FANDOM


Elhamdü lillâhillezi eyyidül islâmi biricâlin kaamu alâ sakîn vahldu ve ittifak vessalâtu vesselâmu alâ seyyidina Muhammedillezi refea an ûmmetihin nifâku veşşikak ve alâ âllhi veasnabihillezi içtehidu fi sebllihi bilvifak.

(Amma b'ad) Edit

Sebebi tahriri kitabı meyamin nisâb oldur ki cümlenin velinimeti olan Devleti Aliyei Osmaniye Saltanatı Muhammediye olup bâavni Hazreti Huda ibtidai zuhurundan ilâ yevminâ hazâ mazhar olduğu fütuh ve galibiyet ve şanu şevket ittihad ve ittifak ve ref'i nefsaniyet ve şikak ile hâsıl olduğu varestei kaydı işaret iken bir müddetten beru iktizai gerdişi cerhi gerdan ile şirazei eczai nizam perişan ve vükelâi devlet beyninde ve taşra memalik hanedanları meyanında esbabı şittadan nâşi nefsaniyet ve şikak hâlâtı nümayân olmak mülabesesi ile Saltanatı Seniye'nin kuvveti sureti teşettüte mübeddel ve dâhilen ve haricen nüfuzu muhtel ve bu halet bâyü gedâ ve alâ ve edna hakkına yâni umumen Milleti Beydai Ahmediye'ye murisi vehnü halel olmağla refte refte ne sureti keriheyr müntec olduğu ve bigayri hakkın vaki olan fezâyihi mâlûme takribiyle esası saltanat münderis olmak rütbesine vardığı itiraf kerdei sıgaru kibar olup (fa'tebirû yâ ulil ebsar) nassı celilüşşanı üzere sevâbıkı muamelâttan ahzı ibret ve deaimi nizamı dinp devleti ikame ve ihyal kelimettullahilulyâ niyeti hayriyesiyle bu teşettütûn ittifaka tebdiline ve ol veçhile Devleti Aliye'nin kuvveti kâmilesi esbabını istihsal ve izhara bezli makderet eylemek uhdei diyanet ve zimmeti sadakate mütehattim ve vacib olduğunu cümlemiz derkü iz'an birle mecalisi müteahhide akdolunarak cümlemiz yekvücûd ve ittlhad ve ittifak ileihyai dinü devlete sârifi vüs'u mechûd olup ikmâli kuvveti ve mevaddı sairel mülkiyeyi müzakere ve zevabıtı hasenesini şiraze bendi istişare ettiğimize mebni işbu ittifak şeraitini dahi berveçhi âti senede rabt ve tevsik etmişizdir.

Şart-ı evvel: Edit

Şevketlû mehabetlû velinimeti âlem velinimetimiz efendimiz hazretleri kutbi dairei devleti ebed müddet olmalarıyla gerek zâtı şevket simatı mülükânelerine ve gerek teşyidi bünyanı Saltanatı Seniyelerine Hazreti Rabbelâleminln lütfü ihsanına istinad ve imdadı ruhaniyeti Cenabı Risaletpenâhiye tevessülen cümlemiz müteahhid ve zâmin olup vakfen mlnel evkaat gerek vüzera ve ulema ve rical ve gerek hanedanan ve gerek bilcümle ocaklar taraflarından kavlen ve fiilen, sırren ve alenen bir gûna ihatıet ve hilafı emrü rıza tavru hareket zuhur ederse bâdettahkik cesaret edenin te'dip ve ibret kılınmasına dâhileri ve haricen cümlemiz bilittifak ikdam ve gayret edüp bu maddede müsamaha zuhur ederse anın dahi bilittifak te'dip ve tenkiline ciddi tâm oluna ve bu dairei ittifaka dahil olmayan bulunur ise cümlemiz ana davacı olup kavlen ve fiilen şartı ittihada riayet eylemesine ve dahil olmasına cümlemiz tarafından cebroluna. Velhasıl Şevketmeâb Efendimizin gerek zâtı hümâyunlarına ve gerek mülk ve kuvveti Saltanati Senjye ve evamiri aliyelerinin ve merazii aliyelerinin muhafazasına ve fesat ve ihanetten vikayesine mâlen ve bedenen cümlemiz umumen taahhüd ve tekeffül edüp kendûlerimiz hayatta oldukça zatlarımız ve hayatta olmadıkça evlâd ve hanedanlarımız zâmin ola ve bu veçhile cümle hakkında hüsni teveccüh Hazreti Padişâhi derkâr olmağla ifai levazımı şükrgozari ve hidmetkâriye aleddevam sarfi yârâi liyâkat kılına,

Şart-ı sani: Edit

Devleti Aliye'nin bekası ve kuvvet ve şevketinin tezayüdü cümlemizin zat ve hanedanlarımıza mabihilbekâ olduğuna binaen cümlemiz beyninde bilmüzakefe karar verildiği üzere tezayüdi kuvveti saltanat için Memallki Hakaniye'den tahriri' tertlb olunan asakir ve neferatın mecalisi müzakeratta verilen nizam mucibince devlet askeri olarak tahrir ve tekmiline ve aleddevam bekasına cümlemiz sayii ikdam edüp nizam ve rabıtalarına dâhilen ve haricen mecmu'i erkân ve hademe ve hanedan ciddi tam eyliyeler ve işbu asakir tertibi maddesini kıvamı' dinü devlet içün İttifakı ârâ ile karar bulmuş olduğuna mebni inkılâbı zaman ile bu hüsrandır yahut şöyledir böyledir deyu tahriki erbabı fesad ve hased ile tağyirini kimesne tecviz eder ve ocaklar tarafından itiraz ve muhalefet olunursa cümlemiz aleddevam davacı olup takbih ve feshü tağyirine cesaret değil fethi şefe edeni hain bilüp alelittifak te'dip ve def u ref'ine cümlemiz ikdam ve gayret eyliye ve bu babda birimiz muhalefet eylemiye ve Devleti Aliye'nln her ne taraftan olursa olsun düşmeni zuhurunda umûmin mukabelesine sür'ati azimet def'ü tenkiline sarfı makderet etmek esası nizamdan olmağla bu usulün bir vakitte mugayiri hareket vaki olmaya.

