FANDOM


Şablon:Tatar

Bakınız


Şablon:Tatarbakınız d {{Tatarbakınız}}
Tatar Tatarlar Tatarların babası Tatar dili Tatar kelimesi (etimoloji)
Tatarca Hikaye-i kesikbaş Kırım Milli Marşı
Kırım Tatar Kırım madalyası
Tatarca Kırım Tatarca Kırım Tatarcası Tatarca muzik

Afize Kasara - Bu Akşamlar Olmasaydı Kırım Tatarca

Afize Kasara - Bu Akşamlar Olmasaydı Kırım Tatarca

Afize Kasara - Bu Akşamlar Olmasaydı Kırım Tatarca - Afize - Hafize - Hafsa

[[]]

EÇS/11/177
Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Belgeseli basın tanıtım

Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Belgeseli basın tanıtım

Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Belgeseli - Kırım ve Tatarlar basın tanıtım

  • ankara haymana cingirli köyü
  • istanbul tatar,,hadımköy.çatalca, şeremin,zeytinburnu,
Bu madde tarihteki Tatar kelimesinin etimolojisi hakkındadır. Günümüzde kendilerini Tatar olarak tanımlayan halklar için Tatarlar maddesine bakın.


Tatar kelimesi, Kuzey Asya'da Moğolistan ovasından Doğu Avrupa'da Litvanya'ya kadar uzanan geniş bölgede yaşanmış Moğollar, Türkler, Tunguzlar başta olmak üzere çeşitli etnik grup için kullanılan terimdir.

Günümüzde Rusya Federasyonu içinde yer alan Tataristan Cumhuriyetindeki Volga Tatarları, Ukrayna'ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyetindeki Kırım Tatarları gibi etnik gruplar kendilerini Tatar olarak adlandırmaktadır. Bunun dışında Çin Halk Cumhuriyetinin azınlıklarından biri olan Tatarlar (塔塔尔族 tătăĕr zú) da bilinmektedir. Rusya, Ukrayna, Polonya, Moldova, Litvanya, Belarus, Bulgaristan, Çin, Kazakistan, Romanya, Türkiye ve Özbekistan gibi ülkeler Tatarların yaşadıkları yerlerdir.


Kelimenin kökeni eski Türkî dillerinde "diğer insanlar" anlamına gelen "Tatar" olup geleneksel olarak Çinceye "韃靼" / "达靼" (pinyin: dádá), Japoncaya "韃靼" (Dattan), Arapçaya تتر, Farsçaya تاتار, Rusçaya Татар, Batı Avrupa dillerine Tartar olarak geçmiştir.

Kaynaklarda Tatar kelimesiEdit

Türk kaynaklarında ilk defa 8 nci yüzyılda Orhun Yazıtlarında devlet ve boy ismi olarak geçmektedir (Dokuz Tatar,Otuz Tatar gibi). Osmanlı fermanlarında, Kırım Hanları için ilk defa 1696 yılında Tatar ifadesi geçmektedir. İslâm dünyasında ise, "Tatar" kelimesiyle kastedilen, "Moğol" idi. Onüçüncü yüzyılda yaşamış olan Arap tarihçi İbnül Esir, şamanist, kısmen budist Moğollardan bahsederken "Tatarların İslam ülkelerine gelişi", "Tatarların Türkistan ve Maveraünnehr'e çıkışı", "Kafir Tatarların Harzemşah üzerine yürüyüşü" gibi daima "Tatar" kelimesini kullanmaktadır.

Abbasi Halifeliğini 1258'de yıkmış olan, Cengiz Han'ın oğlu olan, Tuluy'un oğlu Hülagü ve ordusundan, bütün çağdaş ve sonraki Arap tarihçileri "Tatar" diye bahsetmektedirler. Diğer milletler de, on üçüncü yüzyılda yeryüzünün en büyük devletini kurmuş olan Moğollardan "Tatarlar" diye söz etmektedirler.


Evliya Çelebi Palu Han Şehrinin Ziyaretgahları babında Hz Hud'un Ferudunun oğluna Tatar adını koyması ve duası bahsiEdit

Şehir dışında Cihangir Feridun Han ziyareti vardır. Arap müverrihleri bu Ferudun'a Tatarların babası derler.....

