FANDOM


Tahiyye Selâmlar, dualar. Hayır duâları.

Mülk, beka ve devamlılık.

Namazın iki ve dört rek'atı sonunda okunan Ettahiyyat duası.

Selâm verme ve hayır dua etme.

Mülk ve mâlikiyet.

TAHİYYAT Edit

Selâmlar. Duâlar. Manevî hayat hediyeleri. Tezahürat-ı hayatiye.

  • Mâlikiyet, beka ve mülk. (Bak: Et-tahiyyatü)

TAHİYYE Edit

Selâmlar, dualar. Hayır duâları.

  • Mülk, beka ve devamlılık.
  • Namazın iki ve dört rek'atı sonunda okunan Ettahiyyat duası.
  • Selâm verme ve hayır dua etme.
  • Mülk ve mâlikiyet.

Kuranda Tahiyye kavramiEdit

24/61 Eve girerken Tahiyye bereket

TAHİYYET-ÜL MESCİDEdit

Bir mescide veya bir camiye girildiğinde, sevab niyetiyle, oturmadan evvel kılınan namaz.

TAHİYYETÜ'L-MESCİD TAVAFIEdit

Kudûm, ziyaret, umre, veda ve nezir tavafının dışında Mescid-i Haram'a her gidildiğinde yapılan tavafa denir, bu tavafın yapılması müstehaptır. (İ.K.)

TAHİYYETÜ'L-MESCİD NAMAZIEdit

Kelime anlamı bakımından mescidin selamlanması, saygı gösterilmesi demektir. Dinî bir kavram olarak, camiye giren kimsenin, mescidlerin sahibi olan Allah'a saygı ve ta'zîm amacıyla iki rekat namaz kılması anlamına gelir. Hz. Peygamber, "Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan önce iki rekat namaz kılsın." buyurmuştur (Müslim, Salatü'l-Müsâfirîn, 11).

Namaz kılınması mekruh olan vakitlerin dışında mescitlere giren kimsenin, oturmadan önce tahiyyetü'l-mescid kılması menduptur. Normal vakitlerde mescide girdiği halde tahiyyetü'l-mescid kılamayan kimsenin, bunun yerine dört defa "sübhanallahi ve'l-hamdü lillahi velâ ilâhe illallahu vallahu ekber" demesi menduptur.

Camiye herhangi bir namazı kılmak için veya farz kılmak ve imama uymak niyetiyle girmek ve oturmadan o namaza başlamak da tahiyyetü'l-mescid yerine geçer. (İ.P.)

TAHIYYATÜ'L-MESCIDEdit

Tahiyye, hürmet, selâmlama, saygı gösterme; tahiyyetü'l-mescid, mescide hürmet, daha doğrusu mescidin sahibi Allah'a saygı gösterme anlamınadır. Çünkü insanın gayesi mescide yaklaşmak değil onun sahibi Allah'a yaklaşmak ve onun rızasını elde etmektedir. Bu maksatla kılınan namaza da tahiyyetü'l-mescid denir.

Tahiyyetü'l-mescid namazı iki rekat olup müstehaptır. Bir cami veya mescide girildiğinde oturmadan kılınır. Oturulduktan sonra, namaz geçmiş olmayıp yine kılınırsa da, faziletli olan, oturmadan önce kılınmasıdır. Nitekim Ebû Katade (r.a)'dan rivâyet edilen hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s); "Sizden biri mescide gelince oturmadan önce iki rekat namaz kılsın" (Ebû Davûd, Salat, 19) buyurmuştur.

Bir mescide ziyaret, ders okuma veya okutma gibi bir maksatla giren Müslüman tahiyyetü'l-mescid namazını kılar. Bir günde bir kaç defa girilirse, bir defasında kılınması kafidir. Dilerse ilk girişinde, dilerse son girişinde kılar. Her girişinde kılması gerekmez.

Bir mescide her hangi bir namazı kılmak veya farzı eda ve imama uymak niyetiyle girmek de tahiyyetü'l-mescid yerine kaim olur. Buna göre bir mescide girince oturmadan önce kılınan her hangi bir namaz tahiyyetü'l-mescid yerine geçer.