Şart-ı salis: Edit

Kıvam ve feri saltanat cümlemizin akdemi âmâli olup bu babda alelittifak gayret eylemeğe müteahhid olduğumuza mebni tezayüdi kuvvet içün teksiri askere ikdamımız misillü gerek Beytülmâli müslimin'in ve gerek varidatı Devleti Aliye'nin muhafazasına müteahhid olup mahallerinden tahsil ve tediyesine ve telef ve haşarattan vikayesine ve evâmiri Padişahî'nin infaz ve icrasına ve herkim muhalefet ve ademi itaat ederse bilittifak tedibine cümlemiz müteahhid ve mütekeffil olmağla bu usûle daima riayet oluna.

Şart-ı râbi: Edit

Devleti Aliye'nin ötedenberi usûlü nizam ve kanunu kâffei emrü neyhi Padişahî hariç ve dahil cümle erkânı vükelâya Makamı Vekâleti Mutlaka'dan sudur etmek sureti olmağla bâd'ezin herkes büyüğünü bilüp vazifesinden hariç umura tasaddi eylemiye. Ve kâffei emrü nehiy Makamı Sadareti Uzma'dan sudur eyliyen ve ol emrü nehiy mahzâ emr ü neyhi Padişahî olmağla hilâfına kimesne cesaret eylemiye ve her kim umurundan hariç memuriyeti olan maslahattan ziyade aharın memuriyetine tasaddi eder ise cümlemiz davacı olup filân maslahat filânın memuriyeti iken filân zat şu vech ile müdahale etmiş deyû ol memuriyetten ref olunmasına ve taarruzâtın alelûmum refiyle her umur Makamı Vekâleti Mutlaka'ya arzü istizan olunarak emrü reyi Sadaret penâhl üzere hareket olunmağa cümlemizin taahhüdünden başka Makamı Sadareti Uzmadan dahi hilafı kanun ve muhilli taahhüd irtikâb ve irtişa ve gerek taşraya ye gerek umuru dahiliyeye müteallik Devleti Aliyeye acilen ve acilen muzır olacak sair gûna mekârihe ibtidar olunur ise cümlemiz davacı olup bilittifak men'ine ikdam eylemimiz şart ola ve men'ini bana söylediler diye ol vekili mutlak söyleyenlerden birisine azvi mûfteriyât ile nefsaniyet eder ise anın dahi men'ine ve muhafazasına cümle tarafından taahhüd olunmağın bunlara dahi dâima müraat oluna.

Şart-ı hâmis: Edit

Zâti Hümayûn'un ve kuvveti Saltanatın ve nizamı devletin muhafazasına cümlemiz kefil ve müteahhid olduğumuz misillû gerek memalik hanedanları vücutlunun Devleti Aliye'den ve gerek dahilde olan rical ve erkânı devletin birbirinden emniyeti şartı a'zam ve tahsili emniyet ve itminan dahi cümlenin ittihad ve ittifakıyla birbirlerine kefalet ve zımana mütevakkıf idüğû emri gayri mübhem olmağla dairei ittifaka dahil olan gerek hanedan ve âyân ve gerek vükelâ ve rical birbirlerinin zâtına ve hanedanına kefil ve zamin ola. Şöyle ki: hanedanlardan birisinin hilafı şart; ittihad bir hareketi tebeyyün etmedikçe tarafı Devlet-i Aliye'den yahut taşralarda vüzerâ ve birbirlerinden taarruz ve ihanet ve sui kasid vukua geliriseuzak ve yakın denilmeyip cümlemiz davacı olarak mütecasir olanın te'dip ve define bilittifak ikdam oluna ve kendüleri hayatta iken kendûlerine ve ba*del vefat hanedanlarının bekaı muhafazasına cümle vükelâ zamin ve müteahhid olmalarıyla ol hanedanlar dahi zîri idarelerinde olan ayanlara ve vûcûha zamin olalar. Ö makûle âyân ve vücûha hanedanlardan birisi tamamen veya vechi ahar ile nefsaniyet ve bir gûna sui kasid etmeyüp eğer hilafı taahhüd ve rıza bir gûna cünha ve cinayeti zahir olur ise ba'dettahkik Makam-ı Vekâleti Mutlakadan bllistizan def'ü ref ine ol hanedan ikdam edüp yerine aharini intihab eyliye. Ve herkes uhdesine muhavvel mahal hududundan hariç bir karış mahalle taarruz ve tasaddi etmeyip her kim tecavüz eder ise uzak ve yakın denilmeyerek cümleten davacı olup men eyliyeler ve mütenebbih olmaz ise baisi şikaak olanın def'ü tenkiline bilittifak ikdam oluna ve cümle vücuh ve hanedanlar ve âyânı memalik yekvücûd olup alelittifak defi ihtilâli şikaka şeddi nitak eyliyeler. Ve her kim fukaraya zulmü taaddi eder ve şeriatı Mutahhara'nın icrasına muhalefet eyler ise anın dahi te'dip ve terbiyesine bilittihad sây oluna ve cümle hanedanlar ve ayanlar hakkında bu veçh ile tekeffül olunduğu misillû vükelâ ve ulemâ ve rical ve hademei Saltanata dahi vakten minel evkaat tahrik ve ifsad ile bir taraftan bir güna ihanet ve sui kasid vukua gelmesine ve te'dibini mucip cünhası cümle İndinde gereği gibi taayyün etmedikçe nefsaniyeten tekdir olunmamasına ve zât ve hanedanlarına cümle hanedanın ve vücuh kefil ve müteahhid olmalarıyla bir vakitte hilâfına hareket olunmaya ve eğer hasbelbeşeriye birinin cünhası zuhur eder ise ol cünha cümle indinde ba'dettaayyün Makamı Sadaretten töhmetine göre te'dip oluna.