Tatar adını Rus izahıEdit

Bugünkü Tatarların, Tatar diye adlandırılmasının başlangıcı 1200’lü yıllardır. Dünyayı Cengiz Han kasırgasının sardığı 13. yüzyıldı. Novgorod’lu bir Rus vak'a yazar şöyle yazmıştı:

‘’ O yaz, günahlarımız yüzünden kim olduklarının bilmediklerimiz kafirler çıkageldiler. Kimse onlar hakkında bir şey bilmiyordu. Kimdiler ve nereden geliyorlardı, hangi dine mensuptular ve neye inanıyorlardı, kimse bilmiyordu. Ama adları Tatar idi.’’

Belli ki Novgorodlular, ne Tatarları ne de Cengiz Han’ı tanıyorlardı.

Peki asıl Tatarlar kimdi?Edit

Çin kaynakları, Orhun kitabeleri ve Cengiz Han tarihçileri kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açıklıyor: Tatarlar bugünkü Moğolistan bozkırlarını yurt belleyen çok eski bir boy idi.

Kerulen ve Arguni nehirlerinin kıyısında yaşayan uzun saçlı göçebelerdi. Onların güneyinde Moğollar, Kerulen-Onon nehirleri arasında ise Türk boyları yaşıyordu.

Tatar sözü ilk olarak Orhun yazıtlarında geçiyordu ve Göktürk kavimler birliğini oluşturan boylardan biri olduğu anlaşılıyordu. Çinliler ise kuzey komşuları bozkır halklarının bazen boy adlarıyla bazen de topluluk adlaryla anıyorlardı. Tatarlardan da ‘’Ta-ta’’ diye bahsediyorlardı. O sıralarda Moğol adı çok kullanılmıyordu ve Moğol kabileleri kendi adlarıyla anılıyordu (Nayman, Kerait, Oyrat gibi.).

Vakayinameler eski Moğolların uzun boylu, sakallı, parlak saçlı ve açık renk gözlü; Tatarları ise kısa boylu, basık burunlu, siyah saçlı ve kara gözlü olarak tasvir ediyor. Bugünkü durum; bu kavimlerin karıştığını ve şimdiki Moğol tipinde şiddetli bir Tatar etkisi olduğunu düşündürüyor.

12. yüzyılda Tatarlar, Moğollardan daha kalabalıktılar ve Moğollar dahil diğer kabileler üzerinde etkiliydiler.

O yüzden, Çin kaynakları bu tarihlerde Tatar adını bir topluluk adı olarak kullanmaya, Moğolları ve Türkleri de Tatarlar içinde saymaya başladılar: sınıra en yakın olanlar Beyaz Tatarlar (çoğunlunu Türk boyları oluşturuyordu ve yerleşik yaşama uygun bir hayat sürüyorlardı.); bozkırın daha içlerinde yaşayan ve Moğolların ağırlıkta olduğu boylara Kara Tatarlar; Sibirya sınırında avcılık ve balıkçılıkla geçinenlere de Vahşi Tatarlar diyorlardı.