Kerahet vaktinde tahiyyetü'l-mescid namazı kılınmaz. Bir mescide girip de meşguliyetinden veya kerahet vakti olması yahut abdestsiz olması gibi sebeplerden dolayı tahiyyetü'l-mescid namazını kılamayan kimse, "Sübbanellâhi ve'l-hamdü li'l-lâhi ve lâ ilâhe illallahü ve'llâhü ekber" der.

TAHİYYEEdit

Sözlük 1: (Ar.) Ka. 1. "Allah ömür versin" demek. Selam verme, hayır dua etmek. 2. Mülk, malikiyyet.

TAHİYYAT

1 - Soru: "Tahiyye" selamlamak manasına gelmektedir. Namazların oturuşlarında okunan tehiyyat da bu manaya mı gelmektedir?Edit

Cevap: Tahiyyat, asıl itibariyle selamlamalar manasına gelmektedir. Burada "her türlü kavli ibadetler" dille yapılan her türlü ibadet kast olunmaktadır. Peygamber Efendimiz(sav), Rabbani bir ilhamla bunları okuduğunda, Cenab-ı Hak, bu selama mukabele buyurup "Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh" cümlesiyle mukabele lütfunda bulunmuştur. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz(sav) de "Esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin" diye Rabbimizin selamına mukabele etmiştir.

2 - Soru: Bu tahiyyat diğer mezheplerde de aynen okunmakta mıdır?Edit

Cevap: Hanefi mezhebinde olanların okuduğu bu tahiyyat, ashabtan Abdullah bin Mes'ud (ra)'dan rivayet olunan tahiyyat olup Hanbeli mezhebinde çok küçük bir farkla aynen okunmaktadır. Şöyle ki: "Eşhedü en-lailahe illallah" ya da "Vahdehü la şerike leh" kelimelerini ziyade etmekte ve sonunda salevat okunmaktadır.

Maliki mezhebi mensuplarının okudukları tahiyyat ise şöyledir: "Ettehiyyatü lillahi, ezzekiyyatü lillahi, ettayyibatü esselevatü lillahi. Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh. Esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin, eşhede en lailahe illallahü vahdehu la şerika lehü ve eşhedü enne Muhammed Abdühü ve Resulüh."

Şafii mezhebi mensuplarının okudukları tahiyyat da şöyledir: "Ettehiyyatü, el-mübarekatü, essalevatü, ettayyibatü lillahi, Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh. Esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin. Eşhedü en-lailahe illallah ve eşhedü enne seyidena Muhammeden Resulullah. "Şafii mezhebinde olanların okuduğu bu tahiyyat, ashabtan Ebu Musa ve İbni Abbas (r.a.e.) hazeratının rivayet ettikleri tahiyyat olmaktadır. (el-Fıkıh ala mezahib'l-erbea c. l, s. 165-166)

3 - Soru: Ka'de-i ahirede farz olan oturmak mıdır, yoksa tahiyyat okumak mıdır?Edit

Cevap: Tahiyyat okumak farz değil vacibtir. Oturmak farzdır ve bunda ulemanın icmai vaki olmuştur. Ancak bu oturmanın miktarında değişik beyanlar varsa da biz Hanefilere göre "tahiyyat okuyacak kadar" oturulması gerekmektedir. Bir insan, namazın secdelerinden birini unuttuğunu ka'de-i ahireyi yaptıktan sonra hatırlasa, bu secdeyi ifa eder ve ka'deyi tekrar yapar ve sonunda sehiv secdesi gerekir. Kade-i ahire, rükünleri nihayete erdirmek için meşru olduğundan en sonunda ifa edilmesi gerekmektedir.

4 - Soru: Bir kimse kade-i ahirede teşehhüd okuyacak kadar otursa ve fakat Ettehiyyatü'yü okumadan selam verse nasıl hareket etmesi gerekir?Edit

Cevap: Önce tahiyyatı okuması, daha sonra selam verip, sehiv secdesi yapması gerekir.

