etmiştir:
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir:
And verily Our word went forth of old unto Our bondmen sent (to warn)
«Onlar elbette onlar muhakkak muzaffer olacaklardır
"Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır
That they verily would be helped,
Ve elbette bizim askerlerimiz mutlak onlar galib geleceklerdir»
ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
And that Our host, they verily would be the victors.
Onun için yüz çevir de onlardan bir zamana kadar
Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
So withdraw from them (O Muhammad) awhile,
Gör onları: yakında görecekler
Onlara (inecek azabı) gözetle .Yakında onlar da göreceklerdir.
And watch, for they will (soon) see.
Ya şimdi bizim azâbımızıiviyorlar?
Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Would they hasten on Our doom?
Amma onların sahasına indiği vakıt ne fenadır o acı haber verilenlerin sabahı!...
Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!
But when it cometh home to them, then it will be a hapless morn for those who have been warned.
Yine sen yüz çevir de onlardan bir zamana kadar
Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Withdraw from them awhile
Gör, yakında görecekler
(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
And watch, for they will (soon) see.
Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
Glorified be thy Lord, the Lord of Majesty, from that which they attribute (unto Him)
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
And peace be unto those sent (to warn).
And praise be to Allah, Lord of the Worlds!
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET




|

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.