Ancak 13. yüzyılda durum değişti. Cengiz Han ile birlikte Moğolların yıldızı parladı. Tatarlara üstün geldiler ve böylece Tatarlar, Moğol birliğinin bir parçası oldular. Cengiz Han onlara zorlukla boyun eğdirmişti ve zaferin anısına bundan böyle fethedilecek bütün ülkelerin ve halkaların Tatar diye adlandırılması içim yasa çıkarmıştı. Böylece tuhaf bir şey oldu: Moğolistan’da ki Tatarlar ve bazı Türk boyları azamet ve onur elde etmek için kendilerini Moğol saydılar. O zamana dek kendi boy adlarını kullanan Moğol kabileleri de artık kendilerine Moğol demeye başlamışlardı. Ancak Moğolistan dışında durum farklıydı. Dünyayı fethe çıkan ordunun içinde Tatarlar da vardı ve yasa gereği fethedilen halklar Tatar diye anıldığı için orduyla beraber Tatar adı da yürümeye başladı. Moğol ve Tatar adları eşanlamlı hale geldi ve Moğolların kendilerine bile anayurttan koptuktan sonra Tatar denmeye başlandı. Cengiz Han tarihçisi Reşidüddin şunları yazdı: ‘’Bir çok kabile kendini Tatarlara mensup saymak ve Tatar adını almak suretiyle azamet ve onur elde ettiler… Bunların torunları ise geçmişte hiç sahip olmadıkları bu ismi, güya ezelden beri taşıyormuş havasına kapıldılar.’’ Cengiz Han orduları ayrıca fethettikleri ülkelerin halklarından asker topluyor ve bunları ön safhalara sürüyorlardı. Ama hepsi de Tatar adını kullanmak zorundaydı. Cengiz Hanın torunu Batu, Kıpçak ve Bulgar Türklerini paramparça edip Rusya ve Avrupa’nın içlerine dalarken, bu yerli hakların bahadırlarını da ‘’Tatar’’ adıyla saflarına katmıştı. Tarihçi Lev Gumilev, Doğu Avrupa yı fetheden ve burada Bulgar Kağanlığının külleri üzerinde Altın Orda Hanlığını kuran Batu’nun ordusunun 150.000 olarak verilen sayısının abartılı olduğunu söyler. Bu ordunu içinde 4.000 kadar Moğol-Tatar bulunduğunu, gerisinin Orta Asya Türk boylarına mensup olduğunu belirten Gumilev, bununda Kıpçak Türk deryası içinde çok kısa süre içinde Türkleşerek eridiğini anlatır. Altın Orda devleti, ikinci hanı Berke’nin Müslümanlığı kabul etmesiyle Büyük Moğollardan tam anlamıyla koptu. Devlet, hanlık makamı hariç yerli Türk halklarına dayanan bir devlete dönüştü. Ancak bu devletin tebaası olan Türkler, komşu Ruslar tarafından eski isimleriyle anılmaz oldu. Kıpçak, Bulgar yerine Ruslar tarafından hepsine Tatar denildi. Bu ad, Ruslar aracılığıyla Avrupa’ya ulaştı.

Hunların ve Hazarların bakiyeleri ile Kama Bulgarları ve çoğunlukla Kıpçakların oluşturdukları Volga Türklerine TATAR, Kıpçak Türkçesine de TATARCA denmesinin hikayesi budur. Aynı boyların Ural dağlarının batı eteklerinde yaşayanaları ise kendilerini hanlarının şanına binaen Nogay diye adlandırdı. Nogayların ataları Kıpçaklar, Alanlar ve Moğol ordusuna katılan Orta Asya Türkleriydi. Nogaylar da bugünkü Kazak Türklerinin atalarıdır. Rusya’nın ilerleyişiyle Volga boylarından ayrılıp eski Çağatay Hanlığı’nın topraklarında Timurlu Türklerle savaşa tutuşup onları Maveraünnehir’den çıkaranlar da aynı şekilde Altın Orda hükümdarı Özbek Han’ın şanını yaşatmak için Özbek adını aldılar ve buradaki Türklerle karışarak bugünkü Özbek halkını oluşturdular. Onların kovduğu Türkler ise Timur’un torunu Babür ile birlikte Kuzey Hindistan’a indiler ve burada parlak bir imparatorluk kurdular. Timur kendisini Cengiz Han soyundan saydığı için, hiç ilgileri olmadığı halde onlara da Moğol denildi.

Sanırım, bazılarının dediği gibi ‘Türk’ün Türk’den başka dostu yoktur’ demek yerine ‘Türk’ün Türk’den başka düşmanı yoktur ‘ demek daha mı doğru olacak galiba.

Daha 1800 lü yılların sonlarına kadar, Tatarlar kendilerine Tatar demiyorlardı. Bu adı öfkeyle reddediyorlardı. Kendilerine Kazanlı , Mişer , Bulgar diyor ve ortak değer olarak da Müslümanlıklarını vurguluyorlardı. Bu topraklara 13. yüzyılda Cengiz Han ’ın ordularıyla gelmiş Moğol Tatarlarıyla özdeşleştirilmeyi kabul etmiyorlar, etnik kimliklerinin unutturulmasına tepki gösteriyorlardı. Bu reddiyenin ardında , derin tarih bilinci yatıyordu. Ama farkına varmadan kapıldıkları sömürgeci telkinin payı da büyükdü. Bir halkın etnik tarihi başka bir şeydir, adlandırılmasının (kendisi ya da başkası tarafından) tarihi başka. Tatar adı yüzyıllarca direnen, bugün bu adı ulusal kimliğinin ifadesi olarak gururla kullanan Tatarların durumu bunun en açık örneğidir. Günümüzde Tatarlar atalarının izlerini Kıpçaklardan, Peçeneklerden, Uzlardan, Bulgarlardan, Hazarlardan geçerek Hunlara kadar takip edebiliyorlar. Tatarlardan Kazanlılar kendilerini Han soyundan saydıkları için soylu sayarlar, üstün görürler. Mişerler en kalabalık gurup olup, 8 milyon Tatar’ın 6 milyonu Mişer’dir. Kreşinler ise çok azınlık ve Hristiyandır. Kazanlılar ve Mişerler dil, din ve gelenek olarak tek bir millettir.