5 - Soru: Bir kimse, tahiyyatı secdede okuyup sonra kalkıp otursa ve selam verse ne lazım gelir?Edit

Cevap: Teşehhüdü mahallinden başka bir yerde okuduğu için namazın sonunda sehiv secdesi yapması gerekir.

6 - Soru: Sünnet'i istihfaf ile (hafife alarak) terk etmenin sonucu nedir?Edit

Cevap: İstihfaf, izaha muhtaç bulunan bir kelimedir. Bir kimsenin istihfafı o sünnetin şariin nazarında ihtimam olunmayan bir şey olduğu zaman ile olursa "günah" olur. Şayet bu hafife alma şarii istihfaf olursa küfürdür. (Ni-metü'l-İslam, s. 153)

7 - Soru: Teşehhüdde parmak kaldırmak hakkında bilgi verir misiniz?Edit

Cevap: Bu, namazın sünnetlerindendir. Sağ elin baş parmağı ile orta parmağı halka haline getirilerek "La ilahe" derken şehadet parmağını kaldırır, "İllallah"ta indirir. (Nimetü'l-İslam, l. ks, s. 167-168)

8 - Behce Fetvalarından: "Tahiyyatta (otururken) özrü bulunmadığı halde sağ ayağını dikmemek, sünneti terketmek olur" (H.Ec. 1/11)

9 - Soru: Bir kimse sünnet-i müekkede veya farz namazların birinci teşehhüdünde "Allahümme salli ve barik"i okumuş olsa ne yapmalıdır, namaz sahih midir?Edit

Cevap: Farz olan namazda kıyamı geciktirdiği için (sünnet-i müekkede ise farz olan kıraati geciktirmiş olacağı için) sehiv secdesi yapması gerekir. Böyle bir hal namazı bozmayacağından ibadet sahihtir


Tahıyyât DuasıEdit

أَلتَّحِيَّاتُ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ أَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ اَيُّهَا النَّبِىُّ وَرَحْمَةُ الِّٰهل وَبَرَكَاتُهُ أَلسَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلٰى عِبَادِ الِّٰهل الصَّالِحِينَ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ الٰهّلُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ Okunuşu: “Ettehıyyâtü lillâhi ve’s-salevâtü ve’ttayyibâtü esselâmü ‘aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâtühû esselâmü ‘aleynâ ve ‘alâ ‘ıbâdi’l-lâhi’s-sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallâhü ve eşhedü enne Muhammeden ‘abdühû ve rasûlüh.”

Anlamı: “Her türlü kavlî, bedenî ve mâlî ibâdetler Allâh’a mahsustur. Ey Peygamber, selâm ve Allah’ın rahmetiyle bereketleri senin üzerine olsun ve selâm bizlere ve Allâh’ın sâlih kullarına olsun. Ben şehâdet ederim (yakînen bilirim) ki, Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Ve şehâdet ederim ki Hazret-i Muhammed Allah’ın kulu ve Resûlüdür.” (Ebû Davud, Salât, 182. I, 591) Üç ve dört rekatlı farzlar ile müekket sünnetlerde “tahiyyat” duası okunduktan sonra kıyama kalkılır, üç rekatlı namazlarda üçüncü rekatın sonunda dört rekatlı namazlarda dördüncü rekatın sonunda oturulur, “tahıyyat” duası okunur, peşinden “salli ve barik duaları” okunur.