Şart-ı sâdis: Edit

Asitanede ocaklardan ve saireden bir gûna fitne ve fesad hadis olur ise bilâistizan cümle hanedanlar Asltaneye vürüda şitap edüp mütecasir olanların ve ol ocağın kaldırılmasına, eğer sınf ise bu defa baisl fitne olan Boğaz Kal'ası neferatının kaldırıldığı mislllü kendüleri kahru tenkil ve dirlik ve esamileri ref olunmak ve eşhastan ise her ne tabakadan olur ise olsun bittahkik idam kılınmak hususuna cümle hanedan ve vücuhi memalik müteahhid ve cümlesi olup Asitane'nin emniyetine ve istihsal esbabına kefil olmağla bu rabıta-i kaviyye ne makule esbaba tevakkuf eder ise istihsaline bilittifak ve aleddevam ikdam ve gayret oluna.

Şartı sabi: Edit

Fukara ve reayanın himayet ve siyaneti esas olduğuna nazaran hanedanan ve vücuh tarafından ziri idarelerinde kazaların asayişine ve fukara ve reayanın tekâlifi emrinde haddi itidale riayet hususuna dikkat olunmak lâzimeden olmağın ref'i mezâlim ve taaddi ve tekâlif hususuna vükelâ ve memalik hanedanları beyinlerinde bilmüzakere ne veçh ile karar verilir ise anın devam ve istikrarına ve mugayir olarak zulmü taaddi vukua gelmesine itinâ oluna. Ve her hanedan yekdiğerinin haline nezaret birle hilafı emr ü rıza ve mugayiri Şeriati Garrâ zulmü taaddi. eden olur ise salimen anilgaraz Devlet-i Aliyeye ihbar eyleyüp bilittifak men'ine ikdam oluna. Ve işbu şeraiti seb'aya bilmüzakere karar verilüp hilâfına hareket olunmamak üzere kasem billah ve ahd birresül vaki olmağla hıfzen lilmevasik işbu senedi muteber ketbü tenmik olundu. (Femen beddelehu ba'dema semi' ahû feinnemâ ismühu alelleziyne yubeddilunehu innallâhe semi'un alim.)

ZeylEdit

İşbu senedi muteberin havi olduğu şeriatı dinü Devleti Aliye'nin te'yid ve ihyası emri ehemmine esas olup aleddevam düştürül amel tutulması vacib olmağla tebeddüli zaman ve zevat ile tağyiri mümkün olmamak içûn Makamı Sadaret ve Mesnedi Fetvâyı bundan böyle teşrif edecek zevat dahi ibtidai nasb ve mesnedlerlne kuudlarında bu senedi hatmü imza edüp harf ve harf icrasına ikdam eyliyeler. Ve hini tebeddülde meşgale takibiyle İşbu hatmi sened maddesi teehhür kesbetmemek içün gerek Vekâlet-i Mutlaka gerek Meşihati Islâmiyye tebeddül ettiği gibi derakab Beylikçiyi Divanı Hümâyun bulunanlar asıl senedi kalemden alıp kethüda ve reisûlvakt olanlara ihtar birle Vekâleti Mutlaka yahut Meşihatı Islâmiye mesanidine kuud eden zevata hatmü imza ettirmek üzere bu nizam dahi Divanı Hümayun Kalemine kayd ile düştürül amel tutula ve işbu senedin iktiza edenlere suretleri verileceğine mebni bir sureti Nezdi Alii Taçdâride mahfuz olup daimen ve müstemirren icrasına bizzat Şevketmeab Efendimizin nezareti seniyeleri şamil ola vesselam.

Kaynak: Edit

Gözübüyük, A. Şeref; Kili, Suna (1985). Türk Anayasa Metinleri: Senedi İttifak'tan Günümüze. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. s. 3-7

Ayanlar kimlerdir? Edit

Osmanlı Devleti’nde XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletle halk arasında irtibatı sağlayan ve âyan, eşraf gibi adlarla anılan mahallî otoriteler, zamanla devletin içine düştüğü sıkıntılardan faydalanıp bulundukları bölgede güçlerini ve nüfuzlarını merkezî otorite aleyhine genişletmiş, XVIII. yüzyılda Anadolu ve Rumeli’de güçlü aileler ve hânedanlar ortaya çıkmıştır. Taşrada otoritesini tesis edemeyen devlet bu güçlerin varlığını kabul etmek zorunda kalmış, âyanların kendi aralarında ve devletle olan mücadeleleri sosyal yapıyı ve dengeleri iyice bozmuştur. Kabakçı Mustafa isyanı neticesinde tahtından indirilen III. Selim’i tekrar padişah yapmak amacıyla askerleriyle beraber İstanbul’a gelen Rusçuk yâranından Alemdar Mustafa Paşa, III. Selim’in öldürülmesi üzerine 28 Temmuz 1808 tarihinde II. Mahmud’u tahta geçirmiş ve kendisi de sadrazam olmuştur (bk. ÂYAN).

Ülkede düzenin sağlanabilmesi için hükümetle âyanların görüşmesi gerektiğini anlayan Alemdar Mustafa Paşa onları İstanbul’a davet etti. Bu arada âyana karşı nasıl bir tavır ortaya konacağını tesbit etmek için vükelâ ve merkez bürokrasisi de toplantılar yapmaya başladı. Tepedelenli Ali Paşa, Bulgaristan âyanı ve İstanbul’a uzak yerlerde yaşayan bazı âyanlar davete icâbet etmedi. Müzakerelere katılan âyanların sayısı belli olmayıp Çapanoğlu Süleyman Bey, Karaosmanoğlu Ömer Ağa, Sirozlu İsmâil Bey, Şile âyanı Ahmed Ağa, Bolu Voyvodası Hacıahmedoğlu Seyyid İbrâhim Ağa, Bilecik âyanı Kalyoncu Mustafa Bey ve Çirmen mutasarrıfı Mustafa Bey’in isimleri kaynaklarda zikredilir. Kuvvetleriyle birlikte İstanbul’a gelen âyanların askerleri Üsküdar ve Davutpaşa gibi şehrin dışında olan yerlerde konakladı.