Ruslar, Altın Orda devletini yıkana kadar Tatarlardan çok çektiler. Altın Orda’nın en kuvvetli zamanlarında Ruslar, Tatarların himayesinde onlara vergi verirlerdi. Fakat en ufak isyanlarda bile Altın Orda Ruslara acımasız davrandı. Örneğin; Moskova Prensliği kendini güçlü hissettiği 1380 yılında Tatarların üzerine yürüdü ve Tatar ordusunu bozguna uğrattı. Tatarlar iki yıl sonra geldiler ve Moskova’yı yerle bir ettiler. Rus tarihçilere göre 24.000 Rus öldürüldü. Moskova bundan büyük bir ders çıkardı ve bağımlılığın acısını bir yüz yıl daha ruhunun derinliklerinde saklayarak sabretti. O yüzyıl, Altın Orda’nın önce Orta Asyadan gelenTimur’un darbeleri altında dağıldığı ve giderek çözüldüğü bir süreç oldu. Onun küllerinden Kazan, Kırım, Astırhan, Sibir ve Nogay Tatar hanlıkları doğdu. (Tatarların eski Sovyetler Birliği topraklarının hemen hemen her yerinde görülmesinin sebeblerinden birisi de budur.) Tatar egemenliği bu kez Kazan Hanlığı üzerinden yürüdüyse de 1480’de Moskova prensi III. İvan, kendini Çar ilan etti. 240 yıllık bağımlılık sona ermiş ve intikam saati gelip çatmıştı. Moskova bunun için bir 70 yıl daha bekledi ve 1552 de kesin darbeyi indirdi. Kazan düştü ve şehir yerle bir edildi. Şehirde erkeklerden kimse sağ bırakılmadı. Ve 240 yıla karşılık, Kazan 450 yıldır Rus egemenliğinde.

Altın Orda devletinin 240 yıl hüküm sürdüğü dönemlerde Tatar adı efendinin adıydı; hem korkuyu hem de hayranlığı çağrıştırıyordu. Rusya’nın Tatarların görkemli imparatorluğu Altın Orda’dan bağımsızlığının üstünden 5 asır geçti. Ama o korkutucu Tatar imgesi ’’kurbanın kafatasından şarap içen ya ada zafer akşamları Slav prenslerinin sırtına kurulmuş şenlikler düzenleyen Asyalı barbar’’ imgesi bir türlü silinemedi. Ruslar Tatarlara barbar diyerek onları kimlik bunalımına soktu ve bazı Tatarlar kendi kimliklerinden utanır olup Ruslaşmaya başladılar. Kimlik bunalımı Sovyetler Birliğinin dağılma süreci ile son buldu. Tataristan-Türkiye dostluk cemiyeti başkanı Firdevs Fatelislam şöyle diyor:’’Tarihimizi, nereden geldiğimizi, kim olduğumuzu biliyoruz. Dünya bizi Tatar adıyla bir Türk halkı olarak tanıyor ve Tatar adının da utanılacak bir yanı yok.’’

TATAR TÜRK HALKININ OLUŞUMUNUN KISA TARİHİEdit

Volga (İdil) nehri boylarına daha miladın başlarında Hun Türkleri gelmeye başlamışlardı. Büyük bozkırın bayı ucunda ikinci kez göründüklerinde tarih 350’li yılları gösteriyordu. Hunlar, yaklaşık yüz yıl Urallardan Macaristan’a kadar olan toprakların mutlak hakimi idi. Atilla’nın ölümü ile dağıldılar. Hunların önemli bir kısmı geldikleri yolu geriye katedip İdil-Ural bölgesine sığındı. Bugünün Volga Tatarlarını oluşturacak ilk bakiye onlardı.