Tahiyyat bize Mirac’ı anlatırEdit

Tahiyyat bize Mirac’ı anlatır Tahiyyat, namazda kulun yükselmesi için çabalaması ve kendi gücüyle gayret sarf edip sonuçta bitip tükenmesinin ifadesidir Kul, vücudunda ne kadar enerjisi, dimağında duyarlılığı, ruhunda heyecan ve hisleri ne kadar uyanıksa, bütününü Rabb’ine yakınlaşmak için kullanır, sonra da tahiyyata oturur Zira tahiyyatta Mirac; yani Rasulü Ekrem’e (sas), halkın yüz çevirmesine mukabil, gök kapılarının açılıp, sema ehlinin tebessüm ettiği ve Allah’ın “Lebbeyk ey kulum!” diye iltifatta bulunduğu kutlu yolculuk destanlaştırılmaktadır Her mümin, kendi çapına ve kalbinin enginliğine göre namazını inişli çıkışlı zikzaklarıyla eda ettikten sonra, ister kendisini hesabın ağırlığı altında ayağa kalkamayacak şekilde tasavvur etsin ve otursun, isterse her şeyden âzâde, nimetleri elde etmenin havası ve sevinci içinde olsun; başka bir ifadeyle, ister cennetin koltukları üzerine otursun, isterse Necm Sûresi’nde anlatılan (Bkz Necm, 53/1-18) Rabb’in huzuruna çıkma, karşılıklı olarak Rabb’iyle konuşma mualla makamında otursun, bütün maddi ağırlık ve külfetiyle namazı eda ettikten sonra kalbinin enginliğine ve duygularının hüşyarlığına göre Mirac’ın destanını okur

“Et-tahiyyatü lillahi ve’s-salavâtü ve’t-tayyibâtü”

Tahiyyat Mirac’ı anlatmaktadır Öyle anlaşılıyor ki, ne kadar kulluk yapsak da, bizden evvel gelip geçen, iz bırakan ve bize bir kapı açan Hz Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) uğramadan Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkmak doğru değil Onun içindir ki, Rabb’imize karşı tahiyyatımızı, yani yaptığımız bedenî ve mâlî bütün ibadetlerimizi O’nun için yaptığımızı ifadeden hemen sonra, Rasulü Ekrem’e selam veriyor, “es-selâmu aleyke eyyühennebiyyü” diyoruz Bunun manası; günah ve seyyiatımızla Cenab-ı Hakk’ın huzuruna giderken Hz Muhammed’in (sas) arkasında saf bağlama ve bu tatlı mülakatta konuşulan şeylere kulak kesilme, ne dendiğini anlamaya çalışmadır Evet tahiyyât, Efendimiz’in Mirac gecesinde Yüce Allah ile yaptığı selâmlaşmasıdır

TAHİYYATEdit

Et-tahiyyatu lillahi ve’s-salâvatü ve’t-tayyibâtü”

Efendimiz, “Bütün dualar, senâlar, malî ve bedenî ibâdetler, mülk, azamet Allah’a mahsustur”, yani; “bedenimizle yaptığımız bütün ibadetler, kazanıp topladığımız maldan sarf ettiğimiz şeyler Sana’dır ve Sen’in rızan içindir Allah’ım! Ben, böylesine ahdimi ve sadakatimi dile getirmek için huzuruna geliyor, bu sözlerle Sen’i selamlıyorum” der ve Allah’a (celle celâluhu) selam verir

“Es-selâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtühû”

Cenab-ı Hak da kendisine bu şekilde selam sunan Habib’ine: “Es-selâmu aleyke eyyuhe’n-nebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtuhu -Ey Nebi! Selam, Allah’ın rahmet ve bereketi Sen’in üzerine olsun” sözleriyle mukabelede bulunur ve adeta, “Ey şanı yüce Nebi! Sel----- mukabil sana da selam olsun” der

“Es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdi’llahi’s-sâlihîn”

Bütün bu konuşmalar, aklın almayacağı, mekanın var mı, yok mu idrak edilemeyeceği bir makamda cereyan ederken Efendimiz, Cenab-ı Hakk’ın bu selamı karşısında şöyle buyurur: “Es-selâmu aleyna ve alâ ibâdi’llahi’s-salihin -Selam bizim üzerimize ve Allah’ın salih kulları üzerine de olsun”

“Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasulüh”

En sonunda bu selamlaşmaya şahit olan bütün varlık, etrafı çınlatacak şekilde “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasulüh -Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah’ın Rasulü’dür” der Allah’ın, tek mabud olduğunu; Hz Muhammed’in ise, şanı yüce bir nebi olduğunu bütün yer ve gök ehline haykırır Hasılı tahiyyat, kulun kulluğu sayesinde Allah’a karşı yükselmesinin destanlaştırılmasından ibarettir Mirac’ın imtihan boyutu