II. Mahmud 29 Eylül 1808’de Kâğıthane’deki Çağlayan Kasrı’na geldi ve huzura kabul ettiği âyanlardan Çapanoğlu Süleyman Bey, Sirozlu İsmâil Bey ve Karaosmanoğlu Ömer Ağa’ya samur kürkler ve hançerler hediye etti. Diğer âyanlara da sadrazamın otağında hil‘atler giydirildi. Şeyhülislâm, devlet ricâli, yeniçeri ağası ve âyanın katılımıyla Alemdar Mustafa Paşa’nın başkanlığında yapılan toplantı sadrazamın açış konuşmasıyla başladı. Müzakereler neticesinde âyanın bir kısmıyla merkez bürokratları arasında Sened-i İttifak diye isimlendirilen ve Osmanlı tarihinde benzeri görülmeyen bir metin kaleme alındı (7 Ekim 1808). Bürokrasinin ileri gelenleriyle Çapanoğlu Süleyman Bey, Sirozlu İsmâil Bey, Karaosmanoğlu Ömer Ağa ve Çirmen mutasarrıfı Mustafa Bey’in imzaladığı Sened-i İttifak onay için padişaha sunuldu. Senedin maddelerini ağır bulan II. Mahmud konuyu müzakere etti ve başçuhadarı Eğriburun Ömer Ağa’nın senedin onaylanıp daha sonra ortadan kaldırılması yönündeki tavsiyesine uyarak bir hatt-ı hümâyunla onu tasdik etti. Âyanlar senedin imzalanmasından sonra şehirden ayrıldılar.

Toplantıya katılanların ağzıyla kaleme alınan Sened-i İttifak bir giriş, yedi madde (şart) ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Girişte devletin güçlü olduğu devirlerde birlik ve beraberliğin bulunduğu, bir süreden beri düzenin bozulduğu, merkez bürokrasisi ile taşradaki âyan arasında mücadelenin eksik olmadığı, bunun içte ve dışta devletin nüfuzunu yok ettiği belirtilerek din ve devletin ihyası için çaba sarfetmek üzere bir araya gelindiğine dikkat çekilir. Birinci madde, padişahın zatının ve saltanatının devletin esası olduğuna ve bunun senedi imzalayanların taahhüt ve güvencesi altında bulunduğuna dairdir. Padişaha veya otoritesine karşı ulemâ, devlet adamları, âyan ve askerler tarafından sözlü yahut fiilî bir itaatsizlik veya ihanet söz konusu olduğunda bu el birliğiyle engellenecek ve sorumluları cezalandırılacaktır. Padişahın ve saltanatının her türlü ihanetten korunması, hayatta oldukları sürece âyanın kendileri ve ölümlerinden sonra evlât ve hânedanları tarafından garanti edilmekteydi. İkinci maddede âyanın ve hânedanlarının varlığının devletin bekasına ve gücünün artmasına bağlı olduğu belirtilerek toplanacak askerin devlet askeri olarak yazılacağına ve kapıkulu ocaklarının karşı gelmesi durumunda el birliğiyle cezalandırılacaklarına vurgu yapılmakta, devlete bir saldırı olması halinde hep birlikte buna karşı çıkılacağı ifade edilmekteydi. Üçüncü madde hazine gelirlerinin tahsiline, hazinenin zarar görmesinin önlenmesine ve padişahın emirlerine karşı çıkanların cezalandırılmasına dairdir. Sadrazamın konumunun ele alındığı dördüncü madde, devlet işlerinin görülmesinde padişahın mutlak vekili olan sadrazamın verdiği emirlerin padişahın emri gibi telakki edilmesi, herkesin kendi yetki ve sorumluluğu içinde davranıp başkalarının alanına müdahale etmemesi ve her işin sadrazama sunulup onun vereceği emir doğrultusunda yerine getirilmesi hükümlerini içeriyordu. Öte yandan sadrazamın iltimas, rüşvet vb. yolsuzluklara sapması halinde bunlar da önlenecekti. Âyanların ve devlet ricâlinin birbirine kefil olmasını düzenleyen beşinci madde, senetteki kurallara uygun davranan bir âyana devlet görevlileri veya başka bir âyan tarafından saldırı olması durumunda saldırgana el birliğiyle karşı çıkılacağı, devlet adamlarının âyana ve âyanın birbirine kefil olacağı ve âyanın birbirinin haklarına saygı gösterip halka eziyet etmemeleri hususlarını öngörüyordu. Bu kurallara aykırı davranan âyan sadrazam tarafından cezalandırılacaktı. İstanbul’un güvenliğinin sağlanmasına ve âyanların bunu garanti etmesine dair olan altıncı madde, kapıkulu ocaklarının veya başka bir güç odağının isyan çıkarması durumunda âyanın izin almaksızın şehre gelip isyanı bastırmasına ve sorumluları cezalandırmasına imkân tanımaktaydı. Vergilere dair olan yedinci madde, vergilerin halkın ödeyebileceği oranda olmasına, ağır vergilerin vükelâ ile âyanın görüşmeleri sonucu hafifletilmesine ve âyanın halka zulmedenleri devlete bildirmesine dairdi. Sonuç kısmında bundan böyle sadâret ve şeyhülislâmlık makamlarına tayin edilecek olanların Sened-i İttifak’ı onaylayıp göreve başlamalarının gerektiğine işaret edilmekteydi. Onaylanmasından birkaç hafta sonra çıkan bir yeniçeri ayaklanmasında senedin mimarı Alemdar Mustafa Paşa öldüğü için (16 Kasım 1808) Sened-i İttifak sahipsiz kaldı. Böylece uygulama alanına konulamadı ve daha sonra da bu belgeyi gündeme getiren olmadı.