Hunların açtığı yoldan bu kez Hazarlar geldiler. Burada Ortaçağın en görkemli imparatorluğunu kurdular ve 4 yüzyıl hakimiyetlerini sürdürdüler. Bunları başka bir Türk boyu olan Bulgarlar izledi. Bulgarlar Orta Asyadan çıkarken üçe bölündüler. Batıya yönelenler Tuna Bulgarları adını aldı. Daha sonra Karadenizin batı kıyılarına yerleşerek burada yeni bir devlet kurdular ama yerli halk içinde eriyerek kimliklerini kaybettiler. Onlar bugünkü Bulgaristan halkının atalarıdır. Bulgarların diğer bir kolu ise Kafkaslara göç etti. Bugün Kafkasya da yaşayan Karaçay- Balkar Türklerinin ataları da bunlardır. Kuzeye İdi-Ural sahasına yerleşenler ise Bulgar Kağanlığını kurdular. Kazan’ın güneyinde, Kama nehrinin Volga’ya kavuştuğu yerde kurulan, halen Bulgar Kağanlığının izlerini taşıyan Bulgar şehri, onun başkentiydi. Bulgar hükümdarı Almış Kağan, 922 yılında resmen İslam’ı seçti. Rus tarihçi Solovyev, Bulgarların ihtişamını şu sözlerle vurgulamıştı: ‘’Müslüman Asya bir vatan kurdu, göçebe sürüleri için değil, medeniyetleri için bir vatan. Bulgar Türkü, Volga ve Kama’nın kıyılarında Kuran dinlerken, Rus Slavı henüz Hristiyan kiliselerini inşaya başlamamıştı.’’

Bozkırın savaşlarla kana bulandığı, büyük göç hareketleriyle sarsıldığı 900 lü ve 1000 li yıllarda Peçenekler, Uzlar ve Kıpçaklar birbiri ardına Volga ve Don nehirleri havzalarına aktılar. Bazen birbirleriyle bazen de ortaklılara girerek varlıklarını sürdürmeyi başardılar. Fakat enerjik ve savaşçı Kıpçaklar diğer Türk boylarına üstünlük sağladılar. Cengiz Han’ın ordularının buralara gelmesiyle Moğol ordularına boyun eğdiler. Moğolların kurduğu Altın Orda devletinin kısa bir sürede Türkleşmesini sağladılar. Tamamen Türkleşen Altın Orda devletinin yıkılmasıyla ortaya çıkan Hanlıklardan Kazan Hanlığı Volga Tatarlarını, Kırım Hanlığı ise Kırım Tatarlarını oluşturdu. Nogay Hanlığı ise, bugünkü Kazak Türk Halkının oluşumuna katkıda bulundu. Kırım Hanlığı’nın Osmanlı egemenliğine girmesiyle Kırım’ın güney bölgelerinde yaşayan Tatarların kimliğine ve dillerine Oğuz Türklerinin de katkısı oldu.

Kaynak: ATLAS aylık coğrafya ve keşif dergisi. Kasım 2004. Sayı 140.

Evliya Çelebi der ki:Edit

Tamamen Karadeniz’in kuzey tarafı kıyısındadır. Abaza diyarının başlangıcı Faşe çayı sonu batı tarafta, kırk iki konak yerde Kefe eyaleti hükmünde Taman adası yakınında Anapa kalesi limanıdır.

Abaza kavminin ilk çıkışıEdit

Tuhfe yazarı şöyle rivayet ediyor:

Cenab-ı Hak Âdem Aleyhisselamı kudret eliyle yeryüzünde yaratmıştır.Cennette civâr-ı izzet’e (yakınına) çağırıp, bütün melekleri ona secde etmeğe memur etmiştir. Lâkin şeytan bu emirden yüz çevirip hile yoluna sapmış ve (beni ateşten yarattın, onu topraktan) diye küstahlık etmiştir.

Hazreti Âdem sülalesinden, Hazreti Peygamberi getirip iki cihanda şefaatcı etmek için Hazreti Âdem’i, buğday bahanesiyle yeryüzünde, Hindistan’a indirmiş, sonra Arafat dağında Havvâ ile birleştirmiştir.