Mirac olayı ile insanlık, imtihan içinde imtihana tabi tutulmuştur Yüce Allah imanda samimi olanlarla samimi olmayanları, sıddîklarla yalancıları, doğrularla yalancıları belirlemiştir Bu manayı te’yîden Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Bizim sana gösterdiğimiz ‘rüya/seyr’i ancak insanları imtihan için meydana getirdik” Buradaki “rü’ya”dan maksat, otoritelere göre Mirac’dır Bu da uykuda değil, uyanık iken yaşanmıştır Bu olaydan önce mümin oldukları halde “Böyle şey olur mu?” diyenler ve olayı akıllarına sığıştıramayanlar yazık ki, imtihanı kaybetmişler, imandan ve dinden çıkmışlardır “Bunu Hz Muhammed (sas) söylüyorsa doğrudur; çünkü O hayatında asla yalan söylememiştir!” diyenler de imtihanı kazanmış, imanda sadık ve sıddîk olduklarını ispat etmişlerdir Sâdık ve sıddîkların piri Hz Ebubekir’e (ra) “sıddîk” lakabı ve unvanı Mirac olayını tereddütsüz kabul etmesinden dolayı verilmiştir Zaten mümin olmanın gereği de budur Akıllılık da bunu gerektirir Çünkü olayı yaşayan, dost ve düşman tarafından güvenilirliği ile tanınmış ve kabul edilmiş bir peygamber, olayı yaşatan da kudreti sonsuz Allah’tır (cc); O’nun kudretine ne ağır gelmiştir ki, Habib-i Edib’ini bir anda göklere çıkarıp, beka âlemini gezdirip, tekrar yerine koyması ağır gelsin? Sayı:142Bölüm:Mübarek Günler


Tahiyyat ve MiraçEdit

Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için,kulunu bir gece Mescid-i Haram´dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa´ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O,işitendir,görendir.(İsra Suresi 1.Ayet)

Miraç olayı İslam tarihinin ve tüm insanlığın yaşadığı en önemli olaylardan birisidir. Miraç Allah’a (c.c.) en yakın olan kulun,yani gelmiş geçmiş tüm insanların içinde en yüce mertebede olanının Rabbinin özel lutfuna kavuşması hadisesidir.O tüm insanlık içerisinden seçilmiş ve en yüce meleklerin dahi ulaşamayacağı bir mertebeye çıkarılmıştır.Daha önce hiçbir yaratılmışa nasip olmayan ayetleri görmüştür.Rabbinin ayetleri içerisinde en özel olanlarını görmek ona nasip olmuştur.

Osmanlıların kuruluş devrinde Bursa´da yaşamış büyük velî Emîr Sultan (r.a.) Hazretleri Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mîrâca çıkması ile ilgili olarak buyurdular ki:

"Ceddim Resûl-i Ekrem(s.a.v.), mîrâca bedeniyle çıktı.Mekânsız, zamansız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü Teala’yı (c.c.) gördü.Gözsüz,kulaksız,vasıtasız,ortamsız olarak Rabbi ile konuştu. Bu hususta kimsenin şek ve şüphesi olmasın.Bunun doğruluğu, Necm sûresinde bildirilmiştir.Resûl-i Ekrem(s.a.v.) için cümle melekler ve bütün mahlukat salavat getirirler.Böyle yüksek bir zatın mîracında,bedenen veya ruhen olmasında şüpheye gerek yok. Bu beden, göz ve kulaklar, günde bir defâ değil,dört yüz kere miraç yapabilir.Buna şüphe etmemek gerekir. Allahu Teala bir hadîs-i kudsîde;"Ey Habîbim, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım." buyuruyor. Bu hadîs-i kudsi,bunun doğru olduğunu gösterir."