Sened-i İttifak karşılıklı sadakat ve güveni sağlamaya yönelik bir sözleşme olup taraflar görev ve yükümlülüklerini yeminle kuvvetlendirmişlerdi. Âyana verilen teminatlar kendilerinden sonra gelen mirasçılarını da kapsamaktaydı. Sadrazam ve şeyhülislâm değişikliklerinde senedin onaylanması istendiği halde padişah değişikliklerinde ne yapılacağına dair senette bir açıklık yoktur. Senetle ilgili en önemli tartışmalardan biri padişahın senetle mukayyet olmadığı veya senede dolaylı bağlı olduğu noktasındadır. Halbuki senedin üzerindeki hatt-ı hümâyunda yer alan, “İşbu ittifak senedinde muharrer uhûd ve şerâit-i ma‘lûmenin bi-fazlillâhi teâlâ harf-be-harf icra ve îfâsına bi’n-nefs zât-ı hümâ-yunum müteahhid olmağla” şeklindeki ifade II. Mahmud’un senedin uygulanması işini bizzat üzerine aldığını ortaya koymaktadır.

Ayetlere referans Edit

Senet metninde ikisi hatt-ı hümâyunda, ikisi senette olmak üzere dört âyet bulunmaktadır. Senedin giriş kısmında kullanılan, “Ey akıl sahipleri, ibret alın!” âyetiyle (el-Haşr 59/2) toplumda yaşanan gerginlik ve huzursuzluktan ders alınması gerektiğine işaret edilir. Anlaşmaya varılan noktalar sıralandıktan sonra zikredilen, “Her kim bunu işittikten ve kabullendikten sonra vasiyeti değiştirirse günahı onu değiştirene aittir. Şüphesiz Allah her şeyi işitir ve bilir” meâlindeki âyet (el-Bakara 2/181), anlaşmayı imzalayanların imzalarına sahip çıkmalarını ve sözlerini tutmalarını sağlamaya yöneliktir. Hatt-ı hümâyun metninde geçen, “Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı” âyetiyle (el-Enfâl 8/63) yapılan ittifakın önemi vurgulanır. Padişah hatt-ı hümâyunun sonunda taraflara, “Anlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir” meâlindeki âyeti (el-Bakara 2/177) hatırlatarak sözleşmeye uymalarını ister.

Magna Carta mukayesesi Edit

Sened-i İttifak tarihî olayların ve şartların zorlamasıyla ortaya çıkan bir metin olup özellikle anayasa hukukçularının fazlaca vurgu yaptığı gibi ileri bir devlet düzenini öngören bir belge değildir. Alemdar Mustafa Paşa dışındaki merkez bürokrasisi ve yine onun isteğiyle İstanbul’a gelmiş olan taşra âyanları istemeden imzaladıkları bu belgeye daha sonra sahip çıkmamışlardır. Dolayısıyla belgenin ve içeriğindeki şartların uygulaması yoktur. Buna rağmen belge, bir kısım araştırmacılar tarafından 1215’te İngiltere’de Kral Topraksız John ile soylular arasında imzalanan Magna Carta’ya benzetilir. Magna Carta soyluların kral ve Sened-i İttifak ise âyanın padişah karşısında elde ettiği hakları korumaya yönelik olduğundan ortaya çıkış biçimleri ve içerikleri yönünden aralarında bazı benzerliklerin bulunduğu söylenebilir; ancak sonuçları bakımından iki belgenin birbirine benzediğini ileri sürmek güçtür. Zira Magna Carta, İngiltere’de soyluların haklarının teminat altına alınmasının ve zamanla bu hakların halka doğru genişlemesinin yolunu açmasına rağmen Sened-i İttifak için böyle bir durum söz konusu değildir. Ayrıca Magna Carta’da haklarını krala karşı korumak isteyen güçlü bir sosyal grup olarak soylular varken Sened-i İttifak’ta senedin içeriğindeki hakları benimseyen böyle bir taraf yoktur.

Tam metnini bulunması Edit

Yakın bir zamana kadar Sened-i İttifak’ın tam metni ortada olmadığı için araştırmacılar Târîh-i Cevdet ve Şânîzâde Târihi’ndeki eksik metin üzerinden değerlendirme yapmakta, bu da yetersiz ve yanlış yorumlara sebep olmaktaydı. 1998’de Sened-i İttifak’ın ilk tam metni bulunarak yayımlandı .

BİBLİYOGRAFYA Edit

BA, HH, nr. 35242; Şânîzâde, Târih, I, 61-75; Cevdet, Târih, IX, 2-8, 275-283; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Meşhur Rumeli Âyanlarından Tirsinikli İsmail, Yılık Oğlu Süleyman Ağalar ve Alemdar Mustafa Paşa, İstanbul 1942, s. 138-144; Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumî Esasları, İstanbul 1960, I, 135; Server Tanilli, Anayasalar ve Siyasal Belgeler, İstanbul 1976, s. 3-8; Yücel Özkaya, Osmanlı İmparatorluğunda Âyânlık, Ankara 1977; Suna Kili - A. Şeref Gözübüyük, Türk Anayasa Metinleri, Ankara 1985, s. 3-7; Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasa Gelişmeleri: 1789-1980, İstanbul 1996, s. 30-47; Ali Akyıldız - Şükrü Hanioğlu, “Negotiating the Power of the Sultan: Ottoman Sened-i Ittifak (Deed of Agreement), 1808”, The Modern Middle East: A Sourcebook for History (ed. C. M. Amin v.dğr.), Oxford 2006, s. 22-30; Ali Akyıldız, “Sened-i İttifak’ın İlk Tam Metni”, İslâm Araştırmaları Dergisi, sy. 2, İstanbul 1998, s. 209-222; Halil İnalcık, “Sened-i İttifak ve Gülhane Hatt-ı Hümâyunu”, TTK Belleten, XXVIII/112 (1964), s. 607; Hayati Hazır, “Sened-i İttifak’ın Kamu Hukuku Bakımında Önemi”, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, sy. 2, Diyarbakır 1984, s. 17-28; Sina Akşin, “Sened-i İttifak ile Magna Carta’nın Karşılaştırılması”, TAD, XVI/27 (1994), s. 115-123.