İshak oğlu Muhammed’in dediğine göre, Hazreti Âdem zamanında kırkbine varan evlâdı, tatar suratlı olarak dünyaya yayılmışlardır. Cennette Âdem safî Arabça ve Farsça konuşurken dünyaya inince, Arabçayı unutarak İbrâni, Süryanî, Dahkalî, Durrî dillerini söylemeğe başlamıştır. Halen Kocistan, Berberistan ve diğer kara vilâyetlerinde söylenen diller birbirine benzemez. Âdem oğulları Tufana kadar bu dilleri konuşmuşlardır.

Sonra Cenab-ı Hak Nuh’un Ham, Sam, Yâfes evlâtlarından yetmiş iki millet ve 70 lisan peday olmuştur.Sonra muhtelif cinsler yeryüzüne yayılarak dilleri başkalaşmış, her ilde bir dil türemiştir. Ama önce çeşitli diller çıkaran Hazreti İdris’tir. Çünkü Cenab-ı Hak ona nice bin bilgi ihsan edip kâtip yapmıştır. Vahy ile gönderilen sahifeleri cildlerdi. Tufandan evvel bütün kitaplarını batıda Nil nehri aşırı Hermin dağında saklamıştır. Hâlâ bunlara Firavun dağları derler. Fakat yanlıştır. Bunları Tufandan evvel yapan Sevrid Köhne’dir. Tufandan sonra eski bilginler bu kitapları gözden geçirmişler ve 147 lisan öğrenip dünyaya yaymışlardır. Sonra İshak oğlu Ays’dan, Türkçe dili yayılmıştır ki, Tatar dilidir!.

Tatar kollarından üreyen milletler şunlardırEdit

Hind, Sind, Moğani, Loristanî, Multanî, Banbanî, Ateşperest Hindistan (oniki kavim), oniki lisandır. Çin kavmi, Hata, Hıten, Fağfur, Kozak, Moğol, Nogol, Türk Tatar, Özbek, Acem, [Dağıstan]’da Komuk, Kalmuk, 12 kavim, on iki dildir. Noğay, Heştük, Libka, Çağtay, Lezki, Gürcü, Mekril, Şavşad, Dadyan, Açıkbaş, Ermeni, Urum, Türkmen, Kabartay, İsrailî yani Yahudi, Mesku (Gürcüdendir). Yakubî, Karayî (bunların bir şubesi olan Frenkler de oniki kavim, oniki dildir). İspanya, Fransa, Ceneviz, Portakal (Portekiz), Venedik, Dodoşka, Sırp, Lâtin, Bulgar, Hırvat, Lotoryan, Tablan.

Acemden hasıl olan kollarEdit

Menuçehr evlâdından dördü kaçarak Eğre tarafında yerleşmişler. «Siz kimsiniz?» diye sorulunca «Men çarız», yâni «dört adamız» demişler. Bundan dolayı adları Macar kalmıştır.

Bunlar onbeş kadar kavimdir. Orta Macar, Erdel Macarı, Sigel, Saz, Hayduşak, Leh, Çeh, Korol, Tot, Karakoros

Ruslar oniki kavimdir ki bunlara İslav denir.Evlak, Boğdan, Sırca, İsveç, Felemenk, Donkarkız, Danimarka, Nemçe, İngiltere, Dış Fransa, Hırvat, Boşnak.

Ama, kabilelerin en şereflisi olan Arap kavminden Mısır kıtasından kırk kadar çeşitli renkler kavimler husule gelmiştir ki şunlardır: Mağribî, Fas, Marakeş, Afno, Mayborna, Cicelkan, Asvanî, Sudanî, Koncu, Kırmanki, Boganeski, Monci, Berberî, Nobi, Zenci, Habeşî, Kilâbî, Alevî, Dombi, Yemen Arabları, Bağdad Arabları, Mevali Arabları, Mekke Arabları ve Medine Arabları, Umman Arabları ve Badiye Arabları, hasılı bütün üçbin altmış kabiledir. Haşimîler, Kureyşli ve Ebtahî’dir. Haşim kabilesinde bu Arab ve Acemin efendisi Hazreti Muhammed dünyaya gelmiştir.