Miraç böylesine yüce bir olaydır.Peygamber Efendimize (s.a.v.) yedi kat sema ve ondan daha ilerisi,onların sakinleri,tüm Peygamberler,Cennet,Cehennem,oralarda görevli melekler v.d. gösterilmiştir.Bu yolculuğunda Hz.Cebrail (a.s.) Efendimizin (s.a.v.)refakatçisiydiler.Her gittikleri yere birlikte gidiyorlardı.Hz.Cebrail(a.s.) oralarla ilgili gereken açıklamaları Efendimize (s.a.v.) yapıyordu.Miraç yolculuğunda bir noktadan sonra Hz.Cebrail (a.s.) Hz.Peygamberi(s.a.v.) yalnız bırakmış ve daha ileri gidemeyeceğini bildirmiştir.Bu noktadan sonra Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) yolculuğuna yalnız devam etmiştir.Öyle bir makama çıkmıştır ki varlığın ulaşabileceği en uç noktaya ulaşmıştır.Hiç bir yaratılmış bu mertebeye çıkamamıştır.Bu O’nun (s.a.v.) en yüce yaratılmış olduğunun göstergesidir.

Bu olay namazlarda teşehhüde okunan tahiyyat ile tüm Müslümanlara her namazlarında tekrar tekrar hatırlatılmaktadır.Bu hadisenin büyüklüğünü ve önemini gösteren başka bir husustur. İbni Mes’ud (ra): “Rasulullah (s.a.v.) elimi ellerinin arasına alarak, Kuran’dan bir sure öğretir gibi bana tahiyyatı öğretti.” diye rivayet etmiştir.(Müslim,Kitabussalah) Tahiyyatı kısaca şöyle inceleyebiliriz:

-Et-tahiyyatu lillahi ve’s-salâvatü ve’t-tayyibâtü.Edit

Efendimiz (s.a.v.) Hz.Cebrail’den (a.s.) ayrılıp kendisine ait özel alana çıktığında, Rabbi ile her türlü benzetmeden münezzeh olacak,akıllarca kavranamayacak bir şekilde karşılaştı.Bu zaman ve mekan kayıtlarından beri ve insanın kavrayamayacağı bir şeydi.İlahi huzura çıktı ve Yüce Rabbine yukarıda belirtilen şekli ile hitap etti ve selam verdi.Hz.Peygamber (s.a.v.) bu söz ile “Bütün dualar, senâlar, övgüler, ibâdetler ve mülk, azamet,beka hepsi Allah’a mahsustur” dedi ve Allah’a (c.c.) selam verdi

Ettahiyyatu lillah, tazim, hürmet, beka, sonsuzluk, ölümsüzlük, mülk ve hükümranlık gerçek hayat sahibi olan Allah’a mahsustur.

Vessalavat, (vessalavatı lillah demektir) salavatlar, kalp ve gönülden yapılan dualar, bedenle ifade edilen ibadetlerimiz Allah içindir. O’na yapılır, O’nun içindir.

Vettayyıbat, kulu Allah’a yaklaştıran her türlü vesileler, güzel sözler, zikirler, tesbihler, övgülerimiz, hamdlerimiz ancak Allah içindir.

Cenab-ı Hak da kendisine bu şekilde selam sunan Rasulullah’a (s.a.v.) şöyle cevap verdi:

-Es-selâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtühû.

Ey Nebi!Selam, Allah’ın rahmet ve bereketi Sen’in üzerine olsun.

Efendimiz(s.a.v.), Cenab-ı Hakk’ın (c.c.) bu selamına şöyle mukabele etti:

-Es-selâmu aleyna ve alâ ibâdi’llahi’s-salihin.

Selam bizim üzerimize ve Allah’ın salih kulları üzerine olsun

Bu karşılıklı selamlaşmaları kendi bulunduğu mertebeden duyabilen Cebrail(a.s.) ise şöyle nida etti:

-Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasulüh.

Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah’ın kulu ve Rasulü’dür.

Namaz kulun Allah’a (c.c.) karşı kulluğunu ifade edişi ve O’na yönelişidir.İslam’ın en temel ibadetlerindendir.Günde beş defa yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz,diyerek kul acziyetini ortaya koyar.Namaz ibadeti Allah (c.c.) için yapılmasına rağmen her namazda üç yerde Peygamber Efendimizi (s.a.v.) hatırlaması ve anması müminden istenir.Bunlardan ilki Fatiha Suresindeki

–Sıratallezine enamte aleyhim- ayetini okuduğu zamandır.