Sadeleştirilmesi (Tekrar gözden geçirmek lazım, Düşük metin sadeleştirmeler varEdit

(11 Cemâzi-yel-âhir 1272 – 28 Şubat)

ISLAHAT FERMANI

Sadeleştirilmiş Metin

Bilinsin ki, benim elimde Allah’ın emaneti olan Osmanlı halkının, her yönüyle, mutluluk oluşturan bütünlükleri padişahlığımın hayırlar saçan fikirlerinin en önemlisi olarak, tahta çıktığım günden beri, bu konuda açığa çıkan padişahlığımın özel çabasının,


hamd olsun, pek çok faydalı ürünleri görülmüştür. Ülke ve milletimizin imarı ve serveti günden güne artmakta ise de, Devlet-i Aliyye’mizin şanına uygun ve medenileşmiş milletler arasında hakkıyla haiz olduğu mühim ve yüce mevkie layık olan halinin tam bir olgunluğa ulaşması için şimdiye kadar kurmaya muvaffak olduğum hayırlı yeni düzenin yeni baştan sağlamlaştırılması ve genişletilmesi, padişahlığımın adaletle birlikte isteği olduğu halde; bütün halkımızın hamiyetlerinin güzel işleri ve müttefiğimiz olan tanınmış devletlerin himmetleri ve hayırlı yardımları eseri olmak üzere Devletimizin bu defa, Allah’ın yardımı ile, dış politikada yüce hukuku bir kat daha sağlamlaşmıştır. Bu yönüyle yaşadığımız asır, Devletimiz için bir hayıra yaklaşılan zamanın sonrası (mutlu son) olacağından, iç politikada dahi, saltanatımızın güç ve kuvvetinin artması ve vatandaşlarının birbirine kalpten bağlılığı ve de nezdimde koruyuculuğumun ve adaletimin gereği olarak Osmanlı halkının her yönden mutluluklarının elde edilmesi ve ülkemizin gelişmesini gerektirecek sebeplerin ve vasıtaların günden güne ilerlemesi, hükümdarlığımın merhametli muradı gereğidir. Bu muradımın gereği olarak aşağıda zikrolunan hususların icrası için Padişahlığımın adalet ifadesi olan iradesi, şerefle tecelli etmiştir.

Şöyle ki:

Gülhane’de okunan Hatt-ı hümayunum ile ve Tanzimat fermanı gereğince her din ve mezhepte bulunan Osmanlı halkı hakkında istisnasız, can ve mal emniyeti ve namusun korunması için Padişahlığım tarafından vaat ve ihsan olunmuş olan teminat, bu kere dahi kuvvetlendirilmiş ve sağlamlaştırılmıştır. Bunun tam olarak hayata geçirilmesi için etkili tedbirler kabul olunmuş; ve Padişahlığımın yüce koruma kanatları altında Osmanlı ülkemizde bulunan Hıristiyan vesair gayri müslim halkın cemaatlerine büyük ecdadım taraflarından tanınmış ve sonraki senelerde de yine bağışlanmış olan bütün imtiyazlar ve ruhani muafiyetler bu kerre tekrar sağlamlaştırılmış ve sürekli kılınmıştır. Fakat Hıristiyan ve diğer gayri müslim halkın her bir cemaatinin, belirli bir süre içinde imtiyazlarının ve var olan muafiyetlerinin görülmesine ve kontrol edilmesine ivedilikle başlanması ile, o konuda zamanın ve gerek kazanılmış bilgiler ve medeniyet eserlerinin icap ettirdiği ıslahatı iradem ve uygun buluşumla, Hükümetimizin nezareti altında özel olarak patrikhanelerde oluşturulacak meclisler marifetiyle müzakere ile Hükümetimize arz ve ifade etmeye mecbur olarak, Fatih Sultan Mehmet Han hazretleri ve gerek daha sonraki büyükler tarafından patrikler ile Hıristiyan piskoposlarına verilmiş olan ruhsat ve iktidar padişahlığımın cömertçe niyetlerinden dolayı işbu cemaatlere temin olunmuş olan hal ve yeni mevki ile uygun hale getirilip, patriklerin halen geçerli olan tayin usulleri ıslah olunduktan sonra patriklik yüce beratının hükümlerine uygulanarak hayat boyu tayin edilmeleri ve makama getirilmeleri usulünün tamamen ve eksiksiz icrası...

Hükümetimiz ile çeşitli cemaatlerin ruhani reisleri arasında kararlaştırılacak bir yönteme uygun olarak patrik ve metropolit ve murahhasa ve piskopos ve hahamların tayini sırasında makama atanma usulünün yerine getirilmesi...

Her ne suret ve ad ile olursa olsun rahiplere verilmekte olan bahşişler ve gelirler bütünüyle engellenerek onun yerine patriklere ve cemaat önderlerine belirli gelirler tahsis olunması...

Diğer ruhbanların dahi rütbe ve makamlarının önemine ve bundan sonra verilecek karara göre kendilerine hakkaniyete uygun maaşlar tayin olunacaktır. Bununla birlikte Hıristiyan rahiplerinin menkul ve gayri menkul mallarına hiçbir zarar verilmeyerek, Hıristiyan vesair gayri müslim halkın cemaatlerinin milletçe olan maslahatlarının idaresi her bir cemaatin ruhban ve halkı arasında seçilmiş üyelerden oluşmuş bir meclisin güzel korumasına havale kılınması...