Bu yazılan kavimlerin ataları, Nuh evlâdından Ham, Sam ve Yâfes’e ulaşır. Maksat Abaza kavminin çıkışını söylemek iken mevzudan çıktık.

İnanılır rivayetlere göre Hazreti Ömer’in hilâfeti zamanında Kureyş kabilesinde Beşe adında bir Arap meliki vardı. Kudretli bir hâkim olup Irak, Bahta, Yemen ve Aden memleketlerine sahip idi (?). Bunun beş evlâdı olup, büyük oğlunun adı Cebel-ün Heme idi. İkincisinin Arap, üçüncüsünün Keysu idi. Keysu’nun da Kesr, Meval ve Tay adlı üç oğlu var idi. Nihayet babaları vefât etti. Hazreti Ömer’in emriyle aşiret beyliği büyük oğlu Cebel-ün Heme’ye verildi. Bir gün bu Cebel-ün Heme yanlışlıkla bir bedevinin gözünü çıkardı. Bedevi, Hazreti Ömer’in huzuruna gelerek şikâyet edince, kısas olarak Cebel-ün Heme’nin gözünü çıkartmak icab etti (1)…

Hemen Cebel-ün Heme korkarak, o gece bütün aşiret halkını alıp dört biraderi ile birlikte, Antakya’da Herakl krala varıp bir yer ister. O da bunlara Şam, Trablus dağlarını verip yerleştirdi. Cebel-ün Heme, kuvvetlenip Şam ve Medine taraflarını yağma etmeğe başladı. Üzerine Halid bin Velid, Mikdad bin Esved Hazretlerini gönderdi. Artık Cebel, Cebeliye’de de duramayıp gemilerle İspanya’ya kaçar (?) Avlonya dağlarına yerleşir(?) bunlar Kureyşli olduklarından, oturdukları dağlarda Kureyş dağı ve bunlara da Kureyş Arnavudu derler. Dillerini de Efrenk dilleriyle karıştırarak Arnavud dilini çıkarırlar. Arnavudlar da Araplar gibi saçlı kavimlerdir. Şiirleri, türküleri Araplar gibidir. Onun için Arnavud kavminin asıl adı Arabdandır ki Cebel-ün Heme’dir. İlbasan yakınında yatar. Ama mürted olmuştur (Müslümanlıktan ayrılmıştır) derler. Evlâdı ise sonraları iki kat mürted olmuşlardır. Avlonya ile Delvine arasındaki Dokat dağlarında otururlar. Esmer renkli, Arab lehceli, saçlı Arnavudlardır. Cebel-ün Heme’nin üzerine gelen Halid bin Velid Hazretleri, biraderi Arab’ı, Keysu’nun oğlu Mevali ve Tay’ı yakalayıp Hicaz’a götürdü. Bağdad çölünde yurd verdi. Tayy da, Tayy kabilesine malik olur. Amcası Arab, Umman diyârına malik olur.

Ama Keysu ve biraderi Lazki, Abazı kendi adamlariyle Halid bin Velid’in elinden kaçtı, Konya şehrine, oradan Kostantiniyye’ye gelirler. Fakat o aralık Emevîlerden Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye’nin İstanbul üzerine yürüyeceğini duyduklarından orada da barınamayıp gemilere binerek Karadeniz kıyısındaki, Trabzon tekfuru Yenevan’a varıp sığınacak bir yer ister. O da Lazkiye (?) Çoruh nehri kenarını verir. Laz tâifesi, bu (Lazki) den yayılır. Laz kavmini aslı Arabdır. Ortanca kardeşi Keysu’ya dağlarını verir. Bunun için Çerkesler de Kureyştendirler. Abazi’ye de bu Abaza vilâyetini verdiğinden onun da Karadeniz kenarındaki Abazalar çoğalıp oraları mâmûr ederler. Onun için Abaza kavminin ataları Kureyş kabilesindendir (?!).

Çerkesler, Abazalar, Lazlar, Arnavudlari Umman Arabları, Kis Arabları hep kardeş çocukları Kureyşlilerdir (?) (doğrusunu Allah bilir).(1) __________________________________________________________

(1) Cebele bin Eyhem olacak… Bu takdirde olayın şekli başkadır.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.