Ey Rabbimiz Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet,diye burada dua edilmektedir. Kendilerine nimet verilenler Kuran-ı Kerim’de şu şekilde açıklanmıştır:

‘Kim Allah´a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah´ın nimetlere eriştirdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir.Bunlar ise ne güzel arkadaştır! ‘(Nisa Suresi 69.Ayet)

Kendisine nimet verilenlerin en büyüğü Hz.Muhammed (s.a.v) dir.Bu ayet ile namaz kılan kişiden O’nu hatırlaması ve bu ayeti okurken bir anlık manevi bir rabıta yapması istenmektedir.Böylece Yüce Allah’tan (c.c.) sünnete uymak ve Rasulullah’a (s.a.v.) ittiba etmek için yardım dilenmektedir.Manen,kalben ve ruhen Efendimiz (s.a.v.) ile irtibat kurulmakta,O (s.a.v.) hatırlanmakta ve hatırlanılması müminlerden istenilmektedir.

Namazda ikinci olarak Allah Rasulü’nün (s.a.v.) hatırlanılması istenilen yer tahiyyat okunduğu zamandır.Namaz kulun miracıdır.Miraç manevi bir yükseliştir.Ruhun yücelişidir.Tüm insanlık alemi Hz Adem’den bu zamana kadar Rablerini Peygamberler vasıtası ile tanımışlardır.Onlara inanarak,Allah(c.c.) ile irtibata geçmiş ve O’na ibadeti nasıl yapacaklarını öğrenmişlerdir.Tüm insanlık aleminin en büyüğü Hz.Muhammed (s.a.v.) dir.O’nun Miraç olayı insanlık alemi için büyük bir şereftir.Bize her namazda bu hatırlatılmaktadır.Tahiyyatı okuyan mümin, burada Cebrail (a.s.) gibi hayret makamında olmalı ve Allah Rasulü’ nün makamının yüceliğini tüm ruhu ile,canı ile hissetmelidir.Kendini manen bu huzur makamını görüyor ve sanki bu konuşmaları duyuyor gibi hissetmelidir.Bu manevi rabıta,namazında tahiyyatı anlamını düşünerek okuyan herkes için kaçınılmazdır.

Kelimeyi şehadeti söyledikten sonra Rasulullah (s.a.v.) ve Miraç hadisesi ile ilgili yapılan hayali rabıta ile coşan kalp,namazda üçüncü olarak Rasulullah’ı (s.a.v.) hatırlaması gereken yere gelmiştir.Bu salli ve barik dualarıdır.

Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ salleyte alâ ibrahiyme ve alâ âli ibrahiyme inneke hamiydün mecid.

Allah´ım Hz.Muhammed ve âline, Hz.İbrahim´e ve âline rahmet ettiğin gibi rahmet eyle

Allahümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ barekte alâ ibrahime ve alâ âli ibrahiyme inneke hamiydün mecid

Allah´ım Hz.Muhammed’i ve âlini,Hz.İbrahim´i ve âlini mübarek kıldığın gibi mübarek kıl.

Namaz kılan tüm mümin erkek ve kadınlardan Hz.Peygamber için namazlarında salat getirmeleri ve O’na dua etmeleri istenilmektedir. Bu dualar okunduktan sonra artık kendisi hakkında ve yakınları hakkında dua etmesi mümin için uygundur ki,ancak bundan sonra Rabbena duaları okunur.

Salli ve barik dualarında Peygamber Efendimize (s.a.v.) rahmet edilmesi ve tertemiz aline yani ehl-i beyitne de rahmet ve bereket ile muamele edilmesi Rabbimizden istenilmektedir.Burada yapılan dua ve salavatlar Rabbimizin Kuran’da müminlere Efendimizin (s.a.v.) dilinden yaptığı bir uyarının sonucudur.

