FANDOM


Saffat Suresi/1-21- Saffat Suresi/Elmalı/1-21 Saffat Suresi/22-74 Saffat Suresi/75-113- Saffat Suresi/Elmalı/75-113
Önemli!!! düzenlenen sayfalar ayn harfli fasılalara kadar yapılması gerekmektedir. Elmalı Tefsiri (Orjinal)
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
İngilizce Meali (M. Pickthall )
Toplayın mahşere o zulmedenleri ve eşlerini ve Allahdan başka taptıkları şeyleri
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
(And it is said unto the angels): Assemble those who did wrong, together with their wives and what they used to worship
Toplayın da götürün onları sırata; Cehennem köprüsüne doğru
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
Instead of Allah, and lead them to the path to hell;
Ve tevkıyf edin onları, çünkü sor guya çekilecekler
Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.
And stop them, for they must be questioned.
Ne oldu sizlere yardımlaşmıyorsunuz?
(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)
What aileth you that ye help not one another?
Hayır bu gün onlara teslim olmuşlardır
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Nay, but this day they make full submission.
Ve ba'zısına dönmüş soruyorlardır:
Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
And some of them draw near unto others, mutually questioning.
Siz diyorlardır: bize sağdan gelir dururdunuz
Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
They say: Lo! ye used to come unto us, imposing, (swearing that ye spoke the truth).
Yok, diyorlardır: siz inanmamıştınız
(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
They answer: Nay, but ye (yourselves) were not believers.
Ve bizim size karşı cebredebilecek bir saltanatımız yoktu, fakat siz azmış bir kavm idiniz
"Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
We had no power over you, but ye were wayward folk.
Onun için üzerimize rabbımızın kavli Bağlantı başlığıhakk oldu, her halde hepimiz tadacağız
"Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
Now the Word of our Lord hath been fulfilled concerning us. Lo! we are about to taste (the doom).
Evet biz sizi kışkırttık, çünkü biz azgındık
"Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
Thus we misled you. Lo! we were (ourselves) astray.
O halde hepsi o gün azâbda müşterektirler
O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
Then lo! this day they (both) are sharers in the doom.
İşte biz mücrimlere böyle yaparız
İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
Lo! thus deal We with the guilty.
Çünkü onlar «la ilahe illallah» denildiği zaman kafa tutuyorlardı
Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
For when it was said unto them, There is no god save Allah, they were scornful
Ve «hiç biz mecnun şâır için ilâhlarımızı bırakır mıyız?» diyorlardı
Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.
And said: Shall we forsake our gods for a mad poet?
Hayır o hakk ile geldi ve bütün Peygamberleri tasdık eyledi
Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
Nay, but he brought the Truth, and he confirmed those sent (before him).
Elbette siz o elîm azâbı tadacaksınız
Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
Lo! (now) verily ye taste the painful doom
Maamafih başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalanacaksınız
Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
Ye are requited naught save what ye did
Müstesnâ ancak Allahın ıhlâs verilmiş kulları
Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
Save single minded slaves of Allah;
Onlar için bir «ma'lûm rızık» var
İşte onlar için belli bir rızık vardır.
For them there is a known provision,
Meyveler, ve onlar hep ikram olunurlar
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
Fruits..And they will be honoured
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
In the Gardens of delight,
Karşılıklı tahtlar üzerinde
(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
On couches facing one another
Maînden bir ke's ile üzerlerine pırlanılır
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
A cup from a gushing spring is brought round for them,
Bembeyaz, içenlere lezzet
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
White, delicious to the drinkers,
Onda ne bir gaile vardır, ne de başlarına vurur
Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
Wherein there is no headache nor are they made mad thereby.
Yanlarında iri gözlü nazarlarını kasretmiş nazenînler
Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
And with them are those of modest gaze, with lovely eyes,
Sanki saklı yumurtalar
Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
(Pure) as they were hidden eggs (of the ostrich).
Derken ba'zısı ba'zısına dönmüş soruyorlardır:
Derken birbirine dönüp sorarlar:
And some of them draw near unto others, mutually questioning.
İçlerinden bir söyliyen «benim der: bir karînim vardı
İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."
A speaker of them saith: Lo! I had a comrade
Derdi: sen cidden inananlardan mısın?
Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"
Who used to say: Art thou in truth of those who put faith (in his words)?
Öldüğümüz de bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz vakıt hakıkaten biz cezalanacak mıyız?»
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"
Can we, when we are dead and have become mere dust and bones, can we (then) verily be brought to book?
Nasıl der bir bakıştırır mısınız:
"Siz onu tanır mısınız?" der.
He saith: Will ye look?
Derken bakmış onu tâ Cehennemin ortasında görmüştür
Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
Then looketh he and seeth him in the depth of hell.
Tallahi, der: doğrusu sen az daha beni helâk edecektin
Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."
He saith: By Allah, thou verily didst all but cause my ruin,
Rabbımın ni'meti olmasa idi ben de bu ihzar edilenlerden olacaktım
"Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."
And had it not been for the favour of my Lord, I too had been of those haled forth (to doom).
Nasılmış bak? Biz ölecek değiliz
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
58. Are we then not to die
ilk ölümümüzden başka. Ve biz muazzeb değiliz
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
Saving our former death, and are we not to he punished?
Bu işte hiç şübhesiz o büyük murad, büyük kurtuluş
İşte bu büyük kurtuluştur.
Lo! this is the supreme triumph.
Böyle bir murad için çalışsın çalışan erler
Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
For the like of this, then, let the workers work.
Nasıl bu mu hayırlı konmak için yoksa o zakkum ağacı mı?
Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?
Is this better as a welcome, or the tree of Zaqqam?
Ki biz onu zalimler için bir fitne kılmışızdır
Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
Lo! We have appointed it a torment for wrong doers.
O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
Lo! it is a tree that springeth in the heart of hell
Tomurcukları Şeytanların başları gibidir
Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
Its crop is as it were the heads of devils
Her halde onlar ondan yiyeceklerdir. Yiyecekler de ondan karınlarını dolduracaklardır
Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
And lo! they verily must eat thereof, and fill (their) bellies therewith.
Sonra üzerine onların hamîmden bir haşlamaları vardır
Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.
And afterward, lo! thereupon they have a drink of boiling water
Sonra da dönümleri şübhesiz ki Cehennemedir
Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
And afterward, lo! their return is surely unto hell.
Çünkü onlar babalarını dalâlette buldular
Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
They indeed found their fathers astray,
Şimdi de onların izlerince koşturuyorlar
Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.
But they make haste (to follow) in their footsteps.
Hakıkat onlardan evvel eskilerin ekserisi dalâlette idi
Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.
And verily most of the men of old went astray before them,
Celâlim hakkı için içlerinde inzar edici Peygamberler de gönderdik
Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.
And verily We sent among them warners.
Sonra da bak o inzar edilenlerin akıbeti nasıl oldu?
Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
Then see the nature of the consequence for those warned,
Ancak Allahın ıhlâs ile seçilen kulları başka
Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
Save singled minded slaves of Allah.
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET




|

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.