Ahalisi bütünüyle bir mezhepte bulunan şehir ve kasaba ve köylerde ayin yapılmasına mahsus olan binaların ve gerek mektep ve hastahane ve mezarlık gibi diğer yerlerin asli özellikleri üzere tamir ve onarımlarına hiçbir şekilde engeller konulmayıp böyle yerlerin yeniden inşası gerektikçe patrik veya milletin reislerinin tasvibi halinde bunların plan ve projeleri bir kere hükümetimize arz olunmak gerekeceğinden, ya arz olunan suretler kabul ile onunla ilgili olacak padişahlığımın iradesi gereği icra veya belirli bir zaman zarfında o konuda olan itirazlar beyan olunması...

Bir mezhebin cemaati başkalarıyla karışık olmayarak bir mahalde bulunur ise, o yerde ayin ile ilgili işleri açık ve gizli olarak icrada hiçbir kayıtla bağlı olmaması...

Ahalisi çeşitli dinlerde bulunan cemaatlerden oluşan şehir ve kasaba ve köylerde ise her bir cemaatin kendi kendine oturduğu ayrı mahalde yukarıda genişçe açıklanan usule uyarak kendi kilise, hastahane, mektep ve mezarlıklarını tamir ve onarımlarına muktedir olabilmesi...

Yeniden inşa olunması gereken binalara gelince, bunlar için gerekli ruhsatı patrikler veyahut cemaat metropolitleri Hükümetimizden dilekçeyle isteyip Devletimizce bundan hiçbir şekilde idari engeller olmadığı durumlarda yüce ruhsatımın uygun görülmesi ve bu gibi işlerde hükümet tarafından yapılacak işlemlerin bütünüyle samimi olması ve bir mezhebe tabi olanların sayısı ne kadar olursa olsun, o mezhebin tam bir serbestlik ile icra olunmasını temin için gerekli ve sağlam tedbirlerin alınması...

Mezhep, lisan veyahut cinsiyet bakımından halkımın sınıflarından bir sınıfın diğer sınıftan aşağı tutulmasını çağrıştıran bütün resmi yazışma tabir ve kavramlarının sonsuza kadar ortadan kaldırılıp silinmesi...

Halkın alt tabakaları arasında veyahut memurlarca dahi ayıp sayılacak, utanılacak veya namusa dokunacak her türlü tarif ve tavzifin kullanılmasının kanunen yasaklanması...

Ülkemde bulunan her din ve mezhebin ayinlerini serbestlikle icradan men olunmaması ve bundan dolayı sıkıntı ve eziyet çekmemesi ve din ve mezhep değiştirmek için kimsenin zorlanmaması...

Yüce saltanatımızın memur ve görevlilerinin seçim ve atanması padişahlığımın iradesi ve uygun görmesine bağlı olarak, halkımın tamamı hangi milletten olursa olsun devletin hizmet ve memuriyetine kabul olunacaklarından, bunların ehliyet ve kabiliyetlerine göre genel düzenlemelere bağlı olarak memuriyetlerde istihdam olunmaları... Yüce saltanatım halkından bulunanların, hükümdarlığımın mekteplerinin konulmuş yönetmeliklerinde gerek yaşça ve gerek imtihanca kayıtlı bulunan şartları yerine getirmeleri halinde tamamının ayrım gözetilmeden Devlet-i Aliyye’min askerî ve idarî mekteplerine kabul olunması... Bundan başka her bir cemaat, maarif meslek ve sanayiye dair mektepler açmaya izinlidir. Fakat bu gibi genel mekteplerin eğitim usulleri ve öğretmenlerinin seçiminin, üyeleri padişahlığımca atanacak karışık bir maarif meclisinin nezaret ve teftişi altında olması...

Müslümanlar ile Hıristiyan vesair gayri müslim halk arasında veyahut Hıristiyanlar vesair gayri müslim çeşitli mezheplere bağlı olanların birbirleri aralarında ticaret veyahut cezaya dair davaların tümünün karışık divanlara (kurullara) havale olunması, davaların dinlenerek kabulü için işbu divanlar tarafından kurulacak meclisler aleni olacağından davalı ile davacı yüz yüze getirilerek bunların getirecekleri şahitlerin anlatacaklarını daima kendi ayin(ibadet) ve mezhepleri üzere yerine getirecekleri birer yemin ile tasdik eylemeleri ve hukuk-ı adiyyeye ait olan davalar dahi eyaletler ve sancakların karışık meclislerinde vali ve kadı hazır oldukları halde şer’en veya nizamen bakılıp, işbu mahkemeler ve mecliste olayın muhakemesinin aleni yürütülmesi... Hıristiyan vesair gayri müslim halktan iki kimse arasında miras hukuku gibi özel davalara, dava sahibi olanlar isterlerse, patrik veya reisler ve meclisler marifetiyle bakılmak üzere havale kılınması...

Ceza ve ticaret kanunlarıyla karışık divanlarda yürütülecek usul ve duruşma nizamlarının mümkün mertebe tamamlanarak, yazılıp düzenlenerek ve ülkemde kullanılan çeşitli dillere tercüme edilerek neşredilmesi ve ilan olunması... Beşerî hukuku ilahî hukuk ile uygun hale getirmek için, kendisinden kötülük beklenilen kimselerin veyahut cezalandırılanların hapsedilmeleri ve tutuklanmalarına tahsis edilmiş bütün hapishanelerde ve diğer yerlerde hapis usullerinin mümkün mertebe en az zamanda ıslahına başlanması ve her durumda hapishanelerde bile yüce saltanatımca konulan disiplin yönetmeliklerine uygun muamelelerden başka hiçbir biçimde bedensel cezalandırma, eziyet ve işkenceye benzer muamelelerin tamamının dahi bütünüyle lağv ve iptal edilmesi ve bunun aksine meydana gelecek hareketler çok şiddetli engelleneceğinden ve yasaklanacağından başka, bunun yapılmasını emreden memurlar ile fiili olarak yapan insanların dahi ceza kanunnamesi gereğince cezalandırılması...

Başkent, eyaletler, şehirler ve köylerde emniyet işlerinin tanzimi konusu rahat bir halde olan bütün halkımın kendi mal ve canlarının korunmasının gerçekten ve güçlü olarak emniyet verecek surette düzenlenmesi...