Allah´ın iman eden ve sâlih ameller yapan kullarına müjdelediği işte budur.Resulüm! (İlâhî ahkâmı tebliğ ettiğin kimselere) de ki: "Ben sizi hidayete dâvet ettiğim için hiçbir ücret istemiyorum. Ancak yakınlarıma (Ehl-i beytime) muhabbet etmenizi isterim." Kim bir iyilik yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, şükrün karşılığını verendir.(Şura Suresi 23.Ayet)

Namazların sonlarında Efendimizin ehl-i beyti için yapılan bu dualar Rabbimizce kabul edilmiştir.Bugün İslam ümmeti içerisindeki büyük alimlerin pek çoğu,sahih İslam tarikatlarının silsilelerindeki yüce zatların büyük kısmı Ehl-i Beyti Rasulullah’tandır. Bu yüce zatları anmak,onların yüce hallerini ve üstün kişiliklerini hayal etmek, rabıtalarını yapmak insanı onları sevmeye götürür.Bu yüce zatları sevmek,onlara tabi olmak, kişiyi Rasulullah’ı (s.a.v.) sevmeye götürür.Rasulullah’ı (s.a.v.) sevmek O’na ittiba etmeyi doğurur.Bu ittiba ise Allah’ın (c.c.) sevgisine ulaştırır.

Bu hususlarda şeyh Muhammed Muta Haznevi Hazretleri şöyle buyurmuşlardır:

Değerli kardeşlerim, şüphesiz Sadatlarımızın (bu yolun ve İslam dininin büyüklerinin) yolunu ve adabını(yollarının esaslarını,onların yüce usullerini) takip etmek,Hazreti Peygamberin (a.s.) sünnetini ve ahlakını takip etmek demektir. Hazreti Peygamberin yolunu ve siretini (sahip olduğu hali ve ahlakı) takip etmek, Yüce Allah’ın yolunu takip etmek demektir.

Ey Rabbimiz!Bu evliyaların (Sana yakın olan dostlarının) yüzü suyu hürmeti için bize kendi muhabbetini lutfeyle.Onları sevmekle,kendi sevgini bize nasip eyle.Ey Rabbimiz! Her hatme yaptığımızda,dua esnasında söylediğimiz gibi,bu evliyaların muhabbeti sayesinde bize kendi muhabbetini ver.Allah a manen yakın olan dostlarını sevmek, onları zatları için değil Allah için sevmektir. O evliyanın sevgisi insanı Allah ın muhabbetine kavuşturur.Onun için biz, o muhabbeti istiyoruz.

Allah onlardan razı olsun, Selef-i Salih zatlar (öncü olan geçmiş büyüklerimiz) Allah Teala ya imanı güçlü olan kimselerdi. Allah Teala dan çok korkarlardı. Allah Azze ve Celle nin koyduğu sınırları muhafaza ederler, onları çiğnemezlerdi. Allah Sübhanehu ve Teala nın kelamı ile amel ederlerdi. Onlar, bir azap ya da tehdit içeren ayet duyduklarında sarsılır, Allah Azze ve Cellenin korkusuyla ağlamaya başlarlardı.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Alime saygı gösteren Rabbine saygı gösterir!" Bu ümmetin değerli zatlarına saygı göstermek, insanın yaratanı ile arasındaki bağı güçlendiren en önemli etkenleren biridir ve insanların dünyada ve ahiretteki gerçek mutluluklarını garanti eder. Allah Sübhanehu ve Teala Efendimiz Muhammed aleyhissalatü vesselam ı insanlık için, onları dalaletten hidayete, cehaletten marifete ve karanlıktan aydınlığa çıkaran bir kurtarıcı olarak göndermiştir. Alimler ise Efedimiz aleyhissalatü vesselanıın varisleridirler. Bu ümmetin bütün işleri ancak ilim, fazilet ve salah ehlinin ulularına, büyüklerine tazim ve hürmet göstermekle düzelebilir ve bu ümmet ancak bu şekilde ayakta kalabilir. Bu ümmetin hayatı ancak onların meclislerine katılmakla, onlardan öğrenmekle, onların nasihatlarını uygulamakla ve de onların Efendimiz Muhammed aleyhissalatü vesselam dan devraldıkları yolda yürümekle ve de onların hatıralarını asırlar geçse de ebedileştirmekle düzelebilir.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.