Vergi eşitliğinin diğer yükümlülüklerin eşitliğini gerektirdiği gibi, hak eşitliğinin dahi görev eşitliğini gerektirdiğinden, Hıristiyan vesair gayri müslim halka dahi Müslümanlar gibi askerlik borçlarının ödenmesi hakkında daha sonra verilen karara uyma mecburiyeti getirilmesi...

Bu hususta bedel vermek veya nakit olarak para ödemek yoluyla fiili hizmetten muaf olmak usulünün icra olunması...

Müslümanlardan başka diğer halkın askeri sınıflar içinde görevlendirilmeleri hakkında gerekli yönetmelikler yapılıp mümkün olan en az zaman içinde neşir ve ilan edilmesi...

Eyaletler ve sancaklar meclislerinde Müslüman, Hıristiyan vesair üyelerin seçilme işlerini doğru bir biçime sokmak ve fikirlerin (oyların) doğru olarak ortaya çıkmasını temin etmek için işbu meclislerin tertip ve teşkilleri hakkındaki yönetmeliklerin ıslahına girişilmesi, Devlet-i Aliyye’m fikirlerin (oyların) sonucunu ve verilen hüküm ve kararı doğru olarak bilmek ve buna nezaret edebilmek için, gerekli düzenleme ve etkili vesilelerin elde edilişinin etraflıca düşünülmesi...

Alış veriş ve emlak mülkiyeti ve gelirler maddelerine ilişkin Osmanlı kanunlarına ve Belediye zabıta yönetmeliklerine uymak ve onlara uygun davranmak ve asıl yerli halkın verdikleri vergileri vermek üzere Yüce Saltanatım ile yabancı devletler arasında yapılacak anlaşmalardan sonra yabancılara dahi emlak mülkiyeti müsaadesinin verilmesi...

Halkın tamamı üzerine konulacak vergiler sınıf ve mezheplerine bakılmayacak bir surette alındığından, işbu vergilerin ve hele âşarın alınmasında meydana gelen suiistimallerin düzeltilmesi için acil tedbirler düşünülüp müzakere edilerek doğrudan doğruya (aracılar kullanmadan) vergi alma usulünün aşamalı olarak yerine getirilmesi mümkün oldukça, devlet gelirlerinin iltizam usulü yerine bu yeni yöntem kullanılıp toplanması gerçekleştikçe, devlet memurları ile meclislerdeki üyelerin açık artırmalarda açıktan icra olunacak iltizamlardan birini yerine getirmemeleri veya herhangi bir türlü hisse almalarının çok sert cezalarla yasaklanması...

Mahalli vergilerin dahi mümkün olduğu kadar ürünlere zarar vermeyecek ve iç ticarete engel olmayacak biçimde konulup tayin edilmesi...

Bayındırlık işleri için tayin ve tahsis olunacak uygun bir miktara, karadan ve denizden ve yeni oluşturulacak çeşitli yollardan istifade edecek eyaletler ve sancaklarda oluşturulacak özel vergilerin dahi ilave edilmesi...

Yüce Saltanatımın her sene için gelirler ve masraflar defterinin (bütçesinin) tanzim ve kılavuzluğu hakkında sonradan özel bir düzen kurulmuş olduğundan bunun hükümlerinin yürütülmesine bütünüyle itina olunması...

Her bir memura tahsis kılınmış olan maaşların güzelce ödenmesine başlanması...

Her bir cemaatin reisleriyle tarafımdan (Saltanatça) tayin olunacak birer memurları halkımın geneline ait ve ilgili bulunan maddelerin (kanun ve yönetmeliklerin) müzakerelerine Meclis-i Vâlâ’da (1837’de kurulan ve günümüzde Danıştay ve Sayıştay’ın görevlerini yerine getiren bir meclis) bulunmak üzere Mutlak Vekilliğimin Yüce Makamından özel olarak çağrılırlar. İşbu memurlar birer sene için tayin edilip bunlar memuriyetlerine başladıkları anda yemin ettirilmeleri, ve bunların Meclis-i Vâlâ’nın üyeleri olarak gerek olağan ve gerek olağanüstü yapılan toplantılarında rey ve görüşlerini doğruca açıklamaları ve ifade etmeleri ve bundan dolayı asla rencide olunmamaları...

Bozgunculuk ve hırsızlık ve yolsuzluğa dair olan kanunların hükümlerinin, halkımın tamamı hakkında hangi sınıfta ve ne türlü bir memuriyette bulunurlarsa bulunsunlar, meşru usule uygun olarak yerine getirilmesi...

Devletimin para politikasının düzeltilmesi ve maliye işlerine itibar verecek başka buna benzer şeyler yapılıp ülkemin maddi zenginlik kaynakları olan konulara gerekli olan sermayelerin tayiniyle ve ülkemdeki ürünlerin nakli için gereken yolların ve yöntemlerin açılmasıyla ve tarım ve ticaret işlerinin genişletilmesini engelleyen sebeplerin ortadan kaldırılmasıyla gerçek kolaylıkların icra olunması... Bunun için bilim, eğitim ve Avrupa sermayesinden faydalanılması yollarının etraflıca düşünülmesiyle, parça parça uygulamaya konulması...

Maddelerinden ibaret olmakla, siz ki Sadrazamsınız, işbu fermanımı usulüne göre gerek İstanbul’umda gerek ülkemin her bir tarafında ilan ve haber vererek, meşru hususlarının yukarıda açıklandığı gibi uygulanmalarına ve bundan böyle yüce hükümlerinin daima ve ısrarlı olarak yürürlükte tutulması için gerekli yolların ve sağlam yöntemlerin bulunması ve geliştirilmesi konularına bezl-i cell-i himmet eyleyesiz. (gücünüzü kuvvetinizi esirgemeden harcayasınız) Şöyle bilesiz, alamet-i şerifeme itaat kılasız.

(28 Şubat 1856)

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.